Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Bir tablonun arka perdesi (La Ultima Cena)

 

La Cena ya da “Son Yemek” ( İtalyanca: Il Cenacolo or L'Ultima Cena"), Hiristiyan inanışına göre Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeden önceki akşam havarileriyle yediği son yemeğe verilen addır.

Bu resim Leonardo da Vinci tarafından yapılmıştır ve  Milano'daki Santa Maria delle Grazie Kilisesinin yemekhane duvarında bulunmaktadır. Tablo’da Hz. İsa ve havarileri, akşam yemeği yemektedir ve  İsa peygamber üzgün bir şekilde masanın ortasında oturmaktadır. Tüm tablo onun etrafında inşa edilmiş gibi.

 

Resimde, Hz. İsa'nın son akşam yemeğinde, havarilerine içlerinden birinin kendisine ihanet edeceği anlatılmaktadır ve ünlü ressam da bu durumu resmederek havarilerin yüzlerindeki şaşkınlığı ortaya koymuştur. Hz. İsa, sanki sağ eliyle kendisine ihanet edecek olan  Judas’ı gösteriyor. Ayrıca, ressam tablodaki ışık oyunları ile ihanetin geleceği tarafı karanlıkta bırakmıştır. Arka pencereden gelen ışık ise Hz. İsa’yı ön plana çıkarmaktadır. Ayrıca tablodaki ışık oyunlarına dikkat edilirse ihanetin geleceği tarafı ressam karanlıkta bırakmış. Tabloda sağ taraf ihanet etmeyenleri(iyiliği), sol taraf ise ihanet edenleri (kötülüğü) yansıtmaktadır.

Işık her zaman olduğu gibi iyiliği, karanlık ise kötülüğü sembolize ediyor.

Tabloda soldan sağa doğru yer alan havarilerin isimleri şu şekilde: Bartholomaus, Jacobus Minör, Andreas, Judas, Petrus, Jean, Hz.İsa, Thomas, Jacobus Majör, Philippe, Matthieu, Thaddeus, Simon.

La Cena “Ruhun hareketleri” (motti del amme)  teorisini temsil etmektedir çünkü  tablo’da havarilerin düşüncelerini okuyabiliyoruz:

Beden dillerine dikkat edildiğinde ise, masanın en solundaki Bartholomaus, bu sözleri duyunca heyecanla ayağa fırlamış, yanındaki Jacobus Minör ve Andreas ise ellerini havaya kaldırmış şekilde resmedilmiş. Petrus de sinirli bir şekilde ayağa kalkmış. Hainlik yapacak olan Judas da şaşkınlıkla kendini geriye çekmiş ve sağ elinde ihaneti karşılığında almış olduğu para kesesini tutmaktadır.

Tablo’da Judas ve Maria Magdalena’yı aşağıda daha yakından ve Judas’ın sağ elinde ihaneti karşılığında almış olduğu para kesesini de görebiliriz:

 

Devamını Oku

Mona Lisa ve Maria Magdalena

 

 

MONA LİSA ( İtalyanca: La Gioconda, Fransızca : La Joconde)

Bu eser Paris’de bulunan Louvre Müzesinde sergilenmektedir ve Rönesans (Yeniden Doğuş) dönemin ünlü sanatçısı Leonardo Da Vinci tarafından yapılmıştır. O dönemin simgesi haline gelen sanatçı esere 1503 yılında başlamış ve bitirmesi 4 yıl sürmüştür.

Mona Lisa’nın kimliği hakkında hala bugün çeşitli rivayetler bulunmakla beraber  kesin bir bilgiye rastlanmamıştır. Bazı sanat tarihçileri Francesco del Giocondo’nun eşi olduğunu düşünmüşlerdir, bazı uzmanlar ise kullandıkları özel teknikler sayesinde Mona Lisa ile Leonardo’nun yüz özellikleri arasında benzerlik kurmuşlar ve sanatçının aslında kendi portresini yaptığını düşünmüşler.

Eserdeki gizemli gülümse ile ilgili birçok yorum bulunuyor. Gülümsemenin yeni doğum yapmış bir annenin gülümseyişi olduğu ortaya atılmış çünkü o dönemde hamile veya doğum yapmış annelerin saçları topuz şeklinde arkaya toplanıyor ve boyunlarından aşağısını çok ince bir tülle örtüyorlarmış.

Diğer dikkat çeken noktalardan bir tanesi de, sadece dudaklara bakıldığında bir gülümsemenin olmadığı da fark edilecektir.

