Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Kesin Davet 55

KESİN DAVET 55

DAHA ACAYİB OLAN BİRİNCİ YARATILIŞINI KABUL EDİP, DAHA KOLAY İKİNCİ YARATILIŞINI UZAK GÖRÜYOR

 

Mesnevi-i Nuriye’de öldükten sonra dirilmeye gözel misaller vererek ahiret inancına bakınız nasıl yaklaşımda bulunuyor:

İ'lem eyyühe'l-aziz! Bil ey aziz kardeşim!
Mesela:
اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا
Gökler ve yer bitişik iken Biz onları birbirinden koparıp ayırdık, âyet-i kerîmesi,(14/30)

beşerin, insanların birinci tabakasına şu manayı ifham, anlatıyor ve ifade ediyor:
Semavat; ayaz, bulutsuz, yağmuru yağdıracak bir kabiliyette olmadığı gibi
Arz, dünya da kupkuru, nebatatı yetiştirecek bir şekilde değildir.
Sonra ikisinin de yapışıklıklarını izale ve fetk ettik, ortadan kaldırıp ayırdık.
Birisinden sular inmeye,
ötekisinden nebatat çıkmaya başladı.
Mezkûr âyetin ifade ettiği şu manaya delâlet eden
“ وَ جَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ “
Her canlı şeyi sudan yarattık, âyet-i kerîmesidir.(14/30)

Çünkü hayvanî ve nebatî, bitkisel olan hayatları koruyan gıdalar ancak arz ile semanın izdivacından tevellüd edebilir, evlenmesinden meydana gelebilir.
Mezkûr, zikredilen âyetin tabaka-i avama, halk tabakasına ait safhasının arkasında şöyle bir safha da vardır ki:
Nur-u Muhammediyeden (asm) yaratılan madde-i aciniyeden, hamur maddesinden,
Seyyarat, gezegenler ile şemsin, güneşin o nurun macun ve hamurundan infisal ettirilmesine, ayrılmasına işarettir.
Bu safhayı, delâletiyle teyid eden

اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ نُورِى
Cenab-ı Hak herşeyden önce benim nurumu yarattı, hadîs-i şeriftir. (15/1;203, 2;120)

İkinci misal:
اَفَعَي۪ينَا بِالْخَلْقِ الْاَوَّلِ بَلْ هُمْ ف۪ى لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَد۪يدٍ olan âyet-i kerimenin, (16/ 50-15)

tabaka-i avama, halk tabakasına ait safhasında şu mana vardır:

"Onlar, daha acib olan birinci yaratılışlarını şehadetle ikrar ettikleri halde, daha ehven, daha kolay ikinci yaratılışlarını uzak görüyorlar."

Şu safhanın arkasında haşir ve neşrin pek kolay olduğunu tenvir eden, aydınlatan büyük bir bürhan, delil vardır.
Ey haşir ve neşri, dirilmeyi ve amel defterlerinin ortaya çıkarılasını inkâr eden kafasız!
Ömründe kaç defa cismini tebdil ediyorsun, değiştiriyorsun.
Sabah ve akşam elbiseni değiştirdiğin gibi her senede bir defa tamamıyla cismini tebdil ve tecdid ediyorsun, değiştirip ve yeniliyorsun,
haberin var mıdır?
Belki her senede, her günde cisminden bir kısım şeyler ölür, yerine emsali, benzetleri gelir.
Bunu hiç düşünemiyorsun.
Çünkü kafan boştur.
Eğer düşünebilseydin,
her vakit âlemde binlerce numuneleri meydana gelen haşir ve neşri inkâr etmezdin. Doktora git, kafanı tedavi ettir. (18/118)

