Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

DOĞU VE GÜNEY DOĞU ANADOLU ’NUN HUZURU TÜRKİYE'NİN HUZURU DEMEK.

Türkiye'de spora yaptığı büyük katkıları ile Bölgenin umut projesi olarak on yıl önce Anadolu Spor Akademisi olarak projelerine başlayan Özcan Şimşek bu kez “YETENEK AVCILARI ” Projesi ile adından yine sıkça söz ettirecek gibi görünüyor.

Başkan Özcan Şimşek yönetiminde başlatılan Yetenek Avcıları Projesi ile lisans öncesi yetenekli minik sporcu adayları için hem bölgemizin geleceği hem de minik sporcuların geleceği milli birlik, beraberlik ve kardeşlik için köylü ve kırsal bölgelerde yaşayan yetenekli çocuklar için

“GELECEĞİN İÇİN SAĞLIKLI BESLEN, HAREKETLİ YAŞA, TOPRAĞINI İŞLE VE SUYUNU İSRAF ETME ’’

projesini konuştuk.

On yıl önce taş atan çocuklara elini uzatan Özcan Şimşek, son olarak Uluslararası Yetenek Avcıları Futbol Akademisi projesi ile birlikte uluslararası bir projeye imza attı. U-13 kategorisinde Şırnaklı çocuklar, İspanya'da düzenlenen ‘’COSTA BRAVA’’ futbol turnuvasında Türkiye'yi temsil etti ve şampiyon oldular. Herkesin kendi içine kapandığı, kendi doğrularıyla yetindiği bir ortamda sorunların çözülemeyeceğini anlatan Şimşek, 'Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da ki çocukların geleceğinin çok farklı bir mecraya yöneldiğini vurguladı. Şimşek, çocuklarda umudun çoğaldığını, gözlerindeki ışığın daha güçlü parlamaya başladığını kaydetti. Şimşek, tüm zorluklara rağmen, arkasından koşan yüzlerce çocuğu terk etmek istemiyor. Oradaki çocuklara okulu sevdirdi, futbolu sevdirdi, sporu sevdirdi, sinemayı sevdirdi. Sadece bu çocukların değil, annelerinin, babalarının, arkadaşlarının da ülkeye, hayata bakışları değişti."

Bizleri devlet büyüklerimizin desteği heyecanlandırıyor. Külliyede olmak daha önce hayal bile etmediğini belirtiyor. Spor bakanımız çocuklarımızı makamında kabul etti. FİFA başkanının elinden ödül almak için FİFA da bulunduğum sırada spor dünyasının devleri tek tek gelmeye başlayınca kendimi küçücük hissettim. Çocuklar için ulaşmayı düşündüğüm fakat nasıl olacağını bilmediğim herkes oradaydı. Bir rüya gerçek oldu. Sebebini oradaki masumların ve çocukların ihtiyacına ve ızdırabına bağlıyorum. Zira Allah, derin bir ihtiyaç ve ızdırab ile yapılan duaları asla reddetmez. FİFA başkanının konuşmasına projemizden bahsederken çok ama çok heyecanlandım ve umutlandım. Orda ki konuşmamda benim toplantıya gelmeme sebep olan faaliyetlerin temelinde insani acılara dokunmak olduğunu söylemeye çalıştım. Bunu yapmanın en kestirme yolunun sivil toplum hareketleri olduğunu belirttim." diyor.

UYAFA Başkanı Özcan Şimşek, hükümetin sivil inisiyatife verdiği önem ve desteğin altını çiziyor. "Sayın Cumhurbaşkanı’mızın projemizi davet etmeleri, geleceğimiz çocuklarımıza ne kadar değer verdiğinin bir göstergesidir." diyor.

Sivil toplum hareketlerine öncülük eden kadınların önemini ise bir Afrika atasözü ile anlatıyor: "Bir erkeği eğitirseniz bir bireyi eğitmiş olursunuz, bir kadını eğitirseniz bir aileyi dolayısıyla toplumu eğitmiş olursunuz." Özcan Şimşek, 'Ateş düştüğü yeri yakar.' sözünü eksik buluyor. "Ateş nereye düşerse düşsün bizi yakar." demeyi daha doğru buluyor. Kendisinin bu duygu ve düşüncelerle büyüdüğünü, insanlığın da bu noktaya doğru gittiğini vurguluyor.

Özcan Şimşek, Dünya’daki faaliyetlerini UYAFA Uluslararası Yetenek Avcıları Futbol Akademisi çatısı altında yürütüyor. 'Neden UYAFA?' sorusunu yöneltince, "artık ülkemizde bizlerde uluslararası projelere imza atacak kabiliyet ve tecrübe olgunluğuna ulaştık." cevabını veriyor. Tabii çalışmalarını tek başına yapmıyor. Türkiye Futbol Federasyonu, Spor Bakanlığı, Avrupa Ekonomik Senatörlüğü ve Valiliklerimizden ciddi destekler almış.
Ayrıca Türkiye’nin en büyük kuruluşlarında bir olan, Türkiye’nin en yüksek vergisini ödeyen grubu olmanın yanında 10 binlerce kişi istihdam eden CİNER GURUB ve Ciner Gurubu Başkanı sayın Turgay CİNER beye Ülkenin huzur ve barışı için İspanya’da şampiyon olan Şırnaklı çocuklara verdiği desteklerden dolayı şahsım ve UYAFA ailesi olarak teşekkürlerimizi sunuyoruz.