Ayrıca, birçok uzmana göre tabloda hiçbir fırça ve parmak izine rastlanmamış.

Mona Lisa’nın yüzündeki gülümseyişi bir sonraki makalemde inceleyeceğimiz

La Cena (Hz.İsa’nın son akşam yemeği) tablosunda resmedilmiş olan Maria Magdalena’nın yüzündeki gülümseme ile çok benzer olduğunu fark edeceksiniz.

Maria Magdalena ve Mona Lisa

 

La Cena (Son akşam Yemeği)  tablosunda Hz.İsa’nın sağında Maria Magdalena ( Mecdelli Meryem) bulunuyor. Yüzünde Mona Lisa tablosundaki benzer ifadeyi görebilirsiniz. Maria Magdalena Yeni Ahit’e göre Hz. İsa'nın takipçilerinden biri. Markos ve Yuhanna İncillerine göre dirildikten sonra İsa peygamberi ilk gören kişidir.

Fransa’da onun adını taşıyan  Madeleine çörekleri tüm Fransa'ya yayılır ve 22 Temmuz Aziz Mecdelli Meryem Günü olarak kabul edilir.

Bir sonraki makalem La Cena ( Son akşam yemeği) hakkında olacaktır…

Aykut Yavuz

Eski öğretim görevlisi

 

 

 

Devamını Oku

Devlet Kariyer Sınavlarnda Üst Yaş Sınırın Tamamen Kaldırılması Gerekiyor

 Memurlar.net forumunda ve Facebook’ta  üst yaş sınırın tamamen kaldırılması için mücadele eden insanların sesine kulak vermek istedim ve yayınlamış oldukları dilekçeyi burada paylaşmayı bir vatandaşlık görevi olduğunu düşündüm. Bu dilekçeye benim ekleyebileceğim bir virgül dahi yok, çünkü talep gayet açıktır ve anlamak isteyene her şeyi anlatıyor. Anlamak istemeyenler zaten gerçeklere gözlerini ve kulaklarını kapatmışlar. Hala neden Türkiye’de üst yaş sınırın olduğunu ve  kaldırılmasına karşı çıkanları anlamakta zorlanıyorum.  Kimseyi suçlamıyorum, keşke  biraz kafalarını kaldırsalar ve etraflarına baksalar ve Orta Çağ zamanında kalmış ülkeleri değil de gelişmiş ülkeleri örnek alsalar…

 

Dilekçeyi aşağıda paylaşıyorum:

 

 Sn. DEĞERLİ BÜYÜKLERİMİZ


            Türkiye Cumhuriyetinin gelecekteki bekası bizlerin geleceği ve mağduriyetimizin giderilmesi için siz büyüklerimizin yardımına ve desteğinize ihtiyacımız olmakla birlikte talebimizi arz etmek isteriz. Bu itibarla;

Sizlerin de bildiği üzere; Anayasa Mahkemesi 643 sayılı KHK ile yürürlüğe giren KPSS-A kadrolarındaki 35 yaş düzenlemesini iptal etti. Anayasa Mahkemesi KPSS-A kadrolarına girmeyi düşünenleri yakından ilgilendiren bir karara imza attı. KPSS-A kadrolarında yer alan tüm yaş şartları 35 olarak belirlenmişti. Ancak Anayasa Mahkemesi bu 3 düzenlemeyi de iptal etti ve yeni düzenlemenin yapılası için hükümete 9 ay süre verdi. Karar Resmi Gazetede yayımlandıktan 9 ay sonra yürürlüğe girecek ve 35 yaş düzenlemesinin iptal olacağından    bahisle;


       21. yüzyılda çağdaş devlet yönetimi için kalifiye personel ihtiyacı her geçen gün daha da hayati anlam ifade etmektedir...ancak bu eğitimli personelin yetişmesi uzun yıllar almakta ve yeterli bilgi birikimine ulaşıldığı anda devlet kadrolarına atanmak mevcut yaş düzenlemesi içinde pek de mümkün olmamaktadır...oysa modern kamu yönetimi yaklaşımında hem kişisel gelişimini tamamlamış hem de gerekli eğitimi almış personel için herhangi bir sınırlamaya gidilmemekte bilakis bu özendirilmeye çalışılmaktadır...Ülkemiz özelinde durumu değerlendirmek gerekirse...yirmili yaşların başında üniversite eğitimini tamamlamış bireyin henüz kişisel gelişimini bile tamamlamadan A grubu kadrolara atanması sonrasında bu alanda verimli olması pek beklenebilir bir durum olmamakla beraber ideal olana da aykırıdır....bilim tarafından da kabul edilmiş olan ve kişinin en verimli olduğu 30-40 yaş arası dönemde bireyin kamudaki kariyer mesleklerine atanamaması ne ülkemize ne de bu yaş grubundaki gençliğe hiçbir fayda sağlamamakta bilakis top yekun kalkınma yolunda ülkemize ciddi zararlar vermektedir...



