MEHMET BARLAS: Önümüzdeki dört yıl sandık yorgunu olmayacağız ama önümüzde o kadar çok sorun var ki

Seçim sandığı yorgunu bir toplum olarak, önümüzdeki dört yılda hiç oy kullanmayacağımızı bilmenin mutluluğunu yaşamaktayız. Hepimizin ortak beklentisi bu son seçimle birlikte kamplaşmanın ve nefret noktasına varan farklılıkların son bulmaları değil mi?
Bu coğrafya
Ne var ki bu coğrafyanın özelliği bu... Üstelik sade Orta Doğulu değil bir de Balkanlıyız. Bu coğrafyada en basit anlaşmazlıklar bile ölüm-kalım savaşına dönebilir. Bu coğrafyanın yakın ve uzak tarihi soykırımlarla, suikastlarla, ihanetlerle ve iç savaşlarla dolu değil midir? Demokrasinin darbelerle, işgallerle kesildiğini görmeye alışkın bir coğrafyadır bu...
Bekleyen sorunlar
Demokrasiyi kararlılıkla yaşatmaya azmetmiş bir toplum olarak, dünkü yerel seçim sonrasında sayı ile kendimize gelmeliyiz. Çünkü bizi sayısız çok önemli ve hayati ölçüde tehlikeli olabilecek dış sorunlar bekliyor. Sınırlarımızın güvensizliğinin ana unsurunun stratejik ortağımız olan Amerika Birleşik Devletleri olduğunu bilmemiz, sanırım bizi bekleyen tehlikelerin çapını anlamamıza yardımcı olacaktır. S-400 ile F-35 sorunsal sarmalının sonuçlarını kestirmeye çalışmak bile durumu anlamamıza yeter...
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
MEHMET BARLAS: Önümüzdeki dört yıl sandık yorgunu olmayacağız ama önümüzde o kadar çok sorun var ki

Bugünün gazete manşetleri 24 Haziran 2019

24 Haziran Mayıs 2019 tarihli gazetelerin birinci sayfalarında neler var? #Cumhuriyet, #YeniŞafak, #Türkiye, #Sözcü, #Star, #Karar, #Takvim, #Sabah, #Akşam gazetelerinin manşetlerini okuyunmüzakere şartı

Bugünün gazete manşetleri 24 Haziran 2019 Bugünün gazete manşetleri 24 Haziran 2019 Bugünün gazete manşetleri 24 Haziran 2019 Bugünün gazete manşetleri 24 Haziran 2019 Bugünün gazete manşetleri 24 Haziran 2019 Bugünün gazete manşetleri 24 Haziran 2019 Bugünün gazete manşetleri 24 Haziran 2019 Bugünün gazete manşetleri 24 Haziran 2019 Bugünün gazete manşetleri 24 Haziran 2019

Melih Altınok ATV / A HABER ortak Canlı Yayın'da İstanbulun seçimi

Melih Altınok  ATV / A HABER ortak Canlı Yayın'da İstanbulun seçimi

CHP'lilerden Ataköy'de sandığa giden başörtülü kadına çirkin saldırı!

CHP'lilerden Ataköy'de sandığa giden başörtülü kadına çirkin saldırı!" videosunu izleyin
https://youtu.be/Ok_uUpqsT-E

CHP'lilerden Ataköy'de sandığa giden başörtülü kadına çirkin saldırı!

Türkler ve Ruslar neden ittifak yapar?

Uzun yüzyıllar boyunca kanlı bir boğuşma yaşayan Rus ve Türk yönetimlerinin yakınlaşmasının tek nedeni vardır: Batı tehdidi. Tarih bize göstermektedir ki Türkler ve Ruslar ne zaman boğuşmayı bırakıp ittifak yapıyorsa, Batı bu iki Avrasya ülkesine de ölümcül bir darbe vurma hazırlığındadır. Bu durum tarihin açık açık gör dediği bir gerçekliktir.