DOĞU VE GÜNEY DOĞU ANADOLU ’NUN HUZURU TÜRKİYE'NİN HUZURU DEMEK

Şimşek, çocuklarla ilgili faaliyetlere yoğunlaşmasının sebebini şöyle özetliyor: "Bu organizasyonlar ile gördük ki Türkiye'yi uluslararası bir turnuvada Şırnaklı çocuklar temsil edebiliyormuş. Taş atan çocuklar denilen, değişik ifadelerle suçlanan, damgalanan bu çocuklar biraz kendileri ile ilgilenilince, fırsat verilince uluslararası bir turnuvada şampiyon ola biliyormuş ve fair-play ödülü alabiliyorlarmış. Bu çok ama çok önemli. Suçlamadan, damgalamadan önce üzerimize düşeni yaptıkça bakalım bu çocuklarımızdan ne cevherler çıkacak? Ayrıca 22 çocuğun katılacağı bir turnuva için yaklaşık 5000 çocuk ve ailesi heyecan duyuyor. Şehirde ayrı bir sosyal hava oluşuyor."

Şimşek’in en büyük hayali; 'Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da insanların huzurla yaşadığı, evlerden neşeli çocuk seslerinin yükseldiği bir yer olarak görmek. Ve ardından ekliyor: "İnanıyorum ki bu çocuklar huzurlu olunca hepimiz daha huzurlu olacağız. Doğu ve Güney Doğu Anadolu’nun nüfusunun yüzde 50'si 19 yaşın altında. Burada bu sorunu çözmek, aslında her şeyi çözmek demektir. 'Doğu ve Güney Doğu Anadolu’nun huzuru Türkiye'nin huzuru demektir." Velhasıl.
"Çocuklar Sonuçlardan Önemlidir’’

Selam ve dua ile.
Nesibe TÜKEL

Devamını Oku
Bülent Ertekin

HAZIRLANIN!!!, BU SEFER 51. KURŞUNU SİZ SIKACAKSINIZ!!!

Nerede ise tam yüz yıl, yani tam bir asır olacak.
Vatanın aslan yürekli evlatları, geçmişte nasıl hainlerle savaştı, mücadele etti ise asrımızda da bu mücadele devam ediyor. İnanın ilelebet devam edecek.
Bitmedi, bitmeyecek...
Bugün günlerden (dün) 24 MAYIS 2019
Size bir şeyler hatırlatıyor mu?
Zannetmiyorum.
Zira bana hiç bir şey hatırlamadı taki aşağıdaki yazı gelinceye kadar.

24 MAYIS 1993
ÜZERLERİNE 1570 ADET KELEŞ MERMİSİ SIKILARAK
(HER BİRİNE ORTALAMA 50 MERMİ)
KATLEDİLEN,
33 SİLAHSIZ, 20 YAŞLARINDA
GENCECİK VATAN EVLATLARININ
ŞEHADET ŞERBETİNİ İÇTİKLERİ GÜNDÜR.

Derler ya hani, derenin altından çok sular aktı, zaman da, zeminde değişti lâkin değişmeyen tek gercek:
PKK LI KATİLLERİN,
NE CİNAYETLERİ nede
İHANETLERİ BİTTİ.
.....................

YER: Elazığ-Bingöl Karayolu Bilaloğlu Mevkii
YIL: 24 MAYIS 1993

.............

OSMAN PARTAL ANLATIYOR.

Trabzonluyum. İki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim.
Van-Özalp’taki birliğime gidiyordum.
Yol boyunca gereksiz molalar veren şoför, bir ara lastik patladığını söyleyip durdu.
Lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm.
Aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma yaptığını duydum.
Galiba telsizle konuşuyordu. Şemdin Sakık,
‘Eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk’ diyor.
Yalan söylüyor. Çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum.
Yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat Sakık açtı.
Toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı.
Omzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu.
...........

DOĞULU - BATILI DİYE AYIRDILAR…
.........
Saat 01.00 sularıydı. Sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk.
Şemdin Sakık nereli olduğumuzu sorup,
Doğulu - Batılı diye bizi iki gruba ayırdı. Sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. Dağda koşar adım yürümeye başladık. Bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu. Toplam 300 kişiydiler.
...........
Sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum.
Yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm.
Bir ırmaktan geçerken su içtik. Dağ yoluna çıktık.
Davranışları sertleşti. Durdurdular. Saat 03.00 sıralarıydı.
Yolun kenarına dizilmemizi istediler. Kolkola girip sıklaşmamızı istediler. Yanımdaki arkadaşıma ‘Devrem bizi vuracaklar’ dedim.