    Somut örneklerle durum daha da anlaşılabilir. Fransa’da Devlet kurumlarının yapmış olduğu sınavlarda 2005 yılı itibarı ile yaş sınırlaması tamamen kaldırılmış,İngiltere’de yargıç olabilmek için hukuk eğitiminden sonra uzun yıllar bu dalda çalışmak ve 40 yaşını tamamlamış olmak şartı getirilmiş, Ülkemizde ise öğretmenlik alımlarında 40 yaş sınırlaması kaldırılmıştır...yine benzer örnekleri Avrupanın bir çok bölgesinde görmek mümkündür...yüzünü yıllardır batıya dönmüş olan ülkemizde kamu yönetimi anlayışının batıyla tersi istikamette olması pek de anlaşılabilir bir durum değildir. Son dönemde yapılan yeni düzenlemelerle birçok personel alımlarında yaş sınırları daha üst kademelere çıkartılmıştır.

 

      Bu bağlamda emeklilik yaşının 65 lerde olduğu ülkemizde KPSS A Kadrolar,Hakimlik ve Savcılık Sınavları başta olmak üzere belli bir tecrübe, bilgi ve kültür birikimi gerektiren bu denli önemli kadrolarda yaş sınırlaması getirilmesi bizlerin mağduriyeti açısından en verimli olacağımız yaşlarımızda yaş sınırı koyulması bizleri yetersiz kalan statülerde çalışmaya mahkum edecek ve bizlerin bu denli bilgi ve tecrübesinden ülkemiz de faydalanamayacaktır. Bu sınavların yaş sınırlaması ile değil zeka ,bilgi ve tecrübe yönünden yeteri kadar eleyici ve kaliteli sınavlar olması sebebi ile ; Adalet ve hak eşitliğinin sağlanması bağlamında bizlerin sahip olduğu bilgi ve deneyimin heba edilmemesi özgürlüğün gerçek anlamda bütün vicdanlarda hissedilmesi , kamu menfaati icabı olup;ülkemizin ve bir neslin önü açılması için KPSS A kadrolarda, hakimlik ve savcılık sınavlarında yaş sınırlamasını kaldırmanız yönünde siz büyüklerimizden

Gerekli  çözümlerin yapılmasını     Arz ederiz.

 Devlet Kariyer Sınavlarında üst yaş mağdurları

 

 

 

Devamını Oku

Yurt dışından gelen Türk öğrencilerin karşılaştıkları zorluklar

Daha önce yazmış olduğum bir makale’de yabancı uyruklu öğrencilerin sorunlarından bahsetmiştim ama bu sefer Yurt dışında okumuş Türk öğrencilerin sorunlarından bahsetmek istiyorum.

Yurt dışında liseyi tamamlamış olan ve saygın üniversiteler tarafından kabul edilen Türk öğrencileri kendi ülkelerine döndüklerinde ve Türk Üniversitelerine başvurduklarında uluslar arası geçerli olan diplomaları olmasına rağmen (Abitur, Fransız Bakalorya, Matura vb…) hakkaniyetle değerlendirilememesi ciddi bir haksızlık ve sorun teşkil etmektedir. Bu öğrenciler bu sınavlarda yabancı ülkede üniversiteye yerleşmek için akademik başarı sağlamış ve yeteri puanı almalarına rağmen aynı puanla Türkiye’de yüksek öğretim hayatına devam edemiyor hatta bazı Üniversitelere hiç başvuramıyor! Orta Asya’nın bazı ülkelerinden gelenler ise lise diploması ve orta öğretim notları ile yerleşmesi de düşündürücü.

En acımasız olan tarafı ise Türkiye'deki üniversiteler bu sınavlardan Avrupa'daki Üniversitelerin istediği puanlardan daha da yüksek puanlar istiyorlar. Yurt dışında Tıp, Hukuk gibi bölümleri kazanmış olan bir öğrenciden yeniden Türkiye’de sınava girmek zorunda kalması rencide edici bir durum değil mi? Her ülkenin eğitim, müfredat ve sınav sistemi farklı olduğundan bu öğrencinin yeniden farklı bir müfredata göre sınava hazırlanması gerekiyor!

