Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Kesin Davet 32

KESİN DAVET 32

İNSAN NAZARINI DÜNYAYA ÇEVİRİYOR


İnsanın nazarını dünyaya yönlendirmesi,

aziz bir lezzeti elîm bir üzüntüye nasıl dönüştürüyor. Bir temsil ile anlatılabilir.

Meselâ, şu karyede, yani Isparta’nın belediyeliği olan Barla'da, iki adam bulunur. Birisinin yüzde doksan dokuz ahbabı İstanbul'a gitmişler, güzelce yaşıyorlar.

Yalnız bir tek akrabası burada kalmış. O dahi oraya gidecek.

Bunun için şu adam Barla’da kalmayı düşünmez,

İstanbul'a müştaktır. Orayı düşünür, ahbaba kavuşmak ister.

Ne vakit ona denilse, "Oraya git"; sevinip gülerek gider.

İkinci adam ise, yüzde doksan dokuz dostları buradan gitmişler.

Ona göre gidenlerin bir kısmı mahvolmuşlar,

bir kısmı ne görür, ne de görünür yerlere sokulmuşlar,

perişan olup gitmişler zanneder.

Şu biçare adam ise, bütün onlara bedel,

yalnız bir misafire ünsiyet edip teselli bulmak ister.

Onunla o çok üzüntü verici ayrılık elemini, acılarını kapamak, örtmek ister.


Başta Habibullah,

bütün ahbabımiz,

kabrin öbür tarafındadırlar.

Burada kalan bir iki tane ise, onlar da gidiyorlar.

Ölümden ürküp, kabirden korkup başımızı çeviremeyiz.

Merdâne kabre bakalım, dinleyelim, ne talep ediyor?

Erkekçesine ölümün yüzüne gülelim, bakalım, ne istiyor.

Sakın gaflete dalıp ikinci adama benzemeyelim.


İNSAN YOLCULUĞU DEVAM EDİYOR


“Ey insan!

Zaman değişmiş,

asır başkalaşmış.

Herkes dünyaya dalmış,

hayata adeta aşık olmuş,

geçim derdi ile sarhoştur diyemezsin. "

Çünkü ölüm değişmiyor.

Firak yâni ayrılık, bekaya yâni ebediyete dönüşüp başkalaşmıyor.

Beşerin acizliği, insanın fakirliği değişmiyor, ziyadeleşiyor, artıyor.

Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür'at peydâ ediyor.


Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

20.02.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 31

KESİN DAVET 31


KABRİN ARKASI İÇİN ÇALIŞINIZ


Tekrar da olsa, konunun önemine göre usandırmaması gerekiyor. Hergün ekmek yiyor, su içiyoruz, havayı teneffüs ediyoruz, bu bize usanç veriyor mu?

Bırakınız usanç vermeyi, ihtiyaç olduğundan tekrarı, lezzet veriyor.

O halde herkesin ister istemez yaşayacağı ve başına geleceği ölüm gerçeğini değişik yollarla ele almanın ve ondan korkmak yerine ona hazırlanmanın ne zararı olabilir.


İNSAN AKRABALARINA VE SEVDİKLERİNE KAVUŞMAK İSTER

İnsan yakın çevresi ile, arkadaşları ile, akrabaları ile buluşmayı, bir arada olmayı, onlarla sohbet etmesini, geçmişlerini hikaye etmelerini arzu eder.

Bu duruma mazhar olmak için dünyanın bir ucunda olsalar da, insanın imkanları nispetinde onlarla görüşmeye gitmek için her türlü meşakkate ve fededakarlığa katlanırız.

Sözler, Ondördüncü Sözün Hatimesinde bunun nasıl anlatıldığına bir bakalım:

Hâtime:

“Dünya hayatı aldatıcı bir menfaatten başka birşey değildir.”(7/185)

Bedbaht, talihsiz nefis gaflete dalıp, bu hayatı tatlı görüp, âhireti unutup ve dünyaya talip oluyor.

Bu hali ile tıpkı Devekuşuna benzemektedir.

Avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor,

ta avcı onu görmesin.

Koca gövdesi dışarıda; avcı görür.

Yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, görmez.

