Soyuz roketindeki arızanın nedeni belli oldu

Rus uzay ajansı Roscosmos'un İdari Müdürü Sergey Krikalev, Rus #kozmonot Aleksey Ovçinin ve ABD'li astronot Nick Hague'un Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) giderken acil iniş yapmasına yol açan #Soyuz roketindeki arızanın, ilk ve ikinci aşamadaki ayrılma sensörünün çalışmamasından kaynaklandığını söyledi.
Aleksey Ovçinin ve NASA'dan astronot Nick Hague UUİ'ye fırlatıldığı sırada Soyuz MS-10 uzay aracının roketindeki arızanın ne olduğu belli oldu.
Rusya Bilimler Akademisi Tıbbi Biyoloji Enstitüsü'nün 55. yılı etkinliğinde konuşan Roscosmos İdari Müdürü Sergey Krikalev "Soruşturma komisyonu arızanın nedeninin birinci ve ikinci aşamada ayrılma sinyali veren sensörün çalışmaması olduğunu tespit etti" dedi.

Krikalev, bu durumun uzay aracının ilk yan bloğunun gerekli mesafeye ilerleyemeyip ikinci aşamadaki yakıt deposuna çarpmasına ve deponun patlamasına yol açtığını ifade etti.

Modern Rusya tarihinin ilk insanlı uçuş kazası 11 Ekim'de yaşanmıştı. Soyuz FG aracıyla UUİ'ye fırlatılan Ovçinin ve Hague, çıkan arıza sonrasında paraşütle iniş yapmak zorunda kalmıştı. Olayın nedenlerini araştırması için bir soruşturma ekibi kurulmuştu.

#sputnik

Devamını Oku
Soyuz roketindeki arızanın nedeni belli oldu

Egemen Bağış, kitabını ve Türkiye'nin dünden bugüne AB sürecini Sputnik'e anlattı -video-

Avrupa Birliği ve Devlet Eski Bakanı Egemen Bağış, Türkiye'nin AB yolundaki tüm bu kilometre taşlarını not düştüğü "Başmüzakerecinin Kaleminden" isimli bir kitap kaleme aldı. Bağış, hem kitabını hem de Türkiye'nin dünden bugüne AB sürecini Sputnik'e anlattı.

Türkiye'nin 1959 yılına değin uzanan Avrupa Birliği üyeliği girişiminin üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçti. Bu süreçte hem pek çok dinamik değişti hem de Türkiye'nin AB üyeliği konusunda atılan pek çok adımdan geri dönüldüğü için üyelik konusunda bir arpa boyu yol kat edilmedi. Özellikle 2005'te katılım müzakerelerinin başlamadığı dönemde Türkiye'nin AB'ye üye olacağı beklentisi, bugün yerini üyelikle ilgili belirsizlik ve beklentisizliğe bıraktı.
TÜRKİYE'NİN YERİNE GETİRİLMEYEN BEKLENTİLERİNE YENİLERİ EKLENDİ


Geçen zaman içerisinde, Türkiye'nin AB'den, "Türkiye'nin PKK ve uluslararası terörizme karşı mücadelesinde daha somut bir iş birliği", "Kıbrıslı Rumların adanın tek temsilcileriymiş gibi davranılmaması", "AB zirvelerine Türkiye'nin davet edilmesi" ve "Türklere vize serbestisi" gibi beklentilerine, henüz AB tarafından yerine getirilmeyen yeni beklentiler eklendi. Bunlardan en önemlisi Türkiye'nin 15 Temmuz 2016'da gerçekleşen darbe girişiminden sorumlu tuttuğu FETÖ'ye karşı AB'den beklediği ama asla alamadığı destekti. Türkiye'nin Avrupa ülkelerinden destek beklentisine karşılık, Avrupa Türkiye'nin "terör örgütü" ilan ettiği FETÖ üyelerinin en çok sığındığı kıtaya dönüştü. Almanya Federal Göçmenlik Ajansı'nın kayıtlarına göre darbe girişiminden bu yana Almanya'ya sığınan Türk vatandaşı sayısı 15 bin 654 ve Türk hükümeti, bu sayının neredeyse tamamının FETÖ üyesi olduğunu savunuyor.

VİZE SERBESTİSİ SÖZÜ TUTULMADI, GÜVENSİZLİK VE UÇURUM BÜYÜDÜ
Türkiye'nin AB'den, önemli ama yerine getirilmeyen, bir diğer beklentisiyse vize serbestisi oldu. Bu beklentinin önemi büyük. Zira 18 Mart 2016 tarihinde, 28 üyeli Avrupa Birliği tarafından, Türkiye'nin Avrupa'ya giden Suriyeli mültecileri, geri kabulü karşılığında Türkiye'ye 3 milyar Euro ödeneğin yanı sıra vize serbestisi sözü verildi. Ancak AB'nin vize serbestisi için ön koşul koyduğu 35 madde, darbe girişim sürecinin ardından Türkiye'nin başlattığı mücadele sebebiyle krize dönüştü.

Avrupa Birliği ve Devlet Eski Bakanı Egemen Bağış, Türkiye'nin AB yolundaki tüm bu kilometre taşlarını ve çok daha fazlasını 2010-2018 yılları arasında kaleme aldığı makale ve köşe yazılarının derlendiği "Başmüzakerecinin Kaleminden" isimli kitabında topladı. Aynı zamanda İstanbul Aydın Üniversitesi Batı Araştırmaları Merkezi Başkanı olan ve üniversitede öğretim görevlisi olarak görev yapan Bağış, İstanbul Aydın Üniversitesi'ndeki ofisinde Sputnik'in sorularını yanıtladı.


