Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOJİNİN DİLİ

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ

 

 

GEMİYİ İNSANLIĞA MUCİZE ELİ HEDİYE EDİYOR

 

Nuh Aleyhisselâm bir gemiyi yapması için Allah’ın mucizesine mazhar oluyor ve bu sayede bizim makina ve gemi sanayimize ışık tutuyor. Yani gemiyi insanlığa mucize eli kazandırıyor.

 

Hazret-i Nuh Aleyhisselâm'ın yaptığı bu geminin büyüklüğü hakkında çeşitli rivayetler vardır. Doğrusu, Hazret-i Nuh'a inanan seksen müminle, bunların ihtiyaç maddelerini ve orada mevcut olan hayvanlardan birer çift alabilecek büyüklükte olduğudur.

 

Allah CC, Nuh Peygambere inşa etmesini istediği geminin ölçülerini; uzunluğu 137 metre (300 cubit), genişliği 22.9 metre (50 cubit) ve yüksekliği 13.7 metre (30 cubit) olarak vermektedir. Geminin bölümleri ve malzemesi de bildirilmekteydi.

 

Geminin inşasını hakkında Nuh Aleyhisselâm vahye istinaden hem araştırma yapmakta ve hem de Allah’dan CC sürekli talimat almaktadır;

 “Yâ Rabb! Gemiyi nasıl yapayım?" diye soran Nuh Aleyhisselâm’a  Cenab-ı Allah CC,

“Onu, üç suret üzerine ve devrik yap: Başını horoz başı gibi, karnını kuş karnı gibi, kuyruğunu horoz kuyruğu gibi meyilli ve üç kat olarak yap!” buyurdu. (18/9,42)

 

Ayet-i kerimede bir kuşun hava denizinde yüzüşünü kolaylaştıran konstrüksiyon nasıl ise su denizinde yüzecek geminin de ona benzeyeceği, şeklin söylenerek akla da kapı açılarak gemi imal ettirilmektedir.

 

Nuh aleyhisselâm, gemiyi yapmaya başladı. Kestiği sac ağacından tahtalar biçti. Üç yıl bununla meşgul oldu. Demirden çiviler yaptı. Gemi için gereken zift ve sair her şeyi hazırladı. Yapılacak şeylerin hepsini kendisi yaptı, çattı. (19/1,92)

 

Hazret-i Nuh Aleyhisselâm, Cebrail Aleyhisselâm'ın ve kendisine inanan müminlerin yardımıyla iki veya dört yıl içinde geminin yapımını tamamladı.

 

08.07.2020

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu 

Devamını Oku

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOJİNİN DİLİ

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ
 

HAZRETİ NUH ALEYEHİSSELÂM

Nuh Aleyhisselâm’ın 950 yıl yaşadığı rivayet edilmektedir. Hayatı boyunca ümmetini Allah’a iman ve ibadet etmeye davet ederken, maalesef insanlar onun davetine kulak tıkamışlardır.

Cehalet öyle bir şey ki,
nefis ve şeytanı da kedine arkadaş edince,
ortaya kocaman bir şirk ve
zulüm felaketi çıkıyor.
Allah iman edenleri şirkten muhafaza etsin.

Nuh Aleyhisselâm, kendisini dinlemeyen insanların karşısında Allah’a iltica edince, yapılması gereken şey kendisine bildiriliyor.

"Andolsun ki. biz, Nuh'u kendi kavmine gönderdik de, O, dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı.
Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Fakat biz, O'nu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık." (17/14-15)

GEMİ YAPMASI EMREDİLİYOR

Cenab-ı Allah CC, Hazreti Nuh’a Aleyhisselâm, kendisini dinlemeyenlerin bir felakete maruz kalacağını,
inananların bundan kurtulması için de bir gemi yapması emrediliyor.

