Zaman zaman kendimi bir ressam gibi hissederim.
Elime fırçayı ve tuvali alır başlarım çizmeye.
Çizdiğin yalnızlığımdan başka bir şey değildir. Çünkü ressam kimliğimle çizmeyi becerebildiğim tek resim yalnızlığımın resmidir. Hepte tek çalışırdım yani çizerken de yalnızdım.
Ne anne, ne baba, ne eş, ne de bir arkadaş istemedim yanımda bazen istesem de yoktu zaten. Yoklukta yalnızdı kendi içinde. İstemiş olsaydım herhalde ressam olamazdım.
Çok düşkünü olduğum özgürlüğümü aradım her bir fırça darbesinde. Zira kendime gitmeye, kendime varmaya, hatta kendimi aşmaya çalıştım çoğu kez.
Ulaştım da kendi ben’ime her zaman olmasa da.
Bulamadığımda da kendimi hep Hz. Âdem gibi düşündüm ferahlattım yalnızlığımı. Küçük bir şeker verdim eline sustu… Zaten çok da konuşmayı sevmezdi.
Anne rahmini düşündüm. Oraya düşen düştüğü andan dünyaya gelince kadar hep yalnızdır diye geçti beynimin kılcallarından. Kör bir ışıkta olsa ışıktı yani bir sıfırdan iyidir dedim… Geçtim…
Ama bazen bunların hepsiydi kifayetsiz gelende. Hepsi olunca çaresizlikte başlıyordu kendiliğinden.
Hz. Yusuf gibi kuyuda hissettim kendimi o zaman dilimlerinde. Züleyha koydum yalnızlığımın adını. Anlayan anladı sadece.
Sadece gecenin bir yarısında sessiz bir ortamda değil, kalabalıklar içinde de aynı hisleri doldurunca yüreğime korkmaya başladım hem de ilk defa. Farkında olarak ya da olmadan dost olmak yalnızlıkla korkuttu beni.
Öylesine büyüdü ki korkularım öldürmek geçti içimden yalnızlığımı ancak katili olup gene yalnız kalmaktan ürktüm. Ve kaçtım hemen oradan başka bir karanlık sahraya…
ikara-01@hotmail.com