Anadili Almanca veya Fransızca olan fakat Türkiye’de liseyi bitirmiş bir öğrencinin gidip Almanya’da Abitur sınavına ve Fransa’da Bakalorya sınavına hazırlanması ile aynı şey! Bu öğrenci o ülkenin orta öğretim programına katılmadan, sınavlardan başarılı olması mümkün mü? Cevabı hemen vereyim: Bugüne kadar görülmemiş! 

Bütün bu sorunlara ek olarak her üniversiteye ayrı ayrı başvurulması ve her seferinde 100 TL başvuru parası istenmesi, buna tercüme ve noter masrafları da eklenince ortaya ciddi bir rakam çıkıyor…

Dile getirilen diğer önemli bir sorun da yurt dışından gelen öğrencilere az kontenjan ayrılması. Her sene yurt dışı öğrenci sınavına giren öğrenciler sınav kılavuzlarını incelediğinde yıldan yıla çok fark olmadığını görüyorlar.

Yine yurt dışından Türkiye’deki Üniversitelere yatay geçiş yapmak isteyen öğrenciler için ayrılan kontenjanların da arttırılması gerekir, yatay geçiş prosedürü yalınlaştırılmalı, gereksiz bürokratik engeller kaldırılması gerektiğini düşünüyorum.

Eski YÖK Başkanı Yusuf Ziya ÖZCAN,” Türk Üniversitelerini daha cazip hale getireceğiz ve yurt dışından daha fazla öğrenci çekeceğiz “ şeklinde basına bir demeç vermişti, ama ortaya çıkan manzara Türkiye’ye hiç yakışmıyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen bu proje nasıl mümkün olacak? Bunun için daha çözüm odaklı bir yaklaşım benimsenmesi gerekmez mi?

 

YÖK’ün yeni yasa taslağı önerisinin tartışmaya açıldığı şu dönemde acaba yeni YÖK Başkanı Sn. Gökhan ÇETİNSAYA yukarıda bahsettiğimiz sorunlara da çözüm bulabilecek mi?

 

 

Aykut Yavuz

Eski öğretim görevlisi

 

email: aykutyav@hotmail.com

 

Devamını Oku

Kpss A grubu sınavlarında üst yaş sınırı kaldırılmalı !

Herkesin bildiği gibi Kpss A grubu sınavlarında üst yaş sınırı 30’dan 35’e çıktı fakat daha önceki makalemde anlattığım gibi sorun tamamen çözülmedi çünkü 5 yıldır bu mücadele verenlerin yaşı 35’i geçmişti.

Diğer taraftan şu an çeşitli sosyal medya platformlarında ( twitter, facebook vb..) ve memur forumlarında  bu yaş sınırının tamamen kaldırılması için  yoğun bir mücadele yürütülüyor.

Yaşı nedeniyle Kpss sınavına giremeyen vatandaşlar bu konuda  siyasetçilerden ve basın mensuplarından destek istiyorlar.

Bir çok yazılan twit’de yaşam boyu fırsat eşitliği ilkesi nedeniyle Fransa’da devlet kurumların yapmış olduğu sınavlarda hiçbir yaş sınırının olmadığı vurgulanıyor. 

Hatırlatmak gerekirse yaş sınırın 35’e çekilmesi konusunda twitter üzerinden gönderilen mesajlara ilk cevap veren Maliye Bakanı Sn.Mehmet Şimşek oldu ve kısa bir süre sonra Maliye Bakanlığı sınavlarında yaş sınırını 35’e çıkardığını twitter üzerinden duyurdu.

Bu güzel haberden sonra Sn. Bülent Arınç da twitter üzerinden takip edenlere KPSS A grubu kadrolarında yaş sınırının 35’e çıkarılacağı müjdesini verdi.  Bu nedenle vatandaşlar yaş sınırının tamamen kaldırılması için en çok bu iki isimden destek istiyor. Gazetecilere de atılan mesaj sayısı az değil.

Avrupa Birliğine aday olan Türkiye’ye bu tip engeller koymaması gerektiğini düşünüyorum, isteyen istediği yaşta sınava girebilmeli ve başarılı olanlar da takdir edilmeli, değerlendirilmeli. Yaşına rağmen azimli ve liyakat sahibi bir insana devletin kapısı kapanmamalı. Bu konuda bizlere mesaj yazan vatandaşların sesine kulak vermeliyiz ve çözümün ortağı olmalıyız diye düşünüyorum.