Koray Şerbetçi / Tarihçi, Yazar

Türkler ve Ruslar tarihin garip bir cilvesiyle birbirleriyle kesişen iki toplum. Türklük ve Rusluk kavramlarının uzun tarihsel macerasını etraflıca inceleme işine girişmeden hemen söylemek gerekirse bu iki millettin birbirleriyle ilintisinde göze çarpan ilk hadise savaş ve acı dolu hatırlardır. Bu sebeple Ruslar Türk sosyal bilincine olumsuz bir tasavvurla kazınmıştır. Hatta kimi tarihçiler Osmanlı dönemini esas alarak aritmetik hesaplamalar yapmış ve bu dönemde en çok Ruslarla savaşmış olduğumuzu ortaya koymuşlardır.

Asıl mevzuya girmeden önce Türk-Rus ilişkilerini kalın çizgilerle tasvir edelim. Hemen herkesin bir ders kitabından aşina olduğu üzerine Çar I. Petro’ya kadar Osmanlı tarihlerinde esamesi okunmayan Ruslar, 18.asırdan itibaren “sıcak denizlere inme politikası” sebebiyle Osmanlı Devleti için öncelikli tehdit haline gelmişlerdir. Oysaki merak edilmeyen daha önceki dönemde Altın Orda Devleti’nin kalıntılarından Kazan Hanlığının Çar Korkunç İvan tarafından ele geçirilmesi İslam Âlemi için Batı yönünde Endülüs’ün son kalıntısı Gırnata Emirliğinin düşmesi neyse doğudaki karşılığı olması bakımından aynıdır. 1552 senesinde Kazan şehrini alan Rus yayılmacılığı 1878’de İstanbul önlerinde Yeşilköy’de güç bela durdurulmuştu. 20.asırda da Moskof tehdidi hiç eksik olmamış, gerek I. Dünya Savaşı’ndaki Sarıkamış Felaketi’nde gerekse II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye’nin kendini NATO’nun koruyuculuğuna sığınmada hep baş aktör Rusya’ya karşı önlem olma düşüncesi olmuştu. 

Rusya, 16. asırda Türk-İslam dünyası için bir tehdit olarak palazlanmaya başladı.  18.asırda ise ciddi bir tehdit haline geldi. Ama özellikle 19. asırda gerek Osmanlı gerek Kafkasya gerekse Türkistan ahalisine kelimenin tam anlamıyla kan kusturdu. Bu tarihsel münaferet içinde gözden kaçan ve ilginç olan nokta ise tarihin kimi anlarında bu kanlı düşmanlığın ciddi ittifaklara dönüştüğüdür. Yazının asıl konusu olan soru ise bu kadar düşmanlık ve kanlı mücadele içinde nasıl olup da kimi tarihsel kavşaklarda bir Türk-Rus dayanışmasının ortaya çıktığı meselesidir. 

Türk-Rus sosyo-psikolojisi

Tarihteki Türk-Rus siyasal ilişkisini daha iyi anlayabilmek için kabaca Rus ruhuna tarihsel çerçeve içinde bir projektör çevirmek gerekecektir. Zira milletlerin tarihin onlara yüklediği sosyal ruhunu hesaba katmadan politik tavırlarını analiz etmenin imkanı yoktur.

Fransız sosyolog André Siegfried’in “Milletlerin Karakterleri” eserindeki tespitlerle Rus sosyal psikolojisini çerçevelemeye çalışalım:

“Rusya’da psikoloji, her yerdekinden daha fazla coğrafyaya bağlıdır. Rus ülkesinin başlıca üç vasfı vardır: uçsuz bucaksızlığı, tekdüzeliği, istilalara karşı doğal savunma unsurlarından yoksun oluşuna rağmen içine girmekteki zorluğu.”

“Tam manasıyla Rus bir millet vardır. Kökü, coğrafyası ve komşuları bakımından Asyalıdır ama Avrupa tarihiyle olan uzun bir ortaklık sonucunda Batıya da geniş ölçüde bağlıdır.” “Benliğindeki ilkel, barbar tarafla tezat halinde olan olgun tarafı Bizans’tan almıştır.”

Uçlara savrulan karakter

“Ayrıca Rusya, I. Petro’dan Lenin ve Stalin’e kadar olmak üzere bütün modern tekniğini de Avrupa’dan almış ve bu tekniği mekanik olmaktan çok mistik bir zihniyetle ve ihtirasla sindirmiştir.”

