Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

HANGİ İŞİ DOĞRU YAPTINIZ ALLAH AŞKINA?

 

HANGİ İŞİ DOĞRU YAPTINIZ ALLAH AŞKINA?

Hangi haberi, hangi gazeteyi okusanız iç karartıcı ve moral bozucu…

Ülke yıllar yılı şaibe, hırsızlık, yolsuzluk ve ahlaksızlık bataklığında sallanıp durmuş…

Hangi konuya girseniz kapkara bir tablo karşınıza çıkıyor…

***

İhale yolsuzluğu, rüşvet batağı, soygun, haksız kazançlar…

Öbür yanda açlıktan, yoksulluktan beli bükülmüş 30 milyona yakın halk kitlesi...

Ancak her ne hikmetse; kötü yönetimiyle bu zeminin oluşmasına desteklercesine yıllar yılı YOL VEREN, DESTEK ÇIKAN ve PRİM VEREN halk kitleleri gerçeği de ortada…

Gelin de çözün bu muammayı (!)?..

***

Okumakta olduğuz satırlar yazılırken, yandaş günlük gazetelerden birinin manşeti aynen şöyle:

“ÖSYM’DEN FETÖYE KIRMIZI HAT”

Alt başlık:

“Kapatılan Turgut ÖZAL Üniversitesi’ndeki incemeler sırasında, bir bilgisayardan çıkan kabloyu takip edep polis şoke oldu. Çünkü bilgisayardan çıkan 12 km’lik kablonun ucu ÖSMY’ e bağlanıyordu.”

Buyurun buradan yakın!..

Şimdi bu rezalete, inanete denir?

***

Milyonlarca gencin, hayali geleceği ve umudu çalınmışken, ülkede gerçek din Müslümanlıktan, dinden imandan söz edilebilir mi?

Müslüman geçinen başta şerefsiz hain FETÖ takımı yanında, onlara kucak açan, istedikleri her şeyi, yıllarca sahip çıkıp veren; ülkemizin anlı şanlı arı duru (!) dindar ve kindar takımı, nerelerdeydi acaba?

Hangi işlerle uğraşıp, ülke yönetiminde ki dehaları, acaba ne cevherler yaratıyordu(!)?

***

FETÖ alçaklarına zamanında kan ve can veren sorumlular, yetkililer ortada ve açıkça biliniyorken, acaba kimler FETÖ’ cü, kimler Bylockçu gibi absürt ve yapay yaklaşımlarla insanları kandırabilir misiz?

Yarınından emin olmayan, sürekli endişe ve korku içerisinde yaşatılan umudu tıkalı DİN YORGUNU BİR MİLLET yaratılarak, nereye varılabilir?

Dinin bu devirde olduğu kadar yani son 10- 15 yılda istismar malzemesi yapıldığı bir dönem, ülkede yaşanmadı…

AKP’nin aklını ve vicdanını kullanan kimi kurucuları ve bugünün KİNDAR OLMAYAN partili şahsiyetleri…

Teşkilatlarına seslenerek; abartmayın, dinde aşırıya kaçmayın millet bıktı usandı yoruldu diye açık…

Ya da üstü örtülü mesaj ve çağrılarda bulunmaya başladılar…

***

Gençlerimizin dini terk edip sadece Allah’a bağlı olmayı simgeleyen ya da tanımlanan DEİZME kaydıklarını sıkça duymaya başladık…

***

Çünkü dini, Müslümanlığı kendi çıkarları doğrultusunda, istismar malzemesi yapmaları, sağduyulu gerçek dindar ve Müslümanları isyan noktasına getirdi…

Akit’in bilinen köşe yazarı Dilipak, geçtiğimiz günlerde köşesinde yazdı:

“Artık camilerde rüşvet pazarlıkları yapılıyor…” diye

İşler ne yazı ki bu raddeye gelmiş durumumda

***

Sen siyasetçi olarak; cami, Cuma önlerinde; sürekli siyasetin bilinen can sıkıcı masallarını okumaya, cami avlusunu ve içindeki görevlisini, partinizin militanı yapmaya çalışırsan, ortaya çıkardığın tabloda ancak böyle şeylerle karşılaşırsın.

Yani

Cami-Cuma avlusunda RÜŞVET PAZARLIĞI yapan RANTÇI, RÜŞVETÇİ, HAKSIZ KAZANÇ PEŞİNDE KOŞAN güruh!...

***

Tekrar soruyoruz:

HANGİ İŞİ DOĞRU YAPTINIZ ALLAH AŞKINA?

Asgari ücretin 1404 Tl.  olduğu bir ülkede; hangi büyümeden, refahtan, huzurdan, kardeşlik ve dayanışmadan söz edebilirsiniz?

ATATÜRK’ e sürekli saldırmak…

O Büyük Kurtarıcı’ nın adını milli gün ve önemli zamanlarda bile ısrarla ağızlarına almamak gibi kendi söylemleriyle “DAVA ARKADAŞLIĞI” na soyunmak şeklinde misyonla yüklenmiş zatı muhteremler, hâlâ sonlarının yaklaştığını göremiyorlar mI?

***

Hamaset, edebiyat ve şiirle bazı insanları kısa bir süre heyecanlandırabilirsiniz…

Ama kara tahta, kara tablo milletin önünde giderek de kararmasını sürdürüyorsa, gittiğiniz yol ve DAVA ARKADAŞLIĞINIZLA asla aydınlığa çıkamazsınız!...

 

MTV zammını bile bile ve siyasi taktik gereği yüzde 40 diye açıklayacaksınız;…

Sonra da sözü, Cumhurbaşkanı alacak zam oranı aşağıya çekilecek.

 

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun vurguladığı gibi kötü polis- iyi polis oyunu…

Ya da BABA BAŞKAN hesabı…

Yersek tabi…

BURHAN ÖZBEY

Devamını Oku

KUR’AN KÜRTÇE OLUYOR DA NEDEN TÜRKÇE OLMUYOR?

KUR’AN KÜRTÇE OLUYOR DA NEDEN TÜRKÇE OLMUYOR?

Dinimizin tek temel direği, Yüce Allah’ın insanlığa vahiy yoluyla indirdiği Kuran’ı Kerim’dir…

Bun da tek şüphe yok!

