Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Sayfalar
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Dr. Vehbi Kara: Besleme Medya ve Tunus Darbesi

Besleme Medya ve Tunus Darbesi

Besleme medya kuruluşları ve gazeteciler sayesinde halkın seçtiği yöneticilerin alaşağı edilip yerine ABD ve Batılılara uşaklık eden asker ve sivillerin getirilmesi, Müslüman ülkelerde bir gelenek haline gelmiştir. Maalesef Tunus’ta da 28 Şubat dönemine benzeyen bir darbe oldu.

Darbeci birçok askerin yapılan kanunsuz ve yolsuz işler için “askeri teamül” ifadesini kullanması boşuna değildir. Batılı ülkelerde “seçilmiş siyasetçilere itaat” kuralını işletmemek için icat edilen bu söz; darbecilerin demokrasi ilkelerine ne derece düşman olduklarını çok açık bir şekilde göstermektedir.

Bununla birlikte 15 Temmuz 2016 darbesinin halkımızın imanlı göğsü ile bastırılması sayesinde Türkiye’de askeri darbelerin sona erdiği yeni bir dönem başlamaktadır. Bu konudaki en önemli gelişme Yargıtay 3. Ceza Dairesinin, 28 Şubat davasında darbeye teşebbüs suçundan 14 sanığa verilen müebbet hapis cezasını 9 Temmuz 2021 tarihinde onaylamasıdır.

Yargıtay'ın kararı, bayram sonrasında davaya bakan Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne ulaşmıştır. Şimdi Yargıtay ilamını inceleyecek olan mahkeme, binin üzerinde klasörden ulaşan dosyada herhangi bir eksiklik olup olmadığına bakacaktır. Herhangi bir eksiklik tespit edilmemesi halinde Yargıtay kararı, 14 sanığın rütbelerinin sökülmesine ve cezasının infazı için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz Bürosu'na gönderecektir. Daha sonrasında ise İnfaz Savcılığı, 14 kişi hakkında yakalama kararı çıkartarak, bu kişilerin cezaevine teslimi için işlemleri başlatacaktır.

Bu durum Türkiye siyasi hayatında bir kırılma noktası ve kilometre taşı olacaktır. İlk defa darbeci askerler işlemiş oldukları suçlardan dolayı hapse atılacaktır. Daha öncesinde ise uzun yargılama süreçleri sonunda mahkemelerin görevlerini yapmaması sayesinde darbeciler hüküm giyse bile cezalar infaz edilememişti.

İnşallah bu süreç kanunların öngördüğü şekilde tamamlanır ve adalet yerini bulur. Aksi takdirde Tunus’ta gördüğümüz üzere ülkemizde de askeri darbelerin sonu gelmeyecektir. Nitekim Tunus’ta Cumhurbaşkanı, aynı bizdeki 28 Şubat sürecinde etkili olarak görev yapmış besleme medya sayesinde darbe yapmıştır.

28 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Demirel ne yaptı ise şimdi Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said, benzer bir şekilde hareket etmektedir. Meclisin feshedilmesini, yasama, yargı ve yürütme organlarının tek bir çatı altında toplanmasını isteyen Kays, seçimle gelen başbakanı görevden almaya çalışmaktadır.

Mevcut durumu meşruiyet, devrim ve Anayasa'ya karşı "darbe" olarak nitelendiren Meclis Başkanı Gannuşi, ilk andan itibaren "darbeye karşı çıkma" konusunda net bir tavır göstermiş ve alınan tüm bu kararların diktatörlük rejiminin özelliklerini yansıttığını ileri sürmüştür.

Elbette bu durumdan ülkemiz adına çıkarılacak çok dersler vardır. Türkiye’de yapılan bütün askeri darbeler Batılılar tarafından beslenen medya tarafından desteklenmiştir. Tunus’ta da aynı durum açık bir şekilde görülmüş Batılı ülkelerin kirli oyunlarının bir parçası olmuş BAE tarafından fonlanan medya kuruluşları darbenin kışkırtıcıları olmuştur.

Henüz ortaya çıkmış olan ve ABD merkezli özel Chrest Vakfının (Chrest Foundation), Türkiye'de "bağımsız" olduğunu savunan birçok kuruluşa, yüz binlerce dolar bağışta bulunması, Batılı ülkelerin nasıl darbe yaptığını ortaya çıkarmıştır.

Meseleyi çok yönlü araştırmakta yarar vardır. Nitekim hala FETÖ örgütü tarafından desteklenen bir çok basın kuruluşu da hiç rahatsızlık duymadan darbe kışkırtıcılığına devam etmektedir.

Bu meseleye ülkemizin selameti açısından önemli olması nedeniyle devam edeceğiz, vesselam…

Dr. Vehbi Kara

Devamını Oku
Dr. Vehbi Kara: Besleme Medya ve Tunus Darbesi

AKSAÇLILAR'DAN YAZICIOĞLU SONRASI İÇİN İDDİALI SÖZLER

KİMDİR Ahmet BEREKET?

Ahmet BEREKET: Gurbetçi olarak tabir ettiğimiz 3 çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu olarak İsviçre’de dünyaya gelmişim. İlk orta ve lise tahsilimi İzmir’de tamamladım. Ardından sırasıyla A.Ü işletme Fakültesi Yönetim ve Organizasyon Bölümü Lisans, A.Ü Sosyal Bilimler Fakültesi Ön Lisans, A.Ü Adalet Ön Lisans, A.Ü Spor Yönetimi Ön lisans bölümlerini bitirdim. Evli ve Allah bağışlarsa Güntülü ve Nisa Vuslat isimli iki kız babasıyım.

Çok küçük yaşlarda başlayan spor yaşantıma 18 yaşındayken açmış olduğum Çağrı Spor Kulübü derneği ile hem profesyonel anlamda spor hem de dernekçilik hayatının içine girmiş oldum.

Spor salonumuzda yetiştirdiğim birbirinden değerli sporcularımız ile yerel, ulusal, uluslararası alanda Avrupa şampiyonası dahil ülkemize madalyalar kazandırdık. Benim de Milli takım antrenörlüğü görevim 1997 yılında Uluslararası Turnuvada Taekwondo Milli takım antrenörü olarak görev alarak başlamış oldu.

Ardından yıllar içinde sayısız uluslararası turnuvada Büyükler kategorisinde 2 Avrupa, 2 Dünya Şampiyonası, birçok Grant Prix maçının da Milli takım Antrenörü olarak görev yaptım. Taekwondo branşı dışında Kıck Boks branşımızın da resmi anlamda ülkemizde çalışılmaya başladığı tarihten bu yana Kıck Boks branşının da içinde yer alarak Milli hakem ve antrenör olarak görev yapmaktayım.

Bunların yanı sıra uzun yıllar Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü, Polis Meslek Yüksek Okulunda Taekwondo ve yakın savunma kurs hocalığı yaptım. Ayrıca Spor kulübümüzdeki baş antrenörlük ve kulüp başkanlığım dışında yine uzun yıllardır Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde Taekwondo ve Kıck boks branşında usta eğitici olarak görevime devam ediyorum. Antrenörlük seviyesi olarak son seviye olan 5. Kademe Teknik direktörlük belgesine sahibim. Yine Para olimpik branşında Avrupa, Dünya olimpiyat gibi büyük organizasyonlarda görev yapmak için gerekli olan antrenörlük belgesinde sahibim.

SPORCU KARİYERİNİZ ZİRVEDE İKEN NİÇİN SİYASET?

Bazen bu sorunun cevabını bende düşünmüyor değilim. Ancak aklıma Şehit liderim Muhsin YAZICIOĞLU ve onunla birlikte yol yürümenin verdiği onur, gurur geldiğinde sorunun cevabı kendiliğinden verilmiş oluyor. MUHSİN YAZICIOĞLU…

Rahmetli Yazıcıoğlu'na gelelim. Bir müddet BBP İzmir teşkilat başkanı olarak vazife yaptınız. İl başkanı olarak görev getirilmeniz nasıl oldu?

Şehit liderim Muhsin YAZICIOĞLU’nun ataması ile 2007 yılında BBP İzmir il başkanlığı görevine getirildim. Zaten o süreçte il başkan yardımcısı olarak yönetim içindeki görevim devam ediyordu.

İl başkanlığı görevinin Muhsin başkanım tarafından tarafıma tebliğde benim açımdan oldukça değişik olmuştu.
2007 yılında Milli takımdaki Almanya maçındaki Antrenörlük görevim dolayısıyla Ankara’da kamptaydık. İzmir’den çok sevdiğim şu an Ankara’da emeklilik hayatını yaşayan Emniyet mensubu bir abim telefonla arayarak "birazdan gelip seni Muhsin başkanın yanına götüreceğim, seni bekliyor" dediğinde çok anlam verememiştim. Muhsin Başkan beni neden, ne için çağırsın ki? Sevinç, Mutluluk aynı oranda merak, heyecan aklımda türlü sorular.