DEVREMİ ÖLÜ GÖRÜNCE BAYILDIM…

Sinirden titriyordum. Kalaşnikof, Bixi ve Kanvasların emniyetlerini açtılar. Sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi yere attım. Taramaya başladılar. Dizime bir mermi isabet etti. Vurulanlar üzerime düşüyordu. Kafamı koruyordum.
Hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce
mermi yağdırdılar. Gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. Altı yedi arkadaşım sağdı henüz. Diğerleri paramparçaydı. Can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler... Su istiyorlardı.
‘Anne, anne’ diye bağırıyorlardı. Öldüğümü zannediyordum.
Kendimi çimdikledim, ölmemişim.
Devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım.

BİZİ YAN YANA DİZİP 1570 MERMİ SIKTILAR …

Ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim.
Dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu.
Beyin, ayak... Yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım.
Kan kaybediyordum. Asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki Elmalı Karakolu’na gittim.
Olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı. Helikopter, tanklar geldi. Şehitleri aldık.
Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu.
Yani;
SİLAHSIZ ERLERİN HER BİRİ İÇİN 50 MERMİ KULLANMIŞLARDI...
......

Şimdi durup bir kez daha düşünün.
23 Haziran İBB başkanlığı için seçim yeniden tekrar edilecek.
İki cephe, iki zıt kutup var.
Vatanımızın; birlik, beraberlik, huzur ve sükunu için çalışanlar bir yanda, diğer yanda ise 33 tane gencecik "VATAN CANIM SANA FEDA" deyip şehadet getire getire ruhunu rabbine teslim eden Yusuf yüzlü, Hamza yürekliler.

Gün işte bugün.
Hesaplaşma ve hesabı kesme günü.
O gün bir mehmete 50 kurşun düştü.
Bugün 51. mermiyi,
ALÇAKLARA...
KATİLLERE...
TERÖRİSTLERLE OMUZ OMUZA;
VATANIN SELAMETİNE
BİRLİK VE BERABERLİĞİNE BİRLİKTE KURŞUN SIKMAYA, SANDIK İTTİFAKI KURUP gene MİLLETİN CAN DAMARLARINA KURŞUN SIKMAYA ÇALIŞANLARA

MERMİYİ (OYU) SEN SIKACAKSIN!!!
Sen...

Birkez daha düşün
51. mermiyi bir kez daha sıkmalarına müsaade mi edeceksin?
Yoksa ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM deyip teröre ve teröristlere hami olanların CANSUYUNA mı SIKACAKSIN.
Tercih senin.
Yüzlerce kere değil 1 kere ve ADAM GİBİ DÜŞÜN.
Ve sandıkta 33 şehidin üzerine sıkılan 50 merminin yerini tutacak BİR TEK MERMİYİ (OYU) SIK.
Sık ki, 33 şehid de huzur içinde yatsın.

Selam ve dua ile.
Bülent ERTEKİN

Not: Yazılanları kârinin dikkati dağılmasın ve okumadan bırakmasın diyerek bazı bölümlerini kısalttım. Arzu eden olursa 33 şehit evladımızın isim ve memleketlerinin de yazılı olan metnin tamamını özelden de gönderebilirim.

Devamını Oku
Bülent Ertekin

RABBİM İZİN VERİRSE, OL DERSE OLUR, DE

Bu iş bitti...
Zafer bizim...
Biz kazanacağız...
Hani derler ya
DEREYİ GÖRMEDEN PAÇALARI SIVAMAK.
Olmaması gereken, fakat çenemizin trigel kayışı koptuğu için bir türlü ayar tutmayan KESİN VE KIBİR DOLU NET İFADELER.
Oysa bize düşen vazifeyi yapmak, neticeyi de Rabbimize bırakmak olmalı iken.
Sonuç?
Sonuç çoğu zaman hüsran.

Oysa büyük bir teslimiyet...
Büyük bir tevekkül ile olayları temaşa etsek inanın herşey daha hikmetine uygun olacak.
Vazifemizi yaptık...
Çalıştık gayret ettik.
Rabbimize dua ve niyazda bulunduk.

Sonuç:

"Her şeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti vardır. Evet, kâinattaki herşey, her hadise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir; veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir. Bir kısım hadiseler var ki, zahiri çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var. (sozler/28.söz)

Bize düşen kesin net ifadeler değil İNŞAALLAH gibi mana dolu sözler ile NETİCENİN SAHİBİNE TESLİM OLMALIYIZ.
Tıpkı Hoca gibi.
Gelin birde hocayı dinleyelim ve tebessüm edelim.
...........