Bediüzzaman Hazretleri Sözler mecmuasında bu konuyu çok güzel açıklığa kavuşturuyor:

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

18.02.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 30

KESİN DAVET 30

ÖLÜM İYİLİKTİR, LÜTUFDUR


Üçüncüsü: Hayat şartlarını ağırlaştıran birçok esbab yani sebepler vardır ki,

mesela ihtiyarlık gibi,

mevti, ölümü, hayatın pek fevkinde nimet olarak gösterir.

Meselâ, bize ıztırap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validemizle yani baba ve annemiz ile beraber,

ceddin cedleri, yani dedelerimizin dedeleri sefalet-i halleriyle yani fakirlik ve yoksulluktan gelen sıkıntılı halleri ile bizim önümüzde şimdi bulunsaydı,

hayat ne kadar nikmet,

yani şiddetli bir ceza,

mevt ne kadar nimet, yani iyilik, lütuf olduğunu bilecektik.

Hem meselâ, güzel çiçeklerin âşıkları olan güzel sineklerin,

kışın şiddeti içinde hayatları ne kadar zahmet ve

ölümleri ne kadar rahmet olduğu anlaşılır.

Dördüncüsü: Uyku yani nevm,

nasıl ki bir rahat,

bir rahmet,

bir istirahattır-hususan musibet zedeler,

yaralılar,

hastalar için.

İsdırap veren bir hastanın acılarına şefkatimiz nasıl dayanamıyor ve

onun uyumasını özellikle isteriz.

Öyle de, nevmin yani uykunun büyük kardeşi olan mevt dahi,

musibet zedelere ve

intihara sevk eden belâlarla müptelâ olanlar için

ayn-ı nimet ve rahmettir.

Bir anne evladı için ne ister?

Elbette hayatını birlikte daha uzun süre geçirmek ister.

Ama evladının ölmesini ister mi?

Şüphesiz istemez.

Bakınız bugünlerde sosyal medyada gezen olay hepimizin dikkatini çekmiştir.

Evladı kanser olmuş, gözünün önünde vücudu parçalanmakta ve parçalar ayrılmaktadır.

Bu esnada evladının çektiği izdirabı ve maruz kaldığı olayı gören anne ne diyor biliyor musunuz?

Yarabbi artık oğlumun canını al, daha fazla çektirme!

Peki bu durumda olan birisi için bile nimet olan ölüm, şüphesiz bir var olmanın başlangıcıdır.

Amma ehl-i dalâlet,

Allah yolundan ayrılmış,

şaşkınlığa düşmüşler için,

müteaddit Sözlerde kat’î ispat edildiği gibi,

mevt dahi hayat gibi ceza içinde ceza,

azap içinde azaptır;

o bu bahisten hariçtir.” (6/8)


Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
16.02.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 29

KESİN DAVET 29

ÖLÜM NASIL NİMETTİR?


Nimetin lügat anlamı beklenmedik bir an ve zamanda bir ihsana, lütufa mahzar olmaktır.

Karşılıksız verilen bir ihsan-ı şahanedir.

Ölümü yaratan, ölümün bir nimet olduğunu bildirmektedir.

Nasıl oluyor da birçoklarını yasa boğan bu olay,

nimet ve saadet olmaktadır?


“Ölümün nimet olduğunun çok cihetlerinden ve yönlerinden burada bir kaçı tanesi anlatılmaktadır.

Birincisi: Ağırlaşmış olan hayat vazifesinden ve

hayatın mükellefiyetlerinden yani yapmakla zorunlu olduğumuz görevlerden âzâd edip,

sorumluluklarından kurtulup,

annemiz, babamız, dede ve nenelerimiz,

peygamberler ve peygamberimiz gibi,

yüzde doksan dokuz ahbabımıza kavuşmak için,

kabir âleminde bir kavuşma kapısı olduğundan,

en büyük bir nimettir.

İkincisi: Anne rahmindeki bir çocuğa tekrar bilim dili kullanılarak denilse ki;

sen dar ve duygularının çalışmadığı bu yere ait değilsin.

Gözünün göreceği,

burnunun koku alacağı,

ağzının yiyeceği bir yere gideceksin.

Dünya denilen bu yer,

Bulunduğun ortama göre çok daha uzun yaşanan ve

buradan çok çok geniş bir alemdir.

Ancak buna sahip olmak için yer değiştirme sırasında bazı sıkıntılarla karşılaşacaksın.

