HaberX'de ara
ARŞİV
7.5.2009 05:51:25
USD 1.5310    EUR 2.1450    EUR/USD 1.4009    IMKB100 36798 / %-0,65
 
BÖYLESİNE KAMPLAŞMA AKLA DA, HUKUKA DA, DEMOKRASİYE DE ZARAR VERİR.
06.07.2008 14:39
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Barlas Meğer ne çok savcı olmaya hevesli insan varmış Türkiye’de... Hukuk da adalet de böylesine ayağa düşmemiştir herhalde.Veya siyasi kamplaşmanın insafsızcasına hukuku esir aldığı böyle bir dönem, ancak askeri müdahale rejimlerinde yaşanmıştır.

Meğer ne çok savcı olmaya hevesli insan varmış Türkiye’de...

Partiler kapatılmak istenilirken, ne kadar çok insan "Kapatmak yetmez" diyerek, siyasi yasaklanmaların da gerektiğini söyledi.

Veya henüz iddianamesi Yazılmamış Ergenekon Dosyası’na ilişkin olarak gözaltılar yapılırken, ne kadar çok insan "Keşke bunların hepsi tutuklansa da" diyerek bekledi.

Hukuk da adalet de böylesine ayağa düşmemiştir herhalde.

Veya siyasi kamplaşmanın  insafsızcasına hukuku esir aldığı böyle bir dönem, ancak askeri müdahale rejimlerinde yaşanmıştır.

Oysa Zaman’da Nuriye Akman’ın söyleşi yaptığı gerçek bir savcı (Emekli Cumhuriyet Savcısı Mete Göktürk) bizim sokak savcılarından ne kadar farklı yaklaşıyordu gelişmelere.

Bazı soruları ve cevapları hatırlatalım:

Son büyük gözaltıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

İddianame açıklanmadı. Kimlerin neyle suçlandığını bilmiyoruz. Demokrasi 1960’tan başlayarak pek çok kez kesintiye uğradı. Darbeler, darbe girişimleri, cuntalar, çeteler gibi halkın iradesine karşı resmen baltalama hareketleri yapıldı. Ve bunlar Türk demokrasisinin gelişmesinde büyük engeller oluşturdu. Demokrasimizin geleceği, çocuklarımızın daha özgür insanlar olarak yetişmesi açısından bu tür girişimlerin artık önüne geçilmesi gerekiyor. Bugüne kadar bunlarla yüzleşilemedi. Bu önemli bir dava. Küçük ayrıntılar yüzünden eleştirmek, kınamak yerine buna vatandaş olarak, insan olarak, bu ülkeyi seven demokratlar olarak sahip çıkmamız gerekir. Bu davayı AKP’nin kapatma davasıyla ilişkilendirmenin çok yanlış olduğu düşüncesindeyim. Rövanş diye asla düşünmemek gerekir. Bu, davayı küçümsemek, onu reddetmek anlamına gelir.

Bundan evvel gerek Susurluk’ta olsun, gerek Şemdinli’de olsun suçüstü yapılmasına, elde kanıtlar olmasına rağmen kamuoyunda ’adalet yerini buldu’ duygusu oluşmadı. Bir şekilde ya beraat ettiler, ya zaman aşımına uğradılar, ya savcı görevden alındı vs. Ya şimdi de dağ fare doğurursa?

Önyargılarla böyle bir soruşturmayı suçlamanın çok yersiz olduğunu, ilk aşamada mutlaka savcılara ve yargıya destek çıkmamız gerektiğini söylüyorum. Fakat yine otuz sene bu işin içinden gelmiş birisi olarak da bu kuşkuyu taşıyorum. Evet dağ fare doğurabilir. Mesela bugün gözaltına alınan pek çok insanın çete ile veya darbe ile doğrudan ilişkilendirilmesinin çok zor kişiler olduğunu görüyorum. Gazeteciler var aralarında. İşadamları var. Bunların doğrudan doğruya darbe girişimleri, çete örgütlenmeleri içerisinde olmayabileceğini, bunların sadece muhalif tavırlarından dolayı böyle oluşumların içerisine zoraki sokulmuş olabilecekleri kuşkularını taşıyorum. Böyle olduğu ortaya çıkarsa bu bir hukuk ayıbı olarak tarihimizdeki yerini alacaktır.

Sabahın erken saatinde alınmaları şart mıydı?

İnsanlar işine gitmeden, evden uzaklaşma ihtimali olmadan hepsini birden gözaltına almak için polisiye bir önlemdir. Bu konuda daha hassas davranılabilirdi. Bizim polisimizin de alışkanlıkları vardır. Mümkün olduğu kadar haşin davranıp görevini daha iyi yaptığını düşünebilir. Mesela kelepçe takılmayabilir. Hatta haklarında çok zayıf delilleri olan insanlar gözaltına da alınmayabilir. Bunlar, bu gereği yerine getirenlerin kişilikleriyle, olgunluklarıyla ilişkili şeyler. Bu konuda açıkça ihlaller yapılmadığı sürece böyle kapsamlı bir soruşturmada bunları mesele yapmamak gerekir.