Hoca, yarına şunları / bunları yapacağım, edeceğim, diye plan yaparmış. Plan yaparmış yapmasına da her şeyin nasip kısmet işi olduğunu iyi bilen hanımı onu uyarmaktan geri kalmazmış: “Hoca, inşallah de!”, “Hoca, insanlık hâli!” “Hoca, kader kısmet var!”, “Hoca, nasipten öte yol git.’ mez!”

Hoca bu, hanımının her sözüne itibar etmediği gibi bu sözlerine de itibar etmezmiş.

Günlerden bir gün, akşam yatmadan önce bizim Hoca kansına:

– Hatun, demiş, yarın güneş açarsa tarlaya, hava yağmurlu olursa oduna gideceğim.

Hanımı yine: “İnşallah de Hoca.” diye uyarmış ama uyarmasıyla cevabını alması bir olmuş.

– Be kadın, demiş, bunun inşallah) maşallahı mı var, yarın hava ya kapalı olacak ya açık. Ben de ya tarlaya gideceğim ya oduna!

Sabah uyanmış ki hava kapalı. Eşeğe bindiği gibi dağın yolunu tutmuş. Neyse uzatmayalım, odunu etmiş, tam eşeğe yükletecekken, bir grup haydut etrafını çevirip:

– Babalık, demişler, filan köyü biliyor musun?
– Biliyorum, demiş Hoca, ne olacak?
– O zaman düş önümüze bizi oraya götür.

Hoca yalvarmış yakarmış ama iş bildiğiniz gibi değil. Üstelik filan köy dedikleri çeyrek günlük yol. Kaçsa arkadan mızraklayacaklar, yere yatsa üstünü çiğneyecekler, bu melanet heriflerden kurtulmanın çaresi yok. Önlerine düşüp o köyü bulmuş ama gün de batmak üzere. Yayan yapıldak onca yolu yürüyüp sabaha karşı evin kapısını çalmış. Hanımı içeriden seslenmiş:

– Kim o?

Hoca yorgunluk akan bir sesle cevap vermiş:

– Aç hanım aç, inşallah ben geldim!

Rabbim hakkımızda hayırlısı ne ise onu versin.

Selâm ve dua ile.
Bülent ERTEKİN

Devamını Oku
Bülent Ertekin

BEDİÜZZAMAN VE RAMAZAN...

Bediüzzaman Hazretleri, her dakikası bire bin verilen Ramazan ayında ibadetsiz bir zaman geçirmezdi. Talebeleri, Üstad’ın Ramazan’da uyumadığını, tüm gece ara vermeden, Kur’an, Cevşen, Risale-i Nur, Hizbu’l-Envar, Hakaiku’l-Nuriye okuduğunu aktarıyor. Üstad Hazretleri, özellikle Ramazan’ın on beşinden sonra talebelerini de uyutmamaya çalışır, geceleri ihya etmelerine vesile olurdu.

Kur’an odaklı bir hayat yaşayan Bediüzzaman Hazretleri’nin, Kur’an ayı olan Ramazan’a da bu yüzden çok ehemmiyet verdiğini belirten talebeleri, Üstad Hazretleri’nin bütün hayatında, özellikle akşam ve sabah namazlarından sonra evrad-u ezkârla geçirdiğini, mübarek gecelerde de kesinlikle uyumadığını ifade ediyorlar.

1954 yılında Bediüzzaman Hazretleri’nin yanına giden ve O’na talebe olma şerefine erişen Mustafa Sungur ağabey, Üstad Hazretleri’nin Ramazan’ını anlatırken şu ifadeleri kullanıyor: “Üstad’ımız Ramazan ayında uyumazdı. Bütün bir gece hiç durup aralık vermeden, Kur’an, Cevşen, Risale-i Nur, Hizbu’l-Envar, Hakaiku’l-Nuriye okurdu. Geceleri arada bir 15-20 dakika gibi kısa dalmalar dışında hiç uyumazdı.”

Necmeddin Şahiner’in kaleme aldığı Son Şahitler isimli çalışmada Üstad’ın Ramazanlarını anlatan talebeleri onun bu aya verdiği kıymeti ve ayı değerlendirişini anlatırken insanı hayrete düşüren ifadeler kullanıyorlar.

Üstad’ın 1953’te Fatih Çarşamba’daki evinde üç ay kadar misafir olarak kalan talebelerinden Mehmet Fırıncı ağabey bir Ramazan ayında Üstad Hazretleri’nin özellikle geceleri hiç uyumadığını, onun bu mübarek aya has bir usulünün olduğunu belirterek söz konusu usulünü şöyle izah ediyor: “Üstad Hazretleri bize derdi ki: ‘Ramazan’da insan oruçla ibadet halinde olduğundan, uykuda da olsa farz bir ibadeti ifa etmiş oluyor.’ Her dakikası bire bin verilen bir ayda ibadetsiz bir zaman boşluğu bırakmak istemiyordu. Onun için iftardan sonra zaten akşamla yatsı arası kendisinin her zaman normal olarak evrad vaktidir. Tâ sahura kadar, imsak vakti girer girmez hemen sabah namazını kılar, tesbihatı kendisine mahsus ifadan sonra istirahata çekilirdi. Tâ kuşluğa kadar. Ondan sonra kalkar, gene Nur dersleri ve evrad u ezkâr ile meşgul olurdu.