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
06.04.2020

Devamını Oku

Bülent Ertekin

Bülent Ertekin Kardeşim Kalbine Bakım Yaptırdı

Cenabı Allah herşeyi yoktan var ettiği gibi, yaratmış olduğu eserlerini de sürekli yenilemeye tabi tutmaktadır.
Neden?
Çünkü yarattıklarının üzerinde Esma-I Hüsnâ’sını tecelli ettiriyor gösteriyor.
Onları insanlara okutturmak istiyor.
Her mahlukta bitki olsun, hayvan olsun ne olursa olsun, onda bu tecelliler vardır.
Ancak şuur ve ruh sahiplerinden insan mahlukunda, bütün güzel isimlerinin tamamı, bir arada tecelli ediyor.
Rabbim bir çift, 46 kromozomdan bir hücre yaratıyor. Ve o hücreden de 100 trilyona kadar hücre yaratıyor.
Bu başlangıçta bir hücre iki, iki hücre dört, dört hücre 8 olarak, corona vürüs gibi çoğalırken; eğitimlerini öyle almışlar ki herbiri nerede yer alacağını biliyorlar.
Hücrelerin bir kısmı kemik oluyor, bir kısmı saç oluyor, bir kısmı beyin oluyor, bir kısmı ciğer oluyor, bir kısmı kalp oluyor, bir kısmı da böbrek oluyor, kan oluyor vs. vs.
Yâni ayak hücremizde göz olmasına, kafa kemiğinde kalp olmasına bir mani yoktur. Gel gör ki ibret için kalp gövdenin dışında yaratılınca, bütün dikkatler onu yönleniyor.
Hey gafil insan her gün ortalama üçyüzbin civarında insan mükemmel yaratılıyor. Neden görmüyorsun?
Allah CC bir şeyden her şeyi, her şeyden de bir şeyi yaratandır.
Yüce Rabbim yoktan var eden ve var olanı da yok edecek güce ve kudrete sahip olan bir yaratıcıdır.
Çünkü insanda gösteriyor ki, her hücre her an değişikliğe uğramaktadır. Var olan hücreler ölüyor, onların yerine yenileri yaratılıyor.
Öyle ki elinizi yüzünüze sürdüğünüz zaman üç 5 milyon hücre bir anda yüzümüzden ayrılması onların ölümünü gösteriyor.
İşte böyle bir yaratıcı hiç mümkün mü ki bu mükemmel kainatı, severek yaratmış olduğu insan için tefekkür, seyir ve lezzet alma mahalli yapsın da insanı ebedi hayata mazhar etmesin haşa.
Elbette hücrelerimizin her biri bir mucize olduğu çok açık bir şekilde görülüyor. Fakat bunların içerisinde kalp hücrelerinin yaratılışları özellikle daha bir farklı.
Sanki seçilmiş beğenilmiş özel görevlerle görevlendirilerek yaratılmış.
Bütün hücreler belli aralıklarla istirahata çekilirken, kalbimiz yaratıldığı günden ebedi hayata yerimizi değiştirene kadar, hiç durmadan sürekli, dünyanın etrafını ikibuçuk defa dolaşacak uzunluktaki damarlarımıza kan pompalamak için çalışmaktadır.
Yâni kullanmış olduğunuz makinaların tamamı enerji kaynağına ihtiyaç duyularak çalışmaktadır.
Amma eğer bu petrol, gaz, elektrik vb. enerji kaynakları olmasaydı bu makineler hurda demirden başka bir şey olmayacaktı.
Yâni çok övünerek kendimize hisse çıkarttığımız makineler, Allah’ın yaratmış olduğu insan beyni ortaya koyulup kullanılarak icad edilmektedir. İş yapabilmesi için enerji kaynağını Allah CC yaratmaktadır.
Ama bunların içerisinde kalp mucizesi, acaba hangi enerji kaynağıyla sürekli çalışmaktadır?
Yâni Bülent Ağabeyimizin ve bütün zihayat ve zişuur, ziruhların kalplerinde tasarruf, sevk ve idare eden tamamen Cenabı Allah’dır. 
Bu konuları bir yazıyla tahlil etmek mümkün değildir.
Bu vesileyle anjiyo olan kardeşimiz, bunun önemini çook çok daha iyi gördü, yaşadı ve tecrübelerini sosyal medyada bizimle paylaşacaklar.
Onun yazılarında bizlerin ne harika ikramlarla, cihazlarla donatılmış olduğumuzu okuyacağız.
Onun için Bülent kardeşimiz bize gerçek bir ders vermiş oldu. Bize ise o dersi tekrar etmek düşmektedir.
Allah yolunda kullanmış olduğu bu kalbini, bundan böyle de daha güzel hizmetlerde istihdam etmek için Rabbimden izin istemek üzere operasyon geçirdi.
Rabbim de ona o izni inşallah verecek ve daha güzel hizmetlere onu vesile yapacak.
Biz Bülent ağabeyimizin en kısa zamanda sağlıklı bir şekilde aramızda hizmet edebilmesi için, Rabbimize niyaz ediyoruz ki; Bülent ağabeyimizin geçmişi, geleceğine senettir. Yarabbi sen ona şifa ihsan et. Ailesine ve
aramıza en kısa zamanda dönmesine Şafi-i Zülcelâl ismini şefaatçi yap. Amin.
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
05.04.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 54