 

Mehmet Barlas Yazıları
ŞİMDİ REJİM KRİZİNİN DEĞİL SELÜLİT KRİZİNİN MEVSİMİDİR
Sürekli şeriat tehlikesini vurgulayan veya derin devlete oynayan demokrasi karşıtı medyanın artık temel uğraşı Bodrum ve Çeşme plajlarındaki ünlü hanımların selülitlerini teşhir etmek olacaktır. Yaz mevsimi bitene kadar bunlar için "Rejim" denilince zayıflama rejimi akla gelecektir.
ARTIK GÜNDEMDE SEÇİM DEĞİL EKONOMİDE YARALARI SARMAK VAR...
Demokrasi toplumların gerilmesi için değil, uzlaşılıp sorunlara çözüm üretilmesi için vardır. Bir toplumun ezelden ebede hep seçim kampanyası ortamında yaşatılarak kamplaşması, beraberinde çözümsüzlükleri de getirir.
29 MART YEREL SEÇİMİ BİR GENEL SEÇİM DEĞİLDİR.
Bu yerel seçimlerde AK Parti’nin oy oranı ne olursa olsun, Erdoğan Başbakan olarak kalacak ve iktidar değişmeyecektir. Ayrıca iktidardaki 7’inci yılnı yaşayan bu partinin yıpranmamış olması mümkün değildir. Yani oyu düşerse bu olağan kabul edilmelidir. Bu yerel seçimde asıl sınav geçirecekler muhalefet partileri ve özellikle CHP olacaktır.
HUKUKSUZLUĞUN TASFİYESİ KAMPLAŞMAYA DEĞİL BİRLEŞMEYE SEBEP OLMALIDIR
Ergenekon Davası sonuçlandığında Türkiye’de devlet daha şeffaf, daha aydınlıuk olacak. Ancak bu büyük davayı sağlıklı ve adil biçimde sonuca bağlamak konusunda, savcılara da, yargıçlara da büyük sorumluluklar düşüyor... Bu nedenle hem iddianamelerin hukuk tekniğine uygun olması ve hem de iddianamelerin geciktirilmemesi gerekiyor.
BUNDAN SONRA EN ÖNEMLİ İCRAAT TOPLUMA GÜVEN DUYGUSU AŞILAMAK OLMALIDIR
Gerek bölücü terör eylemleri ile gündeme gelen güvenlik sorunları, gerekse global ekonomik kargaşa, toplumda var olan güven duygusunu sarsmaktadır. Böyle dönemlerde demokratik rejimlerin yöneticileri toplumun moralini ve geleceğe dönük ümitleri, kavgasız ve gerginlikten uzak ortamlarda yükseltebilirler. Bu açıdan iktidar sözcülerinin çeşitli konularda polemiklere taraf olmak yerine, çözüm önerilerini ve daha da önemlisi çözümlerini kamuoyu ile paylaşmaları gerekir.
ERDOĞAN-DOĞAN KAVGASI BİR NOKTADA DURMALIDIR.
Ekonomideki global zorlukları enerji zengini Rusya’yı bile sarsıyor. Ergenekon ve Deniz Feneri gibi adli dosyalar salim ve güvenilir bir ortam içinde kamu vicdanının kabul edeceği zemine taşınmak zorunda. AB üyeliğine dönük reformların ve Kıbrıs’ta çözümün de bir “Kriz Yönetimi” çerçevesinde ele alınmaları şart.
MEDYA KAVGALARINDA KAZANAN YOKTUR... İKİ TARAF DA YIPRANIR...
Bu kavgaları izleyenler hiçbir zaman "Acaba kim kazanacak" sorusuna cevap aramazlar. Genel yaklaşım, "Birbirlerini yesinler, biz de izleyelim" şeklindedir. Çünkü kavga edenlerin gazeteleri ve televizyonları, çeşitli vesilelerle hemen her kesimden insanı teşhir etmiş, özel hayatına girmiş ya da işini batağa sürüklemişlerdir.
ANAYASA MAHKEMESİ HEM KENDİNE HEM DE TÜRKİYE’YE GÜVEN DUYGUSUNU TAZELEDİ.
Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti’yi kapatmama kararı ile, artık yarına dönük yaşama imkanını yeniden elde edebilir.Demokraside seçmenlerin ve milletvekillerinin iradelerine saygının varlığını vurgulayan bu karar, siyasi hukuka da nefes aldırmıştır.
ERGENEKON’A İLİŞKİN BAZI SUÇLAMALAR ASLINDA SUÇ DEĞİL Kİ...
48’i tutuklu 38’i tutuksuz 86 şüpheli hakkındaki suçlamalar arasında "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve devletini ortadan kaldırmak veya görev yapmasını engellemeye teşebbüs etmek " ve "Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik " de var. Aslında "hükümetin görev yapmasını engellemek" veya "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek" için örgüt kurmaya ne kadar gerek var bilemiyoruz.
GEÇMİŞİ DEĞİŞTİREMEYİZ AMA GELECEĞE YÖN VERMEK ELİMİZDEDİR...
Kemikleşmiş kamplaşmalarımızı, önyargılara dayalı uzlaşmasızlıklarımızı, kendimiz gibi olmayanları "Ötekiler" olarak görmeye dayalı alışkanlıklarımızı ve her çeşit yobazlıklarımızı yok sayamayız. Bunları yaşadık ve bunlarla birlikte yıllarımızı ziyan ettik.
BÖYLESİNE KAMPLAŞMA AKLA DA, HUKUKA DA, DEMOKRASİYE DE ZARAR VERİR.
Meğer ne çok savcı olmaya hevesli insan varmış Türkiye’de... Hukuk da adalet de böylesine ayağa düşmemiştir herhalde.Veya siyasi kamplaşmanın insafsızcasına hukuku esir aldığı böyle bir dönem, ancak askeri müdahale rejimlerinde yaşanmıştır.