Hakkında
1965 Sarıkamış doğumlu olup, Atatürk Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Motor Bölümünden 1987 yılında mezun oldu. 1988-2017 yılları arsında CMS Jant ve Makina Sanayi A.Ş.'de Kalite ve Teknik Eğitim Merkezinde 30 Yıl çalışarak emekli oldu. İzmir Balçova'da yaşamakta olup, biri kız diğeri erkek olmak üzere ikiz evlat sahibidir. Yazıyla sürekli haşır-neşir olarak anılardan oluşan ve Dağın Arkasını Gören Adam adlı kitabı mevcuttur. Haftalık köşe yazıları ile yazım hayatına devam etmekte olup ayrıca Türkiye Yazarlar Birliği İzmir şubesine de üyedir.
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Şehir İzmir
  • Doğum tarihi 01 October
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

SOSYAL MEDYA OKUR - YAZARLIĞI

SOSYAL MEDYA OKUR - YAZARLIĞI

 

 

Okur-yazarlık, bildiğimiz anlamının dışında bir unsuru, bir mecrayı olumlu ve verimli kullanmak anlamına gelmektedir. Adeta bir şeyin kullanma kılavuzu olarak da basite indirgemek yanlış olmayacaktır.

Bizler millet olarak teknoloji üretme noktasına ne kadar uzaksak bunun yanında teknolojiyi kullanma konusunda dünyada birincisi olduğumuz tartışılmaz. Fakat her şeyde olduğu gibi sosyal medyayı kullanma konusunda da büyük zaaflarımızın olduğu herkesin malumudur. Burada en temel yanlışlar üzerinde durmak istiyorum.

Mesela profil ile başlarsak manzarayı umumiye şöyledir; Öncelikle profil resmi değil doğrusu profil fotoğrafı olacaktır. Bir hesap açıyorsunuz bu kişisel bir uygulama olduğu için sadece ve sadece kendi adınıza olması gerekir. Eşinizle, çocuğunuzla, mesleğinizle, meşrebinizle ve aidiyetiniz ile bağlantılı bir isim kullanamazsınız. Yine aynı şekilde bunu nüfus cüzdanı gibi düşünün sadece kendi fotoğrafınızın olması elzemdir. Aile, manzara, takım, meslek logosu ve fotoğrafı kullanmanız pek uygun olmayacaktır. Bir de fotoğrafın güncel olması da elzemdir, 30 sene önce çekildiğin fotoğrafı koymak geçmişe ait özlemin ötesine geçmemekte olup lüzumsuzdur.

Gazete ve habercilikte 5N 1K prensibi gereği bir şey paylaşıldığı zaman burada bütün soruların cevabının olması gerekmektedir.

Çoğu zaman bir fotoğraf paylaşılıyor, başkada bir bilgi yok, dolayısı ile senin bildiğini başkalarının bilmesine imkân yok, en az ifade ile bunu açıklamak gerekir. Ya da konum atılıyor falanca yerde öyle  ya da şöyle hissediyor. Tam bir muamma çöz çözebilirsen, oysaki bir cümle ile kendisini ifade etse kimsenin soru sormasına gerek kalmayacak.

Attığı her adımı paylaşmak bilgi kirliliği ve de insanların zamanını çalmaktan başka bir işe yaramıyor, dolayısı ile yararlı birçok bilgi bu verimsizlik yüzünden arada kaynayıp gidiyor. Paylaşımlara yorum yazılırken yine kişilere ismi ile hitap etmek de en temel nezaket kuralı olarak atlanmamalıdır. Bu yapılmadığı zaman büyüklerinin ismini vermek istemeyen kötü gelin pozisyonuna düşmek kaçınılmaz olacaktır.

Poşette olduğu gibi her paylaşımdan sembolik bir ücret alınsa sosyal medya yarı yarıya bu tür gereksiz paylaşımlardan temizlenmiş olacaktır.

Sosyal medya; bireysel, toplumsal ve ticari olarak kullanıldığı için paylaşımlarda sınırsız özgürlük olmadığı gerçeğinden hareketle kişilik haklarına saygılı olmak bunun yanında  rencide edici tutumlardan kaçınmak gerekir.

Bunun dışında dolaşımda olan her bilginin doğru olmayacağı dikkate alınarak bizi sıkıntıya sokacak paylaşımlardan uzak durmak gerekir.

Sonuç olarak; sosyal medya eksisi ve artısı ile hayatımızın merkezine oturduğuna göre bunu etkin, verimli ve de faydalı kullanmak herkesin hayrına olacaktır. Sosyal medyayı; iletişim, bilgi paylaşımı ve kişisel gelişim olarak kullanmak okur-yazarlığımızın göstergesi olacaktır.