Üstad Hazretleri geceleri çok parlak ışıkta evrad ve ezkâra devam ederdi. Loşluktan hoşlanmadığını görürdüm.” Bediüzzaman Hazretleri’yle 1947 yılında tanışan rahmetli Bayram Yüksel ağabey de Üstad’ın Ramazan’ını anlatırken şu ifadeleri kullanıyor: “Üstad’ımız Ramazan’ın on beşinden sonra kendisi yatmazdı, bizi de yatırmazdı. Hattâ çok gece kontrol ederdi. Eğer uyurken yakalarsa, bize su döker, uyandırırdı. Bizleri uyumamaya alıştırırdı. Mübarek geceleri ihya ettiğimiz zaman sabah namazını kılar, yatardık.” Cüz taksim ederek hatim yapardı Mübarek, mualla Üstad’ımız üç aylar girdiğinde Isparta’daki Nur talebelerine hatim için Kur’ân-ı Kerim taksim ettirir, herkese bir cüz vererek vazife taksimi yapardı.

Isparta, Sav, Kuleönü, Atabey, Bozanönü gibi Nur hizmeti ile müşerref olmuş, mübarek köylere cüzleri taksim ettirir, böylece mübarek şuhur-u selasede her gün hatim indirilirdi. Bütün duasını umum Nur talebeleri namına kendisi yapardı. Başta Peygamberimiz (sas) ve ashabı olmak üzere bütün ehl-i iman ve Nur talebelerine bağışlardı.

Rabbim her dakikası mübarek olan günleri;en faziletli, en makbul, en ihlaslı, en muhabbetli bir şekilde geçirmeyi nasip eylesin.

Ya Rabbi, bizleri Peygamber Efendimize lâyık ümmet eyle, yolunda ve sünnetinde daim ve kaim eyle. O’nun ahlâkıyla ahlakımızı tezyin eyle, sevgisine lâyık eyle Allah’ım!"

Selâm ve dua ile.
Bülent ERTEKİN

Devamını Oku
Bülent Ertekin

ALLAH ’A KARŞI VERDİĞİNİZ SÖZÜ YERİNE GETİRİN.

Söz vermek...
Yerine getiremeyeceğim vaadlerde bulunmamak...
Verdiğin sözü her ne halükarda olursa olsun yerine getirmek...
Ne aldanan...
Ne de aldatanlardan olmak.
.................
Siyaset arenası...
Meydanlar hınca hınç dolu...
Yüreklerde beklenen vaadler...
Verilen türlü türlü vaadler.
Beklemek, fakat bir türlü yerine getirilmeyen vaatlerin meydana getirdiği hayal kırıklığı ile beraberinde güvensizlik kızgınlık ve pişmanlık.
.....................

Kral, dondurucu bir kış mevsiminde gecenin soğuğunda nöbet tutan muhafıza sordu:
– Üşümüyor musun?
Muhafız:
– Alışığım Padişahım, dediğinde Kral:
– Olsun, sana sıcak elbise getirmelerini emredeceğim, dedi ve gitti.
Ancak bir süre sonra içeri girdiğinde emri vermeyi unuttu…
Ertesi gün duvarın yanında muhafızın soğuktan donmuş cenazesini gördüler, duvarın üzerine şöyle yazılıydı:
– Soğuğa alışkındım; fakat senin sıcak elbise vaadin beni öldürdü…
O nedenle:
Türlü vaatlerle insanları bekleterek ve bekleyişte bırakarak kesinlikle imtihan etmeye çalışmayın. Çünkü insan bekletildikçe ve insanda beklenti hissi oluşturulunca değişir; hatta beklettiğiniz, beklentiye soktuğunuz insan, hakkınızda telafisi imkânsız negatif düşüncelere bile kapılabilir…
............

Ve bir ayet iner. Semaları aydınlatan, karanlık yürekleri nurlandıran.

“Verdiğiniz sözü ve yaptığınız antlaşmayı yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.”
İsrâ sûresi (17), 34

Antlaşma yaptığınızda, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin.”
Nahl sûresi (16), 91.

Ve bir hadis

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Münâfığın alâmeti üçtür: 
Konuşunca yalan söyler. 
Söz verince sözünde durmaz. 
Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder.”
Buhârî, Îmân 24, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Edeb 69; Müslim, Îmân 107-108. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20

Ne olduğunuz...
Nerede bulunduğunuz...
Hiç ama hiç önemli değil.
Hangi mevki ya da makamda olursa olunuz

SÖZ VERDİĞİNİZDE YERİNE GETİRİN.
VE MÜMKÜNSE GETİREMİYECEĞİNİZ HİÇ BİR VAATTE BULUNMAYIN.

