Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

AYNI DAĞIN YELİYİZ BİZ!

Yeni Türkiye'nin geleceği ve Anayasa'nın akıbeti açısından 2011 seçimleri mühimdi. Yola Başbakan Erdoğan'la devam edilmek isteniyor ancak AKP'nin Anayasa'yı tek başına şekillendirme ve referanduma götürme fikri içten içe tedirginlik yaratıyordu. İşte bu bağlamda, 2002 yılından beri hep kazanan Erdoğan'ın yeni bir zafere imza atması, yani 3. dönemine oy artırarak girmesi yetmezdi. Çoğulcu, özgürlükçü bir Anayasa için MHP'nin TBMM'de yer alması, BDP'nin daha çok vekille temsil edilmesi gerekirdi.

Ve beklenen oldu...

AKP; seçimden güçlü çıktı. Kıyı-iç çekişmesi yumuşadı. İzmir'de bile AKP'nin oyu arttı. Çoğunluk hizmete önem verdiğini gösterdi. Bir başka deyişle, CHP'nin yarattığı ''laiklik elden gidiyor'' korkusu törpülendi. Üstelik seçimin tek kazananı AKP olmadı. Yani zafer vardı ama zafer sarhoşluğu yoktu.

CHP; hem 12 Eylül sonrası döneme, hem de Milletvekili sayısına bakıldığında başarılı görülse de hedefi olan yüzde 30'a uzak kalarak, başarısız oldu. Kemal Kılıçdaroğlu'yla esen değişim rüzgarında, Kürt seçmenin desteğini görmeyeceği belli olan demokratik özerklik gibi ve diğer bazı taktik hataları hedefe giden yola engel koydu.

MHP; baraj engelini aştı. Türkiye, MHP'ye yeniden yapılanma ve siyasette reform adına şans tanıdı. Anayasa'da uzlaşma için çalışılması ve Devlet Bahçeli'nin koltuğunu taze bir kana emanet edilmesi istendi.

Bağımsız adaylardan 35'i Milletvekili seçildi, BDP sistemin engellerine rağmen becerdi. Sırrı Süreyya Önder, Ahmet Türk, Ertuğrul Kürkçü'nün olduğu bir meclisimiz var artık. Dolayısıyla; BDP için uzlaşmanın anahtarı olacak demek mümkün.

Kıssadan hisse; herkesin kazandığı bir mecliste, şimdi Anayasa için uzlaşma zamanı. Uzlaşma kolaylıkla sağlanacak mı? Elbette hayır. Abidin mutluluğun resmini çizmeyecek. Pek sancılı süreçler yaşanacak. Muhtemelen önce partiler arası transferler gündeme gelecek ve ortalık kısa vadede biraz karışacak. Belki bir süreliğine, meclis kibir ve ihtiras kalesine dönüşecek. Ancak en nihayetinde, uzlaşı sağlanacak. Sağlanmalı. Kimlik dayatması olmayan Yeni Anayasa için el sıkışılmalı. Erdoğan'ın dünkü balkon konuşmasında da altını çizdiği gibi, herkesin, sadece kimlik değil her hususta kendini bulması hayalimiz gerçek olmalı. Aksi takdirde, herkesin kazandığı bir mecliste Türkiye kaybeder.

 

Ahu ŞENTÜRK

senturkahu@gmail.com

 



 

Devamını Oku

PORNOKRASİ; HAYALDİ GERÇEK OLDU!

Deniz Baykal’a ait kırmızı noktalı kasetin gündeme gelmesinden önce de bir çok seks skandalı yaşandı. Ancak Türk siyasetinde yeni bir çağın; ’’Pornokrasi Çağı’’nın başlamasında Baykal skandalı rol oynadı. Emsali bulunmayan bir durum söz konusuydu. İlk defa bir lider, kendisini, bir başka siyasi figürle ilişki yaşarken gösteren görüntülerin internette dolaşmasıyla başlayan seks skandalı sonrasında istifa etti. Daha sonra başka bir CHP’li, Akif Hamzaçebi’nin görüntüleri çıktı. Hal böyle olunca, seks skandallarının peş peşe patlaması kaçınılmazdı.