 

Saygılarımla,

 

Erol Aydın

Devamını Oku

TARAFLI TARAFSIZLAR

TARAFLI TARAFSIZLAR

Bazı insanlar söze, tarafsız ve objektif olduklarını söyleyerek başlarlar. Oysaki tarafsız olmak demek kendini inkâr anlamına gelir ki bu çok rasyonel değildir. Fıtratımızdan, inanıcımızdan ve değerlerimizden gelen özelliklerimizden ötürü taraf olmak durumundayız.

Aynı et ve kemikten yaratılmış olan insanların farklı karakterde olmaları onların aynı zamanda bir yerlere de tabi olmasını zorunlu kılmıştır. Bu aidiyet ise bizler gibi herkesi bir taraf yapmaya zorlamaktadır.

Günümüzde ayrıştırmak ve suçlamak amaçlı olarak yapılan taraf ithamı çok adil değildir. Size göre karşı taraf yandaş ise onlara göre de siz de yandaşsınız demektir. Bu durumda bunu suç unsuru gibi görüp suizanda bulunmak sağlıklı bir tutum değildir.

Herkesin bir taraf olmasında aslında sıkıntı yoktur. Kimse arafta kalamayacağına göre bir tarafa geçmek zorundadır. Asıl sıkıntı taraf olmakla birlikte adil olmaktadır. Olaylar karşısında adaletle hüküm verebiliyorsanız taraflı olmanız kimsenin gözüne batmayacaktır.

Mesela, hâkimler ve hakemlerin tarafsız olmaları değil adil olmaları herkes tarafından beklenen bir tutumdur. Bunlar yaptıkları görev gereği adaleti savunmak ve yerine getirmekle mükellef insanlardır. Yoksa bunlarda beşer oldukları için bir tarafları mutlaka vardır ve de olmalıdır. Önemli olan vicdanları ile hareket edip duygularını işlerine karıştırmamalarıdır.

Söylerken objektif olmak çok kolaydır. Bir çırpıda söylersiniz fakat uygulamada bunu gerçekleştirmek çok kolay değildir. Bazı insanlar tarafsız olacağım diye “ne şiş yansın, ne kebap” moduna girebilir. Bu durum her iki tarafta da güvensizliğe neden olacağı için çözüm olmayacaktır. Objektif olmak için; nefsinize ve duygularınıza gem vurup, mahalle baskısını, dışlanmayı, horlanmayı, aforoz edilmeyi de göze almanız gerekmektedir.  

İnsanlar sizin ne kadar adil olduğunuzdan ziyade kendisi gibi düşünüp onun hoşuna gidecek davranışları sergilediğinizde sizi alkışlayacak aksi takdirde tepki gösterecektir. Bu iş siyasette de böyledir “muhalefet tasvip etmez” yaklaşımı yaygın bir kanı olmakla birlikte doğru bir yaklaşım değildir. Parti liderleri konuşurken, topluma mesaj verirken “tabi ki muhalefet olarak eleştireceğiz fakat doğru yapılan şeyler varsa da destek olur, alkışlarız” derler. Fakat bu güne kadar iktidarı destekledikleri görülmemiştir. Ya hiç doğru bir şey yapılmamıştır ya da bu mesajlar siyaseten söylenmiş boş lafladır.

Sonuç olarak; “bekâra karı boşamak kolaydır” sözü çerçevesinde atıp-tutmak kolaydır. Önemli olan iş kıvamına geldiğinde ortaya konan tutumdur. Kimsenin kendisini tarafsız olacağım diye kasmasına gerek yoktur.

Taraf olmakta bir erdemdir, önemli olan adil olabilmek, elif gibi dik durabilmektir.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

MİLYON VE MİLYARIN VAZGEÇİLMEZ SALTANATI

MİLYON VE MİLYARIN VAZGEÇİLMEZ SALTANATI

Bizim milletin inanılmaz bir istikrarla vazgeçemediği tutkuları rekora doğru koşmaya devam ediyor. Olumsuzlukları bu oranda sahiplenip yeniye ve yeniliğe bu kadar direnç gösteren bir millet tanımak mümkün değildir.

Bu istikrar ve direnci olumlu ve güzel işlerde kullanmış olsaydık sınıf atlamamız daha kolay olurdu. Bu durum sosyolojik bir vaka olarak incelenmesi gereken bize özgü bir özellik olsa gerek. Efendim malumunuz olduğu üzere 2005 yılında çıkarılan bir kanunla paradan 6 sıfır atılmış bulunmaktadır. Aradan geçen 14 seneye rağmen halen daha eski alışkanlıkların sürdürülmesi inanılır gibi değildir. Günlük hayattan çıkmış olması gereken milyon ve milyar kavramlarının hali hazırda her kesim ve her ortamda aktif olarak kullanılıyor olmasını basit şekilde açıklamak zordur. Bu konuda akademik ve bilimsel bir çalışma ile halkın algısını çözmeye çalışmak ancak mümkün olabilecektir.

