Hakkında
Muhsin Yazıcıoğlu'nun da dediği gibi ; "Haksız bir dava da 'Zirve' olmaktansa, Haklı bir dava da 'Zerre' olmayı tercih ederim"
  • İlgi Alanları: Siyaset,Tarih,Fotoğraf,Teknoloji
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Şehir Isparta
  • Doğum tarihi 05 October
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Kudüs'ün siyasi tarihini hiç okumuş muydunuz?
Cevabınız hayır ise;
Yeni yazım "EY KUDÜS !" Sizlerle

Mustafa Ali Tosun

EY KUDÜS !

Tur dağını yaşa ki bilesin nerde Kudüs,

Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum.

Ayarlanmadan Kudüs’e boşuna vakit geçirirsin

Buz tutar gözlerin görmez olur.

Gel Anne ol. Çünkü Anne bir çocuktan bir Kudüs yapar.

Adam baba olunca içinde bir Kudüs canlanır.

Yürü Kardeşim! Ayaklarına Kudüs Gücü Gelsin.

 

 

   Kudüs tarihteki en eski şehirlerdendir. Tam olarak  Mescid-i Haram’dan 40 yıl sonra kurulmuştur. Yani yeryüzündeki 2. Mescidimizdir.  Milattan 3000 yıl önce, Şehre ilk hicreti Araplardan Kenâniler yaptı. Bölgenin adını Kenan yeri koyarak uzun yıllar bu bölgede hakimiyetlerini sürdürdüler. Kenaniler bu bölgeye yapılan saldırılara  karşı çıkıp şehrin güvenliğini sağladılar.

  

   Daha sonra Kudüs şehri Mısırlı firavunlar tarafından ele geçirildi. Lakin şehir ellerinde uzun bir süre kalmadı. Büyük İskender, Filistin’i ele geçirdiğinde Kudüs şehrine sahip oldu. Büyük İskender öldükten sonra yerine gelen halifeleri hâkimiyeti devam ettirdiler. M.Ö.63 yılında Roma imparatorluğu kumandanı Kudüs’ü ele geçirerek Kudüs’ü Roma imparatorluğu sınırlarına kattı. Bu İstikrar Kudüs şehri için fazla sürmedi.

  

   Kral 2. Farisi, Suriye'yi işgal etti ve bu işgal Kudüs'e kadar uzadı. Kiliseleri, mabetleri ve mukaddes yerleri yerle bir ettiler. Bölgede kalan Yahudiler, Hristiyanlardan intikam almak için Farisilere katıldılar ve böylece Bizanslılar şehri kaybetmiş oldular. Bu durum uzun sürmedi ve Bizans imparatoru, Filistin’i miladi 628 yılında işgal edip Farisileri şehirden kovdu. Ve Bizans, şehre tekrar haç koydu.  Genel olarak tarihe baktığımızda Filistin bölgesinde ve özellikle Kudüs şehrinde Yahudilerin bölgede bulunduğu zaman çok kısadır. Lakin her daim burada hak elde ettiklerini savunmuşlardır.

  

   Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in İsrâ hadisesi gerçekleştiğinde, İslam fetihleri devri başladı. Bu hadisede Kâbe ve Mescid-i Aksa’nın aralarında manevi olarak bağlantı kuruldu. Bu hadise ile Kudüsle aramızda ilk manevi bağlantı kuruldu.

  

   Daha sonra  İslam Ordusu , Ubeyde Bin Cerrah önderliğinde şehri kuşattılar. Şehir alındığında Hz.Ömer şehre geldi. Şehrin anahtarını bizzat Patrik Safronyus tarafından aldı. Şehri aldıktan sonra bir güven fermanı yazıldı ve Hz. Ömer şehrin ismini İlya'dan Kudüs’e çevirdi. Hz. Ömer’in Kudüs’e gelmesiyle de Kudüs ile aramızdaki ilk maddi  bağlantı kuruldu.