Belki çığlıklar da atacaksın ama bu çığlıklar annene,

babana ve seni seven ve beklemekte olanlara kavuşma ve sevinç çığlıklarıdır.

İnsanın dünya hayatının ebedi hayata kıyas edilmesi de böyledir.

Çünkü dar, sıkıntılı, dağdağalı, ıstıraplı, zelzeleli dünya zindanından çıkarılıp,

vüs'atli, geniş, sürurlu, huzurlu, ıstırapsız, bâki, ebedi bir hayata mazhariyetle,

böyle bir hayata sahip olmayla,

Mahbûb-u Bâkînin yani ebedi olarak sevilen,

Allah’ın rahmet dairesine girilmektedir.

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
14.02.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 28

KESİN DAVET 28

ÇEKİRDEĞİN ÖLÜMÜ

 

Demek çekirdeğin ölümü,

sümbülün hayatının başlangıcıdır;

hatta hayatın ta kendisi hükmünde olduğu için,

şu ölüm dahi hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.

Yani bu hârika bir yaratılma ve bir düzen içinde meydana getirilmedir.

Hem hayat sahibi meyvelerin yahut hayvanların insan midesinde ölümleri,

insan hayatına çıkmalarına kaynak olduğundan,

o mevt, ölüm onların hayatından daha muntazam ve mahlûk, yaratılmadır denilir.


İnsanda 100 tirilyon hücre var,

her hücre çekirdeğinde bir DNA var,

bu kadar hücrelerin başlangıcı bir hücre ve bir DNA dır.

Bu öldükten sonra dirilmeye en önemli bir delil değil mi?

Bütün insanların DNA larının %98 den fazlası da birbirlerinin aynıdır. Farklı olan %1,2 den biraz fazlasıdır.

Bu farktan,

yaratılmış ve yaratılacak bu kadar farklı farklı,

birbirlerine siması,

kokusu,

rengi,

parmak izleri,

göz bebekleri benzemeyen insanların yaratılması,

öldükten sonra dirilmeye en büyük delil değil midir?

İşte, en basit hayat tabakası olan bitkiler hayatının ölümü böyle mahlûk,

yaratılma,

hikmetli ve intizamlı olsa,

hayat tabakasının en ulvîsi olan insan hayatının başına gelen mevt, ölüm,

elbette, yeraltına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi,

yeraltına giren bir insan da berzah âleminde elbette,

bir sonsuz hayat sümbülü verecektir. (6/8)


Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
12.02.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 27

KESİN DAVET 27

LİMON FABRİKASI

 

Bir limon çekirdeğini bir pamuk içerisine koyup,

sadece su verelim ve gözlemimizi bir kamara ile kaydedelim.

Ne görürüz?

Tohum çürümeye başlar ve tam atalım derken,

pamuk içerisinden tomurcuk kıvrılarak çıkmaya başlar.

Görüldüğü gibi her ne kadar pamuk da topraktan yaratılmış, ama rengi beyazdır.

Limon vermeye başladığı zaman, her türlü renge sahiptir.

Her türlü kokuya sahiptir.

Her türlü tada sahiptir.

Bu sürecin kamerada en kısa zamanda, bir dakikada gösterilmesini hayal edip,

bir tefekkür edelim.


Her sene bütün bitkilerin başına aynı hal geliyor.

Her defasında diriliyorlar ama hayretimizi celp etmiyor.

Oysa bu işler basit işler değildir.

Hayatın devamının ve öldükten sonra dirilmenin göstergesidir.

 

İNSANIN YAPTIĞI FABRİKALAR


Bir fabrikadaki faaliyetin devam edebilmesi için;

her meslekden bilim adamlarının,

bir arada ittifakla,

ilmi bilgi ve tecrübelerini ortaya koyarak,

düşüncelerini ölçülü ve uyumlu şekilde bir araya getirerek,

faydalar elde edecek şekilde,

plan ve projeler hazırlayarak,

sonra imalata geçerler.


Fabrikada durum böyle iken;

bir üzüm suyu fabrikası,

sadece taze üzüm hammaddesini kullanarak,

üzüm suyu elde etmektedir.

Elma suyu için başka bir fabrika kurmak gerekmektedir.

O fabrikannın ham maddesi de elma olmak zorundadur.

Orada da portakal suyu elde edilemez.