KESİN DAVET 54

İNSAN NEREYE GİDİYOR

On Birinci Kelime “وَ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ “ ( Ve Ileyhil Masir):

Yâni, ticaret ve memuriyet için,

mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar,

ticaretlerini yapıp,

vazifelerini bitirip ve

hizmetlerini itmam ettikten, tamamladıktan sonra,

yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâllerine, hiç yoktan en güzel şekilde yaratan Allah’a CC dönecekler ve

Mevlâ-yı Kerîmlerine, ikram sahibi olan Cenab-ı Hakk’a CC kavuşacaklar.

Yani, bu dâr-ı fâniden, bu dünyadan gidip dâr-ı bâkide, ölümsüz sonsuz hayatta huzur-u Kibriyaya müşerref olacaklar, kudret ve azamet sahibi olan Allah’ın huzurunda şereflenecekler, kıymet kazanacaklar.

Yani, esbab dağdağasından, sebeplarin sıkıntısından ve

vesâitin, vasıtaların karanlık perdelerinden kurtulup,

Rabb-i Rahîmlerine, çok şefkatli ve merhametle terbiye eden Allah’a CC,

makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde, hakimiyet ve saltanat merkezinde perdesiz kavuşacaklar.

Doğrudan doğruya, herkes,

kendi Hâlıkı, yaratanı ve

Mâbudu, ibadet edileni ve

Rabbi, terbiye edeni ve

Seyyidi, efendisi ve

Mâliki, sahibi kim olduğunu bilecek ve bulacaklar.

İşte, şu kelime, bütün müjdelerin fevkinde şöyle müjde eder ve der ki:

Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve

nereye sevk olunuyorsun?

Otuz İkinci Sözün âhirinde denildiği gibi,

dünyanın bin sene mes'udâne hayatı,

bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının;

ve o Cennet hayatının dahi bin senesi,

bir saat rüyet-i cemâline, güzelliğini görmeye mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine, sonsuz büyüklük ve güzellik sahibi olan Allah’ın CC rahmet dairesine ve

mertebe-i huzuruna, heran gözetimi altına gidiyorsun.

Müptelâ, düşkün ve meftun, aşık ve müştak, aşırı istekli olduğunuz mecazî mahbuplarda, dünyevi sevgililerde ve

bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemal,

Onun cilve-i cemâlinin, sonsuz güzelliğin belirtilerinin ve

hüsn-ü esmâsının, güzel isimlerinin bir nevi gölgesi;

ve bütün Cennet, bütün letâfetiyle, incelikleriyle bir cilve-i rahmeti, Rahman’ın CC acıma ve şefkatinin bir belirtisi;

ve bütün iştiyaklar, şiddetli istekler ve muhabbetler, sevgiler ve incizaplar ve câzibeler,

bir lem'a-i muhabbeti, sevgi parıltısı olan bir Mâbud-u Lemyezelin, devamlı ibadet edilen Allah’ın CC,

bir Mahbub-u Lâyezâlin, sevgisi devamlı ve yok olmaz Allah’ın daire-i huzuruna, huzur dairesine gidiyorsunuz.

Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi, sonsuz ziyafet yeri olan Cennete çağırılıyorsunuz.

Öyleyse, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.

(6/244)

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

04.04.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 53

KESİN DAVET 53

SEVDİKLERİMİZDEN GEÇİCİ AYRILIK

Sekizinci Kelime “ وَ هُوَ حَىٌّ لَا يَمُوتُ “ (Ve Hüve Hayyun La Yemut):

Yâni, bütün kâinatın mevcudatında görünen ve

vesile-i muhabbet, sevgi sebebi olan kemal, olgunluk ve hüsün, güzellik ve ihsanın, lütufun hadsiz bir derece fevkinde bir cemal ve kemal ve ihsanın sahibi ve

bütün mahbuplara bedel, sevilenlere karşılık,

birtek cilve-i cemâli, sonsuz güzelliği kâfi gelen bir Mâbud-u Lemyezel, daimi ibadet edilen Allah CC,

bir Mahbub-u Lâyezâlin, sonsuz sevgili olan Allah CC, ezelî ve ebedî, başlangıcı ve sonu olmayan, bir hayat-ı daimesi, sürekli olan bir hayatı var ki,

şaibe-i zeval ve fenâdan münezzeh, kusurdan ve yok olmadan arınmış ve

avârız-ı naks ve kusurdan müberrâdır, noksanlık ve eksiklikten temizdir.

