Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Bir Millet Bir Yürek, Bir Dolarlık Hainlere Geçit Yok Elbet

Küresel emperyalizme karşı Türk ve İslam kimliğini koruyarak varolma ve yükselme mücadelesi veren necip milletimiz, 2016 yılının 15 Temmuz gecesi yok olmanın eşiğinden döndü. Adeta yeni bir kurtuluş savaşından çok şükür zaferle çıktı.

 

Ruhlarını ve bedenlerini katil emperyalizmin emrine vermiş it sürülerinden oluşan katil teröristler tek milletimizi, tek bayrağımızı, tek vatanımızı ve tek devletimizi yok etmek istiyorlardı. Bu hedeflerine ulaşmanın en büyük engeli olarak da Cumhur' un Reis' i Recep Tayyip ERDOĞAN' ı görüyorlardı. TSK içinde sinsice yeterince örgütlendiklerini ve güçlendiklerini düşündüler. Daha fazla beklemenin bir anlamı yoktu onlar için. Sonunda 15 Temmuz' da Türk milletinin malı olan uçaklar, helikopterler, tanklar, tüfekler, bombalar ve füzeler FETÖ tarafından acımasızca köprülere, meydanlara, televizyonlara, radyolara, belediyelere, emniyet müdürlüklerine, valiliklere, Türkiye Büyük Millet Meclisi' ne, Cumhur' un Reis' ine ve halka sürüldü. Dünya durdukça anılacak büyük bir katliamın, kıyımın, yağmanın, tutuklamaların, işkencelerin ve düşman işgalinin fitilini ateşlemeye cüret ettiler. Her şeyi çok ince hesaplamışlardı. Ama tek hesap edemedikleri şey Türk milletinin ölüm kusan tanklara, uçaklara, helikopterlere, bomba ve mermilere rağmen ölümüne vatanını, milletini, bayrağını, ezanını, namus ve onurunu koruma ve kurtarma mücadelesini vereceğiydi. Saatler içinde derslerini aldılar. Milletin tokadı yüzlerinde patladı. Yüzlerce şehit ve binlerce gazinin kanlarıyla Müslüman Türk' ün ay yıldızlı al bayrağı inmedi, ezan dinmedi. Şehit ve gazi kanlarıyla vatan toprağı tekrar sulandı. Ay yıldızlı al bayrağımız 15 Temmuz şehitlerinin ve gazilerinin kanlarıyla şerefine şeref kattı. Yine RABİA kazandı ve hep RABİA kazanacak.

 

FETÖ ile mücadele bitmedi. Mücadele tüm FETÖ teröristleri devlet kadrolarından atılana kadar sürecektir. Mücadele darbe teşebbüsüne katılan tüm FETÖ' cüler bulunup cezalandırılıncaya kadar sürecektir. Artık milletimizi kimse kandıramayacaktır.

 

15 Temmuz' da milletimiz sadece FETÖ eliyle girişilen askeri darbe teşebbüsüne değil, Kemalist görünümlüler de dahil olmak üzere diğer tüm askeri ve sivil darbelere de dur demiştir. Artık milletin özgür iradesine karşı yapılan tüm darbeler döneminin sona erdiğinin ilanıdır 15 Temmuz direnişi.

Devamını Oku

Adalet İçin Değil Atalet ve Dalalet Yolunda Yürüyenler

Türk milleti 200 yıla yakın bir süredir sürekli kelimeler ve kavramlar yoluyla kandırılmak istenmiştir. Müslüman Türk milletine dinini unutturmak ve Türk milletinin Müslümanlığını yaşamasına izin vermek istemeyenler hep kelimeler ve kavramlar arkasına saklanmışlardır. Gün olmuş Islahat denmiş, Tanzimat denmiş, gün olmuş medenileşmek, batılılaşmak denmiş, gün olmuş laiklik, demokrasi denmiştir. Bu ve benzeri kelimeler ve kavramlar gerçek anlamı ve uygulaması uğruna değil de Türk milletini tarihinden, kültüründen, milli benliğinden ve dininden uzaklaştırmak amacıyla kullanılmıştır. Demagoji yapılmıştır. Halkın kafası karıştırılmıştır. Hiçbir zaman gerçek anlamıyla bu kelimeler ve kavramlar uygulanmamıştır. Her zaman hedeflerine Türk milletini zayıflatmayı, Türk milletini yok etmeyi ve İslamın hakkıyla yaşanmasını engellemeyi koymuşlardır.

 

Türkiye, şimdi de günlerdir adalet adı altında yapılan bir yürüyüşle adalet kavramı kullanılarak oyuna getirilmeye çalışılmıştır. Adalet diyerek yürüyenlerin gerçek amacı adalet midir ? Bu yürüyüş bir adalet yürüyüşü müdür ? Yoksa bir atalet ve dalalet yürüyüşü müdür ? Her şeyden önce adalet, adil olmaktır. Adalet, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesidir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Adalet kavramı, bazılarınca sadece hukuk kurallarına uygunluk olarak da algılanır. Ancak adalet, insanların toplum içindeki davranışlarıyla ilgili olduğundan ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir. Kutsal kitapların hepsinde adalete ve adil olmaya ilişkin bölümler bulunur. Yüce RABBİMİZ Kur’ an-ı Kerim’ de; “ ALLAH' ın ayetlerini inkar edenler ve haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar içinde adaleti emredenlerin canına kıyanlar yok mu ? Bunları acıklı bir azapla müjdele ! (3:21) ” buyurmaktadır. Platon’ a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranış kuralıdır. Aristoteles’ in adalet konusundaki hareket noktasını ise eşitlik kavramı oluşturur. Ona göre, herkese eşit davranmak adalet için yeterli olamaz ve hukuk düzeni güçsüzleri koruduğu ölçüde adaletli olabilir. Atalet kavramı ise sürmekte olan durumun korunması ve sürdürülmesi eğilimini ifade eder.

 

Bir de hidayetin tersini ifade eden yoldan çıkma ve sapkınlık anlamlarına gelen dalalet kavramı vardır. Fuzuli " ben akıldan isterim delalet, aklım bana gösterir dalalet " beyitinde delalet ile dalalet arasındaki ince çizgiyi bize göstermektedir.

 

15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün yıldönümüne sayılı günler kala adalet kavramının arkasına sığınılarak halk kışkırtılmak istenmiştir.

 

Yüzlerce insanımızın şehit ve binlerce insanımızın gazi olmasına yol açanlardan yana olmak mıdır adalet ?

 

Yüzlerce TIR dolusu ağır silahları PKK/PYD’ ye gönderen ABD’ yi görmezden gelip, Türkmen soydaşlarına birkaç TIR yardım malzemesi gönderen ülkesini ve devletini tüm dünyaya terörist diye jurnalleyenlerin yanında olmak mıdır adalet ?

 

İktidara gelirsek ülkemize sığınan tüm Suriye' lileri geri göndereceğiz demek midir adalet ?

 

Akademisyen, öğretmen, gazeteci kılığında FETÖ’ ye ve PKK’ ya destek olanların yargılanmamasını istemek midir adalet ?

 

Varlığını sürdürdükleri sürece hep Türk milletinin varlığına ve birliğine tehdit oluşturmaya devam edeceği açık olan FETÖ’ nün ve PKK’ nın devletten temizlenmesine karşı çıkmak mıdır adalet ?

 

Adalet, imam hatip okullarını kapatmak ve imam hatip okulları mezunlarına engeller koymak mıdır ?

 

Adalet, 15 yaşından önce çocukların Kur’ an kurslarına gitmelerini yasalar çıkararak engellemek midir ?

 

Başörtülü kızların üniversitelerde eğitim almalarının yasaklanması adalet miydi ?

 

Halkın seçtiği meşru iktidarların  asker-basın-iş adamı-politikacı eliyle kısa sürede iktidardan uzaklaştırılması adalet miydi ?

 

550 milletvekilinden 410 milletvekilinin oyunu alarak meclisten geçen yasaları Anayasa Mahkemesi eliyle yok saymak adalet miydi ?

 

Halkın yarısının oyunu almış bir iktidar partisini sudan bahanelerle  kapatmak istemek adalet miydi ?

 

Halkın özgür oyuyla seçilmiş meşru meclisin Cumhurbaşkanı seçemeyeceğini ileri sürmek adalet miydi ?

 

Adalet, “ Haçlılardan size zarar gelmez ” diyerek ülkesini ve halkını Haçlı emperyalizminin saldırılarına ve işgaline hazırlayan bir zihniyete ve uzantılarına sahip çıkmak mıdır ?

 

KPSS, LYS ve mülakat hileleriyle devleti ele geçiren FETÖ ve işbirlikçileriyle kol kola yürüyerek adalet aranabilir mi ?

 

PKK’ nın siyasi uzantısı HDP ile kol kola yürüyerek kim için adalet isteniyor ?

 

Türk milletinin, canı ve kanı pahasına püskürtülen 15 Temmuz darbe girişimini ” kontrollü darbe ” diye sulandırmak nasıl bir adalet anlayışıdır ?

