VİYANA, 23/08(BYE)--- Tirajı günde 26 bin olan ve devlet tarafından çıkarılan Wiener Zeitung'un 21 Ağustos 2010 tarihli sayısında, Martyna Czarnowska'nın Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Kadri Ecvet Tezcan ile yaptığı ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan mülakatın çevirisi şöyledir:
--Türkiye Büyükelçisi Kadri Ecvet Tezcan, İş Birliğini ve Entegrasyonu Savunuyor--
CZARNOWSKA: Avusturya'nın göçmenlere ihtiyacı var bunu artık bazı politikacılar da kabul ediyor. Pek çok insan ise on binlerce yeni göçmenden korkuyor. Siz bu tür korkuları nasıl giderirdiniz?
TEZCAN: Bu, Avrupa genelinde yapılan bir tartışma ve bütün Avrupa'nın göçmenlere ihtiyacı var. Fakat büyüyen ekonomisiyle Türkiye'nin de iyi eğitilmiş işçilere ihtiyacı var. Biz, en iyi oyuncularını başka ülkelere satan bir futbol kulübü değiliz ki. Avusturya'ya şunu söyleyebilirim: Burada olan göçmenlere sahip çıkın, onlara daha iyi davranın, daha iyi eğitim verin. O zaman yüzbinlerce yeni göçmene ihtiyacınız olmaz.
CZARNOWSKA: Bu tartışmada entegrasyon önemli bir parola. Vatandaşlarınıza karşı duyulan şüphe sizi kızdırıyor mu?
TEZCAN: Avusturya kanunlarına ve toplumuna ayak uyduramayan göçmenlerden söz ediyoruz. Fakat bu tartışma bir yanlış anlamadır, üstelik de çarpıtılmış bir yanlış anlamadır. Avusturya'ya göçen Türklerin yarısı Avusturya vatandaşı. Bu onların entegre olmadığı anlamına mı geliyor?
CZARNOWSKA: Peki o zaman neden paralel toplumlardan söz ediliyor?
TEZCAN: Entegrasyon kelimesinin tanımının net olmamasından. Benim için entegrasyon, yaşadığın ülkenin dili öğrenmek ve yasalarına uymak anlamına geliyor. Kendi dininden veya giyim tarzından vazgeçmek, yahut ana dilini öğrenme hakkından feragat etmek anlamına gelmiyor. Farklılıklar bir toplumun kültürel yaşantısına katkıda bulunuyor.
CZARNOWSKA: Yani başta Avusturya politikasının kusurları mı söz konusu?
TEZCAN: Avusturya'da entegrasyona ilişkin çaba gösteren pek çok kurum var. Fakat bu kurumların arasında bir koordinasyon yok. Entegrasyona yönelik ortak bir politika yok. Aslında hiç kimse entegrasyonun nasıl sağlanması gerektiğini bilmiyor. Bu belki 15 sene öncesine kadar bir sorun teşkil etmiyordu, Türkiye için de öyle. Biz insanların gitmesine izin verdik ve aynı Avusturya gibi geri geleceklerini düşündük. Fakat onlar ailelerini de yanlarına aldı, çocuk sahibi oldu ve o çocuklar şimdi üçüncü nesli oluşturuyor.
CZARNOWSKA: Pek çok Avusturyalı, üçüncü neslin birçoğunun iyi Almanca bilmemesinden şikayetçi.
TEZCAN: Ana dillerini öğrenmelerine de izin verilmiyor. Örneğin Türkiye'den Avusturya'ya öğretmen getirtemiyoruz, üniversitelerde Türkçe öğretmen yetiştirilmiyor. Oysa ki sosyologlar, ana dili iyi bilmeden başka bir dili öğrenmenin zor olduğunu kanıtladı.
CZARNOWSKA: Yani Avusturya'daki Türklerin önce Türkçe, ondan sonra Almanca öğrenmesi gerektiği kanaatinde misiniz?
TEZCAN: Hayır. Mesele, isterlerse Türkçe öğrenme fırsatına sahip olmaları gerektiği. Pek çok Türk ailesi çocuklarının hem Türkçe, hem Almanca'yı iyi bildiğini düşünüyor. Oysa bazı durumlarda her iki dili de pek iyi konuşamıyorlar ve çok sınırlı bir kelime hazinesine sahipler. Bizler Avusturyalı ve Türk taraflar olarak daha iyi eğitim ve entegrasyon için ortaklaşa bir çözüm bulmalıyız.
CZARNOWSKA: Avusturyalıların bu konuya ilgisi az mı?
TEZCAN: Kültür örneğini ele alalım: Avusturya kültürünü heyecan verici buluyorum. Fakat Avusturya kültürü yegâne değil. Mozart'ı, operayı ve Salzburg Festivali'ni seviyorum. Ama siz dünyanın yalnızca kendi etrafınızda döndüğünü sanıyorsunuz. Hâlbuki öyle değil. Diğer kültürlere de saygı duymaya başlamalısınız. Çeşitli halk gruplarının birlikte yaşamasının anahtarı ancak o halk grupları arasında iş birliğiyle bulunabilir.
CZARNOWSKA: Bu Sizin kendi ülkeniz için de geçerli değil mi? Türkiye de, Kürtçe'yi öğrenmesine izin verilmeyen Kürtlerin entegrasyonunu zorlaştırmıyor mu?
TEZCAN: Biz en azından rotamızı düzelttik. Şimdi Kürtçe televizyon ve Kürtçe kursları var. Fakat resmî dil Türkçe'dir.
CZARNOWSKA: Yine de AB, Türkiye'nin azınlıklara daha fazla hak tanımasını talep ediyor.
TEZCAN: Evet, biz AB üye adayı bir ülkeyiz ve yapılacak birkaç ödevimiz daha var. Oysa siz AB'nin içindesiniz. Bize ne yapacağımızı söylüyorsunuz ama kendiniz yapmıyorsunuz. Siz bizim için bir örnek olmalısınız; mesela güçlü demokrasi, entegrasyon, insan hakları gibi konularda. Ama bu her zaman böyle olmuyor.