Sadece üzüm hammaddesinden hem elma, hem portakal vb. aynı veya farklı farklı meyve suları elde etmek imkansızdır.

Meyve sularının bir kaç ay içerisinde bozulmaması için de sağlığa etkisinin ne olduğu belli olmayan maddeler katılıyor.

Anbalajı da yiyilip içilmiyor,

hem estetik de değil ve

hem de çevreyi kirletiyor.

 

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
10.02.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 26

KESİN DAVET 26

ÇAMUR VEYA SU YİYİP MEYVE VEREN BİR FABRİKA


Evet, en basit hayat tabakası olan bitkiler hayatının mevti, ölümü,

hayattan daha muntazam bir sanat eseri olduğunu gösteriyor.

Neden?

Zira, meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların ölümü tefessühle, çürümek ve dağılmakla göründüğü halde,

gayet muntazam bir kimyevi reaksiyonla ve

mizanlı, ölçülü olarak elementlerin birleşmesi ile ve

hikmetli yani ilim, adalet ve vakara, olgunluğa uygun şekilde,

zerrelerin şekillenmesinden ibaret olan bir yoğurmaktır ki,

bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü,

sümbülün hayatıyla tezahür etmekte ve görülmektedir.

BUĞDAY FABRİKASI

Şimdi de bir toprağa koyulan buğday tohumunu su ile ıslatıp ve gözlemleyelim. Burada da görülür ki; bir hafta içinde tohum büzüşür,

şekli değişir,

rengi dönüşür,

tam ümit kesilmiş bir vaziyette öldü derken,

birden bir tomurcuk oluşup, topraktan dışarı doğru uzanıyor.

O bitkinin çekirdeği çürüyor,

kokuşuyor görünürken;

havanın oksijeni ile,

suyu ile ve

topraktaki azot, karbon vb. maddelerle,

sanki bir kimya fabrikasında,

öyle hassas öçülerle,

kimyasal reaksiyonlara girmektedir.

O tohumda buğdayın gövdesi,

yaprakları,

çiçekleri,

kılçıkları,

kendi gibi fakat kendinin yüzler katı buğdayları olacağı söylenseydi,

görmeden inanmak zordu.

Başlagıcından itibaren bir kamera ile kaydedip,

Sonra üç aylık gelişmeyi,

yada buğday verene kadarki gelişmeyi,

saniye saniye sürekli kaydedip,

üç beş dakikada bir vídeo ile gösterdiğimiz zaman,

o mucize hayatlanmayı görürüz.

Bu tohum içindeki,

hidrojen, oksijen, karbon, azot vb.

öyle hassas ölçülerle bir araya geliyor ki;

yada aynı nevin aynı miktarda,

farklı dizilişteki moleküllerden,

çeşitler meydana geliyor.

Bir maddeden nonometrik değerde bir fazlalık ve eksiklik olsa,

yada yanlış bağlar teşekkül etse,

intizam bozuluyor.


Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
08.02.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 25

KESİN DAVET 25

BÖYLE MÜKEMMEL BİR CIHAZI SİGARA İLE KANSERE HAZIRLAYANLAR,

BUNUN HESABINI NASIL VERECEKLERİNİ DÜŞÜNMEZLER Mİ?

Karaciğer oluyor, ağırlığı 1500 gramı buluyor, kan pıhtılaşmasını önlüyor, kandaki vücut sıcaklığını ayarlıyor, zararlı ve toksit maddeleri dışarı atıyor, yağ ve şekerini düzenliyor.

Diğer herbir organın, hârika fabrikaların yapamıyacağı bunun gibi çok büyük görevleri yüklendiğini araştırınız.

İLK YARATILIŞ İKİNCİ YARATILIŞIN VAR OLDUĞUNU SÖYLÜYOR

Peki anne rahminde meydana gelen mucizevi harika olayları görüyoruz.

Bir damla sudan insanı yaratan Rabbimizin icraatını ve tasarrufunu görüyoruz.

Dünya rahmine gelen,

bir yılda gezen,

iki yılda konuşan,

yirmi yılda hayatın şartlarını şöyle böyle öğrenen,

ölene kadar da tekamül eden insan ve vücudunun öldükten sonra,

ebedi hayatta çok çok daha mükemmel bir şekilde yaratılacağını neden uzak görüyoruz?

