Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Sayfalar
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Engin Akyol: SAĞLIK VE BARIŞIN BAŞ GÖSTERECEĞİ NİCE BAYRAMLARA

SAĞLIK VE BARIŞIN BAŞ GÖSTERECEĞİ NİCE BAYRAMLARA

İnsanlığın, yeşerdiği kardeşliğin umut bulduğu nice sağlıklı bayramlarımız olsun.

Bayram, küskünlerin barıştığı, insanlığın baş gösterdiği, birlik ve beraberliğin olduğu güzel ve umut dolu günlerdir.

Korona virüs nedeniyle herkesin birbirine uzak durduğu ve uzak kalmak zorunda kaldığı İçin, biraz daha sabır göstermemiz gerekir.

Güzel günler yeşerecek, sağlık baş gösterecek ve umutlar bayram şekeri gibi parlayacaktır.
Umut ediyorum ki bu mübarek bayramda sağlık, sıhhat, barış ve sevginin yeşereceği ve insanlık duyguların parlayacağı bir bayram olur.

Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde idrak edeceğimiz Ramazan Bayramının, milli birlik ve dayanışmamıza vesile olması temennisiyle, dini duygularımızı ve inançlarımızı pekiştirmesi, örf ve adetlerimizin daha bir anlamlı hale gelmesini sağlaması ümidi içinde idrak edebilmeyi Rabbimiz nasip eylesin.

Millet olma şuuru içinde, hep bir arada, sevgi dolu ve sağlıklı huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle, bütün milletimizin ve İslam Aleminin Ramazan Bayramını tebrik ederim.

DUAMIZ;

Yâ Rabbi! Dua ve yakarışlarımızda sana lâyık olmayan sözleri bilmeyerek söyleyip hatalarda bulunmuş isek, o kelimeleri sen ıslah et ve duamızı kabul buyur. Çünkü sözlerin hakimi ve sultanı ancak sensin.
Ey Âlemin Yaratıcısı! Kasvetli, kararmış, katılaşmış adeta taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi yumuşat, feryadımızı, âh u vâhımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin. Hepimizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al. O nefis bıçağı kemiğe dayandı (zulmü canımıza yetti).
Yâ Rabbi! Sana ne arz edeyim. Çünkü sen gizli ve açık her şeyi bilirsin.”

Engin Akyol

Devamını Oku
Engin Akyol: SAĞLIK VE BARIŞIN BAŞ GÖSTERECEĞİ NİCE BAYRAMLARA

Ahmet Bereket: AKSAÇLILAR”DAN RAMAZAN BAYRAMI MESAJI

“AKSAÇLILAR”DAN RAMAZAN BAYRAMI MESAJI

AKSAÇLILAR Genel Başkanı Ahmet BEREKET Ramazan Bayramı dolayısı ile bir kutlama mesajı yayınladı. BEREKET yazılı olarak yayınladığı mesajında
“Yüce milletimizin, İslamiyet’le şereflendiği kutlu asırdan bu yanan, kutladığımız, bir Ramazan Bayramı’nı daha idrak ediyoruz.
Maalesef ki Türk ve İslam coğrafyasında yaşanan acılar, ıstıraplar bizleri derinden üzmekte, Ramazan Bayramımızı buruk bir şekilde kutlamamıza sebep olmaktadır. Hele ki Katil İsrail’in Kutsal mekanımız Mescidi Aksa’da dindaşlarımıza, Çin’in Doğu Türkistanlı dindaş ve soydaşlarımıza bilinçlice yaptıkları işkence ve zulümlerin zirveye çıktığı şu kutsal günlerimizde onların yüreklerimizde hissettiğimiz acıları ile birlikte buruk da olsa Ramazan bayramımızı idrak edeceğiz
Müslümanların kardeşliğini arttırması, insanlığa ve mukaddesata olan sorumluluklarını hatırlaması gereken mana yüklü bu günlerin, yaşadığımız acıların son bulması için bir uyanış ve başlangıca vesile olması en samimi temennimizdir.
Bu duygu ve düşüncelerimle başta milletimizin birlik ve beraberliği, devletimizin bölünmez bütünlüğü uğruna canlarını feda eden güvenlik kuvvetlerimize ve dava şehitlerimize; dünyanın her yerinde zulme maruz kalarak hayatını kaybeden Türk ve Müslüman kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize minnet ve şükranlarımızı sunuyor büyük Türk milletinin, Türk dünyasının ve İslam aleminin Ramazan Bayramını en içten dileklerimizle kutluyoruz ”dedi.