Beklenen oldu. Bu kez hedefte CHP değil, MHP vardı. Pornokrasi MHP’ye de sıçrayınca, ünlü siyasetçilerin görüntüleri internete düştü. MHP’li Bekir Aksoy'un görüntüleriyle çıplaklık dozu da iyice arttı. Recai Yıldırım, Metin Çobanoğlu, İhsan Barutçu, Bülent Didinmez derken, görüntüler MHP yönetiminde şok etkisi yarattı. MHP adeta seks kasetleriyle işgal altında. Zira sırada bekleyen başka kasetler de olduğu biliniyor. Çıplaklıkta sınır tanınmaması olası.

MHP’li siyasetçilerle ilgili iddialar henüz soğumadan, anlaşılan o ki; sıra şimdi AKP’de. Kulislerde AKP’yle ilgili servis edilecek kasetler olduğu konuşulurken, Gazeteci Sabahattin Önkibar harekete geçti. Önkibar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Eski Bakanı Hilmi Güler’in evlilik dışı bir çocuğu olduğunu gündeme getirdi. Üstelik, zamanı geldiğinde, bir çok AKP’linin yasak ilişkilerini açıklayacağının da altını çizdi.

Sonuç 1- Siyasetçi eline, diline, beline sahip olmazsa vay haline!

Sonuç 2- Seks üzerine kurulu siyaset; pornokrasi, hayaldi gerçek oldu!

Ahu ŞENTÜRK 

senturkahu@gmail.com

 

Devamını Oku

SANSÜRNET VS İNTERNET...

İNTERNET VS SANSÜRNET…

İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Taslağı 22 Ağustos tarihinde yürürlüğe girecek. Ancak öylesine bir bilgi kirliliği var ki; 104 gün bile işin içinden çıkmaya yetmeyecek. Peşi sıra gelen açıklamalara ve sosyal platformlarda yazılanlara istinaden konuyu kısaca özetleyelim. Konuya ilişkin iki farklı bakış açısı mevcut. Yani karara itiraz edenler olduğu gibi, destekleyenler de var.

Karara itiraz edenlere göre, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle tanınan temel hak ve özgürlükleri ölçüsüz şekilde kısıtlıyor. Bir başka deyişle; karar, yasal dayanaktan yoksun. BTK’nın uygulaması ve filtre dayatması, durumu bir opsiyon olmaktan çıkarıp zorunluluk haline getiriyor.

Kararı destekleyenler, sadece müracaat edip, söz konusu paketlerden birini seçenlere filtre uygulaması var diyor. BTK’dan yapılan açıklama da bu yönde. Standart pakete filtre getirilmiyor. Örneğin; ’’Çocuk Paketi’’ni seçiyorsanız, çocuğunuz zararlı içerikten korunuyor. Bu grup özellikle çocuk pornosunun altını çizerek, birilerinin kafa karıştırmak istediğini iddia ediyor. Oysa herhangi bir kısıtlama söz konusu değil ve bu bir tercih melesesi. Özetle; zorunluluk değil, opsiyon.

Gelelim benim fikrime…. Tercih edenler güvenli internet hizmetini alacaksa, bu bir zorunluluk olmayacaksa ortada sorun yok. Ancak bir soru kafamı fena derecede kurcalıyor. Şayet sansür söz konusu değilse bile, sansürnetin temeli atılmış olmuyor mu?  Şöyle de sorulabilir; yarın için hürriyetin garantisi var mı?

Ahu ŞENTÜRK

senturkahu@gmail.com

Devamını Oku

BİN LADİN GİTTİ, EL KAİDE BİTTİ Mİ?