  

   Hz.Ömer (r.a) devrinden sonra Emeviler şehri kontrol altına aldılar ve çok önem verdiler. Günümüzde bulunan Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahrayı Emeviler inşa etmiştir. Emeviler, Kudüs’te  661 ile 750 yılları arasında hüküm sürdüler. Abbasiler 750 ile 878 yılları arasında Kudüs şehrine hâkim oldular. Abbasiler ve  Mısırlılar arasında olan askeri darbelerden dolayı şehirde istikrarsızlık yaşandı.

  

   1071 tarihinde Selçuklular şehre hâkim oldu. Daha sonra Mısırlılarla yaptıkları çatışmalardan dolayı haçlılar bundan istifade ederek 88 yıl Kudüs’ü işgal ettiler. Kudüs tekrar haçlıların elindeydi.

 

    Daha sonra “Kudüs fetholuncaya kadar gülmek bana haram olsun!” diyen ve 33 yıl boyunca da gülmeyen bir komutan geldi. O azimli bir Kudüs aşığı olan komutan, Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi idi.

   (Selahaddin Eyyubi deyince bir gençle arasında geçen şu diyaloğu anlatmadan geçemeyeceğim.)

 

   Selahaddin Eyyubi, Kudüs seferi için tüm hazırlıkları tamamlamıştır. Lakin sefere çıkmak için o manevi havayı, fetih havasını daha bulamamıştır. Kudüs’ü fethetmeden önce  manevi havayı ölçmek amacıyla halkın arasına girerek milletiyle beraber namaz kılmaya özen göstermiştir.

Bir gün Cuma Namazı esnasında cuma hutbesinde olan Selahaddin Eyyubi’ye bir genç bağırır !

“- Sen bize Kudüs‘e cihadı emret. Başka ne konusundan bahsediyorsun” der.

Selahaddin cevap vermez…

Ertesi gün yani cumartesi günü, sabah namazına durmadan önce Selahaddin Eyyubi  sorar:

“-Dün bana hutbede cihadı emretmemi isteyen genç nerede? “

Ses yok…

Çünkü genç belli ki, o sıcacık yatağından kalkıp Sabah Namazına gelmemiştir.

Selahaddin Eyyubi bunun üzerine arkasına dönüp der ki ;

“-Vallahi ! Cuma namazına gelenler, sabah namazına gelmediği müddetçe Kudüs’e cihadı emretmeyeceğim! “  “

 

 

  

   1187 yılında Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü Hittin Savaşında Haçlıların elinden geri almayı başardı. Kudüs halkına en iyi şekilde muamelede bulundu. Kubbet-üs Sahra’nın üstündeki haç işaretini kaldırttı. Şehrin restore, mimari ve yenilenmesine çok önem verdi. Mescid-i Aksa’ya Nureddin Zengi'nin hazırlamış olduğu minberi hediye etti. Bu minber öyle bir minberdir ki aynı zamanda İslam şaheserlerindendir.

  

   Selahaddin Eyyubi’nin ölümünü fırsat bilen batılılar, Kudüs’e tekrar hakim oldular. Lakin bu hakimiyet fazla sürmedi. Şehir tekrardan Memlüklerin eline geçti ve 1517 yılına kadar da Memlüklerde kaldı.

 

  

   XVI. yüzyıla girildiğinde Osmanlı Devleti en güçlü dönemlerini yaşıyordu.  Yavuz Sultan Selim kendisine hedef olarak Batıyı seçmişti ve batı seferine hazırlanıyordu. Lakin daha sonradan kararını değiştirip Safeviler ve Memlüklerin üzerine yürümeye karar verdi. Çünkü Memlükler, Safevî  Sultan Şah İsmail ile iş birliği yapmışlardı. Bu iki devletin iş birliği, Osmanlı Devleti ve Anadolu birliği için büyük bir tehlike idi.

  

   Osmanlılar 28 Aralık 1516’da Sinan Paşa önderliğinde, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferinde Kudüs’e girdiler. Kudüs’ün Fethinden sonra Yavuz Sultan Selim Mukaddes Kudüs şehrini 31 Aralık 1516 tarihinde ziyaret etti ve şehrin ismini Kudüs-ü Şerif olarak değiştirdi. Osmanlı Devleti Kudüs'e 400 yıl hâkim olmuştur. Osmanlı için Kudüs her zaman büyük önem taşımıştır. Kanuni Sultan Süleyman, Sultan 4.Murad, Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz ve 2.Abdülhamid Han Kudüs Şehri için pek çok hizmette bulunmuştur.

