Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Sayfalar
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

MİLLETİN BEKASI VE GELECEĞİ İÇİN CANINI ORTAYA KOYAN ŞEHİTLERİMİZİ ASLA UNUTMAYACAĞIZ!!!

MİLLETİN BEKASI VE GELECEĞİ İÇİN CANINI ORTAYA KOYAN ŞEHİTLERİMİZİ ASLA UNUTMAYACAĞIZ!!!


Tügva Aliağa ilçe Temsilciliği Lise Koordinatörlüğü tarafından helikopter kazasında şehit olan askerlerimiz ile tüm şehitlerimiz için Aliağa Demokrasi meydanında lokum ve gül suyu dağıttı .

Bingöl'den Tatvan'a giden askeri helikopter, Bitlis'te düşmüş, Milli Savunma Bakanlığı (MSB), kaza sonrası yaptığı ilk açıklamada 11 askerin hayatını kaybettiğini, 2 askerin de yaralandığını açıklamıştı.

Aliağa ilçe lise Koordinatörü Berkan Alkan elim kaza ve sonrası için basın açıklamasında bulundu.
Berkan Alkan elim kaza ve sonrası için yapmış olduğu basın açıklamasında:

Biz Türkiye Gençlik Vakfı (Tügva) Aliağa ilçe temsilciliği Lise koordinatörlüğü olarak bu milletin bekası ve geleceği için canını ortaya koyan şehitlerimizi asla unutmayacağız. Yarınlarımızın umudu olan gençlerimizin her alanda da yanında olup ülkemizi ve milletimizi her alanda savunan bir gençlik yetiştirme gayretinde olacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın." dedi

Devamını Oku
MİLLETİN BEKASI VE GELECEĞİ İÇİN CANINI ORTAYA KOYAN ŞEHİTLERİMİZİ ASLA UNUTMAYACAĞIZ!!!

EYÜPHAN KAYA: Kadim Davaya Sahip Çıkmak Gerek!

Kadim Davaya Sahip Çıkmak Gerek!

Kadim davada;

Hak ve adalet vardı,

Hakça paylaşım vardı,

Vatandaşa saygı vardı,

İş, aş vardı,

Hizmet vardı,

Ahlak ve edep vardı,

İnanç ve kültür vardı….

Kadim davanın özü istiklal marşımızda mümdemiçtir. Bu münasebetle TBMM’nin 2021 yılını “İstiklal Marşı” yılını ilan etmesini de önemsiyor, bu karara evet diyen tüm vekilleri tebrik ediyorum.

Ak Parti olarak bir az kendimizi yoklayıp, sağımıza solumuza bakalım gerçekten bu özellikte insanlar hangi oranda teşkilat ve yönetim mekanizmalarımızda var. İyilerimizin daha iyi olmak için gayret, aramızdaki zayıfların da tövbe istiğfar etmeleri gerekmiyor mu?

Bu eksiği kapatma açısından geçende Sur ilçe başkanı Mühn. Murat Unat başkanlığında Yeni yönetim, Belediye meclis üyeleri ve Danışma kurulu üyelerinin katılımıyla nitelikli bir toplantı yaptı ve o toplantıda kabul gören maddelerden biri şu oldu. Önce kendimizden başlayacağız ve en az ayda bir kitap okuyacağız.

a) Ak partiyi tanıyalım,

b)Sur ilçemizi tanıyalım,

c)Adabı müaşerat(İletişim dili)’ni öğrenelim,

e) İnsani tekamül içerikli kitaplar okuyalım denildi.

Doğrusu böyle bir teklifin kabul görmesi beni ziyadesiyle memnun etti.

Ak partiyi kitabından okuyan biri cumhurbaşkanımızın vurguladığı “kadim davayı” anlayacak,

Kendi ilçesini tanıyan biri ilçesine daha güzel hizmetlerde bulunma imkanını bulacak,

Adabı muaşeratı bilen biri halk nezdinde sevilecek ve dolayısıyla örnek insan olarak toplumda bilinecek,

Manevi tekamül atmosferinde kişi yaşarsa zaten her geçen gün Allah rızası için çalışıp başarılarına başarı katacak,

İşte “inandığın yolda yürü” sloganının anlamı ancak bu şekilde tecelli eder diye düşünüyorum.

Ağabeylerim, kardeşlerim, dostlarım birilerinin dediği gibi siyaset yalan dolan, sahtekar, sözünün eri olmayan kimselerin işi değil. Siyaset sorun çöze sanatı ve bir idare etme yöntemidir.

Belki toplumun %10’u siyasetle uğraşır ama kalan %90 da olumlu ya da olumsuz siyasetten etkilenir.

Sen kendine güveniyorsan siyaset yap, doğru konuş, cesur ol! Bu senin üzerinde bir vazifedir. Sen sen ol, meydanı namertlere bırakma!

Mesela ben siyasetin ensesindeyim, ama içine girmekte zorlanıyorum çünkü bu haliyle siyasetin bünyesi benim insanı tarzımı hazmedemiyor.

Başkanlık sisteminde vekil seçiminin “dar bölge yöntemiyle” olması elzemdir, ama ne yazık ki liste yöntemi ile vekil seçimi hala tercih ediliyor. Halbuki biz Başkanlık sistemini anlatırken, rahmetli Burhan Kuzu hocamızın ifadesiyle “muhtar seçer gibi vekil seçeceksiniz” diyorduk.

Size ilginç gelebilir belki, ben her gün üç dörtlükten ibaret birer şiirle başkanlık sistemi üzerinde 63 şiir yazan bir kardeşinizim. Çünkü o süreçte Parti hatibiydim, şehrimizde bu konuyu en iyi bilenlerden birisiydim. Ama an itibariyle sistem tek kanatlı yürüyor.