Dünyayı şoke eden gelişme ajanslara düştüğünde önce kimse inanamadı. 10 yıldır mağaralarda aranan Usame Bin Ladin, Pakistan’da bir villada öldürülmüştü. Başkan Barack Obama’nın Bin Ladin’in öldürüldüğünü açıklamasıyla birlikte, ABD’de adeta bayram havası yaşandı. Amerikan halkı mutlu ve ’’Neden şimdi?’’ sorusunun onlar için pek de bir anlamı yok. Ne de olsa, ilk kez savaşı kendi topraklarında hissettiren Bin Ladin’in öldürülmesi büyük bir zafer niteliğinde. Bir başka deyişle; 11 Eylül’ün intikamı alındı.

Operasyonun niteliğine gelince, iyi bir operasyondu. Zira terör örgütüyle mücadele etmek hiç de kolay değildir. Bu operasyonla sadece Amerikan halkı değil Obama da bir özgüven kazanmıştır. Operasyonun 2012 seçimleri öncesinde iyi bir moral olmuştur. Başkanlık seçimlerini kazanma ihtimali kuvvetlenmiştir. Direkt olarak ''Bu bir seçim stratejisidir.'' denilemese de, ''seçimi garantiledi'' denilebilir. Şüphesiz, bu, Obama'nın büyük başarısı olarak algılanacaktır. Ve yine zamanlanması planlanmış mıdır, planlanmamıştır bilinmez ama Afganistan'dan çekilmek için de iyi bir bahane olacaktır.

Peki lider gitti, El Kaide bitti midir? Hayır. El Kaide varlığını devam ettirecektir. Sembol ismin ölmesi nahoşluk yaratsa da böylesine kuvvetli bir yapılanması olan örgüt, liderlerinin öldülrülmesine hazırlıklıdır. Kuvvete muhtemel, El Kaide yalnızca yeni bir lider için değil, öç almak için de hazırlıklıdır. Zaten Usame Bin Ladin de 11 Eylül saldırılarının hemen ardından yaptığı açıklamalarda, kendisi ölse bile  saldırıların devam edeceğini söylemiştir. Örgütün büyük eylemlerle misilleme yapması olasıdır. Barış mı artacak, öfke mi? Hep beraber göreceğiz.

Ahu ŞENTÜRK

senturkahu@gmail.com

Devamını Oku

AA..ANA..AAA’’YAĞINI DENK AL!’’

Türkiye, yine nahoş bir siyasi kutuplaşma içinde seçime gidiyor. Siyasette üslup iyice bozuldu. Kişisel hesaplaşmalar çoğaldı, ağır hakaretlere varan bir dil kullanılır oldu. Siyasetçiler birbirlerini dilleriyle dövüyor, tansiyon yükseliyor.

Biz elfaz-ı gazileye alışkın bir milletiz. Gerilim dozu yüksek söylemleri de severiz. Ancak CHP lideri Kılıçdaroğlu kantarın topunuzu kaçırdı bugün. Başbakan Erdoğan’ın Mersin’de bir çiftçiye ’’Ananı da al git’’ demesi tam 5 yıldır eleştiri konusu olurken, beteri Kılıçdaroğlu’nun ağzından çıktı.

Malum ''Aaaa...aa...Ana...'' dil sürçmesi denilse, telafi amacıyla yaptığı ’’Başbakanın bana yönelik haksız eleştirilerine karşı şöyle bir ifade kullanmak istedim aslında; herkes daha dikkatli olmalı, yağını denk almalı sözcüğünü kullanmak istedim, orada kestim. Bunu daha farklı bir şekilde yorumlamalara yanlış’’ açıklaması  yapılsa da amaç belliydi.

 Amaç; bilerek ve isteyerek küfür etmiş izlenimi bırakmaktı. Kendisini dinleyen kalabalığın ve hemen arkasında ayakta duran kurmaylarının gülüşmelerinden de anlaşıldığı üzere, Kılıçdaroğlu amacına ulaştı. Zaten ’’Gerisini söylemeyeyim’’ demesinin başka bir açıklaması da olamazdı. 