‘AVRUPA'NIN HER AKSİYONU TÜRKİYE'NİN REAKSİYONUNA YOL AÇIYOR'

Kitabında ‘Türkiye'nin AB için bir tehdit değil, genç nüfusu ve dinamizmiyle fırsat olduğunu' vurguladığının hatırlatılması üzerine Bağış "Aslında her aksiyonun yarattığı bir reaksiyon oluyor. Türkiye-AB ilişkilerinde de bu reaksiyonun önemli bir etkisi olduğunu hep gözlemledik, halen de gözlemliyoruz. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik müzakeresi sürecini başlatan liderler artık yok. (Eski İngiltere Başbakanı) Tony Blair, (Eski Almanya Şansölyesi) Gerhard Schröder, (Eski İtalya Başbakanı) Silvio Berlusconi gibi liderler yerine artık daha ulusalcı, milliyetçi ve daha yabancıya kapalı zihniyetlerin görev başında olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bugün dünya siyaseti, şahsi egoların tavan yaptığı, liderlik içgüdülerinin zirveye çıktığı bir dönemde şekilleniyor. Bunu Avrupa'da da, dünyanın diğer kısmında da görüyoruz. Bunun sonucunda yabancı olan her şeye karşı tavırlı ve tepkili olma süreci başladı. Ve bu her tepki bir reaksiyon doğuruyor. Avrupalılar, Türkiye'ye karşı aşağılayıcı bir cümle kurduğunda, Türkiye de doğal olarak onlara aynı tonda cevap veriyor. Böylece, dış ticaretin yüzde 60'ını yaptığımız ve ülkemize gelen turistlerin yüzde 85'ini oluşturan Avrupa'yla, ister istemez tatsızlıklar, hoşnutsuzluklar yaşıyoruz" dedi ve şöyle devam etti:

"Ben de bu süreci net bir şekilde ortaya koymak için hazırladığım kitaptaki makaleleri kronolojik olarak dizdim. Böylece 2010'da yazılan bir makaleyle 2018'deki bir makale arasındaki fark çok daha net bir şekilde ortaya çıktı. Bu kitabın hem öğrencilere, hem araştırmacılara hem de konunun meraklısı için güzel bir fırsat olacağı kanaatindeyiz. Biz bu kitabı ücretsiz olarak dağıtıyoruz, dijital versiyonunu yayıyoruz, hatta kitap şuan Amazon'da bile var. Hedefimiz sadece İstanbul Aydın Üniversitesi öğrencilerine değil, Türkiye ve hatta dünyadaki bütün öğrencilere kaynak oluşturmaktı. Bu yüzden İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın hocamla birlikte böyle bir çalışma yapma kararı aldık."


‘AVRUPA DEĞERLERİNİ BİR KENARA BIRAKTI, BAE GİBİ PARA HARCAMA GÜCÜ OLAN ÜLKELERE YÖNELDİ'
2010'lu yıllarda yaşanan ekonomik krizin ülkelerin kendi kabuğuna çekilmesiyle sonuçlandığına işaret eden Bağış "Bu süreç insanlarda evini, işini kaybetme korkusunu tetikledi. Bu da, daha popülist, ulusalcı, milliyetçi siyasilere kapı araladı. Bu durum yalnızca Avrupa için geçerli değil, Rusya'da da, Çin'de de Hindistan'da da, Fransa'da da, ABD'de de böyle. Fransa'daki yerleşmiş siyasi partilere rağmen bir işadamı olan Emmanuel Macron, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu, ABD'de hiç beklenmedik bir şekilde Donald Trump gibi birisi liderliği göğüsledi, Almanya şansölyesi Angela Merkel, aynı tonla siyaset yaparak halen görevine devam edebildi, Narendra Modi gibi birisi Hindistan'ın başbakanı oldu, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ortaya koyduğu reformlarla birlikte görev süresini sınırını kaldırdı. Yani bizim AB sürecimizin yaşandığı dönemde görev yapan liderler yerini ulusal ekonomik çıkarları önceleyen liderlere bıraktı. Şimdiyse, gerektiğinde gümrük duvarları ören liderlerle karşı karşıya kaldık. Bu sürecin sonunda Türkiye AB zirvelerine davet edilmemeye başladı, bir takım fasılların açılmasında engeller ortaya koyuldu. Birleşik Arap Emirlikleri gibi demokrasisi veya Avrupa değerleriyle bağdaşır bir yanı olmayan ülkeleri, Schengen bölgesine alırlarken, Türkiye'nin terörle mücadelesi bahane edilerek vatandaşlarımıza hala vize işkencesi çektiriyorlar. Burada ciddi çifte standartlar ortaya çıktı. Gerçek Avrupa değerleri olan demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü ve serbest pazar ekonomisi öncelik olmaktan çıktı; bunun yerini ekonomik gücü yüksek, harcama gücü olan ülkeler Avrupa için cazip hale geldi. Bir ülkenin insan haklarına saygısına değil, parasına bakılır oldu" dedi.