Üzerimdeki mili takım eşofmanları ile eski genel merkez binasına gittik. Makama çıktığımızda Cennet mekân bazı il başkanları ile toplantı halindeydi. Özel kalem haber verip bizi içeri aldığında Muhsin başkanım içeridekilere dönüp “Tanıştırayım. İzmir İl başkanımız” dediği o anı ve benim yaşadığım şaşkınlığı ömrüm boyunca unutamam. Etrafıma baktım "bana mı dediniz sayın genel başkanım?" dediğim de içeride kahkaha koptu. Ben hâlâ ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım, çünkü hem il başkanlığı için yaşım çok gençti, hem de İzmir her daim-BBP İçin söylüyorum- sözüm ona Türk büyüklerinin ama iş konuşma eleştiri olunca sesleri herkesten fazla çıkan, partiye kuruşları nasip olmayan, ama sorsanız çocuklarının süt parasını partiye davaya harcamış Türk büyüklerinin hiç eksik olmadığı bir il.

Hiç beklemediğim ve çok hızlıca gelişen bir durumdu bu ve İzmir gibi siyaseten çok zor ilin üstelikte Muhsin YAZICIOĞLU’nun il başkanı.

Tabi ki daha sonraları öğrendim ki Cennet Mekân Muhsin Başkanım İl ziyaretlerine geldiğinde biz de sürekli olarak en yakınında olanlardan olduğumuz için takip etmeye başlamış ve kendi içinde bir değerlendirme yapmış, gerekli bilgi ve istihbarat bilgilerini güvendiği kişilerden de teyit ettirdikten sonra görevi bana tebliğ etmiş.
Şükürler olsun ki 2007 yılında bu durumda bu endişelerle aldığım il başkanlığı görevimi 2013 yılında istifa ettiğim döneme kadar 8 yıl aralıksız olarak devam ettirdim.

KİMDİR SİZE GÖRE MUHSİN YAZICIOĞLU?
SİZİN DÜNYANIZDAKİ YERİ NEDİR?

Bazıları için Muhsin YAZICIOĞLU, BBP’nin kurucu genel başkanı, Sivas Millet vekilidir. Ancak; gerçek manada dava adamları için Muhsin YAZICIOĞLU Türk -İslam coğrafyasının sigortası ve geleceğiydi. Benim içinde böyleydi. Ayrıca yanındaki dava arkadaşları için Muhsin başkan sadece genel başkanımız değil, yerine göre abimiz, yerine göre arkadaşımız, başımız ne zaman sıkışsa telefonun ucundaki kurtarıcımız, yanımızdaki yıkılamayan kalemizdi. Bizim iç dünyamızda öyle bir yere oturdu ki birçok arkadaşımızın bende dahil telefon fon zil sesleri Muhsin Başkanın "Üşüyorum" şiiri ile çalar, ekran koruyucularında onun resmi vardır, evlerinin en güzel köşesini cennet mekânın resmi süsler. Dolayısıyla Muhsin başkanın bizim iç dünyamızdaki yeri kelimeler ile ifade edilmez.

TÜRKİYE'DEKİ SİYASİ ORTAMI VE SİYASETÇİLERİN DURUMU SİZE GÖRE NEDİR? HANGİ SAFHADADIRdadır?

Ben bu sorunun, Sosyologlara, Siyaset bilimcilere, Psikologlara da sorulup onlar tarafından da incelenmesi gerek bir soru olduğunu düşünüyorum. Nedenine gelince, 80 öncesinin siyaset kutuplarının bir duruşu, bir ideolojisi, savundukları fikirlerin doğru ya da yanlış bakış acısına göre değişen, gerektiği şekilde davranma, yaşama, yaşatma ideali vardı. Oysa günümüzde kim sağcı, kim solcu, kim milliyetçi, kim Atatürkçü, kim dindar, kim laik, kim merkez parti, kim merkezin sağında kim solunda karışmış durumda.

Özetle; At izi, it izine karışmış geldiğimiz noktada. Ne dediğimin daha iyi anlaşıla bilmesi için sadece bir örnek olması adına söylüyorum, kaldı ki bu örnekler farklı isimler ve partiler üzerinden çoğaltılabilir.

İran'ın düzenlediği İslami uyanış konferansına Türkiye’den katılan siyasetçinin kim olduğuna bir bakarsanız ülkemizdeki Türkiye'deki siyasi ortamı ve siyasetçilerin durumu sorunuz cevabı kendiliğinden verilmiş oluyor.

SİZCE BUGÜN RAHMETLİNİN KURDUĞU PARTİNİN YÖNETİM KADROSU YAZICIOĞLU’NUN TAVİZSİZ SİYASETİNİ DEVAM ETTİRDİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?

Hiçbir şekilde düşünmüyorum.
Düşünüyor olsam zaten içlerinde yanlarında olurdum. Aslında önemli olan benim yanlarında olup olmamam mevzusu değil önemli olan Aile nerede duruyor? Yazıcıoğlu’nun en yakınındaki dava arkadaşları şu an nerede duruyor? Neden bugün mevcut genel başkanın, başkanlık divanı yakın çalışma arkadaşları partide değildi yeni bir parti kurmak için yola çıkmışlar. Bunlara bir bakmak lazım. Ancak bir de gerçek var ki mevcut genel başkan BBP delegesinin oyları ile seçiliyor ve delege mevcuttan memnun. Diyebilirsiniz delegeyi kim seçiyor? kim belirliyor?

Mesela; Cennet mekanın oğlu Furkan YAZICIOĞLU neden delege yazılmadı, abisi Yusuf YAZICIOĞLU neden kongre salonuna sokulmak istenmedi. Bunlar ayrı tartışma konuları. Dediğim gibi resmiyette geçerli olan delegenin tercihi ve delege biz istesek de istemesekte kabul etsekte etmesekte mevcut genel başkanı partinin başında görmek istiyor. Gerçek olan maalesef bu.

BU CEVABINIZA BAĞLANTILI OLARAK SORMAK İSTERİM. ÖYLEYSE SİZİN GİBİ DÜŞENENLERİN AYRI BİR PARTİ KURMAK İÇİN YOLA ÇIKMALARI YA DA BAŞKA SİYASİ PARTİLERDE GÖREV ALMALARI DOĞAL BİR SONUÇ MU?

Bu sorunun cevabının da kişilere, hedef ve amaçlara göre değiştiğini düşünüyorum. Ben hiçbir yere gitmeden duruş ve kimliğimizi kaybetmeden sabırla beklenmesi taraftarıyım. O yüzdende başka bir siyasi partide ya da kurulmak için yola çıkılan partide değilim. Çünkü biliyor ve inanıyorum ki şu anki mevcut genel başkan bu partinin ebedi sahibi değil.

BU PARTİNİN EBEDİ SAHİBİ BUu EŞSİZ MİLLET VE BU HAREKET...

Bu partinin ebedi sahibi bu eşsiz millet ve bu hareketM Şehit vermiş, üstelikte liderini şehit vermiş bir hareket. Bakın göreceksiniz, ilk seçimlerde mevcut genel başkan millet vekili sıfatını kaybettiği gün “sular çekilince karıncalar balıkları yer” misali zaten yanındakiler onu o koltukta oturtmayacak. İşte o zaman Partinin hafızasına sahip insanların Şehit liderle yol yürümüş dava arkadaşlarının yeniden bayrağı alıp dalgalandırma vakti gelecek. Sadece biraz sabır. Unutmayalım ki “vaktinden önce çiçek açmaz”. Açsa da kurur. Tabi ben bunları söylerken de farklı siyasi partilere katılan ya da yeni oluşum içinde yer alacak olan bize danışan arkadaşlarıma hep şunu söyledim. Kalbinizin sesini dinleyin. Gidecek olduğunuz yerde fikir ve duruşunuzu bozmadan siyaset yapma imkanı görüyorsanız Allah yolunuzu açık etsin. Amaç Millet hizmetse hizmet her yer ve ortamda yapılır. Yeter ki duruşunuzu bozmayın. Ancak kendi adıma tekrar söylemek isterim ki ben yerimdeyim ve arkadaşlarımız ile birlikte kurmuş olduğumuz “AKSAÇLILAR” derneğinde ideallerimiz doğrultusunda çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Birazda rahmetlinin Şehit olduğu güne ve sonrasındaki sürece değinelim. Yıllardır faili meçhul olarak raflarda bekleyen bu ölüm olayında fetö'ün ne kadar içinde olduğunu söyleyebiliriz.


Evet. Asıl bizi ilgilendiren temel soru bu. Fetö bu işin neresinde diye sordunuz. 2009’dan bu yana bas bas bağırıyorum. FETÖ bu işin tam merkezinde diye. 2016 hain darbe girişiminden bu yana da her platformda bas bas bağırıyorum. “DARBEYİ GERÇEK MANADA ÇÖZMEK İSTEYEN ÖNCE 2009 YAZICIOĞLU SUİKASTİNİ ÇÖZECEK” diye.