İşte şu kelime, cin ve inse, insanlara ve bütün zîşuura, şuurlu olanlara ve ehl-i muhabbet ve aşka, , Allah’ çok seven ve muhabbet edenlere ilân eder ki:

Sizlere müjde!

Mahbuplarınızdan, nihayetsiz firakların, sonsuz ayrılıkların yaralarını tedavi edip merhem süren bir Mahbub-u Bâkîniz var.

Madem O var ve bâkidir;

başkaları ne olursa olsun, merak çekmeyiniz.

Belki o mahbuplarda sebeb-i muhabbetiniz olan hüsün ve ihsan,

fazl ve kemal, alimlere yakışır olgunluk ve mükemmellik,

o Mahbub-u Bâkînin cilve-i cemâl-i bâkisinden, sonsuz sevilen Allah’ın CC sonsuz güzelliğinin belirtilerinden çok perdelerden geçip,

gayet zayıf bir gölgenin gölgesidir.

Onların zevalleri, göçüp gitmeleri, yok olmaları sizleri incitmesin.

Çünkü onlar bir nevi aynalardır.

Aynaların değişmesi,

şâşaa-i cemâlin, güzelliğin parıltılarının cilvesini tazeleştirir, güzelleştirir.

Madem O var, herşey var. (6/241)

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

02.04.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 52

KESİN DAVET 52

HAYAT SAMEDİYET AYNASIDIR

 

Evet, samediyetin, yâni hiçbirşeye muhtaç olmadığı gibi hazinesinden de hiçbirşey eksilmeyen Allah’ın isminin aynası olmak kolay birşey değil, âdi, basit bir vazife değil!

İşte, göz önünde her vakit gördüğümüz bu had ve hesaba gelmeyen yeni yeni hayatlar ve

hayatların asılları, temelleri ve zatları, kendileri olan ruhlar,

birden ve hiçten vücuda gelmeleri ve gönderilmeleri,

bir Zât-ı Vâcibü'l-Vücud ve

Hayy-ı Kayyûmun vücub-u vücudunu, varlığının zorunlu olmasına ve

sıfât-ı kudsiyesini, Allah’ın kusursuz mübarek sıfatlarını ve Esmâ-i Hüsnâsını, en güzel isimlerini;

lemeâtın, parıltıların güneşi gösterdiği gibi gösteriyorlar.

Güneşi tanımayan ve kabul etmeyen adam,

nasıl gündüzü dolduran ziyayı, ışığı inkâr etmeye mecbur oluyor.

Öyle de,

Hayy-ı Kayyûm,

Muhyî ve Mümît olan Şems-i Ehadiyeti, her canlı varlıkta çoğu isim ve sıfatlarıyla kendini güneş gibi bildiren Allah’ın birliğini tanımayan adam,

zeminin yüzünü,

belki mazi, geçmiş ve müstakbeli, geleceği dolduran zîhayatların, hayat sahiplerinin vücudunu inkâr etmeli ve

yüz derece hayvandan aşağı düşmeli,

hayat mertebesinden düşüp câmid, cansız bir câhil-i eçhel, cahilin cahili olmalı! (4/729)

 

SONSUZ MUTLULUK ALEMİNE YOLCULUK

Yedinci Kelime: (Ve Yümit)

Yâni, mevti, ölümü veren Odur.

Yani, hayat vazifesinden terhis eder,

fâni dünyadan yerini tebdil eder, değiştirir,

külfet-i hizmetten âzâd eder, çalışmanın zahmetinden kurtarır.

Yâni, hayat-ı fâniyeden, geçici dünyadan seni hayat-ı bâkiyeye, sonsuz hayata alır.

İşte şu kelime, şöylece fâni cin ve inse bağırır, der ki:

Sizlere müjde!

