Gazete manşetlerinde bugün 29 Mayıs 2020

29 Mayıs 2020 tarihli gazetelerin birinci sayfalarında neler var? #Cumhuriyet, #YeniŞafak, #Türkiye, #Sözcü, #Dünya, #Karar, #Takvim, #Sabah, #Akşam gazetelerinin manşetlerini okuyun.

Gazete manşetlerinde bugün 29 Mayıs 2020 Gazete manşetlerinde bugün 29 Mayıs 2020 Gazete manşetlerinde bugün 29 Mayıs 2020 Gazete manşetlerinde bugün 29 Mayıs 2020 Gazete manşetlerinde bugün 29 Mayıs 2020 Gazete manşetlerinde bugün 29 Mayıs 2020 Gazete manşetlerinde bugün 29 Mayıs 2020 Gazete manşetlerinde bugün 29 Mayıs 2020 Gazete manşetlerinde bugün 29 Mayıs 2020

Korkusuz Korkak filmi konusu ne, oyuncuları kim? Korkusuz Korkak filmi nerede çekildi?

Türk sinema tarihinin efsane filmlerinden Korkusuz Korkak filmi konusu ve oyuncuları merak ediliyor. Bu akşam ekrana gelecek olan filmin başrollerinde Kemal Sunal, Ayşin Atav, Turgut Özatay, Nejat Gürçen gibi usta isimler yer alırken yönetmen koltuğunda Natuk Baytan oturuyor. 1979 senesinde vizyona giren filmin konusu ve oyuncu kadrosu kadar çekildiği yerlerde merak uyandırıyor. Karantina günlerinde komedi türündeki filmlere merak salan vatandaşlar için güzel bir tercih olan filmin konusu, oyuncuları ve çekildiği yerlere dahil tüm detayları haberimizde derledik. Buna göre; Korkusuz Korkak filmi konusu ne, oyuncuları kim? Korkusuz Korkak filmi nerede çekildi?
Haberin tümünü okumak için tıklayın

Devamını Oku
Korkusuz Korkak filmi konusu ne, oyuncuları kim? Korkusuz Korkak filmi nerede çekildi?