Bu olay millet vicdanında asla faili meçhul değildir. Adı bellidir. Adı “SUİKAST “tir. Muhsin YAZICIOĞLU Şehit edilmiştir.

İktidarda güçlü bir hükümet ve ortağı milliyetçi bir parti var. Niçin güçlü oldukları halde hâlâ bu faili meçhul cinayet aydınlatılmıyor.

Tekrar ediyorum bu olay asla Faili meçhul bir olay değildir. Bu olay FETÖ terör örgütünün maşa olarak kullanılarak iç ve dış güçlerin yapmış olduğu bir suikasttır.

Aynen farklı örgütlerin beklide yine FETÖ nün yıllar içerisinde Eşref Bitlis paşaya, Uğur Mumcuya, Bahriye Üçok’a, Ahmet Taner Kışlalıya, Vali Recep Yazıcıoğlu’na, Mahmut Esat Coşan hocaya ve isimlerini arttırarak çoğalta bileceğimiz sevelim ya da sevmeyelim sağcı ya da solcu bu Vatanın evlatlarına yapıldığı gibi.

Liderimizi ile ilgili olarak da Hükümet yetkilileri o dönemde o kadar iddialı o kadar bizleri rencide edici açıklamalar yaptılar ki hatırlayalım; “Kazadan kaza çıkarmayın" diyeninden tutunda "bu olay kazadan ibaret, altında başka şeyler aramayın, kapatın" diyenine, daha neler neler. Şimdi dönüp de millete ne diyecekler. Bizi burada da mı kandırdılar diyecekler.

Evet, Millet vekili arkadaşımızı bize her daim destek olan yapıcı eleştirileri ile yol gösteren bizi birçok kazadan beladan korumuş olan arkadaşımızı Şehit etmişler ama biz neredeyse "13 yıldır hiçbir şey yapamadık özür dileriz" mi diyecekler.

Her kim ki gerçek manada hem iç hem dış destekçileriyle YAZICIOĞLU ve arkadaşlarımızı Şehit edenleri öğrenmek isterse “ALPERENLERİN” iktidarı beklemek zorunda.

Avrupa Birliği Reis için neyi ifade ediyordu?

Avrupa Birliği'ne her zaman bir hayal tüneli olarak baktı Cennet mekân Muhsin Başkanım. Biz de öyle bakıyoruz. Hangi Avrupa? hangi Avrupa birliği? Liderimizin bir hayali vardı kendisinin de ifade ettiği gibi
“Adriyatik’ten Çin seddine kadar kaynaşmış güçlü bir Türk Dünyası” hayali. İnşallah bu hayal bizlerinde hayali ve bir gün mutlak gerçekleşecek.

Reis bugün hayatta olsa idi sizce meclisteki durum nasıl olurdu.

Sorunuza daha net cevap olması adına iki sözü hatırlatmak isterim. Biri şehit liderim Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Benim Olmadığım Mecliste Özerklik Konuşulur” sözü. Diğeri de CHP Bir önceki genel başkanı Deniz BAYKAL’ın “Yazıcıoğlu’nun Ölümüyle Meclis Sigortasını Kaybetti” sözü.

Bu sözleri hatırlattıktan sonra meclis nasıl olurdu sorunuza cevap vermem gerekirse şu anki mevcut başkanlık sisteminde meclisin ne kadar yetkisi var bu tartışılmalı ve asıl soru YAZICIOĞLU yaşasaydı acaba bu günkü başkanlık sistemi olur muydu? Şayet Muhsin başkan yaşasaydı bu mevcut yapısıyla başkanlık sisteminin olmayacağına emin olabilirsiniz.

Yıllardır sizi tanır ve takip ederiz. Sorulan sorulara pek çoğumuzun alışık olmadığı şekilde bazılarını ciddi anlamda rahatsız edecek cevaplar veriyorsunuz. Birçok kereler tehdit aldığınızı da biliyoruz. Güvendiğiniz birilerimi var? Hiç korkmuyormusunuz? Son olarak vermek istediğiniz mesajlar nedir?

Şimdi bakın. Kendimizi Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava arkadaşı olarak tanıtacağız sonrada kalkıp sadece birilerini rahatsız ediyoruz diye sorulan sorulara farklı cevaplar vereceğiz.

Muhsin Yazıcıoğlu neden Şehit edildi? Muhsin Yazıcıoğlu yatağında uyurken mi vefat etti? Geçirdiği sözde trafik kazası sayısı neredeyse 20 ye yakın. Sonunda karada başaramadıklarını havada başardılar. Dolayısıyla bize de yakışan inandığımız doğruları Allah'tan başka kimseden korkmadan nefesimiz yettiğince konuşabilmek. Elbette güvendiğim birileri var. Önce ALLAH var. Sonra Millet Var. Başka birilerine güvenmeye ihtiyaç varmı? Ayrıca insanı ölümden eceli korurmuş. Vakti zamanı gelmeden alacak olduğumuz nefes bitmeden kimseye bir şey olmaz. Olan sadece sebeptir, vesilesidir. Elbette kendimize göre tedbirimizi alıyoruz. Defalarca kereler gerek il başkanlığım döneminde gerekse sonrasında hatta daha geçtiğimiz hafta kurmuş olduğumuz “AKSAÇLILAR” derneğimiz ve faaliyetlerimizle ilgili rahatsızlık duyan kesimler tarafından çeşitli mesajlar ulaştı tarafımıza. Gülüp geçiyorum tabi. Demek ki doğru yoldayız Elhamdülillah.

Biz her zaman dediğimiz gibi son nefes, son nefer, son damla kana kadar inandığımız yolda mücadelemize devam edeceğiz.

Röportaj: Bülent Ertekin

 

 

 

 

Devamını Oku

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu: İSLÂM BİLİM ADAMLARI   YUNUS EMRE 5

İSLÂM BİLİM ADAMLARI
 
YUNUS EMRE 5
Bu kısımda Yunus’tan bir demet sunacağım. Yoksa yazılanlara burada bakmaya sayfalar yetmez. Ancak internette oldukça çok kaynak vardır. Ben alığım siteyi burada takdim edeceğim. Oradan orijinalini aldım. Bir-iki beyit takdim ettim. Oysa hem tamamı ve hem de anlaşılır dilde şiirler çok yerde mevcuttur. Burada üzülerek okuyunca çok şeyler anladığımız bu dili şimdi kaybettik, dolayısıyla bir kültür kayboldu. Bunu diğer Türk Cumhuriyetindeki insanlar çok rahatlıkla anlayabilmektedirler. Ben de asıl yazılış tarzına dikkatleri toplamak için açıklama yapmadım. Diğer taraftan da merak edip tamamını okuruz diye birer ikişer mısra ile yetindim.
 
Yunus Emre’den Bir Demet
.........
Ağla gözüm ağla, gülmezem gayrı,
Gönül dosta gider, gelmezem gayrı.
Ne gam bunda bana bin kez ölürsem,
Orda ölüm olmaz, ölmezem gayrı.
..........
Allah diyelüm dâim
Allah görelüm n'eyler
Yolda turalum kâ'im
Allah görelüm n'eyler
...........
Arayı arayı bulsam izini,
İzinin tozuna sürsem yüzümü.
Hak nasip eylese görsem yüzünü,
Ya Muhammed canım arzular seni.
.......................
‘Işk odı düşdi cânuma yakup beni yandurmaga
Yidi deniz suyı yitmez susalıgum kandurmaga
Yidi deniz suyı n'ider susamış ‘âşık cânına
Şeyhüm yüzi gerek bana gördükde baş indürmege
..........................
Bir ay gördüm bu gice kamu burclardan yüce
Esritdi gönlüm cânum bilmezem hâlüm niçe
Nûr Muhammed nûrıdur Halîlu'llâh sırrıdur
Sanasın kim açıldı Uçmak'dan bir deriçe
.............................
Biz dünyâdan gider olduk kalanlara selâm olsun
Bizüm içün hayır-du‘â kılanlara selâm olsun
Ecel büke bilümüzi söyletmeye dilümüzi
Hasta iken hâlümüzi soranlara selâm olsun
............................
Kimseye düşmân tutmazuz agyâr dahı yârdur bize
Kanda ıssuzlık varısa mahalle vü şârdur bize
Adumuz miskîndür bizüm düşmânumuz kimdür bizüm
Biz kimseye kîn tutmazuz kamu ‘âlem yârdur bize
.....................
Bu dünya kimseye kalmaz,
Anadur ölümün zinhar.
Kaçan kimse gider gelmez,
Anadur ölümün zinhar.

