Yirmili yaşlar gençlerimizi neden yitirdik?
Toplum bilimcilere göre;
Ülkemizin yirmili yaşlar gençliğini, ne yazık ki yitirmiş durumdayız”
Onları umutsuzluğun ve umarsızlığın karanlıklarına acımasızca gömdük!
Toplum bilimcilere göre:
“Yirmili yaşlar gençlerimiz kolay kolay insanca yaşayacakları bir iş bulamayacakları gibi, ev ve araba sahibi olmaları da olanaksız! Şöyle ya da böyle bir iş bulsalar dahi, çalıştıkları işlerden alacakları ücretle, ev kurmaları, konut ve araba sahibi olmaları olası değil… Tabi istisnalar ve arkası güçlüler hariç!...”
Peki neden böyle oldu?
Yirmili yaşlar gençliğini neden yitirdik?
Gençlerimiz işsiz, aşsız ve eşsiz bir dünyaya nasıl mahkum oldular?
Önlerinde onlarca yıllık uzun bir yaşam varken, çaresiz bırakılmış ve tükenmiş bedenlerini nasıl uzun yıllar ötesine sağlıklı ve mutlu biçimde taşıyabilecekler?
Gençlerimizi kim ve kimler böylesine çaresiz duruma getirdi?
Sorunun yanıtını aşağıda birlikte okuyalım.
“Türkiye’yi yönetenler; vatan millet söylemleriyle başlayan, çete ilişkileriyle süren, menfaat, kayırma, hesaplaşma, rüşvet, yolsuzluk gibi iddialarla büyüyen meselelere, her zaman, her koşulda, devletin koruması, valisi, adaleti, yasası, vekili ve polisi açıklık getirdiler.
Kanun hükmündeki duruşlarıyla ‘derin devlet’ ilişkilerini ya inkâr ettiler ya da yok saydılar.
Ortaya dökülen belgelerin, atılan imzaların sahte olduğunu söyleyip, fotoğrafları görmezlikten geldiler.
Derin devlet oluşumlarını ‘devlet sırrı’, faili meçhul cinayetleri ‘terörle mücadele’ olarak tanıttılar.
Herkesin ‘çete’ dediğine, ‘arkadaşlarım’ diye hitap ettiler
İşler yargıya intikal edince; ‘Devlet meselenin şuurundadır, takipsiz bırakmaz…’ ‘Araştırıyoruz, gereken neyse yapılacaktır…’ ‘Olay yargıya intikal etmiştir, suç cezasız kalmayacaktır…’
Arkadaşımızın bir suçu varsa, cezası neyse çekecektir’ şeklinde benzer adamlar, birbirine benzer beyanatlar verdiler.
Olaylara adı karışanlar ‘zamanı gelince konuşacağım’ diyerek ya birbirlerini tehdit ettiler ya da ‘konuşmam doğru olamaz, her şey devletin bilgisi dahilinde’ diyerek dokunulmaz oldular…
Bu yüzden hayatımıza her dönem ‘verdimse ben verdim’ diyen, ülkenin sahibiymiş gibi davranan siyasetçiler girdi.
Çetelerin önünü açıp, pasaportlar dağıtıp ‘kırmızı da veririz yeşil de’ diyen güvenlik görevlileri terfi ettirildi.
Hukuku, insanlık onurunu yok sayan, ‘her şeyi devlet için yaptım’ diyerek ülkeyi faili meçhul cinayetler mezarlığına çevirenler korundu.
Beş kuruşu olmadan banka açan, karapara aklayan, uyuşturucu paralarıyla varlık gösterenler kendilerini ‘işadamı’ diye tanıttı.
Belli ki bu gücü milletten falan aldıkları yok.
Bu güç iktidar olanın, parası olanın gücü… ( Derin Devlet Oldu Devlet – Belma Akçura – S:13 Güncel Yay.)
***
Hala merak ediyor muyuz, gençlerimizi ve geleceğimizi neden yitirdik diye?
Yirmili yaşlardaki gençlerimizin pek çoğunun neden işsiz güçsüz olduklarının hala merakı içinde misiniz?
Askerden döneli yıllar olduğu halde babalarından almış oldukları harçlıklarla günlerini geçiren ve iş bulmak için çırpınan gençlerimizin evsiz, barksız ve yuvasız olduklarını kim yadsıyabilir ve bu gençlere hangi siyasi iktidar bundan sonra umut verebilir?
Asgari (rezalet) ücreti(!) ile iş bulabilmiş bir gencimizin, ölmemek için sürdürmekte olduğu yaşam mücadelesi içerisinde bir yakınmasına, kısa süre önce içimiz yanarak tanık olduk.
Talihsiz bir genç ana ocağından uzak sersefil yaşadığı ortamdan sesleniyor:
“Kuru katık yemekten içim dışıma çıktı. Ev yemeğini, anamın yemeğini, sıcak yuvayı özlüyorum, eşim, evim barkım çocuklarım olsun istiyorum ama aldığım ücret tek başıma bana bile yetmiyor, belli ki bu kahır sürecek!”
Bu haykırışa ülkenin iktidar koltuğundaki başarılı(!) yöneticileri ne yanıt verebilir der siniz? Türkiye’ye çağ atlattık ya da “sessiz devrim” yaptık diye kendilerini kahraman ilan edenler, çaresiz durumda olan milyonlarca gencin benzer feryatlarına ne diyebilir?
Başbakan’ın TBMM kürsüsünden bütçe ile ilgili yaptığı konuşmalar sırasında, “simit ve çay hesabı” yaparak, gururla kamuoyuna duydurduğu ve kendi dönemlerinde asgari ücretlinin geçmişe göre daha çok çay ve simit satın alınmasına olanak sağladıklarını övgüyle anlattığı net ücret 595TL’ lik asgari ücret… Bu mu övünerek söylediğiniz “refah parası?”
Bütün bunlardan sonra ne diyelim?
Halkımız, umutsuz ve umarsız gençliğimiz için; Allah’tan yardım istemekten öte yapılabilecek bir şey görünmüyor! Tanrı hepimizin yardımcımız olsun!
BURHAN ÖZBEY