Sokaktaki vatandaşı bir tarafa bıraksak bile birçok siyasi konuşmalarında halen daha eski para yeni para ifadelerini kullanıyor ise denizin bittiği yerdeyiz demektir. Bankacılık sistemi bile vatandaşın bu istikrarlı takıntısı yüzünden pes etmiş durumdadır. Normal kavramlarla konuşulduğu zaman müşteri ile kontak kurmaları mümkün olmadığı için halkın dilini kullanmak zorunda kaldıklarını itiraf etmektedirler.

Sosyolojik bir analiz yapacak olursak; ortaya çıkan durum, zorlama ile hiçbir şeyin olacağını varsaymanın ham hayal olacağıdır. Vatandaşın benimsemediği, kabul etmediği bir durumu yasayla, kanunla ve yönetmelikle halletmeniz olası değildir. Dayatmayla sonuç almanın mümkün olmadığına göre insanların gönlüne girip sevgiyle ve muhabbetle ancak reform yapmanız gerekmektedir. Zor kullanarak bazı duyguları bastırabilirsiniz ama yok edemezsiniz aradan yıllarda geçse gerçeklerin serbest ortamı bulduğunda ortaya çıkacak olmalarından şüpheniz olmasın. Siyasetle uğraşan bazı insanların bu durumu çözemedikleri için yok olup gittikleri tarih sayfalarında mevcuttur. Her zaman halkın ferasetine inanmak ve güvenmek meselelerin suhuletle halli yolunda geçer akçe olacaktır.

Sonuç olarak; halkımızın milyon ve milyarları ısrarla kullanma konusundaki istikrarlı direnci karşısında herkes çaresiz durumdadır. Başka türlü iki farklı dil ortaya çıkmaktadır ki iletişim kurmak mümkün olmuyor. Sürekli düzeltmekle başa çıkılacak gibi olmadığı için zaman içerisinde düzelecek gibi de görünmediğinden bu direnç karşısında şapka çıkarmak gerekiyor.

Keşke bu dayanışma ve toplumsal uzlaşmayı her olayda ortaya koyabilsek demekten gayrı yapacak bir şeyin olmadığı da ortadadır.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

GÜNEŞ GÖZLÜKLERİNİN ARDINA SAKLANMAK

GÜNEŞ GÖZLÜKLERİNİN ARDINA SAKLANMAK

Eskiden güneş gözlüklerinin kullanımı bu kadar yaygın değildi. Görme engelli vatandaşların kendilerini kamufle etmek için kullandıkları bir aksesuardı. Bu tür insanların göz bütünlükleri mevcut olmadıkları için karşı tarafı rahatsız etmemek adına yapılan bir eylemdi.

Günümüzde ise mutlak anlamda ihtiyacın dışında kullanımı daha yaygındır. Daha çok tarz, imaj, görüntü, karizma, estetik ve gizem için tercih edilmektedir. Tabi burada kimin ne için kullandığı kimseyi ilgilendirmese de adabı muaşeret çerçevesinde toplumu ilgilendiren kısmı eleştiri konusu olmaktadır.

Meseleyi somutlaştırmak gerekir ise bazı örneklerle konuya açıklık getirmek uygun olacaktır. Bu durum sokakta karşılaşan insanların iletişim ve diyalogları esnasında ortaya çıkmaktadır. Taraflardan birisinde güneş gözlüğü var ise bunları çıkarmadan görüşme başlıyor. İletişimde beden dili ve özellikle göz teması önemli olduğu için kontak kurmak mümkün olmuyor. Siz konuşurken doğal olarak adamın gözlerine bakıyorsunuz ama ulaşmak ne mümkün, karşı tarafın zifiri karanlığında boğuluyorsunuz. En asgari görgü kuralları çerçevesinde bu tür karşılaşmalarda temas için güneş gözlüklerini çıkartmak gerekir. Eğer taraflardan birisi bunu yapmıyorsa, size gereken değeri vermiyor anlamı çıkar ki lafı fazla uzatmadan görüşmeyi noktalamak gerekir. Aranızdaki samimiyete bağlı olarak şakayla karışık “gözlüklerini çıkar da o güzel gözlerini görelim” demekte çare olabilir. Bu iki dakikalık ayaküstü görüşmede uyardığınız halde bu eylemi gerçekleştirmiyor ise o kişiyi kayıttan düşmenizde fayda vardır.