 

 Aykut Yavuz

 

Devamını Oku

Türkiye’de vergiler neden bu kadar yüksek?

Soru : Türkiye’de vergiler neden bu kadar  yüksek? 

 

Bildiğiniz gibi Türkiye’de çok vergi var, saymakla bitmez. Örneğin  Özel İletişim Vergisi Adapazarı ve Gölcük ‘de 1999 yılında  meydana gelen depremden sonra getirilmişti. Kısaca bahsetmek gerekirse, “ 17/8/1999 ve 12/11/1999 Tarihlerinde Marmara Bölgesi ve Civarında Meydana Gelen Depremin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpları Gidermek Amacıyla Bazı Mükellefiyetler İhdası ve Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" ile getirilen vergiler”  bunlar: Özel İletişim Vergisi , Özel İşlem Vergisi,Ek Gelir ve Ek Kurumlar Vergisi, Ek Emlak Vergisi, Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi, Faiz Vergisi.

Bakan Binali Yıldırım, cep telefonlarından alınan Özel İletişim Vergisi'nin kalkmasının gündemde olduğunu açıkladı.  Maliye Bakanı Şimşek, Özel İletişim Vergisi'nin yüksekliğinin kendisini de rahatsız ettiğini belirtti.   Peki bugüne kadar neden kalkmadı ve  kaldırılması için ne bekleniyor ? Yıllardır halkımız bu vergiyi ödüyor ama hiç kimse sesini çıkarmadı!    Bu soruyu acaba kaç kişi Maliye Bakanlığına sordu,  kaç kişi benzin fiyatların neden Avrupa ülkelerinden daha yüksek olduğunu sordu?  Gümrük vergisinin neden bu kadar yüksek olduğunu sordu ? Araçlarından neden bu kadar yüksek vergi alındığını kaç kişi sordu?  Kaç kişi neden elektronik eşyaların, cep telefonların Avrupa ülkelerine göre  2 kat daha yüksek fiyata satıldığını sordu ?

Kafamızdaki sorular bitmez ama bu sorular cesurca doğru kişilere sormakla anlam ve güç kazanır.  Asıl olan bu soruları veya şikayetleri komşularımız , akrabalarımız veya otobüs yolculuğunda sohbet olsun diye paylaşmak değil, ilgili kişilere sormaktır.  Oturup kendi köşemizde şikayet edeceğimize veya her benzin aldığımızda isyan edeceğimize bunun hesabını devlet yetkililerine sorsak daha anlamlı olur.  Vatandaş olarak neden cebimizden bu kadar para uçtuğunu sormaya  hakkımız var.

Asıl önemli olan bu soruları ilgili resmi kurumlara sormak, sosyal medyayı takip edenlerin “ twitter”  üzerinden veya başka sanal platform üzerinden Maliye Bakanına veya Milletvekillerine sormak. Diğer bilinen iletişim kanallarından bir tanesi de BİMER ( Başbakanlık İletişim Merkezi) veya Ak Parti İletişim Formu platformu (AKİM). 

Türk halkı ne zaman uyanıp da artık gerçek soruları, asıl gündemimizde olan soruları sorabilecek? O günleri görecek miyiz? Yoksa bu ülkeyi tek başına düzeltemeyiz denilip kahve köşelerinde vatan mı kurtarılacak?!

 

Aykut Yavuz

Eski Öğretim Görevlisi

email:aykutyav@hotmail.com

Devamını Oku

Dershaneler ve Okullar

İlköğretimde yabancı dile çok önem verilmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Bunun için de derslerin yetkin ve özverili eğitmenler tarafından verilmesi gerekiyor. Gerçekten o yaştaki çocuğu oyalayarak değil, eğlendirerek ve yabancı dili sevdirerek öğretmek  çok önemli. Çocuğa bu yabancı dil aşısı o yaşta yapılırsa hem ileride zorluk çekmeyecek ve çocuğun geleceğini şekillendirecek hem de çocuk hangi mesleği seçerse seçsin kariyerinde ve mesleğinde yabancı dilin ne kadar pozitif bir katma değer sağladığını  görecektir. Ayrıca diğer insanlar arasında onu ne kadar farklı kılacağını da anlayacaktır. 