Bir gemi yapımı mühendislik sanatıdır.
Gemiyi imal etmek için kontrüksiyon, imalat ve malzeme mühendisleri bir araya gelerek,
proje gerçekleşmesi için önce bir fizibilite hazırlanır.
Bu geminin vazıfesi nedir?
Buyüklüğü ne kadar olacak?
Hangi malzemeden yapılacak?
Ağırlığı ne kadar olacak?
Titanik gibi şirk sembolü bir geminin  maruz kalacağı dalgalara  karşı mukavemet hesabı nasıl olmalı?
Sonlu elemanlar metodu ile yaklaşım muhtemel tehlikelere karşı yeterli olur mu?

Bu kadar ihtimalleri burada neden sıralıyorum.
Çünkü ilim maluma tabidir.
Bendeniz mesleğim boyunca bunlarla ilgilendiğim için, yapılacakların bazılarını sıraladım.


05.07.2020

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Devamını Oku

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOJİNİN DİLİ

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ


ALLAH’IN ADALET İLE HÜKMEDEN SULTANLARI VAR

Bu vesile ile idare edenlerin adaletle idare etmelerini isteyen Allâh Teâlâ âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Nihâyet Allâh’ın izniyle onları hezîmete uğrattılar ve Dâvûd, Câlût’u öldürdü.
Allâh O’na (Dâvûd’a) hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi;
dilediği ilimlerden O’na öğretti. Eğer Allâh, insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla defetmeseydi,
yeryüzü elbette fesâda uğrardı.
Fakat Allâh, bütün âlemlere karşı lutuf ve kerem sâhibidir.” (7/251)

Dünya hayâtında cârî olan ilâhî nizâmın bilgimiz ve bilimimiz ölçüsünde, insan fıtratına uygun ve herşeyin bir îzâhı vardır.
Şâyet Allâh Teâlâ insanlar arasında adâletle hükmedecek, hakkı ve hukuku gözetecek sultanlar var etmeseydi,
insanların güçlüleri, zayıfları ezip mahvedeceğini  yukarıdaki ayet-i kerime açıkça söylemektedir.

“Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilendir. Gerçekten Biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.” (16/55)

Hazreti Davut Aleyhisselam 40 yıl hükümdarlık yaptıktan sonra 100 yaşında vefat etmiştir.
Yerine oğlu Hazreti Süleyman Aleyhisselâm geçmiştir.
Hazreti Davut’un Aleyhisselâm kabri Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın güney batısında kendi adıyla anılan Davut şehrinde, Sion tepesinin üzerinde olduğu bilinmektedir.
 
Şimdi biz bu peygamberi bilime ve teknolojiye kazandırdıkları ile kazandırmak istediklerini dikkate alıp çalışmamız gerekiyor.
Demiri eline alıp eritme konusu çok önemli bir araştırma konusudur. Demir 1600  üzerinde eridiğini düşünürsek, bunun için de gerekli zamanı dikkate alırsak, bu mucizenin bize vermek istediği çok şeyler ortaya çıkar.
Bugün normal fırınların ısıtmış olduğu yiyecekleri mikrodalga fırınla saniyelerde ısıtmamın mümkün olduğunu bilen bir toplum olarak, bu mucizenin bize söyledikleri için çalışmaya bir an evvel koyulmanın ne kadar önemli olduğu anlaşılır.

02.07.2020
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu 

Devamını Oku

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOJİNİN DİLİ

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ

SESİN İLETİMİ DE MUCİZE HEDİYESİDİR
 
“Gerçekten Biz, dağları (O’na) boyun eğdirdik, akşam-sabah O’nunla beraber tesbîh ederlerdi. Kuşları da toplanmış olarak (O’na itaat) ettirdik. Hepsi O’nun (zikrine katılmak) için dönüp gelirlerdi.” (11/18-19)

“Davud Aleyhisselâm tesbihatına öyle bir kuvvet ve yüksek bir ses ve hoş bir seda vermiştir ki, dağları vecde getirip birer muazzam fonoğraf misüllü tesbihat ediyorlardı.” (2/269)

(resim)
Radyo ve Fonograf
Meselâ: Bir insan bir dağın önünde "Elhamdülillah" dese, dağ da aks-i sada vasıtasıyla aynen onun gibi "Elhamdülillah" diyecek.
 