Gelen geçer, konan göçer,
Nasip oldukça yer içer.
Ecel ömre kefen biçer,
Anadur ölümün zinhar.
.............................
Bu dünyâya gönül viren sonucı pişmân olısar
Dünyâ benüm didükleri hep ana düşmân olısar
İy dostını düşmân dutan gaybet yalan söz söyleme
Bunda gammâzlık eyleyen anda yiri tar olısar
..........................
Dervîşlik didükleri hırkayıla tâc degül
Gönlin dervîş eyleyen hırkaya muhtâc degül
Hırkanun ne suçı var sen yolına varmazsan
Vargıl yolınca yüri er yolı kalmaç degül
........................
Dünyeye gelen kişiler yola bile gelmek gerek
Ölümini anubanı dün ü gün aglamak gerek
Bu dünye kahır evidür hem bâkî degül fânîdür
Aldanuban kalma buna tîz tevbeye gelmek gerek
......................
İy gönül bize kerem kıl bile seyrân idelüm
Cân u tenden geçüben gel ‘azm-i cânân idelüm
Ten nedür dostun yolında ben anı terk itmeyem
Dost cemâlin görmege gel cânı kurbân idelüm
..............................
Geldi geçdi ‘ömrüm benüm şol yil esüp geçmiş gibi
Hele bana şöyle gele şol göz açup yummış gibi
İşbu söze Hak tanukdur bu cân gevdeye konukdur
Bir gün ola çıka gide kafesden kuş uçmış gibi
........................
Gönlüm düşdi bir sevdâya
Gel gör beni ‘ışk n'eyledi
Başumı virdüm gavgâya
Gel gör beni ‘ışk n'eyledi

Ben yürürem yana yana
‘Işk boyadı beni kana
Ne ‘âkilem ne dîvâne
Gel gör beni ‘ışk n'eyledi
.......................
İlâhî derdümün dermânı sensin
Günâhkâr kullarun gufrânı sensin
Senün emrün ile döner felekler
Hem ayun güneşün devrânı sensin
.....................
Yir gök yaradılmadın Hak bir gevher eyledi
Nazar kıldı gevhere sızurdı dür eyledi
Gevherden bug çıkardı bugından gök yaratdı
Gök yüzinün bizegin çok yılduzlar eyledi
...........................
İsrâfîl sûrı ura yir yüzi divşürile
Harâb ola berr ü bahr çarh-ı felek yoyıla
Kimse varmaya bunda cümlesi vara anda
Ol pâdişâh öninde Hak terâzû kurıla
 
https://tr.wikipedia.org 
https://islamansiklopedisi.org.tr
https://yunusemresiirleri.blogspot.com

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
28.07.2021

Devamını Oku
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu: İSLÂM BİLİM ADAMLARI   YUNUS EMRE 5

Bedriye Çambel: SİZCE HANGİSİ DAHA TEHLİKELİ DELTA VİRÜSÜ MÜ? Z KUŞAĞI MI ?

SİZCE HANGİSİ DAHA TEHLİKELİ DELTA VİRÜSÜ MÜ? Z KUŞAĞI MI ?

Evet efendim Z kuşağı bizim…
Z kuşağına sahip çıkalım…
Onları internet ve teknolojinin tüm zararlı etki ve yönlerinden koruyalım. Her istediğini kolay yoldan
elde etmekle mutlu olan, anne babaya saygısı kalmamış, maddiyat odaklı bir nesil yetişiyor. Bunda
anne babalarında suçu yok değil; ”Ben yaşamadım, çocuğum yaşasın, benim olmadı, çocuğumun her
şeyi olsun, ben görmedim, çocuğum görsün .” derken kaybettik Z kuşağını…

Çocuğun istediğini
yapmakla çocuğu mutlu ettik; fakat çocuk üzerinde otorite ve denetimi kaybettik.

Bir de ergenlik çağı
tehlikesi çocuk şımarıyor, asi davranıyor, terbiyesizlik yapıyor aman efendim o ergen düzelir. Hayır
efendim, ergen olabilir ama yanlış hareket ve davranışlar onun ve ailesinin alnının ortasında kara bir
leke gibi kalır.

Bir de sanki çocukların anne ve babalarının doğuştan evleri arabaları vardı. Z kuşağı
çalışarak
birikim yaparak bir evi arabası olacağına da inanmıyor çünkü dirayet yok, onları yetiştiren
anne ve babalar da bu konuda gerekli etkiyi çocuklar üzerinde yapamadı.

Tüp kuyruklarını, su
kuyruklarını, elektrik kesintilerini, ulaşım sorunlarını, hastanede tedavi olma sorunlarını görmeyen,
siyasi kavgaları, rant kavgalarını göremeyen Z kuşağı devleti beğenmiyor.

Allah'a inanıyor, dinin emir
ve yasaklarını kabul etmiyor, dinin emir ve yasaklarını kabul etse, anne babayı dinlemiyor, çünkü onu
yönlendiren bir medya, magazin, algı operasyonu var.

Şu an dünya da büyük bir soğuk savaş var. Koronavirüs, bir soğuk savaş silahıdır bunun savunması
yalnızca Biontech aşısıdır ve bu bitmeyecek… Çünkü, şükürsüz, kıymet bilmeyen, tasarruf etmeyen yada etmek istemeyen canavar bir nesil yetişti, yetişiyor…

Dünya küresel ısınma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Yeryüzündeki mevcut gıda ve ürünler insanların
ihtiyaçlarını karşılayamayacak, kaynaklar tükenecek, kıtlık baş gösterecek…
Bazı ülkeler arasında ki
soğuk savaş hız kazanacaktır. Biz Türkiye olarak bu durumdan çok fazla etkilenmesekte bizim Z kuşağı panik olacak ve bu tarz durumlar karşısında eski nesiller kadar dirayet gösteremeyecektir.

Delta virüsü, koronavirüsün mutasyona uğramış ve öldürücü oranı çok yüksek olan bir virüstür.
Biontech aşısının 2 dozunu olan insanların maske, mesafe ve hijyene uyan insanların, bu virüse
yakalanarak ölme riski düşük. Yâni kısacası virüs, algısından daha az tehlikeli önlem alınarak ve sabırla
bu virüsten kurtulacağını düşünüyorum.

Z kuşağı ise virüsten daha tehlikeli…
Çünkü onlar bu ülkenin yani bizlerin geleceği…
İyi bir aile eğitimi vererek ve onların kaygılarını dinleyip çözüm üreterek bozulmamış bir nesil elde edebiliriz.

Aile düzeninin içini boşaltarak, insanların geçim şartlarını zorlaştırarak, bir kısım ferah ve zenginlik için de yaşarken diğer kısım cebinde ki 20 TL ile bir kafeye oturup karnını doyuramıyorsa ve
şu an tüm Z kuşağı ailesinden 20 TL gibi günlük bir harçlık aldığında bununla yemek mi yiyecek, su mu
içecek veya bir kafede kahve mi içecek ve yol parasını da hesap edersek mutsuz ve aç bir nesilde hızlı bir şekilde virüsten önde ilerlemektedir.

Devlet büyükleri acil olarak ülkede genç nüfusun işsiz ve
eğitimsiz bırakılmadan, ailelere bu konular da destek olarak ülke refah seviyesinde Z kuşağın önceliği ve fikirlerini ön planda tutmak zorundadır. Yoksa Z kuşağı komple ayyaş kocaya gidip mutsuz olan kadınlar gibi bir hayata mahkum edilecektir.
Nüfusun büyük bir bölümü de yurt dışına kaçarak yaşamak istiyor bu da ülkemiz için büyük bir beyin göçü kaybıdır.

Bedriye Çambel

Devamını Oku
Bedriye Çambel: SİZCE HANGİSİ DAHA TEHLİKELİ DELTA VİRÜSÜ MÜ? Z KUŞAĞI MI ?

Nesibe Tükel:YÜREKTE İZ, GÖNÜLDE SÖZ, ARDINDAN KÖZ BIRAKAN ANALARA SELAM OLSUN

YÜREKTE İZ,
GÖNÜLDE SÖZ,
ARDINDAN KÖZ BIRAKAN ANALARA SELAM OLSUN

Telefonum çaldı açtım tanımadığım bir bayan.
-Sizi medyadan takip ediyorum, benim bir hikayem var anlatsam bunu kaleme alırmısın? Dedi ve hıçkırıklarla ağlayarak anlattı.
Gözlerim yaşlı dinledim ve anlattığı gibi kaleme alıyorum...

-Adım Züleyha.
Bolu'luyum, fakir bir ailenin kızı olarak zor şartlarda okudum, öğretmen oldum. İlk tayinim Malatya Pütürge'ye çıktı. Üç yıl dağ köyünde görev yaptım. Beni hayatımda görmediğim ve göremeyeceğim ilgi, alâka ve şefkatle bağırlarına bastılar.

Okulun küçük bir tek odalı lojmanına yerleştim ama bir gün bile orada yatmadım. Köyün merhamet meleği İmmihan teyze ve yaşlı kocası Derviş amca "bizde kalacaksın. Seni asla yalnız bırakmayız" dediler.

Evlatları oldum.
Evin kızı oldum.
Bildiğiniz bir evin kızı nasılsa aynen ben de öyleydim. Yedirdiler, içirdiler, hastalandılar, ağladılar güldüler bunların hepsini beraber yaşadık. Onlar yarım Türkçe ile bana ana baba oldular. Ben de yarım Kürtçe ile onlara sırdaş oldum yoldaş oldum...