Yanlış olan yorumlar değil, Kılıçdaroğlu'nun yaptığıdır. Siyasetin geldiği nokta bellidir. Ve mütemadiyen AKP’yi üslup sorunundan ötürü eleştiren CHP’nin oku da düz değildir artık. Bize gelince, ’’Ulan’’ kelimesiyle başlayan hitapları duyup da kulaklarımıza inanamadığımız günler nasıl geride kaldıysa, buna da alışırız artık. Aaa..Ana..Aaa..yağımızı denk alır, susarız.


Ahu ŞENTÜRK

senturkahu@gmail.com

 

Devamını Oku

USTA DA ÇIRAK DA KILIÇ KUŞANDI...

Seçim sürecinin birlik ve huzur içerisinde geçmesini temenni etsek de, bizi siyasi hesaplaşmalar  açısından gergin günler bekliyor. Seçimi belirleyen iki temel tartışma; Anayasa ve Kürt sorunu. Kıyasıya rekabette, tartışmalar seçim bildirgelerine yansıyor artık.

Önce, AKP’nin seçim bildirgesine bakalım.  2007 bildirgesinden farklı olduğunu söylemek namümkün. Özellikle yeni Anayasa konusunda, vaadler bir çeşit copy-paste. Seçim yasası konusunda 2007 bildirgesinden beri adım atılabilmiş değil. Kürt sorununu derseniz, söylemlerde boşluk mevcut. Bir de büyük yankı uyandırması beklenen çılgın projeler var ki beklenen etkiyi yaratmadığı açık.

 CHP’deyse muammaların hakimiyeti mevcut. Kılıçdaroğlu mesajında net değil. CHP tabanı, Ergenekon sanıklarının aday gösterilmesini ve genel hatlarıyla listeyi anlamakta zorlanıyor. Bunun yanı sıra, CHP seçmen tabanını muhafaza edebilecek vaadlerde  bulunmuyor. Parti tabanını genişletmek adına yapılan açıklamaların samimiyetsizliğinin farkındayız. Cemaatleri hedef alan CHP'nin şimdi farklı siyasi mesajlar sunması samimiyetsizlik değil de nedir? Kimseyle husumetimiz yok denilse de bilinçli seçmenin farkındalığı aksini işaret ediyor. 

Siyasi açıdan ustanın da çırağın da vaadleri eksik. Fakat ekonomik açıdan usta çırağı fena solluyor. ’’Hedef 2023’’  programı AKP’nin vizyon ve misyonunu sergileyebildiği, Türkiye açısından çok parlak bir program. AKP’nin yaptıkları gibi yapacakları da küçümsenemez cinsten.


Ahu ŞENTÜRK

senturkahu@gmail.com

Devamını Oku

YA BAŞKA BİR TİYATRODA OLSAYDI?

 ’’Genç Osman’’ adlı oyunda Başbakan Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’a hakaret edildiği iddiası gündeme damgasını vurdu. Radikal Gazetesi’nin haberine göre, Sümeyye Erdoğan bir oyuncunun müstehcenlik içeren hareketleri gerekçesiyle tiyatroyu terk etti. Devlet Tiyatroları iddialar üzerine inceleme başlattı. Açıklamalarını aynen yayınlıyorum;