Ayetin mealinden, radyo, fonoğraf vb. elektronik cihazların da mucize olarak insanlığa hediye edildiğini görüyoruz.

ALLAH FESADA UĞRAYAN BİR KAVMİ DİĞER KAVMİ İLE DÜZELTİR, ZULÜM DEVAM ETMEZ

Davud Aleyhisselâmı anlatıyoruz. Önemli bir konuyu da bahsetmeden geçmeyelim. Mucizeler bize ne haberler veriyor. Nerede bir zulüm hüküm sürerse, Rabbim onu durdurmak İçin hayal edemiyeceğimiz sebepler yaratır.
Çünkü zulmün devam etmesini istemiyor.

CORONA NEDİR

Şu anda Dünyanın yaşamış olduğu korona virüs normalde canlı değil, ama canlanacak ortamı bulunca da, tahmin edemeyeceğimiz bir şekilde çoğalıyor.
Şu anda dünyayı tehdit eden virüsün ağırlığı 2 gramı ancak buluyor. Bu da bir çay kaşığının dibinde bir miktardır. Bu bir mucize değil mi?
Mazlumlara karşı zalimlerin kullandığı topları, savunma sanayini, nükleer santralleri, petrol kaynaklarının patronlarını dize getirmedi mi?
Allah zulmü öyle vesilelerle kaldırmaktadır ki görmezsek, hayal etmemize imkan yoktur.

Çünkü Cenab-ı Allah sultanlardan adaletli muamele beklemektedir. Davut Aleyhisselam’ın oğlu Süleyman Aleyhisselam da adaletli idare etmek için, idare ettiklerinin dertlerini bizzat onların yaşadığı yerlerde ve kendilerinden dinlemiyor muydu?
 
28.06.2020
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Devamını Oku

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOJİNİN DİLİ

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ
 
ALAŞIMLAR İNSANLIĞA MUCİZE İLE GELMİŞTİR
 
Ayet bize, metaller eritilerek alaşımlar yapılabilmesi noktasında ışık tutmaktadır. Demek ki alaşımların ilk mucidi ve ustası mucize eli ile olduğu açıklıkla ifade edilmektedir.
Yani yontma taş devri, cilalı taş devri tarihte ancak cehaletten üretilen bilgiler olarak mı bize anlatılıyor, araştırılması gerekir.
Demirin özellikle insanlık teknolojinin gelişiminde üstlendiği rolü biraz olsun anlatmaya çalışıyoruz.

Yemek kaşığımızdan, toplu katliam aracı olan füze ve roketlere kadar,
sanayiden tarıma kadar, bilgisayar aletlerinden otomotiv aletlerine kadar vazgeçilmez bir şekilde kullanıldığını israrla neden tekrar ediyoruz?

Demek ki demir rezervleri yerini dolduracak başka bir metal gösteremiyoruz. Kesinlikle teknolojide her bir elementin çok büyük görevi olduğu ve olmazsa bu teknolojinin olamayacağı tartışılmazdır.

“Bakır da demir gibi önemli bir rol üstlenmekte olduğu için “telyin-I hadid ve izabe-I nühas ismi ile anılmaktadır.” (2/274)

Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm hakkında
“Ona ilim ve hikmet ile, hakkı ve bâtılı açıkça ayırd eden bir ifade gücü verdik.” (11/20)

