YAŞAMIN DİĞER ADI
MUCİZELER TİYATROSU
Sabah oldu yeniden,güneşin doğuşu ile beraber insanlar evlerinden yavaş yavaş çıkmaya başladılar. Bir o yana bir bu yana koşturan insanların arasında savrulan umut yumaklarının kayboluşu ve hayaller. Oysaki bu muydu hayat , bu muydu o büyük varlık ve insan denilen o büyük mucize?
Elbette sadece bu değil olamaz da . daha yaşamın ilk anında ilk nefes alışla beraber başlar mucizeler tiyatrosu. Bir nefes , akciğerlerin açılması ve nefesle doluşu, kalbin yeni yaşamına adapte olarak gümbür gümbür atışı . Mucizeler tiyatrosunun ilk sahnesinin muazzamlığı karşısında ağlamamak mümkün mü.
Hayat ilerler , ama mucizeler hiç bitmez. Her doğan yeni gün başka mucizelerin habercisi olur. Kainatın her noktasında her gün ama her gün yepyeni mucizeler bizi karşılar. Bir bakarsınız yeni bir bitki türü şu amansız hastalığa iyi gelir, bir bakarsınız küçücük bir maddeciğin içinde evrene yetecek enerji bulunur , bir bakarsınız uzaydaki galaksilere bir yenisi eklenmiştir. Bu hiç bitmez. Sürekli olarak mucizeler tiyatrosu yeni mucizeleri ile karşımıza çıkar ve eşsiz tiyatrosunun muhteşem senaristi bizi hep şaşırtır.
Şaşırırız şaşırmasına ama basit düşünceler , kişisel hırslar , ayak oyunları bizi biz olmaktan çıkarır, benlik duygusunun bastırışlarının arasında , id-ego kavgalarının çırpınışları arasında hayatımız ayak gider. Bir bakarız geride hiçbir şey kalmamış.
O zaman bu muhteşem oyunun içinde bir figüran olarak yer aldığımız için mutlu olmamız gerekmez mi. O oyunun her anını özümseyerek yaşamamız gerekmez mi . günlük karmaşaların içinde kaybolan insanlığımızı bulup çıkarmamız gerekmez mi . haydi hep beraber haykıralım. Hayat insana sunulmuş bir armağandır ve onu kırmayalım.