‘TÜRKİYE'YE FETÖ KONUSUNDA DESTEK VERMEYEN AVRUPA FETÖ'CÜLERİN SIĞINMA CENNETİ HALİNE GELDİ'

Türkiye'nin AB tarafından yerine getirilmeyen beklentilerine yenilerinin de eklendiğine işaret eden Bağış "Özellikle 15 Temmuz ihanetinin ardından Türkiye, Avrupa'dan FETÖ'ye karşı ciddi bir tutum takınmasını bekledi. Ama maalesef Avrupa ülkelerinin bir kısmı, özellikle de AB'nin lokomotifi olan Almanya, FETÖ'cülerin sığınma cenneti haline geldi. Türkiye'de bunca hainliğe imza atan savcılar, hâkimler, askerler Almanya'da siyasi sığınma talebiyle bulunuyor. Tabii, sadece Almanya'da değil çeşitli ülkelerde FETÖ'cüler elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Bu da Türkiye'nin Avrupa'ya olan bakış açısını son derece olumsuz etkiliyor" dedi.

Avrupa'nın Türkiye'ye zarar veren grupları sadece son dönemde değil, her dönem koruduğuna değinen Bağış "Bakın, son 20 yıldır Avrupa tarafından Türkiye'ye tek bir PKK'lı ya da FETÖ'cü yoktur. Veya bir tane DHKP-C'li de… Türkiye ne zaman bu grupların üyelerinin iadesini istese, ya gönderdiğimiz belgeleri eksik bulurlar, ya bu belgelerin tercümesinde sorun çıkar…Sonuçta mutlaka bir bahane vardır. Ancak Türkiye, Avrupa hapishanelerindeki bir suikastçiyi, katili veya tecavüzcüyü talep ettiğinde, o zaman hiç bir belge sıkıntısı olmaz, Avrupa hemen bu kişilerden kurtulmak için bunları Türkiye'ye iade eder. Ancak teröristleri sürekli korur. Bu sözde müttefikliği, Türk milleti artık yemiyor" ifadelerini kullandı.


‘ÖNEMLİ OLAN TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ DEĞİL, AB STANDARTLARINA ULAŞMASI'
Avrupa Birliği Türkiye için "kaldıraç" olduğuna ve tam üyelik söz konusu olmasa da AB reformlarının Türkiye açısından olumlu rolü olduğuna işaret eden Bağış şöyle devam etti:

"Türkiye'nin özellikle 2009'dan sonra dış politikada atığı adımlar, bizi maalesef Batı'dan bir ölçüde uzaklaştırdı. ‘Komşularla sıfır sorun' derken ‘komşularla sırf sorun' dönemi yaşadık. Bu dönem bizim yalnızca komşularla sorun yaşamamamıza sebep olmadı, geleneksel müttefiklerimiz ve üyesi olmaya çalıştığımız AB'yle de sorunlar yaşamamıza sebep oldu. Bugün gelinen noktayı iyi değerlendirmek lazım. Türkiye'nin ulusal çıkarlarını iyi ele almamız lazım. Ben hep, Türkiye'nin AB üyesi olmasının çok da elzem olmadığını vurguladım. Ancak bu ülkenin vatandaşlarının AB standartlarında eğitim, sağlık, ulaşım hizmeti alabilmesi, kadın haklarından azınlık haklarına pek çok alanda temel hak ve özgürlükler konuda AB standartlarında yaşaması gerektiğini söyledim. Bu yüzden AB'nin Türkiye'nin diyetisyeni olduğuna vurgu yaptım. Bizim de diyetisyenin verdiği reçeteyi uygulamamız gerektiğini söyledim. Biz bu reformları uyguladığımız zaman ortaya çıkan tabloyu gözünüzün önüne getirin. Azınlıkların mülklerinin iade edildiği, daha az kazanın yaşandığı otobanların yapıldığı, mini eteklinin de başörtülünün de kardeşçe aynı üniversitede okuyabildiği bir Türkiye… Bütün bunlar Türkiye'yi zayıflatmadı, tersine bizi güçlendirdi. Avrupa Birliği Türkiye için kaldıraçtır, tam üyelik söz konusu olsa da, olmasa da biz bu reformları uygulamalıyız. O yüzden Sayın Cumhurbaşkanımız zamanında ‘Gerekirse Kopenhag siyasi kriterlerine ‘Ankara siyasi kriterleri' Maastricht kriterlerine ‘İstanbul kriterleri' der ve gerekeni yaparız' demişti. İhtiyaç olan ruh, o ruhtur"


‘AVRUPA TÜRKİYE'YE DEMOKRASİ DERSİ VEREMEZ, BU MİLLET 15 TEMMUZ'DA DEMOKRASİ İÇİN CANINI VERDİ'

Bağış, konuşmasında Avrupa ülkelerinin Türkiye'ye yönelttiği "orantısız" ve "dayanaksız" eleştirilere de sert bir cevap verdi.

