07.09.2008 Pazar 06:00
USD 1.2340     EUR 1.7590     EUR/USD 1.4294     IMKB100 39116 / -441
 
SEMAHAT ÖZDENSES ARTIK GÖNÜLLERDE YAŞAYACAK
04.07.2008 12:14
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ahmet Rasim Küçükusta Türk Musikisinin en önemli kadın bestekârlardan Semahat Özdenses’ i de dün kaybettik. Senelerce önce bestelemiş olduğu pek çok şarkısı bugün hâlâ dillerde. Akşam oldu hüzünlendim ben yine… Dün gece mehtaba dalıp hep seni andım… Her mevsim içimden gelir geçersin… bunlardan sadece birkaçı. Semahat Hanım besteciliği ile olduğu kadar yorumculuğu ile de öne çıkmış isimlerden biri idi. Besteleri dünya döndükçe çalınacak, söylenecek… sesi kulaklardan hiç silinmeyecek… o artık şarkılarıyla gönüllerde yaşayacak.

Diğer müzik türlerinde olduğu gibi klasik Türk musikisinde de kadın besteci sayısı pek azdır. Reftar Kalfa, Esma Sultan, Adile Sultan, Dilhayat Kalfa, Leyla Saz, Neveser Kökdeş, Melahat Pars, Semahat Özdenses, Faize Ergin, Gevheri Osmanoğlu, Nevzat Akay, Nezahat Soysev, Müzehher Güyer, Nihal Erkutun… ilk aklıma gelen isimler. Semahat Hanım da bu sanatkârlar içinde besteciliği ile olduğu kadar yorumculuğu ile de öne çıkmış isimlerden biri idi.

Sesini ve bestelerini radyolardan dinleyip hayran olduğum Semahat Özdenses’ i ilk defa bundan 20 yıl kadar önce udi ve bestekâr Cahit Gözkan’ ın Çiftehavuzlarda’ ki dergâhında iki haftada bir cuma günleri yapılan ve Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Selahattin İçli, İnci Çayırlı, Cinuçen Tanrıkorur, Ferit Tan, Mualla Gökçay, Fahrettin Çimenli, Niyazi Sayın, Mithat Özyılmazel, Münip Utandı, Adnan Mungan… ve daha nice bestekâr, ses ve saz üstatlarının... katıldıkları musiki toplantılarında tanımıştım.

Daha sonra bu tür toplantılarda pek çok kere onunla berber olma şerefine eriştim. Bizim evdeki musiki gecelerine de birkaç kere gelmişti. Bu gecelerde sanatçılar fasıldan sonra solo şarkılar seslendirirlerdi. Semahat Hanım da çoğu zaman kendine özgü lirik sesi ve yorumuyla Lem’ i Atlı’ nın eserlerinden okurdu.

İşte bunlar içinde bir uşşak şarkı vardı ki, hemen her toplantıda çok duygulanarak okurdu:

Neler çektim neler canân elinden

Tebâh oldum yeter hicrân elinden

Nihayetsiz melâle hicre düştüm

Figân eyler gönül her an elinden

 

Kendi sözleriyle bestekârlığı

Semahat Özdenses ilerlemiş yaşına rağmen yakın zamanlara kadar beste de yapıyordu, şarkı da söylüyordu. Besteciliği kadar yorumculuğunun da çok önemli olduğu kanaatindeyim; hele de Lem’i Atlı şarkılarında. Tertemiz… pürüzsüz… su gibi akan…lirik bir sesi vardı.

