Hakkında
1965 Sarıkamış doğumlu olup, Atatürk Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Motor Bölümünden 1987 yılında mezun oldu. 1988-2017 yılları arsında CMS Jant ve Makina Sanayi A.Ş.'de Kalite ve Teknik Eğitim Merkezinde 30 Yıl çalışarak emekli oldu. İzmir Balçova'da yaşamakta olup, biri kız diğeri erkek olmak üzere ikiz evlat sahibidir. Yazıyla sürekli haşır-neşir olarak anılardan oluşan ve Dağın Arkasını Gören Adam adlı kitabı mevcuttur. Haftalık köşe yazıları ile yazım hayatına devam etmekte olup ayrıca Türkiye Yazarlar Birliği İzmir şubesine de üyedir.
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Şehir İzmir
  • Doğum tarihi 01 October
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

AYASOFYAYI GÖLGELEME ÇABALARI

AYASOFYAYI GÖLGELEME ÇABALARI

            Müslüman Türk milleti olarak, Ayasofya’nın bugüne kadar ortak değerimiz olduğun hep ifade edilmiştir. Fakat 86 yıllık esaretin sona ermesi ile birlikte bu konuda da ayrıştığımızı müşahede etmek elem vericidir.

            Dışardakilerin karşı çıkmakta kendilerince haklı sebepleri olabilir, içimizdeki İrlandalıları anlamak gerçekten mümkün değildir. Toplumun tepkisinden çekindikleri için seslerini çok fazla yükseltmeden meseleyi itibarsızlaştırmaya başlamışlardır. “Efendim zaten Ayasofya’da yıllardır ezan okunup, namaz kılınıyormuş meseleyi bu kadar abartmamak gerekirmiş. Veya Ayasofya’yı açmakla hangi problemi halledecekmişiz; işsizlik mi düşecekmiş? Yoksulluk mu önlenecekmiş?” Gibi akla hayale gelmedik zırvalar sıralanarak mesele sulandırılmaya çalışılmaktadır. Bu meselenin hallolması sırf mevcut iktidara en azından motivasyon katacağından dolayı bunu hazmedemeyenler saldırmaktan çekinmiyorlar. Bunun siyasi bir manivela olarak kullanılacağı kaygısıyla saldırdıkça alçalıyorlar.

            Oysaki Ayasofya bu milletin bağrına saplanmış bir hançerdir. Bugüne kadar müze olarak kapalı kalması Türkiye’nin etkinliği ve yetkinliği ile alakalıdır. Bundan böyle kimseye eyvallahımız olmayacağı için, dosta güven düşmana korku salan bir başkaldırı başlamış bulunmaktadır. Bunun bilincinde olmayanlara zaten söyleyecek söz olmayacaktır, onlar iflah olmaz kronik klikler olarak kalmaya devam edeceklerdir.

            Ayasofya bir vakıf eseri olduğu için, bunun bir kanunla kapatılması da mümkün değildir. Bu konuda amacının dışında kullanılması halinde yüce sultan Fatih Sultan Mehmet Hanın bedduası da göz ardı edilmemelidir. Dönemin şartları ve konjonktür gereği böyle bir karar alınmış olabilir fakat şartların değişmiş olması ile birlikte aslına rücu etmesi haktır. Bu meseleyi Atatürk ile ilintili hale getirerek mukayese oluşturmakta iyi niyetten uzak karşılaştırmalardır.

            Birkaç nesil Ayasofya’nın zincirlerinin kırılacağı günün hayaliyle bu dünyaya gözü açık veda etmiştir. Bugüne kadar tüm siyasiler ve liderler bunu siyaseten istismar etmişlerdir. Bugün bunun açılmış olması ortak değerlerde buluşan herkes için bir bayram sevinci yaratmalıdır. Bu sevincimizi kutlarken de ifrat ve tefrite savrulmadan teenni ile meseleye sahip çıkmak herkesin görevidir.

            Sonuç olarak; meseleye sadece siyasi rant çerçevesinde bakmak haksızlık aynı zamanda vicdansızlıktır. Bütün İslam dünyası galeyana gelerek bunu büyük bir sevinçle karşılarken, bazı kesimlerin hafife alması kabul edilemez. Asıl bağnazlık ve gericilik olayı küçümseyerek hafife almaktır. Kamplaşmanın ve kutuplaşmanın bu seviye gelmiş olması geleceğimiz adına kaygı vericidir. Herkesin tahriklere kapılmadan bu coşkuyu en azından içinde yaşaması ve şükretmesi zor olmasa gerek.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

ANLAŞMANIN ZOR OLDUĞU İNSANLAR

ANLAŞMANIN ZOR OLDUĞU İNSANLAR

            İnsan yaratılış olarak fizik ile metafiziğin hülasası olan bir yönüyle çamur, diğer yönüyle de şuur arasında var olan anlaşılması zor bir varlıktır. Fıtratı gereği eşrefi mahlûkat olarak meleklerin bile üstüne çıkabilecekken, bir anda enaniyeti ile yerlerde de sürünebilir. Bu geniş yelpaze ve sarkaçta savrulması an meselesidir.

