Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Kapısuyu tersanesinin hazin sonu

 

Bartın ili Kurucaşile ilçesi'nin şirirn mi şirin bir sahil köyü olan Kapısuyu, bir zamanlar ülkemizin en büyük gemi sanayiine sahip idi. İdi diyorum çünkü, artık o günlerden eser yok maalesef.

Kurucaşile'nin Tekkeönü ve Çambu köylerinde ve ayrıca ilçe merkezinde de küçük çapta gemi inşaatları vardı. Bunlardan Kapısuyu tersaneleri adeta başı çeken bir lokomatif görevini yapıyordu.

Büyükdere, Balat ve Ayvansaray tersaneleri bizim tersanelerin uzantısı idi. Oralarda gemi denize indirldikten sonra kalan diğer işler, makine ve donanımlar yapılırdı.

Gölcük, Taşkızak ve Pendik tersaneleri ile denizyollarının tersanelerinde çalışan ustaların büyük çoğunluğu Kurucaşile tersanelerinden yetişmiştir.

Zamanında bu bölgede denizciliğin duayeni olan Cenevizliler yaşamıştır ve daha sonra da burada Osmanlı donanmasına savaş gemilerinin yapıldığı bilinmektedir. Rahmetli babam, meşhur ustalardan biri olarak değişik tarihlerde basında çıkan ropörtajlarının birinde ağaçtan savaş gemisi bile yaparız ifadesni kullanmıştı.

Osmanlı İmparatorluğu'nun en başarılı Padişahı olan Fatih Sultan Mehmet, bu bölgeyi çok iyi bilmekte olduğu ve burayla çok fazla ilgilendiği tarihi bir gerçektir.

Bartın ilinin diğer bir ilçesi Amasra’nın ilçesinin fethi, Fatih tarafından yapılmış olup Amasra’ya girişte asker suyu denilen bir yer vardır "Kuştepesi", Fatih buraya geldiğinde "ÇEŞM-İ CİHAN BU MOLA" ifadesini kullanmıştır.

Bu bölge o kadar kıymetli bir bölge ki, Fransızların yaptığı, benim doğup büyüdüğüm evin bahçesinin altında tam sınır olan demir yolunun yeri bizim yolumuz olarak kullanılmaktaydı, ama demiryolu şimdi yok olmuştur.

Gelelim asıl konumuza;

1970'li yılların başında sac gemilerinin yapılmaya başlanmasıyla yok olan bu tersanelerde, elektrik yok,köye araba çalışmıyor, yol yok, keresteler manda ve öküzlerle orman idaresinden taşınıyor, tomruk olarak gelen bu keresteler el bıçkısı denilen ağacın üstünde ve altında birer kişi ile müştereken kullanılan bu bıçkılarla değişik boyutlarda işleniyor, vinç yok, makaralarla palanga yapılıyor, insan gücüyle taşınıyor, balta, ayak keseri, keser, el testeresi, rende, el pulanyası, balyoz vb. takımlar kullanılırdı. Tahtalar iskelete insan gücü ile sarılırdı. Bazı kişilerde mazotla çalışan hızar ve pulanyalar da ücret karşılığı kullanılırdı.

Yani işin özü olarak, devletten hiçbir destek almayan, devlete hiçbir yükü olmayan,ilçenin tüm köylerine istihdam sağlayan, adeta büyük bir fabrika gibi insanların ekmek kapısı olan bu tersaneler, masasına mahkûm olan o dönemin bürokratlarını ve siyasilerin beceriksizliği yüzünden tarihe gömülmüştür.

Tarihe gömülen bu tersanelerde, 550 ton yük taşıma kapasiteli çektirme, diğer adıyla mavnalar yapılmaktaydı. Tarihe adını yazdıran bu gemi ustaları, bu büyük sanatkârlar artık yetişmiyor. Gidenler gitti, yerine yenileri gelmiyor. Eğer bu sanatkârların kıymetini zamanında devletimiz bilseydi eğer çok büyük bir katma değer sağlanabilirdi. Kapitalizmin baskısı altında sermaye yetersizliğinden yok olan bu sektör içinde köyümüze bu destek verilmiş olsaydı, bugün çok daha büyük yatırımlara imzalar atılabilir, bu tersaneler yurt dışına da açılabilirlerdi. 

Diyecekler ki teknoloji değişti, evet doğru da bürokratın ve siyasilerin görevi nedir bu ülkede yan gelip yatmak mıdır? Eğer öyleyse; diyecek bir şey yok. Eğer bu işte önayak olunsaydı, tersane sac gemi sanayiine yönlendirilseydi, teşvik verilseydi, ucuz yatırım teşvik kredileri verilseydi bugün bu acı sonuçla karşı karşıya gelinmeyecekti.

1972 yılından sonra yat, kotra işine dönüştürülerek, zengin babalara yatlar, kotralar yapıldı, yapım aşamasında enflasyon canavarının yarattığı fecaat neticesinde herkes battı, sandal işine girdiler; o da yürümedi. Bırakın çevre köylerdekiler, kendi köy halkımız da işsiz kalmış ve ekmeğini dışarıda aramaya başlamıştır.

Bunun neticesinde köyün nüfusu yok olmanın eşiğine gelmiştir.