Bestelerinin bazıları halk tarafından çok sevilmiştir. Bunlar içinde en ünlüsü ayrıldığı eşine yaptığı sözlerini Ahmet Cengizoğlu’ nun yazmış olduğu uşşak şarkıdır:

Akşam oldu hüzünlendim ben yine

Hasret kaldım gözlerinin rengine

Gel mehtabım gel sevgilim gel yine

Hasret kaldım gözlerinin rengine

Güftesi Nedim Güntel’ e ait olan hüzzam şarkısı da çok sevilmiş ve pek çok sanatçı tarafından plaklara da okunmuştur:
        
Dün gece mehtaba dalıp hep seni andım

Öyle bir an geldi ki mehtap seni sandım

Sevgili rüyana mı aldın beni bir dem

Öyle bir an geldi ki mehtap seni sandım

 

Semahat Hanım’ ın benim sevdiğim eserleri içinde güftesi Mehmet Erbulan’ ın olan bir hüzzam şarkı da vardır:

Mahzun kalbim günden güne aşkınla eriyor

Ayrı geçen her lahza sonsuz elem veriyor

Ne yapsam çaresi yok, sana yalan geliyor

Ayrı geçen her lahza sonsuz elem veriyor

 

Bir röportajında bestekarlığını şu sözlerle anlatmış: ‘’Önce sözler yudum yudum içerdim. Sonra aklıma ve ruhuma sinmesini, benden olmasını beklerdim. Ses içimde oluşunca kendiliğinden dökülmeye başlardı. Hakikaten ben fazla bir şey yapmazdım. Şarkılar kendi kendilerine çiçek açardı.

         Bir şairinin kaleminden Özdenses

         Cansın Erol Semahat Özdenses için şunları yazmış:

O çocukluğumun radyosunun,güzel duygulu sesiydi.O yaşlarda bile bestelerine bayılırdım. Melahat Pars gibi nadir ve çok değerli kadın bestekarlarımızdandı, sevgili Semahat Özdenses.

Müziğin sanatın büyülü dünyası ve şansım o ve onun gibi birçok değerli, büyük sanatçıyı tanıma fırsatı verdi bana. Semahat Hocam son zamanlarda sık,sık arardı beni. Ben de onu. Dertleşir, dedikoduları anlatırdı bana. Sevgili Selahaddin İçli yi çok severdi. Selahaddin beyin amcası büyük bestekar Şerif İçli ile olan dostluklarını anlatırdı. Şimdi Maltepe Huzur evinde. Sık,sık gidiyorum ziyaretine. Hastalığına rağmen yine de hatırlıyor.
Geçen akşam, Pop Starda izledim onu.Belleğinin ona vefasızlık etmesine rağmen, şarkılarını ve o büyük alkışları duyduğu anda ki yüzünün ve gönlünün ifadesini içime doldurdum hazla. Göz yaşlarımı tutamadım. Kıpırdatamadığı ellerini o alkışlara cevap vermek için, kaldırmaya çalışıyordu.Ve çok mutlu olmuştu biliyorum.
Sanatın, müziğin büyüsü güzelliği ve gücü, ışık ışık, kalbinde tekrar uyanıyordu ve kalbinde hissediyordu eminim.
          Akşam oldu hüzünlendim ben yine… Her mevsim içimden gelir geçersin ve daha nice ölümsüz bestelerin bestekârı güzel sesi sen ve senin gibi değerli sanat abideleri eserleriniz ve sevgilerinizle sonsuza kadar yaşayacaksınız ve hep var olacaksınız. Önünüzde bütün kalbimle ve saygıyla eğiliyorum....
         Bir hatırası

Son sözü Semahat Özdenses’ e bırakalım. Rahmi Kalaycıoğlu’ unun Türk Musikisi Bestekarları Külliyatında bir hatırasını şu sözlerle anlatmış:

         ‘’ Ankara Radyosunda bir akşam üstü saat 17:30’ da yapacağım bir programım var. Refakat edecek sanatçı arkadaşlar henüz ortada yoklar. Sadece Ruşen Ferit Kam Bey var. Yayının başlamasına yarım saat var. Nihayet, bu yayını tek kemençe ile yapmak mecburiyetinde kaldık. Spiker geldi, stüdyo kapıları kapandı, kırmızı ışıklar yandı ve okunacak eserler anons edildi. Hiç unutmam, uşşak makamından b,ir gösteriş yapan kıymetli hoca Ruşen Ferit Kam Bey ile programı tamamladık. Bu heyecanı, sanat hayatım boyunca her zaman hatırlarım. Programın bitiminde beni hoca tebrik etti ve anlımdan öptü.’’

