BERLİN, 30/07 (BYE) --- Tirajı haftada 503 bin 110 olan sosyal demokrat eğilimli Die Zeit gazetesinin 29 Temmuz 2010 tarihli internet sayfasında, Michael Thumann imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
---Ankara, İran ve İsrail Nedeniyle Batıyı Kızdırdı.
Dışişleri Bakanı Westerwelle'nin Boğaz'a Gerçekleştirdiği Ziyaretin
Zamanlaması Bu Açıdan İsabetli Oldu---
Guido Westerwelle'nin, konukların getirdiği bu tür hediyelerle rekabet etmesi mümkün değildi. Alman Dışişleri Bakanı, İstanbul ve Ankara'ya gerçekleştirdiği ziyaretinde, her yerde yeni İngiltere Başbakanının getirdiği hediyelerin sarılı olduğu kağıtların parçalarıyla karşılaştı. David Cameron, Türklere üyeliği vadetmişti. Cameron, Ankara'da, Brüksel'e uzanan bir yol inşa etmek istediğini söyleyerek, belirli AB ülkelerinin (Fransa, Almanya) direnişinin kendisini "kızdırdığını" ifade etmişti. Ankara'da bu tür sözlü hediyeler çok seviliyor. Westwerwelle'nin ise salı ve çarşamba günü gerçekleştirdiği ziyaretinde, Şansölyesinin mesafeli duruşuyla İngiltere Başbakanının kucaklaması arasında doğru üslubu bulması gerekiyordu.
Bunu nasıl mı yaptı? Hiç de kötü değildi. Daha yola çıkmadan Berlin basını aracılığıyla Türkiye'nin halihazırda "üyeliğe hazır olmadığı" mesajını verdi. Bu doğru bir tesbit ve Ankara'da da hiç kimse ciddi bir şekilde bunu iddia etmeyecektir. Ancak tabii ki Türklere moral verecek güzel bir şeyler de söylenmesi gerekiyordu. Westwerwelle bunu İstanbul'da telafi etti. "Türkiye'nin Avrupa yönüne stratejik ilgi duyuyoruz" diyen Bakan, ardından Türkçe olarak "Türkiye'nin yönü Avrupa'dır" ifadesini kullandı. Bu sözler olumlu karşılandı.
Westwerwelle'nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile ilişkisi iyi gözüküyor. "Dostluk" ve "güvenli ilişkilerden" söz eden ikiliyi Boğaz'da gülerken görenler de onlara inanmak istiyor. Alman lisesinden mezun olan Davutoğlu, Almanca konuşan Westerwelle'yi anlamakta güçlük çekmedi. Ancak, cevapları daha emin olduğu ingilizce dilinde verdi. Westwerwelle'nin, "Biz Almanlar, Türkiye'nin son yıllardaki büyük başarılarından çok etkilendik" sözleri karşısında sadece tebessüm eden Davutoğlu, dostu Guido'yu Boğaz turuna davet etti.
Ancak, bu buluşmada her şey bu denli kolay hazmedilir değildi. Hırslı ve müphem nükleer programından vazgeçmek istemeyen İran'a karşı AB tarafından pazartesi günü yeni yaptırımlar karara bağlanmıştı. Türkiye, yaptırımlara sıcak bakmıyor ve mümkün olduğu sürece görüşmelere devam edilmesinden yana. Davutoğlu daha sonra Brezilya ve İranlı mevkidaşlarını bir araya getirmişti. Ancak, bu buluşmadan ABD'de çok öfkelenilmesine neden olan 13 Mayıs'taki üçlü anlaşmanın yeni bir versiyonu çıkmadı. Tam tersine: Davutoğlu'nun, bu buluşmayı önemsiz göstermeye ve İranlıların varlığını ön plana çıkarmamaya çaba harcadığı görüldü. Anlaşılan, Mayıs ayında olduğu gibi bir kızgınlığın yaşanmaması için Westwerwelle bu konuda Davutoğlu ile yakın temas halinde bulunmak istiyor.
İkinci hassas konu, İsrail'di. Bir Türk yardım gemisinin ele geçirilmesi ve dokuz Türk eylemcinin 31 Mayıs tarihinde öldürülmesinden sonra Türk-İsrail ilişkileri dibe vurmuş durumda. Çok büyük bir güvensizlik hâkim ve Türklerin zararın telafi edilerek özür dilenmesi talepleri yerine getirilmedi. Almanlar ve Batı için Akdeniz'deki buz dönemi tehlike ihtiva ediyor. Türkiye'nin İsrail ile bu ya da başka konular nedeniyle bir kere daha çatışarak, akabinde Kudüs ile ilişkileri kesmesi, Yakın Doğu'daki dengeleri değiştirecektir. Böyle bir durumda, Yakın Doğu'nun Batı yanlısı iki demokrasisi arasında ilişki olmayacak ve Batı, sürekli olarak İsrail ya da Türkiye arasında seçim yapmak durumunda kalacaktır. Bu durum NATO ülkesi Türkiye ile NATO öncü gücü ABD arasındaki sürtüşmenin daha da artmasına neden olacaktır. Tüm bunların engellenmesi gerekiyordu.
Guido Westwerwelle'nin Boğaz diplomasisinin zamanlaması ve dozu çok isabetliydi. Davutoğlu ile bir gece ve yarım gün buluşan Westwerwelle, çarşamba günü öğleyin Başbakan Erdoğan'la görüştü. Şayet Westwerwelle bu bağlantıyı iyi bir şekilde devam ettirecek olursa, sadece Cameron'un AB vaatleriyle doldurulamayacak olan boşluğu doldurabilir. Almanların İsrail ile ilişkileri, İngilizlerden çok daha iyi olup, aynı zamanda Türkiye'nin gelecekteki AB üyeliği açısından Londra'dan çok daha belirleyici olacaktır. Eğer bir AB ülkesi Ankara'ya inandırıcı mesajlar gönderebilecekse, eğer bir ülke Türkiye'ye AB'de bir şeyler sunabilecekse, bu Almanya'dır.
Almanya'nın Türkiye karşısındaki kilit rolü, üyeliğe karşı olan CDU'lu politikacıların çoğunun bilincinde ne yazık ki, sadece olumsuz anlamda yer edinmiş durumda. Anlaşılan Guido Westwerwelle, olumlu yanlarını da görüyor. Örneğin, Türkiye'nin Avrupa için çok önemli olduğu ve Almanya'nın Türkiye için AB içindeki önemli görüşme ortağı olduğu gibi. İyi bir dış politika sadece bundan doğabilir.