Ahmet BEREKET

Devamını Oku
Ahmet Bereket: AKSAÇLILAR”DAN RAMAZAN BAYRAMI MESAJI

Nihat GÜÇ:Mescid-i Aksa

Mescid-i Aksa
Kimse bana nasılsın diye sormasın bugün. İyi değilim çünkü. İyi olmam için hiçbir sebep de yok ortada. Madem bir gün öleceğim, o gün neden bugün olmasın.
kutsal değerim, on altı ay boyunca yönelerek namaz kıldığım Mescid-i Aksa'da olanları gördükçe sinemde nefretim, garazım, kinim ve hıncım biraz daha büyüyor her geçen dakika.
Artık kimse bana kalleş, vahşi, zalim, yamyam siyonist Yahudilere karşı hümanizma şarkıları çalmasın.
Dedeleri kurguladıkları hile ve desiselerinden dolayı maymuna dönüşmüş bu insanların ne melanet oldukları ortada.
Bu durumu görmeyen gözler utansın! Hissetmeyen yürek dağlansın! Feryad-u figanı dağlarda yankılansın!
Müslümanların, hümanizma şarkılarını dillendirmeyi bırakma vakitleri geldi artık.
Her geçen saniye büyüyen bu nefrette, bu kinde, bu garezde boğulacak tüm zalimler, tüm iğrenç yaratıklar.
"Zalimler için yaşasın cehennem" diyorum bugün, elbette postalama işini de yapacağım bir gün. Ellerim elbet bir gün armut toplamıyor olacak. İşte o günü bekliyorum. Belki yarın, belki yarından da yakın.
Bu seslenişim yürekleri özgür olanlaradır. Beyinleri tutsak olanların anlamasını beklemiyorum, şimdiye kadar beklemediğim gibi.
Kudüs'ün çevresini kuşatan Yahudileri diskalifiye edebilmek için evvela Mescid-i Aksa'ya can-u gönülden bağlı Müslümanların çevresini muhkem kaleler gibi çepeçevre sarıp sarmalayan ve zapturapt altına alan devlet aygıtlarının diskalifiye edilmeleri şart. Bunun için uğraşmak bunun için didinmek gerek.
İnancımızı kaybetmedik hiçbir zaman. Kaybedecek de değiliz. Çünkü biz hergün iman eden insanlarız.
Tam bir asırdır pranga vurulmuş ayaklar üzerinde durmaya çalışırken yüzümüze yüzümüze savrulan yumruklar ve başımızın üstünden dökülen onca bombalar karşısında kelepçelenmiş ellerimizi çözmekle uğraşıyoruz. Şartlar hiç eşit değil. Ancak sabretmesini bilenler için: "Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır." ayeti boşuna serdedilmiş değildir.
Ah! Bir çözebilsek ellerimizi, özgürleştirebilsek beyinlerimizi, savunabilsek kendimizi... Kurtulsak prangalardan, kelepçelerden... Her şeyden önce düşüncelerimize vurulan zincirleri kırabilsek... Her şey yoluna girecek tren vagonlarının ardı sıra dizildiği gibi. İşte o zaman dünyanın kaç bucak olduğunu belleteceğiz cihana.
Talut ve Calut hikayesinin yeniden hatırlanması gereken bir zamandayız.
Nerede sıkışırsanız Yüce Allah o kapıyı açacak anahtarın adresini vermiş bizlere. O anahtarlardan biri de bu olaydır. İyi bellemek gerek: "Talut, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Talut ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok." dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: "Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir. (Talut’un askerleri) Calut ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kafir kavme karşı bize yardım et.” Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Calut’u öldürdü. Allah, ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün alemlere karşı lütuf sahibidir." (Bakara/249-251)
Bilmem bu ayetler merhem oldu mu sinelere? Bir yol bir yordam gösterdi mi düşüncelere? Bir çıkış kapısı gösterdi mi gözlere?
Eğer cevabınız "hayır" ise: "Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin." (Nisa/136) ayetini tekrar tekrar okumak gerek.
Kalın sağlıcakla.

Nihat GÜÇ

Devamını Oku
Nihat GÜÇ:Mescid-i Aksa

Eyüphan KAYA:Dünyanın Gözü Külliyede Reis’im

Dünyanın Gözü Külliyede Reis’im

2008 yılında Davus’ta  “One munite” ile başlayan süreç devam ediyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözde İsrail Devletinin Sözde Cumhurbaşkanına “Siz çocuk öldürmeyi iyi bilirsiniz.” şeklide manidar bir sitemde bulunması Davus aklını alt üst etmiş, parametrelerini değiştirmişti.

O günden bu güne ne değişti?

Erdoğan “Dünya Beşten büyüktür” sloganıyla Birleşmişmiş Milletlerin işlevinin sağlıklı karar almasına engel olduğuna işaret etti ve dünya bu konuda bir kez daha düşünmeye başladı. 

Gerçekte 193 devletin üye olduğu dünyanın en büyük örgütü olan BM böyle mi yönetilmeliydi?

İsrail devleti hakkında BM’nin aldığı karar uygulamıyorsa, bu oluşum neye yarıyor?

Beş daimi üyeden biri alınan bir karara “hayır!” dese, 192 devletin evet demesinin bir anlamı yoksa bu oluşumun işleyiş tarzı sakat değil mi?

Bu haliyle BM’nin varlığı sorgulanmalı ve ya en kısa zamanda ya kendini revize ederek kendinden  beklenen görev ve sorumluluklarını yerine getirmeli ya da kendini feshetmelidir.

Cumhurbaşkanımızın karizmatik liderliği,

Anadolu’nun, İslam dünyasının ve hatta mazlum dünya halklarının umudu oluşu bir sürecin getirdiği sonuç ve kendisine verilen bir rol biçmiştir, bunun gereğini yerine getirmek de ona düşüyor.

Filistin topraklarının %10’una konup bu gün %90’nın habis bir ur gibi sararak İsrail’e “dur” diyebilecek tek lider Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Bu münasebetle,

Sınırını ihlal edip kontrolsüz bir şekilde ilerleyen ve nereye doğru yayıldığı kestirilemeyen İsrail devletini tanıma kararını dondurmak uluslararası hukukun bir gereğidir, sınırı belli olmayan bir devlet, devlet olarak tanınamaz.

İsrail devleti ile yapılan tüm anlaşmalar ikinci bir emre kadar dondurmalıdır.

Derhal İsrail’deki diplomatlarımızı geri çekmeli ve onların diplomatları da sınır dışı edilmelidir,

Türkiye hava sahasını İsrail uçaklarına, sivil hava yolları dahil kapatmalıdır,

İsteyen Türkiye cumhuriyeti vatandaşları askerlik şubesine gönüllü müracaat edebileceği belirtmeli ve bunlar için en kısa zamanda komando eğitimi verilerek bir an evvel gayri nizami harp için Filistin’e göndermelidir,

Türkiye Cumhuriyeti İslam’ın başı konumda olup, vahdeti sağlama konusunda önemli bir rol üstlenen hilafet makamını kaldırarak İslam dünyasının hakkına tecavüz etmiştir. Bu hatasını telafi etmekle yükümlüdür.