Diğer bir husus, cenazelerde mutlak gereklilik gibi yine siyah gözlüklerin arkasına sığınılmaktadır. Buradaki uygulama ise tamamen taklitçilik sonrası ortaya çıkan bize ve değerlerimize ait olmayan bir uygulamadır. Sanırsınız ki ağlamaktan gözleri şişmişte onu kapatıyor, oysaki durum tamamen karizma ile ilgilidir. Ölümden bile ibret alıp ders çıkarmayanlar boş ve malayani işlerle uğraşıp sanki hiç ölmeyeceklermiş gibi davranmalarına sadece acı bir tebessüm etmekten gayrı yapacak bir yoktur.

Başka bir kullanım alanı ise güneş gözlükleri ile fotoğraf çektirmektir. İnsanlar bu şekilde daha havalı göründükleri saikı bunu yapmaktadırlar. Oysaki siz neyseniz o’sunuz aksesuarla olduğundan farklı görünme çabası sırıtacaktır. Gözlerin görünmediği bir karede siz siz olmaktan öte başka şeysinizdir.

Sonuç olarak; güneşti, kardı, rahatsızlıktı veya imajdı tüm bunlar için güneş gözlüğü kullanılmasına kimsenin karışmaya hakkı yoktur. Fakat itiraz noktası insanlarla iletişime geçerken karşı tarafa olan saygınızdan dolayı bu durumu kontrol edebilmeniz meselesidir.

“Gözler kalbin aynası” olduğuna göre kendinizi güneş gözlüklerinin arkasına saklayarak hiç olmaz ise onlara yalan söyletmeyin.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

TÜRKİYE’DE ALEVİ OLMAK

TÜRKİYE’DE ALEVİ OLMAK

Çocukluğumda bulunduğumuz beldelerde Aleviler kısık sesle ve parmakla gösterilirdi. Bizlerde çocuk aklımızla Alevi olmanın çok kötü bir şey olduğunu düşünürdük. Onların farklı birer mahlûkat olduğu hissine kapılır, ancak aradaki farkı da açıkçası göremezdik. Dışarıdan baktığımızda bir sorun göremezdik ama yine de kafamız oldukça karışıktı. Fakat aradan geçen süre zarfında aklımız erdiğinde ve Alevi arkadaşlarımız olduğunda kafamızdaki önyargıların yok olduğunu hatırlıyorum.

Eskiden toplumsal baskı nedeniyle Alevilerin kendini ifşa etmeleri çok kolay değildi. Toplumsal değişim ve dönüşüm sonrasında devletinde bazı açılım ve çalıştaylarla meseleye eğilmesi konunun sorun olmaktan çıkmasına neden olmuştur. En azından Alevi yurttaşların kendilerini özgürce ifade ederek, kültürlerini serbestçe yaşamaları önündeki engeller ortadan kalkmıştır.

Aradaki en temel farkın, inanç konusunda farklı ritüellerinin olmasını daha sonra zenginlik olarak kabul etmiş olduk. Biz sade vatandaşlar olarak bunu bu şekilde kabullenmiş olsak ta başkaları bu durumu ayrışma olarak görüp kaşımaya devam ettiler.

Bu ayrışmanın ortaya çıkmasında Aleviler de çok masum sayılmazlardı. Bunun en önemli sebebi ise birlik olamamış olmalarıdır. Ali ’siz Alevilikten, Marksizm’e, ateistlikten ehlibeyte kadar uzanan yelpazede dağınık olmaları savrulmalarına neden olmuştur. Günümüzde cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmemiş olmalarını en büyük sorun olarak görmektedirler. Bunun dışında aynı topraklar üzerinde birlikte yaşamış olmamıza rağmen algı olarak azınlık gibi görünmek zor bir durum olsa gerek. Devlette, askerde, yargıda, bürokraside mezhepçi bir ayrışmaya tabi tutularak bu özelliklerinin liyakatin önüne geçmesi aşmamız gereken problemler olarak karşımızda durmaktadır.

Her seçim döneminde siyasi partiler Alevileri istismar ederek yanlarına çekmek istemişlerdir. Seçim bittiğinde ise verilen sözler unutularak bir sonraki seçime kadar pusuya yatılarak tekrar aynı kısır döngü devam edegelmiştir. Alevilerin istek ve talepleri devlet ve sistem yapısının komple değişmesini öngördüğü için kolayca halledilecek şeyler değildir. Diyanetin kaldırılması, din eğitiminin sonlandırılması ve benzeri talepler dengeleri bozacağı için söz vermekle olacak işler değildir.

