Yazanın yazana bakışı!
Kaçıncı köprülerin orta yerinden kırılışı ve üzerinden ırmağa karışışım benim? Kaçıncı ellerimin altından kayan taşa uzanışım tekrar tutabilmek için? Çocukken giydiğim terliklerin ucunun eriyişi gibi sana karşı bakışlarım. Yazma! Her harfinin üzerinde oturup kalmayayım saatlerce. A’nın üzerindeki şapkayı çıkartan bir arayışla bul, bana yazılmayacak harfleri. Ç’nin çengelini geçir yastığına. Ne olur artık benim için yazma!
Bir kır gezisinin çıtırtısı gibi, kâh devrilen ağaçların, kâh dökülen yaprakların ölülerini çiğnediğin gibi ez kelimeleri benden düştüğü yerde.O kadar zor ki, ıslanan ayakkabılarının dik olarak yaslandığı yerde, deriye laf anlatan bir kurulukta tutmak gözlerimi. Sen beni sil yazılarından. Sen yazarken ben asılmayayım kağıtlarına, sen yazarken ben inmeyeyim kurşun gibi sayfaya, sen yazarken ben tükenmezinin tüketeni olmayayım. Şiirlerindeki saten işlemeli sultan olmayayım, beyaz gelinlikli sevdiğin olmayayım, pelerinli ecen olmayayım…Hikayelerindeki aklını kaçırmış kadın, kül kedisi, hayallerinin hurisi olmayayım.
En son beni yazdığında, bir mahallenin en çok konuşulan kızıydım. Çocuklara solistlik yapan, sofra beziyle yandan gül şeklini verdiğim kostümümle, sesini sana duyurmak için avaz avaz bağıran…Bu kızı gazinolarda anmaya başladın sonra. Elindeki mikrofonla ecelini çağırdığı, parlak gece elbisesinin vücuduna tokat gibi çarptığı, yüzündeki abartılı makyajın yumruk darbelerinden farksız olduğu hissiyle bakarak yazdığın. Sahnenin ucuna yaklaştıkça, müşterilerin içine düştüğümü hayal edip güldüğün. Kürk mantoma sarılıp gazinodan çıktığımda, karanlığa okunan sabah ezanı gibi uykunu böldüğüm. Ve yazının sonunda aslında tanıdığın o kadına, benim ne kadar benzediğim, ama ben olmadığım.
Bir keresinde bir çingenenin göbeğinin üstüne çekilen şalvarı gibi en rahat giysiyi uydurmuştun üzerime. Ve demiştin ki, deli kız. Sadece kahkahası, yüksek sesle toplum içinde konuşması ve bağırırken sesinin tizleşmesi ile değil, hiç tanımadığı insanlara laf atması, canını sıkana kalayı basması ve yabancılardan bir şey istemekten hicap duymamasıyla da onlardan biriydim ben. Ve yine yazının sonunda bir Romen gibi dans ettin yalın ayak gerçeklerin üstünde.
Bak işte, sen yazdıkça ben uzaklaşıyorum senden gördün mü? Asi bir atın üzerinden attığı insan gibi isteme benim fikrine yazılmamı. Ben senin kaleminle kazıdığın taştan çıkan yüz olmak istemiyorum. Çünkü taşa baktığında gördüğün yüzü değil, yüzüme baktığında taş gibi oyduğun yüzümü görmeni istiyorum. Eğer sen yazarsan bil ki, ben her okunduğunda başkasının kalemine yâr olurum.
hulyaokur06@gmail.com