 

Dershaneye giden çocukların ‘’Dershanedeki İngilizce öğretmenimiz daha güzel anlatıyor ve orada eğleniyoruz, çok güzel şeyler öğreniyoruz.’’ demeleri velileri sevindirmiyor aslında; çünkü okuldan çıkarken aynı mutluluğu yüzlerinde görmüyorlar. Peki neden ilköğretimde aynı yöntemler uygulanmıyor? Dershanedeki öğretmen de, okuldaki öğretmen değil mi? Aynı husus lise öğretmenleri için de geçerli tabi. Neden öğrenci dershaneye muhtaç bırakılıyor ve rant sistemine hizmet ediliyor? Aynı dersi okulda öğretmen neden etkin şekilde anlatmıyor ve neden Üniversite sınavına yönelik strateji ve püf noktalar verilmiyor? Lise son sınıfa gelen öğrencilerin geneli tam olarak hangi bölümü tercih edeceğini bilmiyorlar, rehberlik hizmetinin olmadığı ortada. O halde Üniversitede Psikoloji ve Rehberlik okuyanlar neden liselerde görevlendirilmiyor? Dershanedeki rehber eğitmenler ile mi olacak bu iş sadece? Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığı’na ne gerek var o zaman? Bütün çocuklar sadece dershaneye gitsin, nasıl olsa bir yılda tüm lisede anlatılan konular dershanede gayet güzel anlatılabilir. Sadece dershaneler kalsın, okullara ne gerek var o zaman? İşte bütün  bu sorular sistemin ne kadar çarpık olduğunu gösteriyor.  Ne veliler ne  öğrenciler  memnun, ama bu çarpık sisteme mahkum edilmiş durumdalar!

Avrupa’da Üniversite sınavlarına hazırlık dershaneleri yok, en azından Fransa’da böyle bir rant sistemi yok. Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde üniversite sınavı test değil çünkü test sistemi pedagojik bulunmuyor ve muhakeme gücünü zayıflattığı düşünülüyor. Hatta Üniversite sınavında bazı derslerde sözlü sınav bile yapıyorlar, sınav komisyonu isterse öğrenciye tahtaya problemi yazdırıyor ve nasıl çözdüğünü tahtada anlatmasını istiyor, vereceği notun katsayısına göre öğrenci Üniversite sınavında gerekli barajı aşarsa tercih ettiği bölümlere yerleşme şansını elde ediyor.

Yurt dışına giden Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK yetkilileri bunları görmüyor mu, incelemiyor mu? Bilmemeleri ve görmemeleri imkansız. Yıllardır hantal yapı devam ettiği için ve gelişme olmadığı için MEB ve YÖK yetkililerinin sadece turistik amaçlı yurt dışına gittiklerini düşünüyorum.  Umuyorum yeni Milli Eğitim Bakanı ve YÖK Başkanı  yeni yaklaşımları hayata geçirir. Bu yeni projeler hayata geçilirken tabiki altyapı çalışmaları da en kısa sürede yapılmalı. Türkiye daha güzel hizmetleri  hak ediyor.

 Aykut Yavuz

Eski öğretim görevlisi

email: aykutyav@hotmail.com

Devamını Oku

Diziler ve Bilinmeyen Osmanlı

“Muhteşem Yüzyıl “ dizisinin Osmanlı dönemi hakkında daha bilgilendirici bir dizi olmasını arzu ederdim şahsen. Fakat ömrü at üstünde ve savaş meydanlarında geçmiş ve Osmanlı İmparatorluğunu genişetmiş bir Padişahı dizide Harem’e kapattılar! Padişah Harem’den çıkmıyor! Bir tarihçi dostumla bu konuyu konuştuk ve bana aktardığı bilgilere göre 1980 yılına kadar okullarımızda okutulan Osmanlı Tarihi dersleri ana kaynağı Fransız tarihçilerin yazmış oldukları kitaplarmış. O kitaplar doğrudan türkçeye çevrilmiş. Aslında tarihimizi yabancılar yazmış.  Harem hakkında çok az şey bilinmesine rağmen  var olan kaynaklar  ise İngiliz veya Fransız tarihçilerin kitapları! Batılı bir yazar tam olarak bilmediği bir o konu hakkında ancak karalamak, zihinleri bulandırmak veya sansasyon yaratmak  için yazar. Peki Osmanlı hakkında daha doğru ve gerçekçi bilgiler edinmek istediğimi belirttiğimde bana bir kitap tavsiye etti tarihçi dostum,  alıp okumanızı tavsiye ederim:  “Bilinmeyen Osmanlı” Yazar : Prof. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ ( Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü).