Çünkü ikinci yaratılış, ilk yaratılışımızdan daha kolaydır ve daha mükemmeldir.

Hücrelerin çekirdeklerinde, organizmanın büyümesi, gelişmesi ve işlevlerini yerine getirebilmesi için gerekli bilginin, yani şifrenin depolandığı DNA (deoksiribonükleik asit) adı verilen yapı vardır. Bir DNA, 6.4-6.6 milyar DNA baz çiftinden oluşmakta olup, ancak bunun %1.5’u kodlanan dizilerden oluşmaktadır.

DNA’da hücrenin faaliyetlerinin yürütülmesi ve düzenlemesi için gerekli genetik şifreyi taşıyan dizilere ‘gen’ denilmektedir. Yaklaşık olarak 20.000 protein kodlayan gen vardır.

Yaklaşık 2 metrelik DNA, proteinler ile paketlenerek hücre çekirdeğine sığmakta ve ‘kromatin’ (DNA+protein) adını almaktadır.

Vücudumuzdaki trilyonlarca küçük organ diye adlandırılan, minik organellerden meydana gelen, farklılıkları yanında, ortak olan yapısal özelliklere de sahip olan hücre, yaptıkları işe göre farklı özellikler gösterir.

Vücutta insan hücrelerinden kat kat daha fazla, ancak hücrelerden de çok küçük bakteriler bulunur.

İnsan aklı bilimin bu okuyuşunu aklına kolay sığıştıramıyor. Mevcut yaratılışı anlamaktan aciz, ama ebedi yaratılışın özelliklerini bu aklına sığıştırmak istiyor. Buna imkan var mı?

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
06.02.2020

Devamını Oku

Kesin Davet 24

KESİN DAVET 24

İNSANIN ŞEKİLLENMESİ

Kaynak bilgilerinden yola çıkarak bir düşünelim. Denilse ki bu et parçası var ya; bunun içine baksana burada kalsiyum var, potasyum var, sodyum var, karbon var, hidrojen var, 101 element var bunda...
Gerçek bu, peki nasıl oluyor? Orada sadece bir et parçası var.

Evet denilse ki bu et parçasının içerisinde kemik var, saç var, tırnak var, deri var, kan var, lenf var, flitre var, pompa var, var...
Gördüğümüz bu olayı hücremize sorsak ne diyecek; ya sen nereden çıkarıyorsun bunları?

İşte aynı hücre bölünerek çoğalıyor; benzer tip hücreler bir araya getirilerek kas, sinir, kan, kıkırdak, baş, kaş, dil, beyin, mide, kemik, sinir, damar, kalp, böbrek, karaciğer, akciğer, yağ vb. meydana getiriliyor... Halen soruyor musunuz bunları nereden çıkarıyorsun diye?
O bölünme ve çoğalma ile anne rahmindeki çocuğu Rabbim yaratmıyor mu?

İşte bakıyoruz aynı hücre çoğalıyor, göz oluyor, 600 megapiksel kalitede, manzaraları seyrediyor.

Kulak oluyor, 20 ile 20000 arasındaki sayılamayacak frekanstaki sesleri işitiyor.

Burun oluyor, onbinlerce farklı kokuları alıyor, analiz ediyor ve arşivliyor.

Dil oluyor, binlerce farklı tat ve lezzetteki gıdaları labaratuvarında hemen analiz ediyor, kullanılmasına veya reddedilmesine anında karar veriyor.

Beyin oluyor geçmiş ve gelecekteki insanın programını hazırlıyor ve çözümler üretiyor.

Kemik oluyor, yaşına göre 250 adet kemik, insanı ayakta tutuyor ve şekilden şekile sokuyor. Kan üretiyor.
Vücudun %80’nini çapı 8 mikrometre olan, kan hücreleri meydana getirir. Bu vücut kütlesinin %4’nü oluşturur.

Sinir oluyor, insanın hareketine göre sürekli kasılıp uzanıyor, 75000 metre uzunluğunda, birbirinin hareketini engellemiyor, anında mesaj alıp cevap veriyor.

