Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

70 bin hayat organ nakli bekliyor

Böbrek nakli ameliyatları diyalize giren her hastanın hayallerini süslemektedir. Belirli bir süre, belki de yıllarca makineye bağlı olarak yaşam mücadelesi veren, ancak kısıtlı sıvı ve katı tüketmesine izin verilen, seyahat özgürlüğü elinden alınmış, iş, aile ve sosyal hayatı kısıtlanmış bu kişiler bir böbrek bulma ve normal bir insan yaşamı sürme ümitleri ile çile doldurmaktadırlar. Hele minik minik yavrular… Akranları okula giderken, sokaklarda oynayıp bol bol su içerlerken evinde arkalarından özlemle, belki de imrenerek bakmaları ne acı…

Ülkemizde bu kadar olanak, teknolojik alt yapı ve yetenekli ekipler var iken gerektiği kadar böbrek nakli yapamamak da ayrı bir sorun. Kişisel çabalarla milyon nüfus başına ikilerden ancak üçlere çıkan organ bağışı ülkemizdeki organizasyon, hekim ve halk bilinç yetersizliğinin göstergesidir. İş böyle olunca kadavradan organ bağışı yılda iki yüzler civarında takıldı kaldı. Eminim ki tüm organ nakil ekipleri bu durumdan yakınmaktadırlar. Ancak kapımıza gelen bu hastalara yardımcı olabilmek amacıyla zorunlu olarak canlı verici ağırlıklı bir program yürütmek bizlere büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Her ne kadar alıcı için canlıdan böbrek almak daha iyi olsa da, en azından biz organ nakli cerrahları için bir yerine iki ameliyat yapmak, hiçbir hastalığı olmadan sadece sevdiği bir insana hayat vermek için büyük bir fedakârlıkta bulunan insanı ameliyat masasına yatırmak büyük bir sorumluluk gerektiriyor.

İster canlı vericili olsun, isterse kadavra vericili, böbrek naklinin sonucunun mükemmel olması için gereken her şey yapılmalıdır. Bu nedenle nakil işlemine karışan herkes tam donanımlı olmalıdır. Kadro olarak güçlü, bilgili ve deneyimli bir cerrahi ekip, böbrek nakli konusunda cerrahi ekip ile uyumlu bir nefroloji grubu gereklidir. SGK böbrek nakli konusunda parasal anlamda gerekeni yapmışken, belki de gereğinden fazla açılmış böbrek nakil merkezleri arasındaki tatlı rekabetin kaliteden ve etik değerlerden ödün vermeden işlerini yapması gerekir. Bu nedenle artık bu kadar kaliteli ekiplerin olduğu ülkemizde hastalarımızın dikkat etmesi gerekli en önemli şartlardan bir tanesi sayıca güçlü olduğu kadar, deneyimli ve uyumlu bir böbrek nakli ekibi olmasıdır. Bu ekip 24 saat boyunca hastaların emrinde ve onların dertlerine çare bulacak şekilde organize olmalıdır. Organ nakli tek başına yapılacak bir ameliyat değildir zira. Ayrıca organ nakli sadece cerrahi ekibin de yaptığı bir tedavi şekli değildir. Hastanenin diğer branşlardaki tüm hekimlerinin de katkısının olduğu bir tedavi yöntemidir. Kardiyolojiden girişimsel radyolojiye, enfeksiyon hastalıklarından ürolojiye kadar hastanenin donanımı mutlaka sorgulanmalıdır. 