Ahmet Rasim Küçükusta Yazıları
BU YAZIYI OKUMADAN KIZINIZA RAHİM AĞZI AŞISI YAPTIRMAYIN
İlaç endüstrisinin başta gelen pazarlama taktiklerinden biri de piyasaya yeni verilen ilaç veya aşı gibi ürünlerini eşi benzeri olmayan ‘mucize tedavi yöntemi’ olarak sunmalarıdır. Bu yeni ürünün olumlu yönleri olabildiğince abartılırken yan etkileri ise görmezden gelinir, yok sayılmaya çalışılır. Bunun son zamanlardaki en iyi örneklerinden biri de iki sene önce piyasaya sürülen ve bir seneden beri ülkemizde de kullanılmaya başlanan halk arasında ‘rahim ağzı kanseri aşısı’ olarak bilinen ‘HPV aşısı’. Bu aşı da benzerleri gibi, hiçbir yan etkisi veya olumsuzluğu olmayan ve rahim ağzı kanserini tamamen ortadan kaldıran ‘mucize bir aşı’ olarak topluma sunuluyor ve her genç kızın (hatta erkek çocukların da) mutlaka bu aşıdan olmaları için büyük kampanyalar düzenleniyor. Elbette kanser gibi çok önemli bir hastalığı önleyen bir aşıya kimsenin itirazı olamaz… olmamalı da, ama gerçekte durum öyle mi değil mi, gelin bakalım. Bu yazıyı okuduktan sonra kızınıza rahim ağzı kanseri aşısı yaptırmayacağınızı tahmin ediyorum.
İŞSİZLİĞİN İYİ TARAFLARI DA VAR
İnanılır gibi değil ama, Los Angeles Times gazetesinde yer alan ‘Sorunlu bir ekonomi aslında halk sağlığına iyi mi geliyor?’ başlıklı haberde, ekonominin iyi gitmediği dönemlerde kalp krizleri ile trafik ve iş kazalarının ve bunlara bağlı ölümlerin azalabileceği ileri sürülüyor. Habere göre, kötü ekonomi sadece intiharları artırıyormuş. North Carolina Üniversitesinden ekonomi profesörü Christopher J. Ruhm tarafından gerçekleştirilen ve Amerika’ da 1979-1998 yılları arasında 20 büyük eyalette kalp krizine bağlı ölümlerin makroekonomik parametrelerle ilişkisinin incelendiği araştırmada, işsizlikte yüzde bir oranındaki azalma olduğunda kalp krizlerine bağlı ölümlerin yüzde 0.75 oranında artırdığı belirlenmiş. Bu, bir senede fazladan 3.900 kişinin ölmesi anlamına geliyor. Ölüm riski yaşlılardan çok, 20-44 yaşlarında olanlarda daha yüksek bulunmuş.
TELEVİZYON ÇOCUKLARDA ASTIMA YOL AÇIYOR
Çocukların uzun süre televizyon seyretmelerinin yol açtığı zararlar her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Nitekim, geçen gün Fransa’da televizyon ve radyo programlarını denetleyen Yüksek Görsel-İşitsel Konsey, televizyon kanallarının 3 yaşından küçük çocuklara yönelik TV şovları yayımlamasını, gelişim sürecindeki çocukları olumsuz etkilenebilecekleri gerekçesiyle yasakladı. Konsey, ebeveynleri de uyararak bebeklerini, Baby TV, BabyFirst TV gibi yurtdışından yayın yapan kanallardan uzak tutmalarını istedi. Konsey, önceki gün aldığı kararın 3 yaşından küçük çocukların televizyonun etkisinden koruma amacı taşıdığını bildirdi. Yetkililer, televizyonun üç yaşın altındaki çocukların zekâ gelişimini olumsuz etkilediğini düşünüyor. Ancak, televizyonun tek olumsuz etkisi çocukların ruh ve sinir sağlıklarını üzerine değil.