Ergün Diler: Zehirli iğne

AMERİKA Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki gerilim iyice tırmanıyor.
Tırmanacak da... Her iki taraf da savaşı başka unsurlar üzerinden götürmeye kararlı. Çin'in arkasındaki aklın İNGİLTERE olduğunu yazdım. Şimdi de İsrail aynı eksene yolculuk yapmakta.
Bunu gören ABD de, boş durmamakta! Daha önce hazırlıklarını yaptıkları UYGUR KARTINI çeşitli nedenlerle açmak istemekteler...
Gelin konuyu açarak gidelim...
Yakın tarihi hatırlayıp ilerleyelim. Çin'in Amerika Birleşik Devletleri'ni, "Süper Güç" pozisyonundan indirmek istediği artık o kadar güçlü bir ses olarak çıkmaya başlamıştı ki, Derin Amerika mutlaka bir adım atacaktı. EN azından BÜYÜKLÜK iddiaları varsa atmak zorundalardı... Bu sadece Çin'i zor durumda bırakacak bir adım olmamalıydı. Çin'le birlikte olan ülkelere de en ciddi mesaj verilmeliydi. İşte Coronavirüs salgınına böyle karar verildi.
Derin AMERİKA'ya yakın isimlerin dillendirdiği bu...
Global ekonomi çöktü. Çok önemli isimler görevden alındı.
Ardından suikastlar başladı.
Ancak en önemlisi elbette Tel Aviv'de gerçekleşen suikasttı.
Çin'in Amerika Birleşik Devletleri için risk oluşturmasını sağlayan kişi Du Wei'ydi. En öndeki isimlerden biriydi. Yazılıp çizilmese de durum böyleydi!
Amerika Birleşik Devletleri'nde bile çok önemli bir gücü olan Du Wei'nin öldürülmesi, dengeleri değiştirdi. Bu nedenle yazıyorum! Sanırım benden başka da yazan da yok...
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, 11 Mayıs'ta çok önemli bir toplantı yaptı. Yani İSRAİL gezisine çıkmadan önce! Derin Amerika'nın en önemli güçlerinden Ulusal Güvenlik Başsavcısı John C. Demers, Arkansas Batı Bölgesi Vekili David Fowlkes, FBI Little Rock Saha Ofisi'nin efsane ismi Diane Upchurch ve CIA Haspel'in en güvendiği iki kişi ile buluşan Pompeo, bir talepte bulundu. Pompeo, yasalara uygun şekilde Prof. Simon Saw-Teong Ang'ın tutuklanmasını istedi.
NASA'da önemli çalışmalara imza atan, Arkansas'taki Fayetteville Üniversitesi'nde Çin'e büyük destek veren Prof. Teong Ang, Pompeo'nun ricası üzerine 12 Mayıs'ta tutuklandı. Prof. Ang'in "NASA ile ilgili bir projede Çinli şirketlerden fon aldığı" iddia ediliyordu.
Tutuklanma nedeni buydu.
Ancak gerçek elbette başkaydı. Prof. Simon Saw- Teong Ang, Çin'in Tel Aviv Büyükelçisi Du Wei'nin kara kutusuydu çünkü.
Pompeo'nun ekibi, Prof. Simon Saw-Teong Ang'i sorguladı. Du Wei'nin ne kadar önemli olduğu biliniyordu ama bu kadarını Amerikan Dışişleri Bakanlığı da tahmin etmiyordu.
İşte Pompeo bu önemli bilgilerle Tel Aviv'e gitti.
Sorunsuz ve özgüvenli bir uçuştu. Pompeo'nun ekibi, İsrail ve Ukrayna'dan da çok önemli bilgilere ulaşmıştı.
Washington için tek zafer vardı.
O da Du Wei'nin yaptığı anlaşmaların iptali. Eğer bu kabul edilmezse, Du Wei'nin istifası. Ancak her ikisi de gerçekleşmedi. Çin, Du Wei'nin en az 2 yıl İsrail'de görev yapmasını planlamıştı. Amerika Birleşik Devletleri'nin buna karşı çıkacağını bildikleri halde, Pekin yönetimi ısrarlıydı. Çünkü sistemin kurulması önemliydi.
Du Wei, bu yeni sistemi kuran, Çin'in Avrupa ve ardından ABD'de güçlenmesini sağlayan kişiydi. O nedenle Wei'nin Pekin'e çekilmesi söz konusu olamazdı.
Ancak Washington'ın daha da önemlisi Derin Amerika'nın gücü de yadsınamazdı. Bir şey yapmalıydılar. Tehlikenin farkına varan ÇİN, Wei'nin güvenliğini arttırdı. Bunu İsrail'le de paylaştı. Çin, planlarından vazgeçmeyeceğini ilan ediyordu. Ancak Pompeo da Tel Aviv'e ulaşmıştı. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ülkesinin güçlü olması için karar alırken, elbette Pompeo da ABD'nin güçlü olması için yola çıkmıştı. İKİ DEV ÇARPIŞIYORDU YANİ...
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ergün Diler: Zehirli iğne

BÜLENT ERANDAÇ: 27 Mayıs cuntacıları CHP ile kol kolaydı

27 MAYIS DARBESİ'nin üzerinden 60 yıl geçti. Milli iradeyi o kara gün hançerlediler. Demokrasi şehidi rahmetli Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ı rezil adamlar idam ettiler. Türk demokrasi tarihinde "kara bir leke" olan 27 Mayıs 1960 darbesin iç ve dış piyonları SAKLANSALAR DA, GİZLENSELER DE, BİR KISIM MEDYA, İÇİNDE CHP OLDUĞU İÇİN YAZMASA DA, YA BU DÜNYADA YA MAHŞER DE MUHAKKAK HESAP VERECEKLERDİR.
CHP'nin darbeler bagajı var. Ağır mı ağır. Rahmetli Adnan Menderes'in, 27 Ekim 1957 seçimlerden hemen sonra söylediği şu sözleri hatırlayalım.
"Muhterem arkadaşlar, size esefle haber vermek isterim ki, iktidara gelişimiz henüz bir ayı bulmadığı halde, bazı zaruri değişiklikleri mesele ittihaz ederek Cumhuriyet Halk Partisi, orduyu aleyhimize tahrik etmek yoluna sapmıştır.
Bizim bütün çabalarımız memleketimizde demokrasiyi perçinlemeye matuftur.
Cumhuriyet Halk Partisi, eğer başarılı bir çalışmaya girmek istiyorsa, başlarındaki iktidar hastalarını atmalıdır. Bu iktidar hastaları havayı karıştırmak istemektedirler.
Memlekette siyasi iktidarı muhtel (bozuk) göstererek, bir polemiğe, bir hücum ve taarruza geçmişlerdir." CHP'nin lideri İsmet İnönü, bir yerlerden haberler almıştı.
İnönü'nün Rahmetli Adnan Menderes'e sert, haksız saldırılarının arka planında, bir GİZLİ CUNTA'nın varlığı bulunuyordu.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
BÜLENT ERANDAÇ: 27 Mayıs cuntacıları CHP ile kol kolaydı

Emin Pazarcı: İşte adalet!