            Bu anlamda en basit konularda bile hayatı çekilmez hale getiren insanlara her yerde rastlamanız mümkündür. En temel ve karakteristik özellikleri baskın bir kişilik yapıları ile karşı tarafın önceliklerini göz ardı ederek sizi yok saymalarıdır. Farklı bir enerjileri vardır, bunu beden dillerine de yansıtarak baskı kurup sonuç almaya çalışırlar. Karşı tarafı ezme konusunda hiçbir ilkeleri yoktur, bunu otomatik refleksle yaptıkları için bu durum kişiliklerinin doğal bir yansımasıdır. Bunu bilinçli yapmasalar bile benliklerinin bir yansıması olduğu için onlar için çok doğal bir süreçtir. Arada ilginç, enteresan ve eksantrik bir soruyla da sizi dumura uğratmaları sürpriz olmayacaktır.

İletişim konusunda iyi bir dinleyici değillerdir, hatta sizi dinlemezler bile kafalarında ne varsa onu söyler kenara çekilirler. Bir konuda sizin fikrinizi merak ettiklerinde bile sizin söylediklerinizi dikkate almazlar. Siz aramış olmanız bile anında karşı hamle ile hemen sazı ele alıp, sizi saatlerce esir almaları içten bile değildir. Karşılıklı diyaloğun ötesine geçip sadece dinleyici olarak onun her söylediğini onaylayan bir pozisyona düşersiniz. Karşı tarafa saygıları olmadığı gibi sizin savunduğunuz fikirlerin tam tersini iddia ederek sizi aradığınıza pişman etmeleri de uzun sürmeyecektir.

            Bu şekilde anlaşmanın zor olduğu insanların fiziki olarak da yere yakın olmaları tesadüf değildir. Hatta boyu kadar bir mesafenin de yerin altında oldukları yine halk arasında yaygın olarak ifade edilirler. Bununla kendini ve gerçek yüzlerini gizledikleri ima edilir. Bunun yanında fitne ve hile ile kafalarında kırk tane tilkinin dolaştığı söylenir. Ve bu tilkilerin kuyruklarının da yine birbirine değmediği veciz bir şekilde nesilden nesile aktarılır. Bu tür insanlar, toplumların sosyolojik yapılarının birer yansıması olarak bilimsel tezlere konu olmuş ve buradan önemli tespitler elde edilmiştir.

            Bu insanlarla başa çıkmak için öncelikle sınırlar koymaya çalışın. Bu mahrem sınırların aşılmasına asla müsaade etmeyin. Soğukkanlı bir şekilde araya mesafe koyun. Fazla önemsemeyin ve keyfinizi kaçırmasına asla izin vermeyin.

            Sonuç olarak; hayatın iniş ve çıkışları arasında zor insanlarla da karşılaşmanız olasıdır. Bu durum bizim elimizde olmadığı için karşı tarafı düzeltmemiz de mümkün değildir. Fakat geliştireceğimiz davranış kalıpları ile bu ilişkiden en az zararlı çıkmamız ve kendimizi korumamız mümkündür.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

DÜNYA EVİNE GİRMEK

DÜNYA EVİNE GİRMEK

            Toplum olarak aile kavramı bizde çok önemlidir. Hem inancımızda hem de töremizde aile toplumun temelini oluşturmaktadır. Özellikle çekirdek ailenin korunması ve muhafazası neslin devamı için hayati öneme haizdir. İçeriden ve dışardan yapılan her türlü saldırılara rağmen ayakta kalan kurumlarımızın başında aile gelmektedir.

            İnsan, fıtratı gereği bunun yanında; sosyal, psikolojik, toplumsal ve biyolojik olarak da bir eşe ihtiyaç duymaktadır. Bekâr insan, sorumluluk anlamında asgari düzeyde bulunduğu için aynı zamanda bu dünyada tam anlamıyla yaşamadığı düşünülür. Evlilik ile birlikte aldığı sorumluluklardan dolayı dünya evine girmiş olmaktadır. Evlilik ve aileyi koruyan kalkan ise nikâhtır, “Nikâhta keramet olmasının” hükmü de bundan ileri gelmektedir. Bir hadiste, “Nikâhın hayırlısı külfetsiz olanıdır” diye buyurularak bu konuda aileleri zora sokmamanın önemine vurgu yapılmaktadır.