Bartın’da tarihe gömdüğümüz bu gemi sanatı için deniz müzesi kurulmuş olup, tarihin gerçeklerini artık müzelerden izleyeceğiz.

Daha önceki bir yazımda da köyün turizm potansiyeli olarak değerlendirilmesi konusunda hiçbir kaynaktan maddi ve manevi bir destek maalesef sağlanmadğını anlatmaya çalışmıştım...

Batan geminin mallarından da artık maalesef geriye bir şey kalmamıştır..!

Devamını Oku

Turizm cenneti Kapısuyu sahilleri can çekişiyor.

Kapısuyu muhtarlığının sosyal paylaşım sitesine koyduğu 2008 ve 2012 yılına ait iki adet fotoğrafa baktığımızda, maalesef dört yıl içerisinde cennet Kapısuyu'nun nasıl bir felakete sürüklendiğini görmek insanın içini acıtıyor...

Bugünlerde köyde büyük bir hareketlilik var, ne zaman sosyal paylaşım sitesine girsem, gerek köy muhtarının, gerek, her ne kadar artık maviliğini yitirdiyse de Kapısuyu Mavi Karadeniz sosyal paylaşım sitesinin ve gerekse de benim gibi bu köyde doğmuş büyümüş ve sonra da başka şehirlerde yaşayan ve de köyde yaşayan halkın büyük bir panik içinde olduğunu gözlemliyorum.

Oluşumundan bu yana tertemiz akan Kapısuyu deresinin Hes yatırımıyla nasıl yere yatırıldığının ve nakavt edildiğinin ispatı ortada.

Osmanlı İmparatorluğu’na da savaş gemisi yaptığı söylenen, geçmiş hükümetler döneminde de hiçbir destek alamayarak, gemi tersanelerinin tarihe karışmış olmasının ardından, geçimini sandal, küçük tekneler ve turizmle idame ettirmeye çalışan o güzelim Kapısuyu köyü ve halkının düştüğü bu içler acısı duruma kim ne zaman dur diyecek?

23.01.2011 tarihinde de gene Hes’le ilgili bir yazı yazmıştım. O dönemde daha yeni hizmete girmişti ve aradan geçen bir buçuk sene içerisinde felaketin boyutları gözler önündedir.

Kapısuyu hem deniziyle, hem de doğasıyla bakir bir turizm beldesi olmasının yanında, aynı zamanda Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından da “Küre Dağları Milli Parkı” ilan edilmiştir.

Deniz, çevre ve kumsalların bu denli çamur ve kirlilik içerisinde olması, inşaat sırasında da doğaya verilen zararların karşılığında can çekiştiren güzel köyüm Kapısuyu acaba kimlere nasıl  kazançlar sağlamış olabilir, bunu anlamış değilim.

Turizm bugün dünyada en önemli gelir kaynaklarından biri olarak değerlendirilirken, ülkemizde adeta turizm katliamı yapılmasını anlamak mümkün değil.

Hiçbir surette Hes veya diğer yatırımlara karşı değilim, ancak yatırımın yanında iyi bir arıtma tesisinin de mutlaka olması ve her zaman çalışır durumda olması gerekirken, çevre katliamı adeta göz göre göre yapılıyor düşüncesine kapılıyorum ve hayretler içinde kalıyorum.

Muhtarlığın vermiş olduğu bilgiye göre deniz ve kumsaldaki bu kirliliğin haftalardır devam ettiği ve bu konuda gerek valilik ve gerekse de kaymakamlık nezdinde girişimlerde bulunulduğu sosyal paylaşım sitesinde belirtilmiştir.

Bu konuda ilgili makamların gerekli hassasiyeti göstereceği, turizm sezonu olması dolayısıyla, bu konunun köklü bir çözüme kavuşturulacağına inanıyorum ve tesisin sorunlar halledilinceye kadar devre dışı bırakılması gerektiği düşüncesini taşıyorum.

Buradan ayrıca Orman ve Çevre Bakanı Sayın Profesör Dr. Veysel Eroğlu’na da sesleniyorum ve bu konuda gerekli hassasiyeti göstereceği konusunda inancımı koruyorum.

Devamını Oku

"Avrupa Birliği"nin şımarık çocuğunun yaptıkları

AB’nin şımarık çocuğu gene global piyasaları karıştırmaya devam ediyor.

Bunlar artık bilinen şeyler. Piyasalar bunlara hiç de yabancı değil.

Yunanistan olmasa, İtalya’yı, o da olmasa İspanya’yı sahneye çıkartıp oyunlarına devam ederler, dünya ekonomisini elinde tutanlar spekülatörlerdir.

Senaryolar, senaristler tarafından yazılıyor, oyuncular zaten değişmeyen aynı kişiler ya da kartelci ve tekelci kurumlar da diyebilirsiniz, ne derseniz uyar.

İşin arkasında acımasız kapitalizmin gerçek yüzü var. Biz ne kadar çok, toplumda karamsarlığa yol açar, ne kadar çok, insanların elindeki ekonomik değerleri yok eder, ne kadar çok toplumu fakirleştirip yok edersek, o kadar çabuk dünya ekonomisini elimize geçiririz düşüncesiyle hareket eden emperyalist güçler, perde arkasındaki gerçek oyunculardır.

Son zamanlarda ekonomistler de fikir ayrılığına düştü, ya da işlerine öyle geliyor...

