Yaftalamayana aşk olsun...
Sokağımızda yalnız yaşayan orta yaşlı bir kadın vardı; hemen her gece, eve erken girenlere göre geç gelirdi, bir oda bir salon fakirhanesine...
Durur mu bizim natürel çalışan mahalle ressamları; dillerinde söz boyalarıyla kara çizikler atmaya başladılar kadının ismine, bedenine, ruhuna; geç gelme akıl yürütmeleriyle...
Görünmez tuvallerin bini bir para; Var bunda bir şey!.. Ne iş yaptığı belli değil şekerim!.. Vallahi günahı kendi boynuna ama!.. Yollu bu yollu!..
Öyle utandım ki, bir vesile kulağıma gelince önce, bizzat şahit olunca sonra...
Böyle bir gündü yine bastım kalayı cümlesine tükürükler saçarak koca ağzımdan kendi icadım küfürlerle; onca yıl terbiye de kusur etmemişken oysa, ne büyüğüme ne küçüğüme...
Ertesi gün duydum ki; İşte gerçek yüzü!.. Neler demiş duydunuz mu!.. Maskesi düştü, terbiyesizin!.. Adam değilmiş, edilir mi o sözler!..
Alışmaya başlamıştım zaten yaftalanmaya, çok önemsemedim...
Çocukluktan; ekmek böldüğüm, domates yardığım, peynir parmakladığım bir arkadaşım, çalıştı, çabaladı, uğraştı, didindi önemli bir vazifeye geldi hakkıyla; ben biliyorum yıllarca halini...
Üç gün sonra tam üç gün sonra duydum ki; ‘götürür şimdi şirketi hem de hamuduyla’ diye söylenceler başlamış ortak arkadaşlarımız arasında...
Ne bildiniz üç kağıtçı olduğunu da, hırsız ettiniz mübarek adamı; iyi kötü bilirsiniz hem de hayatının bir bölümünü...
Viran olaydım keşke...
Ardından dikildim karşılarına bir akşamüstü ve dedim ki; Höööst Ulaaan!..
Ertesi öğlen hemen geldi kulağıma; Allah’ın salağı herkesi kendi gibi sanıyor, bir de dayılanıyor deyyus!.. Ben sorardım ona ama hadi neyse!.. Meğer dostumuz değilmiş bizim!..
Gittikçe alışıyordum zaten yaftalanmaya, durmadım üzerinde fazla...
Gece geç saatlerde eve döndüm, stresliydim biraz, azıcık da huzursuz...
Altı aylık sevgilim yanıp tutuşuyormuş, yatağa girince ayaklarıma, narin ayacıklarını bağlamasından anladım...
Peşin peşin söyledim; iyi değilim, mutsuzum, tatsızım, bu gece yok yüzüne meramım...
Sabahına inanamadım!..
Bir arkadaşıyla telefonda konuşuyor, beni uykuda sanıp; vallahi bizimkinde dün gece tık olmadı, şüpheleniyorum kız, bildiğin gibi değil!..
Gittiğimi kapıyı hızla çarptığımda anladı...
Her gün daha çok alışıyordum yaftalanmaya birçok cepheden, dönüp bakmadım bile arkama...
Cuma olmayan bir vakit, vakti gelen namaza, ezan sesiyle davet edilince kırmadım, kıramadım tuttum yolunu mescidin...
İkindiydi herhalde, akşama varmadan adım yobaza çıkmış, yatsıda duydum...
İki gün sonra bir dostumun doğum günü vardı, davete icabet ruhumun nezaketindendi, kalktım gittim elimde mütevazı hediyemle...
Kulübe girerken görenler olmuş, münafıklığı yakıştırmışlar turuncu gömleğim üzerine...
Canınız sağolsun, varolun...
Kürsüye çıkardılar beni, anlatmam için olan biteni...
Başladım beşer, şaşar hafızamı çalıştırmaya ve bir silsile dahilinde anlattım her şeyi tüm çıplaklığıyla...
Beğenmediler!... Ne gafletim kaldı, ne dalaletim, ne zındıklığım!.. Bu onlardan dediler...
Beğenmemelerini hazmederdim de; bilmediklerini beğenmeyip, bir de ayıranları hiç sevemedim...
Oysa sadece, ‘türban yahut başörtüsü takana mürteci demeyin; mürtecilik sandığınız gibi bir bez parçası tanımı değildir’, demiştim... Sonra salıverdiler beni çayıra, hadi seni Mevlan kayıra diye...
Kuran da böyle demiyor dedim başka bir gün ihvan kardeşlere bir mesele hakkında; kafir olmuşum eşikten dışarı adımımı atmadan...
Bazen bizden oldu namım, bazen onlardan ama çoğu zaman döneklik yazısı göründü yüzümde soldan sağa, sağdan sola...
Canları sağolsun, ömürleri bereketli olsun!..
Üstelik ne ki daha bunlar!..
Patronuma, ‘akıllıca bir işti tebrik ederim’ dedim, yalaka oldum...
Samimiyetimden, sıcaklığımdan, ağabeyciğim diye seslendim, ‘şey yalayıcı’ demişler...
...
Oysa ben yalnız, hayatı hak ederek yaşamaya çalışıyordum; okuyarak, anlayarak, düşünerek, ezbersiz hatta çoğu ezber bozarcasına, öz, saf, gerçek, adil...
Herkese içimden geldiği gibi; bendeki onların, haklarını dağıtıyordum, davranışlarım ve sözlerimle...
Zinhar yaftalamadan kimseyi, hiçbir şeyi...
Lakin; ben böyle davrandıkça, herkeste ekstra bir çaba, adımın önüne türlü sıfatlar için...
Ne yürek varmış bende be!..
Varsın canları sağolsun artık alıştım bunlara...
Sövene dilsiz, vurana elsizim, bir derviş misali...
Ama kimseye göre değilim; kendimden, gerçeklerden, adaletten, haktan gayri...