Ebedi saadetimiz olacak eş seçimi ise hayati önem taşımaktadır. Burada referansı İslam olan gençler vuslata ermiş olmakla birlikte diğerleri hüsrandadır. İslam evlilik için bir çerçeve çizerek meseleye açıklık getirmiş, sonunda da tavsiyesini iletmiştir. Buna göre; güzellik, asalet, mal, mülk, güzel ahlak ve takva bir kadınla nikâh için gereklilik olarak sıralanmış olmakla birlikte, siz güzel ahlaklı ve takva olanı seçiniz diyerek de son nokta konmuştur. Güzel ahlak ve takvanın dışındaki tüm değerlerin geçici olduğu zamana ve bunun yanında şartlara bağlı olarak değişebileceği öngörülmüştür.

            Günümüzdeki uygulamalara baktığımız zaman tek kriter güzellik ve zenginlik olarak ortaya çıkmaktadır. Aileler çoğu zaman bütçelerini zora sokarak hatta borçlanarak ömür boyu sürecek sıkıntılara duçar olmaktadırlar. Desinler için ortaya çıkan bu olumsuzluklar evliliklere zarar vermekte olup, ocağa incir ağacı dikmekten öteye geçmemektedir.

            Evliliklerde geçim çok önemli bir başlığı oluşturmaktadır. Varlıkla her şeyi satın alsanız bile huzuru elde etmeniz bunun ötesinde bir tutum ve gayrete bağlıdır. Yaklaşık çeyrek asır özgür yaşamış insanların birden bire iki kişilik yaşamları karşılıklı özveri ve fedakârlığı gerekli kılmaktadır.

Aynı evde birlikte büyüyen kardeşlerin bile zaman zaman anlaşamadıkları doğal olmakla birlikte iki farklı insanın her zaman asgari müştereklerde buluşması söz konusu olmayabilir.

Eğitimi, kültürü, töresi, alışkanlıkları ve frekansları farklı olan çiftlerin birbirini tolera etmeleri zaman alacaktır. Burada anlaşmazlıkların giderilmesinde, “Benim dediğim olacaktan” ziyade bu konuda sünnet ve Kur’an neyi emrediyor diye bakmak çözüm için yeterli olacaktır. Aksi takdirde işin içine benlik ve enaniyet girdiği zaman sıkıntılar baş gösterecektir. Bir de çiftlerin aralarındaki sorunları, “Kol kırılır yen içinde kalır” çerçevesinde ailelere aktarmadan çözmeleri önemlidir.

            Burada ailelere de büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Sürdürülebilir evliliklerde özellikle anneler kritik bir pozisyonda bulunmaktadırlar. Annelerin çocuklarını koruma psikolojisi ile taraf tutmaları yanlıştır. Gençlere iyi niyetle bile olsa karışmamaları ve onlar istemediği sürece olaylara müdahil olmamaları esastır. Onlar artık çocuk değil birer yetişkin olarak kendi sorunlarını çözebilirler. Onların büyüdüklerini kabul edin ve kenara çekilerek sadece onlar istediğinde destek olun. Olumsuz bir şey iletilse bile yangına körükle gitmeyin ve olayları büyütmeden suhulet çerçevesinde bunun yanında tecrübenizle katkı sunun, size yakışanda budur.

            Sonuç olarak; dünyada, bunun yanında ahirette de ebedi mutluluk ve huzuru elde etmek çok zor değildir. Peygamber efendimiz (Sav) bir hadisi şerifte; “Kim evlenirse imanının yarısını tamamlamış olur, diğer yarısı hakkında ise Allahtan korksun!” buyurmaktadır. Müslüman için evi cennet olarak kabul edilmiştir. Dolayısı ile böyle bir dinin mensubu olmanın hazzıyla ne kadar şükretsek azdır. Daha ne olsun…

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

 

Devamını Oku

SAADETİN, SALİHAYLA EBEDİLEŞTİĞİ ZİRVE

SAADETİN, SALİHAYLA EBEDİLEŞTİĞİ ZİRVE

            Günümüz evliliklerinde saadet için hep maddi beklentiler ön planda olduğu için mutlak bir huzur hiçbir zaman gerçekleşmiyor. İnsanlar mal-mülk ve eşyayla eksikliklerin giderileceği beklentisi ile ömürler heba edilmektedir. Gözden kaçırılan ise; parayla her şeyi satın alabilirsiniz ama huzuru, mutluluğu ve saadeti elde edemezsiniz.

            Bir erkeğin en büyük servet ve hazinesi Saliha bir eştir. Bunu gerçekleştirenler mutlak ve ebedi bir saadete erişmişlerdir. Saliha bir eş, aynı zamanda bir anne olarak yetiştireceği hayırlı evlatlarla toplumun geleceğini de kurtarmış olacaktır.