Üç yılın sonunda tayinim memleketime Bolu'ya çıktı. Ayrılığımız ağıtlarla, gözyaşlarıyla oldu. Bolu'ya yuva kurdum evlendim. İmmihan anama davetiye gönderdim. Davetiyeye çeyrek altını bantlamış bana gönderdi. Ailem şok oldu. Bu nasıl vefa. Bizim buralarda pek görmediğimiz şey dediler. Çok ama çok duygulandım.

Bir zaman sonra oğluma hamile kaldım. İmmihan anaya telefon açtım söyledim. Havalara uçtu zılgıt çekti. "Torunum olacak" dedi. "Söz ver torunumun 40 ı çıkar çıkmaz Pütürge'ye geleceksin, tamam mı?" dedi. Söz dedim.

Bir gün aradı,
-Benim kızım yanımda, rahatsızım sesim çıkmıyor. Ben kızıma söyleyecem o da sana mesaj atacak." Dedi -Tamam dedim.

Hamileliğim süresince yazdım, çok iyiyim. Biraz rahatsızım ama önemli bir şeyim yok. Sürekli yazdım hep güzel cevaplar aldım.

Oğlum doğdu. 20 günlük oldu. Adını Bolu'lu babam Ahmet ile Pütürgeli Derviş babamın adı olan Ahmet Derviş koydum...

Bu kez görüntülü arayayım İmmihan annesine torununu göstereyim dedim. Görüntüde genç bir kadın. -İmmihan ana" dedim. -Kaybettik dedi.
Yıkıldım.
-Nasıl, ne zaman? dedim, 4 ay oldu dedi.
-Ben aylardır kiminle yazmıştım peki dedim.
Kızı
-"Anam dedi, Züleyha hamile, hastalığımı, perişan olduğumu sakın söylemeyin. Üzülür, hamileliğine çocuğuna zarar gelir. Ben yazıyormuş gibi yapın. Ölürsem de doğum yapana kadar gizleyin.
Bir gün buraya gelirse mezarımın taşına elindeki tebeşşirle ben geldim yazsın yeter.

Ya Rabbim. Bu nasıl bir metanet, bu nasıl bir şefkat bu nasıl bir azamet...

Pütürgenin kızı olmuş Züleyha öğretmen bu Dar-ul rıfat olan topraklar senin memleketin.
Acılar, zorluklar, gurbet yolları beklemiş anaların ayak izleriyle doludur Pütürge..

Bu insanlar yürekte iz bırakır...
Gönülde söz bırakır.
Ardından köz bırakır...

İşte böyle bir yaşam hikayesi dostlar..
Bir ay önce kaleme alayım dedim. Züleyha öğretmen evladına süt veriyor belki üzülür zarar verir dedim. Boşluğuma geldi telefonunu kaydetmedim kayboldu.
Eğer bu satırları okur irtibata geçerse İmmihan ananın mezarına ben de gideceğim...

Ana karnında bir bebeğe zarar gelmesin diye, hastalığını, acısını ve ölümünü bile gizleyip bağrına basan toprağımın tüm analarının ayaklarından öpüyorum...

Nesibe Tükel

Devamını Oku
Nesibe Tükel:YÜREKTE İZ, GÖNÜLDE SÖZ, ARDINDAN KÖZ BIRAKAN ANALARA SELAM OLSUN

Önder Güzelarslan: AYDIN YETİŞTİREMEMEK

AYDIN YETİŞTİREMEMEK

İnsan, varlıklar içinde, yaratılmışlar içinde en kıymetli, en değerli olanıdır. Bu yönüyle insan çoğu zaman akli melekelerini kullanarak hayatta pek çok bilgiye erişebilir ve kendine bir çıkış yolu bulabilir. Ancak bazen aklı yeterli gelemeyebilir. Bu durumda da kendisine yol gösterecek, önünü aydınlatacak bir ışık olacak ve rehber olacak başka kişilere ihtiyaç duyabilir. Allah herkesi farklı kabiliyetlerde yaratmıştır. İnsan bu kabiliyetlerini keşfederek kendini geliştirirse toplumda ona göre bir yer, bir statü elde edebilir.
Konumuzun başlığı olan aydına gelecek olursak, aydın nedir? Aydın kimdir? diye sorarsak. Şöyle bir tanımlama yapabiliriz. Genellikle öğrenim görmüş, çok okumuş, kültürlü, bilgili, görgülü, ileri ve açık düşünceli, kendisi aydınlanmış olduğu için çevresini de aydınlatabilecek özellikte olan kişiler için “aydın” ifadesi kullanılır. Eş anlamlıları ise entelektüel ve münevver kelimeleridir. Yani kısaca aydın insan dediğimizde kendinden başka insanları, bilgi, tecrübe ve donanımıyla aydınlatan kimse aklımıza gelir. Aydın insan düşünen, tefekkür eden, olayların gelişimiyle geleceğe dair ipuçları yakalayama çalışan insan demektir. Günümüzde en büyük eksikliklerimizden, sorunlarımızdan birisi de fikir üretemememiz ve buna paralel olarak aydın yetiştiremememizdir. Fikir üretemememizin ana sebebi de aydın insan, düşünen insan, fikir adamı dediğimiz nitelikteki insan sayımızın azlığı ve gittikçe de yok olup gitmesindendir.
Dünya tarihinde 1000 yıldan fazla bir zaman diliminde söz sahibi olan bizler, yüzyılın başından bu yana belki biraz daha geriye gidecek olursak son 200 yıldır neredeyse doğru dürüst fikir üretemez hale geldik. İlim dünyasında, sanatta, edebiyatta ve felsefe alanında üretken insan yetiştiremez olduk. 1900’lü yıllarda Osmanlının son demlerinde kendinden öncekilerden beslenerek yetişen aydın kesim bir bir göçünce 1900’lerden sonra düşünce akımı koyup peşinden kitleleri sürükleyen insanlar yetişmez oldu. Adeta kuraklık baş göstermeye başladı. Çölleşmeye doğru yol almaya başladık. Bugün her zamankinden daha çok gerçek anlamda fikir üretecek, düşünce akımının öncülüğünü yapacak ve bu düşünce akımıyla eylem ortaya koyup kitleleri aydınlatacak insanlara daha çok ihtiyacımız var.
Tarihin derinliklerine baktığımızda, Müslümanların Endülüs'te kurdukları medeniyet ki bugün hala ibretle ve özlemle anlatılmakta kuşaktan kuşağa. O medeniyet, Avrupa'yı etkilemiş ve Avrupa'da Rönesans ve Reform hareketlerinin doğmasına sebep olmuştur. Endülüs medeniyetinin etkileri, Avrupa'da hâlâ sürmektedir. Günümüzde fikir üretemeyişimizin asıl nedenini, aydın yetiştirememekte aramalıyız. Evet, gerçekten aydın yetiştiremiyoruz. Aydınların aidiyet duygusu son derece yüksek olduğu için, milletleriyle birlikte anılırlar. Dahası aydınlar, dünyaya milletinin gözüyle bakarlar. Bu aydınlar öyle donanımlıdır ki, her yönleriyle çevrelerine ışık saçarlar. Toplumun değer yargılarıyla da barışık olması gereken aydınlar bir nevi geleceğin inşa edilmesinde, bir binada ki temel gibidirler. Temel ne kadar sağlam ve doğru atılırsa bina da sorunsuz bir şekilde doğru olarak yükselir. Bugün en büyük sıkıntımız entelektüel diye de ifade ettiğimiz münevver insan, aydın insan yetiştiremememiz Halbuki baktığımızda her ilimizde üniversiteler var. Her yerde kültürel etkinlikler var. ama bunlar yeterli değil. Aslına bakarsak aydın yetiştirebilmemizin ilk adımı daha çocukluk yaşlarında kabiliyetleri doğru şekilde yönlendirebilmekle mümkündür. Okullarda düşünen insan profiline önem vermeliyiz. Bunun içinde önce okumalıyız, okudukça bilgilenecek, bilgilendikçe soracak, sordukça öğrenecek, öğrendikçe de düşünmeye başlayacağız. Düşünmenin sonucunda da fikir geliştirmeye başlayacağız. Bugün fikir üretemiyoruz, çünkü kısır tartışmalar ile zaman öldürüyoruz. Fikir adamı olabilmek kolay bir şey değil. Düşünce insanı diye de ifade ettiğimiz, az sayıda olan aydınlarımıza sahip çıkıp yenilerinin yetişmesi için zemin hazırlamalıyız. Bunun içinde düşünce ve fikir üreten kuruluşlara ihtiyacımız var. Belki bugün az da olsa bu tarz kuruluşlarımız var. Fakat yeterli değil. Ayrıca da cazibe merkezi olmadıklarından dolayı yeterli ilgi de görmüyorlar. Kapılarını çalan insan sayısı çok az. Zira toplum düşünce ve fikir üretme yerine popüler kültürü tercih etmektedir.
Aydın yetiştirme yolunda önemli bir sorunda bugün herkes içine kapanık yaşamakta. Bilgi ve birikimini, düşüncesini ve kabiliyetini bir başkası ile paylaşmaktan kaçınıyor. Halbuki ahi kültürü gereği, biz usta-çırak ilişkisi ile tarihte hemen hemen her alanda çok başarılı bilim, ilim insanı, din adamı, aydın ve fikir insanı, edebiyat ve sanat alanında duayen insanlar yetiştirmişizdir. Bu insanların yetişmesinde ortam ve zeminde elbette çok katkı sunmuştur.
Bilgisini sadece kendisine saklayan bir hekimin, bilgisini üstünlük kurmak için kullanan bir siyasetçinin, çıkar sağlamak için çağdışı öğretileri devam ettirenlerin, kendini doğrudan ilgilendirmeyen konularda fikir ve bilgi edinmeye çaba gösterenlerin ve insan soyunun geleceğini ve çeşitliliğini tehlikeye düşürecek her türlü eyleme destek verenlerin, kazanılmış kültürel aydınlığı karanlığa çevirenlerin aydın, entelektüel ve münevver olarak nitelendirilmesi doğru değildir.
Yazımızı mitolojide anlatılan bir anekdot ile tamamlayalım.
Sümer yazıtlarında anlatılan mitolojiye göre bir gün, Tanrı, Mezopotamya’da yaşadığı bilinen bir topluluğa, tufan olacağını bildirmiş. Bu uyarıyı ciddiye alan tek insan (Sümer yarı tanrısı Zisudra) Nuh Peygamber olmuş ve yaptığı büyük bir gemiye, her hayvandan birer çift alarak, tufanda kendi ailesinin ve bu hayvanların dölünün korunmasını sağlamış. Uyarıyı ciddiye almayanlar da sulara gark olmuşlar ve böylece yok olup gitmişlerdir.
Buradan yola çıkarak eğer insanları ışığı ile aydınlatacak, fikirleriyle yol açacak münevver dediğimiz aydın insanların yetişmesinin önünü açmaz ve bu kısırlıkn devam edip giderse yaklaşmakta olan büyük bir tufan içinde hepimiz kaybolup gideriz.