Dünya üzerinde yaşamak, başkalarını yok etmekten geçiyor görüntüsü yaygınlaşmaya başladı.

Toplumda insanlar arasındaki ilişkiler tamamen menfaate dayanmaktadır. Bu nedenledir ki Manevi değerler tamamen yok olmaya başladı.

Aynı şeyler devletlerarası ilişkiler için de geçerlidir.

Şimdi gelelim konumuza;

Yunanistan’ın nüfusu İstanbul’un nüfusu kadar bile yok.

Ancak, piyasaları karıştırmaya yetiyor demek ki.

AB’nin gözbebeği bugüne kadar Türkiye’nin AB’ye girmesini hep engelledi,her zaman veto etti,ve de torunuyla beraber artarak devam ediyor.

AB ise bu konuda Yunanistan’ı hiçbir zaman kırmadı, ağlayan çocuğun her dediğini yaptı, hatta ve hatta torunu Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ni de jet hızıyla AB’ye tam üye yaptı ve Kıbrıs çözümüne bir saatli bomba yerleştirdi adeta.

Komşumuz Yunanistan, hiçbir surette Türkiye’nin büyümesini istemediği için sürekli engellemeye çalıştı. AB’ne girmemiz halinde Birliğin en büyük üyesi Türkiye olacaktı. Onların korkulu rüyası haline geldik.

Tabi ki bu da Avrupa’nın ve dünyanın işine gelmiyordu.

Emperyalist ve kapitalist güçler bizi engellemek için çıktıkları sahneden hiç inmediler, yeni yeni oyunlar sergilemeye devam ettiler.

Her zaman büyük balık küçük balığı yutar.

Hatta son günlerde uluslararası derecelendirme kuruluşlarından biri, Türkiye’nin kredi notunu pozitiften durağana çevirdi.

Bu tamamen siyasi bir davranıştır. O zaman diğer ülkelerin kredi notlarının yerlerde sürünmesi gerekir…

Bunlar hepTürkiye’ye kurulan bubi tuzaklarıdır. Türkiye hiçbir zaman bu tuzaklara düşmeyecektir.

Biz 1994 yılında büyük bir mali kriz yaşadık, dünyanın kılı bile kıpırdamadı, ama biz gene de tek başımıza üstesinden geldik. Dünya sadece seyirci kaldı.

Bütün sıkıntılarımıza rağmen dünya ekonomisinin rasyolarını bozmadık.

Ey “Avrupa Birliği” şımarık çocuğuna iyi bak, arkadan torun da bir şımarıklık yapmasın!

Sizlere bir önerimiz var; bırakın bu “avro”’mudur nedir, bu sizin başınıza dert açıyor.

Gelin sizi “’ye alalım. Dünyada itibarınız artsın!..

Devamını Oku

Nicolas Sarkozy’ nin beyni iflas etmiş...

Asıl mesleği hukukcu olan “Bay Sarkozy” babası Macar, annesi Musevi olan bir Selanik göçmeni.

Dedesi de İspanya’dan Osmanlı’ya sığınan bir yahudi vatandaşı.

Yani kimliği çok karışık olan bir adam, hem de çok sıradan bir adam.

Bundan sonra artık ermeni vatandaşı olur herhalde…

Diaspora ona bir iyilik düşünür artık.

Fransa Cumhurbaşkanı olması bir talihsizlik…

Bu hem Fransa için bir talihsizlik, hem de Avrupa Birliği için.

Bu vatandaşa biraz matematik dersi vermek gerekiyor.

Neden mi?

İşte cevabı; 2x2=4 eder…

Sarkozy  için 2x2=5 eder. Çünkü matematiği zayıf…

Beyin pozitif ilimlere çalışmıyor.

Yüz bin ermeni oyu için, acaba kaç milyon kişiyi karşısına alıyor, acaba bunun farkında mı?

Fransa vatandaşlarının özgürlüklerini kısıtlaması, düşünceye ceza uygulaması karşısında kaybedeceği oyun hesabını acaba hiç yaptı mı?

Başka bir deyişle yapabildi mi acaba?

Zaten aşk konusundaki zaafı da bir politikacı için oldukça düşündürücü. Belki de hesap yapmaya aşktan vakit bulamıyordur. Ne de olsa genç bir İtalyan mankenle 3. evliliğini yaptı.

Ne yazık ki bunun faturasını Fransız halkı ödeyecek…

Tarihi hiç okumamış, tarihçilerden akıl almamış olsa gerek, iki de bir temcit pilavı gibi asılsız bu konuyu, ki, asıl soykırım yapan Ermenilerdir.

Ermenistan kendi ülkesinde vatandaşlarına özgürlük sağlayamamış, hepsi kendi vatanından şikayetci, Ermenistan’ı kat ülkene, sorun çözülsün. O zaman daha çok oy alırsın.

Sen alışkınsındır sömürgeciliğe, tarihin kara sayfalarında yer almaya, unutmuş olacaksın ki, Fransa’nın Cezayir halkına yaptığı soykırımı…                                                             

Neyse ki Bay Sarkozy yalnız değilsin, bu yasanın hazırlanmasında ve meclise gelmesinde sana yardımcı olan suç ortağın da babası Cezayir, annesi de Tunus uyruklu olan sözde bir Fransız milletvekili olan “Boyer"

Analarına, bacılarına Fransa’nın yaptıkları az gelmiş olacak ki, senin cenahında yer almış görünüyor, Bay Sarkozy!