 

Adalet gibi yüce bir kavramın arkasına sığınarak yürüyenlerin amacı adalet değildir. Bunların amacı FETÖ ve PKK’ nın devlet içinde varlığını güçlü bir şekilde sürdürmesini sağlamaktır. Yani atalettir. Bunlar adaletten yana değillerdir. Asıl adalet FETÖ ve PKK terörüne karşı yürümektir. Şehitlerimiz ve gazilerimiz için yürümektir. Asıl adalet, suçluların hak ettikleri cezalara çarptırılmasıdır. Bunları istemeyenler azgınlık ve sapkınlık içinde olanlardır. Yani dalalettedirler. Bu yürüyüş adalet yürüyüşü olmamıştır. Bu yürüyüş atalet ve dalalet yürüyüşü olmuştur.

 

Türk milleti 15 Temmuz’ da canıyla ve kanıyla ülkesini ve devletini savunmuş ama ataletten yana olan dalalettekilerin bu sahte adalet yürüyüşüne asla aldanmamıştır. Türk halkı provokasyona gelmemiştir. Bundan sonra da kışkırtıcılara pirim vermeyecektir. Tam aksine Türk milleti 15 Temmuz 2017 akşamı tüm vatan topraklarında meydanlara sığmayarak, 15 Temmuz 2016 darbecilerini protesto edecektir. FETÖ ve PKK bir kez daha Türk milleti tarafından en güçlü bir şekilde teşhir ve tel’ in edilecektir.

Devamını Oku

ABD ve Avrupa' nın Referandumdaki Tavrının Perde Arkası

İngiliz devlet adamı Lord Palmerston’ a " İngiltere’ nin dostu kimdir, düşmanı kimdir ? " diye sorarlar. Her zaman konuşulan o çok anlamlı cevap gelir; “ İngiltere’ nin dostu ve düşmanı yoktur, İngiltere’ nin çıkarları vardır. " Aslında bu söz, başta ABD ve Avrupa olmak üzere tüm emperyalistlerin en önde gelen düsturudur. 16 Nisan referandum sürecinde ABD ve Avrupa’ nın takındığı tavır da bu düşüncelerinin bariz bir tezahüründen başka bir şey değildir. Emperyalistler, hiçbir zaman hiçbir ulusun ebedi dostu olmamışlardır, olmayacaklardır. Zaman zaman çıkarları gereği bazı halklara dost görünüp onları kullanacaklardır. Çıkarları bittiği anda da dostluklarının acımasız bir düşmanlığa dönüşmesi kaçınılmazdır. Tarih bunun acı örnekleriyle doludur.
 
Dünyanın iki kutuplu soğuk savaşı yaşadığı döneminde, Sovyetlere set olarak kullanılması düşüncesinden hareketle Türkiye’ nin hep sırtı sıvazlandı. Silahlandırıyoruz kandırmacasıyla Türkiye’ nin kendi milli savunma sanayisini kurması engellendi. Türkiye’ nin kıt imkanları sürekli NATO’ ya peşkeş çekildi. Türkiye’ nin enerjisini basit silahlardan oluşan devasa ordular kurdurmakla harcadılar. Aynı zamanda ortalama her 10 yılda bir acımasız askeri darbeler yaptırtarak Türkiye’ nin demokrasisinin, ekonomik ve sosyal gelişmesinin önüne geçtiler. Soğuk savaş dönemi sona erdiğinde de çıkarları gereği Türkiye’ yi bölme ve parçalama siyasetine yöneldiler.
 
Biraz daha gerilere gidecek olursak 19' ncu yüzyılda zaman geldi Rus yayılmacılığına karşı Osmanlı’ nın yanında yer aldılar. Zaman geldi Osmanlı topraklarında işgal etmedikleri yer bırakmadılar.
 
Sultan Abdülhamit Han, Avrupa’ nın bu sömürücü ve çıkarcı siyasetini çok iyi bildiği için ülkesini ve milletini her alanda güçlü kılmak uğraşına girişti. Bu uğurda, bir yandan emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişkilerden yararlandı. Bir yandan da modern ve güçlü devlet temelleri atmaya çalıştı. Birçok okullar, üniversiteler, fabrikalar, eserler, savunma sanayi tesisleri, yollar, demiryolları inşa ettirdi. O yıllarda ve hatta günümüzde bile dünyada bilinen en zengin petrol yataklarının bulunduğu Ortadoğu petrollerinin İngiliz ve diğer emperyalist güçlerin eline geçmemesi için her türlü önlemi aldı. Hicaz demiryolunu yaptırtarak Ortadoğu ve Arap yarımadasını Anadolu ile ebedi birleştirme amacı güttü. Ama ne hazindir ki emperyalizmin durduramadığı ve yenemediği Abdülhamit Han içteki işbirlikçiler eliyle tahtan indirildi. Ardından çok kısa bir süre içinde koskoca Osmanlı Devleti karış karış işgal ve istila edildi. Bugün yaşanmakta olan, duyduğumuzda hissettiğimiz büyük acıdan dolayı ekranları kapatmak istediğimiz Müslüman katliamlarının temelinde elbette ki Osmanlı’ nın yıkılıp parçalanması yatmaktadır.
 
Bugünlere geldiğimizde Türkiye artık yaklaşık 15 yıldır milli bir akılla yönetilmektedir. Türkiye’ yi yöneten milli akıl, yerli ve milli savunma sanayi yolunda önemli aşamalar gerçekleştirmiştir. Teröristlere bedava vermekten çekinmedikleri ama Türkiye’ ye tek bir tanesini bile bir türlü satmadıkları İHA’ lardan Türkiye kendisi üretmekte ve terörle mücadelede önemli başarılar elde etmektedir. Yerli helikopterler ordumuzun envanterine girmeye başlamış, yerli tankların ordumuzun envanterine girmesi an meselesi olmuştur. Milli savaş gemileri birer birer denize indirilmektedir. Yerli savaş uçağı yapma arzusu ve gayretleri zirve yapmış durumdadır. Yerli füzelerimiz, yerli toplarımız sınırlarımızı güven altında tutmaktadır. Ekonomik büyüme ve ihracatımız her türlü engellemelere rağmen artmaktadır. Sosyal devlet olma yolunda ihtiyaç sahiplerine her türlü destek verilmeye çalışılmaktadır. Avrupa’ nın birkaç bin tanesini bile almamak için her türlü insanlık dışı önlemler aldığı bir zamanda Türkiye, yerlerinden edilen 3 milyonu aşkın mülteciyi ülkesinde barındırmaktadır. Türkiye’ nin kardeşlik ve yardım eli sıcak ve kurak Afrika çöllerine kadar ulaşmaktadır. Kardeş Azerbaycan’ ın işgal altındaki yurtlarının bir bölümü Türkiye’ nin manevi ve askeri desteğiyle kurtarılabilmiştir. Suriye ve Irak halkını yerlerinden eden rejimlere ve terör örgütlerine karşı Türkiye çelik yumruğunu ve diplomasisini konuşturmaya başlamıştır. Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Boğaziçi tünelleri ve metrosu, 3' ncü havalimanı gibi inanılmaz işler kısa zamanlarda başarılmış ve Kanal İstanbul projesinin başlamasına ramak kalmıştır. Bunlar da yetmemiş; yönetimde istikrar, güven ve güçlülük oluşturmak için Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi adı altında Başkanlık sistemi değişikliğine Türk milletinin de onay vermesiyle geçilmektedir. 16 Nisan halk oylaması bunun için yapılmıştı.
 
16 Nisan halk oylaması sürecinde özellikle Avrupa, Türkiye’ nin yeni sisteme geçmemesi için her türlü gayrimeşru yollara başvurmuştur. Teröristlere meydanlarını açan Avrupa, vatandaşlarıyla kapalı salonlarda bilgilendirme amaçlı buluşmak isteyen Türk bakanları engellemiştir. Türkiye’ nin seçimle gelmiş liderine ekranlarda, gazete sayfalarında, meclislerde her türlü asılsız, haksız suçlama ve hatta hakaretler yapılmaya çalışılmıştır. Zaten çok değil daha geçtiğimiz 15 Temmuz’ da FETÖ eliyle Türkiye’ nin seçimle gelen iktidarı, meclisi, demokrasisi, anayasası ve anayasal kurumları bir darbeyle yerle bir edilmek ve Recep Tayyip ERDOĞAN' da Abdülhamit Han gibi devrilmek istenmişti. Emperyalizmin en güçlü ve en azgın döneminde ülkesinin bütünlüğünü koruyan ve ülkesini kalkındıran Abdülhamit Han’ a " Kızıl Sultan " yaftasını yapıştıranlar, bu kez Recep Tayyip ERDOĞAN' a benzer şekilde " Diktatör " yaftası yapıştırma gayretine giriştiler. Ancak ALLAH’ ın izniyle 15 Temmuz’ da Türk milletinin karşısında hüsrana uğrayanlar, 16 Nisan’ da da Türk milletinin oylarıyla hüsrana uğradılar. 
 