Sonuç olarak; Alevilerin bugüne kadar horlandıkları, dışlandıkları ve ötekileştirdikleri herkesin malumudur. Toplumsal mutabakatla yapılacak sivil bir anayasa ile eşit yurttaşlık çerçevesinde taleplerin büyük kısmı halledilir ise herkes rahatlamış olacaktır. Türkiye mozaiğinde başka topluluklarda düşünüldüğünde herkese özel bir uygulama olamayacağına göre evrensel hukuk ve insan hakları temelinde meseleye eğilmek ortak paydada buluşmak herkese iyi gelecektir.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

ADAKLIK HOROZ BULUNUR!

ADAKLIK HOROZ BULUNUR!

Başlıktaki ifadeye birçok yerde rastlamışsınızdır. İlk başlarda yadırgasanız da o kadar çok yerde karşınıza çıkıyor ki zamanla kanıksıyorsunuz. Oysaki 6 yaşındaki çocuğa bile sorsanız horozdan kurban olmayacağını bilir.

Kesilen kurban; vacip, sünnet, müstehap veya nafile olsun fark etmez hüküm aynıdır. Yani kurban kesilecek hayvanlar; deve, manda, sığır, koyun ve keçi ’den ibarettir. Bunların dışındaki hayvanlardan kurban olmaz.  

Adak kurbanı, şartlı bir ibadet şekli olup makul bir isteğin gerçekleşmesi sonrasında Allah’a verilen sözün yerine getirilmesidir. Bu sözleşme kesin hükmünde olup en kısa süre içerisinde gerçekleştirilmelidir. Adak için ortaya konulacak husus İslam’ın yasak ve haram kıldığı şeylerden olmamalıdır. Kesilen adak tamamen dağıtılmalıdır, kesenin bundan istifade etmesi de caiz değildir.

Adak için horoz satan kişiye bunun olmayacağını anlatmak için kendinizi yormayın, sonuç değişmeyecektir. Ayaküstü size fetva vermesine ise hiç şaşırmayın. Onun derdi kazanacağı paradadır bu yüzdende her yol mubahtır. Cahillerle tartışmayın, diğerleri aranızda ki farkı anlamayabilir. Bazen susmakta en güzel cevap olacaktır.

Satıcıyı bir kenara bıraktığımızda alıcı için durum daha vahimdir. Bilmiyorsa öğrenmediği için mesuldür. Bile bile böyle bir şeye tevessül ediyorsa iki kere ziyandadır. Birincisi dinde olmayan böyle bir bidat için yol verdiği için, ikincisi de bu duruma meşruiyet kazandırdığı için sorumludur. Birçok insan olaya kendi kafa yapısı ve mantığı ile yorum getirerek “bana göre” diye başlayan cümle kurmaya başladığında hemen o ortamı terk etmek gerekir. İslam’da bazı hükümler mutlaktır ve buna herkes kendi kafasına göre yorum getiremez. Yorum getirirse de ortada din kalmaz, bu tuzağa düşmemek gerekir.

Bazı insanların, “amaç kan akıtmak değil mi” diye savunmaya girmeleri onları kurtarmayacaktır. Kesilen kurbanın kanlarını arabaya, plakaya sürmek gibi acayip uygulamaların varlığı tamamen taklitçilikten ibarettir. Yapılan bazı yanlışlar toplumda model oluşturmakta “demek ki böyle olması gerekiyor” gibi bir algının oluşmasına yol açmaktadır. Bu durum ise yozlaşmanın başlangıcı olarak değerlerin kaybedildiği, fitilin ateşlendiği an olmaktadır. İlginç olan ise iyi ve güzel yönde yapılan davranışların model oluşturmaması bu da ayrıca incelenmesi gereken sosyolojik bir travmadır.

Sonuç olarak; özellikle dini referansla yapılan bazı eylemler yeterince bilinmiyor ise sorgulanarak ideali yapılmalıdır. Yoksa bugün adak için horoz kesenler yarın bedelini ödeyerek başkasına oruç da tutturabilirler. Din konusunda taviz verildiğinde çorap söküğü gibi arkası gelecektir. Allah muhafaza.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

ULAŞIMDA METRONUN DAYANILMAZ CAZİBESİ

ULAŞIMDA METRONUN DAYANILMAZ CAZİBESİ

Bütün dünyada bunun yanında doğal olarak ülkemizde de özellikle büyük şehirlerin en büyük sıkıntısı trafiktir. Yeni yollar açma imkânınız olmadığına göre artan nüfus ve araç sayısına bağlı olarak her geçen gün problem katlanarak artmaktadır.