André Siegfried’in tespitlerinden anladığımız kadarıyla Ruslar uçsuz bucaksız bir coğrafyanın kucağında büyüyen bir step milleti olarak Asyalı kökleriyle Avrupa’ya dönük yüzün sentezi bir karaktere sahiptir. Bunun yanında Rus kimliğini belirginleştiren en önemli özellik Ortodoks Hıristiyanlıktır. Ruslar Hıristiyan inancını Bizans üzerinden benimsediğinden dolayı Ortodoks olmuşlardır. Ortodoksluğun inançsal tutumu, durgun steplerde yaşayan Rus köylüsü mujiklere coğrafyanın yüklediği psikolojiyi pekiştiren mistik bir yapı kazandırmıştır.

Bu tarihsel birikim özelliği olarak Rus sosyal karakterini tabiri uygunsa ortası olmayan sarkaç gibi bir uçtan ötekine savrulan bir tip oluşturmuştur. O nedenle tarihte Rus karakterini ya mutlak itaatkar bir kişilik ya da her şeyi reddeden bir anarşist olarak görürüz.

Bu bakımdan Avrasya coğrafyasının ortak ögeleri olan Ruslar ve Türkler sosyal karakter bakımından bir birlerine benzerlikler göstermektedir. Step ahalisi olma, uçlara savrulan sosyal karakter, dayanışmacı sosyal bünye, güçlü devlet anlayışına sahip olma gibi benzerlikler bir yana bırakılsa bile, en temel benzerlik olarak Asyalı köklere sahip olmakla Batılılaşmak zorunluluğu arasında yaşanan çelişki ve sosyal ızdırap, Türk ve Rus karakterini yakınlaştırır. Zira hem Rusların hem Türklerin yakın tarihteki en büyük meselesi bu olmuştur.

Bu benzerlik yanında müthiş bir çelişki de mevcuttur. Yazının başında ifade edildiği gibi Avrasya coğrafyasının bu iki halkı uzun süre ötekinin varlığını kendisine hayatî bir tehdit olarak görmüş ve uzun süre kanlı çatışmalar yaşamışlardır. Rusların Kazan hanlığını yıkmasından itibaren Rus kimliği daima Türk ve İslam aleyhine genişleme göstermiştir. O nedenle Müslüman-Türk sosyal bilincinde “Moskof gavuru” şiddetli bir düşmanlığı ifade etmektedir. Aynı şekilde Ruslar da Türk-İslam seddini kendilerinin imparatorluk olmasına karşı steplere hapseden ve aşılması gereken bir engel olarak görmüşlerdir. Konstantin Nikolayeviç Leontyev gibi Türkleri ve Rusları kapsayan bir Doğu İmparatorluğu kurmak düşüncesinde olan ya da Gumiliev gibi Rusların turanî köklerine olumlu vurgu yapan aydınlar olsa da bu tarz istisnalar kaideyi bozmamıştır.

Tarihteki paralellik

18. asırda Rusya’nın başına geçen Çar I. Petro, ülkesinin uluslararası sahada söz sahibi olabilmesi için mutlaka Batı’ya benzemesi gerektiğine inanmaktaydı. Steplere sıkışmış ve Doğulu kalan Rusların bir ilerleme kaydedemeyeceğini öngörüyordu. Bu nedenle sert bir Batılılaşma hamlesi yaptı. Aynı dönemlerde III. Ahmet de bizim Lale Devri diye bildiğimiz hamleyle Osmanlı’nın pencerelerini ilk kez Batı’ya açmaya başladı. Ama Petro’nun yaptığına benzer daha sert Batılılaşmayı Osmanlı’da görmek için bir yüzyıl sonrayı II. Mahmut ıslahatlarını ve Tanzimat hamlesini beklemek gerekecekti.

Modern Rus edebiyatını kuran Puşkin’in yine bizdeki yansıması Tanzimat edebiyatı olarak ortaya çıkacaktır. Siyasî zemindeyse Çar I. Nikola yönetimine başkaldıran nihilist Rus gençlerini bizim siyasal iklimimizde Genç Osmanlılar ve Jön Türkler olarak görmekteyiz.

Yine 1905 Rus meşrutiyet ihtilali Osmanlı’da 1908 Meşrutiyet hamlesi, 1917’de çarlık yönetimin yıkılıp Sovyet Cumhuriyeti’nin kurulması da bizde 1922’de saltanatın kaldırılıp 1923’te cumhuriyet yönetiminin kurulması olarak karşımıza çıkacaktır.