Bunca zamandır okuduğum din ağırlıklı ya da temalı güvenilir kaynak ve kitaplardan hiç tartışmasız şu gerçeği gördüm ve kabullendim…

Din Allah’ın emrettiği sadece Kuran’da ki dindir…

Hiçbir hocanın, hoca kılıklı şeyhin, hacının, imamın vs. tekelinde değildir…

İslamiyet’te ruhban sınıfı yoktur…

Müslümanlar hiç kimsenin ağzına bakmadan, dini Kuran’ın direkt kendisinden öğrenecektir…

Tartışılmaz bir kuraldır bu…

Aksi düşünülemez…

 

Cemaatler, tarikatlar, mezhepler vs. gibi olgu ve oluşumların Kuran’ dininde asla yeri yoktur…

Hadislerin önemi ve güvenirliği kalmamıştır…

Din temalı ve baskılı cemaatler, tarikatlar, mezhepler vs. tümüyle MENFAAT ve DÜNYA NİMETLERİNİ paylaşmak ve ele geçirmek için kurulmuşlardır…

İşte alçak, şerefsiz, hain din sömürücüsü FETÖ denilen cemaat bozuntusunun 15 Temmuz 2016’da  nasıl eli kanlı katiller durumuna gelmiş olduğunu yeis ve ibret içerisinde gördük ve yaşadık…

Binlerce hadisin sahih olduğu konusunda inandırıcı hiçbir delil yoktur…

***

O halde Kutsal kitabımız Kur’an’ı öncelikle kendimiz okuyup anlayacağız…

Ne diyor Yaradan?

“Öğren, öğret…

Önce kendin öğreneceksin, sonra da öğrendiklerini yapacak ve yerine getireceksin…

Peki bu nasıl olacak?

Kur’an’da ne yazıldığını nasıl anlayacaksın?

Zira Kutsal Kitabımız Arapça yazılmış ve ülkemizde her yerde de Arapça okunuyor…

Neden ülkemizde Arapça yerine kendi dilimizde Kur’an basımı ve dağıtımı yapılmıyor?

KÜRTÇE Kur’an’ı miting meydanlarında halka görün bakın şovuyla elimizde sallıyoruz da, niçin anladığımız dilde yani ana dilimizde Kuran çevirisi yapmıyoruz???

***

Olmaz çünkü halk okumadığı ve anlamadığı bir dilde din baskısı altında tutarsak, siyasetimize ve hedefimize ulaşırız…

“Dünyada kutsal kitabını kendi dilinde okuyamayan Tek ülke TÜRKİYE!”

Avrupa’da ki kimi ülkelerde Kur’an kendi dillerini çevrilip okunur durumda…

***

Tekrar ediyoruz…

Kuran KÜRTÇE basılıyor da Türkçesi neden basılıp halka öğretilmiyor?

Başına takke giydirip, başları sarıklı hoca görünümlülerin önüne oturttuğunuz 6-7 yaşlarında yavrucakları elinizde uzun bir değnekle hiç duymadıkları ve anlamadıkları bir dille nasıl kutsal bir davada eğittiğinizi düşünebilir siniz?

SONUÇ:

Çağdaş Türkiye’de ancak ATATÜRK ilke ve devrimlerine dayalı laik çağdaş din eğitimi anlayışıyla barışa, huzura, dayanışma ve kaynaşma ortamına kavuşabilmek olanaklıdır…A

Bu memleket, ne olduğu belirsiz ve hangi hayırsız  ve hesaplı emelleri taşıdığı belli olmayan, (ya da belli olan) vakıf, dernek, cemaat ve tarikat gibi sözde dini oluşumlarla, muasır devletler sınıfına ulaşamaz!...

 

BU konularda Güner AKÇA’nın Altaylı Yayınlarından yeni çıkan kitabı “SIRATI MÜSTAKİM” ve Edip YÜKSEL’in  Ozan Yayıncılıktan çıkmış olan “NORŞİNDAN ARİZONA)YA” kitaplarını okumanızı öneririz…

NOT:

Değerli okurlar…

Sağlık nedeniyle bir süre ara vermek zorunda kaldığım yazılarıma, tedavi sürecim elverdiğinde ara ara da olsa devam etmek istiyorum. İlginize, duyarlılığınıza ve dostluğunuza çok teşekkür ediyorum…

Sevgiyle kalın…

BURHAN ÖZBEY

Devamını Oku

VEDA

VEDA

 

“Cumhurbaşkanlığı yolu
Burhan Özbey bozbey@haberx.com
10.03.2007 12:42

Ülkemizde Cumhurbaşkanlığı seçiminin, her dönemde kriz konusu olmasını, artık pek yadırgamıyoruz. Bu gerçeğe alıştık.

Alıştık da, bu yıl yapılacak olan 11. Cumhurbaşkanlığı seçiminin, uzlaşmayla olmazsa nasıl bir kriz ya da kaosa neden olacağını ve ne ölçüde hasar yaratacağını doğrusu kestiremiyoruz.

 

Seçim uzlaşmayla olmazsa bir darbeye neden olur mu?

Bu kuşkuyu taşıyanlar az değil.

Ancak, şunu açık yüreklilikle söylüyoruz; demokrasimiz yeniden askıya alınırsa yaşanacak talihsizliği, artık “kader” sayamayız!..

Böyle bir talihsizlik yaşanırsa, bunun baş sorumlusu:

“Uzlaşmamayı neredeyse yaşam biçimi, başka bir tanımla “fenomen haline getirmiş, “seçilmiş krallar olacaklardır.

 

Bu ülkede, bir siyasi partinin genel başkanı olmak; (Lideri değil. Çünkü henüz Atatürk’ten sonra bu ülke bir lider görme şansına sahip olmamıştır.) hiç tartışmasız, istisnalar dışında “seçilmiş kral” olmak demektir.

 

Mayıs 2007’de yapılacak olan seçimin yönünü ve sonucunu kim belirleyecek? Sorunun yanıtı açık! AKP Genel Başkanı Tayip Erdoğan!... 

Seçimde, TBMM’de oylar, özgür iradeye bağlı olarak kullanılacak.

Ancak her ne hikmetse (!) oyların istikameti; hiç kuşkunuz olmasın Sayın Erdoğan’ın düşündüğü ve istediği yönde olacak.

Bunu ilk okul çocukları bile biliyor…

 

Tayyip Erdoğan ya kendisi köşk’e aday olacak, ya da partisinden birini aday olarak belirleyecek.

Hiç tartışmasız, AKP oylarının tamamı (belki birkaç istisna olabilir) belirlenmiş olan bu sayın adaya verilecek…

Seçim sonucunu AKP’li milletvekillerinin oyları belirleyecek ama asıl belirleyici kim olacak?...

Biliniyor…

 

Cumhurbaşkanlığı, ülkenin en önemli makamlarının başında gelmekte olduğunu hepimiz biliyoruz...

Bu makama seçilecek kişinin “mutlak olarak uzlaşmayla seçilmesi şarttır!”

Aksi halde, Tayip Erdoğan illa ben olacağım dayatmasında bulunursa, ülkede kimse huzurdan söz etmesin! Kaos kapıdadır!

