Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Birinin söylemesi gerek.

Nereye kafanızı çevirirseniz çevirin,
bir savaş hali görürsünüz siyasetin içinde Türkiye’de.
Birilerinin birilerine kutuplaşmanın siyaset olmadığını,
söylemesi gerek bu ülkede.
Ya da birilerinin birilerine siyasette kutuplaşmanın,
sokakta çatışmaya dönüştüğünü hatırlatması lazım bu çerçevede.
Ve çatışmanın her an savaşa dönüşebileceği gerçeğini.
Zaman zaman örneklerini gördüğümüzün
her zaman önümüzde durduğunu varsayarsak;
O zaman Ne Mutlu Bize!

                                                      **

Çok daha fazla göreceğiz;
mankenin podyum sonrası siyasi söylemlerini.
Çok daha fazla göreceğiz;
galalarda oyuncunun ‘özgür sinema’ iğnelemelerini.
Çok daha fazla göreceğiz;
şarkıcının miting konserlerini.
Ve çok daha fazla göreceğiz;
550’ye girmeye çalışan hayalleri.
Seçimler yaklaşıyor ya!
Çok daha fazla göreceğiz;
yabancı olduğumuz dünleri.

                                                     **

Güne dair bazı bilmeniz gereken şeyler var.
Mesela;
BM, ‘Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Rusya ve ABD ortak bir formülde buluşmadan Suriye çözülemez’ dedi ve savaşa bir tuğla daha taşıdı.
Mesela;
İngiltere ekonomisindeki Arap sermayesinin yerini ve İngiliz medyasının 'IŞİD Suudi Arabistan'a sızıyor' haberlerini.
Mesela;
17 Mart’taki İsrail seçimlerini ve ABD’li Cumhuriyetçi Senatör John McCain’in
İsrail ile ilişkilerimiz hiç bu kadar kötü olmamıştı' sözüyle bu seçimlerin Amerika üzerindeki etkilerini.

 

 

twitter: @ahmetrifat_

Devamını Oku

Kassam Terörist değildir.

  

Biz mi yanlış biliyoruz yoksa;
Terörizm masum insanları öldürmek değil miydi bu dünyada?
Yoksa değişti mi dünya?
Kassam İsraillilerin inançlarını alt üst edip onlara "İsrail bizim için güvenlik cenneti değilmiş" dedirttiği için mi terörist?
Yoksa Gazzeli çocukların kahramanı, İsrail’in korkulu rüyası olduğu için mi?
Biz unutmadık ki plajda oynayan çocukların üzerine yağan bombaları.
Biz unutmadık ki morg olmadığı için dondurma dolaplarında saklanan küçük yavruları.
Kassam Terörist Değildir.
Asıl terörist 1946’da Kral Davut’la başladığı katliamlarına yüzlercesini ekleyen, Sabra ve Şatilla ile devam eden Dökme Kurşun, Mavi MarmaraŞucaiyye ile sürdüren İsrail’dir.

                                                    **

IŞİD ya da DAİŞ elindeki ikinci Japon rehineyi de öldürdüğünü duyurdu,
duyurmakla kalmadı katliamın videosunu yayınladı.
Japonya Başbakanı gözyaşları içinde kameraların karşısına geçti
ve ‘intikam alacağız’ dedi.
Dedi ama cümlesi böyle bitmedi.
Devam etti;
uluslararası topluluk ile birlikte IŞİD'e yaptıklarının bedelini ödeteceğiz.’
Bundan sonra Japonya’yı da ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin yanında göreceğiz her hava bombardımanında.
IŞİD yine yapmıştı yapacağını;
Ya da yaptırmıştı birileri IŞİD’e yaptıracağını!

                                                     **
Bugüne dair bilmeniz gereken bazı şeyler var.
Mesela;
Birleşmiş Milletler, Irak'ta Ocak ayında yaşanan çatışmalar nedeniyle 1375 kişinin öldüğünü duyurdu. Ölenlerin yarısından fazlası sivil.
Mesela;
Türkiye'de sadece 2014'teki trafik kazalarında, 3 bin 494 kişi ölmüş. Yani ortalama her bir gün 10 kişi.
Mesela bir de;
Barış Manço.

twitter: @ahmetrifat_

 

 

Devamını Oku

Süreç'Sizsiniz...