Organ nakli denince akla önce kadavradan alınan organlar gelmelidir. Kadavradan organ nakli sayısının azlığının nedenlerine bakacak olursak, ilk olarak ülkemizde beyin ölümünün olması gerektiğinden daha az saptandığını görürüz. Batı standartlarında yoğun bakım yatak sayısı başına yılda bir beyin ölümü saptanırken, bu oranın ülkemizde çok daha düşük olduğunu görüyoruz. Bu konuda yoğun bakım sorumlularına, beyin cerrah ve nörologlara büyük iş düşmektedir. Bu hekimler o kişilerin en az 5 kişiyi kurtaracak organ taşıdıklarını düşünerek bildirim konusunda hassasiyet göstermelidirler. Diğer bir neden de ülkemizdeki yoğun bakım yatak sayısının azlığıdır. Sadece organ nakli için değil, daha önemlisi o insanın hayatını kurtarmak için daha çok sayıda kaliteli yoğun bakım yataklarına gereksinim var. Çok önemli bir sorun da insanların hayatta iken organ bağışı kavramı ile karşılaşmamış olmasıdır. Beyin ölümü sonrası organ nakli koordinatörünün acılı aileye o anda “yakınınız maalesef hayatını kaybetti ama onun organları ile en az 5 kişinin hayatı kurtulabilir” demesi, daha önce bu konu hakkında hiç konuşmamış hatta karşılaşmamış bir kimse için ne kadar anlamlıdır düşünmek lazım. Ayrıca bu sorumluluğu da acılı aile bireylerine yüklemek hiç de kolay değildir. Halbuki ilkokul çağlarından beri ülke politikası olarak okulda, görsel ve yazılı basında bu konu işlenerek aile içinde konuşulması sağlansa istenilen düzeye daha çabuk ulaşılacaktır. Batı ülkelerinde bu konudaki başarı böyle yakalanmıştır. Öldüğünüzde başka insanlara yaşam vererek “cennete” gitme şansını yakalamak için hayatta iken organ bağışına karar vermek gerekir. Ben öldüğümde benim organlarımla en az 5 kişi hayat bulsun demek gerçekten insan sevgisi gerektirir. Elbette çeşitli nedenlerle bu düşünce olmayanlar çıkabilir. Onlara da saygımız sonsuz olacaktır. Ama önemli olan cesurca bu kararı hayatta iken alıp, yakınlarımızla gurur duyarak paylaşmamız olacaktır. Ülkemizde organ bulamadığı için her yıl hayatını kaybeden 7 bin kişi ile organ bulabilme umuduyla yaşam savaşı veren 70 bin hastamız bu kararı beklemektedir. Bizlere düşen ise bu kutsal organları hakkıyla ihtiyacı olan kişilere nakletmektir.

Prof. Dr. Alp Gürkan
Universal Hastaneler Grubu 
Çamlıca Hastanesi Böbrek Nakli Merkezi 

Devamını Oku

ORGAN NAKLİNDE ŞEHİR EFSANELERİ

Ülkemizde 70 bin kadar son dönem böbrek yetmezlikli hasta vardır. Elbette çeşitli sağlık problemleri nedeniyle bu hastaların hepsi nakle uygun değildir. Ancak uluslar arası standartta böbrek yetmezlikli hastaların yarısının böbrek nakline uygun olduğu kabul edilir. Yani ülkemizde en az 35 bin hasta böbrek bekliyor. Şu anda Sağlık Bakanlığına bağlı Ulusal Koordinasyon Sistemine 25 bine yakın hasta kayıtlı. Demek ki en az 10bin kişi çeşitli nedenlerle kayıt kapabilme olanağı bulamamış denebilir. Bunlarında büyük bir kısmı kırsal yörelerde oturan hastalar olsa gerek. Elbette bu hastaların da böbrek nakli olmaları hakları olduğu gibi, belki de daha önemli gereksinimleri de olabilir. Haftanın 3 günü diyaliz olmaları gereken bu hastalar yaklaşan kış koşullarında diyaliz merkezlerine de ulaşımda büyük sıkıntılar yaşamaktadırlar. Bu hastaların ise birkaç seans diyalize girmeden hayatta kalmaları çok kolay değildir. Zamanı geldiğinde 2-3 ayda bir kontrole giden böbrek nakilli hasta için böyle bir sorun yoktur. Tüm hastalar için böbrek nakli daha iyi yaşam koşulları ve daha uzun bir ömür vaat ederken, kırsal bölgedeki hastalar için daha yaşamsal bir önem kazanmaktadır. Ama acı bir gerçek de yılda bu listeden ancak 300 civarında hastaya yardımcı olabildiğimizdir. Halbuki bu listeye her yıl 5 – 8bin hastanın ilave olmaktadır.

Uzun yıllar yapılan bir başka yanlış da şeker ve hepatitli hastaların böbrek nakli olamayacağı düşüncesiydi. Yapılan uzun araştırmalar sonucu şeker hastalarının böbrek naklinden diğer hastalara oranla daha fayda gördüğüdür. Özellikle bu hastalar şeker hastalığının kalp-damar sistemine verdiği zararlı etkilerle mücadele ederken, diyalizin kalp-damar sistemine getirdiği olumsuz koşullarla da karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu nedenle şeker hastaları ne kadar erken böbrek nakli olursa bu nakilden o kadar yararlanacak demektir. Diğer bir kuşku da şekerin takılan böbreği bozacağı şüphesidir. Hastalar böbrek naklinden sonra düzenli kontrol edildiklerinden dolayı artık kan şeker düzeyleri daha düzenli seyredecektir. Bu da şekerin olumsuz etkisini geciktirecektir. Ne olursa olsun zaten diyabetin böbreği zedelemesi için en az 10 yılın geçmesi gerekmektedir. Kaldı ki bu hastaların aynı zamanda pankreas nakli olma seçenekleri de önlerinde açıktır. Benzer şekilde hepatitli hastalarda diyalizle kıyaslandığında böbrek nakli sonrası daha konforlu ve uzun yaşamaktadırlar. Elbette bu hastalar için ameliyat öncesi bazı ilave testlere belki de karaciğer biyopsisine gereksinimi olacaktır. Bu incelemelerde bir sorun çıkmadığı takdirde hepatitli hastalarda başarılı bir böbrek nakli ameliyatı olabilirler.  