İttifaklara bakış

Şimdi mühim soruyu sormak gerekir: Birbirlerini hayatî tehdit gören Türkler ve Ruslar tarihin belli dönemlerinde ittifak yapmışlar mıdır?

1700 yılındaki İstanbul Antlaşması’na kadar Osmanlı Devleti Rusya ile Kırım Hanlığı üzerinden diplomatik ilişki kuracak kadar Rus varlığını ötelemekteydi. Fakat Çar I. Petro ile Batılılaşmaya başlayan ve emperyal iddiaya sahip olarak Avrupa denkleminde yer alan bir devlet konumuna yükselmesiyle işler değişti. Bundan sonra bütün 18. ve 19.asırda Osmanlı için birincil tehdit haline geldi.

Osmanlı ve Rusya’nın ilk resmi ittifakı 19. asırda Mısır gailesiyle gerçekleşti. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanının Osmanlı varlığını tehdit etmesi ve birden bire uluslararası mesele haline gelmesi Sultan II. Mahmud’u telaşlandırdı. Avrupa devletlerinin Mısır’a meyletmesine karşılık Sultan Mahmud tehlikeli bir oyuna girdi ve Rusya kozunu oynadı. Hünkar İskelesi Antlaşması ile Rusya ve Osmanlı resmen ittifak kurdu ve hatta isyancı paşaya karşı boğazları korumak için Rus askeri Osmanlı topraklarına davet edildi. Sultan Mahmut’un Batı’ya resti etkili oldu ve panikleyen İngiltere, Kütahya önlerine kadar gelen Kavalalı’yı durdurmak zorunda kaldı.

Osmanlı’nın ikinci hamlesi Sultan II. Abdülhamid Han zamanında resmi bir ittifak şeklinde değil sessiz bir anlaşma şeklinde oldu. 

İskoç tarihçi Norman Stone’un tezine göre 1860’lı yıllarda dünyada esen liberal rüzgarlar dindi ve bir krize dönüştü. Bu kriz çok uluslu ve henüz kapitalistleşmemiş Rusya ve Osmanlı’yı sarstı. Bunun üzerine Osmanlı ve Rusya kendine benzer formüller uygulamaya koydular. Hem Sultan Abdülhamid hem de Çar III. Aleksander batıdan gelen bu krize karşı liberal demokrasi seçeneğine karşı otokratik bir idareyle muhafazakar bir modernleşme programı uygulamaya başladılar. Bu süreçte Osmanlı ve Rusya son derece iyi ilişki içerisindeydi. Zira Sultan ve Çar birbirini anlıyordu.

Ama İngiltere ve Rusya yakınlaşması bu dengeyi bozdu. Osmanlı ve Rusya, Balkan Savaşlarında dolaylı,  I. Dünya Savaşı’nda ise doğrudan yine kanlı bir mücadeleye girişti. Ta ki 1917 devrimine dek.

1917’de çarlık rejiminin yıkılması ve Rusya’da Bolşeviklerin iktidara gelmesiyle Rusya ve Avrupa ilişkileri de bir düşmanlığa dönüştü. Rusya’da başlayan iç savaşta Batı’nın Çar yanlılarını desteklemesi bu düşmanlığı netleştirdi. I. Dünya Savaşı’ndan Osmanlı’nın yenik ayrılması, Osmanlı topraklarının işgal edilmesi ve parçalanması süreci başlayınca malum olduğu üzere Anadolu’da kurulan TBMM Hükûmeti Batı’ya karşı Millî Mücadele başlattı. 

Bu süreç yine Sovyet Rusya ve TBMM Hükûmeti’ni ortak düşmanları Batı’ya karşı önce yakınlaştırdı, ardından da 1921 Moskova Antlaşması ile bu yakınlaşma resmi bir ittifaka dönüştü. Ta ki Stalin’in işbaşına gelmesi ve II. Dünya Savaşı’nda yaşanan ayrışmaya dek.

Batı tehdidi

Çar I.Petro’dan bu yana Rus aydınları ve toplumu Batılılaşmakla Rus millî değerlerine bağlı kalmanın sosyal ızdırabını çekmiştir. Tıpkı bizde 19. asırda kurumsallaşmaya başlayan Batılılaşmanın millî değerlerle akort edilmesinin getirdiği çelişkilerin Türk aydınları ve Türk toplumuna aynı ızdırabı yaşatması gibi.