Türkiye kanayan yaralarına tuz basma devrini çoktan kapattı.
Kol kırılır yen içinde kalır söylemlerine eylemleri ile ‘olmaz o iş’ dedi.
Çünkü biliyordu ki kırılan kolun içinde kalmıyordu yen.
Ve çünkü biliyordu ki yen’i yem olarak bekleyen akbabalar vardı.

Çözüm süreci dur denilmesi gereken, kanayan ve kanadıkça candan alan önemli yaralardandı. Zaman kollandı ve adım atıldı.
Bir diğer deyişle deveye hendek atlatıldı.
Bugün geldiğimiz o malum son durumda rayına oturan trene bakmaya çalışanlardan fırsat buldukça anlamaya çalışacağız o süreci.
Anlamakla kalmayacağız anladıklarımız anlatmaya çalışacağız.
Ya da anlatmanın zor olduğunu düşünenlerdensek yaraya tuz basmaya devam edeceğiz.

Çözüm sürecinin siyasi arenadaki önemli temsilcilerden birinin, HDP’nin 2015 seçimlerine parti olarak girme yönünde aldığı karar demokrasinin bir gereği.
Barajı geçemez ve meclise giremezsek süreç durur açıklaması da bir o kadar HDP’nin gereksizliği. Dün Ak Parti’nin barajı kaldıralım teklifine burun kıvıran bir partinin bugün baraj neden var? sorusu gereksizliğin en açık örneği.
Kişisel hırslarla alınan kararları kitlesel kaoslara dönüştürme durumları
artık kapandı.
Ve bu süreci anlayan anladı.

                                                               **

Kobani’nin tamamen IŞİD’ten temizlenmesi bir algıyı da beraberinde getirdi.
Bu, IŞİD yenilemez değildi.
Ya da öyle görülmesini istedi.
Yani bi kenara bıraktı Kobani’yi; çünkü gücü, planı ya da varlığı ile gündemde değildi. Bi’şeyler yapması gerekiyordu; bi adım, ses getirecek bir adım olmalıydı.
Olmalıydı’dı, ol’du.
Tekrar Kerkük’le çıktı karşımıza.
Irak petrolünün yüzde bilmem kaçına sahip olan bir bölgeyi işgal hamlesi ile duyurdu
bir kez daha adını.
Adını duyurmakla kalmadı adımını da attı.
Mısır’a, Sina’ya uzandı.
Birkaç yabancı gazeteciyi ya da yardım görevlisini öldürmekle olmayacak bu iş;
buradayım ve hala varım dedi.
Ve dediği ses getirdi.
IŞİD hala orada ve Kerkük gerçekten zor durumda.

** 

Zamanlaması bakımından oldukça manidar bir film girdi vizyona.
İslamofobi’nin bir adım ötesi olan İslam Nefreti’nin ‘özgürce’ yaşandığı ve bir o kadar da tartışıldığı şu sıralarda Mali’de yaşanan yasak ve şiddeti İslam ekseninde ele alan Abderrahmane Sissako imzalı Timbuktu’dan bahsediyorum.
Gerçek İslam’ı ve bölgedeki insanlık dramlarını konu aldığını söylese de Sissako’nun İslamofobi inşasına beyaz perdeyle tuğla taşıdığı gün gibi ortada.
Ben sadece şu kısmından bahsedeyim gerisini siz anlayın.
Filmde anlatılan İslam’a göre futbol, müzik ve hatta gülmek yasak.
Buraya kadar her şey tamam ama
İslam için bu yasakları koyan radikal grupların bu tavrını dramatize etmek ne ayak?