Saliha bir eş her şeyden önce güler yüzlü, takva sahibi ve gönülleri aydınlatan bir kandil gibidir. Tebessümün sadaka olduğu bilinciyle sürekli sadaka dağıtan bir abidedir. Hoş kokulu bahçenin nadide bir çiçeğidir. Şefkat, merhamet ve cömertliği ile etrafındakilere güven telkin eden sarsılmaz bir anıttır. Hayâsı, iffeti ve edebi ile ailesini koruyan çelikten bir kalkandır. Üslubu, letafeti ve nezaketi ile fazilet numunesidir. Kocasının ve çocukların yıpratıcılığını törpüleyerek onları günah girdabından koruyan bir paratonerdir. Aile sırlarını ifşa etmeyerek dışarıya karşı onları koruyan bir miğferdir. Ailesinin sevinç ve üzüntüsünde tek yürek, tek bilek olarak iki bedende yekvücuttur. Sürekli kanaat sahibi olarak, hamd ve şükürde takvanın zirvesindedir. Kocasının zor ve müşkül zamanlarında onunla hemhal olarak yükünü hafifleten bir absorbandır.

            Bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz (Sav); “Kocası kendisinden memnun olduğu halde ölen takva kadın, cennete girer” diye buyurmaktadır. Dolayısı ile böyle bir müjdeye nail olmak her kadın için sarsılmaz bir ideal olmalıdır. Fakat yaşadığımız zaman ve şartların getirmiş olduğu sıkıntılar buna engel olmaktadır. Günlük hayhuyla ve malayani işlerle ömürler tüketilirken mutluluk hep başka yerlerde aranmaktadır. Dünya ve ahiret saadeti olarak edebi bir bahtiyarlık için, takva sahibi ve Saliha bir kadınla evlenmekle işe başlamak ilk adımı oluşturacaktır.

            Bundan sonrası kendiliğinden sırasıyla hallolacaktır. Saliha bir eş; hem kocasının, hem çocuklarının, hem de toplumun hukukunu koruyacağı için toplamda bir esenlik ve huzur tesis edilmiş olunacaktır. Temel sağlam olunca da üstüne bina edilecek yapı sorunsuz olarak inşa edilmiş olacaktır.

            Sonuç olarak; her şeyin fani ve geçici olduğu bu dünyanın ötesinde ahireti de kurtarmak adına atılacak en önemli adım Saliha bir kadınla yuva kurmaktır. En büyük değer, hazine ve servet olarak bu sizi ebeden kurtarmış olacaktır. Bir taşla iki kuş vurmuş olacaksınız, daha ne olsun!

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

ANASINA BAK KIZINI AL…

ANASINA BAK KIZINI AL…

Bekârlar için yuva kurmak, çoluk-çocuğa karışmak klasik bir ideal olarak her gencin hayalidir. Günümüzde bunu gerçekleştirirken genellikle ailelerin dışında, adaylar buna karar vermektedirler. Yaşam deneyimleri olmayan bu taraflar olaylara genellikle geniş zaviyeden bakamadıkları için de büyük pişmanlık ve nedametler yaşanmaktadır.

Mesela bir kıza gönlünüzü kaptırdınız, sizin gözünüzde dünya ondan ibarettir. Başka hiçbir şeyi gözünüz görmez. “Aşkın gözü kördür” atasözü bu durumu en iyi şekilde açıklayan özetin özetidir. Oysaki evlilik sadece basit bir kız alıp-verme hadisesi değildir. Bir ömür boyu o kişinin ailesi sizi sarmalayan bir çember olarak var olmaya devam edecektir. Annesi, babası, kardeşleri hatta diğer halkadaki akrabalar da dâhil olmak üzere geniş bir halka sizi sarıp sarmalayacaktır. O yüzden her anlamda denklik çok önemli ve değerlidir. Bu konuda bana ne, beni ilgilendirmez diyemez siniz. Mutlaka ucu size dokunacaktır. Çünkü bu insanlarla aranızda bir hukuk oluşacağı için reddetmek çözüm değil, çözümsüzlük olacaktır. Bütün bunların yanında gelenek, töre, inanç ve kültürel olarak da arada uçurumların bulunması anlaşmazlık kaynağı olarak sürekli karşınıza çıkacaktır. “Bir çiçekle bahar olmayacağı” için çevreniz de her şeyi farklı insanlar var olacaktır. Bütün bunları tolera edebilecek bir kapasite olmanız gerekmektedir.

Bazı aileler güzellik ve zenginlik hastası olarak diğer kriterleri göz ardı ettiklerinde sonun başlangıcını başlamış olacaktır. Bunların kalıcı olmadığı zaman ve şartlara bağlı olarak elden çıkacağı hep göz ardı edilerek hesapsız adımlar atılmaktadır. Oysaki buradaki referansımız inancımızın kıstasları olsa mesele büyük oranda halledilmiş olunacaktır. İslam’a göre bir kadın; malı, güzelliği, asaleti ve takvası için nikâh altına alınır diye buyurulmaktadır. Bunun akabinde de siz güzel ahlak ve takva olanı tercih edin diye de tavsiyede bunulmaktadır. Nikâh konusunda ölçü bu şekilde olduğunda o evlilik inşallah sorunsuz olarak sonsuza taşınmış olacaktır.