Hilafet vazifesi  “TBMM’nin şahsı manevisinde mündemiçtir” denilmişse Meclis bu karaların arkasında durmakla yükümlüdür.

Neticede TBMM şimdiye kadar iki konuda ortak bir mutabakata  imza attı, 15 Temmuz gecesi ve şu anda İsrail’in haksızlığı karşısında alınan kınama kararı grubu mecliste olan tüm partiler tarafından kınadı.

Kısacası millet hazır, devlet hazır, dünya hazır, artık İsrail devletine “yuvacığına dön, yoksa yok olursun” demenin zamanı geldi de geçiyor.

Gözler külliyete, Anadolu insanının sabrı kalmadı, Müslüman dünyanın umudu tükeniyor, dünya mazlumlarının tutacağı bir dal yok.

Uzaydan yer yüzünü hayalen seyrediyorum, tüm frekanslar külliyede birleşiyor.

Haydi ya Allah deyin gerisine karışmayın. İsrail kansız bir duruşla dahi yuvasına çekileceğine inancım tamdır.

Müslümanlar ise İsrail devletinin nüfusu kadar dahi şehit vermeye dünden razıdırlar, çünkü bu hal her gün ölümle eş değerdir. Bu kahırla yaşmaktansa onurla ölmek, şehit düşmek daha evla olsa gerek.

Başka türlü Arz-ı mevud”  hayalleri İsrail’in gözlerini kör etmiş, dolayısıyla zulümde sınır tanımıyor. Söylenecek çok şey var ama bu kadarla yetinelim.

Ben insanın diyen herkes İsrail’in bu haksız tavrına karşı gücü nispetinde bir duruş sergilemelidir. Bunların başından da Reisimiz Recep Tayyip Erdoğan’dır, yürüyecek ki arkasında millet yürüsün, İslam dünyası yürüsün, dünya yürüsün.

Tıpkı Küds-ı Şerif konusun da 128 dünya devletini Türkiye’nin itirazına destek verdiği gibi. Eminim ülkemize destek veren devlet sayısı artar.

Allah güç versin, takat versin, cesaret versin

Amin demeniz dileğiyle.

Eyüphan KAYA

 

 

 

Devamını Oku
Eyüphan KAYA:Dünyanın Gözü Külliyede Reis’im

Prof. Cahit KURBANOĞLU:İSLAM BİLİM ADAMLARI     MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-Î RÛMÎ  

İSLAM BİLİM ADAMLARI
 
 
MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-Î RÛMÎ
 
 
Harzemşahlar hükümdarları Bahaeddin Veled'in halk üzerindeki etkisinden her zaman tedirgin olmuştur. Çünkü o, insanlara son derece iyi davranmış, ayrıca onlara her zaman anlayabilecekleri yorumlar getirmiştir. Derslerinde kesinlikle felsefe tartışmalarına girmemiştir.
13. yüzyılda yaşamış, Müslüman şair, fâkih, âlim, ilahiyatçı ve Sufi mutasavvıf olan Mevlânâ, yalnızca bir ulusla veya etnik kimlikle sınırlı kalmayarak pek çok farklı millete ulaşmıştır. Manevi mirası İran’lılar, Tacikler, Türkler, Rumlar, Orta Asyalı Müslümanları ve Güney Asyalı Müslümanlar tarafından benimsenerek yedi yüzyılı aşkın bir süredir takdirle sahiplenilmiştir.
Konya'da yazdığı Mesnev-î Manevî, Fars diliyle yazılmış en büyük şiirlerden biri olarak kabul görmüştür.
Şiirleri dünya çapında onlarca dile tekrar tekrar  farklı dillere çevrilen ve zaman zaman çeşitli farklı biçimlere dönüştürülen Mesnev-i Manevî kıtaları aşan etkisi sayesinde günümüzde ABD’de bile çok tanınan bir hale gelmiştir. Mevlânâ, eserlerini çoğunlukla Farsça kaleme almış, bunun yanı sıra nadiren Türkçe, Arapça ve Rumca kullanmayı da tercih etmiştir.
Eserleri, yazıldığı orijinal hâliyle günümüzde hâlen İran’da ve Farsça konuşulan yerlerde okunmaktadır. Eserlerinin çevirileri ise özellikle Türkiye, Azerbaycan, ABD ve Güney Asya'da yaygın bir şekilde okunmaktadır.

Mevlana’dan anlamlı vecizelerden bazılarını nakletmeyi sürdüreceğiz.

“Edep sahibi tokadın sahibini aramaz, sebebini arar.
Sıkıntı yok efendiler… Dert, insana yol gösterir.
Kimi sabrından susar, kimi saygısından, kimi de sevgisinden.
Gönül hissetmezse kulak duymuş neylesin, kalp sevmedikçe el dokunmuş neylesin.
Dertsiz dua soğuktur. Dertliyken yapılan dua gönülden kopar.
Gerek yok her sözü laf ile beyana. Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana.
Birini tanımadıysan kimin ve neyin peşinde olduğuna bak! Anlarsın…
Kötülük yaptığın zaman kork çünkü o bir tohumdur. Allah yeşertir, karşına çıkartır.
Eli görmeyen kişi yazıyı kalem yazdı sanır. Allah’ın kudretini görmeyen kişi, meyveyi ağaç yaptı sanır.
Her şeyi kaybettim ama kendimi buldum.
Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur. Düşmem dersin düşersin, Şaşmam dersin şaşarsın. Öldüm der durur, Yine de yaşarsın.
Her kim aşk ile yanıp tutuşmamışsa o, uçamayan kanatsız kuş gibidir.” (Hazret-i Mevlana)
 
 
 
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
12.05.2021

Devamını Oku
Prof. Cahit KURBANOĞLU:İSLAM BİLİM ADAMLARI     MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-Î RÛMÎ  

Cevahir AYDIN:Mağduriyet enerjisi, diğer adıyla kurban psikolojisi..