Uzun yüzyıllar boyunca kanlı bir boğuşma yaşayan Rus ve Türk yönetimlerinin yukarda belirtilen yakınlaşmasının ya da ittifakının ise tek nedeni vardır: Batı tehdidi. Tarih bize göstermektedir ki Türkler ve Ruslar ne zaman boğuşmayı bırakıp ittifak yapıyorsa, Batı bu iki Avrasya ülkesine de ölümcül bir darbe vurma hazırlığındadır. Bu durum tarihin açık açık gör dediği bir gerçekliktir.

@koray_serbetci

Devamını Oku
Türkler ve Ruslar neden ittifak yapar?

Kıbrıs neden kritik bölge ?

Kayıt Dışı (22.06.2019)" videosunu izleyin
https://youtu.be/syRNwnV3qns

Kıbrıs neden kritik bölge ?

İmralı’nın rakibi Kandil mi Edirne mi?

Hasan Öztürk - İmralı’nın rakibi Kandil mi Edirne mi? - 23.06.2019" videosunu izleyin
https://youtu.be/odncdAMPqzs

İmralı’nın rakibi Kandil mi Edirne mi?

Trump gayet güzel ifade etti: ‘Suudi Arabistan’a biz silah satmazsak, onlar da gider Rusya’dan alır.’ Durum bu kadar net ve açık. Muhtemelen, Riyad, Arap Baharıyla tehdit ediliyor.

Uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Barış Adıbelli: ABD, Riyad’ı Arap baharıyla tehdit ediyor

ABD ile İran arasında yeni kriz bölgesi olan Hürmüz Boğazı’nda üst üste yaşanan son gelişmeleri yeniakit.com.tr’ye değerlendiren Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Barış Adıbelli, “Riyad, Arap Baharıyla tehdit ediliyor. Sonuç olarak İran kolay bir lokma değil.” dedi.

2019-06-23 11:04:00Uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Barış Adıbelli: ABD, Riyad’ı Arap baharıyla tehdit ediyor Mehmet Özmen  Ankara  İran’ın ABD’ye ait casus uçağı vurmasının ardından iki ülke arasındaki gerginliğin son derece arttığına dikkat çeken Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Barış Adıbelli, “Dünya, ABD’nin her an İran’a saldırabileceği beklentisi içindeyken Trump birden geri adım atmak zorunda kaldı. Trump’ın çark etmesinin birinci nedeni olası bir savaşta önemli rol oynayacak Suudi Arabistan’a acil silah satışı kararının Kongre tarafından engellenmesiydi. Böylece, Trump’ın İran üzerinden Ortadoğu’nun yeni egemen gücü haline gelecek Suudi Arabistan projesi de akamete uğradı.” şeklinde konuştu.

“Trump için tam bir siyasi intihar”

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmelerin Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini belirten Dr. Barış Adıbelli, şunları söyledi:

“Kore savaşından bu tarafa başladığı hiçbir savaşı bitiremeyen; hatta Afganistan’da yıllarca savaştığı Taliban’ı dahi mağlup edemeyen ve nihayetinde masaya oturmak zorunda kalan ABD, topoğrafyası Afganistan’dan çok da farklı olmayan ve sekiz yıllık bir savaş deneyimi olan İran ile nasıl olup da savaşacağı merak konusu. İran’a savaş açmak 2020’de yeniden başkanlığa aday olan Trump için tam bir siyasi intihar anlamına geliyor.”

“Trump, Kendi yıktığı barış ortamını güç kullanarak yeniden inşa etmek istiyor”

Savaştan bıkmış bir Amerika halkının varlığına ve yaşanan gelişmelerin siyasi tercihlerine de yansıyacağını söyleyen Dr. Barış Adıbelli, “İran ile göreceli bir barış ortamı nükleer anlaşma ile sağlanmışken, Trump, bu anlaşmayı bozarak Ortadoğu’daki barış çabalarını da yıkmış oldu. Kendi yıktığı barış ortamını güç kullanarak yeniden inşa etmek istiyor.” dedi. 