Bütün bunların yanında kız çocuklarını özellikle anneler yetiştirdiği için bu duruma özellikle dikkat edilmelidir. Özünü, mayasını ve de karakterini annesinden alacağı için özellikle anneler çok iyi tetkik edilmelidir. Çünkü kız annesinin izdüşümü ve yansımasıdır.

Sonuç olarak; günümüzde evliliklerden daha çok boşanmalar gündemdedir. Buradan da anlaşılacağı üzere seçim ve tercih konusunda hatalar yapıldığı çok açıktır. “Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al” atasözü bu durumu büyük bir deneyim ve tecrübeyle sabitlemiştir. Sağlam ve uzun ömürlü evlilikler için malayani işlerin peşinde koşmadan kız alırken referansınız annesi olursa yanılma şansınız ortadan kalkacaktır.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

SOSYOLOJİK OLARAK SİYASİ KLİŞELER

SOSYOLOJİK OLARAK SİYASİ KLİŞELER

            Klişe, Fransızcadan dilimize geçmiş olsa da günümüzde yaygın kullanımı ile artık yadsımadığımız bir kavramdır. Matbaada basım öncesi kalıplara dizilerek oluşturulan kalıbın sürekli aynı şeyi tekrarlayarak basmasıdır. Bunu sosyal hayata uyarladığımız ise basmakalıp söz olarak kendisine alan bulmaktadır.

            Bu basmakalıp sözcükler klişe olarak oldukça sık kullanılarak insanlarda bıkkınlığa sebep olmaktadır. Başı sıkışan, meseleyi çarpıtmak isteyen ve algı oluşturmaya çalışan özellikle siyasetçilerin sıklıkla kaçış rampası olarak başvurdukları yoldur. Toplum olarak bu tür klişelerden gına gelmiş olsa da sonuç değişmiyor. Siyasette söyleyecek yeni bir şeyi olmayanların tutundukları dal olmaya devam ediyor. Etkisi olmasa da siyasete bir seviye kazandırmasa da bu tutum, fosilleşmiş siyasiler tarafından biteviye kullanılmaktadır.

            Bunların başında, “Tek adam rejimi” gelmektedir. Bunu siyaseten söylemiş oldukları için dönüp de aynaya bakmadıkları çok açıktır. Ülkemizde hiçbir partide demokrasi olmadığı için tüm liderler aynı zamanda tek adam olmaktadır. Böyle olunca da bu klişeyi sadece birisine yüklemek büyük haksızlıktır. Buna bağlı olarak, “Her şey liderin iki dudağının arasında” klişesidir ki yine aynı gerekçeyle boş bir söylemdir.

            Diğer bir klişe, “Biz cumhuriyeti kuran, Atatürk’ün partisiyiz!” ifadesidir. Bu konuda özet olarak ve kestirmeden söylenecek en net ifade; Atatürk bu günleri görseydi sizi sopayla kovalardı demek özetin, özetidir.

            “Herkesi kucaklayacağız!” ifadesi yine bir temenniden öteye geçmeyen züğürt tesellisidir. İktidarı ele geçirinceye kadar geçerli olan fakat daha sonra kimsenin hatırlamadığı bir söylem olmaya mahkûmdur.

            “Dönemin ve zamanın şartları göz önüne alındığında!” yine burada ipe un sererek temize çıkma çabası vardır ki bu beyhude bir çabadır. Geçmişi kimsenin yaşama şansı olmadığı için mukayesesi söz konusu olmayan bir karşılaştırma ile suyu bulandırmadan öteye geçmeyen bir eylemdir.

            “Veremeyecek hiçbir hesabım yoktur!” lafı da yine sadece anlık durumu idare etmek için söylenmiş beylik bir ifadedir. Ülkemizde yargı ve adalet sisteminin bürokrasisi çerçevesinde hesap sormanın çok da kolay olmadığı herkesin malumudur, dolayısı ile temelsiz bir söylemdir.

