Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay

Bunun da geçmişi, merhum Özal’ın iktidarına kadar geri gider.  Özal, Mehmet Barlas’a verdiği bir mülakatta (bu mülakat Barlas’ın Turgut Özal’ın Anıları kitabında bulunmaktadır) genel olarak dünyada etnik hareketlerin yükselişinin, Türkiye’de de mevcut siyasal rejim tipini zorlayacağını; bu sebeple, başkanlık sistemine geçmenin uygun olacağı mealinde bir beyanda bulunmuştur. Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde de Parlamentoda bir komisyon oluşturacak kadar siyasal ve fikri mesai sarf edilmiştir. En son Başbakan Erdoğan “başkanlık sisteminin tartışılabileceğini” ve cumhurbaşkanının bundan böyle halk tarafından seçilmesinin doğru olacağını ifade etmiştir.

Peki, neden Kürt meselesinin ağırlık kazanmasına paralel olarak başkanlık sistemi düşünülmeye başlamıştır? Zihinleri okumak mümkün olmasa bile bazı varsayımlar çerçevesinde soru yanıtlanabilir. Birinci varsayım, siyasal kültürümüzün “tek adam kültü”ne dayanan bir tipte olmasıdır. Bu, toplumun marûz kaldığı sorunların üstesinden gelmede iktidar tekeline sahip güçlü bir liderin varlığına duyulan ihtiyacı ifade eder (Hemen hatırlatalım; Leyla Zana, Kürt meselesini “Erdoğan’ın çözeceğine inandığı için” Başbakanla görüşmüştür).

Tek adam kültü dediğim siyasal kültür ile uyuşumlu sisteminin ise ABD tipi başkanlık sistemi olduğu düşünülmektedir. Mesela Özal bu yönde bir kanıya sahipti. Muhtemelen Erdoğan da benzer bir kanıya sahiptir.

Başkanlık sistemine ilişkin başka bir varsayımı 2010 yılında Egemen Bağış dile getirmiş ve mealen şunları söylemiştir: Dünyada gelişmiş ve istikrarlı ülkelere baktığımızda, başkanlık rejimiyle yönetildiklerini görürüz.

Hemen belirtmek gerekirse, Bağış’ın bu iddiası da, yukarıda belirtilen varsayım da siyaset bilimi çalışmalarının ortaya koyduğu gerçeklerle örtüşmemektedir. Mesela, biçimsel olarak ABD başkanlık tipinde başkan “tek adam”, dolayısıyla her sorunun çözümü iki dudağı arasında olan bir lider gibi algılansa da fiiliyatta durum hiç de öyle değildir. Öte yandan, birçok siyaset bilimci, yaptıkları amprik araştırmalarda, parlamenter sisteme sahip ülkelerin başkanlık sistemine sahip olanlara göre daha istikrarlı olduğunu göstermişlerdir. Fakat, ayrıntılara girmenin yeri burası değildir. Ama neden başkanlık sisteminde bu kadar ısrar edilmektedir o zaman?

 Kürt meselesinin Özal’ın döneminden çok daha boyutlu ve çok daha uluslararasılaştığı söylenebilir. Suriye’deki iç savaş bağlamında düşünüldüğünde, orta vadede Ortadoğu coğrafyasında Suriye, Irak ve İran’daki Kürt nüfusun vücut verdiği bir devletleşme sürecinin yaşanması kaçınılmaz gibi gözükmektedir. Türkiye’nin bölgede ve dünyada kazanmış olduğu yer ve rol, bu sürece seyirci kalmasını önleyecek niteliktedir. Hele, kendi Kürt meselesi varken ve terör belasıyla baş etmeye çabalarken… Söz konusu süreç, nihai aşamada Türkiye’nin bölünme tehlikesini de maalesef bağrında taşımaktadır. Bu ise sadece bölgede değil, dünyada da vahim sonuçlara yol açabilecek bir durumdur. Bunun önüne geçmenin bir yolu, Türkiye’nin ulus-devlet formunu değiştirerek genişletmesidir. Başvurulacak çare de Kuzey Irak ile “gevşek” bir federasyona gitmek, böyle bir federasyon içinde Türkiye Kürtlerinin taleplerini akan kanı durdurarak karşılama imkânını yaratmaktır. Başkanlık sisteminin, buna uygun bir siyasal rejim formatı olarak düşünüldüğü, spekülatif de olsa, iddia edilebilir. ABD tipi başkanlık sistemi eyalet yapısı bağlamında özellikle işlevsel gözükmüş olabilir. Dolayısıyla, başkanlık sistemine geçme arzusu, liderlerin siyasi hırsından veya geleceğinden daha çok, o sitemin özellikle idari yapılanma tipidir.

Böyle bir şeyin hayata geçirildiğini varsaydığımızda; Türkiye, mevcut durumu ve siyasi /idari yapısı içinde, anadilde eğitimden, demokratik özerkliğe, vs. varıncaya kadar Kürtlerin taleplerini karşılamada toplum kesimleri nezdinde meşru kabul edilebilecek bir çözüm öneremeyecektir. Oysa, Kuzey Irak’la ilgili yaptığım spekülasyon bağlamında “genişlemiş” bir Türkiye, çözümleri daha kabule şayan hale getirmiş olacaktır. Özal, meselenin çok dallanıp budaklanmasını beklemeden belki çözümü erken öngördü.

 

 

Devamını Oku