’’Radikal Gazetesinin bugünkü baskısında çıkan “Tiyatroda Sümeyye Erdoğan Krizi” başlıklı haberle ilgili olarak açıklama yapılması ihtiyacı doğmuştur. Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından oynanmakta olan “Genç Osman” isimli oyunumuzun, 08.04.2011 tarihli temsilinde, izleyicilerimizin bir bölümü, “Curcuna Sahnesi”nde oyuncuların hareketlerinden rahatsız olduklarını ifade ederek salondan ayrılmışlardır.Genel Müdürlüğümüz izleyicisine karşı sorumluluğunun gereği, seyircinin salonu terk etmesine neden olan konuyu, hemen temsil bitiminde oyun raporuna aktarmış ve aynı gece gerekli inceleme ve soruşturmayı başlatmıştır. Tekrar belirtmek gerekiyor ki, tiyatroda kim olduğuna bakmaksızın, seyirciye saygı en önemli değerlerimizden birisidir. Bu nedenle bugüne kadar olduğu gibi, bu olayda da seyircimizi rahatsız edecek bir davranışta bulunduğu saptanan kişilere yönelik olarak gerekli yaptırım uygulanacaktır. Bir sanat eserinin icrasında, kişisel yanlışlardan doğan bu sıkıntıdan dolayı Devlet Tiyatroları olarak üzüntümüzü tüm seyircilerimizle ve kamuoyuyla paylaşıyoruz.’’ 

Haberde eksiklik ya da çarpıtma yoksa, konu işmardan ibaretse, vah Sümeyye Erdoğan’ın varlığından haberdar olunmadığını belirtip, inceleme başlatan Devlet Tiyatrolarının haline. Varlığından haberdar olunsa ne değişecek? Sümeyye Erdoğan için dört yıldır oynanan oyunda metin dışına mı çıkılacak? İnteraktif tiyatro oyununda temas mı kurulmayacak? Sanatın içine tükürmek yetmedi, işmar etti diye oyuncunun gözünü oyalım bari.

Polislerin de salonu terketmesine gelince, o başlı başına bir olay zaten. Eminyet Teşkilatı devletin değil, Sümeyye Erdoğan’ın teşkilatı mıdır? Yüz elli polisin orada olma gerekçesi oyun mudur, Sümeyye Erdoğan mıdır? Sokakları süsleyen Polis Haftası afişlerinde yazanlar yazıdan mı ibarettir?  

Ne diyeceğimi şaşırdım. İyi ki Sümeyye Erdoğan ’’Shopping And ....’i * izlemeye gitmemiş. Çağın realitiesi diye anlat anlatabilirsen sonra. Hafazanallah!

Ahu ŞENTÜRK

senturkahu@gmail.com

 

* Shoppin and ..

 

Devamını Oku

AYAĞI TOPRAĞA ÇAKILMIŞ OTLAR GİBİYİZ!

YGS’de şifre skandalı iddiasının konu edilmeye başladığı ilk andan itibaren ortalık toz duman oldu. İddia hafife alınacak cinsten değildi. Sadece 1 milyon 700 bin kişiyi ve ailelerini ilgilendiren bir iddia da değildi. Hepimizi doğrudan ilgilendiriyordu. Hem de bir çok açıdan. Sorgulanmalıydı. Biz ne yaptık? Sorgulamak yerine kutuplaştık hemen. Son dönemlerde sıkça yaptığımız gibi, zor olanı değil kolay olanı seçtik. Kutuplaştık...

Bu kutuplaşmada Sayın Kılıçdaroğlu’nun yadsınamaz bir rolü oldu. Böylesine hassas bir konuda bile, siyasetteki gerginliği tırmandırmaktan kaçınmadı. Malum; böyle ayakta durabiliyor. Vizyonu olmadığı için misyonu; karşı çıkmak. Gerginliği tırmandırmayı da iyi beceriyor. Bakın; Kuzey Kutbu’ndan ’’olmaz öyle şey’’, Güney Kutbu’ndan ’’cemaatin işi!’’ sesleri yükseliyor. Kuşku yok, her şeyi çok bilenler emin. Kendisini, yarının doktorlarına, savcılarına emanet ederken sorgulamayacak kadar emin.

Siyasetçilerimizin huyu bize de tesir etti galiba. Gerçek sorunu bir kenara itip, mütemadiyen birbirimizle laf yarıştırıyoruz. Artık az bilmek bile kuşkulandırmıyor bizi. Kuşkulanmak, hayatımızın bir parçası değil artık. Ayağı toprağa çakılmış otlar gibiyiz. Alın size kuşkulanmak için iyi bir sebep.