Aileme söz vermişim eğer “dar bölge seçim yöntemi” gelmezse birinci sırayı dahi bana verseler vekil adayı olma gibi bir niyetim olmayacak. Çünkü bu şekilde seçilen vekil vekalet yapamıyor, Meclis şu anda varlık yokluk sürecini yaşıyor. Meclis, ne zaman ki icap ettiğinde Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açabilecek kadar nitelikli vekillerden oluşursa, gerekirse yüce divana dahi gönderebilirse o zaman “Başkanlık Sistemi” verimli bir şekilde çalışır. Siyaset gereği RABİA işareti birilerine hoş gelebilir ama asıl Rabia hak ve adalette saklıdır, Asır suresinde mevcuttur.

İşte mesele bu dostlar “kadim davaya” sahip çıkacaksanız siyaset yapın yoksa gerisi lafı güzaftır.

Üç beş kuruş dünya menfaati, şunu bunu işe koymak bunlar siyasetçinin yaptığı ayak işleridir.

Siyaset devleti işletecek, adalete sahip çıkacak  ve vatandaşa hizmet ederek duasını alacak o kadar. Kim diyebilir ki bu vazife iyi insanlara yakışmaz.

84 Milyon insanın hakkına hukukuna sahip çıkmak kendine özgüveni olan her vatandaşın görevidir. Tabi “kadim dava” gibi bir ideali varsa. 2023 seçimleri “kadim davası” olanlarla kazanılır diye düşünüyorum.

Selam ve dua ile.
EYÜPHAN KAYA

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku
EYÜPHAN KAYA: Kadim Davaya Sahip Çıkmak Gerek!

YE'SE KAPILMA TÜGVA YANINDA"

"YE'SE KAPILMA TÜGVA YANINDA"

"Ye'se Kapılma Tügva Yanında" düsturu ile yola çıkan TÜGVA Aliağa ilçe temsilciliği Ortaokul koordinatörlüğü tarafindan ihtiyaç sahibi ortaokullu evlatlarımıza yardım elini uzatmaya devam ediyor.

Tügva, Aliağa ilçe temsilciliği Ortaokul Koordinatorü Eray Türkmen; yaptığı açıklamada; "Türkiye Gençlik Vakfı İzmir Aliağa ilçe temsilciliği Ortaokul koordinatörlüğü olarak, dünya üzerinde iyi ve güzele dâir ne varsa savunan, her daim hakkın ve adaletin tarafında olacak bir nesil yetiştirme amacıyla kurulmuş yeni nesil bir gençlik vakfıdır. Bu mânâda bölgemizde bulunan maddi ve manevî mânâda ihtiyaç sahibi olan her bireye ulaşmak ve ihtiyaç sahibi bireylere yardım elini uzatmak bizlerin asli vazifelerinden birisidir.

Bu gaye ile çıktığımız yolda hayırsever büyüğümüz sayın Turan ÇETİNER abimize minik yürekleri sevince boğduğu giyecekleri gönderdiği için teşekkürlerimizi bir borç biliyoruz." dedi.

Aliağa Karakuzu Ortaokulu Müdürü ; Tügva Aliağa ilçe Ortaokul Koordinatorü Eray Türkmen'e yarınlarımızın umudu ve geleceği olan evlatlarımızın bir takım ihtiyaçları vardı. Siz ve hayırsever büyüğümüze bu duyarlı davranışından dolayı çok teşekkür ederiz." İyi ki varsınız" temennilerini iletti.

Devamını Oku
YE'SE KAPILMA TÜGVA YANINDA"

Önder GÜZELARSLAN: SEKA PARK A.Ş VE TIBBİ ARAMOTİK BİTKİLER

SEKA PARK A.Ş VE TIBBİ ARAMOTİK BİTKİLER

 

Geçtiğimiz hafta içinde bazı görüşmeler yapmak üzere Kocaeli ilimize gittim. Bu ilde İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun okul arkadaşlarımız bir hayli fazla. Başta ilin valisi Seddar Yavuz, büyükşehir belediye başkanı Tahir Büyükakın, vali yardımcıları ve büyükşehir belediyesi bürokratları bulunmakta. Her biri alanlarında uzman olan ve görevlerini en iyi şekilde yapmaya çalışan bürokratlar. Özellikle büyükşehir belediyesine seçilen Tahir hoca daha önce de belediye de uzun süre genel sekreter yardımcılığı, genel sekreterlik yapmış, Kocaeli’nin yetiştirdiği nadide bir kişilik. Büyükşehir Belediye başkanlığı koltuğuna oturduğu 2 yıla yakın bir zaman oldu, dur durak bilmeden hizmet üretmeye gayret ediyor. Şehrin her köşesinde kime rastlasanız Tahir hoca dan övgü ile bahsediyorlar. Aynı dönemlerde Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuduğumuz yıllarda da başarılı ve sempatik kişiliği ile göz dolduruyordu.

Kocaeli ziyaretleri kapsamında Büyükşehir Belediyesi bürokratlarından belediyeye ait iştirak olan Seka Park A.Ş. yi de ziyaret ettim. Bu kuruma genel müdür atanan yine okul arkadaşımız Bayram Karakuş daha önce yine belediye kurumu olan İzeydaş’ta görev yapan Bayram Karakuş Seka Park A.Ş. ye yeni bir soluk olmuş. Kurum olarak tıbbi aramotik bitkilerin üretilmesi ve bu üretilen ürünlerden yüksek teknolojiyle extrat üretilmesi noktasında ciddi projeleri var. Şu an şehirde özellikle girişimci kadınları harekete geçirerek tıbbi aromatik bitkilerin bir kısmının üretimine başlamışlar. Alkışlanacak bir projeye imza atmaya hazırlanan Seka Park A.Ş yi, kurumun genel müdürü Bayram Karakuş’u ve büyükşehir belediye başkanı Tahir Büyükakın’ı yürekten kutluyorum.   