 

twitter: @ahmetrifat_

Devamını Oku

KOD ADI YENİ DÜNYA OLSUN

Afrika turundan dönerken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı,
başkanlık sistemine özel bir önem verdiğini bir kez daha vurguladı Erdoğan.
Konun etraflıca tartışılmasını işaret etti;
Türkiye’nin artık bu sistemi sorgulamasının vakti geldi dedi.
Mevcut parlamenter sistemi ayaklardaki pranga olarak tanımladı,
Başkanlık’ın faydalarını sıraladı.

Tartışmalar ise uzun bir aranın ardından bu açıklamaların ardından yine alev aldı.
Kiminin diktatörlüğe geçiş başlıyor çığlıkları kıstı sesini,
kiminin Erdoğan’ın sözlerini alkışlamaktan nasır tuttu elleri.
Ama hiçbiri henüz neyi yerdiğinin ya da övdüğünün farkında değildi.
Hep kaybetmemize neden olan da bu gerçek değil miydi ?

                                                       **

ABD ve Rusya arasındaki güç savaşlarının somut son örnekleri arasında görelim bir de Ukrayna’daki krizi.
Geride bıraktığımız yılın ikinci yarısının son dönemlerini hatırlayalım.
Özgürlük sloganlarıyla başlayıp mevcut iktidara baş kaldıran Ukraynalıları gözümüzün önüne getirelim; dönemin başbakanı'nın Rusya yanlısı olduğu söylemlerini bir kenara not edelim.
Ve onun iktidardan uzaklaştırılmasını, yerine Batı’nın tanımıyla daha ılımlı bir ismin başa getirilişini.
Bir de bugünü görelim.
Toprakları parçalanmış,
geleceği kararmış,
zamanında çatışan insanların dahi ne olacağı hakkında hiçbir fikrinin olmadığı
doğu ve batı tanımıyla ikiye bölünmüş Ukrayna senaryolarını okuyalım, dinleyelim, yazalım.
Bir de şuan için kimin ne kazandığına bakalım.
Her halükarda ABD ve haliyle batı 1-0 önde.
Maçın ise ikinci yarısının henüz başları.
ABD’nin desteklediği isim dünyanın tanıdığı devletin yani Ukrayna’nın başında.
Çatışma yani iç savaş devam ediyor ve ABD bu ülkeye silah satımını arttırarak devam ettiriyor. Rusya’da ise hiçbir şey yok. Çünkü kasasında bir şey yok.
O şimdi ekonomisinin krizi ile savaş halinde.
Biz ABD ve Rusya arasındaki bu savaşı çok uzağa gitmeden Suriye’ye bakarak ya da ateşin hiç sönmediği Ermenistan –Azerbaycan gerilimine göz atarak da görebiliriz.
Ya da görmeliyiz.

                                                             **

Kod Adı K.O.Z
13 Şubat’ta sinemalarda.
Türkiye’nin çok yakın geleceğinin çarpıcı bir şekilde beyaz perdeye taşınmış hali.
Gezi, 17-25 Aralık, devlet içindeki yapılanma, ülkelerin istihbarat savaşlarının iç siyasete etkileri ve o etkilere Türkiye’nin attığı adımları görebileceğinizi tahmin ettiğim bir sinema filmi.
Tahmin ettiğim diyorum çünkü henüz izleyen şanslılardan değilim.
Ama hem fragmanı hem de filmin başrol oyuncusu Cem Kurtoğlu ile yaptığım söyleşi bana bu önveriyi aşıladı.
Cem Kurtoğlu Erdoğan’ı canlandırıyor.
Rolü için bol bol gözlem yaptığını ve Erdoğan'ın vücut dilini incelediğini söyleyip birini canlandırmanın zorluklarını sıralıyor.
Benim aklımda kalan ise rol gereği mavi gözlerine kahverengi lens taktığı oluyor.