Selâm ve dua ile.
Bülent ERTEKİN






Devamını Oku
Bülent Ertekin



KIRK YILLIK KÂNİ, OLMUYOR YANİ...

Yıl: 2010
Yer: İzmir
Konu: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, resim sergisi.

Çok değil, aradan tam tamına 9 sene geçmiş. Lâkin hafızalarımızda  hala dün gibi taze, taptaze.
Avukat kardeşim Ahmet YILMAZ ile serginin yapılacağı yer bakıyoruz, kardeşlerimiz ile yapılan istişareler sonunda iki yerde karar kıldık. Birincisi Bayraklı semtinde MİMARLAR/MÜHENDİSLER ODASININ uhdesinde bulunan TEPEKULE nin salonu.
İkincisi ise Fuar 30'lu salon.

Büyük bir  heyecan ile TEPEKULE ye gittik ve bir resim sergisi açacağınızı söyledik.
-Hangi aya ve ayın hangi gününe istiyorsunuz?
-Haziran veya Temmuz gibi.
-Kaç gün sürecek?
-Bir hafta
-Haziran-Temmuz  aylarında her gün boş gözüküyor. Siz dilekçenizi hazırlayın ve mail atın.
Aynı günün akşamı mesai bitmeden dilekçemizi yazdık ve verilen adrese mailimizi gönderdik.
Ertesi günü yetkili kişiyi aradığımızda ise bir gün öncesinde Haziran, Temmuz aylarının bomboş olduğunu  zannettiğimiz salonlar dolmuş hatta yılı bile  doldurmuşlardı. Kardeşim Av. Ahmet YILMAZ ile tebessüm ederek (!) telefonu kapattık ve ikinci yerede mail attık. Bak sen şu işe yaaaa. Tevafuk olurda ancak bu kadarı olur(!) İster inanın ister inanmayın, zira  aynı cevabı onlardan da aldık. Her ikisi de bir gün öncesinde salonların bomboş olduğunu ve istediğimiz gün veya hafta için hazır olduklarını söylemişlerdi.
Dedik ya.
Dine, dini ritüellere vs düşman olan bir zihniyetten ne beklene bilirdi ki?

Eeeeeee.
Bunu niye anlattın şimdi?

Geçenlerde, icraatlarına, icraat üstüne icraat ekleyen İstanbul Büyükşehir Belediye başkanının
İŞTEN ÇIKARMALAR...
ZORLA SENDİKA DEĞİŞTİRME...
RESMİ KURUM LEVHALARINA TC İBARESİ
'nden sonra sıradaki icraatının tam 37 yıldır kesintisiz icra edilen DİNİ YAYINLAR FUARINA İZİN VERMEMESİ beni tam tamına 9 yıl gerisin geriye götürdü.
Zihniyet aynı zihniyet.
Sadece isimler mekanlar değişik.
Yâni avam lisanı ile ha Ali Veli, ha Veli Ali.

Ne bekliyordunuz beyler?
Haaa. Söyleyin, ne bekliyordunuz? Birşey yazsam gene bi tarafın açıkta kalmış diyeceksiniz. O nedenle onu söylettirmektense YAŞANMIŞ BİREBİR OLAYI ANLATAYIM DA YENİ RÜYALAR,
YENİ BEKLENTİLER İÇİNE GİRMEYİN dedim.
Eldeki kumaş bu beyler.
KIRK YILLIK KÂNİ OLMUYOR YANİ....

Selam ve dua ile.
Bülent ERTEKİN










Samsung Galaxy akıllı telefonumdan gönderildi.

Devamını Oku
Bülent Ertekin

DÜNYAYI GÜZELLİKLER KURTARACAK.

Helal rızık kazanmak ve yemek için mücadele verilirken diğer yandan kul hakkı yemenin meşrulaştığı bir toplumda hiç mi güzel şeyler yok? diye düşünürsunuz. Oysa bazen öyle güzelliklere şahit oluyoruz ki o an tarifi imkansız bir mutluluk sarıyor insanı.
Şükrediyorsunuz...
Dua ediyorsunuz...
Temenni ediyorsunuz.
Rabbim(c.c) seni ve senin gibi insan2lari ve sayılarını çoğaltsın!!! diye Yaradana O' na sığınıyoruz.

Güzellikleri anlatmak gerekir. Kim ne derse desin dünyayı güzellik ve güzellikler kurtaracak ve herşey bir insanı sevmekle başlayacak diyor ya şair.

İşte bu söze istinaden gördüğüm güzelliklerden birini sizlerle paylaşmak istedim.

Çalıştığım hastanede gece vefat eden bayan hastalardan birinin naaşını morga göturmek üzere sedyeye sert hareketle konulur. Tam o esnasında ani bir hareketle naaşın incinmiş olabileceği düşüncesi ile naaşı öpüp
"seni incittim mi?"
"hakkını bana helal et!"
diyecek kadar küçücük yüreğinde kocaman merhameti taşıyan Fatma hanım kardeşimin bu örnek davranışı ile kul hakkının ne kadar ince bir çizgi olduğunu anlatmak istedim size.