KAYSERİ FASLI
Bugün köşemde babam diş hekimi Turhan Nesimi Küçükusta’ nın Kayseri’ lilerin kullandıkları kelimelerle yazdığı, Kayseri’ yi… Kayseri’ liliği… Kayseri’ lilerin geleneklerini… göreneklerini… anlattığı KAYSERİ FASLI isimli şiirini sunuyorum. Bu şiirin Kayseri’ lilerin çok hoşuna gideceğine hiç şüphem yok. Şiirin sonunda yabancılar için ve Kayserilice’ ye tam vakıf olamayanlar için bir de sözlük var. Babamın şiirlerini topladığımız içinde Kayseri Faslı’ nın da yer aldığı ERCİYESTEN ESİNTİLER isimli kitap Kayseri İli Yardım Derneği’nden de www.kayder.org.tr’ den ücretsiz olarak temin edilebilir.
KAYSERİ FASLI
Bugün köşemde babam diş hekimi Turhan Nesimi Küçükusta’ nın Kayseri’ lilerin kullandıkları kelimelerle yazdığı, Kayseri’ yi… Kayseri’ liliği… Kayseri’ lilerin geleneklerini… göreneklerini… anlattığı KAYSERİ FASLI isimli şiirini sunuyorum. Bu şiirin Kayseri’ lilerin çok hoşuna gideceğine hiç şüphem yok. Şiirin sonunda yabancılar için ve Kayserilice’ ye tam vakıf olamayanlar için bir de sözlük var. Babamın şiirlerini topladığımız içinde Kayseri Faslı’ nın da yer aldığı ERCİYESTEN ESİNTİLER isimli kitap Kayseri İli Yardım Derneği’nden de www.kayder.org.tr’ den ücretsiz olarak temin edilebilir.
MEDYA DANALARI VE BUZAĞILARI NEDEN ÇİNDE YOK
Hatırlarsanız, bundan iki ay kadar önce İsviçre ve Avusturya’ da yapılan Avrupa Futbol Şampiyonası’ na sponsor şirketler tarafından götürülmeyen gazeteci… televizyoncu kalmamıştı. Genel yayın yönetmenlerinden… magazincilere, köşe yazarlarından… yazı işleri müdürlerine, baş yazarlarından… yayın koordinatörlerine… tümü de ceplerinden bir kuruş çıkmadan yiyip içip gezip tozmuşlardı. Okuyuculara da onların ‘şımarıklıklarını’ dinlemek kalmıştı.
KOLESTEROL YÜKSEKLĞİ DEĞİL, KAFAYI KOLETEROLE TAKMAK TEHLİKELİ
‘Hastaların değil laboratuar sonuçlarının tedavi edilmesi’ modern tıbbın son senelerdeki en büyük icatlarından biri; belki de birincisi. Bunun en tipik ve güncel örneklerinin başında da ‘kolesterol yüksekliği’ geliyor. Kolesterol yüksekliği tek başına bir hastalık değil; gelecekte kalp krizi ve inme ihtimallerini artıran pek çok risk faktöründen birisi. Ama insanların beyni öylesine yıkanmış ki… belli bir yaşın üzerinde olup da ‘Bir hastalığınız var mı?’ diye sorduğunuz kişilerden en çok alacağınız cevap ‘Evet, bende kolesterol var. Kolesterol düşürücü ilaç kullanıyorum’ oluyor.
KOLESTEROL YÜKSEKLĞİ DEĞİL, KAFAYI KOLETEROLE TAKMAK TEHLİKELİ
