Yaşamın anlamsızlaşması türbanın dayatılması…
Bir insan neden yaşamak ister?
Yaşamdan zevk almak, soluduğu nefesi mutluluk içerisinde ciğerlerine çekmek, iyi ve sevdiği bir işe ve eşe sahip olmak, çoluk çocuğa kavuşmak, yaşadığı ortamda ve çevresinde ki insanları, halkı, huzur içerisinde görmek için yaşamak ister…
Ekonominin düzgün olmadığı, gelir dağılımının bozuk olduğu, haksızlıkların, yolsuzlukların diz boyu olduğu bir ülkede, yaşama keyifle tutunabilmek, mucizenin ötesinde sıradan bir vatandaş, bir insan için olanaklı mı?
Umudunu yitirmiş insanlarla iyi bir geleceğin hayalini kurmak, ütopyadan öte gidemez… Çaresiz bırakılmış insanlar; hiçbir zaman pozitif elektrik ve enerji yaratabilmek açısından, toplumda umut ve çare kaynağı olamaz..
Hayata küsmüş, geleceği kararmış, yarınından emin olmayan, günübirlik yaşayan insanlarla, iyi hedefler yakalamak ve mutluluk kaleleri fethetmek düşünülemez!
Yaşam anlamsızlaşırsa, yaşamak işkence olmaktan öteye gidemez…
Bunu hepimiz biliyoruz…
Bir insan için işkenceli yaşamın başta gelen tanımı; sağlık yerindeyse işsiz kalmak ya da az ve yetersiz gelir sahibi olmak… Çevrende çorba suyuna ekmek batırarak karınlarını doyurmak zorunda kalan insanların sayısı gittikçe artıyorsa ve öbür yandan iktidarlara doğu kapısından cıscıbır girip iktidar sürelerinin sonunda Batı kapısından “Karun” kadar zengin olarak ayrılmak; ülkede yerleşik model haline gelmişse; o ülke için geleceği aydınlık sözcüklerini kullanmak koskoca bir YALANDIR!..
Açlık sınırı 700 - 800 YTL dolaylarında iken, 400 YTL’lik asgari ücretle ayakta kalabilme mucizesi gösteren insanlardan, başka mucizeler bekleyemezsiniz! Bu denli komik ücreti, bir de başarıymış gibi gösteren iktidarlara karşı tahammüllü olmak da, tabi bir başka mucize örneğidir..
Devamlı okurumuz, potansiyel ve kronik karşıtımız, türbanın yılmaz savunucusu Arzu Hanım, göndermiş olduğu mailde “Kasiyer kız ve Hüzün” başlıklı yazımızda ki anlatımı abartılı bulmuş (yazıyı yazarın önceki yazıları bölümünde görebilirsiniz). Arzu H anımın düşüncesini belirtmesine ve yorumuna saygı duyuyorum. Ancak, biz o yazımızda içimizde yaşattığımız duyguları tümüyle içtenlikli olarak yansıtmaya çalışmıştık…
400YTL gibi bir aylık alan çalışanın, büyük bir kentte bu aylıkla sağlıklı ve mutlu biçimde ayakta kalabilmesi ve kainata gülümseyerek bakabilmesi, yaşama anlam katan güzelliklere az da olsa ulaşabilmesi hiç olanaklı mı?
Yazımızda konusu geçen “Kasiyer Kız” mı, sadece yoksul toplumu oluşturan milyonlar içerisinde ki tek çaresiz insan? Sabahleyin evimizden çıkıp caddelerde yürümeye başladığınızda ya da akşamları iş dönüşünüzde para istemek için size el uzatan insanların sayısı az mı? Çöp tenekelerinden artık yiyecek toplayan, yaşlıların, çocukların her geçen artmakta olan sayısını görmezden gelebilir miyiz? Evler, işyerleri, insanlar soyuluyor, dövülüyor, öldürülüyor! Bütün bunlar neyin eseri?
Kapkaç yüzde 44 arttı.
Oto hırsızlığı yüzde 43 arttı.
Ev hırsızlığı yüzde 39 arttı.
Gasp olayları yüzde 20 arttı.
Tehdit şantaj yüzde 161 arttı.
Aile içi şiddet yüzde 72 arttı. (*)
Bu tablo neyin göstergesi, bütün kadınlar türban takmadığı için mi bu olaylar yaşanıyor?
Sayın Arzu Hanım, sadece türbanı savunarak, tüm kadınlarımızı türbanlı hale getirerek, ekonominin düzeleceğine, yoksulluğun kalkacağına, diz boyu olan haksızlığın yolsuzluğun önleneceğini mi sanıyor sunuz? Üstelik en çok haksızlık ve yolsuzluk yapanların başında pek çok yerde, eşleri türbanlı olan, sözümüz ona “hak ve adalet savunucuları” gelmekte !..
Almanya’da, dinine temiz duygularla bağlı olan insanlardan kimler ne kadar ve ne vaatlerle para toplayıp, milyarlarca Euro ile ortadan kayboldular? Sakallı. Sarıklı, cübbeli, eşleri türbanlı “Hak fazilet önderleri(!)” değil miydi insanları dolandıranlar? Yoksul ve çaresiz insanlar karşısında yürek üzüntüsü çekmek için illa da kişinin kendisi ya da eşi türbanlı mı olması gerekiyor?
Neden AKP hükümeti süresi içerisinde “Üniversite kapıları önünde 7,4 yetmedi mi?” sloganlarıyla ve pankartlarla türban için hiç protesto gösterileri yapmadınız? Acaba siz de kurgu kolu ya da makinesi ile işleyen, birilerinin güdümünde ki kuklalar olmayasınız!..
Arzu Hanım, bu ülkenin sorunu Türban değil!
O sizin ve sizin gibilerin, her şeyi saptırmaya yönelik ideolojinize bağlı sorununuz! Ülkede açlık ve sefalet içerisinde, 20 milyon insan “tam yoksul” tanımı içerisinde yaşıyor!
Kimseye evinde, yolda, başını (siyasi simge yapmaksızın) örtmekte olan (başörtülü) insanlara bir şey demiyor… Ama sizler, türbanı şeriat bayrağı olarak dayattığınız sürece, ülkede gerçek anlamda dindar insanlarımızı da huzur ve rahat içerisinde bırakmayacaksınız!
Neden ülkeyi yönetenlere sormuyorsunuz; 5 yıllık iktidarınız döneminde sıradan insanlara, sokaktaki vatandaşlara olumlu katkı sayılacak ne yaptınız, halkın yaşamına, gelecek umuduna ne kattınız diye?
Ülke bugün nerelere geldi!
Meydanlar haykırıyor, millet kükrüyor!
Halkı, kimler ve neden bu denli isyan duygusu noktasına getirdi!
Bunun, demokratik biçimde birilerinden neden hesabını sorma gereği duymuyor sunuz? …
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanozbey21@yahoo.com
(*) Hürriyet – Rahmi Turan 20 Mayıs 2007)