Bağış "AB, dürüstçe itiraf edemese de bizim kültürümüzden, inancımızdan, dinimizden dolayı bir endişe yaşıyor. 80 milyonluk Müslüman bir nüfusun Avrupa'ya entegre olmasını kabullenmiyorlar, bunu direkt söylemek yerine başka bahanelerin arkasına sığınıyorlar. ‘Nüfusunuz çok fazla', ‘tutuklu gazeteciler var', ‘reform yapmanız lazım' gibi bahaneleri öne sürüyorlar. Halbuki her ülkede bir takım sorunlar var. Bugün, kim ne derse desin, Türkiye 30-40 yıl önceye göre çok daha iyi bir noktada. Ama elbette mükemmel değil. Hele Türkiye gibi aynı anda bu kadar çok terör örgütüyle mücadele eden, bu kadar çok travma atlatan bir ülkede elbette sorunlar olacaktır. Ancak Türkiye'ye karşı bu bahanelerin arkasına sığınanlar, bana bir tane sorunsuz ülke göstersin. Böyle bir ülke yoktur. Biz Roman vatandaşlarımız için çalıştaylar düzenlerken, onlardan geçmişte devletin yaptığı hatalardan dolayı özür dileyebilirken; Sarkozy Fransa'daki Roman vatandaşları sınır dışı etmekten söz ediyordu. Şimdi, tutup da kimse bize demokrasi, insan hakkı dersi vermeye kalkmasın. Kaldı ki en büyük dersi Türkiye 15 Temmuz akşamı dünyaya verdi. Demokrasi için demeç atmadılar, şov yapmadılar, can verdiler. Tweet atarak değil göğsünü siper etmekle demokrasiye sahip çıkılır. Dolayısıyla Türkiye'nin demokrasisiyle ilgili kimse haksız eleştiri yapamaz. Evet, sorunlarımız var ama biz gerektiğinde demokrasi için canının veren bir milletiz" ifadelerini kullandı.


‘AVRUPA, TRUMP TEHDİDİNE KARŞI TÜRKİYE, BAZENSE RUSYA VE İRAN'LA İŞBİRLİĞİ YOLLARI ARIYOR'
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın birkaç hafta önce Almanya'ya gerçekleştirdiği ziyareti de değerlendiren Bağış "Bence Almanya hem göçmen krizi, hem dünyada yaşanan olaylar hem de Trump tehdidi dolayısıyla Türkiye gibi müttefiki kaybetmemesi gerektiği bilincine kavuştu. Üyelik sürecimize sıcak bakmasalar da, Türkiye'nin başka bir yörüngeye girmesini de istemiyorlar. Onun için Türkiye'yi hem yakın hem de dışarıda tutmaya çalışan bir Almanya gördüm ben. Geçmişte Sayın Cumhurbaşkanımızın, oradaki vatandaşlarımızla video konferans aracılığıyla bile buluşmasına karşı çıkan Almanya, bu sefer Cumhurbaşkanımızı kırmızı halılarla karşıladı. Ancak yine de Cumhurbaşkanımızın oradaki Türklerle temasının asgari tutmak için de çaba harcadı" dedi.

Avrupa'nın Türkiye'ye karşı son bir kaç yılda attığı adımları "Avrupa ruhuna" uygun olmadığına değinen Bağış "Sayın Cumhurbaşkanımızın Almanya'da kendi vatandaşlarına hitap etmesinin engellenmesi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın Hollanda'da araç içinde rehin kalması gibi olaylar, Avusturya'da Türkiye aleyhine verilen demeçler… Bunların hepsi ırkçılığın, ayrımcılığın zirve yaptığı örneklerdi. Ancak Avrupa yavaş yavaş Trump tehdidine karşı yavaş yavaş Türkiye'yle, zaman zaman ise Rusya ve İran'la, işbirliği yapmak için farklı yollar aradı" diye konuştu.

‘TÜRKİYE, ATATÜRK'ÜN ‘YURTTA SULH CİHANDA SULH' VASİYETİNİ YERİNE GETİRMELİ'

Türkiye'nin Doğu ve Batı arasında bir tercih zorunluluğu olmadığı yönünde bir tutum içerisinde olduğunun hatırlatılması üzerine Bağış "Türkiye'nin Doğu ve Batı arasında bir tercih zorunluluğu olmadığını hep vurguladım. Türkiye, hem doğulu, hem batılı, hem kuzeyli, hem de güneylidir. Biz hem Avrupalı, Asyalı, Avrasyalı, Akdenizli, Ortadoğulu hem de Hazarlıyız. Biz biri uğruna, diğerlerinden vazgeçmek zorunda da değiliz. Türkiye, hep bir köprü olarak görülmüştür. Tarihte İpek Yolu ticaretinde, bugünse enerji kaynakları açısından önemli bir geçiş noktasındayız. Ama kimse bir ayağı çürük köprüden geçmek istemez. Türkiye maalesef bir dönem, bir dönem batı, bir dönem güney, bir dönem de kuzey ayağını ihmal etmiş. Türkiye 2002'den bu yan bu dört ayağını da eş zamanlı güçlendirmek üzerine bir politika yürüttü. Zaman zaman sıkıntılar yaşansa da, prensip bu yönde oldu. Biz Atatürk'ün bize vasiyet olarak bıraktığı ‘Yurtta sulh, cihanda sulh' anlayışını yeniden yaşatmalıyız. Türkiye'nin coğrafi konumu, herkesle barışık olmayı gerektiriyor" dedi.

‘MÜLTECİ ANLAŞMASI TÜRKİYE'NİN AB'YE HİÇBİR ZAMAN ALINMAYACAĞININ İTİRAFIYDI'
Peki, mülteci krizinde Türkiye hak ettiği desteği gördü mü? Bağış'a göre bu sorunun yanıtı kesinlikle "hayır":

"Maalesef AB verdiği sözleri tutmuyor. Zaten AB ve Türkiye arasında imzalanan anlaşma da başlı başına sorunlu. Zira ‘Suriyeli göçmenler sizde kalsın, biz parasını verelim' demek, Türkiye'yi hiçbir zaman AB üyesi yapmayacaklarının itirafı niteliğindeydi. Halbuki yapılması gereken Suriye'ye demokrasi götürmek ve eli kanlı diktatörden kurtulmak olmalıydı. Avrupalı ülkeler onun yerine ‘Avrupa'ya gelmesinler de ne halleri varsa görsünler' dedi. Türkiye'nin ağzına vizesiz seyahat balı çaldılar. Kaldı ki o sözü bile yerine getirmediler. Bütün bunlar ikiyüzlülüğün ve çifte standardın yansıması."