Hakkı Morgül, kendi halinde bir büfeciydi. Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin karşısındaki parkın bulunduğu alanda bir ekmek teknesi vardı. Adnan Menderes hayranıydı. Yani suçluydu; çünkü o dönemde sevmek bile suçtu!

1960 Darbesi olmuş, Başvekil Adnan Menderes tutuklanmıştı. Hakkında her gün yeni bir suç imal ediliyor, gazetelere servis ediliyor, kurulacak darağacının alt yapısı oluşturulmaya çalışılıyordu.

Kahroluyordu Hakkı Morgül…

Hep “Bir imkân olsa da Adnan Bey’i kurtarsak” diye düşünüyordu. Bir gün kahvehanede otururken arkadaşlarına “Yenikapı’dan Yassıada’ya bir tünel kazsam… Menderes’i alıp çıkartsam… Ne iyi olur” dedi.

Birkaç gün sonra da sabah evinde polis tarafından gözaltına alındı. Çünkü, kahvehanedeki konuşmasını duyan sinema işletmecisi bir CHP’li hemen polise koşmuştu. “Yenikapı’dan Yassıada’ya tünel kazıp Menderes’i kaçıracak” ihbarında bulunmuştu!

Bırakın Türkiye’yi, o günün şartlarında dünyada yoktu böyle bir teknoloji. Ama Hakkı Morgül tutuklandı. 38 gün Harbiye’de tek başına hücrede kaldı. Sonra cezaevine gönderildi. “Bu işler tek başına yapılamaz” diye düşünülmüş olacak ki, kendisine hiç tanımadığı Mustafa Güler adında bir “suç ortağı” da bulundu.

Onunla birlikte yargılandı…

Tam bir yıl ceza aldı. Suçu da “Yenikapı’dan Yassıada’ya tünel kazarak Menderes’i kaçırmayı planlamak” olarak kayıtlara geçti.

Oysa madalya verilmeliydi kendisine. “Sen büyük adamsın, dünyada var olmayan bir teknolojiye sahipsin, tebrik ederiz” denilmeliydi.

Ama olmayan bir teknolojiyle, gerçekleşmesi imkânsız bir işi planlamaktan ceza aldı. Şaka gibi ama oldu bu! Hukuk, kelimenin tam anlamı ile katledildi. Hakkı Morgül, Menderes sevgisinin bedelini işte böyle ödedi.

O dönemde sevmek de suçtu!

Sonra “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” ilan edildi 27 Mayıs. 1980 Darbesi’ne kadar kutladık biz. Okullarda bir başbakan ve iki bakanının idam edilmesini alkışladık. Bilmiyorduk ne olduğunu. Algılar, olguların önüne geçiyordu çünkü.

1980 Darbecileri ise “En büyük biziz, 27 Mayıs da neymiş” anlayışı ile kaldırdılar o bayramı. Milletçe kurtulduk.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Emin Pazarcı: İşte adalet!

AHMET HAKAN: ALİ BABACAN’IN YANLIŞ YERE TEZGÂH AÇMASININ ALTINDA YATAN HİNLİK

NORMALDE Ali Babacan’ın ne yapması gerekiyor?

AK Parti tabanını etkilemesi gerekiyor.

*

Peki Ali Babacan ne yapıyor?

CHP tabanına şirinlik yapıyor.

*

Açın bakın:


Ali Babacan’a “Yaşa! Var ol! Bravo! Şahane!” çekenlerin alayı, seçim geldiğinde mührü CHP’nin böğrüne vuracak tipler.

*

Bu aşamada benim aklımı kurcalayan mesele şudur:

*

Çocukluğunda babasının Çıkrıkçılar Yokuşu’ndaki mağazasında çalışarak tüccarlığı öğrenen Ali Babacan, nasıl oluyor da göz göre göre yanlış yere tezgâh açıyor? Bırakın Ali Babacan gibi çocukluktan tüccarlığı öğrenmiş bir ismi, benim gibi ticaretten zerre çakmayan biri bile bunu yapmaz.

-

Yoksa... Yoksa...

İşin içinde bir hinlik mi var?

*

Düşündüm, taşındım, işin içinde bir hinlik olduğuna karar verdim ve galiba söz konusu hinliği de buldum!