Kalp oluyor, hiç durmadan çalışan, günlük yaşantıya göre mesaisini ayarlıyor. Kasılıp gevşeyen, elektrik akımı taşıyan, şekli ve görevi farklı, yüz milyarlarca hücreden meydana geliyor.
Sahibinin ömrü boyunca, her defasında 5 litre, her gün 100000 kere atarak, 8 ton kanı; dünyanın etrafını 2,5 defa dönen damarlara pompalayarak, devir yaptırıyor.

Böbrek oluyor, 10-12 cm boyunda, ve 120-160 gram ağırlığında, kana hormon salgılıyor, kanımızı süzüyor, vücudumuzun tuz, su, mineral dengesini kuruyor. Beş dakikada bir, bütün vücudun kanını temizliyor. Günde 200 litre kanı filtre yapıyor.

Akciğer oluyor, ağırlığı 1300 gramı buluyor, kandaki korbondioksiti dışarı atarak, atmosferimizdeki oksijeni de kana veriyor. Havayı nemlendiriyor ve ısısını ayarlıyor. Günde normal 10000 litre havayı süzüyor.

Beyin oluyor, ağırlığı 1600 gramı buluyor, dakikada 100000 mesaj alıp, gönderiyor. Bir anda bir sayfanın veya bir ovanın fotokopisini çekiyor ve ihtiyaç olan kısmını hemen kullanıyor.


Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
04.02.2020

Devamını Oku

Çocukların 15 Günlük Tatili

ÇOCUKLARIN 15 GÜNLÜK TATİLİ

Bugün öğlen namazından önce yakın camiimizde çocuklara ödül merasimi yapılıyordu.
Dikkatimi çeken bir olay, ödül alan çocukların, ödül sıralamasında tercih nedenleri, vakit namazlarına en çok dikkat edenler ve bu 15 gün tatilde vakit namazlarını geçirmeden kılanlar, birincilik ödülüne layık görülmüştü.
Bu esnada çocuklarla muhatap olmayı çok arzu etmiştim. Ancak daha önceden görevlilerle irtibat kurmadığım için konuşma hakkı talep etmemiştim. Onun için de konuşmak istediklerimi burada yazıya dökmek içimden geldi.
Bir kere çocuklara eğitim verirken onların haleti ruhiyesini dikkate almak ve ona göre davranmak gerekir.
Bildiğimiz gibi çocuklarımiz, beyninin büyük bir kısmının, ömür boyunca en çok çalıştığı bir devri yaşamaktadırlar. Bu dönemde onlara ne anlatılırsa ve neyi görürlerse akıllarında kalır.
Mümkün olduğunca taklitten çok tahkiki, nedenini ve niçinini sorgulayarak anlatıma girmek ve onların aklında kalacak şeyler üzerinde durmak lazım.
Mesela çocuklarımız şu anda saflar, temizler ve günahsızlardır.
Bu neye benzer bir temiz kağıdı ele aldığımız zaman beyaz ve parlaktır. Eğer üzerine bir şey yazıp silersek belki tekrar beyazlık kazanır ama parlaklığı gider.
Kağıdın her tarafına yazıp da silersek o zaman beyazlığı da parlaklığı da gider. O yazılar temizlenir ama kağıt mat bir hal alır.
İşte çocuklar o beyaz temiz kağıda benzer. Ya da onu beyaz bir gömlekle de tarif edebiliriz. Beyaz gömleği mağazadan aldığımız zaman hem beyazdır, hem parlaktır. Giydikten sonra kirlenir. Yıkanırsa beyazlaşır ama parlaklığı gider.
İşte çocuklarımız, çocuk halinde bu beyaz kağıt ve gömlek gibidirler, günahsızdırlar.
Bu durumu muhafaza edebilirlerse o zaman temiz, beyaz, günahsız ve hatasız bir insan olarak huzur-u İlahiye vardıkları zaman, değil annelerinin, babalarının affına; belki kim bilir 300 kişiye, 500 kişiye bile kefil olabilir, affına sebep olabilirler.
Peki bu beyazlığı ve temizliği nasıl muhafaza etmeli?
İşte önemli olan bu konu!
Camilerimizde, 15 gün tatilde çocuklarımızı namaza alıştırmışlar.
Ve bu vesileyle namaza sürekli gelen ve beş vakit namazı cemaatle kılan çocuklara, mükafat olarak ödüller dağıttılar.
Çocuğu ödüllendirerek camiye bağlanmak bir metottur. Ancak birazda onun seviyesine inerek, bazı şeyleri onlara anlatmak lazımdır.
Mesela 15 günde beş vakit namazını geçirmeden cemaatle kılanı, altın ödülüne layık görüyoruz. Çok güzel, peki...
Bundan memnunluk duyuyor muyuz? Elbetteki çok mutlu oluyoruz. Unutulmayan bir sahne meydana geliyor.
Peki bu ödül altın değilde bir otomobil olsa yahutta hiç unutulmaz bir şey olsa...
Artık her tarafta onu anlatır dururuz ben şöyle bir gayretin karşılığı otomobil ödülüne layık görüldüm diye.
Peki bizi yaratan Allah bizi ödüllendiriyor mu? Hem de nasıl, nelerle ödüllendiriyor, bir düşünelim.
Mesela evvela bizi insan olarak yaratmış bu büyük bir ödül. İsteseydi yaratmazdı, ya da ot olarak yaratırdı, ya da yılan olarak yaratırdı...
Ama hayatta her şeyin onlara hizmet etmiş olduğu, en şerefli mahluk bir insan olarak yaratmış.
O büyük bir ödül değil midir?
Diğer taraftan bizi uçaktan, otomobilden daha değerli ödüllerle ödüllendirmiş mi?
Evet, nasıl?
Bakınız bize hayat verdikten sonra her an nefes almamız için neye ihtiyacımız var?Havaya.
Peki bu havayı otomobil fabrikası üretebiliyor mu?
Hayır, bu havayı üretse, bir anlık teneffüsümüz bir otomobil değerinden daha fazla değil midir?
Evet.
Peki bizi yaratan ihtiyacımız olan suyu da vermiş, su ile ödüllendirmiş mi?
Evet.
Peki bu fabrikalar suyu üretebiliyorlar mı? Hayır.
O halde buda çok büyük bir ödül değil midir?
Şüphesiz.
Çünkü günde en az 5-6 defa suya ihtiyacımız var. Her bir su içişimiz bir otomobil fiyatına olsaydı halimiz ne olurdu?
Devam edelim, bu yaratanımız bizim karnımızı doyurmak için aklımıza gelmeyecek yiyeceklerle bizi ödüllendirmiş mi?
Evet.
Peki bu fabrikalar bir buğdayı yapabiliyor mu?Peki bir meyveyi yapabiliyor mu?
Peki bir eti yapabiliyor mu?
Onlara da hayır.
Peki o halde bu ödüllerin takdir edilmesi gerekmez mi?
Elbetteki evet ama nasıl?
İşte mesele burada düğümleniyor.
Bizi yaratan hayatımızı vermiş, hayatımızın ihtiyacı olan nimetleri de vermiş ve demişki:
Bu ödüller dünyaya bakan ödüllerdir, geçicidir, hayatınızı istikamet dairesinde devam ettirirseniz, sonucunda kalıcı ve sonsuz ödüller vereceğim.
Orada cennet hayatını kazanacaksınız ve orada duymadığınız, işitmediğiniz, yemediğiniz, görmediğiniz nimetlerle karşı karşıya kalacaksınız.
Peki bunun şartı nedir?
Bunun şartı Yaradan’ı tanıyıp, varlığını birliğini tasdik edip, ona iman ve ibadet etmektir.
İşte parlak bir kağıt niteliğinde olan, işte paketinden yeni çıkan, tertemiz ve parlak bir gömlek niteliğinde olan evlatlarımız...
Biz haddizatında yapacağımız ibadetlerin mükafatını peşinen almışız...
Ama Rahmeti, Lütfu ve Kerem’i bol olan Allah CC, verdikleri yetmiyormuş gibi, yapacağımız ibadetlerin karşılığında, bize bir de cennet vaad ediyor.
Aklı başında olan bu mükâfatı kaybeder mi?
Bu ödüllendirmeden kaçar mı?
Bu değer biçilmez ve sonsuz olan hediyeyi kazanmayı ihmal eder mi?
Elbette etmez...
Bu durumda kağıdı grileştirmeden, gömleği kirletmeden, beyazlığını, parlaklığını devam ettirmek için, artık bu yaştan itibaren ibadetlerimizi devam ettirmeye bakalım, günahlardan uzak duralım.
Ebedi ödülü kazanma dileklerimle.

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
02022020






Devamını Oku