Mağduriyet enerjisi, diğer adıyla kurban psikolojisi..

İnsanlar kendi aralarındaki ilişkilerde güvensiz hissettiğinde oluşan mağduriyetler mutlaka açığa çıkar.
Bunun olması doğaldır. Bunu arızaya çeviren durum, bu mağduriyete takılıp kalmak, o duygu dünyasından bir türlü çıkamamaktır.
Oluşan mağduriyetten çıkış yolu onlarca iken, arızayı bünyede taşıyıp onun arkasına sığınanlar bir yönüyle bunu kullanır.
Bununla bir manada güç bulur, kendi varlığını hissettirmeye çalışır. Sürekli aynı hikayeyi konuşur, yaşama küser, yakın çevresini usandırır.
Küçük hesaplar peşinden koşup mesuliyetlerini yapmaktan imtina etmeye karşı, bunu kılıf olarak dahi kullanır.
Çoğu insanın yaşadığı mağduriyet, kendisini üzen vakalar, hakikatte kendisini mağdur etmiş olabilir; fakat sağlıklı bireyler bunlara takılmadan yarınlara kendisini daha deneyimli bir birey olarak taşımaya gayret eder. Sağlıklı diyaloglarla güçlü durur, dış akıl ve vicdan desteğini aktif tutar.
...
Değilse mağduriyetten ödünç alınan güç ile çevresinde çekilmez olan, psikolojik şiddete başvuran birey başkasında yaşadığı haksızlığı kendisine el uzatanlara mal edebilir. Israrcı da olabilir. Bu durum en yakınlarımızda çok bariz hissedilir. Arkadaş, akraba, mesai arkadaşı vb ikili diyaloğun sık yaşandığı platformlarda bu konu iyi analiz edildiğinde yaşanılan arızaların kökeninde bunun yattığına şahit oluruz.
Vebal konusu tam olarak burada hatırlanmalı.
...
Arınmanın ilk şartı, kişinin kendisini fizyolojik olarak içinde bulunduğu yaşı ve akranlarının içinde bulunduğu sosyo ekonomik şartları, maddi manevi pozisyonları ve meşguliyetleri sorgulamaktır. Bu yerinde bir adım olacaktır.
Değilse bu arıza ailesinin yaşadığı haksızlık veya mağduriyetleri de içine alıp hayatı iyice çekilmez kılar. Ah benim ailem, annem babam amcam teyzem neler çekmiş vs yakınmaları duyarız burada. Kendisine görev addeder bu mağduriyetleri giderme konusunu.
Ailenin de veballerini yüklenmek durumunda kaldığı hissiyatı ile bir anda kurtarıcı rolüne bürünür.
Her sıkıntısı olanın kurtarıcısı olarak görür kendisini. En yakınının yaşadığı adli bir vaka için avukat olma, sağlık imtihanı için doktor olma gibi hedefler koyup hayatını bu arıza üzerine bina dahi eder.
...
Bu dinamik ilişkilerde de görülebiliyor.
Sağlıklı yürütülemeyen ilişkilerde, masumiyet kibri dediğimiz bir arıza çıkıyor hayatlarımızda.

İyileştirilebilecek bir sorunu, ilişkiyi katledebilir.
Sürekli mağdur, sürekli haksızlığa uğradığını iddia edip ilişkiyi çekilmez kılanlar bir hakikati unutuyor.
Her ilişki içinde suçlar barındırır. Karşılıklı işlenen suçlar hanesinde sorumluluğu bırakıp suçlamaya başlamak, veryansın etmek, mağduriyetini sahiplenip muhatabını suçlamak telafisi zor bir arızadır.
Çözüme odaklanılmazsa, her problemi kendi içinde değil de dışarıya şikayet ile çözmeye tevessül ederse ilişki kopmaktan kurtulamaz. Yıkım ağır olur.
Oysa bu yöntemle ele birşey geçmez.
Mağduriyette arızayı çözmek için harcanan enerjiyi şikayet ve serzenişle tüketiyoruz, bu da bizi tüketiyor.
...
Onarım istiyorsak, sağlıklı adımlar atmak elzemdir.
Gücünü görmek, gücünü kullanmaya niyet etmekle başlayabiliriz.
...
Mesele düşmek değil, düştüğün yerden kalkmaktır. Öyle bir kalkış ki ders alınmış, yarınlarda aynı hadiselere karşı koyulacak tavır edinilmiş olmalıdır.
Kış yaşanır, ayaz yenir; fakat söz üstadlarının şu sözü kulağa küpe edilmelidir:
" Kurt kışı atlatır; fakat yediği ayazı unutmaz."
Ders alınır, mücadele verilir, başa gelenler anlamlandırılır, kiminle nasıl bir ilişki kurulacağı sağlıklı değerlendirilir kararlaştırılır.
Bunlar bilgelik kazandırır, yetişkinlik yolunda bireyi olgunlaştırır bu şekilde devam ettiği sürece yetişkin kalmayı başarabilir.
...
Özetle mağdur olunabilir; fakat bunu adeta hobi olarak kullanmak hastalıktır.
...
Bu psikolojiden çıkıldığında kişide inanılmaz bir özgürlük, ferahlama ve omuzundan indirdiği büyük bir yükün rahatlığı olur.
Hareket kabiliyeti gelişir, hücrelerine kadar bu yeniliği hisseder.
Şimdiye kadar bu yükü taşımanın verdiği kasvetten kurtulmuş olur vesselam.
Cevâhir / Küçük Dünyam

Devamını Oku
Cevahir AYDIN:Mağduriyet enerjisi, diğer adıyla kurban psikolojisi..