Mevt idam değil,

hiçlik değil,

fenâ, yokluk değil,

inkıraz, son bulma değil,

sönmek değil,

firak-ı ebedî, sonsuz ayrılık değil,

adem, hiçlik değil,

tesadüf, raslantı değil,

fâilsiz bir in'idam, sahipsiz bir mahvolma değil.

Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm, çok merhametli şefkatli, gayeli ve faydalı işler yapan Allah CC tarafından bir terhistir, izin vermedir,

bir tebdil-i mekândır, ev değiştirmedir.

Saadet-i ebediye, sonsuz mutluluk tarafına,

vatan-ı aslîlerine, gerçek vatanlarına bir sevkiyattır.

Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı, toplanma yeri olan âlem-i berzaha, ölenlerin ruhlarının kıyamete kadar kaldıkları aleme bir visal, kavuşma kapısıdır.

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

01.04.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 51

KESİN DAVET 51

HAYAT BEDENE GİRERSE NE OLUR


Meselâ, hayat bir cisme, bir bedene girdiği vakit,

Hakîm ismi dahi tecellî eder,

Hikmetle, birçok faydalar gözetilerek yuvasını güzelce yapıp tanzim eder.

Aynı halde Kerîm ismi de tecellî edip

meskenini hâcâtına, ihtiyaçlarina göre tertip ve tezyin eder.

Yine aynı halde Rahîm isminin cilvesi görünüyor ki,

o hayatın devam ve kemâli için türlü türlü ihsanlarla taltif eder, lütuflandırır.

Yine aynı halde Rezzak isminin cilvesi görünüyor ki,

o hayatın bekasına ve inkişafına lâzım maddî, mânevî gıdaları yetiştiriyor ve

kısmen bedeninde iddihar ediyor, depoluyor.

Demek, hayat bir nokta-i mihrakiye hükmünde,

çok esma-i ilahiyenin tecellilerinin taplandiği nokta olup,

muhtelif sıfât birbiri içine girer,

belki birbirinin aynı olur.

Güya hayat tamamıyla hem ilimdir,

aynı halde kudrettir,

aynı halde de hikmet ve rahmettir, ve hâkezâ...

İşte, hayat bu câmi mahiyeti itibarıyla,

şuûn-u zâtiye-i Rabbâniyeye aynadarlık eden bir âyine-i samediyettir.

Bu durumda bu kadar çok Allah’ın CC isimlerine mazhariyeti olan hayat, Cenab-ı Hakk'ın her zaman her yerde her mahluka, muhtaç olduğu şeyleri vermesi, terbiye ve tedbir etmesi, beslemesi, bu mahlukların her zaman kendilerine mahsus nimetlendirilmeleri, hayatın mahiyetinin genişliğini ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman Hazretleri “ilim malûma tâbidir” demektedir. Yâni nasıl olacaksa, ilimin o ilgi dairesinde oluyor.

Yani ilim kuralları; bilinenleri, uygulamaya koymak için yeterli değildir. Uygulamaya koyulabilmesi için, irade ve güce de sahip olmak gerekir.

Mesela bir makinenin nasıl yapılacağı ilmen bilinir ama bu malum olmaz. Malum olabilmesi için bunu yapacak kararlılık ve imkan sahibi olmak gerekiyor.

İlm-i ezelî geçmiş, şimdiki hal ve gelecekteki bütün olmuş ve olacak herşeye bilgisi ve kudreti olan en yüksek makamdadır. Olmuş ve olacak ne varsa, herbir şey Onun ilim ve kudreti haricinde değildir.

Buradan anlaşıldığı gibi hayat tamamiyle hem ilimdir.
Bunu uygulamaya her şeye gücü yeten kudret sahibi birisi koyabilir. İlim çerçevesinde olduğuna göre bir fayda ve maslahat gözetilmektedir.
Aynı zamanda hayat merhamet ve ihsandır.
Hayat sahibi olmayanlar, hayat sahibi olmadıkları için bir hak dava edemezler.

İşte bu sırdandır ki, Hayy-ı Kayyûm olan Zât-ı Vâcibü'l-Vücud,

Varlığı diriliği heran olup, gökleri ve yerleri heran tutan; daimi her şeye her hususta iktidarı yeten; vücudu mutlak var olan, yokluğu mümkün olmayan Cenab-ı Allah CC.,

hayatı pek çok kesretle, bollukla ve mebzuliyetle, ucuzlukla halk edip, yaratıp neşir, dağıtır ve teşhir eder, göz önüne serer.