SİYASİ OTORİTE OLAN DAVUD PEYGAMBER ŞAHSİ İHTİYAÇLARI İÇİN BİLE ÇOK ÇALIŞIYOR

Mülk ve siyâsî otorite sâhibi, iktisâdî imkânları bol bir peygamber olmasına rağmen, elinin emeğiyle geçinme yolunu tercih etmiştir. Nitekim Rasûlullâh (SAV) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allâh’ın Peygamberi Dâvûd -aleyhisselâm- da kendi elinin emeğini yerdi.” (15/15, 37)

Cenâb-ı Hak O’na şöyle hitâb etmiştir:
“Ey Dâvûd! Biz Sen’i yeryüzünde halîfe yaptık. O hâlde insanlar arasında adâletle hükmet! Hevâ ve hevese uyma, sonra bu Sen’i Allâh’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allâh’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.” (11/26)

Hazret-i Dâvûd’un kırk sene devâm eden idâresi, İsrâîloğulları’nın en parlak dönemidir. Dâvûd Aleyhisselâm Kudüs’ü fethederek, devletine başkent yapmıştı.
O, hem hükümdar hem de bir peygamberdi. Bu iki özellik Hak tarafından O’na lutfedilmişti. Kendisinden sonra yerine oğlu Hazret-i Süleyman geçti ve O’na da peygamberlik verildi.
 
25.06.2020
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Devamını Oku

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOJİNİN DİLİ

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ
 
DEMİR CEVHERİ YERİNE ALTIN OLSAYDI NE OLURDU

Eğer demir cevheri ve rezervleri yerine altın olsaydı bugünkü teknoloji olmayacaktı.
Tabi biz kendimize sorsak; altın ile demiri hiç mukayese eder miyiz?
Neden?
Çünkü altın kuyumcuların kasaların muhafaza edilip ve emniyet tedbirleri alınırken; demir ayakların altında gezmektedir. Biz değerinin buna göre olduğunu düşünürüz.

Şimdi soralım hava mı kıymetli yoksa su veya yiyecek mi? Hiç düşünmeden deriz ki; elbette su ve yiyecek parayla alınıyor, onlar havadan kıymetlidir.

Oysa biz 3 saat veya 5 saat susuz kalabiliyoruz, üç beş gün veya yerine göre bir iki ay aç kalabiliyoruz. Havasız 3 dakikadan fazla kalamayız, beyin ölümü gerçekleşir.
 
Eğer demir rezervleri yerine altın olsaydı, bugünkü sanayi, teknoloji, insanlık böyle imkanlara kavuşması mümkün olmayacaktı.

DEMİRİN KULLANILDIĞI SANAYİ DALLARI

Şimdi sorumuzu tekrar sormaya gerek var mı? Demir cevherleri teknolojinin temellini meydana getirmektedir.
Gerek ev aletlerinde, gerek sağlık sektöründe, gerek Savunma Sanayinde, gerek tarım Sanayinde, gerek inşaat sektöründe, gerek otomotiv sektöründe, sanayinin hangi dalını ele alırsanız alın, temelini demirin teşkil ettiğini görüyoruz.

Onun için demir insanlığa verilen en büyük mucizelerden biridir. Zaten Kur’an-ı Kerim de bunu bildirmektedir.

(resim)
Demir kullanıldığı alanların bazıları

 “Bana (yeterince) demir madeni getirin” dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, “körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.” (14/96)
 
21.06.2020
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu 

Devamını Oku

AYASOFYA CAMİİNİ İBADETE AÇMAK 2

AYASOFYA CAMİİNİ İBADETE AÇMAK 2

Ayasofya Camiini İslâmiyet’e ve Osmanlı İmparatorluğu’na maleden Fatih Sultan Mehmet Hazretleri vakıfnamesinde ne diyor bakınız:

FATİH SULTAN MEHMED HÂN’IN AYASOFYA VAKFİYESİ

“Allâh’ın yarattıklarından Allâh’a ve O’nun rü’yetine iman eden, âhirete ve onun heybetine inanan hiçbir kimse için, sultan olsun melik olsun, vezir olsun bey olsun, şevket ve kudret sahibi biri olsun hâkim veya mütegallib (zâlim ve diktatör) olsun, ... bu vakıfları eksiltmek, bozmak, değiştirmek, tağyîr ve tebdîl eylemek, vakfı ihmal edip kendi haline bırakmak ve işlevlerini ortadan kaldırmak asla helâl değildir!”
...
 “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâ’neti üzerlerine olsun. Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebeddiyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.”
(Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya Vakfiyesi, 1 Haziran 1453)

AYASOFYAYI ESKİ HALİNE KAVUŞTURAN BAHTİYAR BİR YÖNETİCİDİR

Şimdi Ayasofya Camii’inin bulunmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başında bulunan idarecilere burada şahsi görüşü mü arz etmek istiyorum.

Ayasofya, İstanbul fethedilirken Osmanlı’yı törenlerle ve memnuniyetle karşılayan ve o zaman İstanbul’da ikamet eden Hıristiyanlığın İslâmiyete devir ve tesliminin bir abidesidir. Bunun için kilise iken cami olmuştur. Elbette tekrar camiye çevrilmelidir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri de bunu İslam alemi adına tekrar tekrar dile getirmiştir.

“Ayasofya’yı, beş yüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmek ve hâlen İslâm’da çok hüsn-ü tesir yapan ve bu vatan ahalisine âlem-i İslâm'ın hüsn-ü teveccühünü kazandıran...” diyerek önemini ortaya koymaktadır. (Tarihçe-i Hayat - 609)

Ben şu anda ülkemizin başındaki idarecilerimizde, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızda bunu yerine getirebilecek irade, istek, şevk, yetenek ve kararlılığın var olduğunu görüyorum.

Bu kıyamete kadar İslam âleminin hüsn-ü zannına, dualarına ve muhabbetine sebep olacak bir olaydır.

2 Temmuz 2020 tarihinde bir Danıştay kararını beklemekte olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, netice itibari ile icraatın başıdır ve karar verme yetkisine haizdir. Verilecek kararları da şu anda bozacak bir irade göremiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımız da bu fırsatı çok iyi değerlendirecek, 2 Temmuz’dan sonraki ilk Cuma namazını Ayasofya’da kılmaları noktasında, Rabbime duacı olduğumuzu bildirmek istiyorum.
Allah yâr ve yardımcınız olsun.

20.06.2020
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Devamını Oku

AYASOFYA CAMİİNİ İBADETE AÇMAK 1

AYASOFYA CAMİİNİ İBADETE AÇMAK 1

Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri, sınırları üç kıtada yeri olan büyük bir imparatorluğun ilk Padişahlarındandır.
Fatih sultan Mehmed öyle sıradan bir padişah değildir İslam’ın peygamberi Hazreti Muhammed Aleyhissalat-u Vesselamın müjdelerine de mazhar olmuş bir padişahtır. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmed’i sıradan bir insan olarak kabul etmek gaflet ve dalaletin en büyüğüdür.

“İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.”
 (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335; Buharî, et-Tarihu’l-Kebir, I, 81; et-Tarihu’s-Sağîr, I, 306; el-Bezzâr, el-Müsned, el-Müsned, c. II, s. 308; Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, II, 38; Hakim, Müstedrek, IV, 422; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, VI, 219.)

1453 yılına kadar İstanbul Müslümanların ikamet ettiği şehir olmadığı gibi orada yaşayanların da kâhir ekseriyeti gayrimüslimler olduğu için, o zaman İsanbul’da bulunan Ayasofya onların dini geleneklerine göre kullanılmakta idi.

1453 yılı sadece İstanbul’un fethi değil, İstanbul fethedilirken kullanılan teknoloji, bir yeni çağı açıp, eski bir çağı kapatmaya sebep olmuştur. Dolayısıyla Ayasofya Yeni Çağın başlangıcı bir camiidir.

Ayasofya Camiinin mülkiyetini Fatih Sultan Mehmed Hazretleri, bizzat parasını vererek satın almıştır.

1453 yılından 1934 yılına kadar Ayasofya Camii, sadece şu andaki içinde bulunduğumuz sınırlar içerisindeki Türkiye’mizdeki Müslümanların cami değildi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun, bir taraftan Asya, diğer taraftan Afrika, öbür taraftan Avrupa kıtalarında, himayesinde olduğu ve donanması bulunduğu yaklaşık 90 ülkenin de temsilcisi, kalben, ruhen bağlı oldukları istisna bir temsiliyeti olan camiidir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Cumhuriyet hükümetlerinden istediği ve vasiyet ettiği en önemli taleplerinden birisi de Ayasofya’nın cami olarak tekrar ibadete kavuşturulmasıdır.

Bakınız buna çok önem veriyor. Risale-i Nur külliyatında bir çok yerde bunu dile getiriyor.

“... Âlem-i İslâm’ı, hattâ bir kısım Hıristiyan devletlerini de memnun etmek için Ayasofya’yı muzahrefattan temizleyip ibadet mahalli yapmaktır.” (Emirdağ Lâhikası 2 - 245)

Dolayısıyla koca bir İslâm Âleminin abidesi, Hıristiyanların da memnun kalacağı, iman ve inancın mümessili, temsilcisi bir Ayasofya Camiini tekrar eski haline çevirmek; Hindistan‘daki, Suudi Arabistan’daki, Asya’daki, Avrupa’daki, Amerika’daki Müslümanları da, açıkçası bütün dünya Müslümanlarını da memnun edecektir.

Böyle bir mabedin bu kadar müslümanların rızasını almadan, görüşünü sormadan, aslına uygun vazifesinin dışında bir şeyde kullanılması mümkün müdür? Bunu yapan bütün dünya Müslümalarının nefretini üzerine almış olmaz mı?

Bırakınız böyle bir görüş alma yoluna gitmek, ihtişamlı bir imparatorluğun şu an bulunduğumuz sınırlar içerisine sıkışmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde yaşayan müslümanların bile oylarına müracaat edip, Ayasofya’nın camiden müzeye çevrilmesi için muvafakat alınmamıştır. 

Ayasofya Camii alemi İslam’ın ortak kültür mirasıdır. İstanbul fethedildikten sonra Mimar Sinan tarafından Ayasofya Camii yeniden imal edilmiştir. Dolayısıyla Ayasofya Vamiinin 1453 yılından önceki tarihlerle bir bağı bağlantısı kalmadığı gibi, artık İstanbul’da İslam âleminin adeta merkezi halinde bulunmaktadır.

19.06.2020
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

 

Devamını Oku

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ

HAZRETİ DUVUD’UN DEMİR MADENİNİ ERİTMESİ

Yeraltında madenler taş ve toprak içinde nadiren saf, çoğunlukla bir takım bileşikler şeklinde bulunmaktadır.
İnsanlık bu hammaddeyi, yerin derinliklerinden çıkararak, fırınlarda eritip saflaştırmaktadır.
Ya yalnız veya diğer metallerle karıştırarak, alaşımlar halinde kullanmaktadır.

Alaşımların tercih şekli ise ihtiyaç ve kullanım alanına göre teknolojide belirlenmiştir. Yumuşatmak, sertleştirmek, mukavemetini artırmak ya da şekil vermek için farklı işlemlere tabi tutulmaktadır.

MUCİZE ELİ DEMİR ZIRH YAPIYOR

Bu kadar bahsinde bulunduğumuz ve hem insanlığın hem de teknolojinin temeli olan bu mucize metali, bir peygamber eliyle insanların hizmetine nasıl takdim edilmiştir, ayetlerle anlatmaya çalışalım.

Cenâb-ı Hak, Dâvûd Aleyhisselâm’a zırh yapma sanatını da bildirmiş, bu hususta O’nu müstesnâ bir kudretle techîz etmiştir. Âyet-i kerîmelerde buyrulmaktadır:

”Bir de Davud'a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki,
-savaşlarınızda sizi korusun.
-Şimdi siz şükrediyor musunuz? “(5/80)

“And olsun, Dâvûd’a tarafımızdan bir üstünlük verdik.
–Ey dağlar ve kuşlar! O’nunla beraber tesbîh edin!» dedik.
O’na demiri yumuşattık. (O’na):
–Geniş zırhlar îmâl et, dokumasında da ölçüyü gözet (bütün vücudu örtecek kadar yeterli yap)
-Ve (ehlinle birlikte) sâlih amel işleyin!
-Çünkü Ben, ne yaparsanız hakkıyla görenim. (diye vahyettik)”. (3/10-11)

Dâvûd -aleyhisselâm- zırh yaparak hem ordularını düşmanlarından muhâfaza etmiş hem de rızkını elinin emeğiyle kazanmıştır.
Mucize olarak ümmetine ve insanlığa zırhı kazandırmıştır.

Yukarıdaki âyetler işaret ediyorlar ki, telyîn-i hadid, demirin eritilmesi en büyük bir nimet-i İlâhiyedir ki, büyük bir peygamberinin fazlını onunla gösteriyor.

Ayetlerden de görüldüğü üzere demir cevherinin insanlığın emrine verilmesi, açık bir mucize olarak görülmektedir.
 
18.06.2020
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Devamını Oku

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİLERİN DİLİ

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİLERİN DİLİ
 
SANAT HARIKALARI VE FENDEKI GELIŞMELER
(HAVARİK-I SAN'AT VE GARÂİB-İ FEN)
 
Beşerin san'at ve fen cihetindeki yükselişlerinin neticesi olan
san'at harikaları ve
fendeki gelişmeler olarak tayyare,
elektrik,
şimendifer, tren,
telgraf gibi şeyler meydana gelmiş ve
o asırda insanlığın maddi hayatında en büyük mevki almışlar.
 
KUR’AN BÜTÜN İNSANLIĞI MUHATAP ALMAKTADIR
 
Elbette umum nev'-i beşere hitab eden Kur'an-ı Hakîm, şunları sanat eserlerini ihmal etmez.
Evet ''İki Cihet'' ile onlara da işaret etmiştir:
 
Birinci cihet: Mu'cizât-ı Enbiyâ (peygamber mucizeleri)...
İkinci kısım : Bâzı tarihi hadiseler sûretinde işaret eder.
 
SANATKARLARIN PİRİ PEYGAMBERLER
 
Peygamberlere gelen mucizeler bir taraftan
ümmetine Allah tarafından görevli olduklarına delil iken,
diğer taraftan da o mucize alanından ümmetinin ulaşacağı son hedefi göstermektedir.
 
Ancak ne var ki bilim ve bilim adamları, Kur’an-ı Kerim’de bulunan harika olay ve işaretler ile peygamber mucizelerinde bir ders alma yoluna gitmemiştir.
Bu da bizim bilimde maalesef dünyada iyi bir yer almamız şöyle dursun, ilk 500 sıralarda de yer alamayışımıza sebep olmuştur.
İtiraf etmek gerekir ki biz bu gerçeklere yabancı kaldıkça çok iyi yerlere gelemedik.
Ancak yabancılar batıl dinlerinden uzak kaldıkça bilimde bizim önümüze geçtiler.
 
San'atkârların ekserisi, herbir san'atta birer peygamberi,
Ustabaşı,
Üstad,
pîr ittihaz ediyor.
 
Meselâ gemiciler Hazret-i Nuh'u (Aleyhisselâm),
saatçılar Hazret-i Yusuf'u (Aleyhisselâm),
terziler Hazret-i İdris'i (Aleyhisselâm)...
 
18.05.2020
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Devamını Oku