Bitkilerin tedavi amacıyla kullanılması ve insanlık tarihi kadar eski olduğunu, antik kentlerin ve kalıntıların incelenmesiyle gözlemleyebilmekteyiz. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir dünya ve yaşamın her geçen gün daha da önem kazanmaya başladığı dünyamızda iyi ve sorunsuz bir hayat sürmek herkesin hedefleri arasındadır. Bu hedefe ulaşabilmek için karşımıza doğal ve bitkisel beslenme  çıkmaktadır. Bitkiler sürdürülebilir yaşam için gerekli olan oksijeni ve besini sağlarlar, böylelikle de sağlığımızı korumamıza yardımcı olurlar.

Tarihi kaynakları incelediğimizde insan yaşamının başlamasıyla birlikte bitkilerin hem beslenme hem de  tedavi amaçlı kullanıldığını görmekteyiz. İnsanlık ilk günden itibaren bitkilerin tedavi edici gücünden istifade etmeye çalışmıştır. Günümüz modern tıbbında kullanılan pek çok ilaçta yine bitkilerden elde edilmektedir. Ülkemiz, çok çeşitli florası olan bitkilerin bolca bulunduğu coğrafik alanda yer almaktadır. Birçok bölgemizde tıbbi aromatik bitkiler doğal olarak tabiatta kendiliğinden yetişmektedir. Bununla birlikte ülkemiz endemik bitkiler açısından da oldukça zengindir. Ülkemiz; üç fito coğrafik bölgenin kesiştiği bölgede yer almaktadır.  Güney Avrupa ile Güneybatı Asya floraları arasında adeta köprü vazifesi görmekteyiz. Bu kadar çok zengin bitki çeşitliliğimiz olmasına rağmen, ülke olarak bu bitki zenginliğimizden yeterince faydalanamamaktayız. Doğal florada bulunan bitkilerden tedavi amaçlı (Fitoperapi: tıbbi bitkilerle tedavi) kullanıldığı gibi, bu bitkiler çay şeklinde içilerek de değerlendirilmektedir. Bazıları baharat olarak kullanılmakta ve reçine, zamk, uçucu yağlarından da faydalanılmaktadır. Genel olarak kozmetik sanayinde yoğun olarak kullanıldığına şahit olmaktayız.

Asya ile Avrupa arasında bir köprü görevi üstlenen, göç ve ticaret yollarının önemli halkası olan Anadolu; yüz yıllardır bitkisel ilaç ve baharat ticaretinde önemli rol oynamıştır. Asya’dan Avrupa’ya akan ticaretin güzergahı olan ipek yolu sayesinde Anadolu çok çeşitli bitkiler ile tanışma fırsatı elde etmiştir. Sadece tedavi amaçlı değil özellikle Anadolu kültürü olan el dokuması halıcılıkta halılara renk vermek için uzun yıllar kök boya oluşturmak için birbirinden kıymetli bitkilerden faydalanılmıştır. Yine tarihi incelediğimizde, İnsanlar ilk başta kendi yörelerinde yetişen bitkileri tedavide kullanırlarken, ticaretin gelişmesine bağlı olarak zamanla, diğer ülkelerde kullanılan bitkileri de tedavi amacıyla kullanmaya başlamışlardır.

Son derece kıymetli olan tıbbi aromatik bitkilerin üretiminin yaygınlaşması ve bunun yaygınlaşması amacıyla yapılan çalışmalarda çok değerli ve kıymetlidir. Şahsen çok ilgi duyduğum bu alanda Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin özverili çalışmalarını işitince beni bir heyecan kapladı. Özellikle kadın girişimcileri bu alana çekmeleri de isabetli olmuş. Beni asıl heyecanlandıran ve duygulandıran gelişme ise Seka Park Genel Müdürü Bayram Karakuş’un üretilen bu tıbbi aromatik bitkilerin yüksek teknolojiyle işlenip extrat haline getirilerek, tamamlayıcı tıp alanında kullanılacak olmasını ifade etmesi son derece önemli ve bir o kadar katma değer sağlayıcı bir girişim örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Umulur ki bu çalışmalar zamanla ciddi şekilde meyve verir, başka belediyeler ve kurumlar tarafından örnek alınır.