Ve herşeyi hayatın etrafına toplattırıp ona hizmetkâr eder.

Çünkü hayatın vazifesi büyüktür.

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

30.03.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 50

KESİN DAVET 50

HAYAT YALNIZ MI YARATILIYOR

 

Hem hayat,

kâinatın tedbir ve idaresinde hükümfermâ olan

rızık ve rahmet ve inâyet ve hikmeti tazammun ediyor.

Güya hayat onları arkasına takıp, girdiği yere çekiyor.

Burada çok önemli bir özelliğe daha dikkatimiz çekiliyor. Hayatla beraber,

insanın dünya ile alakadarlığı ve

dünyanın da kainatla bağlılığı dikkate alındığında,

muazzam bir denge gözetilmesi,

hayat için muhtemel zararları engellemek ve faydaları sağlamak için,

rızık dediğimiz hava, su, yiyecekler gibi maddi ve hattâ mânevî ihtiyaçların da merhamet ve şefkatle planlanması,

meselâ çoçuk için ve yavrular için ayrı,

sinekler ve böcekler için ayrı,

balıklar ve okyanusun dibindeki mikroorganizmalar için ayrı,

vücudun hücreleri için ve insanlar için ayrı,

bol miktarda, hayal edemiyeceğimiz çeşitlilikte donatılması,

iyilik ve lütufların da arkası kesilmeden devam etmesi,

verilen ve lutfedilen herşeyin de bir ilim çerçevesinde,

planlı olarak ve

çeşitli faydalara kaynak olacak şekilde hazırlanmasında,

mükemmel bir idare ve tasarruf hakim kılınmıştır.

Onun için hayat diye isim manasını söyleyip geçmek değil,

hayatla beraber dikkate alınan her şey hayatın harf manası ile ne paha biçilmez bir şey olduğunu kör gözlere de gösterir.

Dünya hayatında bu kadar temel,

olamazsa olmaz gerçekler dikkate alınırsa,

ebediyette bu hayat acaba nelerle donatılacak ve

nelere mazhar olacak,

bu akıl onu izah etmeye yeter mi?

 

28.03.2020

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Devamını Oku

Kesin Davet 49

KESİN DAVET 49

HAYAT KANUNDUR, NURDUR


Hayatı planlayan, projelendiren, yaratan,

mahiyetini, nelere ihtiyacı olduğunu,

var olduğu sürece hangi duygular ve isteklerle donatılacağını biliyor ve

ona göre de ortamı ve ihtiyaçlarını hazırlıyor.

Nasıl ölüm yaratılmadır, bir ilim ve düzen çerçevesinde cerayan etmektedir.

Elbette hayat da bir ilim ve özel bir tasarrufla, bir programla sürdürülmektedir.

Bu konu Sözler’de Yirmiüçüncü Pencerede çok güzel ifade edilmektedir:

“ اَلَّذ۪ى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ ”5

Ölümü de hayatı da yaratan odur. (5/2)

Hayat, kudret-i Rabbâniye mucizâtının en nuranîsidir, en güzelidir.

Yâni hayat herşeyin sahibi ve terbiyecisi olan kudret sahibi Allah’ın en parlak ve güzel mucizesidir.

Ve vahdaniyet burhanlarının, Allah’ın birlik delillerinin en kuvvetlisi ve en parlağıdır.

Ve tecelliyât-ı Samedâniye aynalarının en câmii ve en berrakıdır.

Hiçbirşeye muhtaç olmayıp herşeyin heran ona muhtaç olduğu Allah’ın (cc) kudretini gösteren en toplayıcı, açık ve saf nurudur.

Evet, hayat, tek başıyla, bir Hayy-ı Kayyûmu bütün esmâ ve şuûnâtıyla bildirir.

Hayat bize başlangıç, son ve yeniden oluş gibi hallerden münezzeh ve ezelden ebede devamlı var olan Allah’ı (cc), isimleriyle ve keyfiyetleri ile bildirir.

Çünkü hayat pek çok sıfâtın memzuç bir macunu, iç içe girmiş hamuru, hükmünde bir ziya, bir tiryaktır, ilaçtır.