Birçok belediye alternatif çözümler arasa de yine de kalıcı çözümler üretmek olası değildir. Bu çözümlerin bazıları masraf gerektirmeyen usul ve metotla ilgilidir. Mesela tercihli veya bölünmüş yollar, bazı araçların şehir merkezine girişinin yasaklanması, bazı saatlerde ana güzergâhların paralı olması gibi. Bütün bunlar palyatif çözümler olup günü kurtarmaya matuf şeylerdir.

Yasak ve kısıtlamalarla trafik sorununu çözmenin mümkün olmadığı herkesin malumudur. O zaman daha kalıcı ve köklü çözümler bulmak gerekmektedir. Aslında meseleyi kökten halledecek bir çözüm vardır fakat o kadar çok zorlukları vardır ki kimse buna tevessül etmemektedir. Dünyanın yıllar öncesinden tespit edip uyguladığı çözümü bizler 50 sene geriden takip etmekteyiz.

Büyük metropollerde trafik sorununu kalıcı olarak çözüp toplu taşımayı cazip hale getiren sistem metrodur. Birçok ülkenin önemli kentlerinde yer altında bir dünya inşa edilmiş olup örümcek ağı gibi her tarafı sarmıştır. Böylece ulaşımda trafikten kaynaklı zaman ve iş kayıpları sıfırlanmıştır. Çevre ve hava kirliliği en aza indirilmiştir. Trafikte dolaşan toplu taşıma araçları ortadan kaldırılarak tasarruf sağlanmıştır. Bütün bu ve benzeri faydalarına rağmen bizler metroyu çok geç fark ettik. Büyük şehirlerde bu konuda yapılan yatırımlar sevindirici olsa da daha fazlasına ihtiyaç vardır.

Günümüzün en modern, çağdaş ve konforlu toplu taşıma aracı olması beraberinde külfette getirmektedir. Bu yüzden yeni seçilen bir belediye başkanı böyle bir projeye giriştiğinde görev süresinin yetmeyeceği endişesi ile mesafeli yaklaşmaktadır. Bunun yanında pahalı bir yatırım olması dolayısı ile belediye bütçesini aştığı için endişeler oluşturmaktadır. En ileri teknolojiyi kullansanız bile günde en fazla 20 metre tünel kazıyor olmanız bu işin zorlukları olarak sayılabilir. “İğneyle kuyu kazmak” eylemine uyan bir çalışma üstelik köstebek gibi yer altında çalıştığınız için vatandaşın takdir etmesi de mümkün olmuyor. Üstelik çalışmalar tamamlanıncaya kadar geçen sürede insanlar olumsuz etkilendiği için oluşan şikâyetleri de sineye çekmek gerekiyor.

Sonuç olarak; bir kentin geleceğini inşa etmek isteyen başkanların kendilerini feda etmeleri gerekmektedir. Sırf bu yüzden belki seçimi kaybedebilirsiniz ama o kentin kaderini değiştirdiğiniz için kimse takdir etmese de tarih sizden övgüyle bahsedecektir.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

KADER KONUSUNUN SOSYOLOJİK TAHLİLİ

KADER KONUSUNUN SOSYOLOJİK TAHLİLİ

Kader konusuna girmek kolay, çıkması ise o kadar kolay değildir. İnsanların en fazla kafasının karıştığı kavramların başında gelmektedir. Kader ve kazanın Allah’tan geldiğini imanın şartı olarak kabul etmekle birlikte uygulamada sıkıntılar mevcuttur.

Özet olarak, külli irade sahibi Allah ezelden ebede olacakları bildiği için kader dediğimiz mukadderatımızı belirlemiştir. Bunun yanında bizlere verdiği cüzi irade ile de küçük dokunuşlarla bizlere de sorumluluk yüklemiştir. Bazı âlimler kaderi, mutlak ve muallak olmak üzere ikiye ayırmışlardır. Mutlak kader, kesindir ve şartlara bağlı olmadan gerçekleşir. Muallak kader ise şartlara ve sebeplere bağlı olarak gerçekleşir.

Kader konusunun ilmi derinliğinde kaybolmadan bu konuyu ilahiyatçılara bırakırken sosyolojik açıdan bu kavramı tahlil etmeye devam edelim.

Toplum olarak, farkında olmadan kadere karşı bazı ifadeler sıklıkla kullanılmakta olup bundan sakınmak gerektiği de aşikârdır. “Kader utansın” , “Kader mahkûmu” ve “Kahpe kader” gibi ifadeler isyana girdiği için küfre kadar uzanan bir sürecin başlangıcı olabilmektedir.