Rabbim seni sevdiklerine bağışlasın.
Senin gibi yüreği güzel insanların sayısını artırsın inşaallah kardeşim.

İnsanı insan yapan merhametidir.
Evimizde kırdığımız bir tabağa, kaybettiğimiz bir eşyaya üzüldüğümüz kadar kırdığımız insanlara üzülmüyoruz. Lâkin, hep cenneti hayal ediyoruz değil mi?

Oysa cennete giden yol namazdan ve insanın kalbinden geçmiyor mu?
Mahşerde hesabı en çetin olan hesap, kul hakkı değil mi?

Allah'ım bize merhamet et ve yine bizi merhamet duygusuyla kuşat
Ne incinen olalım, nede inciten.
Amin.
Selam ve dua ile.

Zehra KINALI



Devamını Oku

HUZURA ORUÇLU GİTMEK.

Ramazan ayının ilk günlerindeydi. Bir gece oturduğu evden dışarıya çıkan Nasuhi Efendi, dergahın bahçesinde dolaşıyordu. Onun bahçede dolaştığını gören hanımı, bahçeye çıkarak yanına yaklaştı ve 

"Muhterem Efendim! Bu gece vakti bu bahçede niçin gezinip durursunuz?" diye sordu.

O da; 

"Allah Teala bilir ama bu bayramı burada geçireceğiz.

Şimdiden kendime yer hazırlıyorum." buyurdu.

Hanımı bunu işitince üzüldü; 

"Niçin böyle söyleyip yüreğimizi yakıyorsunuz." dedi.

 Nasuhi hazretleri; 

"Takdir-i İlahi böyledir." cevabını verdi. 

Aradan günler geçti. Ramazan-ı Şerif ayının orta­ sına geldiğinde, sevenlerini etrafına toplayıp, yerine oğlu Alaeddin Efendiyi halife tayin etti ve vasiyetini bildirdi.

Muhammed Nasuhi Hazretlerinin talebelerinden Şami Ahmed Efendi, vefat edeceği gün hocasını ziyaret etti. Muhammed Nasuhı Efendinin hastalığı iyice artmıştı.

Şami Ahmed Efendi ona; 

"Efendim biraz az oruç tutup ilaç kullanırsanız rahatsızlığınız iyileşebilir." deyince, 

Nasuhi Efendi; 

"Oğlum! Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle otuz senedir farzları değil nafileleri dahi noksan yapmadım. İnşallah bu gece dergah-ı iz­zete oruçlu giderim." buyurdu. 

Muhammed Nasuhi hazretleri vefat ettikleri gün ikindi namazından sonra hizmetinde olan dervişlere; 

"Bu gece Cüneyt-i Bağdadi, Abdülkadir-i Geylanı, Molla Hünkar Celaleddin, Maruf-i Kerhi, Seyyid Yahya Şirvan, Sultan Şaban-ı Veli ve Hocam Ali Atvel hazretleri teşrif buyuracaklardır. Onlara hizmette kusur etmeyin. 

"İftar vaktinde Derviş İbrahim, Nasuhi hazretlerinin yanından odanın kapısına va­rıp iki lokma ekmek yedi. Üçüncü lokmayı yerken Nasuhi haz­retleri bir defa; 

"Hu" diye seslendi. 

Derviş İbrahim ekmeği bı­rakıp içeri girerken tekrar; "Hu" diye Allah Teala'nın ismini zikredip ruhunu teslim etti.

Rabbim O mübarek zatlar gibi bizleri de
ORUCU YAŞAYANLARDAN EYLESİN.

Selam ve dua ile.
Bülent ERTEKİN

Devamını Oku

MECUSİNİN AFFI VE RAMAZAN AYINA HÜRMET EDENİN DURUMU NASIL OLACAKTIR.

Saygı...
Hürmet...
Mazi...
Ve mazideki ramazanlar...
Oruç tutmasak dahi tutanlara saygı duyduğumuz yemeden içmeden sakındığımız günler ne güzeldi...
Şimdi???
Şimdi görüntüsü müslim müslime olarak gördüklerimizin dahi ramazanda fütursuzca yemeleri ve içmelerine şahit olunca;
Rabbim bizi muhafaza et.
Ramazan-ı hakkı ile ifa eden kullarından eyle.
diye dua etmekten kendimizi alamıyoruz.
Sonra...
Sonra...

Bir Ramazan günü idi. Müslüman mahallesinde oturmakta olan ateşe tapan bir Mecusi'nin küçük çocuğu Müslümanların arasında ekmek yiyordu. Hemen babası çocuğun bu halini fark etti: 


-Oğlum Müslümanların arasında yemek yenir mi onlar bu günlerde oruç tutarlar onlarca muhterem günlerdir, diyerek çocuğu azarlayıp eve gönderdi.

