Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Olimpiyat Oyunlarındaki ABD Bayrağı.!

 

           Takip sırasında bazı tespitlerde bulundum. Bu tespitler aslında çok bilgi ve birikim gerektiren tespitler değil, dikkat ve idrak ile bulunması kolay tespitlerdir.

Periyodik olarak olimpiyatları izleyen biri değilim. Ara sıra TV den izlerim. En son izlediğimde ilginç bulduğum bir olayla karşı karşıya kaldım. Öyle bir tespit ki beni dünyanın neresine gidersem gideyim peşimde bir varlığın olduğunu düşünmeye itti.

O varlık That Old Glory idi.

Olimpiyat arenasında olimpiyatlara katılan ülkelerin bayrakları ve seyircilerin seslendirdiği tezahüratları var. Ancak bana ilginç gelen o kadar bayrak arasında defalarca ABD bayrağının gözümüzün içine sokulmaya çalışılmasıydı. Bunun tesadüf üzere olması mümkün değil.

Kamera sürekli hareket halinde ve yüzlerce kameradan alınan görüntüler ekrana yansıtılıyor. Ancak her görüntüde mutlaka Amerikan bayrağı göze çarptırılıyor. That Old Glory( ABD bayrağı) bu kadar güçlü olmamalı, bu ne faşizanlık bu ne katı milliyetçilik diye düşünürken düşüncemin saçma olduğunun farkına vardım.

Genç yüzbaşı William Driver Amerikan bayrağını tasarlarken şüphesiz benim dikkatimi çekecek bir şey yapmaya çalışmamıştır. That Old Glory( ABD bayrağı ) neden göz önünde ve neden sürekli gösterilmeye çalışılıyor ?

Daha sonra acaba reklam mı diye düşündüm?  Ne yani Londra da yapılan bir olimpiyatta ABD nin reklamımı yapılacak? dedim ve  aslında bizim bu bayrağa fazlaca alışmış olduğumuzun farkına vardım. Bugün dünyanın birçok ülkesinde insanların öldürülmesinden sorumlu olan, açlıktan ölen çocuklardan, sefaletten, iç savaşlardan sorumlu olan ABD dir. Her ülkeye giren, her yerde sömürü ittifakları kuran bir ülkenin bayrağı gözümüzün önünden nasıl gidebilir ki?

Bana kimse dünyaya yardım ediyor demesin.! Bugün ABD nin yardım amacı tamamen dünyayı denetlemek amacını taşıyor. O büyük kalkınma programlarını, AID, IMF nin önerileri yardım ettiği ülkelerin bağlılıklarını taşımayı hedeflemekte.

Diyeceğim şu ki girmediği ülke olmayan, bayrağını dikmediği toprak parçasına kültürüyle, sinemasıyla, endüstri ürünleriyle giren ABD’nin bayrağını beyinlerimize senkronize etmesi sömürüye ne kadar alıştığımızı gösteriyor. Bugün ihracat rakamlarında üst sıralarda olan Almanya yada Hong Kong un bayrağını hatırlarız belki ama kısa da olsa düşünmemiz gerekir.! Ama söz konusu ABD olduğunda beynimizin baş köşesine yerleşmiş bir That Old Glory fotoğrafı var.!

Dünyanın pek çok stratejik noktasında AID ve CIA desteğiyle iç isyanlar çıkart, hükümetleri devir, toplum arasındaki farklılıkları kaşı, terörün karşısındayız diyerek terörü destekle

Sonrada olimpiyat oyunlarına gidip marşını oku, bayrağını milletin gözünün içine sokmaya çalış.!

Demokrasi yok o yüzden buradayım diyerek sorgusuz sualsiz insanların yaşantılarına müdahale etme hakkını kendinde bulan; canla, kanla yıkanmış topraklardan petrol çıkartma derdinde olan bir ülke,

Acıyla, kederle yıpranmış insanları hala daha sömürmeye çalışarak köleleştirmeye dünya barışı diyen bir ülke;

            Olimpiyat oyunlarına git ve bayrağını milletin gözünün içine sokmaya çalış.!

            Toplumsal refah, milli gelirin en yüksek olduğu ülke, temiz sokaklar, temiz siyaset, güçlü ülke, güçlü asker, daha fazla demokrasi….

Bu ilkelerle varlığını kanıtlayan ve bunlar için var olduğunu düşünen ve olimpiyatlara katılıp marşını ve bayrağını dünyanın gözünün içine sokan ABD’nin bitmek tükenmek bilmez hırsı ve son kaleyi eline geçirene dek peşinde koşacağı anlayışı ancak şuna bağlarım.

Olimpiyat oyunlarının sloganı; daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü…

Eğer dünyada birisi buna layık olacaksa bu ABD olmalıdır anlayışı var.

Çünkü onlara göre dünyaya barışı getirecek olan ABD’dir.

Orta doğuya 80 yıldır acı çektiren, ülkelerin sınırlarını değiştirme uğruna yüz binlerce kişiyi katleden, kimyasala silahlara karşı olup, kendi silahlarını barış için sakladığını söyleyen, herkesin dostu ve herkese dost olduğunu söyleyen bir ülke olimpiyat oyunlarında her yere bayrağını koyup benim nefret damarımı kaşımıştır.

Teknolojiyi ilerletmiş olabilirler, finans kaynakları güçlü olabilir, pek çok yeniliği onlar sayesinde tatmış da olabiliriz. Doğru biz bunları yapamadık…

Biz uzaya çıkamadık,

Ortadoğudan bir astronot çıkmadı,

Filistinde ünlü bir bilim adamı yok belki…

Biz bunları yapamadık,

Soruyorum… Şans verdiler mi ? İnsanlara yaşama hakkı tanımadan bunların olmasını nasıl bekliyorsun ?

2004 olimpiyat oyunlarının Buz Pateni dalında bir Türk sporcu katıldığında “Türkiye deki yetersizliklerden dolayı küçük yaşta ülkesinden ayrılıp ABD ye geldi ve olimpiyatlara katılma şansını yakaladı” diyerek kendi reklamını yapan ve diğer ülkeleri küçümseyen zihniyetin spor anlayışından ne bekleyeceğiz ?

Vel hasıl istediği kadar ödül alsın, istediği kadar birincilik elde etsin… Londra olimpiyat oyunlarındaki ABD benim gözümde eli kanlı bir seri katilin çocuk sevgisinden farksızdır.

 

 

Bilal Şentürk

senturk.bilal@yahoo.com

@bilalsenturk

 

 

 

Devamını Oku

Bedenime Dokunma…

Her birinin annesi, babası, kardeşleri, kuzenleri, yeğenleri ve arkadaşları var. Nereden baksan en az 100 kişi... Her birinin dolu dolu ağlayacak yakınları var.

Onlar için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Her yemek yediklerinde akıllarına gelecek. Her televizyonu açtıklarında düşünecekler. Her şehit haberinde ağlayacaklar. Birisi oğlum dediğinde gözleri dolacak, hıçkıra hıçkıra ağlayacaklar. Hayat artık onlar için çekilmez olacak.

Belkide hayat çekilmez bir haldeydi, yiyecek yemekleri, üzerlerine giyecek doğru düzgün kıyafetleri bile yoktu. Şimdi buda üstüne geldi mi…

Geçen ay yine bir şehit cenazesi daha vardı. ( Hangi geçen ay ? )

Cenaze merasimine devlet erkanı katılacağından şehit ailesinin bakımlı ve güzel kıyafetlerle gitmesi gerekiyordu. Ancak onların bu kıstaslara uygun bir şeyleri olmadığından cenazeye az daha katılamıyorlardı. Köy muhtarı yardımcı oldu da giyecek bir şey verdiler üstlerine.

Sen o babanın hissettiklerini bilebilir misin ?

Sen, üniversitede öğrendiğin marjinal tüketim, tüketim toplumu, tüketim fonksiyonu eğitimlerini alırken toplumun bir kesiminin aslında hiç tüketemediğini bilebilir misin ?

Tüketim toplumu denildiğinde aklına fast food zincirleri mi geliyor ? Yoksa obezite mi ? TV ekranlarındaki kilo verme yarışmaları, diet kapsülleri yada kimin yemeği daha güzel yarışmasımı ?

Kimileri için tüketmek senin öğrendiğin teoriler gibi, işletme yönetimi, stratejik planlama gibi değil.! Onların tüketmesi için önce üretmesi gerekiyor. 

Sen evladını yitirmiş bir ailenin tükenişini düşünebilir misin ?

            Sen...! Yoksul şehit ailesi.!

    Sen otobüs kuyruğunda beklemek, trafik çilesi nedir bilir misin ?  McDonalds tan aldığın ürünün istediğin gibi olmaması senin hiç sinirlerini bozmadı mı? İnternetten verdiğin sipariş geç geldiği için pizzacıyla hiç mi kavga etmedin ? Senin bu yoksulluğun ve düşkünlüğün neyin yoksulluğundan kaynaklanıyor ?

   Sen çocuğunu ne olduğunu tam bilmediğin bir davada ve ağzında tek kelimeyle "vatan sağolsun" diyerek savaşa gönderdiğin için mi bu kadar yoksulsun ?

            Sen bir vatanın müdafisi olan delikanlının ailesisin.! Başın hiç eğilmeyecek, göğsün hep önde “Ben şehit babasıyım” "Ben şehit anasıyım" diyeceksin gururla… Korkma, senin oğlunun varlığı bu ülkenin varlığına armağan oldu. Bunu biliyoruz ve kurşunlara kendini siper eden bir evlat yetiştirdiğiniz için size minnettarız.!

            Sen.! Leş Ailesi…! Senin oğlunu hiçbir zaman senden başkası anmayacak.! Belki mezarı bile olmayacak.! Kargaların yada yırtıcı hayvanların yemi olacak.! Çocuğunu dağlara gönderdiysen yada gitmesine engel olmadıysan o muhit dışında ne sevilecek nede sayılacaksın.! Sakın ha başka bir yere gideyim deme.!

Çünkü sen artık bir vatan haininin azmettiricisi, engel olmayıcısı ve adına ne dersen de.! Sen yangında ilk terk edilecek olansın.!

Koskoca bir ülke… Herkes benim kadar yanmamış olabilir. Belkide bazılarının umrunda bile değil. Ama hepimiz unutacağız.

En delikanlı olanımız asıverir balkona bir bayrak 3 gün asılı durur oluverir.

Öyle sokaklara falan çıkamayız, kendimizi oraya buraya zincirleyemeyiz. Çünkü biz daha önemli olaylar için, hakkımızın yendiğini düşündüğümüz olaylar için, demokrasi için yada laiklik elden gittiğinde meydanlara çıkarız.

Mesela kürtaj yasası için günlerce eylem yaparız. Ölen bir ermeni yazar için aylarca eylemler yaparız.! 

Sahi nasıldı o pankartlar ?

Bedenime dokunma….

Slogan şu: Kürtaj Sosyal Bir Haktır Tartışmayacağız…

Yaşamak ne hakkı ?

Tartışmak mı, Savaşmak mı ?

 

 

Ne mutlu Türküm diyene, Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez. Her Türk Asker Doğar.

 

 

Başka ne diyorduk?

 

 

 

Bilal Şentürk 

senturk.bilal@yahoo.com

@bilalsenturk

 

 

Devamını Oku

ABD dış politikası Soros ipliğine bağlı.!

 

Şüphesiz ki dış politikayla ilgilenen, yazılarını dış politika ekseninde yazan bir yazar mutlak suretle ABD’yi yakından takip etmek zorunda. Takip ederken analiz, izleme ve değerlendirme yaparak haberlerden sonuç çıkarmalı. Mesela ben dün Washington Post ta "Turkey" diye arama yaptım ve R.T.Erdoğan ile ilgili, Kürt sorunuyla ilgili haberler beklerken karşıma Suriye ile ilgili haberler çıktı. Hatta öyle ki Suriye deki muhaliflerin ulusal bir medya kuruluşuna sahte hikayeler yayarak ülkeyi iç savaşa sürüklemeye çalıştığına dair haberlere rastladım.

Benim bundan anladığım şu; ABD medyası Suriye sorununu Türkiye’nin iç sorunu gibi görüyor. Öyle ki çözüm ve çözümsüzlükte Türkiye’nin tam müdahaleci olduğunu düşünüyor.

Sonuç olarak, iyi okunan bir gazete iyi bir istihbarat sağlar.!

Dünya basınında dikkatimi çeken 3 olay…

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye'nin Irak sınırına yaptığı hava saldırısı eylemlerinin Türkiye’nin saygınlığını zayıflatmakta olduğunu söylüyor. Başkan obama İran’ın nükleer tehlikesine karşı İsrail’e yardım yapılacağı sinyalini verdi. 16 Arap ülkesinde yapılan bir ankette Türkiye’de din ve demokrasinin bir arada yaşanması, diğer Ortadoğu hükümetleri için örnek teşkil etmesi gerektiği düşünülüyor.

Bu 3 olayı birlikte düşündüğümüzde birbiriyle alakasız gözüken 3 olay aslında ABD’nin Ortadoğu’ya bakışını açıkça ortaya koyuyor. Daha da önemlisi ABD’nin Ortadoğu’da değişen politikalarını görmemize yardımcı oluyor.

Öncelikle insan hakları izleme örgütü kimdir ?

Bu örgüt dünya çapında araştırmalar yapan ve bu araştırmaları yayınlayan uluslar arası bir kuruluştur.! Kuruluşun bağışçısı, yani finansman kaynağı ise George Soros’tur.

Dolayısıyla artık bu örgütten bahsetmek yerine örgütün finans kaynağından bahsetmek daha doğru olacaktır. Çünkü örgütlerde işler patronların istediği şekilde yürür.!

Soros, Yahudi bir ABD vatandaşı… Liberal bir girişimci… Sorosun, parasal gücünü kullanarak ülkelerde çeşitli vakıf ya da derneklerle örgütlenerek ülkelerin iç işlerine karışmakta olduğu söyleniyor.!

Soros; son 6 yılda Türkiye’de resmi olarak 8 milyon dolar yatırım yapmış.! Ve soros JSTREET isimli liberal Yahudilerden oluşan grubun en büyük finansman sağlayıcısı.

Parçaları birleştirdiğimizde

 

ABD’nin İsrail’e İran’a saldırması ve sözde kendi ve dünya güvenliğini sağlamak amacıyla para yardımı yapması,  İnsan hakları izleme örgütünün Türkiye’nin PKK ya karşı yapılan saldırıları onaylamaması,  Türkiye’nin demokrasisi ve yönetimi diğer Ortadoğu devletlerine örnek teşkil olması,

 

Soros’un mali sömürü politikalarının artık işe yaramadığını, Türkiye’de yaptığı yatırımların bir iç savaşı doruğa çıkarmaya yetmediği. (Suriye’de satın aldığı yüksek tirajlı  medya kuruluşlarıyla, sahte hikayeler üreterek iç savaşı körükleyen Soros, bunu Türkiye’de başaramamıştır.) Soros’un kurduğu lobilerin artık bir savaşın kaçınılmaz olduğunu görerek Obamayı arkasına alarak İsrail’i İran’a savaş ilan ettirmeyi amaçladığını görebiliriz.  

Artık istihbarat savaşları ve stratejik ülkelerde iç savaş çıkarmak CIA, MOSSAD ve KGB’ nin tekelinde değil. Artık vakıf yada şirketler kurarak masa başında para üzerinden mali darbe yapılıyor.!

Aslında ABD ve İsrail’in İran’a karşı yaptırımda birleşmesi yeni bir şey değil. Soros’un şirketleri eğer başarılı olsaydı İran’a karşı İsrail – ABD yakınlaşması ifşa edilmezdi. Bununla ilgili 4 Mart 2012 tarihinde İsrail C.Başkanı Peres, “Ortadoğu’yu kontrol eden dünya ekonomisinin büyük bir bölümünü kontrol edebilir” diyerek açıkça ABD’yi işbirliğine çağırmış ve Ortadoğu’yu kontrol etmesinde yardımcı olacağını söylemiştir.

İsrail kontrol mekanizması olmakta hiç çekinmiyor ve aksine kendisini çok cesur görüyor.. Sanki yıllardır diğer Ortadoğu ülkelerine saldırmak için bekliyormuş gibi hazırlıklar yapıyor. Yeni kurulan devletlere Soros ya da diğer Lobici Yahudi finansmanlarıyla yardımcı oluyor. Silah ve cephane yardımı yapıyor. Böylece hem büyük bir coğrafyada yalnız kalmıyor hem de kendi savunmasını ve saldırısını yaparken kendisine müttefik kazandırıyor. Bunların en yakın tarihli olanı ise Güney Sudan…

Güney Sudan; Ocak 2011’de bağımsızlığını kazandığında Peres; Ortadoğu tarihinde bir dönüm noktası diyerek “uzun vadeli” yatırımlarının tuttuğunu açıkça ortaya koydu. Güney sudanın şu an ihtiyacı olan modernite, uluslar arası korunma, refah gibi ihtiyaçlarını İsrail’in karşılayacağı aşikar. Çünkü tam Müslüman olmayan sudan, Post-İslamcı İran’a karşı İsrail tarafından kullanılacaktır.

İsrail tarafından güvenlik ve savunma amaçlı kullanılacakken başka büyük bir devlet tarafından da ekonomik olarak sömürülmeye hazır bir Güney Sudan var. Ben bir dış işleri bakanının yeni kurulan bir ülke yada stratejik bir konuma sahip bir ülkeyi ziyaret ettiğini gördüğümde o ülkenin üzerinde başka emellerinin olduğunu düşünürüm. Öyle ki 2 gün önce ABD dış işleri bakanı Clinton; petrol konusundaki anlaşmazlıkların çözümü için bir konuşma yapmak istedi. Bu konuşmayı ise Güney Sudan da yaparak tespitlerimi ve İsrail’in yatırımlarını boşa çıkarmadı.

Obama’nın yapması gerekenler.!

Başkan Obama İsrail’e olan güveniyle İran’a karşı ve Suriye’nin içişlerine karışmak suretiyle bir takım yaptırımlarda bulunmak zorunda.

Obama seçimler yaklaşırken askerlere iyi davranmak zorunda. Seçimlerden sonra zaten askerlere karşı olan mevcut tavrını sürdürecektir.

Obama seçimleri kazanmak istiyorsa Henry Ford, Steve Jobs gibi binlerce yenilikçi adamların olduğu ülkede muhafazakarlığı değil yenilikçiliği düşünmeli.

Eğer seçimi kazanmak istiyorsa;

Kısacası ABD vatandaşı olmak isteyen herkes (Güney Sudan, Yarı vatandaş İsrail, ,  Obama tarafından desteklenmeli.

Ve seçim kampanyasını yürütmek için Soros gibi bir adamın yaptığı  2 milyon Euro bağışı alenen kabul etmemeli. 

 

 

 

Bilal Şentürk

senturk.bilal@yahoo.com 

@bilalsenturk

Devamını Oku

İş Yaşamında Disiplin Cezalarına Karşı Yargı Yolu - 1

4857 sayılı iş hukukunda işverenlere bazı koşulların varlığı ve belirli oluşumların tamamlanması halinde işçilere disiplin cezası uygulama yetkisi tanınmış ancak bu verilecek olan disiplin cezalarına karşı herhangi bir ayrıntılı açıklamaya yer verilmemiştir. İşverenlere bu yetkiyi veren ilgili kanun; yetkinin kapsamını, nasıl kullanılacağını, kesin ve net sınırlarını, yargısal denetimini, itiraz koşulları ve süreci hakkında herhangi bir bilgi vermemiştir. Bu sebeple hukuki uygulamalarda hem işveren hemde işçi tarafından sıkıntılar meydana gelmektedir. Aynı zamanda disiplin cezasının sonucunda fesih olması bu durumu çözümsüzlüğe itmektedir.

 İş bu yazı dizisi işverene tanınmış olan ve sınırları belli olmayan yetkinin amaç, kapsam ve dayanaklarını araştırarak çözüm yolları bulunması amacına yönelik olarak hazırlanmıştır.

 Disiplin Cezaları

 Disiplinin anlamı; bağlı bulunulan yada var olunan kurum ve toplulukta bir takım yaptırımların kişi yada kişilerce uygulanmasının engellenmesi olarak tanımlarsak, kurum yada topluluktaki mercii/yetkili/sorumluların önlem yada müdahale aracı olarak yapmış olduğu edimlerdir diyebiliriz. Türk hukuk tarihinde disiplin cezaları ile ilgili araştırma yaptığımızda memurlara(kamu görevlilerine) yönelik çalışma yapıldığını görebileceğiz. Bu sebeple iş kanununda disiplin cezaları ile ilgili bir tanım bulmak oldukça güç olmaktadır.

 Ord.Prof. S.S.ONAR’IN yapmış olduğu tanım bütün makale ve diğer eserlerde hemen hemen kullanıla gelmektedir.Buna göre “Disiplin cezaları memurun mesleki hayat ve vazifesinde görülen yolsuzluklara karşı kendisine tatbik edilen zecri müeyyidelerdir.”

 Konuya binaen ilgili olması sebebiyle Türkiyede disiplin uygulaması ile ilgili – her ne kadar memurlarla ilgili olsada – kanun ve nizamnamelerininde incelenmesinde yararlı olacağını düşünmekteyim.

 Türk iş hukukunda disiplin cezalarına ilişkin bir düzenleme olmamasından dolayı iş mevzuatı ve genel hükümler çerçevesinde disiplin cezalarının tabi olacağı hususlar belirlenmektedir.

 İş kanunda disiplin cezalarının verilebilmesi için bazı şartlar gerekmektedir. Buna göre iş kanunu işçiye disiplin cezası verilmesi konusunda hukuki dayanağın olmasını şart koşmuştur. İş kanunun 38. maddesine göre “ işveren toplu sözleşme veya iş sözleşmelerinde gösterilmiş olan sebepler dışında işçiye ücret kesme cezası veremez”

 Bu nedenle işçiye bir disiplin cezası verilebilmesi için bir şartın gerçekleşmesi ve bu şartın fiili sonuçları doğurması neticesiyle ceza verilebileceği anlaşılmaktadır. Ancak bunun neticesinin yargı yoluna ulaşabilmesi ancak fesih halinde mümkündür. Fesih oluşmadan yargının bu duruma müdahale etmesi mümkün değildir.

 Disiplin cezaları çok yönlüdür. İşçilerin her türlü haksız davranışıyla ilgili birçok yaptırım vardır. Bu yaptırımların hangi fiilin oluşması halinde verilebileceği hususunda düzenleme yapmak çok zordur. Bu sebeple fiili oluşumun sağlanması halinde uygulanacak olan yaptırım hakkaniyete esas olmayarak yoruma dayalı olabilmektedir. Verilecek olan disiplin cezası iş ilişkisinin sonlanmasını doğurabilir. Bu sebeple disiplin cezasının ne olduğunu ve hangi şartların oluşması halinde verilebileceğini bilmek gereklidir.

 Disiplin cezasının verilebilmesi için gereken prosedür nedir ?

 Prosedürde olması gereken zorunlu maddeler nelerdir ?

 İşveren tarafından uyulacak kurallar nelerdir ?

 Hangi hallerde disiplin cezaları verilemez ?

 Disiplin cezası uygulayacak olan kurul, mercii yada işveren bütün bunları bilmeli ve program ve sorumluluklarını buna göre uyarlamalıdır.

 Yine borçlar kanununda da disiplin cezaları ile ilgili müeyyideler düzenlenmiştir. Borçlar kanununa göre işçiye disiplin cezası verilebilmesi için işverenin önceden düzenlenmiş bir dizi yönetmeliği olması ve bu yönetmeliğin işçiye tebliğ edilmiş olması şartını aramaktadır. Her ne kadar disiplinsizlik fiilinin gerçekleşmesi durumunda yapılacaklar işveren tarafından tanzim edilmiş olsa da, tanzim edilen bu akit yada senet denetlenmekten uzaktır. İşverenin disiplin yönetmeliğinde standart ölçütlerinin olması ve bu ölçütler hakkaniyete ve hayatın olağan akışına aykırı olmamalıdır. Düzenlemede esas ölçütler olmalı ve yine bu ölçütler işçinin maddi ve manevi bütünlüğüne aykırı olmamalıdır.

 Bir işveren, çalışanlarının yada herhangi bir çalışanının görevi kötüye kullanma yada işverence herhangi bir haklı fesih doğurabilecek bir edimden haberdar ise disiplin cezası süreci uygulamalıdır. Örneğin şirket için gizli olan bilgileri diğer özel yada tüzel kişilere aktarması, bilgi güvenliğini tehdit altına sokması yada ihmal gibi durumlarda belli prosedürler ışığında disiplin süreci uygulayabilir. Ancak çalışan iş yerinde düşük bir performans sergiliyorsa bununla ilgili disiplin müeyyidesi uygulaması haklı olmayacaktır. İşveren bununla ilgili olarak çalışanına / çalışanlarına eğitim ve geliştirme metodu uygulaması gerekmektedir.

Aynı zamanda yine işçinin sağlık sorunları yada 1 ve 2 inci dereceden akrabaların ölümünde işe devamsızlık yapması ( kanuna tabi sürenin aşılması durumunda )disiplinsizlik olarak ele alınmamalı ve bir disiplin süreci olarak görülmemelidir. Bunu bir yönetim süreci olarak ele alıp eğer fesih yapılacaksa disiplin suçundan dolayı fesih yapılmamalıdır. Öncelikle bu iki ayrımın yapılması gerekiyor. 

Buna göre disiplin cezalarının işveren tarafından hükmolunabilmesi için bazı şartların ve öncelikli uygulamaların gerçekleşmesi gerekmektedir.

 İşverenin yükümlülüğü: İş yerinde olması gereken davranış kuralları ve standart örgüt kültürünün sağlanması için çalışanlara bu davranış kurallarından bahsetmesi.

Çalışanın yükümlüğü: O iş yerinde uygulanan ve kendisine tebliğ edilen çalışma şartlarına uyum sağlaması gerekmektedir.

* Bu konuda Kuzey İrlandaki şirketler çok titiz davranmaktadır. Tüm işyerlerinin kendilerine ait detaylı olarak hazırlanmış çalışma prosedürleri bulunmaktadır.

 Eğer gerçekten var olan bir eylem yüzünden disiplin süreci başlatılacaksa işveren öncelikli olarak bir araştırmacı atamalı ve sorunu tüm yönleriyle ele alan bir rapor hazırlatmalıdır. Bu araştırmacı yine tarafsız ve konusunda yetkin bir kişi olmalıdır.

Disiplin Cezalarının Geçerli Olabilmesi İçin Geçerli Şartlar

1.     Disiplin cezaları orantılı olmalıdır.

2.      İşçinin varlığını, işlevini, kariyerini ve ücretini etkilememelidir.

3.      Özel hayatına maddi ve manevi bütünlüğünü bozacak biçimde olmamalıdır.

4.      İyi niyet ve ahlak kurallarına aykırı olmamalıdır.

5.      İş yasasına ve diğer ilgili yasalara aykırı olmamalıdır.

 Disiplin Cezalarının Prosedürleri

1.      Personel el kitabının olması ve bunların tüm çalışanlara işe giriş aşamasında verilmesi

2.      İş yerinde oryantasyon ve adapte eğitiminin verilmesi

3.      Bu el kitaplarında disiplin cezası gerektirecek haller ve bu hallerin oluşması halinde izlenecek yolların varlığı 

 Disiplin cezasında izlenecek yol

1.      İşveren yada işveren vekili işçiye randevu vererek konu ile ilgili randevu talep etmelidir. Bu randevuda saat ve yer yazılı olarak belirtilmelidir.

2.      İşçi randevuyu kabul etmediği takdirde noter aracılığıyla tebligat yapılmalıdır.

3.      İşçinin talebi halinde görüşmenin işçiye atanacak avukatı eşliğinde yapılmalıdır.

4.      Bu süreç içerisinde işçi talep ederse psikolog desteği verilmelidir.

5.      Disiplin cezası verilmeden önce işçinin sözleşme süreli olarak askıya alınmalıdır.. Ancak bu askıya alınması sürecinde işçinin tüm hakları (giydirilmiş ücreti) ödenmelidir. Bu askıya alma işlemi soğutma olarak düşünülmelidir. Böylece disiplin cezası verilip verilmemesi konusunda detaylı ve kapsamlı bir soruşturma yapılabilir.

6.      Eğer soruşturma sonucunda disiplin cezasının gerektirdiği bir hata yada suç gerçekten teşkil ediyorsa arabulucu yada  özel hakem ile sorunu çözme yoluna gidilebilir.

7.      Tekrarı ve anlaşmazlığın devamı halinde işçinin yazılı savunması alınmalı ve ceza gerektirecek fiilin niteliğine göre öncelikle kınama cezası verilmeli *    

 Yine tekrarı halinde sırasıyla

1. İndirgeme

2.  Mutasyon

3.  Fesih

 Olarak sıralanmalıdır.

 *Alınan savunmanın yetkili ve uzman kişilerce araştırılması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bütün bu işlemler yapıldıktan sonra feshin son çare olması ilkesi gereği sorunun çözümü ve uzman kişilere bu sorun tevdii edilerek anlaşma yoluna gidilmelidir. Bu tür problemler kurulması gereken  “iş anlaşmazlıkları komisyonu” na tevdi edilmeli ve komisyonun aracılığı ile disiplin cezalarına ilişkin yargı aşamalarının önceliği başlamış olacaktır.

 “İş anlaşmazlıkları komisyonu” (25.12.2011)

 

 

 

Bilal Şentürk

Kamu Yönetimci - Yazar

senturk.bilal@yahoo.com

 

 

Devamını Oku

Zaman Makinesi

 

1453’e İstanbul’un Fethine,

Kurtuluş savaşına,

Kıyamet kopmadan önceki 30 yıla,

2023’e,

1789’a gitmek isteyen,

Büyük büyük dedesini görmek için 1910 yıllara dönmek isteyen bile vardı.

Peygamberler tarihine,

Ve hatta yontma taş devrine gitmek isteyen vardı.

Zamanda yolculuk deriz ya…

Öyle depoyu fulleyip gidilebilecek bir yolculuk değil bu.

Makineyi bulmak için kafayı kullanmak gerekiyor.

Kafan çalışıyorsa zaten makineye gerek yok.

 

Öncelikle elde bulgu olması gerekiyor.

Dedektif gibi arayacaksın, anı, günlük gibi materyaller olacak.

Olmasa da sorun değil. Hayal gücü devreye girer.

Kimi zaman fotoğraflar, videolar insanı geçmişe götürür.

Siyah beyaz fotoğraflar, albümler tıpkı bir zaman makinesidir.

Çatı katından yada evin en ücra köşesinden çıkarıp, tozlu sayfalarını çevirirken geçmişe gidersin.

Eğer elinde fotoğraf, anı defteri yada günlük yoksa geleceği düşlersin.

Toz pembe hayaller, pembe panjurlar, pembe bulutlar ve pembe köşk… Her şey pembedir. Pembedeki keramet nedir bilemem. Ama 20 yıl – 50 yıl sonrayı HD video haline getirip seyretmek çok kolaydır.

İnsanın düşünebilme özeliğidir bunu sağlayan.

Düşünme özelliğin varsa, beyin bir zaman makinesidir.

Geçmişe ve geleceğe alır götürür, orada yaşatır.

 

Konuyu dallandırıp budaklandırmayayım.

Birde liderlerin zaman makinesi var.

Adnan menderese, İsmet inönüye kadar götürür seni.

Geçmişi hatırlatır. Periyodik zamanlarda – Seçim önceleri – bedavaya zaman makinesine bindirir.

Tur attırır, müsait bir yerde bırakır.

Fatih Sultan Mehmet’ten Turgut Özal’a kadar geçmişi taratır.

Hem e hiçbir talep yokken yaşattırırlar adama.

Sonra der ki 2023…

Büyük Türkiye…

Her şey büyük, Limanlar büyük, Havaalanları, uçaklar bile büyük…

En önemlisi Hayaller büyük…

 

Sorarsın o lidere; işsizim, çoluk çocuk aç, ailecek “0 beden” olduk, açlıktan manken gibi dolaşıyoruz ne olacak halimiz ?

Der ki 2023…

Sanırsın ki 1 ay – 2 ay…

12 yıl var…

Hemen hayal kurarsın, Pembe hayaller, Toz pembe bulutlar, Pembe panjurlar…

Keramet pembe de değil arkadaş…

Keramet makinede…

O kafanın içindeki makinede, yani beyinde…

Hayal kurmak için birilerine ihtiyacın mı var?

Beyin bedava değilmiydi?

Hayal kurmak da bedava…

 

Başlığı şöyle koymak isterdim: “Zaman makinesi gören masum Türk”

Ama Türk, Türk bayrağı ve içerisinde Türk içeren kelimeler Faşist söylem oluşturuyormuş ve bazı siyasileri rahatsız ediyormuş.

Andımız bile rahatsız etmiş.

Yeri geldiğinde daha çok rahatsız ederiz.

Şimdi köşemde rahatım.

Şunu da sayfanın sonuna iliştireyim,

 

“Bunlardaki zaman makinesi beni 3 gün ileriye götüremez”


Bilal Şentürk 

senturk.bilal@yahoo.com

Twitter: @bilalsenturk

 

Devamını Oku

BDP nin Sivil İtaatsizliği

Yukarıdaki metin BDP nin Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgili özgürlük nutkunun dayanağıdır. Biliyoruz ki BDP uzun zamandır sivil itaatsizlik eylemi içerisinde. Ve sivil itaatsizler eylemlerinin işlevlerine yerine getirip getirmeme konusunda özgür değillerdir.

Sivil İtaatsizlik nedir ?

3 örnekte sivil itaatsizlik;

BİR: Sokrates, Atina da gençlere verdiği öğütler ve derslerle onları teşvik ettiği suçlamasıyla yargılanır. Sokratesde buna karşı gelmez. Ve kendisine verilen ölüm cezasına razı olur. Sokrates kendisine yöneltilen suçlamanın içeriğiyle ilgilenir. Suçlamayı düşünce özgürlüğü olgusuyla ele alarak yaptıklarının suç olmadığını anlatmaya çalışır. Ancak yasa Sokrates’in edimlerini suç sayar, ve Sokrates de yasanın suç saydığı bu edimlere biat eder. Ve idam edilir.

Sokrates, yaptıklarının suç sayılmaması gerektiği yönündeki çabaları sivil itaatsizlik olarak adlandırılır. 

İKİ: Kral Kreon kendisine ihanet eden kardeşinin öldürülerek gömülmesini yasaklar. Bu yasağa uymayanları da ölümle cezalandırılacağını bildirir. Ancak Antigone bunun insan onuruna aykırı olduğunu savunur. Ve yasağa karşı gelerek Kreon’un kardeşinin cesedini gömer. Buna karşılık Antigone ölümle cezalandırılır. Ancak idam cezası uygulanmadan 1 gün önce Antigone intihar eder. Buradaki sivil itaatsizlik, Antigone’nin kendisine verilen idam cezasına değil, insanlık onuruna karşı işlenilen bir haksızlığa karşı olmasıdır.

BDP nin sivil itaatsizlik eylemleriyle buraya kadar herhangi bir bağdaşma göremiyorum.

Birde Gandi var;

ÜÇ: Gandi, tüm dünyadaki sivil itaatsizlik eylemlerinin temelini oluşturur. Gandi’nin iki temel eylem biçimi vardı.

1 - Vergi vermeyi reddetmek, ordu ve polis gibi askeri düzenlemeleri reddetmek.

2 -  Her fırsatta bağımsızlık talebini dile getirmek.

Gandi’nin ilkelerini iyi bir şekilde uygulayan BDP, özellikle özerklik başlığı altında gizli bağımsızlık taleplerini sıklıkla tekrarlıyorlar. Ancak TBMM ye gitmeyerek protesto etmeleri sivil itaatsizliğin hiçbir unsuruna uymuyor. Bu aktvizim, boykot yada protesto da değildir.

Buna lobicilik denir.

Peki lobicilik nedir ?

Yasama sürecini etkileyen kişi yada gruplara verilen isimdir. Lobicilik bize uzak bir tanım değil. Sıklıkla karşılaştığımız ve sürekli ismini duyduğumuz “İsrail lobisi” iyi bir örnektir.

TBMM ye gelmeyerek yasama sürecini etkilemesi BDP nin sivil itaatsizlik eylemiyle yakından uzaktan ilgisi yoktur. BDP nin kurumsallaşmış gibi görünen bir yapısı var, ancak halen ne yaptığını bilmez ve nereden emir aldığını bilmeden bir karmaşıklık içerisinde olduğunu görüyorum. Bu süreçte BDP nin konumlandırmasını yapmasını ve eylemlerinin hangi odaklara yönelik olduğunu ve hangi sıfatlar altında yaptığını tanımlaması gerekiyor. Şayet bu BDP için parçalanmışlıktan öteye, Türkiye içinse demokrasinin pekişmesinin yavaşlamasından öteye gitmeyecektir.

Aynı zamanda YSK nın verdiği böylesi kararlar BDP karşıtlarının pek bir hoşuna gidiyor. Ancak mağduriyetin olduğu siyasette, mağdurlar çoğu zaman kazanır. YSK nın bu kararı ve BDP nin protestoları onlara oy verenlerin gözünde değerini arttırıyor.

YSK başkanının altını çizerek tekrar etti; YSK kararları kesindir.

Ancak suçu kesin olarak ispatlanmış bir kişi ya milletvekili adayı olamaz yada seçildikten sonra halkın iradesine engelleme yapılamaz. Demokrasiler böylesi ağırlığı kaldıramaz.

Terör iddiasıyla seçilmiş milletvekilini, yada darbe iddiasıyla Silivri deki seçilmişlerin suçları ispatlandıysa engellenebilir, ancak vekillikleri kaldırılamamalı.

ÖSYM nin yaptığı sınav teröründe, ispatlanamayan iddialardan dolayı Ali Demire gösterilen hassasiyeti Silivri deki seçilmişlere de gösterilmesini temenni ediyorum.

Dünyada Sivil İtaatsizlik Örnekleri 

1.      Askeri elektronik sergisinin önünde insandan halı yapılması(08.1980); 

2.      Yeni atom silahlarının yerleştirilmesini protesto etmek amacıyla, metro istasyonlarındaki imdat frenlerinin aynı anda çekilmesi(6.11.1983) 

3.      Amerika’da, belediyenin otobüslere koyduğu ırklara göre oturma düzeninin çiğnenmesi(1.12.1955);

4.      Greenpeace’in, Nevada Çölünde Yaka Flatatom silahları deneme bölgesine girmesi(19.4.1983)

5.      İtalya’da işsizliği protesto amacıyla yasadışı ve kendiliğinden yol yapımına başlanması(Tersine grev olarak adlandırılmaktadır) (1956)

 

Bilal Şentürk

senturk.bilal@yahoo.com

Twitter: @bilalsenturk

 

Devamını Oku

Hesap Zamanı

 

Arkadaşlarla, akrabalarla, eski dostlarla – yeni dostlarla yemek yemek için dışarı çıkılır

Siparişler verilir, yemekler yenir.

Bol kahkahalı sohbetler…

Üzerine Türk kahvesi söylenir

Keyifler gıcır…

Sonra garsondan hesap istenir.

Buraya kadar zaman o kadar hızlı geçmiştir ki, hesap geldikten sonra zaman nedense hiç geçmez.

Hesap masaya geldiğinde, herkes vahşi batı kovboylarına taş çıkartacak şekilde elini cüzdanına atar.

Bazen ya cüzdan arka cebe sıkışmıştır çıkmaz, yada çantanın içinde bulunamaz. (Türk kadını valiz boyutunda çanta kullandığı için bu önerme normaldir. Hatta Avrupa’da AVM ’lerde kullanılan en büyük X-Ray cihazı bizdedir. Benimkisi daha büyük yarışı olduğundan X-Ray cihazları da gitgide büyüyor.)


Güzel kardeşim cebinde paran yoktur, nakit bitmiştir, kredi kartının limiti dolmuştur.

Aksilik ya gece 00:00 dan sonra kredi kartının son kullanma tarihi bitiyor.

Veya başka birçok sebep olabilir.

Kimisi der ki arkadaşlar/dostlar/hanım/sevgilim yanımda para yok yada para almayı unutmuşum.

Bu sözün ardına “ama,yani,olmadı ki şimdi” diyecek bir Türk yoktur. Hemen hesap üstlenilir.

Ama bunu söylemek çok zordur. Yanımda para kalmadı, hesabı sen öde diyemeyiz. Geleneklerimizden gelen dürtü bizi engeller. Atalarımızın DNA sı bizi böyle bir çıkmaza sokar.

Amerikalı George gibi “hey dostum öde hesabı kalkalım hadi, anlamıyor musun dostum bende para yok” diyemeyiz.

 

Böyle durumlarda Oscar alabilecek derecede oyunculuk yaparız.

Çünkü eğer oyunculuk yapmazsak, karşındakinin “şuna bak hesabı bize kilitledi” demesinden korkarız. Rahat davranamayız, çünkü rahatsız oluruz.

Cüzdan sıkışmış, çantam nerde, cüzdanımı bulamıyoruuuuuum, kredi kartımı markettemi unuttum acaba…

Demek bizim için daha caziptir.

Masadaki herkes olayın farkındadır zaten. Ama böyle bir tiyatro yapılmalıdır, yoksa yanlış olur.

 

Bazen hesabı öderken 2-3 kişi arasında “sen ödiycen, ben ödiycem” kavgası çıkar. Kavga öylesine şiddetli, ama bir o kadarda naiftir. Yan masadakiler “namus kavgası” zanneder ama her iki tarafta birbirlerinin cebine parayı sıkıştırmaya çalışır.

Kırkpınar güreşlerine taş çıkartır.

 

Birde bu işi profesyonel şekilde halleden kişiler vardır.

Masaya koyar parayı sonrada "ben ödiycemmm, sen ödiycennn" konularına girmez.

Yada Lavaboya gideceğim diye kalkar, hesabı ödeyip gelir.

Veya hesabı ödemek istiyorsa gider kasaya laaaaak diye koyar parayı.

Gerekiyorsa kasiyerin gözüne sokar hesabı ödeyip gelir.

 

Kürt sorunu ve başörtüsü sorunu da böyle bir şeydir. Çözmek için işin profesyoneli olmak gerekir.

Mazereti olan adamlar eğilip bükülür, tiyatro yapar.

Herkes farkındadır, ama geleneklerimizden dolayı kimse bir şey demez.

 

Vel hasıl her hesap ödeneceğinde aynı muameleyi yapanlarla nasıl aynı masada yemek yemiyorsanız, 12 Hazirandan sonra kiminle yemek yiyeceğinizi de bilirsiniz…

 

Yeterince anlaşılır oldu mu yoksa birde “makas kesmiyor” geleneğimizi anlatayım mı?

 

Bilal Şentürk

senturk.bilal@yahoo.com

@bilalsenturk 

 

Devamını Oku

HAS Parti CHP ye alternatif olacaktır.

 

Has Parti genel başkanı Kurtulmuş, saadet partisinde genel başkan yardımcısıyken teşkilatların son durumunu ve nabzını yoklamak için şehir şehir dolaştığında genel başkan olacağı söylentileri oluşmuştu. Bunun üzerine Ak parti saflarında bir panik ve endişe havası meydana gelmişti. Ak parti uzaklaşmış olduğu kendi tabanından, Numan Kurtulmuşun Saadet partisini yeniden örgütleyerek oylarını böleceği endişesi taşımaya başlamıştı. Ancak Ak partinin korkusu saadet partisi değil, Numan kurtulmuştu. Bugün her ne kadar yerleşik bir tabanı olsa dahi saadet partisinin iktidar partisine pek bir çarpan etkisi yaratacağı söylenemez. Bugün her ne kadar iktidar partisi Has partiden çekinmiyor gibi dursa da Has partinin Ak partinin oylarını büyük oranda parçalayacağı ve oyların asıl sahibine gideceği kaygısını taşıyor.

Eğer bugün ulusalcılar, işçiler, sendikalılar, muhafazakarlar, solcular tarafından sevilen bir parti varsa bu parti, merkez parti değildir. Genel partidir.

Ak partinin oy aldığı bir dilim; liberaller ile Evren ve Özal’ın meydana getirdiği apolitik toplumun bir kısım bireylerinden oluşur. Ancak her ne kadar apolitik bir toplum dahi olsa, Kurtulmuş sosyal politikalara önem vererek ve siyasi kazanç uğruna sol partiler gibi vaad verme girişiminde bulunmamıştır.

Tüm Türkiye’nin bildiği Genç partinin, yeni kurulmuş olmasına karşın %7 lik bir oy dilimine sahip olmasını şu an belli bazı partiler dikkate almış olmalı ki özellikle Kılıçdaroğlu bu apolitik toplumun oylarını seçim sürecinde manipüle etme gayretinde.

Dünyada hızla yükselen sermaye, ülkemize yapılan emperyal akımlar, işçi ve işsizlik sorunları, ezilenlerin ve yoksulların küreselleşmeci devletlerin karşısında ne yapacağını bilmeyen sol’un en büyük temsilcisi Chp yeterli işlevi yerine getiremiyor. Saadet partisiyle merkez sağ’ı yeniden dizayn eden milli görüşün, bundan sonra merkez sol’u dizayn edeceğini icraatlarıyla gözler önüne seriyor.

İslami duyarlılık, merkez çizgiler, ve yeni İslami sol çizgisini üretebilecek bir potansiyelde olan Has partiden bahsediyorum.

40 yıldır muhtaç olunan sol parti, İslami motiflerle dizayn edilmiş bir şekilde karşımıza çıkabilir. Hele ki ülkemizin tam da şu anda Ortadoğu ve dinler diyaloğu temsilcilerinin işgali sırasında İslami sol, yumruğuyla atomu parçalayabilecek güçte olabileceği kanaatindeyim. 100 yıldır süre gelen sosyalist – devrimci içerikli söz ve sloganlar dsip ve diğer devrimci – komünist parti yada komitelere ait olurdu. Antiemperyalist olmak sadece ve sadece sosyalistlere ve komünistlere özgü bir durumdu. Ki tarihimiz boyunca antiemperyalizmi apolitik toplum olarak sadece Rus tehlikesi olarak gördük. Bu tehlikeli gördüğümüz süreç içerisinde idam edilen Deniz gezmiş ve arkadaşlarıyla ilgili radikal konuşabilecek bir siyasetçi çıkmadı.

Sol parti olarak ne Chp ne de Dsp işçi örgütlenmelerine ve antiemperyal yapılanmalara ve düşüncelere destek olmadı. Bu sebeple bugün Marksist yapılanmaların, silahlı işçi partisi örgütlerinin sloganı haline gelen bu asmalı döviz maalesef ülkemizde büyütülen bir öcü haline geldi.

Antiemperyalist bir parti olan Has partiye ülkenin bütün işçi partisi ve antiemperyal komiteler tarafından destek göreceğini umuyorum. Çünkü artık önlerindeki illegal yapılanmaları çöpe atarak Türkiye’nin gerçek siyasetiyle arenaya çıkmaları gerekiyor. Sosyalizmi tercih değil, tek çare olarak görenler yeni merkezi sol ile tanıştıklarında tercih olarak göreceklerdir.

Ak parti tabanında beliren İslam davası oy desteği Has parti ye geçebileceği seçim öncesinde konuşuluyor. Ancak Has Partinin iktidar ve muhalefet partileri kadar PR çalışması yapamaması ve yeni bir parti olması sebebiyle malum ekonomik problemler oylarında etkili olabilecektir. Ancak Has partinin merkez sol’u yeniden dizayn etmesi seçimden sonraki süreçte ciddi anlamda sokaktaki apolitik vatandaş tarafından da hissedilecektir. Sol anlayışın egemen olduğu ülkelerin toplumsal çöküntüler ve ekonomik sıkıntılar varlığında oluşması, şu an temsilcisi olarak gözüken Chp nin seçim öncesinde faal olarak gözükmesi ve seçim sonrasındaki yapamayacağı vaatleriyle, Kurtulmuşun saadet partisinde oluşturduğu yeni merkez sağ, ve Has partiyle oluşturacağı yeni merkez sol karşısında uzun yıllardır süre gelen alternatifliğini yitirecektir.

 

Bilal Şentürk

senturk.bilal@yahoo.com

@bilalsenturk

 

Devamını Oku

Yerel Özerklik Şartı Nedir ?

Kemal Kılıçdaroğlu Hakkari’de bahsettiği Yerel Yönetim Özerklik şartına açıklık getirdi ancak pek inandırıcı olamadı. Vatandaşın kafasında bölüneceğiz tedirginliği yıllardır mevcut. Son zamanlarda artan terör eylemleri ve terör örgütü başı Öcalan’ın açıklamalarından sonra gerilim oldukça yüksek düzeyde.

Hükümetin daha radikal adımlar atamayıp bu şart üzerindeki çekinceleri kaldırmaması gecikmiş bir adım olarak görüyorum.

Ve hatta bu sistem henüz tamamlanmamışken başkanlık sisteminden bahsedilmesi ve kamuoyunun buna sessiz kalması da beni şaşırtan bir durum. Özellikle başkanlık sistemi kitle partilerinin olduğu ülkelerde, tek partinin egemen olabildiği ülkelerde diktatörlüğe kadar ilerleyebiliyor. Bunun yerine bugün Yerel Yönetim özerklik şartının bölüneceğiz korkusuyla konuşulması da ilgimi çekti.

Peki nedir ?

Avrupa yerel yönetimler özerklik şartı; Avrupa konseyince 1985 yılında imzaya açılan ve Türkiye’nin 1988 de imzaladığı belgedir. 1991 yılında TBMM tarafından uygun görüldü ve 1992 de onaylandı. (Resmi Gazete: 3.10.1992 – 21364)

Şu anda da yürürlükte olan bir kanundur. Ancak Türkiye bazı konulara çekince koydu bazılarını ise uygulamaya koydu. Bu belgeyi 47 ülke imzaladı ancak biz bunun içerisinde sınırlı derecede varız.

Uygun görülmeyen bazı maddeler kısaca şunlar;

Seçilmiş kişilerin görevleriyle ilgili suçları kanunla belirlenir.

Yerel Yönetimlerle ilgili konularda karar alırken Yerel makamlara danışılacaktır.

Aynı zamanda kaynaklar dağıtılırken de kendilerine danışılacaktır.

Yerel Yönetimler başka ülkelerin Yerel Yönetimleriyle kanunlar çerçevesinde bazı konularda işbirliği yapabilecektir.

Özellikle son maddeye dikkat çekmek istiyorum. Başka ülkelerin yerel idareleriyle işbirliği yapmaması da nedir? Eğitim, sağlık, imar vb alanlarda işbirliği yapmasının neresi kötü? Eğer konu bakımından sınırlamak istiyorsan kanunla bunu da belirlersin.

Bu demek değildir ki belediyeler özerk olduğunda kendi sınırlarını kendi belirleyecek ve birçok il birleşip devlet kurabilecekler.

Siz değil miydiniz bizim vergilerimizle bölgeye yol yapılıyor. Siz değil miydiniz onların doğalgaz ve elektrik ücreti benden kesiliyor diyen?

Ayrıca yerel özerlik de merkezi idare yerel idareyi de vesayet denetimiyle denetleyebilecek. Zaten şimdide öyle…

Bu sadece Yerel Yönetimlere Finansal ve idari anlamda bağımsızlık tanıyacak güvenceler vermektir.

Bu, ülke olarak belgeleri ve antlaşmaları pek iyi bilmediğimiz gerçeğini tekrar ortaya koymaktadır.

Bölüneceğiz korkusuyla ekonomik ve idari anlamda özellikle bürokrasi alanında büyük fayda sağlayacak bir belgeyi ideolojiye dayalı olarak kesintiye uğratmak mantıklı değil.

Yerel Yönetim özerklik belgesini tam olarak kabul ettiğimizde bölünmeyiz, bölünmek silahla da olmaz. Bölünmenin asıl başlangıç yeri cehalettir.

Mesela; Hatay antlaşmasının 100 yıllık bir süre için yapıldığını biliyor muydunuz ? 100 yıl sonra tekrar referandum yapılacak.

Ve şu an Hatay’ın %44 ünün yabancılara satıldığını biliyor muydunuz ?

Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu’nu da yanlış yerde yapmış olduğu açıklamadan dolayı kınıyorum. Bu açıklamayı neden İstanbul’da, İzmir’de ya da Konya’da değil de Hakkari’de yaptı? Ne üzerinden oy avcılığıdır bu?

Din üzerinden siyaset yapıyorlar diye eleştirdiğin kişi ya da kitlelerden ne farkın kaldı?

*****

Bugün bir dava hakkında kovuşturmaya gerek yok kararı verildi.

Bir yanda rahmetli Ecevit ve ABD başkanı Clinton, diğer yanda Erdoğan ve Obama. Bu fotoğrafı hatırlarsınız.

Herhangi bir saldırı ve haksızlık bulgusuna rastlanılmamış.

Hukuki olarak doğru, daha önceki içtihatlara dayanarak verilmiş bir karar.

Ancak her ne olursa olsun ölmüş bir kişinin üzerinden siyaset yapmamak gerekir.

Hele ki o kişiyi küçük duruma düşürecek bir fotoğrafla, siyasi hayatı boyunca hiçbir yol kat edemedi gibi göstermek insancıl bir vaziyet değil.

*****

Mesele reklam olunca

İlk olarak; AK partinin reklamlarında başörtülülere yer vermediği eleştirisiyle şimdide beyaz Türklere hiç yanaşmıyor.

İkincisi; CHP reklamında gençlere yer vermesi çok iyi. Ancak CHP’yi Yök kurtaramaz. 118 reklamlarından ilham almalı.

Ve son; MHP ise seçim müziğiyle Türk Rap müziğine yeni bir vizyon getirdi. Reklama ne hacet.!


Bilal Şentürk 

senturk.bilal@yahoo.com

Twitter: @bilalsenturk

Devamını Oku

5199 sayılı infaz yasası değişmeli !

 

 

Her canlı ölümü tadacaktır

CHP li Binnaz toprak bu sözden rahatsız oldu, başka türlü yazalım dedi.

Erdoğan mitinglerde bunu seçim konusu yaptı,

MHP li de sessiz kaldı.

Bu sözden en çok ben rahatsız oldum.

Şimdi de sizi rahatsız etmeye geldim.

*****

Doğru her canlı ölümü tadacaktır,

Canlı dediğin sadece insanlar mı?

Birde  “Hayvanlar” var.!

Çizgi filmlerde çocuklarını eğlendiren,

Koltuğa uzanıp belgeselini seyrettiğin,

Bebeğine oyuncak niyetine pazardan aldığın civciv,

Rehabilitasyonda kullanılan at’lar…

*****

İsviçre’deki Daniel; engelli oğlunu Manisaya getirdi At ile rehabilitasyon için

1 hafta sonra İhale kavgasından dolayı zehirlediler At’ı…

Adı da “yaşa”… İngilizce oku “yasa”. Yani kanun…

İlgili kanun olmadığından kim vurduya gitti.

*****

Dünyaca ünlü hayvanlarımız var.

Bakımdan yoksun ve insanlar için yapılmış yasalara göre yaşıyorlar.

Onlara için düzenlenmiş adil bir kanun maddesi yok.

Sivas kangalını bilirsin…

Van kedisini maskot yaptık dünyaya tanıttık.

Barınakta bakımsızlıktan perişan oldu maskotumuz,

Konu örtbas edildi de dünyaya maskot olmadık.

Şile’deki yavru ceylanı jandarma mangalcıdan zor aldı.

Düşününki bunlar koruma altındaki hayvanlar.

Koruma altında olmayanlar var birde...

Eşek mesela... Tecavüz etti 4 kişi.

Ayağı kırılan eşeği sahibi başıboş bıraktı, tecavüzcülerde dağa kaldırdılar iyi mi?

Videoya çektiler birde…

Tecavüzcülere manevi tazminat cezası verildi.

Dekolte giyen kadın tecavüzü hak eder mantığıyla, kuyruk sallayan eşek tecavüzü hak eder dendi.

Dünyada en çok hak ihlali yapan Amerika ise, Irak’ta ölmek üzere olan eşeği kendi ülkesine transfer etti.

Binlerce dolar masraf yapıp uçakla taşıdı.

Üstüne birde biyografisini yazdı.

*****

Türkiye de 2007 yılında Mecidiyeköyde, eşeğin üstüne “mevcutlardan daha becerikliyim” yazısı asıldı.

Eylemi yapan ise günümüz de Edirne milletvekili adayı.

Hayır, eşek değil. Eşeğin sahibi.!

Şans verilseydi belki eşek de başarılı olurdu.

Çarli’nin bizim maymunlardan ne fazlası var

İzmir’deki rahmetli bahadır belki de kraliyet ailesini taşıyabilirdi

Filmi yapılsaydı Sivas kangalı “lassie” olabilirdi.

Şans verilmedi…

Şanslı olanı vardı ama şanslı olmak istemezdi eminim ki,

Sezerciğin eşeği fıstık nerede şimdi, hadi bul getir.

Kadıköy’deki  kokoreççinin et dolabında.

Bırakın filmi yapılmasını yaşama şansı dahi verilmedi çoğuna. 

 

Birde dini boyutu var.

Müslümana kurban kesmek “farz”, param yok der.

Hayvanlara eziyet etmek günah, sokak kedilerine eziyet eder.

Gayri Müslüman Kurban kesilmesine vahşet der,

Ertesi gün çöpleri karıştıran sokak köpeğini tekmeler.

*****

Berlin sulh hukuk mahkemesi kediyi 5.kattan aşağı atana 7 ay hapis cezası ve para cezası verdi

ABD de köpeğine tekme atan adam 20 gün köpek kılığında gezme cezası aldı

Finlandiya’da ev faresine şiddet uygulayana 1 ay 10 gün hapis cezası verildi.

 

Türkiye’de de yasa var.

5199 sayılı yasa

İzmir’de kediyi öldüren genç sarhoştum hatırlamıyorum dedi.

Ceza kanununda madde olmadığından kaymakama devredildi.

Karısıyla arası bozulan adam parkta köpeğe tecavüz etti

100 TL

Kedinin kafası ezilerek öldürüldü

600 TL

Türk ceza kanunun ayırımı paha biçilemez…

*****

Arasındaki fark ölümle tecavüz ayırımı değil

Birinin sahipli, diğerinin sokak hayvanı olması

Hafif para cezalarıyla geçiştirilen bir yasa…

Bu yasanın değişmesi için hayvan severler eylem yapıyor.

Hayvan hakları için

Caydırıcı cezaların verilmesi için

Bugün eylem var.

 

Baştada dediğimiz gibi

Her canlı ölümü tadacaktır.”

Bu dünyanın sadece senin için olduğunu düşünüyorsan yanılıyorsun.

Çık sokağa eylem var.

Onlar seni bulur…

 

22 Mayıs 2011 Pazar günü saat 14:00'de İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Adana, Çanakkale, Eskişehir, Bandırma, Burdur, İskenderun, Kahramanmaraş, Karabük, Malatya, Mersin, Milas ve Yalova’da eş zamanlı olarak düzenlenecek.

 

Bilal Şentürk

senturk.bilal@yahoo.com

@bilalsenturk

Devamını Oku