Bu kitapta  Kanuni Sultan Süleyman 46 sene Osmanlı Devleti’ne padişahlık yaptığı ve yaklaşık 15 ila 20 tane büyük sefere çıktığı yazıyor. Her sefer bazen aylar, bazen 2 ila 3 sene aldığı bazen 4 ila 5 sene devam etmiş.  Hürrem Sultan hakkında, cariyeler hakkında  da bilgiler mevcut. Bugüne kadar bize anlatılmış yalanlara inanmak yerine işte doğruyu öğrenme fırsatımız var.

Reyting ve magazin uğruna ecdadımıza hareket eden dizileri  ve zihinleri kasıtlı olarak bulandıran  belgesel ler hakkında duyarlı olanlar RTÜK’e şikayet’de bulundu  ama RTÜK bu konuda herhangi bir cezai müeyyide uyguladı mı?   Muhteşem Yüzyıl dizisi devam ettiğine göre sanırım bir denetim, bir yaptırım,  veya ceza yok...çok yazık!

 

Aykut Yavuz

 

 

Devamını Oku

Hakimlik ve Kaymakamlık sınavlarında üst yaş sınırı kalkmalı mı?

Hakim ve Kaymakam adayı dostlarımız sosyal medyada kurdukları platformlarla yıllardır 30 yaş sınırın kalkmasını talep ediyor. KPSS A grubu kadrolarında yaş sınırı 35’e çıkarıldı, bunun ardından Hakimlik yaş sınırı da 35’e çıktı fakat sorun tamamen çözülmedi çünkü 5 yıldır bu mücadele verenlerin yaşı 35’i geçti.

Bu konuda duyarlık gösteren ilk kişi Maliye Bakanı Sn.Mehmet Şimşek oldu ve kısa bir süre sonra Maliye Bakanlığın sınavlarında yaş sınırın 35’e çıkarıldığını twitter üzerinden duyurdu, resmi gazetde de yayınlandıktan sonra uygulamaya geçildi.

Başbakan Yardımcı Sn. Bülent Arınç’ta kendisini twitter üzerinden takip edenlere KPSS A grubu kadrolarında yaş sınırın 35’e çıkarılacağı müjdesini verdi. Şu an yaş sınırı 35’e çıktı fakat yaş sınırın tamamen kalkmadan sorun tam olarak çözülmemiş görünüyor.

AB ülkelerin çoğunda Yaş konusunda alt limit var ama üst limit yok. Fransa’da İngiltere v.b ülkelerde yaş sınırı tamamen kalktı, sadece bazı sınavlarda yaş sınırı 45. Hatta diplomasi mesleğin sınavlarında yaş sınırı 45.

Bir grup Hakim ve Kaymakam adayı twitter üzerinden milletvekilerine, gazetecilere, haber programlarına bu sınavlarda yaş sınırın tamamen kalkması için mention atıyor, email yazıyor, facebook’da da bu konu ile ilgili gruplar mevcut ve hepsi cevap bekliyor. Özel sektör’de deneyimli ve yetkin insanlar devlet kurumlarına geçmek istediklerinde bu sefer 35 yaş sınırına takılıyorlar.

Bu vesileyle bir okurun mektubunu  sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Maliye Bakanı memur adaylar için güzel bir haber verdi, maliye bakanlığının bir a grubu kadrosunda görev alabilmek için üst yaş sınırını 30’dan 35’e yükseltti ve twitter üzerinden diğer kurumlar da bu yeni düzenlemenin uygulanması için destekte bulunacağını ifade etti ve söz verdiği gibi çözüm bulundu ve hayata geçirildi ama bu yeterli değil.

Binlerce hukuk ve İİBF mezunu vatandaşlar Avrupa’da oldugu gibi hakimlik ve kaymakamlık üst yaş sınırın kaldırılmasını talep ediyoruz. Avrupa’nın bazı ülkelerinde olduğu gibi 45'e yükseltilmesi lazım. Bu konu twitter'da tüm gazetecilere ve siyasilere anlatılıyor ve kendilerinden destek isteniyor. Duyarlı olan gazeteci ve siyasiler destek vereceklerini söz verdiler ama gerisi gelmedi, uygulamanın zaman kaybetmeden hayata geçirilmesi isteniyor çünkü mevcut ilanların hepsinde 30 yaş sınırı var. Vizyon sahibi ve çağdaş düşünen her vatandaş bu hususa önem vermeli. Türkiye artık dar kalıplardan, engellerden kurtulmalı. Yaş sınırı kanunla düzenlendiyse bu kanunu yapan insanlar değil mi? O halde isterlerse değişiklik yapıp bir nesilin önünü açabilirler. Saygılarımla, ” 

Bence  özellikle hâkimlik savcılık, kaymakamlık gibi bilgi ve deneyim gerektiren işlerde yaş sınırı üst sınır değil alt sınır olmalı. Belirli deneyim ve olgunluk kazanıldıktan sonra insanlar bu tip sınavlara girebilmeli.  