‘SADECE ENERJİ KONUSU BİLE AVRUPA'NIN TÜRKİYE'YE NE KADAR BAĞIMLI OLDUĞUNU GÖSTERİR NİTELİKTE'
Avrupa'nın Türk halkının gönlünü kazanmak için çaba sarf etmesi gerektiğini savunan Bağış "Avrupa ve Türkiye birbirinden tam manasıyla kopamayacağına göre, Avrupa'nın Türk halkının gönlünü kazanmak için çaba sarf etmesi gerekiyor. Avrupa'nın bu duygusallık, ayrımcılık ve ırkçılıktan kurtulup bunu kendi çıkarları için yapması lazım. Bugün Avrupa'nın ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının yüzde 70'i Türkiye'nin ya doğusunda ya kuzeyinde ya da güneyinde. Yani Avrupa'nın o enerji kaynaklarına ulaşabilmesi için Türkiye'nin iş birliğine ihtiyacı var" dedi.

Türk Akımı boru hattı ve Akkuyu NGS gibi projelerin hatırlatılması üzerine Bağış "Sadece enerji konusu bile Avrupa'nın Türkiye'ye ne kadar bağımlı olduğunu gösterir nitelikte. Ancak AB ile müzakerelerde açılamayan fasıllardan birisi de enerji faslıdır. Ve açılamamasının tek sebebi de Kıbrıs Rum Kesimi'nin vetosudur. Yani Akdeniz'in ortasında Akdeniz'in bütün güzelliklerini yaşayan bir yarımada devleti, 28 diğer ülkenin ulusal çıkarlarını rehin alabiliyor. Bu bile AB fikrinin ne kadar yaralı ve sıkıntılı olduğunu gösteriyor. AB'nin aklını başına toplaması şart" diye ekledi.

#Sputnik

Devamını Oku
Egemen Bağış, kitabını ve Türkiye'nin dünden bugüne AB sürecini Sputnik'e anlattı -video- Egemen Bağış, kitabını ve Türkiye'nin dünden bugüne AB sürecini Sputnik'e anlattı -video-

ANAR Genel Müdürü Uslu: AK Parti ittifakla Ankara ve İstanbul'u rahat alırdı, şimdi yarış zora girdi

RS FM'de yayınlanan Yavuz Oğhan'dan Bidebunudinle programına konuk olan #ANAR Genel Müdürü İbrahim Uslu, "AK Parti ittifak ile seçime girmeseydi İstanbul ve Ankara'yı rahat alırdı, şimdi yarış zora girdi" dedi. Uslu ayrıca, AK Parti'nin de MHP'nin de af ve Andımız tartışmasını yerel seçim ittifakını bitirmek için kullandığını ifade etti.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yerel seçimde AK Parti'yle birlikte hareket edilmeyeceğini açıklamasının ardından, siyasetin gündemi değişti. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da, "Herkes kendi yoluna" dedi ancak, iki lider de Cumhur İttifakı'nın devam edeceği yönünde mesajlar vererek, yeniden birliktelik için açık kapı bırakmayı da ihmal etmedi.
RS FM'de yayınlanan Yavuz Oğhan'dan Bidebunudinle programına konuk olan kamuoyu araştırma şirketi ANAR'ın Genel Müdürü İbrahim Uslu, MHP liderinin çıkışı sonrasında yerel seçimde sandıktan nasıl bir tabloyla karşılaşılacağına ilişkin yorumlarını aktardı.

Ekonominin AK Parti oylarında etkili olduğunu ifade eden Uslu, 24 Haziran'da AK Parti'nin oyunun yüzde 42.5'e düşmesini hatırlattı. Uslu, ittifak olmaması durumunda AK Parti'nin de MHP'nin de kazancının olmayacağını savunarak, "MHP'nin Adan, Mersin ve Manisa'da tek başına kazanması mümkün görünmüyor. MHP 6 ay sonrasına yönelik değil daha uzun bir vadeyi değerlendirdi. AK Parti'den mutsuz seçmenlerin MHP'ye yöneldiklerini farkettiler. Sürecin AK Parti açısından yıpratıcı olacağını düşünüyorlar ve AK Parti'den kopan seçmenlerin MHP'ye geleceğini düşünüyorlar. 2023 seçimlerini düşünüyorlar" dedi.

"AK Parti ile MHP arasında sert bir diyalog yaşanacağını düşünmüyorum. MHP 'Cumhur İttifakı'nın genel felsefesine bağlıyız' diyerek diyaloğunu sürdürmeyi deneyecek" diyen Uslu, AK Parti'nin de MHP'nin de af ve Andımız tartışmalarını yerel seçim ittifakını bitirme amaçlı kullandığını belirtti.

MHP'nin kendi adaylarıyla seçime girme kararından sonra muhalefetin Ankara ve İstanbul'u alma şansının yükseldiğini belirten Uslu, "AK Parti yerel seçime ittifakla giriyor olsaydı iki ili de zorlanmadan alabilirdi ama şimdi yarış zora giriyor. Önümüzdeki seçimde iki büyük ilde de Akdeniz'deki illerde de heyecan yaşanacak. Partilerin göstereceği adaylar kritik bir önem gösterecek" diye konuştu.