Önder GÜZELARSLAN

Devamını Oku
Önder GÜZELARSLAN: SEKA PARK A.Ş VE TIBBİ ARAMOTİK BİTKİLER

Nihat GÜÇ: Süfli Yükselişler

Süfli Yükselişler
Bugünü doğru yorumlayabilmek için geçmişi doğru okumak gerek. Maziyi gerektiği gibi okumaya yanaşmayan insanlarla karşılaştığımız vakit üzülüyoruz. İnsanlık hali işte.
Evet! Geçmişi doğru anlayabilmek maharet ister, bilgi ister, ilgi ister. Her şeyden öte doğru bir istikamette yürüyen sağlam bir kalp ve hakkı, hakikati kükreyen bir yürek gerek.
Allah'ın serdettiklerini doğru algılamazsak, geçmişi doğru değerlendirmemiz mümkün olmayacağı gibi bu yönde göstereceğimiz her çaba akıntıya kürek çekmekten başka bir fayda da sağlamaz bize. Hz. Muhammed ( s.a.v.)'in anlattıklarına can kulağıyla misafir olmamız gerektiğini de ilave etmeye bilmem gerek var mı?
Beşerin kendi hegemonyasını güçlendirmek için masa başında şekillendirdiği ve zoraki olarak bizlere kabul ettirmeye çalıştığı bir geçmişle önümüzü görmeye çalışmak ve bu minvalde hareket etmek akıl karı değil. Bu yürüyüş bizi karaya çıkarmayacağı gibi sağlıklı bir yolculuk da sunmaz.
İslam'dan uzaklaşarak dünyevi basamaklarda yükselmeyi bir başarı olarak lanse etmeyi adet haline getirenlere rastlamak sıradan bir olay haline dönüştü son dönemlerde. Uhrevi düşünceden bihaber dünyevi kimi işler ve işlemler birer "İlah" gibi ulvileştirilmeye çalışılması her geçen gün kara bulutlar gibi kaplamakta yürekleri, beyinleri. Bunu bilerek ve isteyerek yapıldığından hiç bir kuşku duymuyorum artık. Bu tür girişimlerin insanlarımızın durdukları zemini kayganlaştırmaya ve sırt üstü sert zeminlere çakılmalarını sağlamaya yönelik birer girişim olduğunu, şayet sesimi duyan olursa, haykırmak istiyorum.
İnsanlarımızın gözünde ulvileştirilen kimi süfli işler geçmişte işlenen yanlışların tıpkısının aynısı. Adeta şıp demiş burnundan düşmüş gibi benziyor birbirlerine. Hatta yerinde deveran eden bir çember gibi dönüp duruyor insanlık tarihinde. Azabın, öncekilerin başına gelmesine sebep olan fiillerden azade de değil.
Eski kavimleri helake sürükleyen fiiller, aklanarak ve paklanarak yeniden hem de aleni bir şekilde servis edilirken insanların gözüne ve sinesine, alkış çalmakla meşgul bizim ellerimiz, ağlamayı unuttu bizim gözlerimiz, nefreti unuttu sinelerimiz. Belki de hayatın sadece bu dünyadan ibaret sanılıyor olmasından kaynaklanıyordur bu cafcaflı sözler, bu cafcaflı fiiller ve bu cafcaflı servis.
Süfli işlerin peşine düşenlerin pohpohlayarak yücelttikleri her çaba insanlara cenneti ve cehennemi unutturmaya matuf birer çaba olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı? Ya da dünyayı ahiretin önüne geçirmek isteyenlerin bir mücadelesi, bir gayreti, bir çabası olduğu inkar edebilir miyiz? Bu durumu Yüce Allah: "Hayır! (Ey İnsanlar) Doğrusu siz çabucak gelip geçeni seviyorsunuz. Ahireti ise bir yana bırakıyorsunuz." (Kıyamet/20-21) diyerek dile getirdiğini okumamıza rağmen niye unutuyoruz herhangi bir işe tam başlayacağımız bir sırada. Dünyevi her türlü iş ve işlemi insanların zihnine kazıyacak şekilde süslemenin ve püslemenin sebeb-i hikmeti bu değil midir? Başka bir neden aramaya gerek var mı sizce?
Dünyaya bakış açımız "İlahi Kelam" ışığında şekillenmeyince başarının ne olduğunu da unuttuk/unutuyoruz haliyle.
Başarı daha önce helak olmuş kavimlerin yaptıklarını yapmak mıdır? Yoksa dünyaya taparak hiç ölmeyecek gibi peşi sıra koşu bandında aynı yerde debelenmek midir?
Asıl başarının dini öğrenme, yaşama ve anlatma konusunda gösterilmesi gereken bir performans olduğunu niye dillendirmeyiz?
Küfürden, şirkten ve nifaktan beri olmak başarı olarak niye değerlendirmez asrımızın insanı?

Nihat GÜÇ

Devamını Oku
Nihat GÜÇ: Süfli Yükselişler

Mehmet ÇETİNBAŞ: İş Hayatında ki Başarıda Stratejik Liderin Etkili İletişimi

İş Hayatında ki Başarıda Stratejik Liderin Etkili İletişimi

İletişimde stratejik olmayı gösteren bir hikaye var; Dervişin biri Medrese eğitimini bitirdikten sonra memleketine dönmek ister. Hocası «Bir yıl da ilmi siyaset» dersi almasını önerir. Çünkü toplumda her çeşit insanın olduğunu anlattıklarının etkili olması için, kime neyi nasıl anlatacaklarını bilmelerinin hayati önem arz ettiğini söyler.

Derviş bu derse pek ihtiyaç hissetmez. “Memlekette cehalet diz boyu bana şiddetli ihtiyacı var. Zaten küçük bir kasabada yaşıyorum. “İlmi siyasete ne ihtiyaç olacak?” diyerek izin alıp medreseden ayrılır.

Yolda Cuma Namazı için bir kasabada mola verir. Caminin hocası, kürsüde ayet ve hadisleri karıştırmış ve yalan yanlış bilgiler anlatmaktadır. Derviş dayanamayıp hemen “Ey ahali hocanın anlattıkları doğru değil” diye tepki gösterir. Halk yıllardır ders aldıkları hocalarına laf söyleyen Dervişe bir güzel dayak atarlar.

Derviş memlekete gitmekten vazgeçip çaresiz medreseye geri dönüp bir yıl «ilmi siyaset dersi» alır. Bir yıl sonra tekrar aynı kasabaya gelir vaiz aynı telden çalmaya devam emektedir.

Bu kez kürsünün önüne gelip oturur. Sohbetini bitirip namaz için inen hocanın eline eteğine yapışıp övgüler dizer. Hocanın sakalından bir kıl koparıp, «Ey ahali bu hoca o kadar mübarek birisi ki saçından sakalından bir kılı sarığında ömür boyu saklayan cennetlik olur» der. Bu söz üzerine ahali hocaya saldırır saç sakal koparmaya çalışır. Hoca kaçar gider. Bir belde doğru iletişim sayesinde cahil bir hocadan kurtulur.