“Trump savaştan geri adım atmış gibi görünüyor”

İran ve ABD arasında gerginlik tırmanırken çelişkilerin de yaşandığını ifade eden Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Barış Adıbelli, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu bir çelişki Trump’ın İran konusunda bu kadar kararlı olmasının arkasında yatan iki önemli neden var birincisi zaten bildiğimiz İsrail’in bekası, diğeri ise Muhammed bin Salman’ın ABD’ye güvenmemesi. Veliaht prensin gözü Rusya da. Zira Suudi Arabistan ABD’nin oynadığı kirli oyunun farkında. Bu gerçeği geçen günlerde Trump gayet güzel ifade etti: ‘Suudi Arabistan’a biz silah satmazsak, onlar da gider Rusya’dan alır.’ Durum bu kadar net ve açık. Muhtemelen, Riyad, Arap Baharıyla tehdit ediliyor. Sonuç olarak İran kolay bir lokma değil. Birileri Trump’a bu gerçeği hatırlattığı için Trump savaştan geri adım atmış gibi görünüyor.”

Devamını Oku
Trump gayet güzel ifade etti: ‘Suudi Arabistan’a biz silah satmazsak, onlar da gider Rusya’dan alır.’ Durum bu kadar net ve açık. Muhtemelen, Riyad, Arap Baharıyla tehdit ediliyor.

Özgürlük diyenler, Özgürlük kısıtlıyor

Skandal! CHP’liler başörtülü seçmene oy kullandırtmadı

İstanbul Ataköy'de oy kullanmak için sandığa giden başörtülü bir vatandaşa İslam düşmanları "başörtünü çıkar" diyerek oy kullandırtmak istemedi.

2019-06-23 12:57:00İstanbul’lu seçmen Büyükşehir Belediye Başkanını seçmek için sandık başına gidiyor. Vatandaşların oy kullanma işlemi devam ederken İstanbul Ataköy’de skandal bir olay yaşandı.

Başörtüsünü çıkarmasını istediler!

Halkın milli ve manevi değerlerine düşman 28 Şubat zihniyetinin kalıntısı çevreler oyunu kullanmak üzere sandığa giden başörtülü bir vatandaşın "başörtünü çıkar"diyerek oy kullanmasına engel oldu.

Büyük tepki çekti

Skandal görüntüler sosyal medyanın gündemine bomba gibi düştü.

Yasakçı 28 Şubat zihniyetinin artıklarının başörtüsü düşmanlığı yaparak seçmenin iradesini sandığa yansıtmasına engel olması büyük tepki çekerken yetkililerin olayla ilgili bulunan sandık görevlileriyle alakası işlem başlatıp başlatmayacağı merak ediliyor.

Devamını Oku
Özgürlük diyenler, Özgürlük kısıtlıyor

Tüm Türkiyeyi temsil etmeyen, Türkiye Gazeteciler cemiyeti rezil oldu !..

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti böyle deşifre edildi: Komünist bir ekip tarafından ele geçirilmiş durumda

Gazeteci, Sinema Eleştirmeni ve Akademisyen Ali Murat Güven, muhafazakar gazetecileri yıllardır yok sayan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) ayrımcı tavrını sosyal medyadan deşifre etti. Ali Murat Güven, üye olmak için başvuru yaptığı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin, üyelik şartlarını fazlasıyla karşılamasına rağmen kendisini üyeliğe kabul etmediğini belirterek, “TGC, başta genel başkanı Turgay Olcayto olmak üzere, Evrensel gazetesi mensubu komünist bir ekip tarafından ele geçirilmiş durumdadır.” diye yazdı.

2019-06-23 12:47:00Türkiye Gazeteciler Cemiyeti böyle deşifre edildi: Komünist bir ekip tarafından ele geçirilmiş durumdaYusuf Kenan Çakır  yeniakit.com.tr 

Gazeteciliği solculara ve komünistlere hak gören ve üye işlemlerinde tüzüğüne aykırı şekilde ayrımcılık yapan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Gazeteci ve Sinema Eleştirmeni Ali Murat Güven’in üyelik başvurusunu kabul etmedi. Ali Murat Güven, TGC’nin ayrımcı tutumunu sosyal medya hesabından eleştirdi.