Sözlerini bitirirken istifa ettirilen eski Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek'in MHP'nin Ankara adayı olacağı tartışmasına değinen Uslu, "Ben Gökçek'in aday olacağını düşünmüyorum. Bunun Melih Gökçek'le konuşulmadığı anlaşılıyor. Anlaşılan biri bir sosyal deney yaptı" dedi.

#sputnik

Devamını Oku
ANAR Genel Müdürü Uslu: AK Parti ittifakla Ankara ve İstanbul'u rahat alırdı, şimdi yarış zora girdi

Putin: Kaşıkçı'nın başına gelenlerden ABD sorumlu

Kayıp Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı vakası nedeniyle Suudi Arabistan'la ilişkileri bozmadan önce konuyla ilgili soruşturmanın sonuçlarını beklemeleri gerektiğini ifade eden, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD'nin Kaşıkçı'nın başına gelenlerle ilgili önemli bir sorumluluğu bulunduğunu vurguladı.

Rusya'nın Suudi Arabistan'la ilişkilerini bozması için henüz bir gerekçe bulunmadığını belirten Putin, "Kaşıkçı'ya tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. Suudi gazeteciye ne olduğunu bilmiyorken neden Riyad'la ilişkilerimizi bozalım ki? Soruşturmanın sonuçlarını beklemeliyiz" dedi.

Rus lider, "Eğer birileri Kaşıkçı'nın öldürüldüğünü düşünüyorsa, o halde bununla ilgili kanıt sunulmasını umuyorum. Biz de kararlarımızı buna göre alacağız" diye ekledi.

Bu arada Putin, Kaşıkçı'nın akıbetinin sorumluluğunu ABD'ye yükledi.
Kaşıkçı'nın ABD'de yaşadığına dikkat çeken Putin, "O, Rusya'da değil, ABD'de yaşıyordu. Dolayısıyla ABD, Kaşıkçı'nın başına gelenler konusunda önemli bir sorumluluk taşıyor" diye konuştu.

Putin, Kaşıkçı vakası çerçevesinde Rusya'ya çifte standart uygulandığını da ifade etti.

Putin, "Zaman zaman uydurulmuş gerekçelerle Rusya'ya yönelik birtakım adımlar atılıyor hatta yaptırımlar uygulanıyor. Hiçbir kanıt sunulmadan kimyasal silah kullandığımız iddia ediliyor. Biz kimyasal silahlarımızı imha etmemize rağmen ABD bu konuda hiçbir sorumluluk almıyor. Rusya'ya ilişkin hiçbir kanıt yok ancak birtakım adımlar atılıyor. İstanbul'da cinayet yaşandığı söylenmesine rağmen herhangi bir adım atılmıyor. Benzer tür sorunlar için ortak yaklaşımlar geliştirilmeli" ifadelerini kullandı.

#sputnik

Devamını Oku
Putin: Kaşıkçı'nın başına gelenlerden ABD sorumlu

Kırım’daki saldırıda ölenlerin sayısı 20’ye yükseldi

Rusya Sağlık Bakanı Veronika Skvortsova, Kırım’ın Kerç kentindeki bir teknik okulda silahlı ve el yapımı patlayıcının kullanıldığı saldırıda ölenlerin sayısının 20’ye yükseldiğini, ölenlerin 15’inin öğrenci olduğunu ifade etti.
Rusya Sağlık Bakanı Veronika Skvortsova, Kerç'teki okul saldırısıyla ilgili bilgi verdi. Skvortsova, silahlı ve patlayıcı kullanılarak yapılan saldırıda ölenlerin sayısının 20'ye yükseldiğini bildirdi. Skvortsova'ya göre, 15 öğrenci, 5 okul çalışanı hayatını kaybetti. Ölen öğrencilerden 11'i reşit değildi. Toplam yaralı sayısı ise 50. Yaralılardan 3'ünün durumu ağır, 7'sinin durumu çok ağır, 34'ünün durumu da orta derecede. Komadaki yaralıların durumu stabil hale geldi, bilinçleri yerine gelmeye ve kendi başlarına nefes almaya başladılar. Tüm ölü ve yaralıların kimliği tespit edildi.
Skvortsova, ölenlerin büyük kısmının vurulduğunu, yaralıların çoğunun da patlamadan dolayı yara aldığını ifade etti.

Doktorlar, yaralıların vücudunda çok sayıda şarapnel parçası tespit etti. Yaralıların büyük bölümü, vücutlarının alt kısmından zarar gördü.

Kerç'teki teknik okul ölenlerin bulunduğu 19 kişilik bir liste yayınladı, listede saldırgan öğrencinin ismi yer almadı.

#sputnik

Devamını Oku
Kırım’daki saldırıda ölenlerin sayısı 20’ye yükseldi

Soyuz roketi uzaya fırlatılırken arızalandı, mürettebat hayatta

Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) Rus kozmonot Aleksey Ovçinin ve NASA'dan astronot Nick Hague'u taşıyacak Soyuz roketinin fırlatılışı esnasında bir arızanın meydana geldiği belirtildi.
Sputnik'e konuşan bir kaynağın açıklamasına göre, Rus kozmonot Aleksey Ovçinin ve #NASA astronotu Nick Hague'u UUİ'ye taşıyacak Soyuz roketi Kazakistan'daki Baykonur Uzay Üssü'nden 11:40'ta fırlatıldıktan sonra bir arıza meydana geldi.
Kaynak, arızanın taşıyıcı bölümünde meydana geldiğini ve ekibin üsse acil iniş yapacağını söyledi.