Üstün başarılı her sporcu veya sanatçının arkasında bir usta veya mentör vardır. Başarılı sonuçlar elde etmek için, iletişimin önemi kadar liderlik becerilerini geliştirmek de çok önemlidir. Başarı iki çeşittir. Normal başarı, bir yarışta eşit şartlarda daha fazla efor sarf ederek, daha çok kazanmaktır.

Stratejik başarı ise, daha az kaynak, daha az zaman ve daha az eforla daha çok kazanmaktır. Başarısız insan yoktur. Kaynaklarını etkin kullanmayan insan vardır.

Yetenek, Sağlık ve Etik Değerler Başarılı İnsanların Temel Kaynaklarıdır

İnsanın en büyük kaynağı kendisidir. Her insanın mutlaka en az bir yeteneği ve kolay öğrenebileceği veya geliştirebileceği bir  yeteneği vardır. Hayat boyu başarı için, insanın en önemli görevi bu yeteneğini keşfetmesidir. İnsanın bilgi ve ilgi alanları da onun kaynaklarıdır. Bildiği ve ilgili olduğu konularda çalışan insanların daha başarılı olması kaçınılmaz gerçektir.

Sağlık da insanın en değerli kaynağıdır. Sağlıksız bir insanın başarılı olması kolay değildir. Sağlığın kıymetini bilmeyen insanlar kendisini stresten arındıramaz böylece bünyesinin bağışıklığı düşer. Bir çok hastalığa açık hale gelir. Sağlıksız bir bünyenin sağlıklı çalışması ve başarılı olması imkansızdır.

İnsanın aileden gelen kaynakları da vardır. Aile ve çevresinden kazandığı ahlaki, kültürel ve dini temelli değerler ne kadar doğru özümsenmiş ise başarısına o kadar büyük katkı sağlar. Ailesinden insana sermaye, mülk, iş veya servet de kalmış olabilir. Bunları kendi başarıları arasında saymak doğru olmasada, bu mirasların değerlerine değer katmışsa kişiye ait kaynaklara eklenebilir.

En büyük kaynak zaman kaynağıdır. Başlı başına bir yazı konusu olan zamanın planlı ve etkin yönetiminin başarı için önemi tartışılamazdır. Çünkü zaman en değerli varlığımızdır. Bazılarının bir dakikası ürettiği fikir, para veya ürün yönüyle bazılarının bir yılına bedeldir. Patronun sermayesi, yöneticinin beyni, işçinin de emeği ile elde ettikleri kazançları bunun açık ispatıdır.

Stratejik Liderin Zihinsel Enerjisi Toplumu da Olumlu Etkiler

Stratejik lider kendinden motorlu olmakla beraber etki alanındaki topluluğunu harekete geçirici bir enerjiye sahiptir. Kendisinin ilham veren bir hedefi ve çok güçlü hayalleri vardır. Hatta çevresine enerji vererek en olumsuz zamanlarda bile ayakta kalır ve etki alanını da çabuk toparlar.

Bir insanın cesareti yoksa, ‘cesaret’in “C” si düşer ve kendisine miras olarak ‘esaret’ kalır. Böyle birisinin kalıplarını kırıp başarı merdivenlerini çıkması imkansızdır. O daima suçlu aramakla vakit geçirir. Şansın hep kendi kapısını çalmasını bekler. Başaran insanları da şanslı kişiler olarak görür. Halbuki başarılı insanlar, şans onların kapılarını çalmadıysa onlar şansın kapısını çalar ve ben buradayım, derler.

Stratejik liderler de fırsatları beklemezler. Fırsatları kendileri yaratırlar. Her olayı fırsata çevirmek için kafa yorarlar. Hatta şansa hiç inanmazlar. Bilirler ki stratejik çalışanların üstesinden gelemeyeceği sorun yoktur. Sorunları kendisine enerji veren bir kamçı ve  gelişimine hizmet eden bir fırsat olarak görür. Kafasında hiç bir blokaj ve aşamayacağı sorun yoktur. Stratejik lider için sorunlar kendisinde farkındalık oluşturur ve onu harekete geçirir.

Doğru Anlamak Etkin Dinlemekle Mümkündür

Startejik lider iletişimde daima nettir. Neden iletişime geçtiğini, ne yapmak istediğini, ne yaptırmak istediğini ve nasıl bir iletişim kurması gerektiğini bilir. Muhataplarını doğru anlar ve doğru yönlendirir. Çünkü, “Doğru anlamanın etkin dinlemek” ile mümkün olduğunu bilir.

Kendisine öz güveni tamdır. “Kendime değil karşımdakine ne veriyorum” diye düşünür. Almaya odaklı değil vermeye odaklıdır. Çevreme, ne faydam olacak, nasıl faydam olacak ve benden neler kazanacaklar? diye düşünerek hep kendini yeniler. O “Kazanmak için kazandırmalısın” sözünü düstur edinmiştir.

Stratejik lider çevresiyle doğru bağ kurmak için, empatiktir, sempatiktir, yargılamadan dinler. Kimseye ön yargılı davranmaz. Kimseyi aşağılamaz, alaya almaz. Onun için etkin iletişimin formülü, konunun farkında olmasıdır. İletişime nihai hedefini düşünerek başlar. İletişim bittiğinde ise, muhatabım ne anlamalı, ne düşünmeli, ne hissetmeli ve ne yapmalı? duygusuna odaklandığı için pozitif ve kesin sonuç alır.

Çare “Siz” Değilseniz, “Çaresiz”siniz!

Stratejik liderin kitabında başarısızlık yazmaz. O hiçbir olay veya sorun karşısında asla “ümitsiz” ve “çaresiz” olmaz. Her zaman çevresine “ümit” ve “çare” olur. Çünkü o başkalarının başarıları ile hatalarından ders çıkarır. Hayat boyu öğrenmeye çalışır.