 

 

twitter: @ahmetrifat_

Devamını Oku

Bu Hafta Kritik

IŞİD’in yaklaşık bir aydır süren kuşatması nedeniyle, dünyanın gözü Suriye-Türkiye sınırındaki Kürt kenti Kobani’de. Peki, Kobani neden bu kadar önemli…Kobani, Suriyeli Kürtlerin Beşar Esad yönetiminin 2012’de askerlerini çekmesinden sonra özerklik ilan ettiği Rojava bölgesindeki üç kantondan biri. 2012’den bu yana PKK’nın Suriye kolu olarak bilinen ve 2014 yılının  başlarında özerklik ilan eden PYD tarafından yönetiliyor.

Kürtler Rojava’yı ve burada uyguladıkları yönetim biçimini, Beşar Esad sonrası Suriye’de talep ettikleri özerkliğin temeli olarak görüyor. Kobani ise diğer kantonlar olan batıdaki Cizire ve doğudaki Afrin’in tam ortasında bulunuyor; dolayısıyla stratejik ve psikolojik önemi yüksek. Kobani’nin düşmesi, diğer iki kanton arasındaki bağın kopması anlamına geliyor.

Kobani’de Karadan YPG havadan ise ABD öncülüğünde oluşturulan çekirdek koalisyon mücadele ediyor IŞİD’le.  Son zamanlarda cevabı en fazla merak edilen soru ise onca hava saldırısına rağmen IŞİD’in ilerleyişinin durdurulamaması… Geçtiğimiz hafta cephe savaşının yaşandığı bölge şuan bir sokak çatışmasına dönmüş durumda.

ABD öncülüğünde oluşturulan koalisyona katılan ama bu koalisyonda nasıl bir görev üsteleneceği netleşmeyen Türkiye’nin IŞİD ile askeri mücadele etmesi için net şartları var. Bunlar Güvenli Bölge ve Uçuşa yasak bölge, Suriyeli ılımlı muhaliflerin eğitilmesi ve Esad’ın gitmesi. Bu şartlar hayata geçmeden IŞİD ile mücadele aktif bir rol almayacağının altını defalarca çizdi Türkiye…
Başta ABD olmak üzere Batı’nın baskısı ise sürüyor.
Türkiye’nin Güvenli Bölge önerisine Batıdan ilk destek Fransa’dan geldi, ardından İngiltere konunun masada olduğunu açıkladı. ABD ise güvenli bölge konusunda bölünmüş durumda Obama yönetimi konunun değerlendirilebileceğini açıklarken Pentagon yani askeri kanat bunun mümkün olmayacağı görüşünde…

Ve Kobani’de yaşanan gelişmelerin Çözüm Sürecine etkileri…
Kobani bahanesi ile Türkiye’de birçok ilde sokak gösterileri yapan yakıp yıkan ve bu Vandalizm’i çözüm sürecinin muhataplarından biri olan kürt siyasetinin önde gelen isimlerinin desteklemeleri sürecin yol haritasını da tekrar masaya yatırdı… Çözüm sürecinin resmi olarak başlamasının üzerinden 22 ay geçti. Yani 2 yılını doldurmasına sadece 2 ay kaldı. Şimdi sorulan soru, Kobani’nin çözüm sürecine etkisinin ne olduğu. Bu hafta önemli. Hatta kritik.

 

twitter: @aralbuz

 

 

Devamını Oku

Unuttukları bir şey var

Güzel ülkenin zor günleri,
Zor günlerin çirkin oyunları bunlar.
Gecelerin sabahında günün aydın,
Elin tetikte, beynin yerinde olmadığı dönemler bunlar.

Gün gibi ortada olanın, dün gibi yabana atıldığı zaman aralığında an’ı kaybettiğimiz kaçışlar bunlar.
Bir de aklı…

Kirli ellerin üzerimizden eksik olmadığını bugün bir kez daha görüyoruz.
Yıllardır gölgeleri bu topraklar üzerinde olan ülkelerin, istediği gibi at koşturamamasının en somut sonuçları bunlar…

Sınırlarımız dışında yaşanan terörist bir örgütün katliamlarına sessiz kalmayan,
katliamdan kaçan milyonlarca mülteciye kapılarını açan,
tüm ihtiyaçlarını sadece kendi öz kaynakları ile karşılayan bir Türkiye’nin sırf Batı projesinin bu coğrafyada uygulanmasına izin vermemesinin bedellerinden sadece biri tüm bu yaşananlar.

