Gördüğüm yüz bana ait değil. Aynayı bırakıyorum, camdaki yansımama bakıyorum yine aynı. Suyun yüzeyi de aynı şeyi söylüyor, gözlerinin içi de. Bana ne oldu böyle? Neden kendimi göremiyorum? Ayaklarıma, kollarıma, göbeğime ve yüzüme yerleşen kişi kim? Yanaklarımdaki doluluk kendine saklanacak ne kadar bir boşluk bulmuş olabilir ki elmacık kemiklerimde? Dişlerimi dudaklarımın da önüne çıkartan nedir? Kulaklarımdaki meme başımdan ayrı değil miydi? Burnum bebekken çok korna çalan bir yakınım yüzünden daha yassıydı, bundan eminim. Kaşlarımın, kirpiklerimin farklı cihete bakması neden? HAYIR, BU BEN DEĞİLİM. Bir anda hilkatımın üzerine yığılan bu insan da nerde çıktı?
Gözünü şişirmek istediğim bir insanın içinde duruyorum. Ben nasıl buradan çıkabileceğim? Bu değişimin sorumlusu ben miyim yoksa? Yoksa bir ele on parmak mı sığdırmaya çalıştım? Yoksa dört ayaklı mı olmaya zorladım kendimi? Ya da kafamın arkasına bir göz daha mı açmak istedim de bu hale geldim acaba?
İnsan da çiçek gibiymiş, saksının dibinden taşan suyu neyleyeceğini, inik bir topun ayakta acı bırakmaktan başka bir işe yaramadığını bilemezmiş.
Eğer kollarındaki tüylerin arasında gezinen bir karıncanın, tarihi bir binanın dışında kalan insandan farkını bilmek istiyorsan, sadece zamanın belli bir anındaki değişkeni, bir zaman dilimi içinde olanla kıyaslaman gerekiyor. Yani her an ölçülebilen bir değişkenle, belli bir zaman aralığı arayanın ayrılması lazım. Ben şu an kendi evrimimi zamanının belli bir anında gözlemliyorum ve anlıyorum ki büyüyorum. Anne karnından, yumurtalarımın üzerine oturduğum anlardan çok uzakta, yavrularını koruma zamanını çoktan geçmiş, kendi besin arayışımı yılgınlıkla sürdürüyor gibiyim. Hayatta kalanları kurtarma mücadelesinin yerini hayatta kalma mücadelesi alıyor. Ve anlıyorum ki başkalarının cesetlerinden aldığım organların yaşama tutunmak için kendilerinde gördüğü güç kadar ayrılıyorum parçalarımdan. Ve artık bütün uzuvlarım bağımsız bir yol haritası çiziyor kendine. En çok yorgun hissettiğim şey, kalbim. Sanırım damar yollarım stentini aramaya başlıyor.
Yaşlanmaktan korkuyorum,
Cevizin kabuğundaki hem rengi hem de çatlak hali almak istemiyorum
Yaşlanmaktan korkuyorum,
Tabutun içine alınırken dahi kemiklerimin sızlayacağını aklımdan silemiyorum
Yaşlanmaktan korkuyorum,
Ellerime eğilen insanlara büyüklük etmek de nerden çıktı bilmiyorum
Yaşlanmaktan korkuyorum,
Dizlerime örttüğüm battaniyenin evimin en değerli eşyası olduğunu görmeye dayanamıyorum
Yaşlanmaktan korkuyorum,
Belki hiç büyümek istemeyeceğimi kimler düşünmüş merak ediyorum…..