Ne yazık ki, ortada Fransa halkının affedemeyeceği bir gerçek daha var.

Parlemento üyeleri meclise oylamaya katılmıyor, sadece 38 milletvekilinin oyu ile tasarı meclisten geçiyor, yani parlementonun %10’u bile değil.

Burası da ayrı bir kaos.

Sarkozy, artık itiraf et. Türkiye ve şerefli Türk halkı seni niye bu kadar çok rahatsız ediyor ki, yıllardır AB için karşımızda adeta bir canavar kesildin.

Sarkozy, kıskanma ve şunu unutma ki, çok yakında karşınızda Avrupa’nın en büyük ülkesi Türkiye’yi göreceksin.

Engellemeye çalışsan da, diasporayla işbirliği yapsan da, kiminle işbirliği yaparsan yap, zamanında “ASALA”ya göz yumduğun gibi.

Biz geliyoruz Avrupa’ya…

Avrupa’nın en büyüğü olmaya…

Sen, istediğin yere gidebilirsin, bizden sana vize…

Devamını Oku

Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının Önemi

Dünya üzerinde yüz elli yılı aşkın bir süredir faaliyette olan Uluslar arası Derecelendirme Kuruluşlarının finansal piyasalar içerisindeki önemi çok büyük olmasına rağmen, son on yıl içerisindeki konumu tüm dünyada tartışılır hale gelmiştir.

Özellikle son yıllarda global ekonomi içerisinde vermiş olduğu kararlar sonucunda, dünya ekonomisi trilyonlarca dolar zarara uğramıştır.

Hiç şüphesiz derecelendirme kuruluşlarının denetimi, o ülkenin Sermaye Piyasası Kuruluşları tarafından benimsenen ve vermiş olduğu kararlar ciddi anlamda dikkate alınmaktadırlar.

Derecelendirme kuruluşları Bankalar dahil olmak üzere, uluslararası ticari ilişkisi olan  kişi ve kuruluşlar yanında o ülkenin ekonomisini çok yakından takip eder.

O kuruluşu ithalatını , ihracatını, tedariklerini inceler.

Tüm belgelerini araştırır,

Kredibilite açısından görüşlerini bildirir.

Detaylı rasyolarını inceler.

Bankaların tüm işlemlerini detaylı olarak inceleyerek, mudilerine olan sorumluluklarını yerine getirip getiremeyecekleri, alacakları ulusal ve uluslararası kredilerde sorun olup olmadığı.

Mali yapısının detaylı olarak araştırılması.

Rantabilite, kredibilite, karlılık, büyüme oranı, sağlıklı büyüme olup olmadığı.

Derecelendirme kuruluşları bu işlemleri ilgili kurum veya kuruluşlar tarafından bedeli ilgili kurum veya kuruluş tarafından ödenerek yaptırılmakta olup herkesin ulaşabileceği şekilde yayınlanmaktadır.

Bu derecelendirme  kuruluşları son derece büyük paralar kazanmakla birlikte, son zamanlarda tarafsızlıkları tartışılır hale gelmiştir.

Bu kuruluşların vermiş olduğu kararlar neticesinde uluslar arası piyasalardan temin edilecek kredilerin faiz oranları da değişkenlik göstermektedir.

Uluslararası faiz oranı anlamına gelen Libor üzerinde ülke riski ilave edilerek para maliyeti ortaya çıkmaktadır

Ülkemiz genelde libor (+) kredi kullanmaktadır.

Son zamanlarda bu kredi kuruluşları tüm dünyada, özellikle Amerika, Fransa, İspanya, İtalya üzerinde ciddi anlamda etkili olmuşlardır.

Yunanistan etrafa çok fazla saldırdığından hak ettiği cezaya kendi kendine çarptırdı, daha doğrusu kazdığı kuyuya düştü,

İtalya ve İspanya onu örnek almaya çalışıyor.

Ama Türkiye’nin suçu ne?

Yıllardır Uluslararası Derecelendirme Kuruluşlarının vermiş olduğu kararlar piyasalarda adeta deprem yaratmıştı.

Son yıllarda biraz daha mantıklı davrandıklarını düşünürken, geçen hafta içinde bizim için vermiş olduğu karar, adeta sizi de krizin ortasına çekmek istiyoruz şeklindeydi,

Yabancı sermaye girişi de bu kuruluşların vermiş oldukları puanlarla paralellik göstermektedir.

Biz bunların vermiş oldukları kararlardan hiç memnun kalmadık, çünkü tarafsızlığı tartışılır,

Ayağına bastıkları diğer ülkeler de bu konuda seslerini yükseltmeye başladılar.

Daha önceleri sesleri çıkmıyordu, bizim sesimizi duymuyorlardı.

Neyse Allahın sevgili kuluymuşuz da Avrupa Birliği bizi oyaladı, dalga geçti, girişimizi engelledi. Onlara dua edelim ki, biz de TL’den vazgeçip Euro’ya girebilirdik.

Dünya üzerinde en kıymetli para “TÜRK LİRASI” olacak.