Olup bitenlere ve yapılanlara çok iyi bakmak ve iyi anlamak gerekmektedir. Emperyalizmin girmediği, gizli ya da açık işgal etmediği, karıştırmadığı, bölmediği, parçalamadığı, iç savaş çıkartmadığı İslam ülkesi yok gibidir. Şimdiki hedef Türkiye’ dir. Hem içte karışıklık çıkartmak istiyorlar, hem de PKK / PYD gibi örgütleri kullanarak Türkiye’ yi kuşatmak ve Türkiye’ yi karıştırmak istiyorlar. Ancak Türkiye’ yi yöneten üst akıl oynanmak istenen her oyunu akıllıca bozabilmektir. Suriye’ de çatışmasızlık bölgeleri ilan edilmiş ve bu çatışmasızlık durumunun Türkiye’ nin garantörlüğü ve askeri varlığıyla da denetlenecek olması çok önemli bir gelişmedir. Çok sayıda küresel aktörün ve işbirlikçilerinin tüm güçleriyle var olduğu böyle bir coğrafyada bunu sağlayabilmek çok büyük bir başarıdır. Suriye ve Irak’ taki PKK / PYD hedeflerine ABD, Rus ve İran korumasına rağmen çok etkili operasyonlar yapabilmek çok büyük bir başarıdır. Kıbrıs açıklarında petrol ve doğalgaz sondajlarına başlanması Türkiye’ nin gücünün ve özgüveninin eseridir. Türkiye, Fırat Kalkanı harekatıyla gücünü ve etkinliğini herkese göstermiştir. Böylesine başarılı bir ülkenin ve liderliğinin hedefe konulması şaşırtıcı olmamıştır. Türkiye, bazı İslam ülkeleri tarafından da yalnız bırakılmamaktadır. Zaten başta İslam coğrafyasında yaşayan halklar olmak üzere dünyadaki birçok mazlum ülke halklarının kalbi Türkiye ile birlikte atmaktadır. Türk milletinin Recep Tayyip ERDOĞAN liderliğine desteği süreklilik haline gelmiştir. Türk milleti biliyor ki Avrupa’ nın Türkiye’ ye ve Recep Tayyip ERDOĞAN' a karşı tutumunun yegane sebebi Türkiye’ nin büyümesi, gelişmesi ve bölgesel bir güç haline gelmesidir. Türk milleti birliğini ve beraberliğini sürdürdüğü sürece hiçbir güç Türkiye’ yi bölemeyecek, parçalayamayacak ve Türkiye’ de iç çatıştırma çıkartamayacaktır.

Devamını Oku

ERBAKAN' a Saldıranlar

Onu hangimiz sevmedik ki çılgınlar gibi. Çünkü o baharı getiren, baharı başlatan bir çiçekti. O ERBAKAN’ dı. Mücahit ERBAKAN' dı. O hala kulaklarımızda çınlayan bir ses, o hala mübarek yolculuğumuzda öncü bir nefes. Onun hayatını, mücadelesini, ona karşı savaşanları bilmeden onu anlamamız ve bilmemiz mümkün değildir.

Sinop Kadı Vekili Mehmet Sabri ile Kamer hanımın dört çocuklarının en büyüğü olarak 29 Ekim 1926 yılında dünyaya gelmişti. Kayseri’ de başladığı öğrenim hayatına babasının tayin olması nedeniyle Trabzon’ da devam etti. 1937 yılında İstanbul Erkek Lisesinde orta öğrenimine başladı ve 1943 yılında bu okulu birincilikle bitirdi. Üniversiteye sınavsız giriş hakkı kazanmış olmasına rağmen sınava girmeyi tercih etti ve aynı yıl İTÜ Makine Mühendisliği fakültesine girdi. Aynı dönemde bu okulda Süleyman DEMİREL ve Turgut ÖZAL' da öğrenim görmekteydi. Süresi 5 yıl olan bu fakülteden 1948 yılında mezun oldu ve Motorlar Kürsüsünde asistan olarak dersler vermeye başladı. 1951 yılında üniversite tarafından gönderildiği Almanya-Aachen Teknik Üniversitesinde doktorasını yaptı. Alman ordusu için araştırma yapan DVL Araştırma merkezinde Prof.Dr. Schmidt ile çalışmalar yaptı.1953 yılında doçentlik sınavını vermek için Türkiye’ ye döndü. 1954 yılında 27 yaşındayken İTÜ’ de doçent oldu. Araştırmalar yapmak üzere altı aylığına tekrar Almanya’ nın Deutz fabrikalarına gitti. Mayıs 1954-Ekim 1955 tarihleri arasında vatani görevini yaptı ve tekrar üniversiteye döndü. 1956-1963 arasında 200 ortaklı ilk yerli motoru üretecek olan Gümüş Motor' u kurdu ve Türkiye’ de ilk motor üretimini gerçekleştirdi. 1965' te profesör oldu. 1967' de  Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Sekreterliği' ne seçildi. Aynı yıl, Nermin hanımla evlendi. Nermin hanımın vefatına kadar süren bu evliliğinden üç çocuğu ( Zeynep, Elif ve Fatih ) oldu. ERBAKAN, TOBB görevini sürdürürken sürekli olarak büyük sanayici ve tüccarlara karşı Anadolu tüccar ve küçük sanayicilerini savunmasıyla dikkati çekti. 25 Mayıs 1969' da TOBB genel başkanlığına seçildi. Ama DEMİREL ve Adalet Partisi çeşitli gayri meşru vasıtalar kullanarak TOBB seçimlerini iptal etti ve 8 Ağustos 1969' da TOBB başkanlığından ayrılmak zorunda kaldı. Bunun üzerine siyasete atılmaya karar verdi. Çünkü Müslümanların kendilerini yönetmediği sürece, Müslümanları Müslüman olmayanların yöneteceğini anlamıştı. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu milletine de göstermiş olmak için 1969 yılında Adalet Partisinden milletvekilliği adaylığı başvurusu yaptı. Beklendiği gibi DEMİREL ve Adalet Partisi hemen adaylığını veto etti. Artık hiç kimse ona Adalet Partisi varken niye başka siyasi oluşumlara yöneliyorsun diyemezdi. 1969 yılında Konya’ dan bağımsız milletvekilliği adaylığını koydu.

Ve tebrikler Konya halkı ! Bağımsız milletvekili adayı Profesör Doktor Necmettin ERBAKAN’ a, girdiği bu ilk seçimde Konya halkı en az iki milletvekili seçtirecek kadar bir oy vererek milletvekili seçti. 17 Ocak 1970' te 17 arkadaşıyla Milli Nizam Partisini (MNP) kurdu. Milli Nizam Partisinin siyasi hayatta yerini almasıyla birlikte Türk Milleti Milli Görüşü duymuş ve tanımış oldu. Milli Nizam Partisine ve ERBAKAN’ a Türk milletinin teveccühü günbegün artmaya başladı. 1960 askeri darbesiyle orduda, yargıda, üniversitelerde, meslek odalarında, siyasi partilerde, sivil bürokraside, ekonomide faşist bir vesayet oluşturulmuştu. Bu vesayet düzeni 12 Mart 1971’ de tekrar askeri müdahalede bulundu. İlk iş olarak da üç ay gibi kısa bir sürede Anayasa Mahkemesi eliyle Milli Nizam Partisini " laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü " iddiasıyla 20 Mayıs 1971’ de kapattı. Ancak ERBAKAN yılmadı. Hayatını ülkesinin bağımsızlığına, milletinin hürriyetine ve yeryüzünde adil düzenin kurulmasına adamıştı.

