Avrupa Birliğinin 29 Ekim 2004 tarihinde 25 üye ülke hükümet veya devlet başkanı tarafından imzalanan AB Anayasasının taslak metni Yunan Tarihçi Tukidides’in bir sözüyle başlar. Anayasanın başlangıç kısmını orijinal Yunancası ile süsleyerek bir anlamda AB’nin medeniyet köklerine gönderme yapıyor. Anayasanın Başlangıcında yer alan ifade şöyledir: “Anayasamıza… Demokrasi adı verilir; çünkü iktidar azınlığın değil, çoğunluğun elindedir.”
Avrupa Birliğinin yönetim anlayışı kendi tarihi köklerine dayanır. Yani yunan felsefesinden kaynaklanan Demokrasi bilinci zamanla eski Atina devletinde demokrasiye benzer bir yönetimi de getirmiştir (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atina_demokrasisi). Avrupalı insanın, zihinsel arka planını düzenleyip geliştiren eski yunan filozoflarının fikirlerine değer vermeleri karşılanacak en doğal durumdur. Demokrasiyi halkın yönetime katılması şeklinde anlayıp uygulamaları batı medeniyetinin günümüzdeki gelişmişliğini belirleyen tek neden değildir. Yani bilinç düzeyinde bir Demokrasi Kültürüne sahip olmaları batılıların yönetimde kabul ettikleri tek ölçüt olmamıştır. Avrupa ve genelde Batı Uygarlığı özellikle 15. Yüzyılın sonlarından itibaren Portekiz ve İspanyolların başını çektikleri bir sömürge imparatorluğu kurmuşlardır. Kısaca söylemek gerekirse; Batı Uygarlığı bugünkü refah ve gelişmişlik düzeyine sadece Demokrasileriyle değil, sömürgeleştirdikleri ülkelerdeki yeraltı, yerüstü ve insan kaynaklarını kendi ülkelerine taşıyarak ulaşmışlardır.
Avrupa Birliği ülkeleri, 21. Yüzyılın başlarında ulaştıkları siyasal ve ekonomik gelişmişliklerini Birlik Anayasası ile taçlandırdılar. AB Anayasası birliğin tanımı, temel haklar ve birlik vatandaşlığı, birliğin demokratik yaşayışı gibi birliğin genel değerleri ve AB Vatandaşlarının temel haklarını Onur, Özgürlükler, Eşitlik, Dayanışma ve Vatandaşlık Hakları başlıkları altında düzenlemiştir.
Batı Uygarlığının bugün geldiği demokratik yönetim seviyesi, Avrupa Birliği Anayasasının temel ilkelerinden de anlaşılacağı üzere dünyada bugün uygulanan en iyi yönetim şeklidir. Adı Demokrasi olan ancak Anayasasının dayandığı temel ilkelerinin demokrasiyle ilgisi olmayan ülkelerdeki yönetimler herkesin malumudur. Doğu Medeniyetinin siyasal merkezi konumundaki Türkiye’ye reva görülen demokratik model de işte budur. Osmanlının devamı olarak Doğu Toplumlarında örneklik teşkil eden Türkiye’nin Avrupa’da uygulandığı şekliyle bir Demokrasiye kavuşmasını istemediler.
Türkiye’nin 1915’de Çanakkale Savaşı’ndan sonra Batılı Emperyalist Devletlerin iştahlarını kursaklarında bırakmasıyla birlikte İttihatçı Zihniyetle işbirliği yapan Batılı Devletler Türkiye’nin siyasal ve ekonomik olarak Vesayet sarmalından çıkmasını engellemek için ellerinden geleni ardına koymadılar.
Yeni Anayasanın gündemde olduğu 2012 yılında askeri vesayeti ve ekonomik bağımlılığımızı ortadan kaldıracak bir Anayasanın yazılması en önemli hükümet görevi olarak görülmektedir. 2013 yılına girerken yurtiçinde ve yurtdışında “Yeni Türkiye” algısını güçlendirecek Yeni Anayasamızın asgari referansı, bugün AB Anayasasının Başlangıç kısmındaki genel bakış açısı olmalıdır. Yani, azınlığın değil çoğunluğun devlet yönetimine katılımıyla, organizasyonlara yaptıkları katılımla şekillenen bir Yönetişim Şeklidir. Avrupa Birliği Anayasasının özünü ve genel karakterini tanımlayan Başlangıç ifadelerini bir kez daha tekrarlayalım: “Anayasamıza… Demokrasi adı verilir; çünkü iktidar azınlığın değil, çoğunluğun elindedir.”