*

Ali Babacan sanırım şöyle bir şey yapmaya çalışıyor:

*

CHP tabanını Abdullah Gül’ün çatı adaylığına ısındırmaya çalışıyor.

Ali Babacan gibi Çıkrıkçılar Yokuşu’nda yetişmiş bir tüccarın, yanlış yere tezgâh açmasının başka makul bir açıklaması olamaz.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
AHMET HAKAN: ALİ BABACAN’IN YANLIŞ YERE TEZGÂH AÇMASININ ALTINDA YATAN HİNLİK

HAŞMET BABAOĞLU: Darbe yapılmaz yaptırılır...

Yıl 1954...
Bir milletvekilinin sorusu üzerine dönemin Demokrat Partili Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü "Bizim Kıbrıs diye bir meselemiz yoktur" demişti.
Köprülü'nün cümlesi tam olarak şöyledir: "Dost ve müttefik Yunanistan'ın devlet adamlarıyla vâki görüşmelerde Kıbrıs meselesi üzerine herhangi bir muhabere veya müzakere cereyan etmiş değildir. Bunun sebebi, Türkiye'nin Kıbrıs meselesi diye bir şey mevcut olmadığı mütalâasında bulunmasıdır."

***


Ama Türkiye'nin elbette Kıbrıs meselesi vardır.
Dönemin Başbakan yardımcısı olan Fatin Rüştü Zorlu bunun farkındadır ve Kıbrıs ve Türkiye arasındaki bağları kuvvetlendirmek için çalışmalara başlar.
Kasım 1957'de Köprülü gider, yerine Zorlu Dışişleri Bakanı olur.
Zorlu, bir yandan Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak isteyen EOKA'ya karşı mücadele başlatırken öte yandan da Londra ve Zürih anlaşmalarıyla Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarını uluslararası hukuk temeline bağlar.
Yunan Dışişleri Bakanı Avertof 1958'de BM Genel Kurulu'nda "davayı kaybettik, Zorlu kazandı" der.
***

Ne anlatmak istiyorum?
Yerim dar.
Hızlıca ve net söyleyeyim...
Darbelerin hakiki anlamda bir iç dinamiği yoktur.
Darbe, esas olarak bir ülkenin dış politikasından rahatsızlık duyulması üzerine planlanır ve dışarısı tarafından yönlendirilir.
İçerideki darbeciler bu oyunun acıklı piyonlarıdır.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
HAŞMET BABAOĞLU: Darbe yapılmaz yaptırılır...

OKAN MÜDERRİSOĞLU: Toplumsal hafıza kaybına oynayanlar!

Dün, Demokrasi ve Özgürlükler Adası açılış törenini izlerken, toplumsal ve siyasal hafızanın önemini bir kez daha ve altını çizerek not ettik.
Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan'ın darbeler tarihini ve darbe dinamiklerini yeni nesillere anlatması, eskileri ise muhasebe yapmaya davet etmesi ne kadar anlamlı ise bugünlerde siyasi sahneyi yeniden düzenlemek için harekete geçen aktörlerin, yaşanmışlıkları göz ardı eden hafıza silme mesajları da o kadar ibretlik!
Toplumsal hafızanın zayıflığına veya genç kuşakların temiz hafızasına oynayan siyasi kimliklerin dünün olumlu yanlarını kendilerine mal edip bedel ödenen yanlarını teğet geçen tutumlarını da ileride daha çok konuşacağız.
Bu ülkede 17-25Aralık'ta siyasete sinsi müdahale girişimi olmamış, kalkışmaya evrilen Gezi olayları yaşanmamış, Suriye iç savaşı Türkiye'yi olumsuz etkilememiş, memleketin bir yöresinde hendekler kazılıp kanlı bölücülük yapılmamış, 15 Temmuz'da hain darbe teşebbüsünde bulunulmamış gibi tutum takınmak mümkün müdür?
Veya...
Türkiye Cumhuriyeti'nin bekasının şah damarına uzanan AB ve ABD patentli iş ve işlemler icra edilmemiş gibi pozisyon almak, acı ve bedel ödenen günleri unutturmak söz konusu olabilir mi?
Eleştirilen pek çok husus, sanki durup dururken gelişmiş gibi beyanda bulunmak, Erdoğan ve ekibini siyasi, ekonomik, toplumsal ve hukuki ajandanın sorunlu tarafında gösterip hasılanın çöpsüz üzüm kısımlarını yeni siyaset adına hasat etmek milletin vicdanında karşılık bulur mu?
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
OKAN MÜDERRİSOĞLU: Toplumsal hafıza kaybına oynayanlar!