Bekleyin Avrupa Birliği,

BİZİM İÇİN CAZİBEN KALMADI…

Devamını Oku

Bedelli Askerlik İçin Bankaların Kredi Yarışı

Yıllardır çıktı çıkacak diye beklenti yaratılan ve her defasında hayal kırıklığı yaratan, fakat bir türlü gerçekleşmeyen bedelli askerlik yasa tasarısı, nihayet  “Türkiye Büyük Millet Meclisi”’ne sevk edildi. Yasa tasarısının içeriği bugün Sayın Başbakan’ımız tarafında açıklandı.

Buna göre 30 yaşından gün almış olanlar askere gitmemek için 30.000. TL bedelli ücretini defaten,

Diğer bir deyişle, peşin veya yarısını peşin, yarısını da altı ay içinde  ödeyerek  o şerefli vatani görevlerini tamamlamış sayılacaklardır.

Her ne olursa olsun, bir gün bile o asker elbisesini giymeyen bir Türk vatandaşının askerlik anısı ödemiş olduğu 30.000 TL’den başka bir şey olmayacaktır.

1987, 1992 yıllarında çıkartılan bedelli yasa tasarısı bakayayı azaltmak için, 1999 yılında çıkartılan bedelli askerlik yasası ise Marmara depreminin zararlarını azaltmak için çıkartıldı.

Yeni bedelli yasa tasarısında ise, parayı ödeyen hiç askerlik yapmayacak.

Bu tasarının, diğerlerinden farkı bu…

Yasa,  Anayasamızın eşitlik ilkesine uygun mu?, değil mi?

Bunun kararını tasarı yasalaştıktan sonra, eğer Anayasa Mahkemesine götürülürse, Yüce Mahkeme karar verecektir.

Benim bahsetmek istediğim esas konu “bedelli askerlik kredisi”

Parası olan için bir problem yok, bastırdı mı parayı derhal terhis.

Ya parası olmayan Türk vatandaşı ne yapacak.

Aşağıya tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.

O da bu yasadan yararlanmak isteyecek, parayı bastırıp teskereyi alacak.

Alacak da, bastıracak parası yoksa nasıl alacak?

İşte orasını ben de bilemiyorum.

Yalnız iki şık var;

Ya askere gidecek, terhis olana kadar anası ağlayacak, ya da ömür boyu anası ağlayacak.

İkinci şık; Allah bankaları başımızdan eksik etmesin.

Başladılar reklamlara…

İnternette dolaşırken her yerde karşımıza çıkıyor.

“Uygun faizlerle bedelli kredisi”

Dikkatimi çekti, inceleme ihtiyacı duydum, inceledim, hayretler içinde kaldım.

Ve bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum.

Örnek vermek gerekirse;

Parası olmayan bir vatandaş bankadan 60 ay vadeli bedelli askerlik kredisi alır ise, her ay ödemek şartıyla, toplam 50.000 TL. bir geri ödeme yapacak.

Yıllık maliyet % 22’ler düzeyinde

Evet uygun taksit olduğu doğru.

Ama kime uygun olduğunu siz de anlamışsınızdır sanırım.

Yıllık enflasyon % 6.30 civarında seyrederken, kredi faizlerinin bu kadar yüksek olmasını anlamakta zorlanıyorum doğrusu.

Her şeyi bir tarafa atalım, gözünü kararttı, kefil buldu, teminat gösterdi, krediyi aldı, parayı ödedi, terhis oldu.

Geçmiş olsun.

Sıra geldi taksitleri ödemeye, işi yoksa veya aldığı ücret taksitleri ödemeye yeterli gelmiyorsa, bu defa devreye kredi kartı oyunlarıyla, taksitler ödenmeye çalışılacaktır. Kartın birinden çek, diğerine yatır. Sonra da kartopu misali çıkmaz bir tünel.

Aman dikkat. Ayağını yorgana göre uzat,

Allah kolaylık versin.

Bu gidişle kredi kartına taksitle kredi veren finans kuruluşları çıkarsa da hiç şaşırmayın.

Burası rahmetli Aziz Nesin’in ülkesi…

Devamını Oku

Türkiye'nin büyümesinden rahatsız olanlar var...

Artık haberler, insanlarda sıkıntı yaratmaya başladı.

Sanki haberler kasıtlı veriliyormuşcasına, beni hayretler içinde bırakıyor.

Şöyle güzel, insanın içini açacak haberlere hasret kaldık.  Onlar es geçiliyor.

Ekonomik kriz, trafik kazaları, terör, cinayet, temcit pilavı gibi İstanbul deprem senaryoları…

Yani! Bırakalım artık bunları, haber, evet verilecek tabi ki, buna karşı değilim, bizim verilecek çok güzel haberlerimiz de var…

Ama onlar çok fazla verilmiyor, diğer haberlerde herkes günlerce yorumlar yapıyor, herkes ayrı telden çalıyor, insanların kafası karışıyor.

Pardon, yanlış ifade ettim, insanların kafası karıştırılıyor. Eğitim seviyemiz yükselmiş olmasına rağmen, halen dünya standartlarının  altındayız. Özellikle nüfusun büyük çoğunluğunu temsil eden kırsal kesimlerde bunları anlayan ne kadar insan olabilir ki!