Her faninin başına gelen ölüm O'nu da alıp götürdü ölümünden sonra şehirde bulunan bir Allah dostlarından birçoğu Mecusi'yi rüyalarında cennet'te gördüler. Halbuki hayatında Allah diye ateşe ibadet eden bir kimsenin, cennete girmesi adli ilahiye mugayirdi.


-Nasıl oldu da bu nimete eriştin! Biz seni imansız bilirdik. Hatta öldüğünde cenazen namazını bile kılmadık. Dediklerinde O şu cevabı verdi.

-Evet! Doğru söylüyorsunuz. Ben Mecusi idim. Fakat bir gün küçük oğlum Müslüman mahallesinde, onlar oruçlu olduğu halde ekmek yiyordu. Ben çocuğun onların gözleri önünde ekmek yemesine müsaade etmedim. Müslümanların hürmet ettiği bir şeye bende hürmet ettiğim için Cenabı-ı Allah benim ruhumu bir Müslüman olarak aldı. Ölüm anında başıma biri geldi. Bana "Eşhedü enla ilahe illalah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resuıühu." dedirtti ve ondan sonra ruhumu teslim ettim, o sebepten bu gördüğünüz mükafata kavuştum, dedi.


Hikayenin işaret ettiği nokta şudur. Bir Mecusi Ramazan ayına gösterdiği hürmetten dolayı imanın tadını alırsa, inanarak oruç tutan ve dilini dudağını bağlaması, şehevati nefsaniyeyi gemleyen bir mümin ve Ramazan ayına hürmet edenin durumu nasılolacaktır, Siz düşünün.

Rabbim cümlenizi
ORUCU HAKKI İLE YAŞAYANLARDAN EYLESİN.

Selam ve dua ile.
Bülent ERTEKİN

Devamını Oku
Bülent Ertekin

ÇOCUKLUĞUMUN RAMAZANLARI.

Özlem...
Bitmeyen...
Bitmeyecek olan...
Yüreğimizin....
Bazen kılcallarımıza...
Çoğu zaman iliklerimize kadar...
Hasret...
Özlem.....
Dostların, dostlarımızın olduğu bir meclis; başlarız biraz buruk, biraz özlem ile...
Çocukluğumun Ramazanları...

Öyle değil mi?
Saf...
Temiz...
Muhabbetle...
Sevgi ile dolu ve kucaklayıcı...

Bizim çocukluğumuzda ki ramazanlar sadelik, ülfet, birlik, beraberlik ve kardeşliğin samimice doğal ortamda vuku bulduğu zamanlardı.

Davetler verilirdi...
Gösterişten ve desinlerden uzak...
Sofralar, zengin menüler ile dolu değildi.
Sofraların en güzel yanı yemeklerimiz ile beraber muhabbet ve samimiyet dolu sohbetlerdi.

Siyaset yoktu...
Spor yoktu...
Boş ve malayani hiç bir şey yoktu...
Dostluk...
Kardeşlik...
Sevgi ve muhabbet...
Bizi bir anlamda geçmişe bağlayan da o doğallıktı.

Yeni nesil bilmez.
Kurulan sofralarda resim çekilme ve paylaşma yoktu. Zira; paylaşımlar sosyal medya sayfalarından değil bilakis en fıtri, en doğal, en içten, riyasız, gösterişsiz olanı ile, kalbden kalbe yapılırdı. Bizim için en büyük mutluluk buydu ve tüm aile bundan büyük haz alırdı.

Sofralarımızda; düşkünler; garibler ağırlanır onların dertleriyle, sorunlarıyla hemhal olunur, çözümler bulunur ve sorunlar ortadan kalkardı.

"Komşusu açken tok yatan bizden değildir." hadisi şerifi düstüruna göre hareket edilir, zekat müessesi ramazan ayında düşkünlerin yardımına koşardı.

Paylaşım her zamankinden daha çok, daha bol bir şekilde olurdu. Sakın olaki gösterişli biçimde olduğunu sanmayın. Yardımlar kim tarafından kime yapıldığı bilinmezdi bu bir erdemdi.

Eski ramazanların özlemini yazmaya ne kağıt yeter ne de mürekkep yeter.

Bugüne baktığımızda yeni neslin ne kadar şanssız olduğu açık bariz ortada.

Tıka basa yenen iftar sofraları, zengin ve makam sahiplerinin ihtişamla karşılama yapıldığı, onlarla yan yana gelerek bolca adına selfi denilen özçekim yapılarak servis edilmeleri, garip gurebadan uzak haller ve daha nice hallerimiz....

Nereye kadar bu gidiş, böyle olur bilemeyiz ama hepimizin temennisi olan eski ramazanlara dönüşü Rabbimiz hepimize nasip eylesin inşaAllah.

Allah'a (cc) emanet olunuz.
Muhabbetle kalın.
Muhammed'de kalın.

Nesibe TÜKEL

Devamını Oku
Bülent Ertekin
}