Elvân-ı seb'a ziyada, yedi renk ışıkta ve

muhtelif edviyeler tiryakta nasıl ki mümtezicen, farklı şıfa maddeleri ilaçta birarada bulunur.

Öyle de, hayat dahi pek çok sıfattan, vasıftan yapılmış bir hakikattir.

O hakikattaki sıfatlardan bir kısmı, duygular vasıtasıyla inbisat ederek, genişleyerek inkişaf edip, meydana çıkıp ayrılırlar.

Kısm-ı ekseri, birçok kısmı ise, hissiyat, kuvveler suretinde kendilerini ihsas ederler, hissettirirler ve

hayattan kaynama suretinde kendilerini bildirirler.

26.03.2020

Prof Dr Cahit Kurbanoğlu

Devamını Oku

Kesin Davet 48

KESİN DAVET 48

HAYAT NEREDEN, NİÇİN GELİYOR


Bir kere düşünebiliyor muyuz?

Bir buğday tanesi, tek başına bir karınca yemidir.

Ya da aynı buğday tanesi, kendi gibi nice buğdaylara vasıta yapılıyor. Nasıl?

Bu tohum hayata kavuşturuluyor. Bu mesele altıncı kelimede anlatılmaktadır:

Altinci Kelime : يُحْي۪ى (Yuhyi)

Yâni, hayatı veren Odur, Allah’dır CC.

Ve hayatı rızıkla idame eden, devam ettiren de Odur.

Ve levazımat-ı hayatı, hayatın ihtiyaçlarını da ihzar eden, hazırlayan yine Odur.

Ve hayatın âli gayeleri, yüksek sonuçları Ona aittir ve

mühim neticeleri Ona bakar;

yüzde doksan dokuz meyvesi Onundur, hayatın sahibinindir.

İşte şu kelime, şöyle fâni, gelip geçici ve âciz beşere, beceriksiz, gücü yetmez insana nidâ eder, müjde verir ve der:

Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini, altından kalkılamıyacak sorumluluklarını omuzuna alıp zahmet çekme.

Hayatın fenâsını, yok olmasını düşünüp hüzne, sıkıntıya düşme.

Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp,

dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme.

Belki, o sefine-i vücudundaki, beden gemisindeki hayat makinesi,

Hayy-ı Kayyûma aittir.

Gökleri, yerleri, herşeyi heran için devamlı idaresinde tutan, heyşeye her hususta gücü yeten Allah’ın CC, bizim bedenimiz dahî elbetteki idaresindedir.

Bir mühendis bir makina yapmaya karar verince nerede, ne amaçla, ne elde etmek için, nasıl bir verimle, nasıl bir yakıt ile, hangi alanda çalışacağına karar verir ve sonra imal eder.

HAYATIN İHTİYAÇLARINI KİM KARŞILIYOR

İşte bize hayatı ihsan eden, hediye eden, lütuflandıran Allah CC,

Masarıf ve levazımatını, masraflarını ve gerekli maddeleri O tedarik eder, hazırlar.

Ve o hayatın pek kesretli, ifade edemiyeceğiniz sayıda gayeleri ve neticeleri var ve Ona aittir.

Sen o gemide bir dümenci neferisin.

Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak.

O hayat sefinesi, (hayat gemisi) ne kadar kıymettar olduğunu ve

ne kadar güzel faydalar verdiğini ve

o sefine sahibi Zâtın ne kadar Kerîm ve Rahîm, cömert ve merhametli olduğunu düşün,

mesrur, sevinçli ol ve şükret.

Ve anla ki,

vazifeni istikametle, doğrulukla yaptığın vakit,

o sefinenin verdiği bütün netâiç, sonuçlar,

bir cihetle senin defter-i a'mâline geçer,

bütün sonuçlar meleklerin kaydettiği insanların iyilik ve günah defterine yazılır,

sana bir hayat-ı bâkiyeyi, sonsuz hayatı temin eder,

seni ebedî ihyâ eder, sonsuz olarak hayatlandırır. (6/240)

24.03.2020

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Devamını Oku

Asrın Derdi İle Dertlenen Adam

ASRIN DERDİ İLE DERTLENEN ADAM

Üstadımız Bediüzzaman Said Nuri Hazretlerinin vefatının 61. sene-i devriyesi vesilesi ile

2019 yılında seri bir şekilde yayımlanmaya devam etti. Hatta bir e-dergi sahibi fırsat bulabilirse kitapçık halinde getirecek ve neşredip dağıtacak.
Tabi bunun yazılmasına sebep de Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin vefatının seneyi devriyesi vesilesiyle kendisini biraz tanımak istedim, mülahazalarımı ve düşüncelerimi de kaleme döktüm.
Burada ben daha çok Risale-i Nur’dan istifade ettim.
O zaman da söyledim Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini anlatacak salahiyeti kendimde göremiyorum.