  

   Osmanlı’nın Kudüs’teki varlığı ve yaptırdığı eserler günümüzde halen varlığını sürdürmektedir.

   

   Kanuni Sultan Süleyman; Kudüs Şehrinin surlarını ve Kudüs kalesinin restoresini yaptırmıştır. Birçok sayıda çeşme, Kubbet-üs Sahra’nın yer döşemesi, Mescid-i Aksa’nın Surlarını ve Kapılarını Restore edip yenilettirmiştir.

  

   Peygamber Efendimiz (s.av.)’in Miraca yükseldiği kutsal kayayı çevreleyen kutsal yapı  7. yüzyılda Halife Abdülmelik tarafından yaptırılmıştır. Bugünkü görünümünü ise Kanuni döneminde almıştır. Kanuni bu kutsal mabedin dış yüzünü mermer ve çinilerle süslemiştir. Mavi, yeşil ve sarıyla karışık bu çiniler binaya bugünkü ihtişamlığını vermektedir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Kudüs’e 40 milyon akçe, bugünkü bedelle yaklaşık 1 trilyon 500 bin TL vakfederek buraya hizmetlerini en güzel şekilde gerçekleştirmiştir.

  

   Sultan Abdülaziz döneminde Kudüs’ün yolları mermerlerle döşenmiştir ve bu döşemeler günümüzede halen daha mevcuttur.

    

   Kudüs şehri Osmanlı Döneminde 400 yıl boyunca barış ve huzur içinde yönetildi. 1.Dünya Savaşı’ndan sonra ise Kudüs’ün yönetimi Osmanlı idaresinden çıkarak İngiliz mandasına geçti.  14 Mayıs 1948 tarihinde İngilizler Kudüs şehrinden çıkarak, bölgede İsrail işgalci devleti kurdular ve o tarihte Arap-İsrail çatışmaları başladı. Filistin’in 5’te 4’ünü işgal ettiler. 1967 savaşının 7.Gününde İsrail Kudüs’ün tamamını işgal etti. Bu işgal hala devam etmektedir. Bu süreç içinde şehir halkı işgale karşı direnişe devam ettiler.

  

   Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa artık İsrail tarafından yönetilmektedir. İsrail’in Kudüs’ü Yahudileştirmeye yönelik çalışmaları ise halen  devam etmektedir.

  

   İsrail 1980 yılında Kudüs’ün tamamını başkenti ilan etti. Ancak bugüne kadar Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan hiçbir devlet olmadı. Lakin ABD Başkanı Donald Trump, İslam Dünyasından gelen tüm tepkilere karşın Kudüs'ü İsrail'in resmi başkenti olarak tanıdı. Bu anlamda, Trump'ın kararı da bir ilk olma özelliği taşıyor. 21.12.2017 tarihinde BM Genel Kurulunda yapılan oylamayla, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığı karar reddedildi.

  

   Kudüs tarih boyunca, birçok kutsal yapıya ev sahipliği yapmasından ve üç semavi din olan İslamiyet, Yahudilik ve Hristiyanlık için çok kutsal yerleri içinde barındırmasından dolayı çok sayıda savaşa sahne oldu ve defalarca yıkıldı, yeniden inşa edildi.

 

    Peygamberlerin ortak mirası olan Kudüs günümüzde birçok çatışmaya ve rezilliğe sahne olmaktadır. Batılı devletler ve Siyonist İsrail, Kudüs üzerindeki hassasiyetimizi halen daha anlamayıp o mübarek belde de kan dökmeye devam etmektedirler. Filistin topraklarının Vahşi İsrail tarafından işgal edildiği bir dönemde Selahaddin Eyyubi’nin hayatını ve Kudüs’ü nasıl fethettiğini bilmemiz gerekiyor.  Selahaddin Eyyubi’nin  o günün ve bugünün parçalanmış İslâm dünyası için geçerli olan harika bir tespiti var:

  

   “Dostlarıyla uğraşanlar, düşmanlarıyla savaşamazlar”.