11 Ekim 1972' de MNP kadrolarıyla Milli Selamet Partisi’ ni (MSP) kurdu. Kuruluşundan kısa bir süre sonra genel seçimler yapıldı. Radyolarda ve basında ERBAKAN ve MSP görmezlikten gelindi. Türk halkı MSP’ yi tam olarak duyamadı ve tanıyamadı. Buna rağmen 14 Ekim 1973 seçimlerinde Milli Selamet Partisi yüzde 12 oy oranıyla 48 milletvekilliği kazandı. Seçimlerden sonra DEMİREL ve Adalet Partisi millet bize muhalefet görevi verdi diyerek kenara çekildi ve hükümet kurmaya yanaşmadı. Ülke hükümetsiz kaldı. 27 Mayıs ve 12 Mart askeri darbe artıkları hükümetsiz ortamda daha rahat cirit atıyorlar ve ülke daha acımasız sömürülüyordu. Bu duruma bir son vermek, ülkeyi hükümetsiz bırakmamak, Milli Görüş kadrolarının neler yapabileceğini Türk milletine göstermek için CHP-MSP koalisyon hükümetinde yer aldı. İyi ki de böyle olmuş. 1955 yılından beri Kıbrıslı Türklere katliamlar ve soykırım uygulayan EOKA adındaki terörist ve katil sürüsü bir darbeyle Kıbrıs’ a el koydular. ERBAKAN bunun üzerine ısrarla ve inatla Kıbrıs Harekatı hazırlıklarını başlattı. Uluslararası anlaşmalardan doğan tüm haklarımız kullanılmalıydı. 20 Temmuz 1974’ de Kıbrıs Barış Harekatı başladı. ERBAKAN, Kıbrıs’ ta kalıcı bir barışın tesis edilmesi için adanın tamamının ele geçirilmesi gerektiğini savunuyordu. Ancak koalisyon ortağı ve Başbakan ECEVİT buna yanaşmıyordu. Eğer o gün ERBAKAN’ ın düşüncesiyle hareket edilmiş olsaydı, harekattan sonra Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlarla anlaşmak kolay olacak, birçok kazanımlar elde edilecek ve bugün Kıbrıs sorunu diye bir sorunumuz olmayacaktı. CHP ve ECEVİT hem Kıbrıs Barış Harekatını kendi lehlerine siyasi ranta çevirmek hem de Milli Görüş kadrolarının daha fazla hükümette kalmasının önüne geçmek için 17 Eylül 1974' de hükümeti bozdu. Ülke Mart 1975’ e kadar tekrar mecliste tabanı olmayan ara rejim hükümetlerinin elinde kaldı. ERBAKAN ve MSP bu duruma son vermek için Mart 1975’ te Adalet Partisi ve MHP ile birlikte 1' nci Milliyetçi Cephe Hükümetinde yer aldılar. Hükümette yer almayı fırsata çeviren ERBAKAN ağır sanayi hamlesini başlattı. Otuzun üzerinde ağır sanayi fabrikasını programa alarak temellerini attı. Basının ve tüm siyasi partilerin haksız saldırıları ve sağ sol çatışmaları altında yapılan 1977 seçimlerinde MSP ancak 24 milletvekili çıkarabildi. Temmuz 1977' de AP, MSP ve MHP koalisyonuyla 2' nci MC hükümeti kuruldu ve ERBAKAN yine devlet bakanı ve Başbakan yardımcısı oldu. Ancak ağır sanayi hamleleri devam ettikçe sağ-sol çatışmaları alevlendiriliyordu. Milli Görüş iktidarda istenmiyordu. Meşhur Güneş Motel pazarlıklarıyla AP’ den 11 milletvekili kopartıldı. CHP tek başına hükümet kurdu. Yerel seçimlerde CHP başarılı olamayınca bu hükümet de gitti. Ülke tekrar hükümetsiz kalma durumuyla karşı karşıya kaldı. ERBAKAN ve MSP “ kerhen ” de olsa hem ülkeyi hükümetsiz bırakmamak hem de ülkeyi sağ- sol çatışmalarının gölgesinde askeri vesayetçilere kaptırmamak için DEMİREL Başbakanlığındaki AP azınlık hükümetine dışarıdan destek verdi. Ama askeri vesayetçiler kararını çoktan vermişti. Ülke yönetimine el koyacaklardı. ERBAKAN 6 Eylül 1980’ de Konya’ da büyük bir Kudüs Mitingi düzenledi. Mitingde yüz binler bir araya gelerek İsrail vahşetini kınadı ve Kudüs’ ün kurtuluşu özlemlerini dile getirdi. !2 Eylül 1980 günü ordu yönetime el koydu. Darbe gerekçelerinden biri olarak da bu miting gösterildi. ERBAKAN, İzmir Uzunada’ da gözaltında tutuldu. 15 Ekim 1980’ de 21 MSP yöneticisiyle birlikte “ laikliğe aykırı davranmak ” suçlamasıyla tutuklandı. 24 Temmuz 1981' de tahliye edildi. 1983’ te Askeri Yargıtay kararıyla beraat etti. Darbecilerin 1982 Anayasasıyla 10 yıl siyaset yapma yasağı getirildi.

6 Eylül 1987 halk oylamasıyla tekrar siyasete döndü. 11 Ekim 1987’ de Refah Partisi genel başkanı seçildi. 1991 yılındaki seçimlerde Konya’ dan milletvekili seçilerek meclisteki yerini aldı. 1995 seçimlerinde tüm partileri geride bırakarak seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Vesayetçiler ERBAKAN ve Refah Partisine hükümet kurdurmamak için her yolu denediler. Önce Anavatan ve Doğru Yol partilerine koalisyon hükümeti kurdurdular. Halkın tasvip etmediği bu hükümet kısa ömürlü oldu. Anavatan Partisi, Refah Partisi ile hükümet kurmanın eşiğine gelmişken askeri çevrelerin baskısına dayanamayarak hükümet kurmaktan son anda vazgeçti. ERBAKAN, büyük tavizler vererek ÇİLLER’ i ve Doğru Yol Partisi’ ni birlikte koalisyon hükümeti kurmaya ikna etti. Vesayetçiler ve işbirlikçiler panikledi. İmparatorluklarının sonunun geldiğini görür gibi oldular. Hemen algı operasyonlarına, iftiralara, darbe hazırlıklarına başladılar. ERBAKAN hiç aldırmadan yoluna devam etti. Tek kuruş iç borç, tek kuruş dış borç almadı. Önceki hükümetlerin yaptıkları iç borç ve dış borç taksitleri de vadesi gelince tıkır tıkır ödeniyordu. İşçi, köylü, esnaf, memur, emekli rahat nefes almaya başladı. Enflasyon düşüyordu. İşçi, memur ve emekliler üst üste yüzde üç yüzlere varan zamlar alıyorlardı. İç borç ve dış borç faizi adı altında bir avuç yerli ve yabancı sömürücülere verilen paralar halka veriliyordu. Türk basınının amiral gemisi denilen Hürriyet çıldırıyor “ Vermeden almak Allah’a mahsustur ” manşetlerini atıyordu. Bir yandan halk refaha kavuşuyor, diğer yandan yerli ve milli ağır sanayi hamleleri için yatırım yapma fırsatları ortaya çıkıyordu. 1 yılı bile bulmayan çok kısa bir dönemde Türkiye ekonomisi %7,5 oranında büyümüş ve Türkiye' nin GSMH’ si dünya toplamının binde 11,96' sından binde 12,37' sine yükselmişti. Kamu kuruluşları arasında havuz sistemi kurulmuş, halkın parası devletin faizsiz kullanımına verilmişti. Gelişmekte olan halkın çoğunluğu Müslüman olan ülkelerden 8 tanesi biraya getirilerek D-8 kurulmuş ve ilk meyvelerini vermeye başlamıştı. Küresel emperyalizm ve içerdeki yerli işbirlikçi ortakları çıldırdı. Basın harekete geçirildi. Her gün gazetelerde ve televizyonlarda sahte irtica yaygaraları kopartıldı. Düzmece olaylar ve konu mankenleri kullanılarak hükümet suçlanmak isteniyordu. Susurluk skandalı bile hükümet aleyhine kullanılmak istendi. Zaten darbe yapmaya çok iştahlı olan asker bürokrasisi 28 Şubat post-modern darbe sürecini başlattı. Amaçları ERBAKAN’ ı istifa ettirmekti. ERBAKAN direndi. Direndikçe millet düşmanları çıldırdı. 21 Mayıs 1997’ de " yasadışı bazı eylemlerin odağı olmaya başladığı ve bazı üyelerinin laik rejimi hedef alan girişimleri " olduğu gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Refah Partisi hakkında Anayasa Mahkemesinde kapatma davası açıldı. Doğru Yol Partisi milletvekilleri gayri meşru yöntemlerle bir bir istifa ettirilmeye başlandı. Bunun üzerine ERBAKAN, Başbakanlık görevini Tansu ÇİLLER' e devretmek amacıyla 18 Haziran 1997' de Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL' e istifasını sundu. Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL ise yeni hükümeti kurma görevini Doğru Yol Partisi genel başkanı Tansu ÇİLLER' e değil, Mesut YILMAZ' a verdi. 55' nci Hükümet ( ANASOL-D ) Mesut YILMAZ' ın liderliğinde Anavatan Partisi, DSP, Demokrat Türkiye Partisi koalisyonu ile kuruldu. Bu hükümetin ilk icraatı havuz sistemini kaldırmak ve iç borç / dış borç yoluyla ülkeyi tekrar sömürüye açmak oldu. Kısa sürede ülkemizin 300 milyar doları bir avuç yerli ve yabancı sömürücüler tarafından soyuldu. Bunun sonucu olarak neredeyse hazine ve Merkez bankasında tek kuruş dövizin bile kalmadığı 2001 krizi yaşandı. Anayasa Mahkemesi, Refah Partisini kapatmakta yasal engellerle karşılaştı. Bazı yasalar Refah Partisinin kapatılmasını imkansızlaştırıyordu. Ama ne olursa olsun bu parti kapatılmalıydı. Kapatmayı engelleyen yasalar Anayasa Mahkemesi tarafından önce re' sen iptal edildi. Halbuki bu yasaların iptali için hiçbir başvuru olmamıştı. Anayasa Mahkemesinin ise bu şekilde re’ sen yasa iptal etme hakkı bulunmuyordu. Buna rağmen bu yapıldı. Refah Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından,16 Ocak 1998' de kapatıldı. ERBAKAN' ın da olduğu 6 kişiye 5 yıl süreyle siyaset yasağı getirildi.

