Son Haberler
09.02.2012 Perşembe 12:56
USD 1,7490 EUR 2,3240 EUR/USD 1,3288 IMKB100   61411/%0,38
ISTANBUL Perşembe: -2°C/1°CCuma: -2°C/1°CCumartesi: -3°C/2°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

"Yeniden yapılanmanın bedeli"
Haftalık The Economist dergisinin 11 Mart 2010 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan, İstanbul çıkışlı haber yorumun çevirisi şöyledir: 15.03.2010 18:00

LONDRA, 13/03(BYE)--- 

--Tarihin Kutuplaştırdığı İki Halkı Uzlaştırmak İçin Çok Taraflı Çabalar Gerekiyor--

Yüzyıllar boyunca, Arpaçay'ın zümrüt yeşili sularının üstündeki taş köprü, güney Kafkaslar'ı Anadolu ovalarına bağladı. Bu köprü, eski Ermeni krallığı Ani'nin içinden geçen İpek Yolu üzerinde, stratejik bir can damarıydı. Bugün bu köprü, küçücük, denize kıyısı olmayan Ermenistan'ı Türkiye'ye bağlıyor olacaktı. Ancak savaş ve doğal afetler, bu köprüyü yalnızca bir çift taş virane hâline getirdi ki, bu aynı zamanda iki devlet arasındaki ilişkileri de niteleyen üzücü bir yorum.

Bu çirkin imaj, Ankara merkezli bir düşünce kuruluşu olan TEPAV'ı, köprüyü yeniden inşa etmeyi tasarlamaya ve aynı zamanda uzun süredir kapalı tutulan sınırı gizlice yeniden açmaya teşvik etti. TEPAV Başkanı Güven Sak, "Amacımız sınır ötesi turizm ile barışı teşvik etmek." diyor. Türkiye'nin barışçı politika yanlısı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu tasarıyı benimsedi. Ermeni makamları ve para babası diaspora Ermenileri de bu tasarıyla ilgileniyorlar. Her şey yolunda giderse, köprünün restorasyonu, Türkiye'nin dört bir yanına yayılmış yüzlerce Ermeni mimari eseri onarmaya yönelik daha kapsamlı bir çabanın yalnızca başlangıcı olacak.

İki ülke arasında diplomatik bağlar yokken (aslında hâlâ uygulanamayan geçen ekimde imzalanan bir anlaşma bu bağların kurulmasını öngörüyordu), bir münasebet üzerindeki bu yarı resmî onay, bir ilk adım olabilir. Yine de akademisyenler, sanatçılar ve gazeteciler de kendi çaplarında barışa katkıda bulunuyor. Gün geçmiyor ki bir uzlaşma etkinliğinde Türkler ve Ermeniler birbirleriyle sıkı fıkı olmasınlar.

Bu ustalık isteyen bir iş çünkü gerçek uzlaşma, geçmişin hayaletleriyle yüzleşmek anlamına geliyor. Türkiye onyıllar boyunca, Osmanlı Ermenilerinin 1915'te toplu olarak yok edildiğini inkâr etti. Türkiye'nin katı ceza yasasına göre, Ermeni trajedisini soykırım olarak tanımlamaya cüret eden herkes hapse girebilir hatta öldürülebilir. Aşırı milliyetçi bir genç 2007 yılında sıklıkla soykırım üzerine yazan Ermeni asıllı dergi editörü Hrant Dink'i öldürdü. Tetiği Ogün Samast'ın çekmesine karşın, ona silahı "derin devlet"in asi güvenlik görevlilerinin verdiği görüşü çok yaygın.

Dink'in ölümü bir dönüm noktasıydı. Her etnik kökenden 100 binden fazla Türk, üzerinde "Hepimiz Ermeniyiz" yazılı pankartlar taşıyarak Dink'in cenazesine katıldı. Aslında, cinayet tartışmayı bastırmayı amaçladıysa bile, bunun tam tersi bir etki yaptı. Çünkü giderek artan sayıda Türk, artık soykırım sözcüğünü kullanıyor. Genç bir Türk akademisyen olan Uğur Ümit Üngör de bunlar arasında. Üngör'ün araştırması, katliamlarda parmağı olan Genç Türkler kadrolarının ne kadarının 1923 yılında Cumhuriyet kurulduktan sonra zenginleştiğini göstermeyi amaçlıyor.

Diğerleri tarihten daha zarif şekilde bahsediyor. Örneğin Türk film yönetmeni Mehmet Binay. Onun "Anıları Fısıldamak" adlı belgeseli, Geben adlı bir köyde yaşayan ve (muhtemelen Osmanlı kuvvetlerinin elinde ölmemek için) Müslüman olmuş Ermenilerin öyküsünü anlatıyor. Filmin geçenlerde Ermenistan'ın başkenti Erivan'daki gösterimi sırasında, ağlayanların hıçkırık sesleri duyuluyordu.

Bugün Geben'de yaşayanlar kendilerini Ermeni olarak tanımlamakta tereddüt etseler de giderek artan sayıda kimliğini değiştirmeye zorlanmış "gizli Ermeni", artık kimliğini açıklıyor. Bu kişilerin öyküleri toplanarak, bir Türk insan hakları avukatı olan ve büyükannesi Ermeni kökenini ölümünden kısa bir süre önce açıklayan Fethiye Çetin tarafından geçenlerde bir kitap hâlinde basıldı.

Bu sırada, tesadüfi olmayan bir şekilde alçak gönüllü olan bir Ermeni büyükelçiler ordusu, buzları kırmaya yardım ediyor. Türkiye, daha çok kadınlardan oluşan 70 bin kaçak Ermeni göçmen işçinin İstanbul'da, hizmetçi ve dadı olarak hayatlarını kazandıklarını söylüyor. Ermeni asıllı bir Türk araştırmacı olan Alin Özinyan'ın yeni bir çalışması, bu kadınların Türkiye'ye "Türk"lerden korkarak geldiklerini ancak yalnızca insaniyet öyküleriyle geri döndüklerini gösteriyor. Eğer sınır bir gün yeniden açılacak olursa, bu kadınların kazandıklarını Gürcistan'dan geçen otobüslerde yapılan uzun ve pahalı yolculuklara yatırmaları gerekmeyecek.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.

Share on Facebook