Lüksemburg'da yayımlanan Tageblatt gazetesinin 1 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Bertrand Slezak imzasıyla yer alan yorumun çevirisi şöyledir:
Yarım asırdan fazla bir süre geçmesine rağmen hemen hemen hiçbir ilerleme olmadı. Sembolik aşamadan geçe geçe, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği meselesinin modasının geçip geçmediği sorusu soruluyor. AB önceki gün, aday ülkelerin yasalarını Avrupa normlarına uyarlama amacı taşıyan bu uzun süreçte yeni bir başlık açtı. Bu, 2004'ten beri ve müzakerelerin başlangıcından bu yana 35 başlıktan 13'üncüsü. Şimdilik sadece tek biri kapandı. Güvensizlik denizinde bir damla su. Önemsiz bir adım.
Uluslararası ilişkiler alanındaki tüm uzmanlar şunda birleşiyorlar: Türkiye, dünyada stratejik bir yere sahip. Dünya siyasetinin satranç tahtasında gittikçe artan bir ağırlığı var, hiç şüphesiz artık onsuz hiçbir şey yapılamaz. Şayet o günün hâlâ gelmediği düşünülüyorsa.
Türkiye, gittikçe daha fazla önüne geçilemez hissedilen ve her saniye onu biraz daha batı dünyasından uzaklaştıran, doğuya yaklaştıran bir viraja girdi. Burada endişe verici hiçbir şey yok, ancak bu jeostratejik yer değiştirme, dünya dengesinin idamesinde ve güç paylaşımında sorun doğurmaktadır.
Artık şaşırtmayan işaretler var. İnsani yardım filosuna İsrail saldırısının, bundan böyle Batılılar ile geri dönülemez bir kesinti noktasını gösterdiği düşünülebilir. Ankara özellikle, büyükelçisini çağırarak İsrail'e sırtını döndü. Bu mantıktan hareketle, daha sonra Türkiye'nin BM'de İran'a yönelik yeni yaptırımları reddetmesi geldi.
Amerikalılar rüzgârın tersine döndüğünü hissettiler. G-20 çerçevesinde geçen hafta bazı kaynaklar, Amerikan Başkanı Obama ile Türkiye Başbakanı Erdoğan arasında soğuk bir görüşme olduğundan söz ettiler. Bugün ABD, Türkiye'nin entegrasyonu konusunda AB'ye baskı yapmakta tereddüt etmiyor. Avrupalı bir Türkiye kesinlikle, dünyanın en fazla kaynayan bölgesini pasif hâle getirmek için daha etkin bir şekilde hareket etmede Batılılar için mükemmel bir fırsat olacaktır. Aynı zamanda bu, ülkeyi Amerikan-Avrupa kucağına taşımanın da fırsatı olacaktır. Türkiye'nin Irak, Suriye ya da İran'ın komşusu olduğunu hatırlatmaya gerek var mı?
Tarihin bu dönemecinde birçok ülke, bilhassa İtalya ve İspanya daha fazla ısrarla Türk davasından yanalar. Lüksemburg tarafından izlenen bir yönelim. Ancak Fransa ve Almanya ayak diriyor. Genişlemede yavaşlamayı tercih eden Paris ve Berlin'e gelince, bu çekinceler, konjonktürel, aynı zamanda da şüphesiz kültürel ve dinî biçimde açıklanıyor. Avrupa'da Müslüman bir ülke: Fikir herkesin hoşuna gitmiyor. 51 yıl sonra bu muhafazakârlığın yeniden ortaya çıkışı şaşırtmıyor. Bir süreden beri AB, tarihinin müzakere ettiği tüm önemli virajlarını elinden kaçırma alışkanlığı edindi.