Refah Partisi' nin kapatılma kararından bir ay önce Milli Görüş çizgisindeki Fazilet Partisi kurulmuştu. Bu parti, ERBAKAN' sız girdiği ilk seçimlerde yüzde 18 oy aldı. Vesayetçiler bu kez 2011 yılında Fazilet Partisini de kapattılar. Gerekçe Refah partisinin devamı olmaktı. Fazilet partisinin kapatılmasından sonra Milli Görüşçü kadrolar farklı siyasi arayışlara girdiler. Çünkü ERBAKAN yasaklıydı. Parti üyesi bile olamıyordu. Bir yandan, ERBAKAN’ ın desteklediği Saadet Partisi (SP) kuruldu. Diğer yandan da Recep Tayyip ERDOĞAN liderliğinde  AK PARTİ kuruldu. Şüphesizdir ki ERBAKAN yasaklı olamasaydı böylesine bölünmeler olmayabilirdi. Nitekim ERBAKAN’ ın 2002 genel seçimlerinde Konya' dan bağımsız milletvekilliği adaylığı başvurusu Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından reddedildi. Ama ERBAKAN’ ın öğrencilerinin kurduğu AK PARTİ tek başına iktidara yürüdü. ERBAKAN, siyasi yasağı sona erince 17 Ekim 2010' da Saadet Partisi' nin genel başkanlığına seçildi. Sağlık durumu giderek kötüleştiği halde vefat ettiği güne dek kurmaylarıyla parti ve ülke meseleleri hakkında görüşmelerine devam etti. 27 Şubat 2011 sabahı saat 8.50’ de doktorlarının muayenesi esnasında koroner arter rahatsızlığı sonucu şuurunu yitirerek komaya girdi. Saatler aynı sabahın 11.40’ ını gösterirken doktorların tüm müdahaleleri ile yaşamsal işlevlerinin desteklenmesine rağmen yaşamını yitirdi. Vasiyetine uygun olarak resmi devlet töreni düzenlenmedi.

1 Mart 2011 Salı günü önce Ankara' da Hacı Bayram Camii' nde sabah namazına müteakip cenaze namazı kılındı. Sonra cenazesi İstanbul' a getirilerek öğlen namazını müteakip Fatih Camii’ nde kılınan cenaze namazı sonrasında Zeytinburnu Merkezefendi Mezarlığı' na defnedildi. Mezarına Türkiye' nin çeşitli bölgelerinden getirilen topraklarla birlikte Kudüs, KKTC ve Boşnak lider Aliya İzzetbegoviç' in mezarından getirilen topraklar da serpildi. Cenazesine Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Bakanlar, Genel Başkanlar, Milletvekilleri, TSK Mensupları, Büyükelçiler, Belediye başkanları, partililerin yanı sıra 60 ülkeden cemaat ve hareket liderleri ile temsilcileri katıldı. Cenaze namazı iki milyonu aşkın kişi tarafından kılındı. Ruhu şad olsun. Cennet mekanı olsun. Hala şu sözleri kulaklarımızda çınlamaktadır;

“ Kuvvet, kudret sahibi Amerika değil Cenab-ı ALLAH’ tır ” 

“ ALLAH ALLAH deyip  yola çıkacağız, ne zannediyorsunuz ? ” 

“ Bir milletin asıl gücü topu-tankı-tüfeği değil, imanlı ve inançlı evlatlarıdır ” 

“ ALLAH’ a kul olunmadan dava eri olunmaz ” 

“ Müslüman olmak yetmez, şuurlu Müslüman olmak gerek ” 

“ Cihad etmeyen dünya imtihanını kazanamaz ” 

“ Milletin başından batı kulübü gider, dertler biter ''

ERBAKAN düşmanları aynı zamanda millet düşmanlarıdır. ERBAKAN’ ı siyaset sahnesinden silmek isteyenleri Türk halkı hiçbir zaman affetmedi. Çünkü olan Türk milletine oluyordu. Millet, ERBAKAN’ ın intikamını 2002 yılından beri AK PARTİYİ sürekli iktidarda tutarak almaktadır. Türk milleti, 15 Temmuz 2016’ da FETÖ’ cülere ve tüm darbecilere “ Dur ” diyerek, ERBAKAN’ ın intikamını bir kere daha aldı. Şimdi Türk milleti asıl öldürücü darbeyi vurarak ERBAKAN’ ın intikamını tam ve kesin olarak almak üzeredir. ERBAKAN’ ı hayatı boyunca inim inim inleten, kurduğu tüm partileri kapatan yargı vesayetini bitirecek Anayasa değişikliğine Türk milleti 16 Nisan’ da “ EVET ” demeye hazırlanmaktadır.

16 Nisan’ dan sonra Türk yargısı milli iradeye saygılı, güçlü, bağımsız ve tarafsız olacaktır. Türk yargısı, 16 Nisan’ dan sonra bir daha ERBAKAN gibi millet sevdalılarını sudan bahanelerle siyaset sahnesinin dışına atamayacaktır. Türk milleti, 16 Nisan’ da “ EVET ” diyerek örtülü-örtüsüz, gizli-açık, askeri-sivil tüm darbeler dönemini tarihin çöp sepetine atacaktır. Bir daha ne TSK, ne basın ve medya, ne yargı, ne de sözde sivil toplum kuruluşları ve iş çevreleri koalisyon oluşturup ERBAKAN ve MENDERES gibi milletin seçtiği meşru yöneticilere darbe yapamayacaktır. ERBAKAN’ a yapılan tüm haksızlıkların hesabı 16 Nisan günü millet tarafından kesin olarak görülecektir. 16 Nisan final günüdür. Finalde kazanan Türk milleti olacaktır. 16 Nisan’ dan sonrası inşallah ERBAKAN’ ın hedeflediği “ Güçlü Türkiye, Lider Türkiye, Büyük Türkiye ” olacaktır.

Devamını Oku

Müzakerelerin Tanımını Artık Bağımsızlık Mücadelesine Dönüştüren Türkiye

Kıbrıs, Akdeniz’ in üçüncü büyük adası olup, Türkiye’ nin güneyinde ve 65 km. yakınında yer alır. Oysa, doğusundaki Suriye’ ye 112 km. İsrail’ e 267 km. güneyindeki Lübnan’ a 418 km. kuzeybatısındaki Yunanistan’ a ise 965 km. uzaklıktadır. İslam orduları ilk olarak Hazreti Osman zamanında 649 yılında Kıbrıs’ ın bir bölümünü fethettiler. Hicretin 28' nci yılında gerçekleşen ve İslam ordularının ilk deniz seferi de olan bu fetihte bazı sahabeler ve hanımları da yer aldılar. Peygamberimizin halası “ Hala Sultan " bu sefer sırasında şehit oldu. Hala Sultan’ ın kabri üzerine türbe, yanına da cami yaptırıldı. İstanbul’ umuzun Eyüp Sultanı neyse, Kıbrıs’ ımızın Hala Sultanı da odur. Her ikisi de sahabe olup bu beldelerin fetih sembolleri ve birer İslam mühürleridir.Daha sonra 654 yılında yine Hazreti Osman’ ın halifeliği sırasında. Kıbrıs’ ın tamamı fethedildi.

Kıbrıs’ ın Osmanlılar tarafından fethi ise 1571 yılında gerçekleşmiştir. Yüzyıllardır Latinlerin, Haçlıların ve Venedik' li tüccarlar gibi değişik kavimlerin ve milletlerin zulmü altında yaşayan Kıbrıs, Osmanlıların idaresi altında özgür ve güvenli bir yaşama geçebilmiştir. Çünkü Osmanlılar Kıbrıs' ta feodal sistemi kaldırıp, millet sistemini tatbik etti. Bu sistem altında gayrimüslimler kendi dini yetkilileri tarafından yönetildi. Latin egemenliğindeki dönemin aksine, Kıbrıs Kilisesi Kıbrıs Rumlarının başı olarak tayin edildi. Hıristiyan Rum Kıbrıslılar ve Osmanlı yönetimi arasında aracı olarak faaliyet gösterdiler. Bu durum Kıbrıs Kilisesi' nin, Roma Katolik Kilisesi' nin devamlı tecavüzünden kurtulmasına da vesile oldu. Osmanlıların gerileme dönemindeki zor bir zamanında, 93 harbi sırasındaki 1878 yılında “ Ruslara karşı yardım vaadiyle ” yıllık yaklaşık 92.000 altın karşılığında İngiltere, Kıbrıs’ ı Osmanlılardan kiraladı. Ancak 1914 yılında 1' nci Dünya savaşı bahane edilerek Kıbrıs, İngiltere tarafından ilhak edildi.

1923' te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’ nın 21' nci maddesinde İngiltere’ nin Kıbrıs’ ı ilhakı tanındı. 1925 yılında Kıbrıs Crown Colony olarak ilan edildi ve adaya ilk Türkiye Cumhuriyeti konsolosu da atandı. Geçmişindeki Latin ve Haçlı zulümlerini ve Osmanlı adaletini unutan Rumlar, Yunanistan’ ın ve batılı ülkelerin de kışkırtmasıyla Ekim 1931' den itibaren Enosis isteğiyle ayaklanmaya başladı. Bunu bahane eden İngilizler Kıbrıs’ taki okullarda Türk tarihinin okutulmasını, Türk bayraklarının kullanılmasını ve Türk ulusal kahramanlarının resimlerinin sergilenmesini yasakladı. Ocak 1950 tarihinde Doğu Ortodoks Kilisesi, Kıbrıs Türk toplumunun boykot ettiği göstermelik bir referandum düzenledi. Referanduma katılanların %90' ı Kıbrıs' ın Yunanistan ile birleşmesi düşüncesi olan enosis lehinde oy verdi.

