Yumruklu demokrasi tekmeli özgürlük!
Google’a “Burhan Kuzu” ismini yazarak girdik…
Sayfa açılmadan önce ön bilgi olarak dökülen listede “Burhan Kuzu kimdir”in hemen üstünde “Burhan Kuzu yumurta” yazdığını gördük…
Burhan Kuzu ile yumurta artık sanırız sürekli birlikte anılacak… Durum onu gösteriyor…
“Burhan Kuzu kimdir” i tıkladığınızda ise Google’de şu bilgi karşınıza çıkıyor
“Burhan Kuzu 1 Ocak 1955'te Kayseri Develi'de doğdu.
Babasının adı Ali Rıza, annesinin adı Zahide'dir.
Anayasa Hukukçusu ve Öğretim Üyesi; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Yüksek lisans ve doktorasını aynı fakültede tamamladı.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olarak ders verdi.
1989'da doçent, 1998'de profesör oldu.
Paris Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde araştırmalar yaptı.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı.
Polis okullarında uzun süre derslere girdi.
Çeşitli sivil toplum örgütlerinde yönetici olarak çalıştı.
Hukuk, çevre bilimi ve bilinci hakkında eserleri, yazıları, araştırma ve makaleleri yayınlandı.
Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucu Üyesi oldu.
22. Dönem İstanbul Milletvekili.
22. Dönem'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanlığı görevinde bulundu.
23. Dönem'de aynı Komisyon'un Başkanlığına yeniden seçildi.
İyi düzeyde Fransızca bilen Kuzu, evli ve 2 çocuk babasıdır.”
***
Sayın Kuzu halen 55 yaşında. İki çocuğu var.
Polis okullarında uzun süre dersler vermiş….
Polis okullarında verdiği derslerde, bireylerin anayasal hakları, insan hakları, demokrasi ve özgürlükler konusunda acaba öğrencilere yani genç polis adaylarına nasıl tanımlamalarda bulundu ve bu konularda genç polisleri hangi yönde eğitti. Bunu merak ediyoruz…
Bir ya da birkaç polisin ya da ciddi sayıda polis grubunun; hak, özgürlük ve adalet arayan üniversite öğrencileriyle bir alanda karşı karşıya geldiklerinde; nasıl davranmaları gerektiğini, everensel hukuk kurallarına dayalı olarak, ne şekilde öğretti acaba?
Şiddet kullanmayan, ellerinde silah ve benzeri aletler olmayan üniversite öğrencilerinin, genç kızların; tekme tokat dövmenin, yerlerde sürümenin, gözlerini mosmor etmenin, yasal dayanağını(!) geçmişte genç polislere nasıl izah etti…
***
Konuyu ajite etmiyor, işi yazılı şova dökmüyor, içimizden geldiği gibi dürüst temelli düşünceye oturtarak irdelemeye çalışıyoruz.
Sayın Kuzu’nun iki çocuğu varmış. Allah her ana babaya olduğu gibi evlatlarını ona da bağışlasın.
Acaba diyoruz…
Polis tarafından kıyasıya dövülen, yerlerde sürüklenen, üzerlerine biber gazı sıkılan, hak ve özgürlük arayan üniversiteli öğrencilerin arasında kendi çocukları olsaydı; yani polis, çocuğunun gözüne okkalı bir yumruk, karnına sert bir tekme atsaydı, polisin böyle davranmasına olumlu bakar ve “polis görevini yapıyor” diyenlere sessiz kalır mıydı?
Okurlar olarak belki diyeceksiniz ki; onlar garip gurebanın, fakir fukaranın, işçinin çobanın çocukları mı ki, gelecekte işsiz kalmaya, sürünmeye ve hiçbir zaman ev araba alabilmek gibi büyük bir handikapları olmaya kaderleri olarak mahkumlar mı ki; çıkıp meydanlara, hak, özgürlük, adalet istiyoruz diye bağırıp çağırsınlar, rahatlarını bozsunlar…
***
Sevgili okurlar…
Korkulacak insan; adaletsizliğe uğramış, hakkı yenmiş ve bundan ötürü yaşama umudu kalmamış, her şeyini yitirmiş insandır.
Böyle bir insan her an, nerede ve nasıl patlayacağı belli olmayan “pimi çekilmiş bir bomba” gibidir… Çünkü aslında o yaşayan bir ölüdür…
İbretli bir adalet dersi:
Ayni mekanda aynı suçtan mahkumiyet içinde tutulan iki insana, sadece test için soruyorlar.
“İkinize de gün boyu bir dilim kuru ekmek veriyoruz. Eğer kabul ederseniz bundan sonra birinize pasta vereceğiz ancak öbürünüzün de bir dilim kuru ekmeğini iki dilime çıkaracağız, ne dersiniz?”
Pasta verilmek istenmeyen ve iki dilim kuru etmeğe razı edilmeye çalışılanın yanıtı hiç tereddütsüz “hayır” oluyor.
Çünkü diyor; “gözümün önünde her gün böyle bir adaletsizliği görmeye dayanamam! Kendime yediremem, ben yine bir dilim kuru ekmeğe razıyım yeter ki ikimize de aynı muamele yapılsın”
İşte insanlarda ki adalet duygusu budur.
İnsanlar açlığa, susuzluğa gerektiğinde uzun süre dayanabilirler ama adaletsizliğe bir gün, bir dakika bile tahammül edemezler…
Adaletsizliğe, haksızlığa uğramış insan çılgın gibidir. Hırs küpüdür… Gözü bir şeyi görmez… Tehlikelidir,,,
İçinde patlayan volkanların şiddetini tanımlamak zordur.. O nedenle haksızlığa uğramış insandan/insanlardan, yaralı aslanlar gibi korkacaksınız… Hem de çok korkacaksınız!..
***
Sonuç olarak:
İş adamlarına çocuklarının eğitim masraflarını karşılatanlar…
Çocuklarını Avrupalarda Amerikalarda en kaliteli okullarda rahatça okutanlar…
Okulları bittikten sonra çocuklarını dünya bankalarına varıncaya dek, en popüler iş merkezlerine dolgun aylıklarla yerleştirenler…
Askerliklerini kısa dönem ya da bedelli denilen sistemlerle, bir ay gibi komik sürelerde yaptıranlar…
Başlarını toprağa koyduklarında geride bıraktıkları çocuklarına dudak uçuklatacak servetler bırakmanın garanti ve rahatlığı içinde olanlar…
Sahipsiz bırakılmış, dışlanmış, horlanmış, işsiz ve aşsız bırakılmış ve gelecekleri karartılmış gençlerin isyanını ve içler acısı durumunu hiçbir zaman anlayamazlar!..
Mesele bu kadar açık ve net!
Ülkenin haline bakın…
Sivil toplum kuruluşları sindirilmiş… Üniversiteler korkutulmuş… Sendikalar, odalar ha var a yok… Barolar sessiz, yargı ele geçirilmiş, ordu çökertilmiş… Ortalığı bir Başbakan korkusu kaplamış almış başını gidiyor…
Bu mu özgürlükler ülkesi?
Bu mu demokrasi?
Bu mu ifade özgürlüğü?...
Hadi canım sizde!.. Olsa olsa bu “yumruklu demokrasi”, “tekmeli özgürlüktür”
Evet durum bu kadar açık ve net ortada…
“En kalbi duygularımızla” ifade ediyoruz…
Bilmem anlatabildik mi?
BURHAN ÖZBEY