SÖZ VERİYORUM(!)

Kesin olarak yapacağımız işlere net bir şekilde SÖZ VERİYORUM!!! deriz. Öyle değil mi?
Sana söz veriyorum, geleceğim...
Sana söz veriyorum, yapacağım...
Sana söz veriyorum, ...

Söz vermek demek, bir işin yapılacağını kesinlikle bildirmektir. Bu bir ahlak ve karakter meselesidir. Zira vereceğiniz sözü yerine getirmek sizin durumunuzu ve karakterinizi belirleyecektir. Her ne şekilde olursa olsun verdiğiniz bir sözü yerine getirdiğiniz de karşınızdaki dostunuzun sizin hakkınız da ne düşündüğünüzü her halde tahmin edersiniz.
-Adam gibi adam.
-Helal olsun karakterli adammış.

Ya sözü yerine getirmediğiniz zaman, o zaman ne olur acaba?
- Ne yalancı adammış bilader...
-Bu adamla yola çıkılmaz kardeşim
-Karaktersiz...
-Şerefsiz...

Oysa güzel ülkemin ana muhalefet partisinin sayın lideri, sürekli söz veriyor, hem de namus sözü...

-Ben bütün işçilere namus SÖZÜ VERİYORUM!!! ve garanti veriyorum.

-Ben bütün garibanların, hak arayanların sözcüsü olacağım.
Bu konuda SÖZ VERİYORUM!!!.

-Bu ülkede hiç kimsenin ezilmesini istemem. Bu konuda SÖZ VERİYORUM!!!

-İlk seçimlerde dostlarımızla birlikte
iktidar olacağız ve Türkiye'yi bugün içinde bulunduğu buhrandan çıkaracağız. Kavgasız, huzurlu, işsizliğin olmadığı bir Türkiye inşa edeceğiz. SÖZ VERİYORUM!!!

-Çocuklarınızın, kız çocuklarınızın hakkına, hukukuna sahip çıkınız. Ben SÖZ VERİYORUM!!!

Geniş halk kitlelerine, seçmenlerinize; SÖZ VERİYORUM!!! diyeceksiniz, lâkin bir tane dahi sözünüzü tutmayarak bu sözlerinizi yerine getirmeyeceksiniz.

Olmuyor!!!
Olmuyor sayın başkanım, olmuyor. Keşke insanımız da tıpkı "istiklal marşı parayla yazılmaz" diyecek kadar yüce ruhlu, mert, yiğit, adam gibi adam olan Mehmet Akif ERSOY'un söz verdiği saatte verdiği randevuya gelmeyen arkadaşına, ölünceye kadar dargın, kırgın, kızgın olması gibi seçmenlerinizde; bu kadar vermiş olduğunuz sözü yerine getir(e)mediğiniz için tepkisini de medeni bir şekilde size ve partili kurmaylarınıza da gösterebilse idi.

Maalesef olmuyor işte.
Olacak gibi de gözükmüyor.
Ne diyelim.
Siz SÖZ VERDİM(!)!!! demeye devam edin. lâkin faili meçhul bir cinayete kurban giden rahmetli Prof. Necip HABLEMİTOĞLU 'nun eşi, Prof Şengül HABLEMİTOĞLU'nun şu sözleri söz veripte yerine getirmemenin ne kadar vahim olduğunu anlamanıza yardımcı olur inşaallah?

"Bu kadar kolay telaffuz edildiğine göre yerine getirmesi de çok kolay bir sözdür demek ki. Ben hâlâ bekliyorum ....... bu namus borcu ödenmezse ne olacaktır? Ödenmeyen namus borçları nasıl tahsil edilir. (A.g.e sayfa:169)

Selam ve dua ile.
Bülent ERTEKİN
 

Devamını Oku
Bülent Ertekin

Dr. Vehbi KARA:Çakma Terörist Deniz Gezmiş

 

Çakma Terörist Deniz Gezmiş

Benim dönemimde Deniz Kuvvetleri Marksist subay ve astsubayları ile meşhurdu. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin mimarı Kenan Evren, dindar askerler ile uğraşmış ve binlercesini ordudan atmıştır. Bununla birlikte “dostlar alışverişte görsün” misali teröre bulaşan hatta kurtarılmış bölgeler ilan eden bazı komünistleri de tutuklamıştır.

Asker iken Marksistlerle çok kavgamız oldu. Öğrencilik yıllarından ta 28 Şubat 1997 dönemine yani ordudan zorunlu emekli edilene kadar ciddi mücadele etmek zorunda kaldım.

Şimdi ise bu Marksistlerin neredeyse tamamı faşist oldu. Ha! Nasyonal Sosyalist (faşistler) ha! Marksist; benim gözümde değişmezler. Her iki gurup teröristin ortak özelliği; cebir ve şiddet kullanarak kendi arzuladıkları rejimi ve sistemi zorla insanlara dayatmaktır.

