Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.
Yabancı televizyon kanallarıdan birisinde tesadüfen bir programa denk geldim. Genç sayılabilecek yaşta sarışın, güzel mi güzel, akıllı mı akıllı, anne mi anne bir bayan ‘evet dünyanın en mutlu insanları bizleriz’ diye bir beyanatta bulunuyordu. Birden ilgimi çekti, sesi açtım ve bu mutlu bayanın hikayesini dinledim. O bir Danimarka’lı. Küçük bir evde kalabalık bir aile olarak yaşıyorlar. Yeni doğmuş ikizleri var, apartmanın dışına hava almaları için bıraktığı.. Kendisi ise ballandıra ballandıra nasıl bir yaşantısı olduğunu anlatıyor. Çocuklarına nasıl vakit ayırdığını, hangi zamanlarda sosyal yaşantısını yürüttüğünü, eşiyle nasıl vakit geçirdiklerini, nasıl bir eğitim aldığını, spora ne kadar vakit ayırdığını.. Anlatıyor da anlatıyor. Bu sırada programın sunucusu ikizleri merak ediyor, nasıl bu kadar rahat apartmanın önüne bırakabiliyorsunuz diye. Soru bile kadına oldukça garip geliyor. ‘Neden birisi çocuklarıma kötülük yapmak istesin ki?’ diyor.Ardından sunucu benim en çok takıldığım soruyu soruyor: Gelirinizin yüzde kaçını vergi olarak ödüyorsunuz? Cevap çok net, yaklaşık olarak yüzde yetmiş diye cevaplıyor güzel bayan. Amerika’lı sunucu şokta.. ‘Bu size dokunmuyor mu? Siz bu durumda devlet için çalışmış oluyorsunuz’ diyor. Kadına bu soru da tabii ki garip geliyor, çünkü o vergilerini düzenli ödediği için düzenli ve güvenli bir hayat yaşayan Danimarka’lı sıradan bir vatandaş.. O devleti için, devleti de onun için çalışıyor. Herkes çok memnun yani durumdan. O, yapılan bir araştırmaya göre dünyanın en mutlu insanlarının arasında mutlu olarak yaşayan bir kadın. Mutlu çünkü güvende, mutlu çünkü ikizleri apartmanın önünde hava alırken aklına acaba ile başlayan sorular gelmiyor, mutlu çünkü hobilerine ayırabileceği zamana ve rafah seviyesine sahip, mutlu çünkü kendisi hayatta olmasa bile çocuklarının bir şekilde güzel ve huzurlu bir hayata sahip olacağını biliyor..
Gelelim bize..Uzun uzun yazmaya gerek yok sanırım bizi mutsuz eden şeyleri anlatmak için. Hepimiz bir şekilde etkileniyoruz olan biten her şeyden. Kavgalardan, cinayetlerden, cinnetlerden, işsizlikten,adaletsizlikten, düzensizlikten, güvensizlikten.. Çocuğu kapının önüne hava alması için bırakmak bir kenara bahçeye kaçan kedimi bile kollamak zorundayım, mutsuz komşularımın gazabına uğramasın diye.. Ödediğimiz vergiler ise malum..Bizde yüzde seksenle gelen kocaman bir mutsuzluk hakim.. Sadece umutlu kalmaya çalışıyoruz.
Bu arada ufak bir ayrıntıyı da söylemeden geçemeyeceğim. Aynı programa Türkiye’den de bir bayan katıldı. Öyle bir kadın profili çizdi ki akıllara zarar. ‘Biz Türk kadınları’ diye başladı söze, inanılmaz derecede bozuk bir İngilizce’yle, okuruz, yüksek lisans ve doktora bile yaparız ama evlenirsek okulmuş, işmiş falan önemsemeyiz, evimizin kadını oluruz, Kapalı Çarşı’yı gezeriz gibi saçmalardan seçme cümlelerle bitirdi. Sosyal hayatmış, vergiymiş, hizmetmiş bahsetmedi bile. Bana da televizyon ekranına öylece bakakalmak kaldı..