Algı operasyonlarının havada uçuştuğu, yalan haberlerin daldan dala konduğu,
fırsat bu fırsat deyip iktidarı şamar oğlanına çevirme arayışlarının tavan yaptığı oyunlar bunlar.
Unuttukları bir şey;
Provokasyonların birinin bin para ettiği dönemlerde söz konusu ülke güvenliği ise paranın satın alamayacağı değerler var.

Komşudaki yangına el ovuşturup ısınmaya çalışanlar ve sadece kendi stratejisini bu coğrafyada uygulamak isteyen bir Türkiye de var.
Tüm film de burada kopmuyor mu işte!

Bölgenin refahının anahtarının Esad’ın gidişinde olduğunu her fırsatta söyleyen Türkiye’nin, güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge dayatmaları karşısında köşeye sıkışmış bir ‘Batı İttifakı’nın son kozlarının sahnelendiğini görüyoruz.
Bakın mesela bir Amerika’ya.
Dışişleri Bakanı Tampon Bölge’nin masada olduğunu her fırsatta dile getirirken; Savunma Bakanı gündeme dahi almadık diyor Tampon Bölge’yi.
İngiltere’nin seçenek dışı olmadığını söylediği dakikalarda Fransa atağa geçiyor ve destekliyoruz biz tampon bölge önerisini diyor ve bir ilki gerçekleştiriyor.
Saflar sıkışıyor. Sıkıştıkça da aylardır tüm yaşananlara sessiz kalan Rusya bir şeyler yapmam gerek sanırım refleksi ile Tampon Bölge’nin BM’nin inisiyatifinde kalması gerektiğinin altını çiziyor. Yani bugünden BM’nin tavrını ortaya koyuyor: Tampon Bölge’ye HAYIR!

Biz bu sefer ne gördüğümüzün gayet iyi farkındayız.
Oyuna gelme dönemlerini kapattık artık.

Pis oyunlarınızla
Türk - Kürt kardeşliğini bozamayacağınızı bir kez daha hatırlatır,
hepinize iyi günler dilerim.

twitter: aralbuz

 

Devamını Oku

Unutun Gazze'yi

Unutacaksınız.
Suriye'yi
Bosna'yı
Irak
Soma'yı nasıl unuttuysanız.
Gazze'yi de unutacaksınız.
Çünkü; İstatistik alışkanlığı doğurur.

Ve biz doğan her çocuğa gözbebeğimiz gibi bakar,
El bebek büyütür, saçının teline dahi dokunulmasına izin vermeyiz.

Suni dünyanın fast-food gündemiyle büyütüldük.
Okumadık, görmedik, bilmedik.
Okutuldu, gösterildi, bildirildi.
Makine edamıza platonik aşık edildik.
Hep bir beklenti içinde bırakıldık;
beklentilerimizi, beklentileriyle doldurduklarının farkına varamadık.

Daha dün Suriye’de ağladığımız bebekler için
akan gözyaşlarımıza
Bosna için semaya açtığımız ellerimize
Soma’da kapitalizm için lanet ettiğimiz dilimize
Irak için umduğumuz barış dileklerine ne oldu?
Unutuldu.
Gazze de öyle olacak.
Bitecek, gidecek, yitecek.
Önce beynimizde, sonra hırslarımızda
ve en sonunda da ruhta ölecek.

İstatistikler üzerinden doğan alışkanlıkların gönüllü ordusuna gün geçtikçe binlerce kişi katılacak;
Ve biz gözyaşları içinde insanlığımızı alkışlayacağız.