Biz kutuplaşıp da kuşkusuzca, sorgulamadan inanırken ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir şifre iddiasını yalanladı. Kaflalardaki soruları tam anlamıyla yanıtlayamadı belki ama ’’tüm sorular cevaplanacak’’  dedi. Kitapçıkların hepsinin kamuoyu tarafından görülmesi sağlanacak. ÖSYM, sınavda en yüksek puanı alan adayların numaralarını kamuoyuyla paylaşacak. Böylece inceleme ve kontrol etme imkanı bulunacak. Savcılık da iddialara yönelik inceleme başlatmış durumda zaten. Bahsi geçen, yani basın kitapçığındaki şifreleme işleminin neden yapıldığı ortaya çıkacak. Biz birbirimize kin kusmakla meşgulken, bizim yerimize kuşkulanıp, sorgulayanlar var hiç olmazsa. Buna da şükür!

Ahu ŞENTÜRK

senturkahu@gmail.com

Devamını Oku

SİYASETE OLAN İLGİMİ KAYBETTİM,HÜKÜMSÜZDÜR!

Adnan Polat esip gürlemiş; ’’İnternet sitelerinden küfür edenler adamsa karşıma çıksınlar.’’  Başkanın bu tepkisi beni hem güldürdü, hem düşündürdü. Zira patolojik net kullanımı öylesine yaygınlaştı ki, hakikaten duygusal sağlığımızı etkiler oldu.

Bir onlinekolik olarak itiraf ediyorum; en kötü duygusal streslerimden biri şu internet denilen meret. Mevcut streslerime bir de bunu ekledim. Control freakler için hayatın kontrolsüzleşmesinin yarattığı duygusal tramvayı, en iyi, yine bir control freak anlar şüphesiz. Çok şikayetçiyim control freakdaşlarım, çok! En çok da, sosyal yaşamda birlikte olmayı tercih etmeyeceğim insanlarla sanal ortamda birlikte olup, bu zorunlu birliktelik sonucu bel altı vuruşlara maruz kalmaktan.

Sanal bel altı vuruşlara, şöyle en okkalısından tokatla karşılık vermek istiyorum bazen. Nitekim hiç bir duygusal yanıt vermeyen insanın gerçek anlamda yaşadığını kabul edebilmem mümkün değil. Hümanistik bir tepki! Ama şiddet ’’tu kaka’’  tabii. İçine atmak desen, başka türlü bir bela. Duygulanım bozukluğuna kapılma sebebi. Şahsen Adnan Polat’ı gayet iyi anlıyor, ’’ kahrolsun klavye kahramaniuslar’’ diyorum.

Klavye kahramanious ne midir?  Bilgisayar kullanmayı bilen bir tür yırtıcı hayvandır efendim.

Özetlemek gerekirse; klavye kahramaniusların en belirgin ortak özelliği edepten nasibini almamış olmalarıdır. Edepsizlikleri, iyi terbiye edilmediklerinden değil, yoksunluklarındandır. Yoksunluklarını klavyenin arkasına saklanarak örtbas ederler.

Klavye kahramaniouslar, yırtıcılıklarının yanı sıra saplantılı hayvanlardır. Saplantılarının kaynağı nihilismdir. Hiçlik yani! Hiçlik öylesine derin bir değersizlik hissi yaratmıştır ki tahripkarlaşmışlardır.

Tahripkar tavırlarının kökeninde ruhsal faktörlerin yanı sıra, çevresel faktörler de ön plandadır. Kendilerine aşırı eleştirel gözle bakmalarından ziyade, eleştirel gözle bakılması da önemli bir faktördür. Kendini koruma insiyakı içinde, hissetmekte oldukları bunalımı azaltmak amacıyla kızgınlıklarını kanalize edecek birilerini ararlar. Bouc emmisaire ( günah keçisi ) potansiyeliniz varsa geçmiş ola!