Önder Güzelarslan

Devamını Oku
Önder Güzelarslan: AYDIN YETİŞTİREMEMEK

Emekli Yarbay Halil Mert: İdeoloji Bataklığından ne gerçekler görünür ne doğrular ne de Millî Menfaatler

İdeoloji Bataklığından ne gerçekler görünür ne doğrular ne de Millî Menfaatler

Mâhiyetine bakmaksızın ideolojiler artık toplumsal narkoz hâlini aldı.
İdeolojiler, siyâset, tarikat, cemaat, işbirlikçi kolaycılık, emperyalizme itaat vs. derken eğitim sistemi de amaçsız, sâdece diploma alıp, üniversite okuyup sonra devlette bir yere kapağı atıp, ömür boyu yatmaya endeksli bir gençlik yetiştirme derdiyle ve işsizliği sâdece öteleme işlevi yerine getirirken dünya kendi ekseni etrafında dönüyor.
Emperyalizm binbir oyun kuruyor.
Biz hâlâ lâik mi, dindar mı, o cu mu, bu cu mu penceresinden Millî menfaatlerimizi zerre kadar düşünüp hesap yapmadan muhakemeye devâm yapıyoruz.

Afganistan…
Bir grup romantik “bölge ata toprağı, Mevlânâ’nın yurdu, halk Müslüman.” diyor. “Gelen Mülteciler bizim kardeşlerimiz.” diyor. Kesinlikle doğru.
Lâik, solcu ya da hükümet karşıtları, “Gelen sığınmacıların tamâmına yakını genç, eli silah tutan tipler. Türkiye’nin demografisi hedef alındı. Mülteciler alınmasın.” diyor. Kesinlikle bu da doğru…
Peki, devlet ne yapıyor?
Gördüğümüz kadarı ile hâlen seyrediyor…

Tunus…
Tunus Darbesi sanki Türkiye’de olmuş gibi siyasete paralel yorumcular ikiye bölündü.
Lâik darbeci Tunus Cumhurbaşkanı ve Ordu yanlıları.
Meclis Başkanını ve hükümeti savunan Muhafazakâr câmia..

Suriye…
Herşey bildiğiniz gibi.
Rejim Rusya ile kendi bölgesinde.
Türkiye’nin kontrol ettiği küçük bölümde muhalefet tıkış tıkış.
PKK/YPG, ABD ve İngiliz şirketlerinin kontrolünde Suriye’yi soymaya devâm ediyor.

Aslında neler oluyor peki?
İngiliz-ABD-Fransa emperyalist koalisyonu, SÜRDÜRÜLEBİLİR KAOS-KRİZ politikasına devâm ediyor. Bölge insanı birbirini katlederken onlar kolayca çalmaya, terörist yetiştirmeye, bölge ülkelerini bu teröristler aracılığı ile tehdit etmeye, bölgeleri kontrol etmeye devâm ediyorlar.
Afganistan’da ABD, ülkeyi boşaltırken TALİBAN’ın önünü açıyor. TALİBAN’ı İngiltere’den kurtulamamış Pakistan Ordusu eğitiyor, emir-komuta ediyor. TALİBAN, Peştun ırkçı hareketidir. Acımasızdır. İslâm ile de alâkası yoktur!.. Irz düşmanı, hırsız ve kâtildir.
TALİBAN Kuzey Afganistan’daki Türklerin ve kardeş halk Tâciklerin bulunduğu bölgeye saldırıyor. Maâlesef içinde de Özbek, Türkmen, Tacik çapulcular var.
İngiltere ve ABD’nin maksadı ne?
Afganistan’ı TALİBAN ile yöneterek, buradan çevredeki Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tâcikistan hatta D. Türkistan coğrafyasını da istismâr ederek Çin’i doğrudan, dolaylı olarak Kazakistan, Rusya, Türkiye ve İran’ı tehdit etmek…
Afganistan’dan lâik arkadaşların ve muhâlefetin dediği gibi eli silah tutanlar boşaltılıyor. Evet, Afganistan’da TALİBAN’a karşı savaşabilecek adamlar Kâbil’e ABD elçiliğine gidiyor, evrak alıyor. Bu evrakla sınırı geçip İran’a giriyor. İran’da ABD ile sözleşmiş gibi bu mültecileri Türkiye Sınırı’na getirip PKK ve yandaşı kaçakçılara teslim ediyor. PKK ve kadroları mültecileri sınırdan Türkiye’ye sokuyor. Paralarını alıyor, tecâvüz ediyor. İnsanlar Türkiye’ye cıbıldak bir şekilde giriyor.

Emperyalizm bakın bir taşla kaç kuş vuruyor Afganistan’da..
1. Afganistan’da genç Türk nüfusu boşaltıyor. TALİBAN’ın önünü açıyor.
2. Türkiye kamuoyunu hükümet ve devlet aleyhinde etkiliyor. Maalesef hükümet çevresindeki Romantik İslâmcı! arkadaşlar gelen mültecilerin duâsına tâlipler. Bir derviş edâsı ile seyrediyorlar. Muhâlefet ise mal bulmuş mağrîbî gibi memnuniyetsizliği büyütüp, hükümet aleyhinde algıyı büyütme derdinde.
3. Gelen kişilerin tamâmı Suriye’de olduğu gibi alt kültür grupları. İyileri, meslek sâhiplerini zâten kendileri öncesinde Batı Ülkeleri’ne taşıyor. Londra Belediye Başkanı gibi.
4. Bunca olumsuzluk içinde TALİBAN sürecinde PAKİSTAN ile olan ezelî kardeşliğimizi kaybetme riskimiz var. Kâbil Havaalanı’nın emniyetinin alınması Ordumuza hangi şartlarda verilecek? Ordumuz kendi emniyetini hangi mesafelerden alacak? Operasyon imkânı olacak mı? Yoksa PKK/YPG’ye yaptıkları gibi silah, malzeme, istihbarat desteği ile TALİBAN’ı diri tutup, Türk Ordusu’nu bölgeye angaje mi edecekler?
5. Rusya, Tacikistan ile anlaşma yaptı. Ortak tatbikat yapıyor ve bölgeye üs kuruyor. Türk Cumhuriyetleri farklı tuzaklarla karşı karşıya.
ABD, son günlerde TÜRKMENİSTAN’a demokrasi götürmeye kararlı görünüyor. Bunun anlamını Irak, Libya vb. ülkelerden biliyoruz.

