Yağmur...
Yağmurda ıslanmayı sevene bakan gözlerin hissetmesi gerekenler, ‘deliye baksana’ dan çok farklı olmalı...
Başı şapkasız saçlarını yağmura peşkeş çekenin, incinmeyen kalbinin işaretidir, o aheste adımlar; onca inceliğine, kırılganlığına, kırılmışlığına rağmen...
Her şeyi bütün acısıyla yutmayı yeğleyen, mütemadiyen incitmeyen sözlerin ifadesidir; dudaklarını öpen damlalara aşık tutumu, kusmuk kusmuk gelse de söyleyecekleri...
Kendi günahlarına başkalarını ortak etmeyen büyük bir cesaretin görüntüsüdür, saf suların kucağında...
Bütün insanlığına rağmen ve yine de insanlığına binaen, dolmuş, taşmış vicdan defterinin temizlik anlarıdır, yavaş yavaş, ıpıslak oluncaya kadar...
Gerçek hislerin çiçeklendiği, nefes aldığı, en katışıksız, arı duyguların filizlendiği yürümelerdir, o durup durup kafayı yukarı, yağmura çevirmeler...
Damla sesleriyle kendinden geçmeler, kimseye sezdirmeden, herkese, her şeye isyan çıkışlarındaki haykırmaları bastırmaktır aslında...
Ve hayatın içindeki kaçışlarını unutmaktır, belki o kaçışların mecburiyetini anlatmaktır kaçmayarak yağmurdan...
Korkularını gölgelemektir. Binlerce damlayla boğuşurken korkmadığını ispatlamaktır...
Ruhunun maskesini silip, kısa bir zaman için bile olsa gerçek yüzünü görmek için büyük bir çabadır belki...
Ve belki, yüzü ve ruhunun maskesizliğini kanıtlamaktır bakana edene...
İhlas zamanıdır...
İhlas’ın adının delilik olmadığını fısıldamaktır.
Yağmur; yararak içinden geçenler için kendini anlama, anlatma, içinden geçenleri seyredenler için anlama, düşünme fırsatıdır.
Yağmurda ıslanmayı sevene bakan gözlerin hissetmesi gerekenler, ‘deliye baksana’ dan çok farklı olmalı...
Yoksa hayatınızda olduğunu düşündüğünüz eksiklikleri asla tamamlayamazsınız...