Yazamazlar kardeşim!.. Yazamazlar!
Ne yaparsanız yapın, ne ederseniz edin, ister gazeteci olun, isterse başka bir meslek mensubu olun; borç aldığınız, parasına muhtaç olduğunuz kişilerin, erklerin karşısında her zaman boynunuz bükük, beliniz kırıktır… Bu iki kere iki dört eder gerçeği kadar kesindir
Örneğin, yerel bir gazetenin ya da televizyonun patronu ya da yöneticisisiniz (yerel gazete ve televizyonlarda çoğunlukla patronlar yönetici olarak sahip oldukları basın organının başında aktif görev yaparlar); bulunduğunuz kentin yerel yönetiminden yani belediyesinden, aylık ya da yıllık ciddi rakamlarda reklâm, ilân ve matbaanızda belediyenin baskı işlerini yapmaktan ötürü önemli tutarlarda gelir elde ediyorsanız; böyle bir durumda hiç tartışmasız belediye yönetimine karşı tam ve özgür anlamda basın görevinizi yürütemezsiniz…
Ne belediye başkanını, ne de mensup olduğu partisini ciddi, gerçek ve inanılır manada eleştirebilirsiniz… Sadece dostlar alış verişte görsün ve okur tepki göstermesin diye, ara sıra saman alevi gibi yanıp sönen çıkışlar yapar, milletin gözünü boyamaya kalkarsınız. Tabi ona da kimse yutmaz…
Ne yazık ki, ülkemizde ulusal ve yerel basın; tam anlamıyla iktidarların yörüngesinde dönen ve dönme hızını, elde ettiği rantlara göre çoğaltıp, azaltan
“Her devrin adamı olma…” diye nitelenen yaşam gerçeğinin tartışılmaz bir parçasıdırlar… İstisnalar dışında, yönetim erklerinin güdümünde olmaktan en küçük hicap ve rahatsızlık duymazlar!..
Üstelik bulundukları “hazin duruma” ve “ kukla durumunda ki konumlarına” bakmadan, sanki okur kendilerine değer veriyormuş gibi; “halkın yanında olmak”, “tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak”, “vatan”, “millet”, “doğruluk”,”şeref” gibi konularda mangalda kül bırakmazlar… Ama bu sözlerin okur indinde itibar görmesi tabi olanaklı olmaz…
Yazamazlar değerli okurlar!... Yazamazlar!..
Hükümetlerden ve belediyelerden ciddi manada gelir ve rant ettikleri sürece
gerçekleri yazamazlar! Hiçbir zaman doğruları dile getiremezler” Sadece ara sıra getiriyormuş gibi görünürler!... O kadar!...
Ulusal basında ki faciayı (birkaç görsel ve yazılı basın organı dışında) hep birlikte görüyor ve ibretle izliyoruz… İktidarlara kafa tutabilen, hükümetlere “kötü yönetimlerinden ötürü “ basın ilkeleri doğrultusunda tavır alabilen, televizyonlarında, gazetelerinde bu yönde ki gerçekleri dile getirebilen kaç basın organı var?
14 Nisan 2007 tarihinde; ülke, Cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bir halk hareketine tanık oldu!.. Neydi bu hareketin amacı? Son yılarda tam saldırı altında bırakılan Cumhuriyete sahip çıkmak ve kollamak için sesini duyurmaktı…
Bir buçuk milyondan fazla insan yollara döküldü, 370 bin insan Ulu Önder Atatürk’ün Yüce Mekanı Anıtkabir’i doldurup haykırdı.
Ne yazık ki; anlı şanlı medyamız, birkaç istisna dışında, televizyonlarda bu muhteşem mitingi görmezden geldi. Sadece bir iki kanal mitingi uzun süre canlı olarak verdi. Onlar da zaten toplumca bilinen ve varlıklarına saygı duyulan kanallardı… Kanaltürk gibi…
Medyası çökmüş bir ülkede, halkın ülkesinde yaşanan gerçekleri öğrenebilmesi, emin adımlarla geleceğe bakabilmesi ve olayları sağlıklı olarak değerlendirmesi olanaklı değildir…
Var oluşunu, ayakta kalışını; ulusal da, hükümetlere, yerelde, belediyelerle entegre olmaya, onların güdümünde gitmeye bağlamış yerel gazete ve televizyonlarla sağlıklı bir medya yapısının oluşturabilmek olanaklı değil…
Bu değerlendirmelere internet medyasını da dahil etmemiz gerekir.
İnternet, dünyada olduğu gibi ülkemizde de gittikçe medyada ağırlığını kabul ettirmeye başlamış durumda….
Görüyoruz ki kimi internet sitelerinin “sahip” ve “yöneticileri” de televizyonlarımızın ve yazılı basınımızın gösterdikleri “basın maharetlerini(!)” sergilemeye başladılar…
“Açıklık” iddiasını ortaya atarak sitelerinde tam bir “kapalı ve güdümlü” demokrasi uygulamaktadırlar. Demokrasi, şeffaflık, özgürlük, tarafsızlık, özgür irade sözlerini masallaştırarak sitelerinin sözde ana ilkesi olarak ilân ederek tavır koymalarına karşın; uzaktan yakından bu kavramlarla inandırıcı en küçük bağları bulunmamaktadır.
Sonuç olarak:
Herkes bilir ki “söylemek” değil, “söylediğini yapmak/yapabilmek” önemlidir. Halep’te ben kırk arşın atlardım. Peki burada neden atlayamıyorsun o halde?
Gazetende, internet sitende, anlamlı ve kulağa hoş gelen sözleri “ilkeler” bölümünde yan yana dizerek “vitrin gösterisi yapıp”, okuru kandıramaz ve basın organınızı utançtan aklayamazsınız!
Çevrenizde size alkış tutan, yandaşlarınızla yani ranttaşlarınızla birlik içersinde görüntü vererek “güç gösterisinde bulunmak” la kendinizden başka kimseyi kandıramazsınız!
Yazamazlar kardeşim!
Onlar içeride ve dışarıda birilerinin işbirlikçileri ve yandaşlarıdırlar!
Yazamazlar! Halkın feryatlarını, sokaklara dökülmüş milyonların yürekten gelen haykırışlarını, isyanlarını televizyonlarından, gazetelerinden, internet sitelerinden yansıtamazlar!
BURHAN ÖZBEY
burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com