            Sonuç olarak; son yüzyılda kişiler değişse de zamana ve şartlara bağlı olarak siyasi klişeler hep olmuştur ve bundan sonra da olacaktır. Siyaset aynı zamanda kitleleri yanıltma sanatı olduğuna göre bu tür atraksiyonlar kaçınılmazdır. Bizlerin de sade vatandaş olarak; her vaade kanmamak için yeterince şerbetlenmiş olmamız açıktır. Onlar atıp, tutacak; bizler de akıl, feraset ve vizyonumuzla eğriyi doğrudan ayırt etmiş olarak gereken tavrı almış olacağız.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

SÜRDÜRÜLEBİLİR EVLİLİKLERDE ANNE FAKTÖRÜ

SÜRDÜRÜLEBİLİR EVLİLİKLERDE ANNE FAKTÖRÜ

            Günümüzde bin bir gece masallarını aratmayan şatafatla düğünler yapılarak yuvalar kuruluyor. Olsun ya da olmasın desinler için hiçbir masraftan kaçınılmayarak daha yolun başında büyük bir yükün altına giriliyor. Peki, ne için? Tamamen desinler için, bu gösteriş merakı belimizin doğrulmasına imkân vermiyor.

            Bu kadar sıkıntıya rağmen evlilikler sürdürülebilir olsa, ona da razıyız. Fakat heyhat aylar sonra ayrıklar her iki aileyi de mağdur ediyor. Bizler de düğünde figüranlık yapmış olmanın pişmanlığı ile köşemize çekilirken yeni senaryoları sabırla bekliyoruz.

Evlilik olayı iki farklı kişilik ve kültürün bir potada eritilmesi gibi görülebilir. Bu birliktelik aşure gibi farklı tatların katkısı ile zenginlik olarak görülebilir. Bazen de helvaya tuz katmak gibidir, dışı sizi içi de bizi yakmaktadır.

Evliliklerde problemlerin birçok kök nedeni olmakla birlikte en önemli faktör annelerdir. Her iki taraf içinde gelin ve damat değil de evlat olarak görülür ise mesele büyük ölçüde halledilmiş olacaktır. Evliliklerde, korumacı anneler özellikle çok fazla müdahale ederek çizgi ötesine geçiyorlar. Bunu belki iyi niyetle yapıyorlarsa da sonuçları itibari ile itici olmakta ve gönül şişesi kırılmaktadır. Oğlunun başka birisi ile olan beraberliğini kabullenemeyen annelerin bu yola tevessül etmemeleri gerekir.

Burada en iyi yol, yeni evli çiftleri baş başa bırakmaktır. Onlar yardım istemediği sürece müdahale etmemek esastır. Onlar artık birer yetişkin olarak kendi sorunlarını çözebilir olduklarını kabul etmek gerekir. Yeni evli çiftlerinde yaşadıkları her olayı ailelerle paylaşmamaları yine geçim için şarttır. Bazı anneler çocuğunu koruyacağım diye ateşe elinde körükle giderek bir çuval inciri berbat etmekte beis görmüyorlar. Annelerin problemi, çocuğu kendisine yansıtsa bile öğüt ve nasihatle itidal tavsiyesinde bulunmaları sağduyu için kaçınılmazdır.

Yine çiftlerin anlaşmazlıklarda referanslarının kesinlikle İslam ahlakı olması gerekir. Bir sorun ortaya çıktığında sünnete uygun olan ne ise o olmalıdır. Senin ya da benim dediğim değil, “Bu konuda dinimiz neyi emrediyorsa o !” diyebildiğimizde bütün engeller ortadan kalkacaktır.

Sonuç olarak; günümüzde çok zor şartlarda yuvalar kuruluyor. Hele de çocuk olduktan sonra ayrılıkların olması sadece aileleri değil toplumu da olumsuz yönde etkileyen sosyolojik problemlere neden olmaktadır. Toplumun huzursuz olduğu bir ortamda bireylerin mutlu olması mümkün değildir. Bu gerçekler çerçevesinde gençler haykırıyor; sürdürülebilir evlilikler için anneler gölge etmesinler başka ihsan istemiyoruz! Sesimizi duyan var mı?

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

KABIN İÇİNDE NE VARSA, DIŞINA DA O SIZIYOR!

KABIN İÇİNDE NE VARSA, DIŞINA DA O SIZIYOR!

            İnsanı bir kap olarak düşünürsek, doğal olarak bunun içinde de bir şeylerin bulunması doğaldır. İçindekileri maddi ve manevi olarak ta ayırmak gerekir. Maddi kısmı bu yazının konusu olmadığı için manevi kısmına odaklanmaya çalışacağım.

            Her insanın İslam fıtratı üzere dünyaya gelmiş olduğu herkesin malumudur. Dolayısı ile Yüce Allah bu kabı en azından ruh vererek şekillendirmiştir. Bundan sonrası önce ailesi, daha sonra çevresi ve son olarak ta kişinin kendi cüzi iradesi ile şekillenmiş olacaktır. Çocuğun özü ve mayasının sağlam olması annesinden geçmektedir. Daha anne karnında başlayan bu kutsal ilişki sonsuza kadar devam edecektir.

