YASAKLARLA NEREYE KADAR
Türban ya da başörtüsü gerilimi tüm Türkiye’ye yansıdı.
02.02.2008 Cumartesi günü Ankara’da, İstanbul’da ve birçok ilde yapılan Türban laikliğe aykırıdır, yasaklansın mitingleri ya da gösterileri yasaklar açısından ne kadar demokrasiye uygundur?
Ya da Üniversitelerde türban ya da başörtüsü yasağının devam etmesi daha mı iyi olur? Yasak ne kadar barış ve huzur getirebilir?
Türkiye bu yasakla mı daha iyi istikrara kavuşur? Başörtüsü veya türbanın yıllarca yasaklanması nedeniyle Türkiye’de istikrar, barış ve huzur vardı da şimdi serbest olunca mı barış ve huzur ortadan kalkıyor, ya da Türkiye istikrarsızlığa doğru mu gidiyor? Sorulacak bir çok soru var.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bu ülke ne çektiyse yasaklardan ve baskılardan çekmiştir.
1983 yılından önceleri Kürtçe şarkı ve türkü dinlemek yasaktı. İnsanlar, özellikle de Kürt vatandaşlarımız kendi anadillerindeki şarkı ve türküleri gizlice dinliyorlardı. Hatta Kürtçe şarkı söyleyen güneydoğulu sanatçılar baskı ve korkular nedeniyle yurtdışına kaçmış ve orada yaptıkları kasetleri gizlice Türkiye’ye sokuyorlardı.
1983 yılından sonra Özal hükümetleri aldıkları cesurca kararlarla bu yasakların bazılarını kaldırdılar. Peki ne oldu? Kürtçe şarkı ve türkü kasetleri patlama mı yaptı? Aksine bu tür kasetler neredeyse satılamaz oldu.
AK Parti hükümeti döneminde, Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde Kürtçe dilinin öğretilmesi için bir takım yasal değişiklikler yapıldı. Batman’da ve İstanbul’da Kürtçe dilini öğretmek üzere iki dershane açıldı. Ne oldu biliyor musunuz ilgisizlikten ve öğrenci bulamamaktan ikisi de kapandı.
Türkiye’de bazı yasaklar yıllarca korku siyasetinin aracı olarak kullanılmıştır. Geçmişte alevi sorununda da, Kürt sorununda da, türban sorununda da bu böyle olmuştur. Eğer Kürt sorunu çözülürse bölünürüz, başörtüsü yasağı kalkarsa şeriat gelir, Alevilerin talepleri kabul edilirse Türkiye mezhep çatışması yaşar.
Türkiye’ye yıllarca bu korkular pompalanıyor. Korkularla ülke yönetiliyor hem de laiklik ve demokrasi adına.
Korkularla ülke yönetmek!
Acaba Türkiye’den başka bir ülke var mıdır korkuyla yönetilen?
Pompalanan korkulardan birisi olan türban ya da başörtüsü yasağı da yıllardır devam etmekte.
Bu yasak nedeniyle binlerce kız öğrenci eğitim akından yoksun bırakılmakta. Neden peki? Tabii ki neden, türban ya da başörtüsünün siyasi bir simge kabul edilmesi kaynaklanmakta. Acaba türban ya da başörtüsü gerçekten siyasi bir simge midir yoksa inancın bir gereği midir?
Oysa ki bu öğrenciler, inancı gereği başlarını örttükleri, bunun dini bir inanç gereği olduğunu, siyasi bir amaçlarının bulunmadığı söylenmekte.
Gerçekten bu böylemiydi?
Peki bu yasak üniversitelere barış ve huzur getirmiş midir?
Hayır!
Toplum türban konusunda tamamen gerilmiş ve bölünmüş durumda. Emekli askerlerin yönettiği asker kökenli dernekler çözüme destek veren MHP’ne mektuplar yazarak türban konusundaki tavırlarından vazgeçmeye çağırdılar. Mektupta MHP milletvekillerine devrim yasaları hatırlatılarak bu düzenlemeden vazgeçmeleri isteniyor.