Aşılması gereken bir diğer kuşku da canlı vericilerle ilgilidir. Halk arasında “ben yarım insanım, o da yarım kalmasın” ifadesinin bilimsel hiçbir geçerli yanı yoktur. Yapılan çok geniş çalışmalar bırakın vericilerin sorun yaşamalarını, daha uzun yaşadıklarını göstermiştir. Bu böbrek verdikleri için değil, böbreğin ancak bu işlemden hiçbir zaman zarar görmeyecek kadar sağlıklı kişilerden alındığı içindir. Ekibimizin yaptığı 1300den fazla canlı böbrek vericisinden hiçbiri bu nedenle bir sorun yaşamamıştır. Halbuki halk arasındaki bu kuşku nedeniyle çocukları zarar görmesin diye damadına veya gelinine böbrek bağışlayan nice kayınpeder ve kayın valideler vardır yaptığımız nakiller arasında. 

Böbrek naklinde ülkemizde maalesef canlı vericili nakiller ağırlıktadır. Hiçbir sağlık sorunu olmadan sadece yakınına iyi bir yaşam vermek üzere ameliyat masasına yatan vericileri ameliyat etmek bir organ nakli cerrahları için organ nakli yapmaktan çok daha stresli bir durumdur. Zaten olması gereken de ölen kişilerin bağışlanan organlarını kullanmaktır. Maalesef ülkemizde organ bağışı oranı Batı Ülkelerine kıyasla çok azdır. O acılı anda ailenin yakınlarının organlarını bağışlama kararını vermesi çok ama çok fedakarca bir süreçtir. Bu nedenle o sorumluluğu yakınlarına bırakmayarak herkesin hayatta iken karar vermesi gerekir. Ben öldüğümde en az 5 kişinin hayatı benim organlarımla devam etsin kararını vermek gerekir. Bence inanlar için de en az 5 kişinin hayatını kurtarmak o kişinin cennete gitmesi için son şansıdır diye düşünüyorum. Benimle aynı kanıda olan bir din adamından da bir anekdot aktarmak istiyorum: organ nakli koordinatörümüz organ bağışı sonrası acılı aileyle görüşerek hastaların durumları hakkında bilgi verir ve hastalar adına teşekkür eder. Bu görüşmelerden birinde organların bağışlanma kararında önemli bir rol oynayan din adamı da koordinatörümüze cevaben “böyle bir sevaba vesile olduğunuz için asıl bizim size teşekkür etmemiz gerekir” demiştir. Organ nakli gibi çok hassas bir ameliyatın da insan kaçırılarak yapılamayacağı da bir gerçektir. Ülkemizde böyle bir şey olmadığı gibi dünyada da böyle bir şey olmamıştır. Ülkemizde son zamanlarda çıkan bu şehir efsanesine karşın polis kayıtlarında bulunan veya gerçekleşen tek bir olay bile yoktur. 

Hastanelerde insanlar daha ölmeden, öldü diye, organlarının alınması da söz konusu değildir. Bu hastalar beyin ölümü komisyonundaki 4 hekim tarafından günlerce çeşitli testlerden geçirilmektedir. Bu hekimlerin organ nakli ile ilgisi olmadığı gibi, beyin ölümü oluşan hastanın bakımı ile ilgili hastanede en az 40-50 kişi ilgilenmektedir. Böyle bir çetenin hastanelerde örgütlenmesi ve kimsenin haberdar olmaması da bir başka şehir efsanesidir.  

Organ nakli tıbbi bilgi, cerrahi beceri ve ahlaki hassasiyet gerektiren çok yönlü bir tıp dalıdır.

Prof. Dr. Alp Gürkan
Universal Çamlıca Hastanesi
Böbrek Nakli Merkezi 

Devamını Oku
}