   

   Ne yazık ki, Selahaddin Eyyubi zamanında olduğu gibi, bugün de Müslümanlar birbirleriyle savaşıyor, savaştırılıyor. İbret alınmayınca tarih tekerrür ediyor: İslâm dünyası bugün yine paramparça! Suriye, Yemen, Irak, Libya vb. ülkelerde iç savaş devam ediyor; dünyanın birçok yerinde Müslüman Müslüman’ın kanını döküyor; dahası büyük şeytani güçler bölgesel bir Şii-Sünni savaşı çıkarmak için bütün entrikaları çeviriyorlar.

  

   Evet, birbiriyle uğraşan Müslüman Dünya, Siyonist katillere karşı mücadele verebilir mi?

  

Çözüm ise, Selahaddin’in o gün kurduğu İslâm Birliği’ni bugün de yeniden kurmaktan geçiyor. Nasıl ki Selahaddin Eyyubi, zamanın Bağdat Halifesi başta olmak üzere, bütün âlimleri ve devlet adamlarını Şam’da toplayıp “kendi aralarında savaşa son verme ve Haçlılara karşı birlikte hareket etme” kararı alınmasını sağlamışsa, bugün de böylesi bir karar birliğine varmadan sonuç alamayız.

  

   Ümmet-i Muhammed bugün, Selahaddin Eyyubi’nin yaşadığı tarihsel şartların bir benzerini yaşıyor. Paramparça bir görünüm arz eden İslâm âlemi bugün de Çağdaş Haçlıların art arda gelen saldırıları ile karşı karşıya. Bu durumda, Müslümanlar olarak Selahaddin Eyyubi’nin izinden yürüyerek namaz bilincini kuşanmak ve yeniden ayağa kalkmak zorundayız.

  

   90 yıllık Haçlı zulmünü yaşamış, ardından Cihan Komutanı Selahaddin Eyyubi'nin Müslümanlığa bahşettiği Kudüs, Haçlı zulmünü aratmayan, 50 yıllık alçak bir Siyonist işgalinin uygulandığı, Dünyanın görmezden geldiği, nice insanlık dışı katliamın yaşandığı bu mübarek belde; hain bir hançer darbesiyle,  Siyonizm’e ait kılınmak isteniyor.

  

   400 yıllık Osmanlı himayesinde bir damla kanın dökülmediği bu kutsal topraklar, bugün kirli oyunlarla, alçakça politikalarla, akla ziyan kararlarla kan gölüne dönüştürülüyor ve dönüştürülmek isteniyor.

 

   Ancak Siyonist İsrail ve tüm Dünya bilmelidir ki; Kudüs'te ezanlar susturulamaz. Kubbet-üs-Sahra, Mescid-i Aksa, Burak Duvarı, Nebi Kapısı Siyonistlere terk edilemez. Kudüs tutsak kalamaz!

  

   Kudüs; İstanbul'un, Kahire'nin, Şam'ın, Kerkük’ün, Bağdat'ın, Saraybosna'nın Mekke’nin, Medine’nin ve diğer tüm Müslüman şehirlerin kan ve can kardeşidir.

  

   Bizlerin, Batılı devletler ve Siyonist İsrail’e karşı yürüttüğümüz bu Kudüs davasında içimizdeki bazı kişiler bizlere engel olmaya çalışacaktır. Lakin herkes şunu iyi bilsin ki Kudüs ve Filistin davasından asla vazgeçmeyeceğiz!

  

   Kudüs Müslümanlarındır, Kudüs İslamındır. Kudüs; ilk kıblemizdir, ikinci mescidimizdir. Peygamber efendimizin göğe yükseldiği mukaddes toprağımızdır.

  

   Kudüs kalbimizi titreten bir haykırıştır. Kudüs; dindir, imandır, davadır, heyecandır. Kudüs Müslümanlara Hz. Peygamberin müjdesi ve emanetidir.

  

   Kudüs Müslümanların istikbal ve istiklalidir. Kudüs İslam’ın Başkentidir. Kudüs Sayın Cumhurbaşkanımızın da belirttiği gibi Kırmızı Çizgimizdir.