Fakat terör yöntemi Türkiye’de başarılı olamamıştır. Zira kullanışsız ve tehlikeli bir yoldur. Bunun yerine tereyağından kıl çeker gibi darbe yapmak varken ne diye dağda bayırda silahla koşacaksın ki. Hazır devrimci olmakla övünen askerler varken devlet düzenini değiştirmek için bu kadar zorluğa ve çabaya gerek yoktur.

Askeri okullarda (halen de değişmemiştir) halkı küçümsemek, milletin dini inançları ile alay etmek çok yaygındır. Komutanların terfisinde de çok önemlidir. Bütün dünyada komünistler işçi ve köylüleri ayaklandırıp devrim yaparken bizde ordunun kilit noktalarını ele geçiren Marksistler, çoğunlukla askeri darbe ile iktidarı ele geçirmeye çalışmışlardır.

Özellikle Deniz Harp Okulundan yetişmiş komünistler çok meşhurdur. Bunların kim olduklarını ve nasıl yöntemler kullandıklarını “Bahriyede 15 Yıl” isimli kitabıma havale ediyorum. Merak edenler internetten satın alabilirler. Şu kadarını söyleyeyim ki; kitapta hiçbir yerde bulunmayan bilgiler mevcuttur.

İşte bu komünistlerden sadece bir tanesi Deniz Gezmiş’tir. Genç beyinler, Deniz Gezmiş’in abartılmış maceraları ile aldatılmıştır. Şiddet öylesine özendirilmiştir ki banka soymak, adam kaçırmak, farklı düşünceye sahip öğrencileri önce dövmek eğer uslanmazsa öldürmek; sıradan işler arasında sayılmaya başlamıştır.

Benim yaşımda olanlar bunu çok iyi bilirler. “68 Kuşağı” denilen ve tüm dünyada etkili olan anarşi ve terör, Türkiye’de de çok can yakmıştı. O dönemde üniversite hatta liselerde başarılı olan öğrencilerin mezun olabilmeleri için terör guruplarından bir tanesine yakın durması şart olmuştu.

Nitekim ortaokulu bitirdikten sonra gideceğim liselerden bir tanesine Leninciler diğerine ise Maocular hakim olmuşlardı. Namaz kılan benim gibi bir öğrencinin bu okullardan mezun olması çok zordu. (Pertevniyal ve Vefa Liseleri)

Bunun yerine evimize biraz uzak olsa da Fatih Vatan Lisesini tercih etmiştim. Burada ülkücüler vardı. Hiç olmazsa namaz kılmama karışmazlar diye düşünüyordum. İkamet adresi ayarlayıp kaydımı bu okula yaptırmıştım. Beklediğim gibi olmasa da sonuçta dayak yemeden okuldan mezun olabilmiştim.

Üniversiteler ise tam ve kusursuz bir felaketi yaşıyordu. Boykot eylemlerinden neredeyse hiç ders yapılamıyordu. Adı siyasi kavga olsa da; fikirler değil silahlar konuştuğu için bunun adına terör denilmesi daha doğru olacaktır.

Nitekim askeri okul sınavlarına girerek bu anarşi ortamından kurtulmaya çalışmıştım. Kara veya hava okullarına girmeyi beklerken kader beni Deniz Harp Okuluna sevk etti. Erzurumlu bir ailenin çocuğu olarak denizci olmak o zamana kadar aklıma ve hatta hayalime dahi gelmemişti.

İşte Deniz Harp Okulunda anarşi ve terörü gerçek yönü ile o zaman öğrenmiştim. Marksistler o kadar çoktu ki saldıracak adam bulamadıklarından kendi aralarında kavga edip zayıfları acımasızca eziyorlardı.

12 Eylül 1980 askeri darbesi bunların gözünü bir parça korkutmuş olsa da faaliyetlerine hız kesmeden deva ediyorlardı. Zira bizim komünistleri heyecana getiren ve ilham kaynağı olan teröristler vardı. İşte bunların başında Çakma Terörist Deniz Gezmiş yer alıyordu.

Aslında terörist denilince dünyada Che Guevara adı öne çıkar. Che’nin hikayesini birkaç filmden izlemiştim. Bizdeki “hızlı yaşa genç öl” deyimine benzer şekilde çok hızlı yaşamış Amerikan emperyalizmine karşı silahla karşı koymaya çalışıp genç yaşta ölmüştü. Fakat Deniz Gezmiş’in hikayesi bir çok yönden farklı gelişmiştir. Bu nedenle “çakma terörist” dememin haklı nedenleri vardır.

Zira arkadaşları ile birlikte idam edilmeleri yüzünden her yıl ölüm ve doğum yıldönümlerinde anılan bu terör lideri hiç de anlatıldığı gibi değildir. Çünkü daima korunup kollanmıştır. Öyle ki askeri lojmanlarda saklanıp kolayca polislerin elinden kaçmayı başarmıştır.

Deniz Gezmiş 28 Şubat 1947 tarihinde Erzurumlu bir ailenin çocuğu olarak Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğmuş ilk ve orta öğrenimini Sivas'ta, liseyi de İstanbul Haydarpaşa Lisesinde okumuştur. 1966 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde eğitim görmüş ve burada terör olaylarına defalarca karışıp tutuklanmasına rağmen daima serbest bırakılmıştır.

Che, gerçekten bir teröristti. Lakin Gezmiş askeri vesayet unsurları tarafından hatta görevi suçluları yakalamak olan askerler tarafından korunup kollanıyordu. Yetmedi, suçu sabit olarak yakalandığı halde defalarca yargı organları tarafından serbest bırakılıyordu. Bu nedenle gerçek bir savaşçı olan Che ile mukayese edilmesi dahi doğru değildir.

