Yılmaz Büyükerşen ağabeyim Can Paker’i ve beni görünce hiç sitem etmedi. Burayı nasıl bıraktınız, bakın ben size hasıl bir kent yaptım" demedi. Ama biz Eskişehir böyle olsaydı biz asla burayı bırakamazdık dedik.
Sonra yollarda 45 yıl öncesinin dostlarını aramaya başladık. Zaman tüneline rağmen bulduk da. Her taşın, her toprağın, her binanın, her köprünün altından Büyükerşen çıkıyordu. Bir adam hem hoca, hem sanatçı, hem sosyolog, hem Belediye Başkanı, olabilirmiş.
Bir kişide pek çok insanın armoni ile birlikte oluşu etkiledi.
Siyasette süzülmüş olmanın, daha doğrusu fazla siyasetçi olmayı istememiş olmanın bilgeliğini taşıyordu. Kışın flört eden gençlerin, kentten uzaklaşmasına da, birbirlerinden uzaklaşmasına da gönlü razı olmamış. Yaz okulları ile onları hayata daha iyi hazırlamak yolunu bulmuş.
Kenti seven, okulunu seven gençleri mutluluk yoluna salıvermiş. Çalışırsanız benim gibi olursunuz da damiştir belki. Ama bu gerçek değil. İnsanlar arasında toplumu yukarılara taşıyan insanların sayısı fazla olmuyor. Eşi Seyhan hanım ile Büyükerşen’i babam evlendirmek istemişti. Evlenmişlerdi.
Ancak bu delikanlının bu toprakları baştan yaratacağını pek hesap edememiştir. Büyükerşen mucizesi kolay hesaplanır bir mucize değildir.
Herkesin bu yakım kenti görerek, insanlık ölçümlerine farklılık katmalarını öneririm. Yaşamda çok güzel olaylar oluyor ve bazen bunu yüzbinler yaşayabiliyor.
Buna moderlik değil, çağdaşlık değil, kaliteli yaşamanın ta kendisi denir. Buralarda paranın fazla önemli olması da dikkatimi çekmedi. Yaratıcılıkla çoğaltılmış kitlesel mutluluk yolu, demek de yetmiyor.