 

Tarihi gün gittikçe yaklaşıyor… Kısa süre sonra, süreçten gün olarak söz edeceğiz.  20 gün, 15 gün kaldı gibi… Ancak hâlâ ortalıkta uzlaşmadan eser yok. AKP tutturmuş biz Meclis’te yeterli sayıya sahibiz, Cumhurbaşkanını biz seçeceğiz.

 

AKP bu yöndeki ısrarında devam eder ve uzlaşmaya yanaşmazsa; Genelkurmay eski başkanlarından Doğan Güreş Paşa’nın geçtiğimiz Pazar akşamı katıldığı Habertürk “Basın Kulübü” programında altını çizerek söylediği gibi, büyük olasılıkla “ÜLKEDE KAOS OLUR”!

 

Daha ne diyelim?

 

Remzi Kitabevi’nden geçen ay, Prof Dr. Hikmet Özdemir’in Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili önemli bir kitabı piyasaya çıktı. “Atatürk’ten Günümüze Cumhurbaşkanları Seçimleri”. Sayın Özdemir, tarihi süreç içerisinde bugüne kadar yapılmış olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ayrıntılı ve akıcı bir üslupla dile getirmiş. İlgiyle okuduk. Cumhurbaşkanlığı seçim süreçlerini merak edip, ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyen okurlarımıza öneririz.

 

Yazımızı, kitapta yer alan ve tarihi süreci yeterince bilmeyenler adına, sizlerle paylaşacağımız bir tabloyla noktalamak istiyoruz (Syf: 489).

 

Atatürk’ten, daha doğrusu 1923’ten bu yana, hangi tarihlerde Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı; toplam, katılan ve kabul sayıları ile seçilme yüzdeleri ne kadar oldu, tabloda bunları görüyoruz.

 

Bu yönde ki merakı giderecek olan çalışmadan ötürü kitabın yazarı tarihçi Prof. Dr. Hikmet Özdemir ile yayınevi Remzi Kitapevini kutluyoruz…”

 

Cumhurbaşk.  yılı     toplam     katılan    kabul     yüzde 

 

Atatürk        1923       287        158        158       55.05   Kurucu lider

Atatürk        1927       316        288        288       91.04       “         “

Atatürk        1931       317        289        289       91.17       “         “

Atatürk        1935       399        386        386       96.74       “         “ 

İnönü           1938       399        348        348       87.22    Devlet kararı     

İnönü           1939       429        413        413       96.27         “        “

İnönü           1943       455        435        435       95.60         “        “

İnönü           1946       465        451        388       83.44         “        “ 

Bayar           1950       487        453        387      79.46    Seçim zaferi          

Bayar           1954       541        513        486       89.84          “      “       

Bayar           1957       610        413        413       67.70          “      “

Gürsel          1961       638        607        434       68.03   Askeri dönem          

Sunay           1966       636       532         461      72.48    Milli uzlaşma  

Korutürk      1973       635        557        365       57.48   Milli uzlaşma

Evren           1982     Anayasa oylaması gereği seçildi         Askeri dönem

Özal              989       450         285        263      58.44   İktidar kararı

Demirel        1993      450         431       244     54.22   İktidar kararı 

Sezer            2000      550         533       330      60.00    Milli uzlaşma

***

Sevgili okurlar

Yukarıda okuduğunuz yazımız, Haberx.com sitesinde (site arşivinde göreceğiniz üzere) bundan 10 yıl kadar önce 10 Mart 2007 tarihinde yayınlanan ilkyazımız.

O tarihten bu yana kesintisiz hemen her hafta bu sitede yazmaktayız.

Süreç içerisinde, tek bir yazımız SİTE YÖNETİMİ tarafından engellenmedi. Gönderdiğimiz tüm yazılarımız sitede aynen yayınlandı. Site yönetimine teşekkürlerimizi sunuyoruz..

Neden bugün (nostalji olarak) 10 yıl önceki yazımızı okumaktasınız.

Bir süre, (belki de uzun süre) önemli sağlık sorunumuz nedeniyle yazmaya ara vermek zorunda kalabileceğimizi düşünüyoruz.

Bu nedenle yazılarımızı haberx.com da ara ara ya da sürekli okumak lütfunda bulunan siz değerli okurlarımıza, durumumu iletmek istedim. Umarız yukarıda okuduğunuz ilkyazımız son yazımız da olmaz. Sevgi, saygı ve sağlıcakla kalın…

 

BURHAN ÖZBEY

 

 

Devamını Oku

GÖRMEZ BU ZAMANA DEĞİN NEDEN GÖRMEZDEN GELDİ?

 

GÖRMEZ BU ZAMANA DEĞİN NEDEN GÖRMEZDEN GELDİ?

 

Diyanet İşleri Başkanı M. GÖRMEZ, görevinden ayrılırken FETÖ Raporu ile kamuoyunun önüne çıktı.

 

Bir yıldan bu yana bu konuda çoktan konuşması ve dini istismar eden FETÖ çetesi hakkında halkı uyarması gereken Diyanet İşleri Başkanı Sn. Görmez, ne oldu da bir yıl sonra FETÖ’nün, dini alet edici pisliklerini bir bir açıklama gereği duydu?

 

Niçin darbenin hemen ardından, bugün yaptığı açıklamaları, bilgilendirmeleri ve uyarıları yapmadı?

 

Açıklama kararı kendi tasarrufu mu yoksa talimatla gelen bir yaptırım mı?

Tabi ki bunu gerçek yönüyle bilmek olanaklı değil…

 

***

Konuyla ilgili isabetli bir köşe yazısı yazmış bulunan Yenicağ gazetesi yazarı Sn. ARSLAN BULUT bakın 27 Temmuz Perşembe günkü yazısında nasıl bir değerlendirmede bulunmuş, sizlerle paylaşalım…

 

Darbe girişiminin üzerinden bir yıl geçtikten ve bu örümcek ağının tasfiyesinden geri dönüş olmadığı anlaşıldıktan sonra FETÖ raporu hazırlanması ilginç değil mi?

FETÖ'nün ortaya koyduğu sözde dini söylemlerin, İslam'a aykırı olduğunu görmek için ilahiyatçı olmak gerekmiyordu. Kur'an okuyan herkes, FETÖ söylemlerindeki Allah ile aldatmayı görebilirdi.

Nitekim raporu açıklayan Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Ekrem Keleş, "Allah adı kullanılarak çeşitli kişilere, yapılara ve hiziplere yönelik davet, insanları 'din' ve 'Allah' diyerek aldatmaktır ve dine yapılmış en büyük haksızlıktır." dedi.