Anne; inancı, dünya görüşü, kutsal değerleri, idealleri, beklentileri ve hayalleri çerçevesinde çocuğuna şekil verecektir. Bu temel eğitim ne kadar sağlam olursa bunun üzerinde inşa edilecek diğer süreçler de sorunsuz kat edilmiş olacaktır. Ailelerde direkt eğitimin dışında ebeveynlerin tavır, davranış ve alışkanlıkları birer hal eğitimi olarak çocuk tarafından benimsenip, onaylanacaktır. Bir rol ve model olarak çocuğun kişilik kazanması konusunda iyi veriler bu şekilde toplanmış olacaktır.

Belli bir yaşın sonrasında eğitim okulda devam edeceği için özellikle öğretmen bir çocuk için çok önemlidir. Sağlam bir aile kazanımın üstüne öğretmeni de olumlu katkılar yaptığında çocuk sarsılmaz bir şeklide ayakta duracaktır. Bundan sonraki aşamada çocuk etkileşim ve okumayla etrafını keşfederek başka dünyalara yelken açacaktır.

Okudukça, öğrendikçe daha çok merak ve ilgi ile ilim okyanusuna yelken açacaktır. Bu durum kabın dolma sürecini hızla tamamlayıp kendi serbest ve özgür iradesi ile karakteri oluşumunu da tamamlamış olacaktır. Bundan sonraki süreçte oturmuş bu kişilik ve karakterin başka yerlere evrilerek yoldan çıkması olası değildir.

Olgun bir insan olarak inancı, kutsalları ve evrensel değerler konusunda son derece duyarlı bir insan olarak etrafına da ışık saçmaya başlamış olacaktır. Böyle bir insan hem kendisi için hem de toplum için önemli bir kazanç ve katma değer olacaktır. Dolayısı ne iş yaparsa yapsa önce Allah’ın rızasını gözetecek bunun yanında değerlerine bağlı olarak topluma faydalı bir birey olacaktır.

Sonuç olarak; kişilik olarak kabın içinde ne varsa dışına da o sızmış olacaktır. Fakat kabın nerede ve nasıl dolduğu konusu da önemlidir. Geleceğimizin güvencesi ve teminatı olan geçlerimizin heba olmaması için kaplarını en güzel şekilde doldurmalarına yardımcı olmak elzemdir.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

FARKINDA MISINIZ TARTIŞMALAR HEP ONDAN ÇIKIYOR!

FARKINDA MISINIZ TARTIŞMALAR HEP ONDAN ÇIKIYOR!

            Yaratılış ve fıtrat olarak her bir insan ayrı bir dünyadır. Çoğu zaman çözmeniz zaman almaktadır. Dolayısı bu farklı insanların bir araya gelip bir yuva kurduklarında bile sorunsuz bir evlilik her zaman mümkün değildir.

            Yıllar geçse de eşinizi tanıyamadığınız yeni durumlar ortaya çıkacaktır. Çoğu zaman, “Kol kırılır yen içinde kalır” çerçevesinde değerlendirirsiniz fakat her zaman olayı tatlıya bağlamanız olası değildir. Taraflardan birisi geri adım atmayınca da ayrılıklar kaçınılmaz olmaktadır. İkili ilişkilerde yapılan yanlışların en başında eşinizi başkaları ile kıyaslamak gelmektedir. Bu durum her iki tarafı da son derece kızdıran bir husustur. Karşılaştırma yaparken sadece örnek verdiğiniz kişilerin iyi yönlerini ortaya koymak büyük haksızlıktır. Oysaki o insanın öyle huyları vardır ki asla kabul etmeniz mümkün değildir. Fakat siz olaya yüzeysel baktığınız, bunun yanında da objektif bakamadığınız için değerlendirmeniz de yanlış olmaktadır.

            Önce şunu düşünmek gerekir; her insanın nasip ve kader çerçevesinde varlıkları farklıdır. Herkes tabi ki en iyi şartlarda yaşamak ister fakat bu imkânlarla ilgilidir. “Ayağınızı yorganınıza göre uzatmadığınız” zaman ortaya çıkan sonuçtan hep birlikte etkileneceğiniz de aşikârdır. Buna rağmen sürekli başkalarını örnek göstererek mukayese etmek ilişkileri germekten başka bir işe yaramayacaktır. Bu gerginlik ve gerilimler zamanla karakteriniz olacağı için bir ömür boyu yakanızı bırakmayacaktır. Sürekli bir huzursuzluk ve mutsuzluk kaynağı olarak hayatınızı zehir edecektir.

            Hiç kimse sahip oldukları ile yetinip mutlu olmadığı için de bu kısır döngüyü kırmak mümkün olmuyor. Herkes gözünü dikmiş yukarıya bakıyor, böyle olunca da beklentiler karşılanmadığı için bedbaht bir hayatla ömür tüketiliyor. Mutlu olmak için aşağıya bakmak her daim geçer akçe olmaktadır. Sizin sahip olup ta kıymetini bilmediğiniz nice nimetlere başkaları muhtaçtır. Meseleye, “At gözlüklerini” bir kenara bırakıp daha geniş açıdan bakmak çözüme en yakın nokta olmaktadır. Tabir caizse, makas değiştirerek farklı bir yola evrilmek gerekmektedir.