1955' te Kıbrıslı Rumların kurduğu EOKA terör örgütü Kıbrıs’ ı Yunanistan’ a bağlamak için silahlı eylemlere başladı. Kıbrıslı Türkler de silahlanmaya çalıştılar. Taksim  isteğinde bulunan Türkler ile Enosis isteyen Rumlar birbirleri ile çatışmaya başladı. Olayların büyümesi üzerine 1960 yılında Adnan MENDERES hükümetinin gayretleri sonucu Türkiye’ nin de garantör olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bağımsız Kıbrıs Devleti kuruldu. Ancak katil EOKA teröristleri, 1974' te Yunan destekli bir darbe yaparak Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyetine el koydular. Bunun üzerine Türkiye Barış Harekatı düzenleyerek adanın bir bölümünü kurtardı ve Kıbrıslı Türkler için güvenli bölge oluşturdu. Ardından Kıbrıslı Türkler bu bölgede Kıbrıs Türk Federe Devletini kurdular. Rumların ve Yunanlıların hiçbir şekilde anlaşmaya yanaşmamaları üzerine bu devlet daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını aldı. Kıbrıs Barış görüşmeleri hiçbir zaman bitmedi. 24 Nisan 2004 tarihinde Birleşmiş Milletler genel sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan birleşme planı tüm adada referanduma sunuldu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki Türkler bu plana %35' e karşı %65' le “ Evet ” deyip kabul ederken, Güney Kıbrıs’ taki Rumlar %25' e karşı %75 ile “ Hayır ” deyip kabul etmediler. Üstelik 1 Mayıs 2004 tarihinde adanın Rumlar tarafından yönetilen güney kesimi, adanın tamamını temsil ettiği iddiasıyla, “ Kıbrıs Cumhuriyeti ” adıyla Avrupa Birliği' ne katıldı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmasına kuruldu. Var olmasına var. Ancak birkaç ülke dışında hiçbir devlet tanımıyor yada tanıyamıyor. Aslında ülkeler kendi iradeleri doğrultusunda hareket edebilseler durum tersine döner. Birkaç devlet dışında pek çok ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanırlar. Küresel emperyalizm KKTC’ nin tanınmasını istemiyor. Sözüm ona çözüm istiyorlar. Sözüm ona barış istiyorlar. Bu amaçla da bitmek bilmeyen müzakereler yapılıyor. Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların çözümden ve barıştan anladıkları ana hatlarıyla şunlardır;

'' KKTC’ nin varlığı sona ersin, Kıbrıs Adasını Rumlar yönetsin, Türkiye’ nin garantörlüğü sona ersin, Anayasada Türkler ve Rumların eşit ortaklığı söz konusu olmasın, iki bölgeli devlet olmasın, dönüşümlü başkanlık ya da cumhurbaşkanlığı olmasın, mecliste ezici çoğunluk Rumlardan oluşsun, Kıbrıs Barış Harekâtından sonra KKTC vatandaşı olanlar adadan çıkarılsın. ''

Tabii ki bu Yunan ve Rum isteklerini küresel emperyalizm hararetle destek vermektedir. Buna karşılık Türkiye ve Kıbrıslı Türkler eşit ortaklık, eşit haklar, eşit temsil, iki bölgeli devlet ve Türkiye’ nin garantörlüğünün devam etmesini istiyorlar. Hatta bu ilkelerin kabul edilmesi halinde bazı toprakların terk edilmesi gibi büyük fedakarlıkları bile göze alabiliyorlar. Artık Kıbrıs görüşmelerinde yeniden önemli bir aşamaya gelindi. Küresel emperyalizm bu konuda çok bastırıyor. Ancak bölgesel bir güç haline gelen ve tamamen milli akılla yönetilen Türkiye, ne garantörlüğünden vazgeçecektir, ne eşit ortaklıktan vazgeçecektir, ne de iki kesimli devletten vazgeçecektir.

Asıl önemli konu daha başkadır. Kıbrıs’ taki fiili Rum tecavüzünü Barış harekatıyla engelledik. Kıbrıslı Türklerin özgürlük ve güven içinde yaşabildikleri KKTC kuruldu. Fakat Türkiye ve Kıbrıslı Türkler kültür zaferini kazanamadılar. Son yıllarda Kıbrıslı Türkler arasında hem Türkiye düşmanlığı hem de Rumlarla yan yana ve iç içe yaşama arzusu hissedilir derecede artmış durumda.

Yaz gelip okullar tatil olunca KKTC’ deki cami ve Kur’ an kursları kabus yaşıyorlar. Bizdeki Eğitim-Sen’ in paralelindeki Kıbrıs' taki öğretmen sendikasının mensupları cami ve Kur’ an kurslarını basarak, çocukların Kur’ an eğitimi almalarına engel oluyorlar. Burada hemen aklımıza gündemimizdeki anayasa tartışmaları geliyor. Anayasalar halk tarafından değil de batılı eğitim almış elitler tarafından yapılırsa böyle sonuçların ortaya çıkması çok normaldir. Türkiye’ de yaklaşık yüz yıldır laik eğitim adı altında adeta sömürge eğitimi verildi. İnsanlar geçmişinden ve kültüründen koparılmaya çalışıldı. Üretim ve kalkınma için hiçbir eğitim verilmezken tüketime yönelik eğitim tam gaz devam etti. Bunun sonucunda 1980’ lerde Türkiye’ nin toplam ihracatı 3 milyar dolarcıktı. Genç dimağlara batının klasik edebi eserleri ezberlettirilmeye çalışılırken Necip Fazıl' lardan, Arif Nihat ASYA' lardan habersiz yetiştirilmeye çalışıldı.

KKTC anayasasını Türkiye’ nin gönderdiği Mümtaz SOYSAL gibiler yapmıştı. Kıbrıs Barış Harekatının üzerinden 42 yıl geçti. O gün doğanlar 42 yaşında. O gün hayatta olanların çoğu öldü. Öyle bir Anayasa ve öyle bir eğitim sistemi kurmuşlar ki gençler Rum zulmünden habersiz, insanlar terörist EOKA’ yı hiç duymamışlar, okullarda din ve Kur’ an eğitimi yok, yaz Kur’ an kursları bile çok görülüyor, sosyal yaşam tamamen batı taklitçiliği, üretim için eğitim diye bir şey yok.

Zaferler savaş meydanlarında kazanmakla bitmiyor. Zaferlerin masada da, kültür alanında da kazanılması gerekiyor. Ama ne olursa olsun bugüne kadar her türlü zorluğu yenen ve her zaman ayakta kalabilen Türk Milleti ve Kıbrıs Türk halkı günün birinde bu zaferleri de kazanacaktır.

Devamını Oku

İşbirlikçi Düşman Ajanları Hiç Boş Durmuyor

Türkiye' ye akıl almaz iftiralar atan ve en kahpe ihanetleri yapan içimizdeki işbirlikçi düşman ajanları hiç boş durmuyor. Kimi zaman Türkiye' yi terörist göstermeye çalışıyorlar, kimi zaman Türkiye' de dikta rejiminin olduğunu iddia ediyorlar, kimi zamanda yakalanan darbecilere işkence yapıldığını öne sürüyorlar. Türkiye' nin uluslararası arenada da köşeye sıkıştırılmasını sağlamak için her türlü yalanı söylüyorlar.

Hürriyet Daily News yazarı Burak BEKDİL yeni bir ihanete, yeni bir iftiraya ve yeni bir skandala imza attı. Burak BEKDİL; danışma kurulunda eski CIA direktörü R. James Woolsey Jr.' ın da olduğu ve genellikle ABD' deki yahudi lobisinin haberlerine yer veren Gatestone İnstitute' deki köşesinde, 13 Aralık' ta " ERDOĞAN' ın Özel Gençlik Ordusu " başlıklı bir yazı kaleme aldı. BEKDİL, yazısında Cumhurbaşkanı ERDOĞAN' ın 3 aşamalı bir planla gençlerden bir ordu kuracağı gibi saçma bir yalana yer verdi. BEKDİL' in mantık yoksunu iddiasına göre ilk etapta 1.500 camide örgütlendirilecek gençler 2021 yılına kadar 20 bin camide yapılanacak, sonunda 45 bin camii bu gençleri barındıracak. Bu deli saçması iddiası için " Nazi Partisinin Hitler Gençlik Örgütü gibi olacaklar " benzetmesi yapan BEKDİL ayrıca Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip ERDOĞAN' ın 15 Temmuz darbe girişiminden sonra paranoya halinde olduğunu ileri sürdü.