 

twitter: @ahmetrifatalbuz

 


 

Devamını Oku

Irak'ı bir de tersten Okuyun

Irak, Suriye ve Libya’nın belirli bölgelerinde bir İslam Devleti kurmayı amaçlayan bu bağlamda faaliyetlerine önce Suriye’de hemen ardından da Irak’ta devam eden, hızla ilerleyen, öldüren, kesen, katleden ve fetheden bir örgütten, bir oluşumdan, bir birlikten bahsediyoruz ve Irak Şam İslam Devleti yani IŞİD olarak anıyoruz.
Planları hakkında en ufak bir fikrimiz ya da fikirleri yok.
Sadece öldürülüyor ve işgal ediyorlar; şimdilik.

Hakkında çok fazla konuşuluyor, söyleniyor, yazılıyor, karalanıyor, çiziliyor.
Hem övülüyor; hem yeriliyor.
Ne olacağı, nasıl bir hamle yapacağı, kimlerle ittifak kuracağı hakkında net bir bilgi yok.
Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’na bir baskın.
Burada rehin alınan Türkler.
Kaçırılan Türk TIR şoförleri.
Belirsiz bekleyiş.
Gizliden yapılan görüşmeler; mülakatlar.
 
Yazılacak çok fazla şey var ama bugün ya da bu yazıda onlara yer yok.

Yeni bir dünya düzeninden bahsediyoruz artık.
Buraya odaklanın.
Fikirlerin, beyinlerin, planların, hamlelerin, stratejilerin, ortaklıkların değiştiği
bir dünya düzeni bu.
Tarihin o temiz sayfalarını kirli sayfalarından ayrın,
beyninizi arındırın temiz sayfalara düşüncelerini koyu kurşun kalemle nakşedin.

Değişiklikler yapın mesela.
Olaylara bakış açınızı değiştirin.
Yaşananları bir de tersten okumayı deneyin.
Ve belki de en önemlisi tüm bunları yaptıktan sonra çıkardığınız neticeleri
kendinize itiraf edin.

Sıfır politikası söylemlerini,
bardaktan taşan son damlaları,
dost ve müttefik ülkeleri,
ikili basın toplantılarını,
mazlumun yanında duruşlarını
ya da dünkü söylemiyle bugünkü söylemi arasındaki farklılıklarını;
farklı okumayı deneyin.
Ama önce beyninizi sıfırlayın.

 

twitter: @ahmetrifatalbuz

 

Devamını Oku

Sezar ihaneti sever, hainlerden nefret ederdi

Durdurmak istiyorlar.
Yükselmesini hazmedemiyorlar.
Boyun eğsin, boynu vurulsun gitsin diyorlar.
Hem artık bunu gizli de yapmıyorlar.
Sandıkla yıkamayacaklarını anladıkları andan itibaren
saldırılarını gizlemeden yapıyor;
devirebiliriz sanıyorlar.
Gezi ile başlattıkları süreç
daha ilk adımda başarısızlıkla sonuçlanınca
paralelden medet umuyor, tutturamayınca da kanayan yaraya
tuz basıyorlar.
Her yolu denedik olmadı PKK’yı öne sürelim; belki bir şey çıkar diyorlar.

Tarihin tozlu sayfalarını karıştırın şöyle;
En hain liderlerin bile başvurmaya gönlünün razı olmadığı yöntemleri iktidarı yıkmak için bu hayalperestler kullanıyorlar; kullanabiliyorlar.
Alt etmek için her yolu mübah görüyor;
dini, vicdani, ahlaki ya da toplumsal değerleri ayaklar altına alabiliyorlar.

Nasıl bir hırs bürümüş ki ruhlarını masum insanların kanı üzerinden ahkâm kesiyor, sonra da bu ahkâma siyaset adı veriyorlar.

Son bir aydır devam eden yol kesme eylemleri ile yarayı kaşıyan güç, kaşımanın da bir adım ilerisi gitti; Türk Bayrağını indirdi.
Ve o yara kanadı.