Gerçi; teröristin iyisi kötüsü, Türkü ve Arjantinlisi olmaz. Hepsi fikirlerini kabul ettirmek için şiddet kullanan hatta pırasa doğrar gibi insan öldüren canilerdir. Allah’tan korkan bir insan; masum sivilleri öldürmez, alnının teri ile para kazanan insanların mallarını gasp etmez. Her ne ise…

Deniz ile ilgili efsanelerin ne derece uydurma olduğunu ve işlediği cinayetlerden dolayı idam edildiğini Turhan Feyizoğlu’nun “Deniz, Bir İsyancının İzleri” isimli kitaptan öğrenebilirsiniz. Kitapta; günümüz teröristlerinin iddia ettiği gibi “iftira” denilen Gezmiş’in Mahkemece ispatlanmış cinayetleri bir bir sıralanmıştır.

Fakat Gezmiş, bütün açık delillere rağmen işlediği tüm cinayetleri inkar etmiştir. Che ise işlediği cinayetlerden övgü ile söz ediyordu. Farzı muhal olarak Gezmiş’in inkar ettiği cinayetleri, işlemediğini düşünsek bile işlediği suçlar idam edilmesini gerektirecek kadar büyüktü. Olan masum insanlara ve namuslu vatandaşlarımıza oluyordu.

Silahlı mücadele için Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nu kuran, ABD Büyükelçiliği önünde nöbet tutan polislere kurşun sıkan, Filistin kamplarında aldığı Marksist eğitim sonucunda banka soygunculuğundan tutun adam kaçırma eylemlerine kadar yüzlerce olayın sanığıdır Deniz Gezmiş.

Geçen hafta bu teröristin ölüm yıldönümüne ilişkin bir mesaj paylaşan Boğaziçi Üniversitesi teröristleri, gerçek yüzlerini gösterip insanların aklını başına getirecek derecede ifadeler kullanmışlardır:

"Türkiye ve Kürdistan halklarının devrimci önderleri Deniz Gezmiş’in idamının ve ölümsüzlüklerinin 49. Yıldönümü… Kürt halkının özgürlük mücadelesine giden yolu açan yiğit devrimci önderdi"

İşte, PKK örgütüne destek verdikleri yetmiyormuş gibi çakma terörist Gezmiş’i destekleyen bu eylemciler, ABD ve FETÖ örgütünün uşaklığını yapmaya hala devam ediyorlar. Bilimin, araştırmanın, eğitimin ve sorgulamanın merkezi olması gereken üniversitelemizin içine düştüğü bu acı durumdan kurtulması için çok çaba sarf edilmesi gerekmektedir, vesselam…

 Dr. Vehbi KARA 

 

 


Samsung Galaxy akıllı telefonumdan gönderildi.

Devamını Oku
Dr. Vehbi KARA:Çakma Terörist Deniz Gezmiş

Prof. Hamdi TEMEL: Melatonin-COVID-19 ilişkisi

  • Melatonin-COVID-19 ilişkisi

 Son yıllara müthiş bir uyku problemi yaşamaya başladık. Sadece çocuklarımız uykusuz değil, bizlerde uykusuzuz. Uykusuzluğumuzu ister son aylardaki korona virüsün etkilerine bağlayalım, ister sosyal medyadaki aktif hayatıma…

Ne olursa olsun herkesin ilk söyledikleri şey “uykusuzuz ve uykusuzluğun verdiği dayanılmaz baş ağrıları, stres, yorgunluk ve depresyona bağlı olarak şikâyetlerimiz ya da mutsuzluklarımız”.

Peki, bu uykusuzluk problemlerimizden nasıl kurtulacağız?

İlk düşünmemiz gereken Allah’ın bize lütfettiği melatonin hormonumuz.

Vücudumuz bu melatonin hormonunu gece 23.00 ile 05.00 salgılıyor. Bu hormon, kaliteli bir uyku uyumamıza neden oluyor ve sabah zinde kalkabiliyoruz, vücudumuz yorgun olmuyor, bağışıklık sistemimiz güçleniyor ve çok şükür çoğu hastalıklardan korunmamıza yardımcı oluyor.

Peki, melatonin hormonunun güçlenmesine yardım eden yiyeceklerimiz neler? Biraz bunlara bakalım.

Vücudun, triptofandan melatonin üretmek için B vitaminleri, çinko ve magnezyum gibi belirli besin maddelerine ihtiyacı vardır. Bu yüzden, kırmızı et ve balık çok tüketmek gerekiyor. Yanında ceviz, badem ve fındık, meyve olarak da muz, çilek ve elma. Geleneksel yemeklerimiz kuru fasulye ve nohut yemeğini de unutmayalım ve öğünlerde bol yeşil renkli salatalarımızda ek olmalı, tabi yumurta olmaz ise olmazımız.

Melatonin katkı ilaçları almak istiyorsanız da doktorunuza ve eczacınıza sorarak dozunu ayarlayarak alabilirsiniz.

Asıl konumuz ise asrın illeti bu korona virüs ile melatonin hormonlarının bir ilişkisi var mı?

PLOS Biology adlı bir dergide Cleveland Clinick’de yapılan bir çalışmada uyku sorunu olan insanların melatonin alması ile COVİD-19 bulaşma riskinin engellediği bulundu.

Columbia Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada entübe COVID-19 hastalarına verilen melatonin ile daha iyi sonuçlar alındığı gözlendi.