Serbest ve hür seçimlerin 4 yılda bir yapıldığı, 80 milyon insanın yaşadığı, her yıl 20 milyon yabancının turistik gezi yaptığı, dünyanın dört bir tarafına yılda 300 milyar dolarlık ihracat ve ithalat hareketinin olduğu, yüzlerce televizyon ve gazetenin serbestçe yayın yaptığı, uluslararası haber ajanslarının ve uluslararası profesyonel ajanların cirit attığı Türkiye' de böyle bir şeyin olmadığını herkes biliyor. Buna rağmen düşman işbirlikçileri efendilerine yaranabilmek için böyle adi iftiralar atabiliyorlar ve alçakça yalanlar söyleyebiliyorlar. Bunların soludukları vatan havası, içtikleri vatan suyu, gezdikleri vatan toprağı ve yedikleri vatan ekmeği bunlara haram olsun. Şehitlerin, gazilerin, mazlumların ve vatan evlatlarının iki eli, her iki dünyada bunların yakasında olsun.

Devamını Oku

Medya Özgürlüğüne Sınır Ülke Sınırlarını Korumaktır

Terör yada terörizm terimleri siyasal, dinsel veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere; resmi, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımını ifade eder. Terör uygulayan organize çeşitli gruplara terör örgütü, terör uygulayan şahıslara ise terörist denir. Terörizmin maddi kaynakları daha çok yasa dışı faaliyetler ve dış yardımlardır. Uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı, büyük çaplı soygunlar, haraçlar, zorunlu bağışlar, her türlü kaçakçılık ve gönüllü katkılar terörizmin en çok başvurduğu yasa dışı faaliyetlerdir.

Terörizm modern çağın bir olgusu olduğu için medyayı ve gazetecileri, amaçları doğrultusunda durmadan kullanır. Öyle ki medya ve terörist gazeteciler olmadan terörizm yaşayamaz. Terörizm, medya ve gazeteciler sayesinde reklamını yapar. Teröristler, terör eylemlerini gerçekleştirir. Medya ve gazeteciler ise terör eylemlerini toplumda baskı, yıldırma ve korku salacak şekilde duyurur. Teröristler, terör eylemlerini gerçekleştirir; medya ve gazeteciler ise bu terör eylemlerinin haklı ve yerinde olduğunu açıklamaya çalışır. Terörizm, medya sayesinde taban edinmeye çalışır. Terör, medya sayesinde taban edinmeye çalışır. Terörizm, medya ve gazeteciler sayesinde toplumda algı oluşturmaya çalışır. Teröre hizmet eden medya ve gazeteciler, sürekli " basın özgürlüğü " kavramının ardına sığınırlar. Yüksek mahkemeler bile basın özgürlüğü ile terörü yaşatan medya ve gazeteciliği bir türlü ayırt etmezler yada edemezlerdi. Halbuki çok basit bir evrensel hukuk kuralı vardır. O da şudur; '' Basın özgürlüğü ancak ve ancak mazlumun, güçsüzün, masumun, haklının, ezilenin, yönetilenin yararına ve sesi olarak sınırsız kullanılabilir. ''

Yasa dışı faaliyetler yapan, dış yardımlar alan, geniş halk kitleleri üzerinde yıldırma ve şiddet uygulayarak korku ve panik yaratan, terörizme hizmet eden medya ve gazeteciler için basın özgürlüğü söz konusu bile olamaz. Terör bir insanlık suçudur. Terörizm, sonuçta bir şekilde egemen olmayı hedefler. Yani terörizm, geleceğin egemen adayıdır. Eli kanlı alçak terörizmin geniş halk kitlelerine terör yoluyla egemen olmasına hizmet eden medya ve gazeteciler için basın özgürlüğü olamaz.

Devamını Oku

Millet Kavramını Bilmeyen Birleşmiş Şirketler

Emperyalistler arası büyük bir paylaşım savaşı olan 2' nci Dünya Savaşı' nın sonlarına yaklaşılırken 4 Şubat 1945 - 11 Şubat 1945 tarihleri arasında SSCB' nin ( bugünkü Rusya' nın ) önde gelen tatil yerlerinden biri olan Yalta' da İngiltere, SSCB ve ABD arasında bir konferans düzenlendi. Konferansta Birleşik Krallığı Başbakan Churchill, ABD' yi Başkan Roosevelt, SSCB' yi Komünist Parti Genel Sekreteri Stalin temsil etti. Amaç; dünyayı aralarında paylaşarak yeni bir dünya sömürü düzeni kurmaktı. Dünyayı bir baklava tepsisi gibi önlerine koydular ve dilim dilim paylaştılar. Hangi ülke kimin sömürü alanında olacak, hangi topraklarda nasıl bir işbirlikçi rejimler kurulacak, Yahudiler' e kurdurulacak İsrail devletine adım adım hangi topraklar verilecek gibi konuların hepsinde anlaştılar. İleride meydana gelebilecek, kendi güvenliklerini ve sömürü düzenlerini tehdit edebilecek her türlü savaşın önüne geçebilmek amacıyla da Birleşmiş Milletler Örgütü kurmayı ve bu örgütün kararlarında İngiltere, Fransa, SSCB ve ABD' nin veto yetkisinin olmasını da bu konferansta karar verdiler. 1970 yılında da yükselen genç ve küresel bir emperyalist güç haline gelen Çin' e de veto yetkisine sahip daimi üye statüsü verdiler. Böylelikle Birleşmiş Milletler 24 Ekim 1945' te aslında ve gerçekte emperyalistler arası entegrasyonu korumak, emperyalistler arasında çıkabilecek olası savaşları önlemek, emperyalistleri tehdit edecek halkları sindirmek, dünyadaki emperyalist paylaşımın ve sömürünün devamını sağlamak için kurulmuştur.

Birleşmiş Milletlerin dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslar arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir işbirliği oluşturmak için kurulmuş uluslararası bir örgüt olduğu koskoca bir yalandır, kandırmadır ve göz boyamadır. BM Güvenlik Konseyi 15 ülkeden oluşmakta olup, bu üyelerden 5' i daimi üye statüsündedir ve mutlak veto yetkisine sahiptir. Daimi üye statüsündeki 5 ülkeden herhangi birinin veto ettiği hiçbir karar geçerli değildir. Güvenlik Konseyi' nin karar alabilmesi için 9/15 oranı gerekli olup, daimi üyelerden herhangi birisinin aksi yönde oy kullanmaması gerekir. Cumhurbaşkanı' mız Sn. Recep Tayyip ERDOĞAN işte bunun için yıllardır ve son olarak da BM genel kurulunda emperyalistlerin gözünün içine baka baka " Dünya 5' ten Büyüktür " diye haykırmıştır.

Macaristan, Bulgaristan, Polonya, Çekoslavakya ve Afganistan' ın SSCB tarafından işgali BM şemsiyesi altında gerçekleşmiştir.

ABD Vietnam' ı, Afganistan' ı, ve Irak' ı BM şemsiyesi altında işgal etmiştir.

Fransa Cezayir' de soykırım yaparken BM' den güç almıştır.

Bosna' lılar yıllarca Sırp caniler tarafından kuşatılıp, tecavüz ve soykırıma tabi tutulurken BM, Bosna' ya silah ambargosu koymuştur.

20 milyonluk Suriye halkı yok edilirken, sürülürken, toprakları paylaşılırken BM, direnişçileri terörist ilan etmektedir.

Gazze, BM gözetiminde açık hava hapishanesidir.

Son çeyrek yüzyılda Japonya ve Almanya çıkarları ABD tarafından, İran çıkarları Rusya tarafından BM Güvenlik Konseyinde titizlikle korunmaktadır. Ama eninde sonunda Yüce ALLAH' ın " Ve biz de istiyoruz ki mazlumlara lütfedelim ve onları yeryüzünün varisleri kılalım " ( Kasas/5 ) vaadi gerçekleşecek ve mazlumlar kağıttan kaplan olan emperyalizmi mutlaka yenecektir. Çünkü " İyi bilin ki ALLAH' ın laneti zalimlerin üzerinedir " ( Hud/18 )

Devamını Oku

Hem Müslüman Hem FETÖ' cü Olunabilir Mi

Vahiy meleği Cebrail aleyhisselam' dan sıradan biriymiş gibi bahsederek parti kursa, partisine oy vermem diyen FETÖ değil mi ?

Cebrail Aleyhisselam için benim gördüğüm, konuştuğum meleklerden değil diyerek, büyük bir kibirle sanki birçok melekle konuşuyor ve tanışıyormuş izlenimi veren FETÖ değil mi ?

17-25 Aralık' ta hükümete darbe yapmaya çalışan FETÖ değil mi ?

MİT tırlarını canlı yayın yaparcasına durdurarak Türkiye' yi dünya gözünde terörist olarak göstermeye çalışan FETÖ değil mi ?

PKK' lı teröristler Diyarbakır' ın Sur ilçesini hendekler kazarak ele geçirdiklerini zannettiklerinde " Sur' da gedik açtık " diye şiirler okuyan ve zil takıp oynarcasına sevinen FETÖ değil mi ?

Vaazlarında Hazreti Peygamber cismen burada beni dinliyor diyen FETÖ değil mi ?

Türkçe olimpiyatlarında Hazreti Peygamber de salonda izleyiciler arasında diyen FETÖ değil mi ?