  

    Kudüs bizler için; Selahaddin Eyyubi’nin rüyasıdır, Sultan Abdülhamid’in davasıdır.   Hazreti Ömer'in, Yavuz Sultan Selim’in, Kanuni Sultan Süleyman'ın mirasıdır. Kudüs bize son Osmanlı Askeri Onbaşı Hasan Usta'nın emanetidir.

 

   Selam olsun emanete sahip çıkıp ihanet etmeyene, Selam olsun davasından dönmeyene, Selam olsun dava kutsal diyenlere, Selam Olsun Özgür Kudüse.

 

Selam Olsun, Selam Olsun, Selam Olsun…

 

İletişim:

malitosun32@live.com

Twitter       : @malitosun32

Instagram : @mustafaali_tosun

 

 

Devamını Oku
EY KUDÜS !

MESELE “PAPAZ” DEĞİL SİZ HÂLÂ ANLAMADINIZ MI?

 

    Evanjelizm ya da Evanjelikler, İzmir’de ev hapsinde olan Amerikalı Rahip Andrew Brunson kriziyle bir anda Türkiye’nin gündemine oturdular. Evanjelikler, ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı yaptırımların ateşleyicisi olarak biliniyor. Peki kim bu Evanjelistler?

*

Evanjelizm “Kutsal kitaba yönelmek” demektir. Evanjelist ise “Hristiyanlık bildirisini yayan kişi” anlamına gelir. Evanjelizm; Hristiyanlığın üç ana mezhebinden biri olan Protestanlığın alt koludur. Protestanlığın çıkışına öncülük eden ve Evanjelizm adını ilk kullanan kişi Martin Luther’dir.

*

KİM BU MARTİN LUTHER?

 “Kimdi bu Martin Luther yaa? İsmi çok tanıdık geliyor” dediğinizi duyar gibiyim sanki. Evet, sizin de hatırlayacağınız üzere ortaokul yıllarımızdan beri derslerimizde gördüğümüz, kendisini “Alman İlahiyatçı, reform hareketinin lideri” olarak tanıdığımız kişinin ta kendisidir.

*

Trump’un ve “koyu bir Evanjelik” olan yardımcısı Mike Pence’in seçilmesinde olabildiğince etkisi olan ve sayıları 100 milyon civarında olan ABD’deki Evanjeliklerin, ABD ve Türkiye arasında yaşanan ateşi körüklediklerini görmemek elde değil. Aynı zamanda Evanjeliklerin bugünlerde Amerikan siyasetine müdahalede bulunduklarını da biliyoruz. (Ne de olsa Amerika’nın 2. ismi kendi adamları.)

*

Değerli okuyucu;

Peki, bu Evanjelistlerin Türk ve İslam düşmanlığı nereden geliyor?

*

Öncelikle şunu söylemeliyim ki; Batı’da ‘Müslüman’ kelimesi çok çok az kullanılır. ‘Müslüman’ ve ‘Türk’ kelimeleri birbiriyle bağdaştırılmıştır. Kısaca Batı insanları ‘Müslüman’ yerine, ‘Türk’ veya ‘Türkiye’ adlarını kullanmaktadırlar. Hiç şüphesiz şunu da biliyoruz ki, Türkiye’nin AB’ye alınmamasının tek sebebi ‘Müslüman’ kimliğidir.

Evanjelikler, bugünlerde içeriği çok tehlikeli bir kitap okuyup, tartışıyor. Evanjelik çevre tarafından tanınan Craig C. White’ın; “Türkiye, İsrail’i İşgal Ediyor: Armageddon’a Az Kaldı-Şimdi Uyanmanın Zamanı” adlı kitabı.

Kitaba göre Türkiye’nin önce Suriye’yi işgal edip sonra İsrail’e yürüyeceğini, bütün bunların İncil’de yazdığını ve bu olaylar sonunda Armageddon savaşının çıkacağı belirtiliyor. (Armageddon savaşı; Evanjeliklerin inanışına göre iyilerle kötüler arasında gerçekleşecek olan bir kıyamet savaşıdır.)