Prof. Dr. Didem Deliorman Orhan ve arkadaşları Eczacı Farmakope dergisinde (Mayıs 2021) birçok bilimsel dergiyi tarayarak COVID-19 ve melatonin takviyeleri ile ilgili güzel bir derleme yaparak yayınladılar. Kısaca; “COVID-19’da melatonin kullanımı ile ilgili klinik çalışmalarının olduğunu günde 60 mg/gün patentli bir melatonin formasyonunun intravenöz uygulamalarının septik hastaları iyileştirdiği, ölüm oranlarını sıfıra düşürdüğü ve hastanelerde kalış sürelerini %40 azalttığını tespit etmişler (EudraCT:2008-006782-83). Sepsis ve COVID-19’daki benzer enflamatuar yanıt, SARS-CoV-2 enfeksiyonu olan yoğun bakım ünitesi hastaları üzerinde, güçlü antienflamatuar etkisinden dolayı melatoninin test edilmesi gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Bu amaçla, melatonin veya plasebo, hastanın araştırmaya dâhil edildiği andan itibaren hesaplana dozlarda her 6 saatte bir intravenöz olarak uygulanacaktır. EudraCT:2020-001808-42 (MELCOVİD study) denemesi, hastalığın tedavisinde etkili olabilecek melatonin dozlarını belirlemeye çalışan İspanyol İlaç ve Tıbbi Cihazlar Ajansı tarafından onaylanmıştır. Çalışma, COVİD-19’dan mustarip yoğun bakım hastalarında intravenöz melatonin uygulamasının etkinliğin ve güvenirliğini ele almak amacıyla, Faz 2, tek merkezli, çift kör, randomize, plasebo kontrollü olarak yapılmakta olan klinik bir çalışmadı. Çalışmanın devam etmesi sebebiyle sonuçlar yayınlanmamıştır.”  gibi bilgiler vererek aralarındaki bağlantıyı irdelemişlerdir. İsteyen okuyucumuz dergideki makalenin tamamını okuyabilirler.

Günışığı saatlerinde inaktif olan melatonin gecede uykusuzluk çektiğimiz zaman yine vücutta salgılanmaz ise ruh halimizi de çok kötü bir şekilde etkiliyor. Vücut dirençsiz olunca da tüm virüslere karşı korunmasız oluyoruz.

Sonuç olarak, melatonin hormonu vücudumuzun dayanıklılığı için çok önemli. Uyku düzenimize ve yediklerimize dikkat etmeliyiz. Uyumadan önce ışıklarımızı söndürerek elektronik eşyaların tümü ile irtibatımızı kesmeliyiz ve takviyeler ile vücudumuzu koruma altına almalıyız.

 Prof. Dr. Hamdi Temel

www.hamditemel.com.tr

 

 


Samsung Galaxy akıllı telefonumdan gönderildi.

Devamını Oku
Prof. Hamdi TEMEL: Melatonin-COVID-19 ilişkisi

Mücahit GÜLER: Kudüs’ü Değil Kendimizi Özgürleştirelim!

Kudüs’ü Değil Kendimizi Özgürleştirelim!

Yine bir zulüm, yine bir gözyaşı, yine bir insan kanı... Bu zulümleri gördükçe anlık duygusal tepkiler vererek kendimizi rahatlatıyoruz.

İşgale karşı sanal Mücahid olup tweet ve post kılıcıyla cevap veriyoruz. Paylaşımlarımızla İsrail Terör Örgütünü(İTÖ) yok ediyoruz. Peki İTÖ nasıl karşılık veriyor...? Kan ve gözyaşı akıtarak karşılık veriyor.

Somut zulme soyut tepkiler vererek tembelliğimizi ve korkaklığımızı anlık hazlar ile geçiştiriyoruz. Bu teröristler attığımız bu tweetlerden ve postlardan mı korkacak? İTÖ kınama metinleriyle değil, güç ve kan ile geri adım atar. Ceza amelin cinsinden olmadıkça bu vampirlerin bir şeylerden anlayacakları yoktur.

Onlara bu cezayı verecek olan ise Allah cc değil, biz Müslümanlarız. Kur’an’da Rabbimiz “kafirleri bizim elimizle durdurmayı” murad etmektedir. Bizler yeryüzüne adaleti yaymak için mücadele edeceğimize nefsani davranıp dünyaya daldık. Ölüp korkusu ve dünya sevgisi kalbimizde yer alınca Allah sevgisi ve korkusu kalbimizden gitti.

Allah’ı zalimlerin üstüne salıcağımıza oturup ne yapabilirizi konuşmalıyız. Zulmü bitirmek için mücadele etmek yerine İsrailoğullarının Allah’ın emrine itaat etmeyip isyan etmesi ve bu isyanın sonucunda Allah’ı ve peygamberi mücadeleye göndermek istemeleri gibi biz de zalimin üstüne Allah’ı göndermeye çalışıyoruz. Zulüm mücadele ederek biter, zalim güç ile terbiye edilir. Yapılması gerekenleri Allah cc değil, biz yapmalıyız.

Kudüs’ün özgürlüğü bizim esaretimizden kurtuluşumuza bağlıdır. Zihni esaretten kurtulursak zemini inşa edebiliriz. Epistemolojik esaretten kurtulunca ontolojik özgürlükte meydana gelecektir.

Zihin, zemin ve zaman üçlüsünü biz kurarsak Kudüs özgürleşir. Bunları biz değil de bir başkası kurarsak esaretimiz devam edecektir.

Zihni inşa tevhid ile, zeminin inşası İslami hareket metodu ile ve zamanın inşası “ASR suresinin” mahiyeti kapsamında değerlendirirsek önce kendimiz özgürleşiriz. Sonra da kutsal değerlerimiz özgürleşir.

Biz yoksak mabedlerin bir önemi yok. Mabedler insanlar içindir. Önce biz özgür olalım, sonra da mabedleri özgürleştirelim!!!

Mücahit GÜLER

Devamını Oku
Mücahit  GÜLER: Kudüs’ü Değil Kendimizi Özgürleştirelim!