‘Hastaların değil laboratuar sonuçlarının tedavi edilmesi’ modern tıbbın son senelerdeki en büyük icatlarından biri; belki de birincisi. Bunun en tipik ve güncel örneklerinin başında da ‘kolesterol yüksekliği’ geliyor. Kolesterol yüksekliği tek başına bir hastalık değil; gelecekte kalp krizi ve inme ihtimallerini artıran pek çok risk faktöründen birisi. Ama insanların beyni öylesine yıkanmış ki… belli bir yaşın üzerinde olup da ‘Bir hastalığınız var mı?’ diye sorduğunuz kişilerden en çok alacağınız cevap ‘Evet, bende kolesterol var. Kolesterol düşürücü ilaç kullanıyorum’ oluyor.
SAHTE DOKTOR GERÇEK DOKTORA KARŞI
Aylardan beri, her defa yazımı yazmak için bilgisayarın karşısına ‘Bu sefer ciddi, okkalı bir yazı döktüreyim’ diye geçiyorum. ‘Şöyle çaktırmadan memleketin en iyi akciğer hastalıkları uzmanının ben olduğumu okuyucunun zihnine nakşedeyim’ diye niyetleniyorum. Çünkü, buna şiddetle ihtiyacım var. Birincisi, artık fakülteden emekli oldum; artık eskisi gibi ‘bıçak parası’ da ‘yatış parası’ da almam mümkün olmayacak. İkincisi, halkımız emekli profesörü bir çeşit ‘çürüğe çıkmış asker’ gibi görüyor; adam yerine koymuyor. Haklı olarak ‘Bir işe yarasa emekli etmezlerdi… diye düşünüyor. Aslında fazla söze de gerek yok, emeklilerin durumu ortada. Hâlimize şükredelim.
SAHTE DOKTOR GERÇEK DOKTORA KARŞI
Aylardan beri, her defa yazımı yazmak için bilgisayarın karşısına ‘Bu sefer ciddi, okkalı bir yazı döktüreyim’ diye geçiyorum. ‘Şöyle çaktırmadan memleketin en iyi akciğer hastalıkları uzmanının ben olduğumu okuyucunun zihnine nakşedeyim’ diye niyetleniyorum. Çünkü, buna şiddetle ihtiyacım var. Birincisi, artık fakülteden emekli oldum; artık eskisi gibi ‘bıçak parası’ da ‘yatış parası’ da almam mümkün olmayacak. İkincisi, halkımız emekli profesörü bir çeşit ‘çürüğe çıkmış asker’ gibi görüyor; adam yerine koymuyor. Haklı olarak ‘Bir işe yarasa emekli etmezlerdi… diye düşünüyor. Aslında fazla söze de gerek yok, emeklilerin durumu ortada. Hâlimize şükredelim.
BÖYLE SAĞLIK SİSTEMİ NEREDE VAR
Bir memleket düşünün ki… ‘tıbbi yanlışlar’ her sene 100 bine yakın insanın ölümlerine yol açsın. Bir memleket düşünün ki… her sene bir milyon 700 bin insanda ‘hastane enfeksiyonu’ ortaya çıksın ve bunların da 90 bine yakını bu yüzden ölsünler. Bunun için 11 milyar dolar harcanmış olsun. Bir memleket düşünün ki… ‘ilaç tedavisindeki yanlışlardan’ her sene 1 milyon 500 bin kişi etkilensin ve bunların 7 bini de bu sebeple hayatını kaybetsin. Bunun için 3 milyar 500 bin dolar harcanmış olsun. Bir memleket düşünün ki… her sene 2 bin 600 kişi ‘yanlış ameliyat kurbanı’ olsun. Bir memleket düşünün ki… vatandaşlarının neredeyse tamamına yakını sağlık hizmetlerinden şikayetçi olsunlar ve bunların yüzde 80’ den fazlası sağlık sisteminin revizyonunu, hatta temelden yeniden yapılanması gerektiğini savunsunlar.