Bu gerilim Üniversiteler arası Kurul’un toplantısına da yansıdı. Hatta hiç hoş olmayan bir şekilde YÖK Başkanı protesto ettiler.
Rektörler, Kurul’da konuşma yapan YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ı protesto ettiler. Üniversitelerarası Kurul Başkanı Akaydın ve diğer rektörler kendi bilimsel kimliklerine yakışmayacak şekilde davranışlarda bulundular. Her şeyden önce sizler birer bilim adamısınız. Bilimsel özerkliği olan bir kurumu temsil ediyorsunuz. YÖK Başkanını sevmeyebilirsiniz yada kabul etmeyebilirsiniz, sizin gibi de düşünmeyebilir, ama bu makama ve makamın başında bulunan kişiye saygı göstermek zorundasınız. Ayrıca Üniversitelerarası Kurul’un göreve yetkileri Yasada açıkça belirtilmiştir.
Benim anlamadığım bir bilim adamı bu yasakları nasıl savunabilir?
Diğer yandan üniversitelerdeki bazı bilim adamları da, kılık kıyafet özgürlüğü için bildiri yayınlıyor ve bu bildiriye üniversitelerdeki tüm akademisyenleri imza atmasını söylüyorlar. Bildiriye Aziz Nesin’in oğlu Ali Nesin, Eser Karakaş ve Nuray Mert gibi isimlerde imza atıyor.
İki tezat bilim adamı profili! Ne garip ülke şu Türkiye!
Bildiriye imza atan ve şu ana kadar bine ulaşan öğretim üyeleri, üniversitelerde başörtüsü yasağı da dahil olmak üzere her türlü yasağın kalkmasını istiyorlar. Olması da gereken bu değil mi aslında. Her türlü yasağın kalkarak üniversitelerin, bilimselliğin tartışıldığı, eğitimin öncelikli olduğu özgür bir eğitim ve öğretim yuvası olması.
Bu gün dünyadaki üniversitelere baktığınızda özellikle laisizmin katı bir şekilde uygulandığı Fransa’da dahi başörtüsü ya da türban yasağı bulunmamaktadır. Peki Avrupa Birliği’ne girmek isteyen Türkiye AB ülkelerinde dahi bulunmayan bu yasaklarla mı AB’ne girecek? Mümkün değil.
Üniversitelerimizden hangisinin uluslararası bir başarısı var söyler misiz?
Yok tabii ki.
Başörtüsü ile uğraşmaktan bilimsel bir başarı elde edemedik ki. Söyler misiniz bana AB ülkelerinden kaç tane öğrenci okuyor bizim üniversitelerimizde.
Oysa binlerce Türk öğrenci, ABD ve AB ülkelerindeki üniversitelerde okumakta. Neden? Çünkü bu üniversitelerde dünyada başarılarını kanıtladıkları için. Peki biz ne il uğraşıyoruz. Koca koca bilim adamları başörtüsü yasağını savunuyorlar.
Başörtüsü ile üniversiteye giremezsin, laiklik elden gider. Laiklik bu kadar basit mi ki bir başörtüsü ile elden gitsin. Ayrıca laiklik bütün inançların teminatı değil mi? Bütün inançlara aynı mesafede yaklaşmak ve korumak durumunda değil mi?
Başörtüsünün teminatı laikliktir. Ve bu ülke de laiklik elden gitmez merak etmeyin. Demokrasi tüm kurallarıyla yerleştiğinde sorun zaten kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
Demokrasi ve özgürlük tüm insanlar için eşit haklar getirmiştir. Herkes eşit bir şekilde demokratik hak ve özgürlüklere sahiptir. İnsanlar dil, din, inanç, düşünce, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin yaratılıştan gelen eşit haklara sahiptir. Demokrasinin gereği de budur. Türban ya da başörtüsüne de bu özgürlük açısından bakmak gerekir.
Bu nedenle de özgürlükten korkmamak gerek, asıl yasaklardan korkmak gerekir.
Sonuç olarak, üniversiteler ve bilim adamları asli görevlerine dönmeli, tüm dünyada olduğu gibi başarılı projelere ve bilimsel çalışmalara imza atarak öne çıkmalıdır.