TGC’yi rezil etmek adına paylaşıyorum

Twitter adresinden paylaştığı bir dizi mesajda, daha önce de eleştirdiği Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ni, ayrımcılıklarını ortaya koyma ve rezil etme adına bir kez daha eleştirdiğini belirten Ali Murat Güven, TGC’nin belli bir kesimin eline geçmiş bir kurum olduğunu şu ifadelerle anlattı:

Geçenlerde bir kez daha paylaşmıştım. İlgili kurumu rezil etmek adına bir kez daha paylaşayım. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Cemiyet'in internet sitesindeki bütün üyelik başvuru kurallarına harfiyen uymama ve istenenlerden de iki kat fazlası meslekî referansa sahip olmama rağmen, hiçbir ekstra yetki ya da unvan taşımayan dümdüz, alelade, sıradan üyelik başvurumu, 9 aylık bir bekletmenin sonunda GEREKÇESİZ olarak reddetti. Başvuruyu Haziran-2018'de yapmıştım. Cevabı ise Şubat-2019'da, telefonda, şifahen ve kavga dövüş alabildim. Ret gerekçesini sorduğumda, ‘Gerekçesi yok’ dediler. Ret cevabını bana yazılı olarak iletmelerinin Dernekler Kanunu uyarınca yasal bir yükümlülük olduğunu hatırlattım, onu da yapmadılar. 1946 yılında Sedat Simavi ve arkadaşları tarafından kurulan Türkiye Gazeteciler Derneği, tüzüğüne göre, hiçbir ırk, etnik kimlik, siyasî görüş, dinsel inanç, cinsiyet v.b. ayrımı yapmaksızın, profesyonel işi gazetecilik olan ve bunu kanıtlayabilen her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını üyeliğe kabul etmek, üçüncü taraflar karşısında basın sektörü çalışanlarının haklarını korumakla görevli bir sivil toplum örgütüdür.

Bu kadar mesleki tecrübe bile TGC’ye üye olmak için yetmedi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin üyelik başvurusunu gerekçesiz olarak reddetmesinin kendi tüzüğüne bile aykırı olduğuna işaret eden Gazeteci, Sinema Eleştirmeni ve Akademisyen Ali Murat Güven, twitter adresinden paylaştığı mesajını şu cümlelerle sürdürdü:

“Ben, basın-yayın alanında,

1) İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden lisans,

2) İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nden yüksek lisans sahibiyim.

3) Mesleğe 1985 yılında girdim, ilk imzalı yazım da 1987 yılına aittir.

4) O tarihten itibaren Türk basınının pek çok saygın kurumunda profesyonel sözleşmeli ve sigortalı olarak en alttan en tepeye kadar her konumda görev yaptım.

5) SSK'ya "basın iş kolu"ndan kayıtlıyım ve 01.01.2018'de yine o koddan emekli oldum.

6) 1996'dan beri sarı basın kartı, 2016'dan beri sürekli basın kartı taşıyorum.

7) Yayımlanmış iki gazetecilik kitabım var.

8) İleri düzeyde İngilizce ve orta düzeyde Almanca biliyorum.

9) Halen bir iletişim fakültesinde de öğretim görevlisi olarak meslek dersleri vermekteyim.

Meslek hayatım boyunca almış olduğum ödüllere, takdirnamelere falan da hiç girmiyorum.

Bunlar, TGC'ye düz üye olabilmek için yetmedi.”

TGC bir grup komünist tarafından ele geçirilmiş durumda

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ayrımcı tutumunu deşifre eden ve eleştiren Gazeteci, Sinema Eleştirmeni ve Akademisyen Ali Murat Güven, “TGC; günümüzde, başta genel başkanı Turgay Olcayto olmak üzere, Evrensel gazetesi mensubu komünist bir ekip tarafından ele geçirilmiş durumdadır ve bu ekip 2013'den bu yana o örgütte kendi fraksiyonuna yakın komünistler haricinde hiçbir basın mensubuna varlık hakkı tanımamaktadır.” ifadeleriyle, TGC’nin yıllardır muhafazakar gazetecilere uyguladığı ayrımcılık ve haksızlığa dikkat çekti.

Devamını Oku
Tüm Türkiyeyi temsil etmeyen, Türkiye  Gazeteciler cemiyeti rezil oldu !..