Yaşadığımız iyi yâda kötü olayları tevekkül ile karşılamak, takva ile değerlendirmek ve cüzi irademizle tedbirler almak bize düşen görevlerdendir. Alın yazısı olarak yazılmış olan “kaderimi değiştirme şansım olmadığı için çaba harcamam boşuna” diye düşünmek yanlıştır. Mesela “sadaka vermek belaları defeder” veya “sılayı rahim ömrü bereketlendirir” ifadeleri direkt olarak kader üzerinde etkili olduğu için bu konuda bir esneklik olduğu da bir gerçektir. Yani olaylar karşısında cüzi irademizle her türlü tedbiri olacağız buna rağmen sonucu değiştiremiyorsak bu kaderimizdir. Yaşadığımız olaylarda neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilemediğimiz için de bu durumu suhuletle karşılamakta yine İslami bir tavır olacaktır.

Sosyal hayatı düzenleyen kurallar ve yaşadığımız çağa özgü dış etkenler inançlarımız üzerinde etkili olmaktadır. Dijital çağın gereği olan küreselleşme sonrasında dünyada sınırlar ortadan kalktığı için etkileşim kaçınılmazdır. Bu etkileşim genellikle yerel değerlerin deforme olması sonucunu ortaya çıkardığı için olumsuzluk barındırmaktadır.

Daha somut olarak ifade etmek gerekir ise; yapılan diziler, filmler, müzikler ve benzeri uygulamalar insanların kafasını kader konusunda karıştırmaktadır.

Sonuç olarak; kader konusu hafife alınacak ve es geçilecek bir mevzu değildir. Bu konularda, konuşurken fikir beyan ederken özellikle yeni yetişen nesle örnek teşkil edecek tutum sergilemek gerekmektedir. Yoksa bir şarkı sözünde olduğu gibi “Talihin elinde oyuncak oldum, kader böyle imiş buymuş alın yazım” diye isyan edip yok olup gidersiniz.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku

DÜNYANIN LİDER SORUNU

DÜNYANIN LİDER SORUNU

Ülkemizde siyasi literatürümüzün mottosu olarak kullanılan; "bu ülkenin bir iktidar değil, muhalefet sorunu vardır" sözünü daha da ileriye taşırsak aslında ülkemizde ve bunun ötesinde dünyada da bir  lider sorunu vardır. Dünyada lider dendiğinde aklınıza gelen kişilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Dolayısı ile ülkelerin sorunlarından birisi, belki de en önemlisi lider çıkaramamış olmasıdır. Bunun başlıca sebebi ise, sonradan lider olunamayacağı gerçeğidir. Lider olunmaz, lider doğulur, meselenin özü budur.

Bunun sonucunda da ileri demokrasilerde bile sıra dışı, marjinal ve hatta psikopat birisinin bile iktidara gelmesine şaşırmamak gerekir. Çünkü yüzyılda bir gelen gerçek liderlerin ortaya çıkması için en az iki nesli feda etmek gerekecektir.

Liderlik ise; sonradan kazanılan değil doğuştan gelen kimliğin donanımla kıvam bulmuş halidir. Lider; insanları ortak hedeflere yönelten, köprü oluşturan, onları bir ülkü etrafında toplayarak  sinerji oluşturan kişi demektir.

Duruşu, karizması, hitabeti, belagati, vizyonu, otoritesi, pozitif enerjisi, iletişim becerisi ve de feraseti ile kitleleri etkileyebilme gücü olması gerekir. Büyük kitlelere hitap edebilirsiniz, başkan olabilirsiniz, genel başkan olabilirsiniz fakat lider olmak çok farklı bir pozisyondur. Lider; farklı bir bakış açısına sahip, sorunlara çözüm üreten, sonuç odaklı olmalıdır. Liderin aynı zamanda bir hikâyesinin olması gerekir, geçmişte yaşadığı zorluk ve sıkıntılar onu hem olgunlaştırır hem de yarattığı mağduriyetin insanlar üzerinde etkisi vardır.

Samimiyet, içtenlik, doğallık, adanmışlık, empati yine liderliğin en belirgin özelliklerindendir. Avam, feraseti ile doğruyu yanlıştan ayırt ederek aradaki farkı tam isabetle görebilir. Dolayısı ile ona tepeden bakmak, küçük görmek, hafife almak bir lider için çok büyük gaflettir.

Siyaset sahnesine baktığımızda hitap ettiği kitleleri tanımadığı  onunla hemhal olamadığı için yok olup gitmiş birçok lidere rastlanmaktadır. Bu arada liderlik ile diktatörlük arasında da ince ve keskin bir çizgi vardır bunu iyi dengelemek gerekir.