 

 Aykut Yavuz

Eski öğretim görevlisi

email: aykutyav@hotmail.com

 

 

Devamını Oku

Yurt dışından Türkiye’ye gelen yabancı öğrenciler

Birçok yazar dostum köşe yazılarında bu sorunları dile getirdi ancak öğrenciler cevap bekliyor ve artık çözüm bulunmasını istiyor. Ben de bu konuyu dile getirmemi isteyen yabancı öğrenci dostlarımı kırmak istemedim.

Yurt dışından gelip Türkiye'de üniversite eğitimi almak isteyen yabancı uyruklu öğrenciler 3 ile 10 kat arası harç ödemek zorundalar. İstenen ücretler Yüksek Öğretim Kurulunun web sayfasında duyuruldu, incelenince bu rakamların ne kadar çok yüksek olduğu görülecektir. Örnek vermek gerekirse Gazi Üniversitesi Diş hekimliği veya Eczacılık Fakültesine kayıt olmak  için harç miktarı 16821 TL, İİBF için 13860 TL, Hukuk Fakültesi için 13860 TL, Tıp için 23316 TL. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi için 3938 TL, İİBF için 2088 TL, Mühendislik Fak. İçin 2577 TL harç ödemek gerekiyor. İstanbul Üniversitesi ise Türk Vatandaşı öğrencilerin ödediği harç miktarın 3 katını talep ediyor. Görüldüğü gibi harç ücretleri üniversiteden üniversiteye değişiyor ve herhangi bir standart yok. YÖK bu konuda üniversitelere inisiyatif bıraktığı için böyle bir tablo ortaya çıktı. Aileleri bu ülke için vergi ödeyen Türk vatandaşı olan öğrenciler bile bu rakamları ödemedikleri halde zorlanıyorlar ve harç konusunun yıllardır şikâyet konusu olduğu ortada.

Fransa’dan örnek vermek istiyorum; Paris Üniversitesine Doktora programına Türk Vatandaşı olarak kayıt olan bir arkadaşım yıllık 350 Euro civarında harç ödüyor. Lisans eğitimi için farklı bir rakam ödenmiyor. Bu rakam Türkiye’de eğitim gören yabancı öğrencinin harç miktarından çok daha düşük.

Diğer sorun ise yabancı öğrencilerin kendi ülkesinde saygın üniversiteler tarafından kabul edildiği takdirde Türk Üniversitelerine başvurduklarında uluslar arası geçerliliği olan diplomaların (Abitur, Fransız Bakalorya, Matura vb…) hakkaniyetle değerlendirilememesi. Bu öğrenciler bu sınavlarda kendi ülkelerinde üniversiteye yerleşmek için yeteri puanı almalarına rağmen aynı puanla Türkiye’de yüksek öğretim hayatına devam edemiyor hatta bazı Üniversitelere hiç başvuramıyor!

Türkiye'deki üniversiteler bu sınavlardan Avrupa'dakilerin istediği puanlardan daha da yüksek puanlar istiyorlar.

Bütün bu sorunlara ek olarak her üniversiteye ayrı ayrı başvurulması ve her seferinde 100 TL başvuru parası istenmesi, bu masraflara tercüme ve noter masrafları da eklenince yüksek bir rakam çıkıyor.

 

YÖK Başkanı Türk Üniversitelerini daha cazip hale getireceğiz ve yurt dışından daha fazla öğrenci çekeceğiz şeklinde basına bir demeç vermişti ama ortaya çıkan manzara Türkiye’ye hiç yakışmıyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen bu proje nasıl mümkün olacak? Bunun için daha çözüm odaklı bir yaklaşım benimsenmesi gerekmiyor mu? Cevabı kim verecek? Sorunu kim çözecek ve ne zaman? Zaman geçiyor, üniversitelere başvurular başladı ama YÖK ‘den henüz bir ses çıkmadı.

 

 Aykut Yavuz

Eski öğretim görevlisi

email: aykutyav@hotmail.com

 

 

 

 

Devamını Oku