Amerikan ekonomisi ile ciddi anlamda ilgilendik, Obama şunu yapsaydı böyle olmazdı, onu yapsaydı  öyle olmazdı  gibi anlamsız yorumlar, acaba bu durumda önümüzdeki seçimlerde başarı sağlayabilecek mi? Ya kazanamazsa kim gelir, sonuç ne olur gibi…

Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan ekonomisiyle ciddi anlamda ilgilendik.

Uluslar arası derecelendirme kuruluşlarının Amerika’nın notunu düşürmesi, Fransa’nın notunun değiştirilmemesi, ama düşürülme olasılığının yüksek olması, Fransa’da bir bankaya  uluslar arası kredi musluklarının kapatılması, İspanya, İtalya derken…

İşte yeni senaryolar başladı; Yunanistan iflas ederse ne olacak, borçlarını nasıl ödeyecek, kimlere öncelik tanıyacak, ya arkadan İtalya da bunu uygulamaya sokarsa, İspanya’da buna iştirak ederse ne olur, aman bunu düşünmek bile istemiyoruz gibi saçma sapan yorumlar.

Yunanistan’ın 2011 nüfusu 11 milyon 148 bin 500.

Türkiye’nin 2011 nüfusu 76,5 milyon.

Bu kadar nüfusuyla zaman zaman Türkiye’ye kafa tutmaya çalışıyor.

Sen dimdik dur cüssenden korksun.

Zaten düşünüyorlar da Türkiye’yi hayranlıkla izliyorlar.

Sağa sola kafa tutacağına, biraz da ekonomisiyle ilgilensin.

AB’ de şapkasını önüne koysun düşünsün.

Yunanistan’ın en büyük ekonomisi turizm ve denizcilik.

“Bizde ekonomi çok iyiye gidiyor, ama biz nasıl olur da bu ülkeleri bahane ederek Türkiye’yi de krize sürükleyebiliriz” gibi adeta sanal kriz yaratılmaya çalışılıyor.

Kime faydası var demeyin. Elbette birilerine faydası var ki, gene birileri fakirleşirken, birileri de servetlerine servet katacak.

Unutmayalım ki, para miktarı sabitken azalmaz, birileri kaybeder, birileri kazanır.

Bu emperyalist oyunlara gelmeyeceğiz.

Türkiye elbette dünya üzerinde stratejik önemi çok yüksek olan bir ülke, o yüzden Türkiye’nin kalkınmasını istemeyen emperyalist güçler seni zayıflatmaya çalışırken, adeta içeriden de destek veriliyormuş havası kokuşuyor.

Bizim üç tarafımız denizlerle çevrili, bırakın bu senaryoları biz Yunanistan krizini nasıl Türkiye’nin lehine çeviririz, nasıl fırsatlar yaratırız, turizm ve denizcilik sektöründe neler yaparsak pazar payımızı arttırırız, para girişini sağlarız, cari açığı azaltırız veya tamamen ortadan kaldırırız gibi stratejiler üretsek, senaryolar yazsak, acaba bu bizim için daha iyi olmaz mı?.

Bazen düşünüyorum da biz de ekonomi tahsili yaptık, uzun yıllar bu mesleği Türkiye’nin dev şirketlerinde icra ettik. İş hayatımda  o kadar çok kriz yönetmeme rağmen hiç hayal kırıklığına uğramadım.

Aksine hep krizlerden şirketler lehine fırsatlar elde ettik.

Geçen haftalarda ki yorumlarda Merkez Bankasının her ay yapılan PPK toplantısı öncesinde öyle bir hava yaratıldı ki, faizler 1-1,5 puan arası düşürülmesi bekleniyor gibi.

Senaryo yazıldı, piyasalar buna hazırlandı, PPK faizleri sabit bıraktı, yaratılan beklentinin tersi neticesinde piyasalar dengesini kaybetti.

Daha önceki yazılarımda faizlerin düşürülmesinin nasıl bir ranta dönüştürüldüğünü yazmıştım.

Diğer yandan da reel faizler halen yüksek, alacak faizleri düşük kalırken, borç fazileri oldukça yükseldi.

Bu arada morgate faizleri yükselirken, diğer yandan da gayrimenkul fiatları yükseldi.

Bu ne çarpık bir sistem, hani terazinin dengesi?!

Ticaret hem tüketiciyi, hem de üretici ve satıcıyı memnun eden bir sistemdir.

İnsanlar para harcamaya da korkuyorlar, haklılar geleceğe güvenleri yok.

Para harcanmayan bir ekonomik sistem içerisinde en korkulanı da resesyon…

Bırakın, piyasalara moral verin, ekonomi gayet iyiye giderken bir darbe de biz vurmayalım.

Resesyon psikolojisi yaratılırsa, ki bu son zamanları konuşulmaya başlandı, resesyondan çıkış hiç de öyle kolay olmaz.

Türk Lirası bugün değerli bir para oldu, eskiden konvertible bile değildi…

Ülkemize sahip çıkalım, yaşayacak başka bir yerimiz yok!...

“AB” bizi yıllardır kapısında bekletti, oyaladı, dalga geçti, şimdi tuzağa kendisi düştü.

Biz “Türkiye Birliği”ne girmek için onlar gibi oyalamayalım, bekletmeyelim, dalga geçmeyelim.

Direk olarak reddedelim, gururlarıyla oynamayalım!..

Sen bittin “ AB”………….