O insanlığı ebedi virüsü salgınını tedavi etti

Bugün corona 19 virüsü görüldüğü gibi, binlerce insanın ölümüne vesile oldu. Ne garip ki insanlık edebiyatı yapanlar ve dersi verenler bu virüsü 2003 yıllarından itibaren planlamışlar. 2017 yılında da tavşanlar ve fareler üzerinde testler yaparak covid aşısını geliştirmişler, patentini almışlar.
Sonra da bu sözde bu medeni (deni) ülkeler kendileri virüsten zarar görmemek için aşı yaparak kendilerine uygulamışlar ve virüsü meydana çıkarmışlar.

Medeniyet dediğimiz tek dışı kalmış canavar

Bu insanlar bu corona virüsü ile ne yapıyorlar? İnsanların geçici olan 60 veya 90 yıllık hayatını tehdit ediyorlar. Bu yaşa kadar bu hayatını iyi geçirenler, zaten hayattan lezzetlerini ve beklediklerini almış olacaklar, iyi geçirmeyenler ise imanlarına ve amellerine göre hayatın hesabını verecekler.
Bu virüsü üretenler, insanların dünya hayatını tehdit etmiş oluyorlar. Yani geçiçi olan hayatını tehdit ediyorlar. Yani kazançları adına binlerce insanın ölümüne göz kırpmadan göz yumuyorlar.

Mimsiz medeniyet bu işte

Ondan sonra da onların sağlığı üzerinden para kazanmak üzere dünyanın sözde medeni -deni- ülkeleri, en vahşi hayvanların bile reva görmediği bir uygulamayı dünyada sergiliyorlar. Tarih bunu daha belgeleriyle çok sorgulayacak.
İnsanlık virüsün esaretinde hırlaya hırlaya ölüyor, kılı kıpırdamıyor.
Çocuklar, kadınlar ve yaşlılar öz vatanlarında maruz kaldıkları silahların altında yok oluyor, kılı kıpırdamıyor.
Zulüm ve her türlü silahların dehşetinden korkarak botlarla kaçan çocuklara ateş açarak öldüren, cesetleri sahillere vuran masumları görürken kılı kıpırdamıyor.
“Çünkü medeniyet tek dişi kalmış canavar.”
Boşuna mimsiz medeniyete özenmeyelim. Onların bizden öğreneceği çok şey var.

Bediüzzaman insanları çok seviyor

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri insanlığı, insanları o kadar çok seviyor ki, onların ebedi hayatını kendine dert edinmiş. Onların ebedi bitmez, tükenmez sonsuz hayatlarının kurtulması için hem sağlığını ve rahatını, hem de dünyanın malını, mülkünü, makamını, mevkiini, hem dünyanın her türlü varlığını bir tarafa bırakmış ve hatta bir kişinin imanının kurtulmasını, cenneti kazanmaya tercih etmiş.
Ey insanlık! İnsanı tanımak istiyor musunuz? İnsanlık nedir görmek ve öğrenmek istiyor musunuz?
Geliniz Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini ve telif ettiği eserleri Risale-i Nurları tanıyalım, tanıtalım, okuyalım, okutalım. Eğitimimizin her kademesinde o ruhu işleyelim. Aldanmakta fayda yoktur. Geçen zamanın faturası ağır oluyor.
İnsanı iyi tanıyıp, akla fen ve ruha din ilimleri tahsilini vermemiz gerektiğini haykıran Bediüzzaman’a kulaklarımızı lütfen açalım.
Ondan öyle bir insanlık öğreniyoruz ki; hem bizim dünya hayatımıza ve hem de bitmez tükenmez sonsuz hayatımıza katkıda bulunuyor. 

23.03.2020
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Devamını Oku