Klavye kahramaniusların bir başka ortak özelliği gerçek dünyada karşılığını bulamadıklarını sanal dünyada yaşamalarıdır. Bazen açlıktan nefesi kokan bir insan, büyük işadamı olarak çıkar ortaya. Bazen içindeki cinsel dürtüleri bastıramayan erkek, dişi olur klavye başında. Asla kendi olamazlar. Kendileri olmaktan mutsuzdurlar. Kendileri olmaktan utanıyordurlar. Farklı bir kişilik sergilemek daha cazip gelir.

Klavye kahramanius denilen hayvan türü farklı kişilikler sayesinde sanal ilişkiler kurarlar. Nasıl ki hacı hacıyı Mekke’de, deli deliyi dakikada bulur, bunlar da bir şekilde birbirlerini bulular. Mutlaka bir liderleri vardır. Lider, en fazla psikopatik özellikleri taşıyandır. Hafif derecede zeka geriliği gösteren diğer klavye kahramaniousların histerikliklerinden faydalanarak kendini yüceltir de yüceltir.

Klavye kahramanius, herhangi bir ideali, fikri veya coşkusu olmadığı için, bir grup liderinin peşinden sürüklenir. Grup hareketinin lideri bir nedenle ortadan kalktığında, tüm hareketlilikleri söner, kaybolurlar.

Örnekleri için; bkz: Twitter. Hani şu acilen İngiliz bilim adamları tarafından incelenmesi gereken platform. Hani şu gezegenin tımarhanesi olan, evet!


Ahu ŞENTÜRK

senturkahu@gmail.com

 

Devamını Oku

ŞAFAK YOLCULUĞU VE KADDAFİ MUAMMASI...

Alternatif yönetim yoksunluğu ve muhaliflerin örgütlenmedeki başarısızlığı sonucu, beklenen oldu. Tüm bunlara bir de Kaddafi’nin tahrikleri, Arap Birliği’nin çağrısı ve BM’nin onayı eklenince düğmeye basıldı. Uluslararası meşruiyet kazanıldı. Libya’nın kendi iç güçleriyle gönderilemeyen Kaddafi, dış müdahaleyle gönderilmek istendi. Bu doğru bir karardı. Ancak operasyonun NATO sorumluluğunda başlaması şüphesiz daha sağlıklı olurdu.

Operasyonun, yer aldığımız en önemli savunma kuruluşu NATO’nun sorumluluğunda başlaması sadece Libya’da istikrarın sağlanması için değil, Türkiye’nin bölgesel düzende iyi bir pozisyon alabilmesi için de önemliydi. Fakat orantısız güç kullanımı önlemek ABD destekli Batı ittifakına düştü. Hal böyle olunca, amaç sivillerin daha fazla zarar görmemesiyken, sivil halk zarar gördü.

İşte bu noktada, hem BM’in Libya’ya demokrasinin kan dökülmeden gelmesi konusunda daha fazla hassasiyet göstermesi gerekiyor. Çünkü sivil halka çevrilmiş silahlar vicdanları vuruyor. Operasyonun amacı Libya’nın istikara kavuşması, Libya halkının menfaatlerinin korunmasıysa, demokrasi götürme gerekçesine dayalı olası bir işgal girişimine karşı net tavrın koyulması şarttır.

Bundan sonra olacakları kestirmek zor. Gerçek şu ki; ne Libya Irak, ne de Obama Bush. Ayrıca, Kaddafi’nin ülkedeki askerlere ateşkes emri vermesi de olumlu bir gelişme. Son ateşkes emrinin peşinden başlayan saldırıyı göz önünde bulundurursak, bu emirden emin olmasak bile.

Karar uygulanır, doğru adımlar atılırsa istikrar sağlanabilir. Kaddafi’nin işgalci emperyalistlere karşı savaşan kahraman lian edilmesinin önüne geçilebilir. Diktatör egemenliklerin sonu gelebilir. En önemlisi, fillerin savaşında çimler ezilmeyebilir.

Ahu ŞENTÜRK

senturkahu@gmail.com

Devamını Oku