*

Evanjelikler, Türkiye’nin Afrin’e girmesini terörist örgüte karşı verilen bir mücadele olarak değil, Türkiye’nin adım adım İsrail’i işgal etmek için yaklaşma süreci olarak görüyorlar. Sanırım Afrin Operasyonu’nun Batı’da niye bu kadar ses getirdiğini şimdi daha iyi anlıyoruz.

*

Evanjelistler, bu düşmanlığı öyle bir hale getirmişlerdir ki Türklerle ve Müslümanlarla savaşmanın, kendilerinin bir dini vazifesi olduğunu savunurlar. Bu noktada Dr. Ramazan Kurtoğlu’nun şu deyimi bizleri biraz daha aydınlatacaktır. “Evanjelistler, Armageddon Savaşı’nda Deccal’la, yani Müslümanlarla Yahudilerin savaşacaklarına inanıyorlar.” Bu noktada Evanjelik-Siyonistler, Armageddon Savaşı’nda kendilerini iyi taraf olarak Müslümanları ise kötü taraf olarak gösteriyor. Bu nedenle ki Müslümanlara olan kin ve nefretleri her geçen gün kat kat artıyor.

*

EVANJELİSTLER ERDOĞAN’I ‘DECCAL’ OLARAK BİLİYOR

 Burada ilk olarak şunu ifade etmek gerekir ki, tarihte Hristiyanlar Müslümanlar karşısında ne zaman yenilmişlerse, o dönemdeki güçlü Müslüman lideri Deccal olarak nitelendirmişlerdir.

Craig C. White gibi Evanjelik-Siyonistlerin yazdıkları kitaplara ve yazılarına bakılırsa,

Evanjelistler tarihte üç kişiyi ‘Deccal’ olarak nitelendirmişlerdir; Kudüs’ü fethettiği dolayısıyla Selahaddin-i Eyyübi’yi, İstanbul’u fethettiği dolayısıyla Fatih Sultan Mehmet’i, günümüzde ise Trump’ın ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararına en sert tepkiyi veren, bu konuda İstanbul’da iki ayrı İİT (İslam İşbirliği Toplantısı) zirvesi’nin toplanmasına öncülük edip önemli kararlar alan, en önemlisi de İslâm ülkelerinin de ‘Ümmetin Lideri’ olarak nitelendirdiği Başkanımız Erdoğan’ı  "Erdogan is the Antichrist! - Erdoğan bir Deccal'dir" yazılarıyla hedef alıp Başkanımızı ‘Deccal’ olarak nitelendirmişlerdir.

Craig, kaynak olarak;

 İncil’in "Vahiy" bölümlerindeki ilgili bazı noktalarından delillendirmeye çalışmıştır.

*

Gelelim Trump’un ve birtakım kesimin son günlerde Türkiye’ye karşı tutumlarına. Sizde fark ettiyseniz Trump son günlerde sanki yangından mal kaçırırmış gibi çok hızlı kararlarla olabildiğince Türkiye’nin üzerine geliyor. Örneğin;

-Pence’in açıklamalarından sonra Dolar ve Euro’nun birden tarihteki zirvesini yaşaması

-Trump’un birden Türkiye’den alınan alüminyumdan %20, çelikten %50 vergi alınmasını onaylaması

-Trump ve yönetiminin, Türkiye ile olan NATO’daki Stratejik Ortaklığını görmezden gelip Türkiye’ye birden tehditkâr dillerle saldırıp yaptırım uygulaması

-Son olarak ta 2 gün önce gördüğümüz diplomasi terbiyesine uyuşmayan iğrenç tehditkâr ifadeler. ABD yönetiminin Başkanımıza olan hitabıyla “Yarın(12.08.2018) akşam saat 18.00’a kadar Rahip Brunson’u göndereceksiniz. Yoksa sonuçlarına katlanırsınız” söylemi.

*

Peki, birden ne değişti de Trump, NATO müttefiki olan Türkiye Cumhuriyetine birden yaptırım uyguladı? Ne değişti de Türkiye Cumhuriyetine çirkin sözlerle saldırmaya başladı?

*

Değerli okuyucu, bu sorunun cevabını bulmak çok zor değil.