İyi de Yaşar Nuri Öztürk, yıllarca "Allah ile aldatmak" konusunda herkesi uyarmadı mı? Yümni Sezen, "Dinler arası diyalog ihaneti" diye herkesi uyarmadı mı?

Alparslan Işıklı uyarmadı mı? Faik Bulut uyarmadı mı?

Bu sütunda "Dinlerarası diyalogun birinci hedefi, Türkiye'yi Hıristiyanlaştırmaktır" diyerek 20 ve 21 Ocak 2006'da "AKP'lilere ve diyalogçulara içten bir uyarı: Hıristiyanlaşıyorsunuz! Çocuklarınızı da Hıristiyanlaştırıyorlar! Çocuklarınıza ve dininize sahip çıkın!"diye uyarmadık mı

***

Arslan Bulut’un yazısına ilaveten Hanefi Avcı’nın “Haliç’teki Simonlar” kitabından söz etmemek olur mu?

Sayın Avcı her şeyi o kadar açık olarak ortaya koymuş ki; okuyunca halk diliyle “vay canına!” demekten insan kendisini alamıyor.

Onca yazılanlara karşı, kitabın yayınlandığı tarihten yani 2010 yılından bu yana yönetsel erklerden hiçbiri kitabı görmedi ve öğrenmedi(!)

Okumayanlar zamanları varsa kitabı aradan geçen 7 yıla karşın önemini yitirmeyen uyarıları okuyup acı gerçeği öğrenebilirler…

***

Bu ülkede yurtsever önemli yazarlardan Yaşar Nuri ÖZTÜRK, yukarıda belirtildiği gibi, “ Allah’la aldatmak” diye çırpındı durdu…

Din tüccarları, din sapkınları ve istismarcıları diye başta FETÖ olmak üzere tüm Maun süresi tanımına giren sözde (cambaz) dincilere önemle dikkat çekmedi mi?

***

SONUÇ OLARAK:

Biz Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez’i davranışında samimi bulmadık…

FETÖ hakkında rapor olarak söylediklerinin hepsinin doğru olduğu konusunda şüphemiz yok.

Ancak, yazımızın başında da belirttiğimiz üzere, çok önceden yapması gerekeni, darbeden bir yıl geçtikten sonra yapmış olmasının, büyük eleştiri konusu olduğunun önemle altını çizmek isteriz…

Genel kanı talimatla hareket ettiği yönünde…

NOT:

Eskişehir’in efsane Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’e yapılan saldırıda  talimatla mı oldu acaba?

BURHAN ÖZBEY

BURHAN ÖZBEY

 

 

 

 

 

Devamını Oku

DARBE OLACAĞINI ÖNCEDEN BİLENLER

 

DARBE OLACAĞINI ÖNCEDEN BİLENLER

 

Görünen o ki…

 

15 Temmuz hain darbe girişiminin oluşum şekli…

Kamuoyunda, basında ve çeşitli mahfillerde konuşulmaya ve tartışılmaya daha uzun süre devam edecek…

 

15 Temmuz oldu geçti, ancak kimi çevrelere göre “gizemi” sürüyor…

 

Darbe planı önceden biliniyor muydu, ya da bir başka iddiaya göre; “kontrollü bir darbe” miydi?

 

Şu gerçek ki hiç tartışmasız, hain darbe girişimiyle ilgili pek çok soru yanıt bekliyor…

 

***

Şunda şüphe yok.

Darbe girişimi tiyatro değil, gerçek.

 

Yönetimlerce ülke sathında yıllarca beslenen, korunan, “ne istedilerse verilen” vatan haini FETÖ’nün 15 Temmuz’da yaptığı; alçak, şerefsiz bir darbedir.

 

Bilindiği üzere,…

“Darbeyi Araştırma Komisyonu” diye TBMM’de grubu olan partilerin milletvekillerinden oluşan bir komisyon kuruldu.

 

Komisyon darbenin aydınlatılması için çalışmalar yapacak ve sonunda bir rapor düzenleyecekti…

 

***

 

Düzenlendi…

 

Ama ne çalışma ve ne rapor(!)

 

Komisyon Başkanı AKP’li Burdur Milletvekili Reşat PETEK, raporun tek yazıcısı olarak neyi uygun gördüyse rapora onları aldı…

 

Olayın, darbenin aydınlanmasında ve yargıya yardımcı olmasında, en küçük etkisi ve yararı olmadı.

 

Talimatla kurulan ve işletilen komisyon. yukarılardan gelen talimatla sonlandı ve inandırıcı ve ikna edici olmayan bir rapor düzenlendi

 

***

Partisinden ihraç edilen MHP milletvekili ve istihbarat uzmanı, Prof. Dr. Ümit Özdağ, “Türk’ün Vatanla İmtihanı” adlı bir kitap yayınladı. Kitap Destek Yayınları’ndan Nisan 2017’de çıktı…

 

Bakın sayın Özdağ kitabında ne diyor?

 

“FETÖ, TSK’ya 2002’ye kadar sızmıştır. 2002 sonrasında ise Erdoğan tarafından TSK’ya yerleştirilmiştir. Bundan dolayı, Erdoğan FETÖ’nün  TSK içindeki gücünün bir darbe için yeterli olduğunu bilmektedir. Ancak arzu ve kapasitenin olması, darbe yapacağı anlamına gelmemektedir.” (Syf: 109)

 

“Emekli İstihbarat Albay Mustafa Güler, 11 Şubat 2015’te yayımlanan ‘Brütüslerin Savaşı: PKK mı Daha Tehlikeli, Cemaat mi ?’ yazısında FETÖ’nün emir komuta dışı bir askeri darbe için bütün hazırlıkları yaptığını yazmıştır” (Syf: 111)

 

“15 Temmuz darbe girişimi konusunda söylenebilecek şey, bu darbenin Erdoğan tarafından bilindiğidir.. Erdoğan ve Türk İstihbaratı sadece darbeyi bilmekle kalmamış, FETÖ’ye darbe girişiminden haberdar olduğu mesajını da yollamıştır.” (Syf: 114)

 

“Aslında bir FETÖ’cü darbenin daha erken tarihlerde 2015’den itibaren Erdoğan tarafından beklendiği anlaşılmaktadır. Hatta Erdoğan bir FETÖ’cü darbede Hava kuvvetlerinin Saray’ı bombalayacağını düşünerek, Saray’ın etrafında Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan bağımsız bir hava savunma sistemi kurmak için bazı girişimlerde bulunmuştur.

Darbeye girişen komuta kademesinin isimleri Genelkurmay’a ve Erdoğan’a başta Balyoz ve Ergenekon mağdurları derneği olan Kumpas-Der tarafından defalarca verilmişken bu kişileri araştırmamış ve takibe almamış olmaları düşünülemez. (….)

Peki. Erdoğan ve Fidan’ın bilmedikleri nedir?

Birincisi, FETÖ’cülerin hangi tarihte darbe yapacaklarını bilmiyorlardı. İkincisi, muhtemelen genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarının FETÖ’cü darbe karşısında nasıl tavır alacaklarını bilmiyorlardı.(Syf:115)

 

***

Gelin de şimdi kafanız karışmasın ve işin içinden çıkın…

 

BURHAN ÖZBEY

 

 

Devamını Oku

ADALET NASIL GELECEK?

 

ADALET NASIL GELECEK?

“Mücadelemiz sürecek, adalet gelene kadar susmayacağız.”

 

CHP böyle söylüyor,,,

 

Zurnanın zırt dediği yer burası…

 

Adalet gelecekte nasıl gelecek?

Temenniyle ve hamasetle mi gelecek?

 

Kemal Kılıçdaroğlu adaletin gelmesi için (samimi) mücadelelerini sürdüreceklerinin ısrarla altını çiziyor…

 

Kararlı olmak güzel de; adeta Kaf dağının arkasında ki adaleti ülkemize getirebilmek nasıl olanaklı olacak?

 

***

Durum, gerçeğin fotoğrafı, konjonktür ortada…

 

Talihsiz ülkemizde adaletten eser yok…

 

“Terbiyesizlik (!)” ve “ahlaksızlık(!)” la adalet sağlanamıyor…

 

“O zat(!)” ın çabaları…

Bu işi başarmada; yani adalet nehirlerinin, ırmaklarının sular seller gibi akmasında ne ölçüde etkisi ya da yaptırımı olabilecek?

 

***

Görünen o ki, “Yürüyüşün” ardından zaman hızla akıp gitmekte…

 

Sanki aktivistlerde, etkinlikçilerde bir durgunlaşma başladı gibi…

 

Tabi ki mücadele tümüyle demokratik biçimde ve yasalar çerçevesinde sürdürülmelidir.

 

Aksi düşünülemez…

 

***

“Cezaevlerine girip, hapistekileri boyunlarından asmak” gibi kabadayılık ve külhanbeyliklerin arenası, ülkemiz sınırları içerisinde olamaz…

 

Evetçiler bizden…

Hayırcılara Tak! Tak! Tak! aymazlığının ve dayatmasının kimseye hayır getirmeyeceğini bilmek ve anlamak gerek…

 

***

Kur’an dini hepimiz içindir ve kutsaldır…

Yüce Allah’ın emirleri sadece Kur’an’dadır…

 

Hiçbir hacının, hocanın ve monarşistin tekelinde değildir…

Din saptırmasının ve insanları “Allah’la aldatmak” ın dinimizde yeri yoktur…

 

***

 

“Adalet”, “adalet!..”

 

Sağduyulu, vicdan sahibi ve yurdunu, milletini gerçek anlamda sevenlerin, sevdası ve yoluna baş koyduğu “kutsal kavram!”

 

“Adalet” ama her şeyde “adalet!”

 

Devlet yönetiminde, yargıda, ekonomide, insan haklarında, sosyal yaşamda ve “dinde adalet!”

 

Dinde adalet, Yüce Peygamberimizin buyurduğu gibi kutsalların en başında gelen olgudur…

 

***

“Ben dindarım”, sabahtan akşama kadar durmadan alnımı secdeye değdiriyorum…

 

Ezanları tüm mahalleyi hatta kenti ayağa kaldıracak denli, feryat, figan 1000(!) desibelle okutuyorum…

 

Gece yarılarından sabahlara kadar salaları eksik etmiyorum…

 

Eeee peki dinin emrettiği gerçek adaletle aran nasıl?

 

Hz Ömer’in adaletinin binde biri sende var mı muhterem?

 

Herkese karşı kimseyi ayırmadan adaletli davranıyor musun?

 

Hiçbir haksızlığa yol açmadan, dürüst vicdanların onaylayacağı “sosyal adalet” ilkesini yönetiminde harfiyen uyguluyor muşunun?

 

***

Sevgili okurlar…

 

Yüreği, vicdanı gerçek anlamda adalete ve dürüstlüğe açık olan sağduyulu kimi ilahiyatçıların…

 

Son zamanlarda…

Toplumda ve ülkede vahim gidişatı gördükleri için…

 

Siyasetin kör döğüşüne ve ihtirasına kendini kaptırmamış siyasileri ve halkımızı uyarmayı görev edinmeye başladıklarını memnuniyetle görmeye başladık…

 

Ancak…

Devletin bir organı olan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB)…

 

Konuşması, halkı uyarması ve aydınlatması gereken konularda…

Ne yazık ki şaşılacak biçimde sessizliğini korumaya devam ediyor…

 

Sizler DİB’in yolsuzluklar ve adalet konularında ısrarlı etkin açıklamalar, uyarılar yaptığına ne kadar tanık oldunuz? 

 

SON SÖZ:

 

Belli bir süre aç ve susuz yaşanabilir ama adaletsizliğe bir dakika bile tahammül edilemez!..

 

Bilmesi gerekenlere bu gerçek bir kez daha duyurulur…

 

BURHAN ÖZBEY

Devamını Oku

MİLLETİMİZ BU DENLİ Mİ ADALETE SUSAMIŞ?

 

MİLLETİMİZ BU DENLİ Mİ ADALETE SUSAMIŞ?

 

Meğer ne kadar çok adalete susamış yurttaşımız varmış.

 

Hak, hukuk, adalet sancısı çeken insanlarımızın; Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü sırasında ne denli hırslı heyecanlı ve isyan içerisinde olduklarını ibretle gördük izledik…

 

Kendisini baskı altında hisseden, daha açıkçası canından bezmiş sayısız insanımız; “Adalet Yürüyüşü” sırasında, bir anlamda tünelin ucunda ışık görmüş olmanın, sevinç ve heyecanı içerisindeydi…

 

Biliyoruz ki, vatandaşlarımız; özellikle son yıllarda, hükümetin yani devleti yönetenlerin partizanlığından; adam kayırılmasından, haksız ve adaletsiz uygulamalardan son derece bizar olmuş durumda…

 

***

Gerçekten de cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçüde adaletsizlik, haksızlık, adam kayırmalar ve yolsuzluklar yaşandı…

 

Hiç kuşkusuz ve hız kesmeden yaşanmaya da devam ediyor diye düşünmemiz gerçeğe aykırı sayılmamalı…

 

FETÖ meselesi…

 

Allah için soruyoruz sizlere; FETÖ’yü yaratanlar, koruyup kollayanlar, devletin içine yerleştirenler yani asıl suçlular kim ya da kimler?

 

***

Bank Asya’ya kira parasını yatıranlar mı,  yoksa “Muhterem Hoca Efendi Hazretleri…” diye yana yakıla methiyeler düzenler mi FETÖ’cü?

 

Soruyoruz buna vicdan ne diyor?

Alnı secdeye değenler, dindar ve Müslümanım diye eylemleriyle ve söylemleriyle halkın karşısında gösteri yapanlar, Cami avlularında yanında yöresinde bulunanlara, topluma hak hukuk adaleti konusunda ahkâm kesenler, bu işe ne diyorlar?

 

Onlara da soruyoruz gerçek FETÖ’cü, suçlular kim/kimler?

 

Cezaevleri FETÖ’cü denilen sıradan insanlarla dolu iken, anlı şanlı siyasetçilerimizin içinde bir tane bile (Bylockçu) FETÖ’cü yokmuş…

 

Siyasetçilerin yakını olup, Fetö’cü diye tutuklananlar (damatlar) üç beş gün içinde salıverirlerken, sahipsiz, arkasız adaletzedeler hapislerde aylardır iddianamelerinin yazılmalarını beklemekteler…

 

***

“ADALET Yürüyüşü” ve mitingi milyonları yollara, alanlara döktü…

 

Bu durum ülke tarihinde ilk kez oluyor…

 

Meğer milyonlarca insanımız, adaletsizlikten adeta nefes alamaz duruma gelmiş…

 

Şu gerçek ki, yürüyüşten, mitingden sonra ülkeyi yönetenlerin, olumlu, uzlaşmacı, çözümcü yaklaşımlar içinde olmayacakları kesin…

 

Bun da kuşku yok…

 

***

Neden?

Çünkü AKP’nin her ne olursa olsun, iktidarı şöyle ya da böyle kaptırması, bırakması  düşünülemez ve mümkün değil.

 

O halde?

AKP çok büyük bir demokratik halk hareketi olmadan yerleştiği ve mevziyi kolay kolay, hatta asla terk etmez..

 

***

Ana Muhalefet partisi lideri Sayın Kılıçdaroğlu’nun, yeri geldikçe Yüksek Seçim Kurulu’nu “ÇETE” diye nitelemesi; olanlara, yaşananlara bakıldığında, bundan sonra yapılacak bir seçimin sonuçlarına nasıl güvenilebilecek?

 

İddialar o ki, YSK AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatları ve yönlendirilmesiyle kararlarını veriyor…

 

Zira televizyonlarda konuşan kimisi milletvekili bir kısım konuşmacıların da, açık açık bunu iddia etmeleri karşısında, YSK’nın sessiz kalması ortaya atılan iddianın doğru olduğu kanısını uyandırıyor mu?

 

***

Yazacak çok şey var ama…

Öncelikle ülkede hele bir adalet sağlansın…

 

Sayın Kılıçdaroğlu’nun Ankara İstanbul yürüyüşü, uzun yıllar unutulmayacak ve tarihe geçecek bir eylem olduğu tartışmasız bir gerçek…

 

69 yaşında ki bir kişinin, 24 gün boyunca bir gün ara vermeden kesintisiz yürüyüşü, her şeyden önce akıl almaz muazzam bir fiziki başarıdır…

 

Kendisini kutlarız…

 

Umarız yürüyüşten ve büyük mitingden beklenen sonuç, tüm umutsuzluğa karşın sağlanır; yürüyüş ve önderi, hak ettiği şekilde taçlandırılır…

 

BURHAN ÖZBEY

 

 

 

 

Devamını Oku

BALONLAR BİR BİR PATLIYOR

 

BALONLAR BİR BİR PATLIYOR

 

“İstanbul’da toplu taşıma ücretleri değişti.”

 

İktidara yakın olduğu bilinen gazetelerden biri, hatta devletin ajansı; İstanbul’da toplu taşımaya yapılan BÜYÜK ZAMMI yukarıdaki ifadelerle kamuoyuna açıklamış…

 

Yolcu taşıma ücretlerine ZAM yapıldı diyememiş de “DEĞİŞTİ” diyerek güya durumu hafif göstermeye çalışmış…

 

Bu tür yaklaşımlar, gösteriyor ki iktidar ve yandaşları artık ciddi ölçüde panik ve tedirginlik içindeler…

 

***

İstedikleri kadar; fiyat artışlarını ve hayat pahalılığını, akılları sıra gizlemeye, yumuşatmaya çalışsınlar, GERÇEKLER ortada…

 

Çıkın, pazara çarşıya, gidin kasaba, manava markete; fiyatlar neredeyse tavan yapmış durumda…

 

Millet kelimenin tam anlamıyla kan ağlıyor.

 

Her gün halkın içinde ve insanlarla iç içeyiz…

Yaşanmakta olan facianın boyutlarını görüyoruz…

 

Açıklanan enflasyon (fiyat artışı) rakamları hiçbir şekilde gerçeği yansıtmıyor…

 

***

Malum çevreler ekranlara çıkıp…

 

“Muhteşem ve anlamlı” yürüyüşün önderi ana muhalefet partisini ve Genel Başkanı’nı, teröristlerle birlikte hareket ediyor…

 

FETÖ’cülere, teröristlere kucak açıyor…  

 

Onlarla birlikte yürüyor vs. diyerek…

 

Siyaset yapmanın inanırlığı olmadığı gibi, halk için bıktırıcı olduğunu da ibret alınacak biçimde ortaya koyuyorlar…

 

***

AKP militanları ve iktidardan nemalananlar dışında…

 

Vatandaş artık iktidar kanadından yani devlet yönetiminden ekranlara kim çıkarsa çıksın izlemiyor…

 

Çünkü iktidara karşı inancını, 16 Nisan masalları ve şaibesinin ardından iyice yitirdi…

 

***

Nakarat haline getirilmiş; Avrasya tüneli, Osmangazi köprüsü, Yavuz Sultan Selim köprüsü vs. söylemleri vatandaşın karnını doyurmuyor…

 

Sabah akşam; sürekli canlı yayınlarda dinlediğimiz bıktırıcı “siyasi reklamlar.”

 

Nakarat haline getirdikleri köprüler, tüneller, vs…

 

Asgari ücretin 2017 Türkiye’sinde aylık 1404 Lira olduğu acı gerçeğini unutturmuyor ve ortadan kaldırmıyor…

 

Üstelik 4 kişilik bir ailenin bir aylık asgari geçim tutarının 5.000 Lira olduğu bir ülkede…

 

***

Araştırın, sorun ve öğrenin bakalım; ülkede işçi, memur ve emekli maaşları ne kadar?

 

Küçük esnafın kazancı ne tutarda?...

 

Akaryakıta, okul masraflarına, zaruri giyime harcanan paralar ne miktarda?

 

Toplu Taşımaya yapılan yüzde 13’lük BÜYÜK ZAMMI bile ZAM adı altında söyleyemeyen yandaş basının…

 

Ulaşım ücretleri “DEĞİŞTİRİLDİ” diye adeta utanç içinde, durumu okuruna duyurmaya çalışması peki neyin işareti!?

 

“METAL YORGUNLUĞU(!)”  nun mu?

 

***

Sözün özü…

 

Pembe balonlar bir bir patlıyor değerli okurlar…

 

Referandum öncesi çıkıp kimler; ekranlarda, meydanlarda halka masallar anlattı ve Türkiye’nin uçacağına dair balonları kimler üfürdü?...

 

Referandumdan sonra hani ülke uçacaktı?

 

Her şey dört dörtlük olacak…

 

Terör bitecek…

Analar ağlamayacak…

Şehitler gelmeyecekti…

 

***

Eczanelerde antideprasanlar, sinir ilaçları en çok satılanlar arasında…

 

Millet hamasetle uyuşturuldu, antideprasanlarla uyutuluyor…

 

Bugün ülkede çocuğunun geleceğinden emin olabilen tek bir ana-baba var mı?

 

Geleceğe güvenle bakabilen, bir babayiğit aramızdan çıkabilir mi?

 

Tabi büyük büyük çıkarların, Dolar ve Avro’larla dolu kasa ve havuzların sahibi ve talihlisi olanlar hariç…

 

Türkiye’nin düzeni zaten onlar için kuruldu ve onlar için yürüyor…

 

***

Birkaç yıl önce halka gösterilen dört parmaklı Rabia işareti…

 

Şimdilerde artık Rabia’nın işareti değilmiş(!),

 

Rabia için kalkan parmakların sahibi, şimdilerde başka şeyler söylüyor…

 

TÜRK MİLLETİ, TÜRK DEVLETİ, TÜRK VATANI, TÜRK BAYRAĞI demiyor da…

 

“Tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak” diyor…

 

Sevgili okurlar…

 

Devlet Bahçeli’nin iktidar sözcülüğü yaptığı günümüz Türkiye’sinde…

Uçurulan PEMBE BALONLAR bir bir ve hızla patlıyor…

 

Patlayan balonlar için, şimdilerde “METAL YORGUNLUĞU” diye bir masalla halkın karşısına çıkıyorlar…

 

Başarısızlığın, beceriksizliğin, kötü yönetmenin adı METAL YORGUNLUĞU(!) oldu…

 

Kabul görmeyen “METAL YORGUNLUĞU” mazereti… Ardından tabi ki olacak olan abbas yolcu…

 

VE… Hiç kuşkunuz olmasın, YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR…

 

BURHAN ÖZBEY

 

 

 

 

Devamını Oku

TÜRKİYE AYAĞA KALKIYOR

TÜRKİYE AYAĞA KALKIYOR

Günlerdir hane halkından, bendenizin ve eşimin geçici olduğunu umduğumuz ve dilediğimiz sağlık sorunları ile uğraşıyoruz…

 

Okuma sırası bekleyen onlarca kitabımızın birini bile elimize almış değiliz…

 

Hatta internet sitelerinde yayınlanmakta olan kimi önemli yazıları dahi atlamak kaçırmak gibi bir talihsizlik içerisindeyiz…

 

O nedenle internette değerli yazılara imza atmış olan, yazar dostlarımızdan, kıymetli yazarlardan özür diliyoruz…

 

İstekli olduğumuz halde (sağlık nedeniyle) kedini vererek okuyamamak insana büyük üzüntü veriyor…

 

Güner Akça’nın Sayın Yekta Güngör Özden referanslı “Sıratı Müstakim” kitabı, şimdilik ara ara zorla da olsa, beğenerek okumakta olduğumuz kitaplar arasında…

 

Herkesin mutlaka okumasını önerdiğimiz bu önemli kitabı, sağlığımıza bağlı olarak fırsat buldukça okumaya çalışıyoruz..

 

Her kitabı okumak gibi sabrımız ve alışkanlığımız yok…

 

Önemli bulduğumuz yerlerin satır altlarını çizerek okuma alışkanlığımız olduğundan, şahsımıza hitap etmeyen kitaplara, mümkün olduğunca kütüphanemizde yer vermeyiz…

 

***

Biz sağlık sorunlarıyla boğuşurken, CHP; Genel Başkanları Sayın Kılıçdaroğlu’nun önderliğinde günlerdir adeta tarih yazıyor…

 

Ankara’dan İstanbul’a (Maltepe’ye) uzanan yolda on binlerle yol almakta olan “Adalet” konvoyu hedeflenen yolun yarısını geride bıraktı…

 

Yaşı 70’ e dayanmış bir lider “Genç adam” herkesi şaşırtarak, bıkmadan, usanmadan, yorulmadan azimle başladığı gün gibi yoluna “kutsal yürüyüş”üne  devam ediyor…

 

Kılıçdaroğlu’nun önderliğinde…

 

Aynı yolda kararlılıkla arkasından gelmekte on binlerin attığı her adım, artık ayağa kalkacağı umudunu yaşatan Türkiye’mizin umut taşları olmakta

***

Geç de olsa, geleceğe ve ülkenin kaderine yönelik umutlarını yitirmiş olan milyonların beklentilerine adeta can suyu oldu on binlerin adımları…

 

“Kutsal yürüyüş” adım adım ilerlerken, bakıyoruz toplumda heyecan, beklenti giderek artıyor…

 

Hiç kuşkusuz, “şaibeli referandum sonucundan” sonra adeta yaşama azmini yitirmiş insanlarımızda, yürüyüşle birlikte görünür bir canlanma kendini göstermeye başladı…

 

Sabah akşam ülkenin 1200(!) televizyonunda aynı anda hiç sektirmeden canlı olarak yayınlanan…

 

Biz köprü yaptık, biz tünel yaptık. biz yol yaptık, biz metro yaptık nakaratlarını dinlemekten bizar düşmüş kitleler, görüyorlar ki artık “Güneş ufuktan doğmakta.”

 

Aynı masalları dinlemekten…

Haksızlıktan, adaletsizlikten, itilip kakılmaktan adeta perişan duruma düşmüş milyonların talihi, umuyoruz ki artık böyle gitmeyecek…

 

TÜRKİYE AYAĞA KALKACAK!

 

Bir de üzüntümüz…

 

İlker Başbuğ, Hurşit Tolon, İbrahim Fırtına, Özden Örnek, Çetin Doğan…

Ve

Metin Feyzioğlu, Ümit Kocasakal, Kemal Alemdaroğlu ve kimileri…

 

Neden bu yürüyüşte yoklar…

 

Bunu biz söylemiyoruz ama söyleyene katılıyoruz.

 

Bu açıklamayı ve çağrıyı; Sözcü’nün “Tokmak” köşesi yazarı Sayın Rahmi Turan, 29 Haziran tarihli “Adalet istemiyorlar mı?” başlıklı yazısında yaptı…

 

***

Yaşanmakta olan haksızlıklar, adaletsizlikler, hileler, şaibeler, yalanlar, adam kayırmalar ve baskılar karşısında…

 

Yüce Allah’a yalvaran pek çok sayıda genç ve yaşlı insanımızın…

 

“Allah’ım yapılan haksızlık, adaletsizlik ve yolsuzlukların hesabı görülmeden  ne olur canımı, emanetini alma” dileğine…

 

İnanıyoruz ki milyonlarca insanımız, yurttaşımız katılıyor…

 

Hamaset yapmak, nutuklar atmak, ağdalı sözler haykırmak kolay…

 

İş böyle zamanlarda yüreğini, bileğini, azmini ortaya koymaktır!...

Sayın vs. vs. vs…

 

Dileriz Sayın Kılıçdaroğlu ve on binler; herhangi bir sağlık sorunlarıyla ve “bela(!) ile karşılaşmadan hedeflerine ulaşır ve “Kutsal yürüyüş” ünü başarıyla sonuçlandırırlar

 

TÜRKİYE AYAĞA KALKIYOR!..

 

BURHAN ÖZBEY

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

CUMHURBAŞKANLARI VE KİTAPLAR

 

CUMHURBAŞKANLARI VE KİTAPLAR

“Kitapsız günüm geçmez .” diyor Emanuel Macron.

“Kitapların yeri ve edebiyatın yeri hayatımın merkezindedir. Edebiyatı yaşamdan ayrı düşünemeyiz.

Edebiyat, bulunduğunuz duruma ışık tutar, yaşam deneyimlerimize ad koyar ve varoluşumuza öz kazandırır.

Kitaplar aynı zamanda tanımadığımız yollarda bize eşlik ederek ufuk açar. Dünyayı edebiyatla duyumsarız.”

Çok veya az okumaya her zaman vakit vardır.

İnsan her durumda okumaya zaman ayırmalı.” ( Nilgün Cerrahoğlu – Cumhuriyet – 15 Haziran 2017)

Elysee Sarayı’nda da okumaya devam edeceğini ilave eden 39 yaşındaki genç Fransa Cumhurbaşkanı “İnsan her durumda okumaya zaman ayırmalı” diyor.  

***

Yukarıda yazısından alıntı yaptığımız Cumhuriyet yazarı Sayın Nilgün Cerrahoğlu yazısına şöyle devam ediyor.:

“Fransa Cumhurbaşkanı, şimdiden efsane olan başarıları ile eğer güç sarhoşluğuna kapılıp despotlaşırsa, Fransa demek oluyor ki ‘aydın bir despota kavuşacak.’

“Halklar iddia edildiğince ‘hak ettikleri yönetime’ mahkûm oluyorsa, Fransızların payına da anlaşılan Macron misali okumuş yazmış despot düşecek.”

***

Hangi ülkenin başına şöyle ya da böyle, haklı haksız, hileyle ya da normal yolla gelmiş olan bin cumhurbaşkanının ya da devlet başkanının, sadece okuryazar olması değil, bol bol okumuş ve durmadan okuyan bir durum ve kültürde olması başında bulunan ülkeler adına büyük talihtir…

Yaşamı boyunca eline sadece bir kaç kez kitap almış ve yönetimi sürecinde kitapların kapağını bile kaldırmayan “Başkanlar” ülkeleri adına kara talihtir…

Kitap okumayan, kitap düşmanı liderlerin gideceği yol, tartışmasız eninde sonunda despotizmdir…

***

Biz burada şu ülkeyi ya bu ülkeyi hedef alarak onun başında ki “yeri dolmaz muhteşem bir başkanı” hedef almıyor ve konu etmiyoruz…

Kimi başkanlar “dünya lideri (!)” mertebesine ulaşabilirler, kimilerinin de adından sanından söz edilmez…

Hangi ülkede olursa olsun…

Başa geçenlerin özellikle “Başkan” diye tanımlananların; her yönden kültürlü, edebiyata, sanata ve kültürel değerlere önem ve değer veren yapıda olmaları o ülke halkları adına “büyük şans” tır.

***

“Cumhurbaşkanı” ya da “Başkan” diye tanımlanan baştaki siyasilerin, tarihi bilgiler açısından ciddi ölçüde donanımlı olmaları şart ve kaçınılmazdır…

Korkutarak, tehdit ederek, baskı ve zulüm uygulayarak ve kitap düşmanı olarak sonuna değin, başta kalabilmiş başkana daha doğrusu diktatöre, dünya var olduğundan beri tanık olunmamıştır…

Dinimiz açısından kutsal kitabımızda; kibir ve zorbalıkla yükselmenin ve var olmanın olumlandığı hiçbir sure ve ayette yer almamaktadır…

***

Gerçek anlamda asrın ve dünyanın lideri olan, Mustafa Kemal ATATÜRK; bilinir ki, yaşamı boyunca 4 bine yakın kitabın çoğunu, satır altlarını çizerek ve kenar notları koyarak okumuştur…

Büyük Taarruz’dan bir gece önce bile çadırında kitap okuduğu bilinir.

Büyük lider, büyük devlet adamı ya da asrın lideri öyle kolay kolay olunmuyor beyler…

***

Hangi konum ve mevkide olunursa olsun…

Eğer kişi, aydın, entelektüel, okumuş konumda bir kimse ise, şayet kitaplara uzak kalmışsa…

Affedilir yönü olmadığı gibi, salt görev unvanının büyüklüğü, ona asla üstünlük ve hak edilmiş bir saygınlık kazandırmaz…

Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Macron’un kitaplarla ilgili ve okumaya yönelik sözleri ve değerlendirmeleri, bazı ülkelerde kağıtlara yazılıp duvarlara asılsa yeridir demekten kendimizi alamıyoruz…

Bir ironiyle yazımızı sonlandıralım…

Okumaya (hiç) sevmeyenlerin çok fazla olduğu bazı ülkelerde(!), sanırız duvarlardaki o yazılarda okunmaz…

Başka ne diyelim?...

BURHAN ÖZBEY

 

 

 

 

 

Devamını Oku