Demokrasinin kurumsallaşmadığı ülkelerde liderlerin diktatörlüğe kayması an meselesidir. Türkiye'nin geçmişindeki monarşi yönetimlerin genetiği ve izdüşümü olarak tekil liderlik öne çıkmaktadır. Dolayısı ile bunu dengelemek adına demokrasinin parti ve kişiden bağımsız olması ve kurumsallaşması gerekmektedir.

Sonuç olarak; yüzyılda bir ortaya çıkan liderlerin kıymetini bilmemiz bunun yanında da bu durumu dengelemek adına yeni liderlerin çıkması için her türlü zemini hazırlamak zorundayız. Böylece günümüzde popüler bir kavram olan beka sorununu bertaraf etmiş oluruz.   

Saygılarımla, 

Erol Aydın 

Devamını Oku

MÜLK ALLAH’IN İSE BU İHTİRAS KİMİN İÇİNDİR?

 MÜLK ALLAH’IN İSE BU İHTİRAS KİMİN İÇİNDİR?

Muhafazakâr kesimde “Mülk Allah’ındır” ibaresi slogan olarak kullanılan bir ifade olup, aslında ilgili ayetin bir bölümüdür. Özellikle gösterişli binaların cümle kapılarını süsleyen bu ayet çoğu zaman taklitçiliğin bir yansımasıdır.

Hayatını Kuran ahlakı ile zirveye taşımış şuurlu Müslümanları tenzih etmekle birlikte bunun bilincinde olmayanlar çoğunluktadır.  Mesela kapısına bunu yazan birisinin evini kiralamak istediğinizde adeta derinizi yüzeceğinden emin olabilirsiniz. Ardı arkası gelmez sorularla sizi tartmaya çalışırlar. Kalpleri bir miktar mutmain olduktan sonra da ortaya koyduğu şartlar sizi canınızdan bezdirecektir. Emlakçı, kontrat, noter, peşinat, depozito, demirbaş tespiti, kefil vs. ile ümüğünüzü sıkacaklarına şüphe yoktur. Kapıdaki ayeti hatırlattığınızda ise, “o iş başka, bu iş başka “ veya “ben bu malı helalinden kazandım” ötesinde ise “işine gelirse tutarsın” diyerek anında çark ederek son sözlerini söyleyeceklerdir.

Kiracı olmak, zaten başlı başına bir garibanlıktır. Kiracı; dar gelirlidir, bekârdır, talebedir, acizdir, yetimdir, öksüzdür velhasıl muhtaç demektir. Onun bu durumunu hafifletmek, yardımcı olmak aynı zamanda sosyal barışa da katkı sağlayacaktır. Aksi takdirde zengin ile fakir arasında ki bu mesafe uçuruma dönüşecektir.

Asrısaadette ki ensar ve muhacir ilişkisini düşününce İslam ahlakının nereden nereye geldiğini üzülerek görmüş oluyoruz. Hicret sonrasında muhacirlere kucak açan ensar eşinin dışında her şeyini önkoşulsuz paylaşmıştır. Hatta birden fazla eşi olan sahabeler bunlardan birisini boşamayı teklif etmek suretiyle muhacirlere destek olmuşlardır.

Hem, “mülk Allah’ındır, bizler birer emanetçiyiz” diyeceksin hem de ihtiras sahibi olacaksın bu çok yaman bir çelişkidir. Helalinden çalışmak, kazanmak, ticaret yapmak ve mal biriktirmekte bir beis yoktur. Sıkıntı tüm kazancının kendine ait olduğunu düşünmendedir. Bu mal içerisinde, fakirlerinde hakkı olduğunu bilmen gerekir. Bu zekâttır, fitredir, sadakadır, bağıştır, infaktır ve sonuçta vermendir. “Veren el alan elden üstündür” prensibi çerçevesinde elini taşın altına koyman senin için en hayırlısıdır. Çünkü bu konuda Allah’ın vaadi vardır. Aşırı hırs aynı zamanda insanları etik değerlerden uzaklaştıracağı için de hata yapma ihtimalini artıracaktır.

Sonuç olarak; bizler hem mallarımız ve hem de evlatlarımız ile bir imtihana tabi tutulmaktayız. Buradan kazasız çıkabilmenin şartı ise çok basit, İslam’ın çizdiği çerçevenin içerisinde kalabilmektir. Dünya hırsını, tamahı ve ihtirası bir kenara bırakarak ahireti kazanmanın gayreti içerisinde olmalıyız. Yoksa mal bıraktığımız evlatlarımız bizim için amelimizi kurtaracak işler yapmayacaklardır, bundan emin olabilirsiniz.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

Devamını Oku