Şimdi, olaylar karşısında sen hangisi olacaksın? “Ümit” “Siz” mi olacaksınız, “Ümitsiz” mi? Veya “Çare” “Siz” mi olacaksınız yoksa “Çaresiz” mi? Başarı için tercih zamanı…

Mehmet ÇETİNBAŞ

Devamını Oku
Mehmet ÇETİNBAŞ: İş Hayatında ki Başarıda Stratejik Liderin Etkili İletişimi

Ravza ZEYBEK: RESMİN BÜTÜNÜNE BAKALIM

RESMİN BÜTÜNÜNE BAKALIM
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
‘Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler, Allah’ın lutûf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.’(Al-i İmran 169-170) Buyurur Rabbimiz.
Yine bir Mart ayındayız ve yine bir helikopter kazası ve şehit haberleri aldık. Şehitlerimizin makamları âlî olsun. Rabbim ailelerine sabırlar versin. Şerefli bir acı, şerefli bir imtihandır arkada kalanlar için… Özellikle helikopter kazası dendiğinde nedense içimde garip bir his meydana gelir. Rahmetli Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun 25 Mart 2009 yılında ki helikopter kazasında şehit olduğundan artık kazalara bir şüphe ile bakar oldum. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düştüğünde çok ağır hastaydım. Hiç unutmuyorum gelişmeleri gözyaşlarıyla hasta hasta takip etmiştim. Kaza mıydı yoksa bir suikast mı hala bilmiyoruz? Kendisiyle birlikte birçok gizi de götüren Muhsin Başkana, eğer tuzak kurulduysa şimdi aynı tuzak ve oyunları devreye sokulmaya çalışanlar var diyebiliriz!
Ülkemiz ne zaman güzelliklere gebe olsa, ülke menfaatini gözetecek, bağımsızlığını ve sadece kendi halkı için değil tüm Müslümanları ilgilendirecek hayırlı gelişmelere vesile olsa içerde ki satılmışların, dışarıdan talimatlarıyla tuzaklar devreye giriyor. Türkiye artık eski Türkiye değil bunu en iyi bilenlerde yine bu tuzakları kuranlardır.
Bunları artık kundakta ki bebekler bile biliyor. Tek bizim ülkemiz için değil küresel ülke baronlarının isteklerine ters düşen bir gelişmeye izin vermeyeceklerinin mesajıdır bunlar. Cumhurbaşkanımızın ‘Başaramayacaksınız! Milletimizi bölemeyeceksiniz! Bayrağımızı indiremeyeceksiniz! Vatanımızı parçalayamayacaksınız! Devletimizi yıkamayacaksınız! Demesi boşuna değildi. Ya da ‘O, birilerinin’ NewYork’da reklam panolarına Yazı yazdırmaları asla tesadüf olmasa gerek! Ama artık uyuyan dev uyandı! Resmin bütününü görüp olaylar öyle yorumlanıyor.
Özüne ve özünde ki kuvvete yeniden dönen, küllerinden yeniden dirilen bir milleti korkutamayacaklar.
Ölümsüzlüğe aşık olan bir milleti ölümle korkutmak kadar abes bir iştir. Şer güçlerin anlayamadığı budur. Vatan ve millet sevdalısı her Türk, vatanı ve milleti için seve seve ölüme koşar.
Her kışın ardı bahar olduğu gibi her karanlığın ardı aydınlıktır. Yeter ki Vatana, Millete ve Devlete olan güveni koruyup aramıza nifak tohumları saçmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Bundan sonra üzerimize daha fazla iş düşüyor. Vatan için millet için ümmet için ‘Bana ne canım’ demek gibi bir lüksümüzün olmadığının farkına varalım. Hepimizin yapabileceği bir şeyler muhakkak vardır. Üzerimize oynanmak istenen oyunların farkında olmak, çocuklarımızı ve gençlerimizi içine çekmeye çalıştıkları çukurların yollarını kapatalım.
‘Gevşemeyin. Üzülmeyin.Eğer (gerçekten) iman etmiş kimselerseniz üstün olan sizlersiniz.’(Al-i İmran 139)
Ravza Zeybek

Devamını Oku
Ravza ZEYBEK: RESMİN BÜTÜNÜNE BAKALIM

Prof. Cahit KURBANOĞLU: İSLAM BİLİM ADAMLARI   İBN-İ HEYSEM 

İSLAM BİLİM ADAMLARI
 

İBN-İ HEYSEM 


İbn-i Heysem, gözün çeşitli kısımları arasındaki ilişkiyi ve görme olayı sırasındaki bütün bir organ ve dioptrik (merceklerin ışığı kırmaları ile ilgili) bir sistem olarak, gözün nasıl iş gördüğü gösterilmiştir. 

İbn-i Heysem, bu çalışmasıyla gözün kısımlarını: "El-sebakiye" (retina), "el-kurniye" (kornea), "el-sa'il el-ma'i" (göz sıvısı), "el-sa'il el-zucaci" (ing. "vitreous humor"; gözün retinayla çevrili boşluğunu dolduran pelte koyuluğundaki saydam ve renksiz sıvı) vb. şekilde adlandırmıştır

İbn-i Heysem'in ünlü eseri, Opticae Thesaurus Alhazeni (İbn-i Heysem'in Optik Hazinesi) başlığı altında Latinceye çevrilmiş ve Batı dünyası 600 yıl boyunca bu eseri kullanmıştır. 

Bu eser, gözün yapısı, yanılsama (illüzyon), serap olayı, perspektif, ışığın kırılması ve fotoğraf makinesinin temeli olan "karanlık oda"dan söz etmektedir. Delikli bir kamera ile ters görüntü elde edileceğini belirtmektedir. 

İbn-i Heysem kıtabında "karanlık oda"nın, güneş tutulmalarının gözlemlenmesinde kullanılmasını tavsiye etmiştir. 