ENGİN ARDIÇ: Abuk

Muhalefet birkaç gündür abuklamıyor, demiştim.
Fena halde yanılmışım. Beni utandırdılar.
Kılıçdaroğlu, çeşme açılış töreni yaptı.
Yani, çeşme açıktı da, musluğun kulağını büküp su akıtma töreni...
Nasıl olmuş anlayamadık, çeşmenin üstünde "pis pis Osmanlıca şeyler" yazıyor, CHP'ye yakışmıyor...
Çeşme, bildiğiniz Üçüncü Ahmed Çeşmesi.
İlk açılışını Nevşehirli Damat İbrahim Paşa yapmıştı da yaşım tutmadığı için katılamamıştım.
Buna karşılık "İmamoğlu'nun İstanbul'u fethine" yetiştim.
(Hatırlarsanız, o televizyon tartışmasında Türkçe bilmeyen İsmail "beni nasıl beğendiniz" diye sormuştu da İmamoğlu bile şaşırmıştı...) Çeşmeyi yaptıran padişah.
Restorasyonu iki yıl önce Vakıflar'dan.
Şimdi musluğunu açan da Kılıçdaroğlu.
Biz orada Kemal Bey'den paçalarını sıvayıp bir de abdest almasını beklerdik doğrusu...
Ama belediyenin takunya yetiştirmesi gerekecekti.
Öyle "tokyoyla" falan olmaz, o çeşmeye yakışmaz.
Hatta bu açılış töreninde, Konya'ya gitmek isterken kendini Kenya'da bulan Recep İvedik'in yaptığı gibi "Osmanlı kılığına" da girebilirlerdi...
Nasıl olur, diyeceksiniz.
"Yasin-i Şerif okuyan Ekrem" vasıtasıyla sağ oyları da toplamak istemiyorlar mıydı, işte en güzel atraksiyon.
Çanakkale'ye "adalet tanrıçası Themis" heykeli dikeceklerdi, onun açılışında da eski Yunanlı kılığına girsinler, sevgili sınıf arkadaşım Ülgür'le birlikte.
Hani şallak mallak...
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ENGİN ARDIÇ: Abuk

MEHMET BARLAS: 27 Mayıs 1960 Darbesi’nin demokrasimize getirdiği ayıp ittifakın bir sonucuydu

Cumhuriyet dönemi siyasi yaşamımızın 20'nci yüzyıldaki en büyük ayıbı olan 27 Mayıs 1960 askeri darbesini dünkü yıldönümünde yeniden değerlendirdik. Sanırım bu darbeden ve daha sonraki çeşitli biçimlerdeki diğer darbelerden almamız gereken dersleri almış bulunuyoruz. Yani bunların tekrar sahnelenmemeleri için, nelere dikkat etmemiz gerektiğini sanırım artık biliyoruz.
Aynı model
Bizim bloktaki askeri darbeler Amerika işaret vermeden pek olmuyor. 27 Mayıs 1960'a gelirken de, diğer Amerikan ittifakı üyelerinde benzer şeyler oluyordu. Mesela Güney Kore'de durum aynıydı. Yani şu ya da bu nedenle önce gençlik sokaklara dökülüyor sonra da bu ayaklanmalara daha geniş kitleler katılıyordu. En sonunda da ülkeyi kaos ortamından kurtarmak için asker darbe yaparak yönetime el koyuyordu.
Sağ-Sol çatışması
27 Mayıs 1960 öncesinde de, 12 Mart 1971 öncesinde de, 12 Eylül 1980 öncesinde de sokaklarda sağ-sol çatışmasına tanık olundu. Post-modern darbe denilen 28 Şubat 1997 darbesinde ise, artık bu senaryo terk edilmiş ve ana akım siyasetçiler bizzat darbeci olmuşlardı.
Kitleler sokağa çıkıyor
Bu Amerikan güdümlü darbelerin değişik zamanlarda global ölçekte aynı biçimlerde sahnelendiğini gördük. 1954'te İran'da liberal demokrat Musaddık, petrolü millileştirdiği için devrilmişti. Bizde 27 Mayıs'ı davet edenler İstanbullu ve Ankaralı üniversite öğrencileriydiler.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
MEHMET BARLAS: 27 Mayıs 1960 Darbesi’nin demokrasimize getirdiği ayıp ittifakın bir sonucuydu