NASA'nın Twitter hesabından da Rus partnerlerden olayla ilgili bilgi almaya çalışıldığı aktarıldı.


Kurtarma ekipleri, uzay aracının fırlatılışından sonra paraşütle iniş yaptığını bildirdi.

#Sputnik'e konuşan bir kaynak uzay aracı ile bağlantı kurulduğunu, mürettebatın hayatta olduğunu ifade etti.
Arama kurtarma ekipleri aracın iniş yaptığı alana gitti. NASA da kurtarma ekiplerinin helikopterle olay yerine gitmek üzere yola çıktığını bildirdi.

Kaynak "Kozmonot ve astronotu taşıyan araç Kazakistan'da bir araziye iniş yaptı. Mürettebat uzay üssü yer hizmetleri ile bağlantı kurdu" dedi.

Diğer yandan Rusya Merkezi Askeri Birimi'nden 4 adet Mi-8 helikopteri uzay aracı mürettebatını bulmak için harekete geçti. Helikopterlerde kurtarma ekipleri ve sağlık görevlileri bulunuyor.

Devamını Oku
Soyuz roketi uzaya fırlatılırken arızalandı, mürettebat hayatta

Nükleer atıkların çevreye zararını önleyebilen bakteri bulundu

Moskova’daki Frumkin Fiziksel Kimya Enstitüsü ve Rusya Bilimler Akademisi Federal Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’nden bilim insanları Sibirya’daki bir nükleer atık depolama alanında nükleer atıklardaki radyasyonun yayılarak çevreye zarar vermesini önleyebilen bir bakteri tespit etti.
Rusya'nın başkenti Moskova'daki Frumkin Fiziksel Kimya Enstitüsü ve Rusya Bilimler Akademisi Federal Biyoteknoloji Araştırma Merkezi'nden araştırmacılar çevrenin sıvı radyoaktif atıklardan temizlenmesini sağlamada kullanılabilecek bir bakteri buldu.

​Bilim insanları, bu keşfe Tomsk bölgesindeki, Sibirya Kimyasal Merkezi'nden çıkan sıvı radyoaktif atıkların bulunduğu Seversk derin radyasyon gömü alanındaki yer altı suları üzerinde yaptığı mikrobiyolojik çalışmalar sırasında ulaştı.
Rus Radyoaktivnıye Othodı bilim dergisinde yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, bulunan bakteri uranyum ve plütonyumda bulunan radyonüklid iyonları hareketsiz hale getirerek, radyasyonun çevreye yayılmasını önleyebiliyor.Laboratuvarda gerçekleştirilen deneylerde bilim insanları bakterinin başarılı şekilde çalışabilmesi için gerekli koşulları da elde etti. Bu keşfin, sıvı radyoaktif atıkların bulunduğu derin gömü alanlarında kullanılabilecek biyogeokimyasal bariyerin oluşturulması yönünde ilk adım olduğu aktarılıyor.

#sputnik

Devamını Oku
Nükleer atıkların çevreye zararını önleyebilen bakteri bulundu

İngiliz ordusu, Rusya ile savaşın provasını yapıyor

İngiltere Kraliyet Ordusu, Rusya da dahil büyük askeri güçlere sahip ülkelerle yaşanacak olası muharebelere hazırlanmak adına Umman'da kapsamlı bir tatbikat yapıyor.
The Times'ın haberine göre son 17 yılın en büyüğü olan Saif Sareea 3 tatbikatında İngiliz ordusu, Rusya'yla yaşanacak olası muharebenin provasını yapıyor.
5.500 asker, 200 zırhlı araç, 6 savaş gemisi, 1 hava indirme gemisi ve 8 Typhoon savaş uçağının katıldığı tatbikatta İngiliz ordusuna bağlı Kraliyet Süvarisi'nin hafif zırhlı savaş araçları, düşman rolünde Rus T-72 tanklarını betimliyor.

The Times'a konuşan İngiliz Tuğgeneral Zac Stenning, "Ordumuzu daha iyi silahlara sahip olan, daha iyi askeri hazırlık yapan ve en büyük meydan okumaları gerçekleştiren taraflara karşı koyacak hale gelmeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.

İngiltere, son olarak Rusya'yı, casuslarına, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'ne (OPCW) siber saldırı gerçekleştirme görevi vermekle suçlamıştı. Rus Dışişleri yetkilileri, reddettikleri bu yeni iddiaları ‘Rus casus paranoyası' olarak nitelendiriyor.

#sputnik

Devamını Oku
İngiliz ordusu, Rusya ile savaşın provasını yapıyor

İlber Ortaylı: O gün oradaydım. Bayrak tutmak İsmet İnönü'yü Amerikancı yapmaz

RS FM'de yayınlanan Yavuz Oğhan'dan Bidebunudinle programına konuk olan Prof. İlber Ortaylı, Erdoğan'ın İsmet İnönü'nün fotoğrafını göstererek, "Elindeki bayrak Türk bayrağı değil, Amerika" sözlerine değinerek, "Ankara protokolünde karşılama iki bayrakla yapılır. Bayrak tutmak İnönü'yü Amerikancı yapmaz" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın hafta sonu AK Parti Kızılcahamam kampında yaptığı konuşma, gündemi değiştirdi. Kampın kapanışında konuşan Erdoğan, İsmet İnönü'nün ABD bayrağı ile olan fotoğrafını göstererek CHP'yi eleştirdi.
"İlk IMF anlaşmasının altında darbe yönetiminin başı Cemal Gürsel'in, onu takip eden 4 anlaşmanın altında da devrin CHP Genel Başkanı İnönü'nün imzası vardır." diyen Erdoğan, İnönü'nün fotoğrafını göstererek, "İşte görüyorsunuz, elindeki bayrak dikkat edin Türk bayrağı değil. Elindeki bayrak Amerika. Bu da İnönü. Bunların geçmişi hep böyle" ifadelerini kullandı.