Tunus’ta ise;
Libya’yla birlikte, Türkiye’nin AKDENİZ’de anlaşma yaptığı ülkeleden biri Tunus. Fransa’dan silah almadı. Tam bu süreçte, Türkiye’de basının dahî “Tunus’ta darbe olacak!” diye uyarmasına rağmen darbe oldu.
Hâin darbenin arkasında kim var?
Vaktiyle bizim topraklarımızı da işgâl eden Fransa, BAE (İngiltere, ABD), Mısır, S. Arabistan…
Resim bu. Böyle olmasına rağmen Türkiye’de ideoloji bataklığından lâiklik, Atatürkçülük paranoyası ile bağırıyor gardaşım.. “İhvancılara Tunus’u yedirmeyeceğiz.” Eyvallah..
Peki, bir tarafta Tunus’u işgâlci Fransa ve Batı işbirlikçisi Batıcı-Lâik kadrolardan kurtarmaya çalışan İslâmcılar ki, yönlerini Türkiye’ye dönmüşler. Düşünün İhvân Hâreketi’nin ilk büyüğü Hasan El-Benna’dan beri böyle. Onlar eski radikal lâik Türkiye’yi bile dost bildiler. Türkiye sevdalarının asıl sebebi, Türkiye’deki hükümet değil, Müslüman Türk Milleti.
Eeee siz hani emperyalizme karşıydınız. Hani, Atatürk tüm mazlum milletlere örnekti. Bağımsızlık ateşi yakmıştı. Yıllarca bununla övündünüz. Bu ateş, sizden göz yaşı ve işgâl ile kopartılan topraklarınızda yanınca neden işgalcilerden yanasınız?
Bu riyâkârlığı halka kim anlatacak?
Elinde medya imkânları olan hükümet çevreleri medya klasik iç politikayla meşgul. Basit puanlar peşinde. Böyle olmaz.
Çevre coğrafyalardaki kardeş halkların yaşadıkları bize de derstir. Halka 1953 İngiliz ve ABD maharetiyle devrilen İran Başbakanı Musaddık’a yapılan darbeden itibâren yaşananlar tüm ayrıntısı ile ve belgeleriyle anlatılmalıdır.

Suriye!..
Suriye bildiğiniz gibi. Mehmetçikleri şehit veriyoruz. Sınırımız PYD aracılığı ile ABD işgâlinde. Bölgedeki Türkiye’ye taraf Türkler, Kürtler, Araplar boşaltıldı. Irak, İran ve Türkiye’den PKK’lı insanlar ve aileler bölgeye taşındı. Sınırımızın ötesinde PKK devletine bölge hazırlandı. Irak tarafı ile de anlaştırdıklarında bölge haritasını siz tahayyül ediniz.
Suriyelilerden halkın memnuniyetsizliği artarak devâm ediyor. En basit örnek mi? Gidin İstanbul’da sâhillere bakın. Normal Türkiye Vatandaşı hiçbir genç piknik yapan ailesi ile gezintiye çıkmış insanların arasında soyunup affedersiniz donuyla denize girmekten hâyâ eder.
Gidin, görün. Suriyeliler, gelinlerle damatların hatıra fotoğrafı çektirmeye geldiği şirin iskeleleri bile kıyafetlerini orada çıkartıp işgâl etmiş durumda.
Müslüman olmalarını kabul ettik, ancak bu alt kültür davranışlarını eğitmek için Türkiye’nin bir gayreti yok. İnsanlarımız böyle bunaltılıyor. Mesele İmân Kardeşliği ile maskelenemeyecek durumda. Suriye’de de eli silah tutan insanlar topraklarını korumak yerine İstanbul Sahilleri’nde İdlip sokaklarındaki gibi davranıyorlar.

Çözüm mü?
Türkiye çevre coğrafya ve kardeş devletler başta olmak üzere Medeniyet Birliği olan ülkelerle başta Türk Keneşi olmak üzere ivedilikle karşılıklı destek, birlikte hâreket edeceği Uluslararası Bloklar oluşturmalıdır.
Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan ile karşılıklı özel askerî anlaşmalar yapılmalıdır.
Moğolistan, Pakistan, Katar, Libya, Makedonya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Ukrayna, Gürcistan gibi ülkeler Türk Keneşi’ne üye olmak üzere dâvet edilmeli, İran ve Rusya Gözlemci olarak dâvet edilerek bu iki ülkedeki Türk Halkları ile TÜRK KENEŞİ olarak temâs için diplomatik yollar zorlanmalıdır.
Afganistan’da TALİBAN eliyle oluşturulacak istikrarsızlık Rusya dâhil halkında İslâm olan tüm devletlerde terör olayları ve grupları oluşturulabilir anlamına gelmektedir. İngiltere’nin 350 yıldır dinimiz üzerine yaptığı çalışmalar, sızdığı gruplar, desteklediği sözde İslâmcı, lâik, çağdaş vb. tüm unsurlar deşifre edilmelidir.
İngiltere ve Batı, İslâm Ülkeleri’nde hem İslâmcı! Hem de lâik, Batıcı gruplar, karşıt siyasî gruplar oluşturup yönetmektedir. Bunları ancak MİLLÎ DEVLET ve MİLLÎ MENFAATLER eksenli düşünürseniz deşifre edebilirsiniz. Yoksa İslâmcı pozlarda birileri TALİBAN denen gâyri insânî gruplara kardeş demeye, FETÖ’cüleri himâye etmeye, lâik, Kemalist, demokrat pozlarda birileri Batı ve emperyalist kuklası, kölesi, işbirlikçi hatta apaçık hâin birilerini desteklemeye devam eder.

İngiliz Milletler Topluluğu’na bakınız.
Model alınıp, Osmanlı/Türk/İslâm Milletler Topluluğu oluşturulabilir. Burada modellenmesi gereken Birleşmiş Milletler (BM) değildir.
Türkiye’de bu söylediğimiz perspektifi hangi kurum çalışır. Bilmiyoruz. Biz olmadığını biliyoruz. Neden hâlâ Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Psikolojik Harp/Harekâtı yönetecek MEDENİYET DEĞERLERİ MERKEZİ kurulmaz?
Millîlik iddiasındaki tüm vicdânlara arz olunur…


Strateji ve Yönetim Uzmanı
Emekli Yarbay H

Devamını Oku
Emekli Yarbay Halil Mert: İdeoloji Bataklığından ne gerçekler görünür ne doğrular ne de Millî Menfaatler

Esra Taze: Kahkahayım Artık

Kahkahayım Artık

Kaybetmekten korktuğum kim varsa kaybettim.
Konuşamam dediğim kim varsa konuştum.
Kıramam dediğim ne varsa kırdım.
Gitmem diyen kim varsa ilk gidenlerden.
Üzmem diyen kim varsa ilk üzenlerden.
Vazgeçmem diyen kim varsa ilk vazgeçenlerden.
Olmaz dediğim ne varsa,
Oldu ki ne oldu.
Düşünmesi bile can yakan ne varsa,
Oldu da.
Yaktı ki ne yaktı.
Şuan canım acımıyor artık.
Neden diye sormayın cevap açık.
Ne korkak,
Ne kırık,
Sadece bir kahkahayım artık.

Esra Taze

Devamını Oku
Esra Taze: Kahkahayım Artık

Dr. Vehbi Kara: ABD’li Embedded Subaylar ve Görevleri

ABD’li Embedded Subaylar ve Görevleri

15 Temmuz 2016 askeri darbesi, gizli kalmış ve bilinmeyen birçok istihbarat yapısını deşifre etmiştir. Bunlardan sadece bir tanesine yani Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış ABD’li askerlere dikkat çekmek istiyorum. Elbette bu askerlerden başka nice istihbarat elemanı ve görevlisi vardır. Bunların tespit ve teşhislerini ilgili kurumlar kendileri yapabilirler.

15 Temmuz darbesinin en yakıcı ve acı sonuçlarından bir tanesi; Türk Silahlı Kuvvetlerinde yer alan general ve amirallerin yarısının FETÖ örgütünün düzenlemiş olduğu darbeye katılmış olmasıdır. Nedense ülkemizin kalbi olan ve en önemli askeri kurumların başına yerleştirilen bu Feto’cu general ve amiraller hakkında ciddi bir çalışma ve araştırma yapılmamıştır.

14 Ekim 2016 tarihinde yayınlamış olduğum makalemde “Feto’cu Amiraller Nasıl Bu Hale Geldiler?” başlıklı yazımda Deniz Kuvvetleri Komutanlığında yaşanmış bazı olayları dile getirmiş ve FETÖ örgütünün nasıl bir faaliyet içinde olduğu ve hangi yöntemleri kullanarak güç kazandığını, bizzat müşahede ettiğim olaylara dayanarak izah etmiştim.

Bu makalede ise ABD’nin FETÖ örgütünü nasıl yönettiğini ve hangi yöntemleri kullanarak general ve amirallerimizi etkilediğini izah etmeye çalışacağım. Elbette bu can yakıcı mesele sadece benim ifade etmeye çalıştığım konularla sınırlı değildir. Üzerinde durulması gereken daha birçok acı durum vardır ve konu sadece Türkiye ile sınırlı da değildir.