Devamını Oku

Ekonomik Krizde Gene Aynı Senaryo

Artık herkes bunu çok iyi biliyor ki, bunun adı “ekonomik kriz

Benim meslek hayatım, üst düzey finans yöneticisi olduğum için hep kriz yönetimiyle geçti.

Krize karşı adeta aşılıyım sanki.

Eskiden bizde krizler hep siyaset kaynaklı olup, ekonomiyi  kalbinden vururdu.

Adeta kriz sipariş verilirdi, birileri batar, birileri çıkardı.

Adeta paradan para kazanma devriydi.

O dönemlerde bir de orta direk vardı.

Ne mi oldu orta direğe?

Acımasız kapitalizmin gazabına uğradı, rahmetli oldu.

Biz global krizi 1998 yılında  Brezilya ve Arjantin kriziyle tanıdık.

Amerika kıtasından esen rüzgâr Türkiye’de tsunamiye dönüşdü, ama diğer ülke ekonomileri bundan etkilenmezdi.

1994 ve 2001 yılındaki krizler ise bize özel krizlerdi.

Adeta kriz çıkartmak için gayret edildi.

Tebrikler, başarılı da oldular, 100 üzerinden 100…

Bir sürü kişi ve kuruluşlar rahmetli oldu.

Krizi yaratanlar beraat etti,

Yanlış anlaşılmasın yargılanmadılar, kendi kendilerini beraat ettirdiler.

2008 yılında Amerika kökenli başlayan kriz, dünyayı vurdu.

Çığlık sesleriyle kapitalizmin çarkı acımasızca kurbanlarını yuttu.

Kârlar katlandı.

Baktık ki çok tatlı bir iş, senaryo güzel, oyuncular hazır, niye tekrar sahneye konmasın.

Amerika’da kriz varmış, Avrupa’da kriz varmış…

İyi ya sende yok, niye krizi fırsata dönüştür müyorsun?! Onlarda kriz varsa, niye dolar ve avro bu kadar hızlı yükseliyor.

İşimize geliyor, ihracattan kazanalım, ya ithalat, ödemeler dengesi ne olacak.

Cari açığı böyle mi kapatacağız?

İhracatın ithalatı karşılamıyor, sıcak para havalarda uçuşuyor, döviz yükseldikçe de cari açığın büyüyor.

Bu sıcak para hiç umursanmıyor ama, ciddi anlamda problem.

Gelelim bugünkü konumuza, yok yok konu farklı değil, senaryo aynı olduğu müddetçe konumuz da aynı

Son günlerde kriz çığırtkanlığına başladık gene…

Bir ata sözümüz vardır, birine kırk defa deli dersen, o kişi deli olurmuş.

Sen her gün krizden bahsedersen krize davetiye çıkartırsın.

Sipariş kriz…

Ondan sonra da kriz kelimesini duyanlar harcamaları keser, harcamalar azalınca, üretim yapılamaz.

Üretim yapılamaz ise istihdam düşer, istihdam işsizliği arttırır…

Buyurun kriz kapınızda, başardınız, tebrikler!

Sonra Devletten birtakım teşvikler istenir, teşvikler kullanılır, kârlar gene cepte.

Olanlar gene fakir, fukaraya olur...

Yazık oluyor bu ülkeye, aklımızı başımıza toplayalım. Bu ülke 75 milyon kişiye ait.

Herkesin refah içinde yaşamaya hakkı var, bu Anayasal bir haktır.

Haklarımız gasp edilmesin…

Devamını Oku

SİYASET & EKONOMİ KOMBİNASYONU

Ekonomideki istikrar,  önceki yıllarda siyasilerin ağzından çıkan sözlerle yönünü bulmaya çalışırdı.

Siyasiler de bunları bildikleri halde ülkeyi düşünmeden gelişi güzel  konuşurlardı. Adeta bu ülkeye kasıtları varmış gibi.

Amerika’da kulelere uçakla suikast yapıldı, sanki bu uçaklardan birisi de İstanbul menkul Değerler Borsasına çarptı.

Milli Güvenlik Kurulu toplantısındaki Anayasa Kitabı tartışması, Devlet krizi açıklamasıyla finans piyasalarında bomba etkisi yarattı, gecelik faizler % 15000’lere yükseldi, insanlar bir gecede battı, parası olanlar servetlerine servetler kattılar, yeni zenginler yarattık.  Birçok şirketler battı.

Enflasyondan para kazanmak sermayedarların adeta hobisi haline geldi. Enflasyon %100’lerin üzerinde, niye üretim yapsın, üretimde kar marjı çok daha düşük, Sermaye, üretime değil, adeta finans enstrümanlarına kayıyor.

Ne zaman ki enflasyon tek haneli rakamlara indi, üretim yapılmaya başlandı, artık parayla para kazanma devri bitti. Çalış üret, kazan,

Yatır, yat, kazan devri bitti.

İMKB ekonominin kalbidir. Sermaye şirketleri,  nakit ihtiyaçlarını karşılamak için halka arz yoluna giderler. Kasaya giren para yatırım ve üretim harcamalarına gider. Şirketlerin öz sermayeleri artarken,  halka arz yoluyla ortak olan yatırımcılar da bu üretimden payını alırlar. İMKB kumar aracı değil, yatırım aracıdır. Uzun vadede kazanç elde edilir.