İbn-i Heysem, ışığın bir nesneden yansıdığı, sonra gözlerine geldiğini ve böylece görüntünün gerçekleştiğini ilk açıklayan bilim insanıdır. 

Diğer taraftan görüntülenmenin, gözler yerine beyinde meydana geldiğini ispatlayan ve gösteren ilk araştırmacıdır.

Görme konusunda İbn-i Heysem'e kadar geçerli olan, Öklid ve Batlamyus'un ortaya attıkları ve görme olayı, gözün görülecek nesneye yolladığı ışınlarla gerçekleştiğini öne süren kuraldır. 

İbn-i Heysem bu kuralı reddederek olayın bunun tam tersi olduğunu ve gözün, nesnenin yolladığı ışınları algılayarak o cismi gördüğünü ortaya atmıştır.

Işık kaynağı olan nesnelerde ışık, güneş gibi her noktadan karşısındaki nesnenin bütün yönlerine doğrusal olarak yayılır.

İbn-i Heysem, düşüncesini şu şekilde uygulamıştır: Güneş ya da her hangi ışığı bir delikten karanlık bir odaya göndererek ışığın yayılan yönü boyunca ip germiş ve ışığın yayıldığını göstermiştir.
Bu buluşu ilginç kılan, 17. yüzyılda Kepler tarafından da tekrarlanmış olmasıdır.

İbn Heysem, aydınlatılmış bir alandaki her noktanın, ya da nesnenin her doğrultuda ışık ışınları yaydığını, ama bu ışınlardan yalnızca birinin göze dik olarak çarptığını ve ancak bunu görebildiğimizi, farklı açılarda yayılan diğer ışınları göremediğimizi söylemiştir.

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
05.03.2021

Devamını Oku
Prof. Cahit KURBANOĞLU: İSLAM BİLİM ADAMLARI    İBN-İ HEYSEM 

Levent TOPALOĞLU: Allah görmeye kalp verdi

Allah görmeye kalp verdi

Allah’ın ve Resul’unun selam ve bereketi üzerinize olsun.

‘’Alim odur ki; bildiğini unutmaz. Unutana da alim denilmez.’’
İnsan karmaşık bir yapıda yaratıldı. Allah görmeye göz verdi. Bu gözün göreceği bir şeyler yaratmasaydı, kendi kendine göz neye yarardı? Allah, göze de nimet olarak, işte şu çiçeği yarattı.
O gözün yaratılışının bir hikmeti var. Ne şekilde istimal edileceği insana bildirildi. Elbette göz; en başta, Rabbimizin türlü sanat eserlerini görmek ve o sanatı taktir etmek ile vazifeli iken, insanın ruhunu tazip eden şeylerle meşgul olmamalıydı. Şükür etmeliydi. Biliyoruz ki şükür; nimeti, nimeti verenin rızasına uygun kullanmaktır.
Göz, suri şeylerle meşgul olduğunda, akıl melekesi zayıflar. Bizlere verilen azaların, istenmeyen yerlerde istimali, bütün vücuda maddi, manevi zararı söz konusudur. Bu durumda akıl bildiğini unutur, kalbin ise zaten nasibi yoktur.
Evet; Allah görmeye kalp verdi. Kalp gözümüzle görmüş olsak bilirdik ki; hakiki ilim kalp ile alınırdı. İnsan kalben öğrendiğini yaşlansa da unutmaz ve asla kalbinden çıkmaz. Öyle ise; alim, ilmi kalbiyle öğrenendir ve kalıcı olan, kalbin öğrendiği ilimdir. Kalbin Allah’tan alacağı hakikatler olmasa, kendi kendine ne işe yarardı? Allah kalbe nimet olarak ilmi yarattı. O ilmi sünuhat ile verdi. Kul ile ilham bağını kurdu ve kul Rabbini onunla bildi. Fakat, insan Allah’tan başkalarını kalbine yerleştirip, o görünmez manevi ipi koparırsa, karanlık çöker, farkındalık gider. Baş gözü görse de, kalp gözü kör olur.
‘’Kendisinde hiçbir şüphe olmayan o kitap, müttakiler için bir hidayet kaynağı ve yol göstericidir.’’(Bakara suresi 2)
Kuran kime yol gösterir, ayetlerin binler manaları kimlere açılır?
Demek ki, Kur’an takva sahiplerine , ilham bağı olanlara açılır. Ayetin zahiri manasının yanı sıra batıni manalarının kalbe isabet etmesi takva sahiplerine has bir şeydir.
Her an bir ilim, bir mana, bir mesaj gelir en Sevgiliden. Bir ayet ile gelir. Büyük bir kitap olan kainattan gelir. Kimi zaman bir rüya ile gelir, kimi zaman arkadaşımızın attığı mesajla gelir, kimi zaman seyrettiğimiz bir videoyla ve onun içindeki ayrıntıda gelir. Komşunun kedisiyle gelir. Bir bakışla, bir damla gözyaşıyla gelir. Bazen denizle, bazen tomurcuğa duran ağaçlar, rengarenk çiçeklerle gelir. Baharla gelir, kışla gelir. Kimi zaman öfkeyle, kimi zaman muhabbetle, aşkla gelir.
Her an, her an gelir…
Gelir gelmesine de, biz bakmayız çoğu zaman. Bazen alelade bir bakışla başımızı çevirir, hiç gelmemiş gibi, duymamış gibi, hissetmemiş gibi, görmemiş gibiyizdir.
Görene, köre ne!

Levent TOPALOĞLU

Devamını Oku
Levent TOPALOĞLU: Allah görmeye kalp verdi

Şifa Kaynağı: Ilgaz Çam Kozalağı Pekmezi

Şifa Kaynağı: Ilgaz Çam Kozalağı Pekmezi
Tabiat eczanesinde Rabbimizin bize sunduğu o kadar çok faydalı bitkiler ve ürünler varki, saymakla bitmez.