            En büyük zenginliğin kanaat olduğu gerçeği ile sabır, şükür ve dua bu gibi durumların panzehri hükmündedir. Tahriklere kapılmadan, dolduruşa gelmeden, duygusallığı bir kenara bırakmak sağduyu için kaçınılmazdır.

            Sonuç olarak; eşinizi eleştirirken kesinlikle başkaları ile mukayese etmeyin, unutmayın ki tartışmaların kök nedeni bu mukayeselerdir. Kimseyi eleştirerek düzeltme şansınız olmayacağına göre üslup ve tatlı dille hayatı daha yaşanır kılmak yine sizin elinizdedir. “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz” dolayısı ile elimizdekinin kıymetini bilmek ortak akıl olarak en doğru yoldur.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

SİYASETİN KAÇIŞ RAMPASI

SİYASETİN KAÇIŞ RAMPASI

            Karayollarında özellikle yokuş aşağı inen ağır tonajlı araçların frenlerinin boşalması durumunda kazaları önlemek için yoldan çıkarak durdukları rampalardır. Bu kaçış rampaları ile birçok kazanın önlendiği istatistiklere yansımıştır.

            Bu durumu siyasete teşmil edecek olursak birçok durumda yoldan çıkan siyasetçilerin kendilerini kaçış rampasına vurduğuna şahit olmaktayız. Bunu yaparken bazen bir kavrama, bazen de bir kelimeye sarıldıklarını görürüz. Mesela bunlardan birisi zamanlama meselesidir. Siyasi sonuçları olan bir aksiyon karşısında başvurulan ilk kavram “Bu eylem zamanlama açısından manidardır” olmaktadır. Bu durumu eleştiren siyasetçinin aslında söyleyecek bir sözü bulunmamakla birlikte, “İpe un sererek”  olayı kendi mecrasından koparıp algı oluşturmaktan başka bir şey değildir. Bir siyasiye çok basit bir soru sorun hiçbir zaman açık ve net bir cevap alamazsınız. Meselenin özüne değinmeden birçok şey söyleyecektir fakat günün sonunda hiçbir şey söylemediğini görmeniz sürpriz değildir. Kelime oyunları ile asıl konuyu es geçerek adeta orta sahada top gezdirerek zaman kazanacaktır. Bazı durumlarda konuyla hiç alakası olmadığı halde bir anda Cumhuriyetin değerlerinden girip, Atatürk’ten çıkarak büyük bir algı operasyonuna şahit olacaksınızdır. Bütün bunlar siyasette kaliteyi düşüren, siyasetin itibar ve prestij kaybına neden basit ve ucuz hareketlerdir.

            Bütün siyasi partiler, “en iyi savunma hücumdur” anlayışı ile parti sözcüsü veya grup başkan vekillerini hep agresif vekillerden seçmekte mahsur görmezler. Ne kadar saldırgan, cebbar, kavgacı ve bağırıp-çağırırsan o kadar iyi olacağını düşünürler. Fakat vatandaşın gözünde bu makbul değildir. Bu temsilcilerin; naif, sakin, uzlaşmacı, mülayim, ağırbaşlı olması hem siyasete bir seviye getirmiş olacaktır hem de kutuplaşmanın önüne geçerek tansiyonu düşürecektir.

            Mesela bir partide bir vekilin suç işlemesi ve ceza alması durumunda vekilliği düşürüldüğünde kıyamet kopmaktadır. Bu mevcut yasa ve kanunlar çerçevesinde olmasına rağmen, milli iradenin gaspından tutun, millete yapılan darbeye kadar uzanan bir yelpazede değerlendirilmektedir. Oysaki olması gereken, ceza alan siyasetçinin durumu kabullenmesi ile hem kendini hem de partisini rahatlatması olmalıdır. Böyle olmayınca; parti liderinden tutun, tüm sözcülere kadar herkes kendini paralayarak haksızlık yapıldığını haykırmakta beis görmüyorlar. Yapılması gereken, “Bu bizim arkadaşımız da olsa bir yanlış yapmıştır, cezası ne ise çekmelidir” olmalıdır. Böyle olmayınca cansiperane suçluyu korumaya çalışmakta aslında bir eziyet ve zulümdür.

                        Sonuç olarak; siyasete bir seviye ve üslup gelecek ise herkes haksız olarak kaçış rampasını kullanmadan, kendini çek etmelidir. Yoksa yıllarca bu şekilde kayıkçı kavgası ile enerjimizi boşa harcarız ki neticede kaybeden Türkiye olur.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku