Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

ONUR ve SANATÇI

ONUR ve SANAÇI

Bakmayın dudaklarındaki mutlu tebessüme.
Cebinde taksi parası yoktu o gece.
Ödülünü aldı almasına amma salondaki yerine geçeceğine,                                          Sahnedeki perdenin arkasına geri döndü.                                                        Türkçesi tüydü...                                                                                                    Taksi parası olmayan boş cebi gibi                                                                      Salondaki koltuğu öyle boş kaldı.                                                                                Alkışlarla kalktığı yere geri dönmedi.
Kaldığı yere yaya gitmesini kimse görsün istemedi.
Paris'in neonlu ışıkları altındaki rengarenk caddelerini elindeki heykelcikle,                    Yorgun bir yürekle ama hızlı adımlarla kat etti.
Kaldığı yere vardı...
Onurlu bir ağlayışla Anadolusundan uzak,
Sen nehrinin kıyısında 
Dicle ve Fıratı inadına ayakta selamladı.
O geceden bu güne hep derim ki;                                                                              "düşüncesi ne olursa olsun.                                                                        Sanatçısını unutan sermaye de iktidar da yerin dibine girsin."


MahmutşimşeK
2001

Devamını Oku
ONUR ve SANATÇI

SEVGİLİ MERYEM ANA

*Sevgili Meryem Ana, 

“Analar asla unutmaz” sözünü doğru, sizi de hâlâ oğul İsa'ya ağlar biliriz. Size ayandır. Tüm dünyadaki dini mabetlerinizde anılsanız da bizim buralarda yaşam kanlı ve insanlar bilmecemsi ölüyor... Ve bizim buralarda hâlâ Davudi, Musevi, İsevi ve Muhemmedani annelerimiz, sizin oğul İsa'ya ağladığınız gibi çocuklarının ecelsiz ölümüne ağlıyorlar. Siz ki, ana, baba ve oğul acısı çekmişsiniz. 

Ne olur!

Hz. İsa'nın Meryem anası, ne olur! 

Yetişin Hz. Davud’un Nitzevet anasına,

Yetişin Hz. Musa'nın İmran anasına, 

Yetişin Hz. Muhammed’in Amine anasına…

Önce siz kutsal analar birleşin! Birleştirin tüm anaları, babaları, oğulları, kızları… Ülkemizde, bölgemizde ve dünyamızda durdurun bu kanları…

Mahmut Şimşek

Siyaset Üzerine Aforizmalar

Syf:21

Devamını Oku

KADINIM 2

AOh14Gg2giZ3lUkQ8RahaJ8QNFHfcaCiEw2QUpuzoBHV=s40

KADINIM 2

Her ikindi akşamında,

Zamanı senin için

Bir bardak çayda demlerken.

İçimden sana.

Bardakta suya baka baka

Boynum bükülür,

Gözlerim buğulanır.

Mevsimsiz sevgi yağmurlarında yürümeler,

Nehir gülüşlerin  aklıma gelir.

İnsanın ancak insanın dışında öldüğünü,

Sevenin sevdiğini İçinde nasıl yaşattığını

Ve daha birçok şeyi,

Sen dönmemecesine gidince anladım.

Bir de kimsenin beni senin kadar sevemeyeceğini... 

 

Eylül 2017 Mahmut Şimşek

Devamını Oku

https://youtu.be/rLuxZKoXgJk

19.04 2022 UZAY HABER TV. 

BUGÜN SEVGİLİLER GÜNÜYMÜŞ

*Bugün Sevgililer Günüymüş!

Mahmut ŞİMŞEK

Yeryüzü canlıların en akıllısı, medenileştikçe vahşileşen, yalnızken de bir dokunsan ağlayacak ve sevgiye en çok ihtiyacı olan acınası mahlukat, insan...

Öyle ama arsız mı arsız insanoğlunun şu haline bir bakın. Doğada ne varsa ona dairdir, öncelik onun payıdır. O, hep açgözlü ve oburdur. O, her yedide biri açlık sınırı altında yaşayanından, ultra zenginine kadar ya fiziki ihtiyaçlarını karşılamayacak kadar veya tüm varsıllığına rağmen sevgi yoksunu, sevgiye muhtaç ve aç...

Takvimi, kendi egosunu tatmin için buldu.

Gücünü azaltan genel hatalarını hatırlamak için özel günlere işaretledi zamanı. Ama tarih boyunca bir türlü bölüşmesini bilmedi, bilemedi…

Kimi gücünü, kimi inancını, kimi ruhunu pazarlarken bile… Vuranlara, vuruşanlara bir bakın. Kimin kimi neyle, nasıl da sevgisizce vurduğuna bir bakın. Anlayabileniniz var mı?

Ama Bugün Sevgililer Günüymüş!

“Hiç değilse, (gençlerin hatırı için de olsa), gençler kadar sevgiye saf ve iyimser bakabilsek… Sevgiye sevgiyle gidebilsek… Dün, tanrıça İştar, tanrıça Juna veya Aziz Valentine'nin bakir ve saf yüreklere sevgi armağanını, bugün hâlâ yaşayan törelere ve modern tapınaklarda tuğralara adak olarak sunulmasını ne yapsak da engelleyebilsek?” diyorsanız; Sevdalarınızda yürekli olun...  Sevdiğinize de sevildiğinize de layık olun!

Size desem ki;

 …“yüreği kabaranın,

yüreğinde alazlanan başka bir yürek olanın,

yürek yaşı olmazmış,

günahı sorulmazmış.

Siz, siz olun; sevdalarda olanla aşık atmayın.

 Sevdası olmayanlarla da arkadaşlık yapmayın.

Aşk, tinsel bir insan özelliğidir ve maddeci değildir.”

Aşka ilgisiz kalmayın, ama aşkı seks ve çıkar unsuru olarak da görmeyin.

Aşka seks ve çıkar olarak bakan her kim varsa resmen eşektir.

Neden mi?

Hayvanların içinde sessizlik unvanı bilindiği gibi eşektedir. Eşek yaşamı boyunca iki şey için

anırır.

Bir acıkınca. Bir de sekse ihtiyaç duyunca.

Siz siz olun, seksi ve çıkarı aşkla, sevgiyle karıştırmayın.

Yani eşekleşmeyin...

Yüreğiyle sevgiyi ret eden insan, insanlığını da ret ettiğini bilmeli...

 Bu nedenle kapitalin bu konuda da çıldırttığı, bunalttığı iki ayaklı eşek ruhlu insanlardan korunun.

Kötülerin kirli, akçeli dünyasında ki hayat, birkaç adım ötede bir başka sürse de, tekil, zavallı bir hayattır. Bu hayat; bir şarkı gibi bazen bize rağmen, bizimle yan yana, yanı başımızda devam etse de bizi derdest etmemeli.

Hayat şarkısının her zaman istediğiniz makamda söylenmediğini fark ettiğinizde; ister Şırnak’ın Qesrik Boğazında bir çoban olun, ister Tuşba(Van)da Ah Tamara (Akdamar) diye bağıran genç, ister İstanbul boğazında bir holdingin patronu olun. İlkel geleneklerin alışkanlıkları kadar, modern kapitalizmin ruhsuzluğu, sevgi aşınıza soğuk su katıyor mu? 'Katıyor' diyorsanız, siz sevgi denizinde ve sevginin tadını alanlardansınız. Ruhunuz henüz kirlenmemiş. Tersi durumda da, siz sevgiyi değil, içinizdeki canavara koşuyor, oyalanmak istiyor, kendinizden kaçıyorsunuz. Alışkanlıklarınızı, zaaflarınızı, bağımlılıklarınızı sevgi sanıyorsunuz.

Oysa unutmayın, beyninizin periferisine çarpan günahsız bir kelebektir aşk. Kapınızı çalan hiç büyümeyen çocuktur. Bırakın özgürce yüreğinizden içeri girsin...

Bir şiirim de; 

"Sen aşk,yokluktan anlamayan çocuk" diye tanımlamaya kalkmışım aşkı. Saflık bu ya… Hiç büyümeyen o saf çocukluğum...  Aşk hiç tanıma, yaşa, başa ve yasaya gelir mi ki?

Sevgili Dostlar.

Evet, Bugün Sevgi(liler) günüymüş!

Gazetelerden, televizyonlardan, alış veriş merkezlerinin reklamlarından kulağımızın örs ve çekicine, gözlerimizin pencerelerine 'kiralık ev' ilanları gibi günlerdir bugünü vura vura,  göstere göstere, beynimizin imbik sistemine şartlı öğrenme ile girerek hatırlatıp durdular. Nasıl da 'her şey satılık’, Nasıl da her şeyi, pazarlama ve suiistimal etme özgürlüğü var, değil mi? 

Hadi, gelin bugün sevgilinize alacağınız bir gülün, bir pırlantanın parasını Afrika’daki, Suriye deki, Kürdistan’daki, Türkistan’daki açlara veya sistemin mahkumlarına yada Cizre-Silopi-Sur-Silvan-Varto Halepçe, Erbil “kılıç arttığı” kimliksiz başı açık, yalın ayak çocuklara gönderelim desem de, sesimi kaçınız duyacak?  Ama hiç değilse bu yazıyı okuyanlar gelecek için de olsa bu önerimi bir yere yazıverin, olur mu?

Hadi, gelin insan bitmeyince sevgi bitmez deyin. İyi ki de varmış deyin. İnsan hâlâ doğup büyüyorsa, sevgi de sevgililer de doğup büyüyecek.

Çünkü sevgi insandır, sevgili de insanın gizli, açık ruhunun hazinesidir.

Seven olmadan, sevgilinin de olmayacağını en çok sevilenler bilmeli.

Kolunuza değil, yüreğinize taktığınızdır sevgiliniz. 

Sevmek büyülenmektir. Eksiksiz bir varlıktır, hep vardır.

Çünkü  Aşkın ideolojisi yoktur.

Hapishanesi, gardiyanı yoktur. 

Sevgi çocuktur, ebeveyndir, gurbet, sıladır. sanattır, bilimdir, kültürdür.

Topraktır, çiçektir. kadındır, erkektir.

Sevgi, kimi zaman ülkedir. Allah’tır, anlaşılmazdır, sınır tanımazdır.

Ulusu, dini olmayan bir hazdır.

Saygıdır. Sabırdır. Korkudur. Cesarettir. Tattır.

Seven verici, sevgili alıcıdır.

Seven cömerttir, sevilen cimridir.

Sevgi doğaçlama ve karşısındakinin her türlü bireysel yasasını peşin kabul etmiş, ya da kabule hazırdır.

Sevgi Küstüm Çiçeğidir. Sakın ona yanlış dokunarak, onu incitmeyin.

Bayanlar, Baylar!

Siz bu değerleri ne kadar yaşadınız veya bu değerleri ne kadar yaşamaya hazırsınız? Yanıtınızı bana değil içinizde ki sevgiliye saklayın, karşılaşınca da söylemekten kaçınmayın.  

Sahi, sevgililer günü kaç yaşında bileniniz var mı?

Yanıtınız, Kürdün İştar’ından, Romalı Juno'dan veya Aziz Papazdan başlıyorsa, yanılıyorsunuz.

Sevgililer günü bize Kalubela’dan beri, Adem ile Havva'dan kalmadır. Çünkü ilk sevgililer onlardı. Demek ki, aşk, biz tüm insanlara ilk anne ve babamızdan kalan en eski ve evrensel bir mirastır...

Sevgililer şımarmayın ve unutmayın; sevenleriniz olmazsa sizler de olmazsınız.

Size bir sır daha vereyim; Seveninin kıymetini bilen sevgilinin ömrü, uzun olur.

Artık aramızda olmayan biri için, on yıllar önce yazdığım ve Gönlümün İki Yüzü adlı kitabım’a aldığım Kadınım şiiri boynu bükük, öylece duruyordu. Sizinle paylaşmak bugüneymiş. Beğenirseniz, siz de paylaşırsınız

Sevgililer Gününüz sevginize göre olsun.   

 

KADINIM

Senin için bir şeyler yapmak,

Hala hoşuma gidiyor kadınım.

Ayrıldığımızı,

Bazı bazı unuturum işte.

Bugün Sevgililer günü,

Dün sana gül göndermiştim.

Kadınların para ve çiçek sevdiğini,

Aşksız bir kadından öğrenmiştim...  

Mahmut Şimşek

*Yazarın Notu: Bu köşe yazısı 14 Şubat 2004 tarihinde Güneydoğu Ekspres Gazetesinde yayınlanmıştır.

Devamını Oku

SEÇMELİ DERS KÜRDÇEYI ÖNEMSEYELIM

SEÇMELİ DERS KÜRDÇE’Yİ ÖNEMSEYELİM.

Bilindiği gibi Kürdçe 2012 yılında bundan tam on yıl önce fiili bir genelgeyle müfredata seçmeli ders olarak alındı. Çözüm Süreci ile 2013 yılında da önemli oranda bir taleple bölgede heyecan yaratmıştı. Ancak çok şeyin sekteye uğradığı gibi bu konu da sekteye uğradı. Dilin alt yapısı için öğretmen yetersizliği, var olan öğretmen atamalarının yapılmaması, okullarda kimi yöneticilerin keyfi davranışı, yetersiz bilgilendirme, Hendek–Çukur politkaları, geleceğe dair “kötü niyet” okumaları, iktidarda ve velilerde de seçmeli Kürdçe derse karşı güvensizliği ve karamsarlığı öne çıkardı.

Bu yıl 2022-2023 eğitim öğretim yılında seçmeli dersler için başvurular 07 ŞUBAT 2022 tarihine kadar devam edecektir.

Şüphesiz 5-6-7 ve 8’inci sınıflar için seçmeli derslerin Kürdçenin Kurmanci ve Zazaki lehçelerinin seçilmesi hem Kürdçenin önündeki bazı engellerin aşılmasına vesile olacak, hem de Kürd Dili ve Edebiyatı Bölümlerinden mezun olan öğretmen adaylarının istihdamını sağlamış olacaktır.

İktidarın bu güzel adımının Kürdçenin orta öğretimde seçmeli ders olarak okutulması yeterli olmamakla birlikte çocuklarımızın kendi ana dillerinde eğitim almaları önemli ve değerlidir. Kürdçe seçmeli ders tartışmaları devam ederken, maalesef öğrenci ve velilerinin konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarından veya Kürdçe eğitim verilmeyeceği düşüncesiyle bu dersleri tercih etmedikleri eleştirisi yaygındır. 

Bunun için Kürd dili (Kurmancî-Zazakî)nin eğitimin her alanında kullanılması ve gelecek nesillerin kendi ana dili ve kültürleri ile yetişmelerini sağlamak için başta il valileri, olmak üzere,  siyasi partilerin, üniversitelerin, demokratik kitle kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının, akademisyenlerin, yazarların, yerel ve ulusal basının velilere ve öğrencilere moral motivasyon olmaları, onlara demokratik bir sorumluluk yüklemektedir.    
Kürd çocuklarımızın kendi ana dillerinde eğitim ve öğretim görmelerini teşvik etmek, Kürdçe dil ve kültürünün korunarak gelişmesini sağlamak Türkiye’nin kültürel uniter birliğini istemek kadar doğaldır. Bu hak ve talepler doğal ve annelerinin ak sütü gibi helaldir.  

Kürdçe seçmeli ders için son başvuru tarihinin 07 ŞUBAT 2022 günü olduğunu tekrar hatırlatarak, öğrenci ve velilerimizi seçmeli der olarak Kürdçeyi (Kurmancî, Zazakî) seçmeye,  davet ediyoruz.

İktidar’a önerimiz şudur;
1) Kürd vatandaşlarına önümüzdeki süreçte seçmeli dil eğitimini düzenleyen genelgenin yasaya dönüştürme güvenini sağlaması ve şom ağızları susturmasıdır.  

2) Çocuklara ana dilinde seçmeli ders eğitim ve öğretimi ana sınıfta başlatılmasıdır.
Bu amaçla tüm öğrencilere başarılar ve sağlıklı bir yaşam diliyoruz.

Mahmut Şimşek
Toplumsal Mutabakat Derneği
Genel Başkanı

 

Basın açıklamasının Kürdçesi:

EM GIRINGIYÊ BIDIN WANEYA KURDÎ YA VEBIJÊRK

Tevî ku tête zanîn Kurdî di sala 2012’an de, ango ji vir deh sal berê bi giştînameyek fîelî her wekî waneyek vebijêrk ket nava mufredatê. Di sala 2013’an de jî, bi pêvajoya çareseriyê li herêmê bi rejîyek giring kelecan afirandibû. Lê belê herwekî pir tişt hate lebikandin, ev mijar jî hat lebikandin. Bona bingeha zimên; qîmnekirina mamosteyan, tayin nekirina mamosteyên heyî, li dibîstanan tevgerên hin rêveberên gor kêfa xwe, kêm dan zanîn, polîtîkayên “çahl-xendeqan”, li ser navê dahatûyê xwendinên “neyt xirav” him li ser desthilatiyê him jî li ser dê û bavan li hemberê waneya Kurdî  ya vebijêrk; bê baweriyê û reşbînîyê derxiste pêş. 


Îsal di perwerdehî û hîndekariya 2022-2023’yan de bona serlêdanên waneyên vebijêrk, mawe ew dê heta 07’ê Sibata 2022’yan bidome.


Bê şik di nava van waneyên vebijêrk yên polên; 5-6-7 û 8’an de hilbijêrtina Kurdî ya zaravayên Kurmancî û Zazakî, ew ê him bibe sedemê hilweşîna hin astengên li pêşiya Zimanê Kurdî, him jî ew ê bi xwe re îstîhdama mamosteyên berendam, ên ji Pişka Ziman û Edebiyata Kurdî derçûne bîne.


Bona Zimanê Kurdî, ev gava desthilatdariyê her çiqas hew bi xwendegeha navîn hatibe sînordar kirin jî, dîsa jî gavek erênîye. Erênîye lewre bi zimanê dayika xwe perwerde sendin, bona zarokên me pir giring û bi nirx e. Di vê pêvajoya bona waneyên vebijêrk nîqaş tête kirin de, di salên rabûrî de bandora nepejirandina waneyên vebijêrk ên zimanên Kurdî, hîn bi tevahî ji holê ranebûye. Lewma hin dê û bavên zarokên Kurdan, bona vê gava jîndarî xwedî tirs û fikarên mezinin.


Ji ber vê yekê, bona zimanê Kurdî (Kurmancî-Zazakî) di her qadên perwerdehiyê de bête bi karanîn û bona her nifş bi zimanê xwe yê dayikê û bi çanda xwe bigihêjin; divê di serî de Waliyên Bajaran, hemû partiyên siyasî, zanîngeh, akademîsyen, nivîskar çapameniyên licîh û netewî; ji dê û bavan û ji zarokan re bibin berpal û alîkar. Ev pît, divêhatiya berpirsiyariyek demokratîk e.


Bona zarokên me Kurdan perwerdehî û hîndekariya zimanê dayikê teşwîq kirin; ne dabaşkirin, ne jî cudaxwazî ye. Berovajî, parastin û geşkirina çand û zimanê Kurdî bingeha hevwelatîbûniya azad û wekhev e. Ev maf û dexwaz bi tevahî xwezayî ye û qasî şîrê dayikan jî helal e.
Bona serlêdana waneyên vebijêrk, roja herî dawî 07’ê Sibata 2022’yan e. Divê ev roj neyê jibîrkirin. Ji vê boneyê; em dê û bavên zarokên Kurd vedixwînin hilbijartina waneyên vebijêrk ên Kurdî(Kurmancî-Zazakî)
Ji desthilatê re du pêşnîyaza me heye:
1)Bona devên kirêt bên girtin; divê rojek beriya rojekê giştînameya perwerdehî, ya waneyên zimanên vebijêrk tavilê bête veguhestina zagonek bi bawer û bi rêkûpêk.
2)Perwedehiya waneya vebijêrk a zimanê dayikê divê di saziyên “Pêşdibîstanan” de bête destpêkirin.


Bi van armancan em ji zarokan re serkeftin û tendurustiyê  dixwazin.
Mahmut Şîmşek
Serokê Giştî yê
Komeleya Lihevkirin a Ciwakî

Devamını Oku

Aynı sistemde: Yüzyıl Önce İngiltere, Yüzyıl Sonra Türkiye

Aynı sistemde:

YÜZYIL ÖNCE İNGİLTERE, YÜZYIL SONRA TÜRKİYE

 

Ülkemizi, Ortadoğu’da İsrail’i, Avrasya’da da Rusya’yı saymazsak, Ortadoğu’nun ve Avrasya’nın en ileri kapitalist ülkesi sayabiliriz. Peki, bu minvalden yola çıkarak, Batı’ya göre, ekonomik, demokratik, teknolojik hatta  diplomatik gelişmişlik düzeyimiz ve durduğumuz yer neresidir? Evet, yetişmişlik ve yeterlilik seviyemiz nedir? Kapsama alanımız ne? Bu alanda bulunduğumuz kadar var mıyız? Küresel ve bölgesel anlamada jeopolitik ve jeostratejik ağırlığımız nedir ve reel ağırlığımızın ne kadar farkındayız? Bu sorularımıza, ulus devlet şovenizmini besleyen egemen milliyetçilik damarını tanıyan bilen biri olabileceğiniz gibi, bu sorularımıza horozlanarak da yanıt verenlerden biri olabileceğinizi hesaba katıyoruz ve diyoruz ki, her halinize peşinen eyvallah diyoruz. “Zaten böyle büyütüldük, böyle eğitildik.” diyen zihinsel fısıltılarınızı duyar gibiyiz. Eğer, “insan içinde yaşadığı toplumun ürünüdürsözünde kendini bulan ortak yaşamın ruhi şekillenmesini biraz daha makromize ederek; devletler; bölgesel ve küresel ekonomik yaşamın ürünüdür, desek, kapsayıcı bir abartı mı yapmış oluruz? Bir yüz yıl geriye bir günümüze gelirsek acaba neler hatırlayıp, anlatabiliriz ...

İsterseniz hem yüz yıl önce İngiltere’de hem de yüz yıl sonra Türkiye’de kapitalizmin tarihsel olarak yıllara sirayet eden ve ekonomiden siyasete inançlara bakmadan buraların insanını yoldan çıkaran ortak alametlerine ve gelişimine bir göz atalım. İngiltere’de zaman 20.yüzyılın şafağıdır. Asker postaları henüz Avrupa kıtasını Burjuvalar için, sessizce ön keşif hazırlığı yapmakta... Avrupa ülkelerinin iç siyasetlerini belirleyen vahşi kapitalizm; adaletle değil, rekabetle ve kaba kuvvetle yeniden paylaşım için hazırlandığı yıllardır. Artı değerin neden olduğu dipten gelen dalgaların huzursuzluğu, siyaset unsurlarının dilinde ifadesini nasıl bulduğuna takılıyor aklımız. Aklımıza takılan bu sözleri bize yüz on beş yıl önce İngilizlerin siyasi kurmayı ve dehası Winston L. S. Churchill*in anılarında İngiltere’nin o günlerini, siyasi partilerini ve insanlarının duruşunu sergilemektedir. Gelin Churchill’in bu muhteşem belirlemelerine; yüzyıl önce İngiltere, yüzyıl sonra Türkiye diye bizi düşündürecek o güne, o günden de bu güne getiren gelişmelere bakalım; ” Siyasi olarak Churchill, liberal partinin Lloyd Gorge liderliğindeki radikal kanadıyla iş birliği yapmaya başlamıştı. 1904-18 Ekim’de Carnarvon da “Gal Büyücüsü” yle aynı platformu paylaştı ve 10 Kasım’da Edinburg’da, “Bağımsız bir kapitalist partiden bağımsız bir İşçi partisine nazaran daha çok korktuğunu ilan ederek” İskoç dinleyicilerine şunlar söyledi: ” **Bugünlerde hiç kimse paradan başka bir şey düşünmüyor. Banka hesabı dışında hiçbir şey hesaba katılmıyor. Nitelikli eğitim, uygarlık yönünden üstünlük, toplumsal erdemler her yıl değerini giderek daha çok yitiriyor. Salt zenginlik ise her yıl giderek daha çok değer kazanıyor” derken, siyasetin o dönemdeki güncel tutulmaya çalışılan ve özünde Yahudi düşüncesini eleştirdiğini zannedenleriniz olsa bile, şu konuşmasıyla da sermayenin kötüye kullanılmasına karşılık eleştirisinde de Edingburglulara şunları söylüyor:” Bizim Londra’da mal mülk hırsının kitabına tapan, On Emir’i değil, ‘Yüzde On Emrini savunan önemli bir kesim var.’ Bunlar her gün, kendilerine cesaret veren ‘Tanrım, bize para ver! duasını okurlar. “ Son Liberal hükümet, bakanların halka açık şirketlerin yöneticisi olmasını yasaklayan bir kural koymuştu. Churchill, hâlihazırdaki elli beş muhafazakâr bakandan otuz birinin şirket yöneticisi olduğunu ve bunların altmış sekiz yöneticiliği ellerinde tuttuklarını saptadı. “Bu prensibin böylesine gevşemesi günümüzdeki yozlaşmanın bir göstergesidir.”  Son günlerde serbest ticaret yanlısı Standard gazetesini korumacılık yanlısı bir kişiye satılması da böyle bir şeydi. “Büyük servetlerini halkın haber kaynaklarını zehirlemek için kullananlara ne diyeceğiz.”diye soruyordu koca cüseli, koca beyinli Churchill.

1904 Haziran’ından itibaren Liberallerin safında görülen ve İngiliz halklarına bir Hıristiyan’ın adaletli siyasetini ve liberal ekonomisini sunmaya çalıştı.

Biz de masum ve mazlum bir Müslüman olarak, İngilizlerin dünyaya ve kendi uluslarına kazandırdığı Churchill adlı devlet adamının 1163 sayfalık anılarını yeniden tararken; haşa yurdum siyasetçilerine değil, ama henüz insan olduğunu unutmamış, siyasi safoloji pınarında su içmeyi bekleyen onurlu yurdum insanlarıyla bu kıssadan hisseyi paylaşmak istedik.

Okuyup anlayana ve kendine bir pay çıkarıp, adaletli olmayı duruşuyla sürdürenlere ve düşünenlere, selam olsun… 

Mahmut Şimşek / Siyasi Analist

*Churchill (İş Bankası yayınları 1. Basım 2011)                                                            ** a.g.e. s: 200

Devamını Oku

İKİNCİ ORTADOĞU YA DA AVRASYA(2)

           İKİNCİ ORTADOĞU YA DA AVRASYA (2)

Bir önceki yazımızda Afganistan merkezli Nato paratonerli ABD ve ABD(Av. Birleşik Devletleri)nin Avrasya’ya dair yeni stratejilerinin ipuçlarını ve bölgesel devletlerin konumunu ele almaya çalışmıştık.  Ortadoğu’da yaşanan kanlı “Arap Baharı” kumpasında rol alan mega devletlerden kaçının bu kez “İkinci Ortadoğu” diye adlandırdığımız Avrasya’da birlikte veya karşı bloklarda nasıl yer ve rol alacaklar yavaş yavaş boy verecek...  

Avrasya bölgesini anımsayarak siyasi haritasına bakıldığında nicel ve nitel güce sahip mega ülke Çin’le sınırdaş, koca Sovyetlerin küllerinden doğmuş Rusya'nın narkozundan çıkamamış gencecik devletlerin otakları görülür. Afganistan’ın politik, ekonomik ve bir o kadar primitiv trajik öyküsüne, yeni kader arkadaşlığına soyunanlar kimler kimlerin ittifakıyla bu serüvene hazırlanıyor ve bir birlerini hangi fermentasyonlarda bekliyorlar, bekletiyorlar?

Yüzyılların sosyolojik değişimi ve birikimiyle kaderimize bağlı acılı tarihimizi adım adım yaşadığımız Ortadoğu’dan Avrasya’daki gencecik devletlere bakarken olabilecekleri tahmin edebiliyoruz. Avrasya “İkinci Ortadoğu” tanımıyla beynimizde adını ve yerini adeta altıncı hisle alıvermesi bir rastlantıya, bir sezgiye değil, bir yaşanmışlığa sayın. Pıtırık pıtırık genç devletlerin Sovyetlerin dağılmasından hemen sonra oluşuması, gelişimi ve konuşlanışı doğaçlama tanımımıza sanki alt yapı oluşturuyor. Bu gelşme çok bilinmeyenli belirsizliklerle dolu bakir bir tablo arz etese de bu tanıma evet diyoruz. Bir benzetme olsa bile, ihtimaller bu tanımımıza yakın duruyor. Avrasya’yı "İkinci Ortadoğu" yapma ihtirasına sahip emperyalistlerin gidişatı bize bunu adeta söyletiyor. Zira Sovyet kültünden ayrılan irili ufaklı, ünlü ünsüz devletlerin  henüz kaygan bir zeminde görülmelerinden yararlanmak isteyen ABD, Batı ve Nato'nun Uyrayna'dan başlayarak birer ikişer özgürlük kurgusuyla yönlendirme çabaları bölgedeki kaygıları adeta antagonistleştiriyor.

Peki, Türkiye'nin Ortadoğu’daki stratejisinin koşulları Avrasya’da var mı, sorusunu drekt kendi kendimize sorsak, alacağımız yanıt; Türkiyeyi karadeniz'de komşuluk, Avrasya'nın diğer bilgelerinde  etnik ve kültürel ortak bağları olan devletlerin varlığıyla  duyarlı ve ilgili kılıyor.  Bu devletlerle ikili anlaşmalar çerçevesinde, savunma, kültür ve ekonomik iş birliği, güç birliği var. Bu tür anlatşma ve ilişkilerin devletler arasında barış ortamı kadar, savaş ortamını da tetikleyebildiği biliniyor. Türkiye’nin Ortadoğu’da jandarmalık konumundan diplomatik masalarda müttefik konumunda görülme talep ve pratikleri yeni dünya düzeni emperyalistlerini rahatsız ettiği bilinmektedir. Avrasya’da da en az bu tavır ve seviyede olacağı ihtimalini Karabağ (Kızıl Kürdistan)da Ermenistan’a karşı Azerbaycan’ı askeri savunma ve lojistik konularda desteklediğini masaalarda tutacak güçlerin varlığı unutulmamalıdır. Afganistan’da Nato üzerinden Kabil Hava limanı koruma işletmeciliğine devam isteği ve Talibanla çalışma isteklerine açık bir ülke... Tüm bunların yanında kendisinin de içinde olduğu, Avrasya’da bulunan üye ve gözlemci sekiz ülkeden oluşan Türk Devletleri Teşkilatı TDM ile ilişkilerini de sıcak tutmaktadır. Türkiye’nin bu anlamada Avrasya’da diplomatik rol kesmeyeceği, somut gelişmelere paralel, reel bir politika izleyeceği, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT)nin kah içinde kah önünde olabileceği sinyallerini, Kazakistan olaylarında ise niyetini açıkça belirtti… 

Ancak, Türkiye'nin Avrasya politikası tüm bunlara rağmen tek düze ve kolay olmayacağıdır. Tıpkı Diyarbakırlı annenin evde dalgınlıkla unu leğene değil de kilimin üzerine, sağa sola ellemesini fark eden oğlunun annesine:” Anne anne unu leğene değil, sağa sola, kilimin üzerine eliyorsun” uyarmasına annenin cevaben; ”oğlum, oğlum anana her yer leğendir .” demesi kadar hiç kolay değil...  Gerçek bir, rivayetler muhteliftir ama Türkiye’nin Ortadoğu’da son on onbeş yılda emperyalistlerin projelerinde ne kadar kullanıldığının doğru bilgisine de sahip değiliz. Türkiye’nin artık mega devletlerin salt savunma nöbetinde olmadığı ama çözüm masalarında görüldüğüdür.  Ha… Avrasya'da da bildik mega ülkeler tarafından kullanılabilir tuzaklara ne kadar çekilir, Türkiye’nin Türk Devletleri Teşkilatıyla beraber kendini ve onları ne kadar koruyacağı, karşısına çıkacak güçler ve karşı güçlerin hangi bloğunda yer alacağını, tavırını ve belirleyici rolünü süreç ve zaman gösterecektir. Nazım’ın dediği gibi, “Bir kısrak başı gibi” bu defa başını Anadoludan  Avrasya’ya doğru uzatmış bir Türkiye görüntüsü var. Türk Devletleri Teşkilatı(TDT)yi temsil eden Türki devletlerin Amerika ve Avrupa Birleşik Devletleri ve  Nato ittifakıyla birlikte olası Rusya, İran ve Çin ve hatta Hindistan ittifak karşıtı zor seçeneğin içinde olacak... Ya da tam tersi bu dünyanın yarısından fazlası dörtlüyle beraber “Rus’un ekonomik aşkı başka, diplomatik dansı başka” özelliğini unutarak Amerika ve ittifaklarına karşı duracak...

Türkiye günümüzde bu her iki oynak strateji için de imkan ve manevra gücüne sahip olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin olası gelişmelerle Avrasya’da Ortadoğu’dan daha ağır koşullarla karşılaşabileceğini de...  Doğru seçeneklere daha güçlü ittifak argumanlarına sahip olabileceğini de söyleyebiliriz, Avrasya ana  iki canlıdır ama taşıdığı daha Cenin'dir...

 

Sön söz: Tüm bunlar; elbette iç politikada ekonomik demokraside halklarının ekmeğini, siyasi ve kültürel demokraside de Kürd’ünün demokratik haklarını unutmaması şarttır.

 

Mahmut Şimşek /Siyasi Analist

Diyarbakır

Devamını Oku

DEVA İL BAŞKANLIĞINDAN TOPLUMSAL MUTABAKAT DERNEĞİNE ZİYARET 

DEVA İL BAŞKANLIĞINDAN TOPLUMSAL MUTABAKAT DERNEĞİNE ZİYARET 

Belediye Başkanı, Kanaat insanı, Milletvekili ve Siyasi Partilerin Toplumsal Mutabakat Derneğine nezaket ziyaretleri devam ediyor.

DEVA Partisi Diyarbakır İl Başkanı Av. Cihan Ülsen  bir kısım il yönetimi ile Toplumsal Mutabakat Derneği'ni ziyaret etti. Dün akşam saatlerinde TMD Genel Merkezinde gerçekleşen görüşmede TMD Başkanı Mahmut Şimşek ve arkadaşları misafirlerini kapıda karşıladı. Yaklaşık 130 dakika süren nezaket ziyaretinde DEVA il başkanı Ülsen, partisinin 20 konsepten oluşan iktidar paketinin açıklanan 5 bölümünden  tarım, teknoloji, ekonomi, demokrasi ve eğitim konularının bölgesel kısımlarını satır başlarıyla dile getirdi.

İKİNCİ ÇÖZÜM SÜRECİ DEMOKRASİMİZ İÇİN BİR İHTİYAÇTIR


TMD Başkanı Şimşek ise; "biz demokrasi bahçesinin aşılı meyve ağaçlarının partiler, aşısız doğal meyve fidelerinin ise Stk’lar olduğuna inanıyoruz. Takdir edersiniz ki, siz siyasetin profesyonel dünyalıları olsanız da biz amatör dünyalıların lojistik desteğine ihtiyacınız var. Doğal yaşamı dar sokaklardan bulvarlara çıkaran pusula sivil derneklerdir" dedi. Şimşek ve Ülsen sohbette yeniden istikrar için "ikinci bir çözüm süreci" demokrasimiz için bir ihtiyaç olduğunda antat kaldıkları ve ülkesel bir toplumsal mutabakatın geçiktirilmemesini  dile getirdiler.

HAK ARAYANI DİNLEMEK, ANLAMAK VE YAŞATMAK GEREK

Şimşek: "Ayrıca kabul etmek gerekir ki, bu sistemin iki hak arayanı yüzyıldan beri kırılgandır ve mutsuzdur. Bunlar  Müslümanlar ve Kürdlerdir. Bu mutsuzları ve kırılganları siyasi demokrasimizin ve inancımızın obezi yapmamak gerekir. Bu mutsuz ve kırılgan kesimlerin demokratik teamüllere göre İslam'i ve Kürd hakları eksik ama onu da bu iktidarın ancak de facto olarak kısmi iyileştirdiğini ama kimi çevrelerce çıkmaza sokulduğunu" dile getirdi. "Elbette bu düşünceler ulus devlet anlayışına göre değil, toplumsal mutabakatla üniter demokratik devlet yapısı temelinde siyasiler arasında yeniden dillendirilmelidir. Hak arayanları dinlemek, anlamak ve yaşatmak gerekir. Bunun için tüm partiler ulusal mutabakatı değil, eşitlik için toplumsal mutabakatı sağlamaları gerekir.

BAŞKANLIK SİSTEMİ DEMOKRATİK CESARET VE ORTAK SORUMLULUK İSTER 

Başkanlık sistemini de yasal alt yapısını sağlamak ve geciktirmemek gerkir. Bu sorumluluk ortaktır ve bu işin iktidar veya muhallefet partisi olmanın şartı yoktur. Tüm mesele demokratik cesaret ve ortak sorumluluğun farkında olmaktır." diyen Şimşek;" Başkanlık sistemi daha referandumda kimi eksantrik parti liderlerinin hesabına gelmedi belki ama artık tüm partiler ileri demokrasi için başkanlık sisteminin alt yapısının iyileştirilmesi için çalışmalı. Parlamenterizme u dönüşü ülkeyi çeyrek yüzyıl uğraştırır, geriletir. Bugün de öne çıkan; Ekmek ve Kürd iki temel sorunumuzdur. Bunu da profesyonel çözümleyiciler olarak gördüğümüz partiler çözer. Yenisiniz ama yeni söylemlerinizi ve farkındalığınızı duyurmalısınız. Siyasetinizin stratejik yol işaretlerini tanımlarla belirlemenizi naçizane öneririz. Başkanlık sistemini önermesiz, karartma, koparma çabaları doğru çabalar değil. Dünyada parlementerizmin hantal yapısına yer kalmadi. Siz de başkanlık sisteminin alt yapısına yerel demokrasi ve bölge halkınız için düşüncede katkı sunmalısınız "dedi.

ŞOVENİZM İLE BİR YERE VARILMAZ

DEVA İl Başkanı Ülsen ise; " Şimşek Başkan, başkanlık sisteminin bölgemiz ve Kürt ve Müslüman halkımiz, üniter yapımız için gerekli olduğuna ben de inanıyorum. Ancak inatlaşma, demokratik alt yapısısz ve ulusal şövenizm ile bir yere varılmayağı anlaşılana kadar, herkesin işi zor. Biz özellikle ideolojik değil, sizler gibi demokratik duruşu olan stk'larla ve tüm partilerle görüşmeleri sürdürmeyi arzuluyoruz. Kentimizin diğer partileriyle diyalogtayız. Biz de yeni "Çözüm Süreci" başlamalı diyoruz" dedi. 
Başkanlar iyi dilek temenileriyle sohbeti bitiriken Şimşek; " Değerli Başkan ve değerli arkadaşlar, bizi onurlandırdınız. Çok teşekkür ediyoruz... Biz de Toplumsal Mutabakat hareketi olarak en kısa sürede ziyaretinize geleceğiz" dediği  öğrenildi.

Devamını Oku
 DEVA İL BAŞKANLIĞINDAN TOPLUMSAL MUTABAKAT DERNEĞİNE ZİYARET 

BU SİSTEMDE ADAMIN VARSA, ADAM OLMANA GEREK YOK.
Mahmut Şimşek
(Siyaset üzerine Aforizmalar syf:78)