İşte bunlardan biriside pek değer vermediğimiz çam kozalaklarıdır. Hani şu bildiğimiz çam kozalakları işte… Faydaları saymakla bitmiyor.

Çam kozalaklarından elde edilen ve “Yeşil Altın” olarak tanımlanan, son dönemlerde hem üretimi, hem de kullanımı ciddi manada yaygınlaşan kozalak macunu ve kozalak Pekmezidir.

Kış mevsiminin de gelmesiyle birlikte yoğun ilgi görüyor.

Birçok hastalığa karşı koruyucu ve iyileştirici özelliği ile halk arasında aranılan ürünlerden oluyor.

KOZALAK PEKMEZİ NEREDE ÜRETİLİYOR? KİM ÜRETİYOR?

Peki, çam kozalağı pekmezinin faydaları nelerdir ve çam kozalağı pekmezi nasıl yapılır? İşte bu konu hakkında öğrenmeniz ve bilmeniz gereken tüm detayları Ilgazlı Sevil Nişancı anlatıyor:
Gurbetçi bir ailenin ferdi olan Sevil Nişancı, her yıl bahar mevsimi sonuna doğru memleketi Ilgaz ilçesinin Akçaören köyündeki baba ocağına gidip, özenle topladığı kozalakları köydeki evlerinde geleneksel usullerle ev yapımı olarak üretiyor. Sonrada İstanbul’a getirerek satışını yapıyor.

HİÇBİR KATKI MADDESİ BULUNMUYOR

Sevil Nişancı “Doğal kaynak suyu, odun ateşi ve bakır kazanlarda kaynatılarak reçinesi sızdırılarak elde edilen kozalak pekmezinde hiçbir katkı maddesi ve kimyasal koruyucular kullanılmamaktadır” dedi. Tam bir şifa deposu olan Kozalak Pekmezinin, astım, bonşit, nefes darlığı, koala ve öksürüğe karşı müthiş etkili bir ürün olduğunu söyleyen Sevil Nişancı sözlerine şu şekilde devam etti:

^”Üretimin ve ambalajın her aşamasında hijyen kurallarına azami şekilde dikkat ediyoruz. Kozalak pekmezini, 3 nesildir süren bir kültürle üretiyoruz. Sevgi, samimiyet ve şifa dualarıyla harmanlayıp ihtiyacı olan kişilere ulaştırıyoruz”

Sevil Nişancı Ilgaz Kozalak Pekmezinin faydalarını ise ayrıntılı olarak şöyle açıkladı.

“Çam Kozalağı Pekmezinin Faydaları saymakla bitmez” diyen Nişancı, başlıca faydalarını siz değerli okuyucuları ile paylaştı

“- Çam kozalağı pekmezi, bronşit ya da astım gibi solunum rahatsızlıklarını tedavisinde kullanılmaktadır. Aynı zamanda öksürük önleyici ve balgam söktürücü özellikleri de vardır.

- Akciğerlerin temizlenmesine yardımcı olur.

- İçerdiği mineraller dolayısıyla sigaranın etkilerini azaltır ve akciğer rahatsızlıklarının ortaya çıkmasının önüne geçer.

- Grip ve nezle gibi sık karşılaşılan hastalıkların tedavisinde kullanılır. Ortaya çıkan semptomları yok eder. Hastalık yokken kullanıldığında hastalığın ortaya çıkmasını engeller.

- Bağışıklık sistemini güçlendirir.

- Bağırsaklarda enfeksiyon ve mikrop oluşmasının önüne geçer. Böylelikle sindirim problemlerini daha başlamadan çözmüş olur. Kabızlık önleyici etkisi bulunmaktadır.

- Üst solunum yolu enfeksiyonlarının oluşmasına engel olur.

- Bağışıklık sistemi zayıf olan çocukların kullanımında her türlü çocuk hastalığının ortaya çıkmasını engeller.

- Solunum yolu rahatsızlarından sonra vücutta hissedilen hastalık etkilerinin ve nefes darlığının giderilmesi için de çam kozalağı pekmezinin düzenli kullanımı tavsiye ediyoruz”.

 

Birçok doktor ve uzman bilim insanları çam kozalağının işlenmesi, yağının çıkartılması ya da pekmez (reçel) yapılmasıyla ve tüketilmesi halinde tüm kış boyunca hastalık geçirmeyeceğini ifade eden Nişancı, Bağışıklığı arttıran bir etkiye sahip olan Çam Kozalağı, nadir bulunan özel bileşenleri içeriğinde barındırdığını ifade etti.

Toksin atıcı Pinen içeren ve bağışıklık sistemini güçlendiren kozalak pekmezi, özellikle kış mevsimi, mevsim geçişleri ve Covid-19 salgınının ortalığı kırıp geçirdiği şu süreçte elimizin altında bulundurmamız gerektiğini dile getiren Sevil Nişancı “Sağlığımızı tehdit eden zararlılardan arınmak ve korunmak için yeni güne bir kaşık ILGAZ KOZALAK PEKMEZİ ile başlayın, günü de yine 1 kaşık kozalak pekmezi ile bitirin” diyerek sözlerini tamamladı.

 

Ürünleri temin etmek isteyen okuyucularımız için iletişim bilgileri aşağıda verilmiştir.

Sevil NİŞANCI
0 553 443 24 08
Instagram: ilgaz_kozalak_pekmezleri
Facebook: Ilgaz Kozalak Pekmezi"
Gmail: sevilnisanci0818@gmail.com

Devamını Oku
Şifa Kaynağı: Ilgaz Çam Kozalağı Pekmezi