Şöyle ki, Trump’un da  Pence’in  de Türkiye’yi küstahça tehdit etmesinin tek sebebi seçimler. Yani “Trump sıkıştı” desek tam yeridir. Evanjelikler blok halinde Trump’ı desteklemişler ve onun seçilmesinde önemli rol oynamışlardı. Kasım’da Kongre ara seçimleri yılın en önemli siyasi süreci olarak büyük önem taşıyor. Cumhuriyetçiler her iki kanatta da üstünlüklerini devam ettirmeyi, Demokratlar ise en az birinde üstünlüğü ele geçirerek 2020 başkanlık seçimleri için avantaj sağlamayı amaçlıyorlar. Bu seçimde Cumhuriyetçilerin durumu kritik ve Demokratların, çoğunluğu elde etme riski var.

Kısaca, Trump koltuğunu kaptırmayıp seçimleri kazanmak için Türk ve İslâm düşmanı olan Evanjelistlerin oylarını, Türkiye’ye ‘Ekonomik saldırıda’ bulunarak güvence altına almayı amaçlıyor.

*

Ne yaparlarsa yapsınlar. Dövizi de arttırsalar, yaptırım da uygulasalar, vergilere zam da koysalar, ekonomik savaşın her çeşitini de deneseler biz bu mücadeleden alnımızın akıyla çıkacağız. Ancak, Atasözünde de bahsedildiği gibi “Kurt kışı geçirir ama, yediği ayazı unutmaz.”

*

Erzurum'da dev bir kalabalığa seslenen Başkan Erdoğan, "Yastık altındaki dolarınızı, euronuzu Türk Lirası'na çevirin, bu oyunu bozalım” dedi. “Ya benim 1 dolarımdan, 1 gr altınımdan devlete ne fayda gelecek yahu” “tek başıma ben ne yaparım, neyi değiştiririm” demeyin!..

Uzun lâfın kısası;

Hiçbir şey yapamıyorsanız,

‘uyuyanlara’ inat, ‘uyanık’ durun!..

‘Yatanlara’ inat ‘oturun!’...

‘Oturanlara’ inat, ‘ayakta’ durun!..

‘Ayakta’ duranlara inat, ‘yürüyün’!..

‘Yürüyenlere’ inat, ‘koşun!’

‘Susan’ lara inat, ‘konuşun!’

‘Okumayanlara’ inat, ‘okuyun!’

‘Bakar körlere’ inat, ‘gözünüzü dört açın!’

Ama, mutlaka bir şeyler yapın!..

Göreceksiniz, çok şey değiştireceksiniz...


Okulumun dereceye girme sebebiyle ödül olarak şahsıma verdiği 1 gr altını “TÜRK LİRASINA” çevirerek üzerime düşen sorumluluğu yerine getirdiğimi düşünüyorum.

BİLMEM SİZ NE YAPARSINIZ…

 

Devamını Oku
MESELE “PAPAZ” DEĞİL SİZ HÂLÂ ANLAMADINIZ MI?

ABD ÇOK ÖZLEDİ. HASRETİNİ ÇEKİYOR.

 

Dolar 5,2 , Euro 6,1 oldu. Türk Lirası şu ülkenin şu parasına karşı değer kaybetti. Yoksa eskiye mi dönüyoruz? Çarşı ve pazarda bir şeyin fiyatını sormaya korkar olduk. Ülkenin anası ağladı bee

Gibi söylemleri yakın zamanda yakın çevrenizden duymuşsunuzdur.

*

Dolar ve Euro, ABD ile Türkiye arasında yaşanan krizden dolayı artmaya devam ediyor. Türkiye, Rahip Andrew Brunson’u ev hapsinde tutması ve ABD’nin Brunson’un serbest bırakılması talebini reddetmesi sonucu ABD Türkiye’ye ve 2 Bakanımıza kendilerince yaptırım kararı uygulamışlardı.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımızın;

         “Dün akşama kadar sabrettik. Ben de bugün arkadaşlarıma talimatı veriyorum. ABD'nin Adalet ve İçişleri Bakanlarının Türkiye'deki mal varlıklarını donduracağız” deyimiyle Türkiye’nin de ABD’ye yaptırım uyguladığını duyurmuştu.