İlk tepki Türk Silahlı Kuvvetlerinden geldi.
Bayrağı indiren kişi  “Hiçbir değerden nasibini almamış bir şahıs” olarak tanımlandı; bu kişi bulunacak ve cezalandırılacak denildi. Askerin açıklamasında üzerinde durulması gereken bir cümle vardı. Onun altını çizelim ve bu açıklamayı bir kenarda tutalım.
‘’Serinkanlı davrandık’’

Ardı ardına geldi açıklamalar.
Köşk de en az TSK kadar tepkiliydi.
Köşk provokatif eylem dedi ve Çözüm Sürecinde
herkesin sağduyulu olması gerektiğinin altını çizdi.

TSK ve Köşk’ün açıklamalarını yanyana koyduğunuzda ortak ve bir okadar önemli bir detay dikkatinizi çekecektir.
O detay Sağduyu.

HDP kanadının ne yapacağı merak ediliyordu.
Sessiz kaldılar; sessiz kaldılar ama apar topar İmralı Yolu’nu tuttular.
Önemliydi oradan alınacak mesajlar.
Ya bu hamleyi eleştirecekler ya da alkışlayıp sürece darbe vuracaklardı.
HDP her hafta Meclis’te yaptığı grup toplantısını bu hafta Lice’de yapacak.
O grup toplantısında üstü kapalı da olsa Öcalan’ın mesajları okunacak.
O mesajlar Çözüm Süreci’nde bundan sonraki yol haritasının en belirleyici adımları olacak.

Çünkü taşmıştı bardak bir kere.
Ve dere görülmüştü.
Şimdi ya o taşan damlalardan yeni yeni barajlar kurup süreçte sinerji üretmeye devam edecekler
ya da o aynı barajda boğulacaklar.


@ahmetrifatalbuz

 

Devamını Oku

'Diplomatik Şeyh'

Ruhani yani 'Diplomatik Şeyh'
ABD-İran ilişkisinin aktörü, İran'ın batı yüzü.
Türkiye ziyareti önemli. Çantada önce siyaset sonra enerji var.

Seçimlerin ardından 3 Ağustos 2013’te koltuğa oturdu.
Seçim kampanyalarında yaptığı açıklamalarla dikkatleri üzerine çekmişti zaten.
Farklı bir İran portresi çizeceği belliydi.
İran’ın Batı tabusunu ABD ile telefonla da olsa yaptığı görüşme ile yıktı.
Yıkması da gerekiyordu.
Ekonomik yaptırımlarda beli bükük bir İran’ın başında
çok uzun duramazdı. O bunu çok iyi biliyordu.
İran'ın devrimden sonra 7. Cumhurbaşkanı olan Hasan Ruhani,
en önemli iki hususu ön plana aldı.
Biri nükleer program diğeri çok kötü durumda olan ekonomi.
Kimilerine göre bir can simidi kimilerine göre de bir rejim değişikliği olarak görüldü hep.
Üzerinde çok fazla konuşuldu; tartışıldı.
Söylemler olduğu yerde kaldı; Ruhani sessiz sedasız adımlarını attı.
Bunun için İran’ın son bir yıldaki dış ilişkilerine ve haliyle görüşmelerine
bir göz atmak yeterli.
O şimdi Türkiye’de.
18 yıl aranın ardından gerçekleşen bir ziyaret.
Sadece bunun için bile başlı başına önem arz ediyor.
Gül davet etti.
Görev süresi boyunca birçok ilke imza atan Gül,
görev süresi bitmeden bir ilki daha gerçekleştirdi.
Ziyaretin önemi elbette bununla sınırlı değil.
Çantada iki konu var: Siyaset ve Ekonomi.
Siyasette öne çıkan başlık hiç şüphesiz ki Suriye olacak.
Ekonomide ise enerji ve gaz anlaşmaları.

Kim ne derse desin Bölge siyaseti açısından çok önemli bir ziyaret.
ABD’nin ve Batı’nın değişen Ortadoğu planları göz önüne alındığında
Bir İran-Türkiye yakınlaşması bütün planları suya düşürebilir.

 

@ahmetrifatalbuz

 

Devamını Oku