Burada iki gurup vardır, bunlardan birisi borsayı yükseltmeye çalışan boğa gurubu, diğeri de düşüşe oynayan ayı gurubu.

Bu iki gurup birbirleriyle savaşırken,  bazen kanunen suç sayılan manüplasyon  işlemleriyle   “keriz silkeleme” olayları vuku bulmakta olup, bunlardan biri de son günlerde yaşandı. Manüplasyon iddiasıyla 35 kişi gözaltına alındı ve bunlardan 26 kişi tutuklanarak caza evine  konuldu ve yargılanmaları devam etmektedir.

Türkiye’nin baş belası olan sıcak para, diğer adıyla serseri para giriş ve çıkışları ekonomiyi bir anda altüst etmekte ve cari açığın da büyümesinde büyük rol almaktadır.

Yabancı yatırımcı diye tabir ettiğimiz yatırımcılar ki bunlar her fırsatı değerlendirirler.

Gelirler dövizi bozdurup hazine bonosu, devlet tahvili, borsa veya diğer yatırım araçlarına paraları yatırırlar, en ufak bir olumsuz durumda da ters hareketle satışlarını yaparak döviz alışına başlarlar, döviz yükselir ve paralarını yurt dışına transfer ederler. Bu kısır döngü sürekli devam eder gider ve her zaman kar eder giderler.

Önceki yıllarda Merkez Bankası rezervleri düşük olduğundan çok büyük sıkıntılar yaşanırdı. Bugün Bu rezervler yaklaşık 4-5 katına çıkmıştır.

Sıcak para puslu havayı sever, ne zaman ne yapacakları belli olmaz. Bunlar isterler ki her zaman istikrarsızlık olsun da fırsatları değerlendirsinler. Siyasetteki kriz bunların en büyük kozlarıdır.

Her ne kadar 7-8 yıldır siyasetle ekonomi birbirinden ayrıştırıldıysa da, halen eskiye döndürmeye çalışan guruplar olsa da bunu başaramayacaklar. Borsa ekonominin bir göstergesi olup, unutmayalım ki,  hiçbir zaman kumar aracı olarak kullanılamaz, bir yatırım aracıdır.

Ancak siyasi istikrarsizlik ortaya çıkar ve bu süreç uzun sürerse, uzun vadede bundan ekonomi zarar görmesi kaçınılmaz bir gerçektir.

Son seçimlerin sonucunda siyasi istikrarsizlik yaratılmaya çalışılmakta olduğu gözlenmektedir. Halkın iradesi ortadadır. Devletin kurumları yasaları uygulamaktadır. Burada tenkit yaparken biraz düşünmek gerekir. Yasalardaki eksikliklerin tek çözüm yeri Türkiye Büyük Millet meclisidir.

Bu karmaşanın çözülmesi ve milletin iradesinin yerine getirilmesi için bir an önce harekete geçilmesi ve Meclis çatısı altında çözülmesi gereği artık kaçınılmaz görünmektedir.

Türkiye’nin hızla büyümesinin tüm dünya devletlerini endişelendirdiği gerçeğini unutmayalım.   

Devamını Oku

Torba Yasa Fırsatı!

Halk arasında torba yasası olarak bilinen 6111 sayılı alacakların yeniden yapılandırılmasına ilişkin yasa 25 şubat 2011 tarihinde yürürlüğe girdi.

 

Yasa, 30.11.2010 tarihnie kadar olan borçları kapsamaktadır.

 

Bu yasadan yararlanmak için son müracaat tarihi 02 mayıs 2011 tarihi olup, bu fırsat yasasından vergi, ssk, bağ-kur ve sosyal güvenlik destek primi borcu olanlar bence hiç durmasınlar.

 

Neden mi?

 

Çünkü bu yasadan yararlananların gecikme zammı ve cezaları peşin ödemeleri halinde siliniyor.

 

36 aya kadar isterlerse vade tanınıyor ve taksitlerini 2 ayda bir yani 18 taksitte ödüyorlar.

 

Boçlar yeniden yapılandırılırken TEFE/TÜFE  aylık değişim oranları dikkate alınarak hesaplanıyor.

 

Daha ne olacak ki, özellikle, emeklilk  hayali kuran bağ-kur ve sigortalılara emekli olma fırsatı veriliyor.

 

Borçların 36 aya kadar taksitlendirilmesi ödeme kabiliyetini büyük ölçüde arttırmaktaıdr.

 

Emekliliğini hak etmiş olup da borçlarından dolayı emekli olamayanlar, bankalardan sağlanan kredi olanakları sayesinde borcun tamamını peşin olarak ödeyerek, hem ceza ve gecikme zammı ödemeyecekler, hem de hemen emekli olabileceklerdir.

 

Unutmayın son gün 02.11.2011 tarihidir.

 

Bunun dışında gelir vergisi, muhtasar, damga vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, emlak vergisi, belediye ve özel idareye olan her türlü borçlar, GM  alım - satım vergi ve harçları, matrah arttırımı, odalara olan borçlar, velhasıl her türlü amme alacakları bu yasa kapsamına alınmıştır.

 

Biz bu aflara alışkınız, nasıl olsa tekrar çıkar diye heves etmeyin, şimdiye kadar çıkan afların en kapsamlısı 6111 sayılı yasa…

 

UNUTMAYIN...

Devamını Oku
}