*

 Açıkçası ABD eski Türkiye’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın karşılarında başını eğip elini ovuşturmasını özlemişlerdi. Hem de çok özlemişlerdi. Öyle bir hasrettiler ki;

Bu hasretin bitmesi ümidiyle soluklarını Dolarda aldılar. Dolarla oynayıp bizleri sıkıştıracaklarını ve kendilerine yalvaracaklarımızı zannettiler. Bunun sonucunda da IMF’in kapılarında borç istediğimiz günlerin düşlerini görmek istiyorlardı.

*

Lakin Hesaba katmadıkları bir şey vardı. Neydi peki?

Ekmeksiz yaşarız, Hürriyetsiz asla” diyen bir milleti hesaba katmadılar.

*

Bizlerin Günde bir tas hoşafa şükür ederek, İngiliz donanmalarını alt edip “Çanakkale Geçilmez” diyen bir ecdadın torunları olduğumuzu unutup bir ABD dolarına boyun eğeceğimizi sandılar. Prof. Dr. Ersan Şen’in de dediği gibi;

 “Emperyalist güçlerin hataya düştüğü bir nokta var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları cetvel ile çizilmemiştir. Bu millet Türk milletidir. Bizi başka milletlerle, başka devletlerle karıştırdılar

*

ABD, er geç bir kağıt parçası ve ekonomi gibi şeylerle yaptırım uygulayarak, tehditler savurarak Türkiye’yi alt edemeyeceğini anlayacak. Göreceksiniz! ABD çok yakında yine çark edecek.

*

Değerli Okuyucu;

ABD çark etmesine edecekte, Tarih bu süreçte içimizdeki bazı kesimlerin tutumlarını asla unutmayacak. Bana o kesimi soracaksınız. O kesim kim mi?

- ABD ile Türkiye arasındaki soruna GOL oldu diye sevinen,

- Dolar 5,2 oldu diye sevinç çığlıkları atan,

- Tayyip gitsin de ekonomi ne olursa olsun

Diye alçakça naralar atan bir kesim. İsmet Özel’in de dediği gibi;
Vatansız yaşamayı, namussuz yaşamak sayarız. Biz içeride ki hainlerle de mücadele ederiz, dışarıyla da. Yeter ki talimat gelsin.”

Biz yine de şöyle bir içten dua edelim;

Allah kimseyi ülkesinin bozulan ekonomisine sevinecek kadar Şerefsiz yapmasın!

*

AMİNNN.

*

Değerli okuyucu;

 Tayyip Erdoğan sadece bir isimden ve bir şahıstan ibaret değildir. Prof. Dr. Ersan Şen’in dün gece Habertürk TV’de dediği gibi;

 (Bana neden Ersan Şen’e taktın? Diye sorabilirsiniz. Şöyle ki Ersan Şen Tayyip Erdoğan taraftarı biri değildir. Lakin ABD’nin akla ziyan kararlarıyla Erdoğan üzerinden Türk milletine,81 milyona oynanan kirli tezgâhın farkına varıp Erdoğan’a destek çıkmıştır)

Bu mesele Sayın Erdoğan meselesi değildir. Sayın Erdoğan üzerinden hedef alınan Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. 81 milyondur

*

 İster Ak Partili olun ister CHP’li, İster bir partiyi desteklemeyin ister fanatik bir partili olun, İster Türk olun ister Kürt ister Ermeni, İster Müslüman olun ister Gayrimüslim hiç fark etmez eğer ABD bize tehditler savurup yaptırım uyguluyorsa tarafımız her daim TÜRKİYE olsun.

 

*

 Son olarak;

Başlıkta da belirttiğim gibi ABD çok özledi! ABD eski Türkiye’yi, karşısında el ovuşturan eski Türkiye’yi çok özledi. Hasretini çekiyor.

LAKİN ASLA BU HASRETİ GİDEREMEYECEK!!!

 

 

Devamını Oku
ABD ÇOK ÖZLEDİ. HASRETİNİ ÇEKİYOR.