ABD, NATO ülkeleri başta olmak üzere müttefiklik anlaşmaları yaptığı birçok ülkede benzer faaliyetlere girişmiştir. İşte bunlardan bir tanesi çok gizli olmayan ve çok rahatlıkla fark edilen yabancı ülke ordularına sızma girişimi “embedded subaylar” aracılığı ile gerçekleştirilmektedir.

“Embedded” kelimesi İngilizce’de “yerleştirmek, gömmek, oturtmak, kafasına sokmak” anlamında kullanılan bir kelimedir. ABD gizli faaliyetlerinde ise karşılığı “ yabancı ordular içine sıkıca yerleştirilmiş gizlenmiş görevli” anlamındadır.

Bu görevliler; ABD menfaatleri için iliştirilmiş olduğu önemli görevlerde bulunan yabancı askerler hakkında gizli bilgiler vermektedirler. Daha sonra gelen olumlu ve uygun raporlar istikametinde bahse konu askerler kritik görevlere hatta general ve amiral rütbesine ulaşana kadar desteklenmektedirler.

ABD’nin NATO ve müttefik ülkelerle yapmış olduğu yardım ve eğitim anlaşmalarının en önemli maddeleri bu embedded subayların işlerini kolaylaştırmak içindir. ABD ile kurmuş oldukları dostluk ilişkilerine güvenen birçok ülke farkında olmadan en önemli askeri bilgilerini ve sırlarını çoğu zaman farkında olmadan kaybedebilmektedirler.

Eğitim ve görev maksadı ile ABD’ye giden genç subaylar; ABD’li embedded subaylar tarafından sıkı bir markaja alınmaktadır. Hatta evli olup ailesi ile kursa giden subaylar için embedded subayların eşleri dahi görev yapmaktadır.

Yabancı ülke subayları, ABD’ye hayran bırakılacak şekilde etkilenmekte ve ABD’nin dünya üzerindeki gücü abartılarak beyinlerine sokulmaktadır. Mezuniyet dönemi yaklaşınca “birlikte çalışabiliriz” mesajı verilip eğer dostluk devam ettirilir ise karşılığının fazlası ile verileceğine dair güvenceler verilmektedir.

Gerçekten de ABD’de görev yapmış veya eğitim almış birçok yabancı subayın önü kusursuz bir şekilde açılmakta ve kendi ülkelerinde en kritik görevlerin başına getirilmesi sağlanmaktadır. Meşhur darbeci generallerin sicilleri incelendiğinde; ABD’ye görev ve eğitim bahanesi ile defalarca gidip geldiği görülebilmektedir.

Türkiye’de kesintisiz olarak her 8-10 yılda bir gerçekleştirilen askeri darbelerin ardındaki en önemli unsur; bu embedded subayların sağlamış olduğu bilgi ve yardımlardır. Bu sayede darbeci askerlerle menfaat ilişkisi kurulmakta “darbe destekleyicisi” olmak karşılığında birçok general ve amiral satın alınabilmektedir.

15 Temmuz darbesinde çok açık bir şekilde görüldüğü gibi ABD’ye kaçan Feto’cu general ve amirallerin sığınma başvuruları kabul edilmiş Türkiye’ye iadeleri için yapılan taleplerin hepsi boşa çıkarılmıştır. ABD kullanma ömrü sona erinceye kadar bu subayları elinde tutmakta ve sonrasında işe yaramaz hale gelince çöpe atmaktadır.

FETÖ örgütü hala ayakta tutulmaya çalışıldığı için Türkiye’nin paralel yapılanması ABD’deki görevinin başında işlerine devam etmektedirler. Ne yazık ki ABD hiçbir diplomasi ve kuralı tanımadan bu çirkin işleri sürdürmekten çekinmemektedir. Nasıl tedbir alınması ve önlem olarak ne gibi işlerin yapılması gerektiği ayrıca ele alınacaktır.

Bu vesile ile Türkiye’de yaşanan çok acı bir duruma makalemde yer vermek istiyorum. Konu ise herkesin çok iyi bildiği Türk Silahlı Kuvvetlerinden eşinin başörtüsü gerekçesi ile atılmış olan binlerce subay ile ilgilidir. Zira embedded subayların “bu kişi ülkesini satmaz” diyerek rapor verdiği bir çok vatansever asker, ordudan “irtica” bahanesi ile ordudan atılmışlardır. Buna karşılık gerçek irtica olan FETÖ örgütü semirtilip büyütülmüş nihayetinde darbe yapacak kadar güçlü bir hale getirilmişlerdir.

İşin daha acı olan tarafı ise şudur. ABD’nin kendi menfaatlerine uygun görmediği bu dindar askerlerin önemli bir kısmı; askerlik görevi haksız bir şekilde fesh edildiği halde devletten zırnık bile alamamışlardır. İş kanunlarına göre tek taraflı fesih halinde devletin tazminat ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Eğer bu fiil haksız olarak yapılmış ise verilecek tazminat arttırılmak zorundadır.

Fakat maalesef içinde benim de bulunduğum şanslı 1600 kişilik Yüksek Askeri Şura kararı ile atılmış gurup haricinde kimseye bir ödeme yapılmamıştır. Bizlere ise sadece sosyal güvenlik ücretleri ve silah bulundurma gibi özlük haklarının bir kısmı verilmiştir. İkili ve Üçlü Kararname mağduru askerlerin özlük hakları devlet tarafından gasp edilip aileleri ile birlikte binlerce asker perişan edilmişlerdir.

Kamu Denetçiliği Kurumunun, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Hükümete göndermiş olduğu kararlar maalesef sümenaltı edilmiştir. Verilen sözler ise unutulmuştur. Bunun en önemli sebebi ise bazı bürokratların; askerlerin gasp edilmiş haklarını iade etmemek için akla ziyan bahaneler bulup ortaya çıkarmasıdır. Anlı şanlı Devlet Bakanları bu zulme seyirci kalmakta bir adım dahi atmamaktadırlar.

Devletin ”namaz kılıyor, oruç tutuyor, içki içmiyor, eşinin başını açmıyor” diyerek insanların işine son verdiği askerler, yıllardır hak aramaktadır. Ergenekon ve Balyoz davaları gibi mağdur edilmiş askerlere hakları verildiği halde 15 Temmuz’da darbecilere direnerek halkı örgütleyen askerlere zırnık dahi verilmemesi hükümetin büyük bir ayıbıdır, vesselam…

Dr. Vehbi Kara

Devamını Oku
Dr. Vehbi Kara: ABD’li Embedded Subaylar ve Görevleri

Rukiye Aydın: Allah sana sıkıntı verse de daha sonra büyük bir hayır verir. Kalbini ferah tut.

Allah sana sıkıntı verse de daha sonra büyük bir hayır verir. Kalbini ferah tut.

Yaşanmış 450...
"Senin Allah'ın adil mi?" diye sordu kadın, Hz Davuta?
-Ne diyorsun sen kadın, o asla zulüm etmez .
-Ne oldu ki?
Kadın : Üç tane küçük kızı olan ve kocası ölmüş birisiyim. Üç gün önce bir tane ceylan yavrusu vardı elimizde onu büyük bir deriye sararak satıp pazardan evlatlarıma yiyecek alacaktım ki yolda büyük bir kuş gelip onu alıp gitti. Şimdi ben ne yapacağım. Çocuklarım aç.
Hem ceylan, hem de o büyük deri elimden gitti.

Onlar konuşurken kapı çaldı ve içeriye on tane tüccar girerek 1000 dinar verip:
-Al bunu hak eden birisine ver dediler.
-Hayrola? diye sorunca
-Denizde bir kayıkla yolculuk yapıyorduk ki ansızın fırtınaya tutulduk ve kayığımız hasar gördü. Günlerce aç ve çaresiz gezerken şöyle dedik:
-Eğer Allah bizi kurtarırsa adam başı 100 dinar bir fakire yardım edelim.

Bu sırada bir kuş tepeden denize bir şey bırakıp gitti. Baktık ki deri parçası ve içinde de ceylan. Hem kayığın hasarlı kısmını deri ile kapattık, hem de ceylanı yiyerek ölmekten kurtulduk.

Hz Davud, 1000 dinarı alarak o kadına verdi ve buyurdu ki : Rabbin senin için hem karada, hem de denizde ticaret yapıyor ve sen ona zalim mi diyorsun? Al bu paraları ve kızların için harca.
(Unutma. Allah sana sıkıntı verse de daha sonra büyük bir hayır verir. Kalbini ferah tut. Eğer Yusuf imtihana tutulmasaydı babasının yanıbaşında kalacaktı. Sınavdan başarılı çıkınca Mısırın azizi oldu.

Aklında olsun. Sabırdan sonra seni bekleyen bir güzellik var. Öyle ki bütün dert ve sıkıntılarını unutturacaktır.)

Rukiye Aydın

Devamını Oku
Rukiye Aydın: Allah sana sıkıntı verse de daha sonra büyük bir hayır verir. Kalbini ferah tut.