Erdoğan'ın İnönü fotoğrafını göstermesinin ardından başlayan bayrak tartışmasında, başta İnönü'nün torunu eski CHP Milletvekili Gülsün Bilgehan olmak üzere çok sayıda CHP'liden yanıt geldi ve İnönü'nün Türk ve Amerikan bayraklarını birlikte tuttuğu fotoğraflar gösterildi.

RS FM'de yayınlanan Yavuz Oğhan'dan Bidebunudinle programına konuk olan tarihçi Prof. İlber Ortaylı, Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarıyla başlayan bayrak tartışmasını yorumladı.


Fotoğrafın dönemin ABD Başkan Yardımcısı Lyndon Johnson'ın Türkiye'ye ziyaretinde çekildiği ifade eden Ortaylı, "Ben o gün oradaydım. Fotoğraftaki İş Bankası'dır. Ankara Ulus'tadır. Ben çok iyi hatırlıyorum Kennedy'nin yardımcısı Johnson'ın Ankara ziyaretiydi. 63 Kasımıydı. İsmet Paşa Başbakan'dı ve o yüzden o karşıladı. Orada büyük bir kalabalık vardı." dedi.

"Ankara misafir ağırlamaktan çok hoşlanıyordu. Johnson'dan önce Eisenhower gelmişti. Caddeler yıkılmıştı. Johnson geldiğinde oradaydım. Kalabalık daha çok İsmet Paşa'yı alkışlıyordu. Tabii ki elinde bayrak vardı herkesin olduğu gibi. Bu birinci resimde iyi görünmüyor ikincisinde kaldırmış. Ankara protokolünde karşılama 2 bayrakla yapılır." diye Ortaylı, şunları da söyledi:
'İNÖNÜ GEREKEN BAYRAĞI TUTAR, BU KİMSEYİ AMERİKANCI YAPMAZ'

"İnönü gereken bayrağı tutar boşverin onu tartışmayalım. Bu kimseyi Amerikancı yapmaz. Biz de çok bayrak tuttuk ama bu beni de Amerikancı yapmadı."
Ortaylı, sözlerini şöyle noktaladı:

"İnönü niye Amerikancı olsun. İnönü hiçbir şeyci değildi. Neci olmak lazımsa ocu olmuş bir adamdır. Ne Almancı oldu ne Rusçu oldu. Paşanın bütün unsurlara karşı da şüphesi vardır."

#sputnik

Devamını Oku
İlber Ortaylı: O gün oradaydım. Bayrak tutmak İsmet İnönü'yü Amerikancı yapmaz

Lavrov: Rus uzmanların Lahey ziyaretinde gizli bir durum bulunmuyor

Hollanda tarafından Rus vatandaşlarına yöneltilen siber saldırı suçlamaları hakkında konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rus uzmanların nisanda Lahey'e yaptığı seyahatle ilgili gizli bir durumun bulunmadığını belirtti.

İtalya Dışişleri Bakanı Enzo Moavero ile görüşmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Lavrov, "Rus uzmanların nisan ayında Lahey'e yaptığı seyahatte gizli bir durum bulunmuyordu. Bu, rutin bir seyahatti. Otele giriş yaptıklarında, havaalanına geldiklerinde ve elçiliğimizi ziyaret ettiklerinde gizlenmediler" dedi.

Hollanda polisinin Rus uzmanları yakaladıklarını, onlara hiçbir açıklama yapmadan ve Amsterdam'daki Rusya Büyükelçiliği temsilcileriyle görüşme imkanı vermeden ülkeden ayrılmalarını istediklerini anlatan Lavrov, "Açık konuşmak gerekirse, tüm bunlar bir yanlış anlamaya benziyor. Üstelik, nisanda bununla ilgili olarak Moskova'ya ve Lahey'deki temsilciliğimize herhangi bir protesto, siyasi açıklama gönderilmedi" ifadelerini kullandı.

Lavrov, Hollanda Dışişleri Bakanlığı'nın 3 Ekim'de Rus büyükelçiye nota gönderdiğini ancak suçlamalarla ilgili hiçbir kanıt sunmadığını da vurguladı.
Bu arada Lavrov, Rusya'ya yönelik siber saldırı suçlamalarını dikkatleri AB ve NATO'daki sorunlardan ve iki yapı arasında bulunan savunma konularındaki anlaşmazlıklardan başka yöne çekme girişimi olarak niteledi.

Hack suçlamalarının Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nün (OPCW) yetkilerinin artırılması için kullanılabileceğini de kaydeden Lavrov, "Yarın OPCW yürütme toplantısı yapılacak. Uluslararası hukuku ve BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarını ihlal ederek Kimyasal Silahların Yasaklanması Anlaşması'nın içeriğini çarpıtmak ve OPCW'nin teknik sekreterliğini bir ceza makamına dönüştürmek isteyen ülkeler muhtemelen yarınki toplantıyı kullanacak" diye konuştu.

#sputnik

Devamını Oku
Lavrov: Rus uzmanların Lahey ziyaretinde gizli bir durum bulunmuyor