Kitaptan kurtulun, gönülden gelenlere kulak verin diyerek Kur' an-ı Kerim' den soğutmaya çalışan FETÖ değil mi ?

ABD' nin Irak' lı sivil ve çocukları acımasızca bombalamasına ses çıkarmazken, Saddam Hüseyin kimseye zarar vermeyen bir iki uyduruk füzeyi İsrail' e atınca gözyaşları döken FETÖ değil mi ?

Kur' an-ı Kerim' in eksikliklerini tamamlama iddiasında bulunan FETÖ değil mi ?

Budizm ahlak dinidir diyerek putperestliği onurlandırmaya çalışan FETÖ değil mi ?

Dinlerarası diyalog demagojisiyle bir yandan İslam' ın tebliğ ve cihad ruhunu yok etmeyi diğer yandan da Müslümanları, Hristiyanlara ve Yahudilere yamamaya çalışan FETÖ değil mi ?

Kayıtlarda Rafia olan annesinin ismini Rabin olarak beyan eden FETÖ değil mi ?

Kameralar önünde durmadan beddualar eden FETÖ değil mi ?

Öğrenci, çoluk çocuklara gece yarılarında beddua seansları yaptıran FETÖ değil mi ?

Hizmet için vatan feda edilebilir diyen FETÖ değil mi ?

Soru çaldırarak, mülakat hileleri yaptırarak milyonlarca gencin haklarının yenmesine yol açan FETÖ değil mi ?

Sivil Müslüman alimler, işbirlikçi diktatörler tarafından birer birer idam edilirken hiçbir tepki vermeyen FETÖ değil mi ?

İç çamaşırları, tırnakları ve saçları bağlıları tarafından kutsanan, öpülüp koklanan FETÖ değil mi ?

1.300 liralık emekli aylığı olmasına rağmen kendisinin ve akrabalarının üzerinde on milyonlarca liralık mal varlığı bulunan FETÖ değil mi ?

Kendinizi gizlemek için zina bile yapın diyen FETÖ değil mi ?

12 Eylül' de ve 28 Şubat' ta darbecilerle aynı dili konuşan FETÖ değil mi ?

Filistin başta olmak üzere işgal altında olan, ezilen, sömürülen ve zulüm gören birçok Müslümandan bir tekinin bile derdiyle dertlenmeyen FETÖ değil mi ?

Kaset kumpasları kuran FETÖ değil mi ?

PKK / KCK içindeki MİT ajanlarının deşifre olmasını ve yok edilmesini sağlayan FETÖ değil mi ?

15 Temmuz' da ülkemizin düşman işgaline uygun hale getirilmesi, milyonlarca kişinin öldürülmesi ve milli iradenin yok edilmesi amacıyla askeri darbe planlayan ve yöneten FETÖ değil mi ?

Haçlı işgalinden korkmayın, Haçlılar size zarar vermez diyen FETÖ değil mi ?

FETÖ' nün azgınlıkları, sapkınlıkları, ülke ve millet düşmanlıkları saymakla bitmez. Tüm bu gerçeklere rağmen hem Müslüman hem de FETÖ' cü olunabilir mi ?

Devamını Oku

Dünya Durdukça Hep Rabia Kazanacak

Küresel emperyalizme karşı Türk ve İslam kimliğini koruyarak varolma ve yükselme mücadelesi veren necip milletimiz, 15 Temmuz akşamı yok olmanın eşiğinden döndü. Adeta yeni bir kurtuluş savaşından çok şükür zaferle çıktı.

Aslında her şey geliyorum diyordu. Ateş olmayan yerden duman çıkmazdı. Hrant Dink suikasti ve benzer suikastler, kaset operasyonlarıyla dizayn edilmek istenilen siyasi partiler, TSK içinde geniş çaplı tasfiyelere yol açan kumpas katılmış davalar, 7 Şubat 2012' de hedefinde Başbakanımız Recep Tayyip ERDOĞAN olan MİT krizi, 2013 Gezi Olayları, 17-25 Aralık' daki hukuk görünümlü darbe teşebbüsleri, MİT tırlarının durdurulması, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde farklı uçlardaki muhalefetin bloklaştırılması, genel seçimlerde çok ince hesap ve planlarla HDP' ye seçim barajı aştırılması, aniden PKK / DHKP-C / DAEŞ saldırı ve katliamlarının yoğunlaştırılması gibi olaylar 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsünün birer habercisiydiler. Cumhur' un Reis' i Recep Tayyip ERDOĞAN tehlikeyi sezmişti. Milletimize FETÖ' yü ve kirli hesaplarını sürekli anlatıyordu. Ne yazık ki ona gönül verenler dışındakiler tehlikeyi tam olarak anlamıyor, FETÖ ile mücadelede ayak sürçüyor, adeta FETÖ ile mücadeleyi Cumhur' un Reis' inin şahsi meselesi olarak görüyorlardı. Halbuki hedef belliydi. Tehlike büyüktü. Ruhlarını ve bedenlerini katil emperyalizmin emrine vermiş it sürülerinden oluşan katil teröristler tek milletimizi, tek bayrağımızı, tek vatanımızı ve tek devletimizi yok etmek istiyorlardı. Bu hedeflerine ulaşmanın en büyük engeli olarak da Cumhur' un Reis' i Recep Tayyip ERDOĞAN' ı görüyorlardı. TSK içinde sinsice yeterince örgütlendiklerini ve güçlendiklerini düşündüler. Daha fazla beklemenin bir anlamı yoktu onlar için. Sonunda 15 Temmuz' da Türk milletin malı olan uçaklar, helikopterler, tanklar, tüfekler, bombalar ve füzeler FETÖ tarafından acımasızca köprülere, televizyonlara, radyolara, belediyelere, valiliklere, emniyet müdürlüklerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi' ne, meydanlara, Cumhur' un Reis' ine ve halka sürüldü. Dünya durdukça anılacak büyük bir katliamın, kıyımın, yağmanın, tutuklamaların, işkencelerin ve düşman işgalinin fitilini ateşlemeye cüret ettiler. Her şeyi çok ince hesaplamışlardı. Ama tek hesap edemedikleri şey Türk milletinin ölüm kusan tanklara, uçaklara, helikopterlere, bomba ve mermilere rağmen ölümüne vatanını, milletini, bayrağını, ezanını, namus ve onurunu koruma ve kurtarma mücadelesini vereceğiydi. Saatler içinde derslerini aldılar. Milletin tokadı yüzlerinde patladı. Yüzlerce şehit ve binlerce gazinin kanlarıyla Müslüman Türk' ün ay yıldızlı al bayrağı inmedi, ezan dinmedi. Şehit ve gazi kanlarıyla vatan toprağı tekrar sulandı. Ay yıldızlı al bayrağımız 15 Temmuz şehitlerinin ve gazilerinin kanlarıyla şerefine şeref kattı. Yine Rabia kazandı ve hep Rabia kazanacak.

FETÖ ile mücadele bitmedi. Mücadele tüm FETÖ teröristleri devlet kadrolarından atılana kadar sürecektir. Mücadele darbe teşebbüsüne katılan tüm FETÖ' cüler bulunup cezalandırılıncaya kadar sürecektir. Artık milletimizi kimse kandıramayacaktır.

Cemaat dedikleri FETÖ' dür.

Hizmet dedikleri FETÖ' dür.

Sohbet adı altındaki FETÖ toplantılarına düzenli olarak katılanlar FETÖ' cüdür.

Himmet adı altında FETÖ' ye para verenler ve para toplayanlar FETÖ' cüdür.

FETÖ' nün yayınlarını düzenli olarak alanlar, satanlar ve dağıtanlar FETÖ' cüdür.

FETÖ' ye aylıklarının belli bir oranını düzenli olarak verenler FETÖ' cüdür.

17 Aralık' tan sonra bile ısrarla ve inatla Bank Asya gibi FETÖ' nün finans kuruluşlarına para yatıranlar FETÖ' cüdür.

FETÖ' nün okul ve yurtlarına 17 Aralık' tan sonra da ısrarla ve inatla çocuklarını verenler FETÖ' cüdür.

FETÖ' nün sınav ve mülakat hileleriyle okullara ve devlet dairelerine girenler FETÖ' cüdür.

Bulundukları makam ve mevkileri FETÖ' nün hizmetinde olarak yürütenler FETÖ' cüdür.

15 Temmuz' dan sonra bile ısrarla ve inatla Pensilvanya şarlatanına " Fethullah Hocaefendi " diyenler FETÖ' cüdür.

FETÖ' cüleri 15 Temmuz' dan sonra da korumaya, kollamaya, gizlemeye ve kurtarmaya çalışanlar da FETÖ' cüdür.

15 Temmuz' da milletimiz sadece FETÖ eliyle girişilen askeri darbe teşebbüsüne değil, Kemalist görünümlüler de dahil olmak üzere diğer tüm askeri ve sivil darbelere de dur demiştir. Artık milletin özgür iradesine karşı yapılan tüm darbeler döneminin sona erdiğinin ilanıdır 15 Temmuz direnişi.

Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet olarak birliğimizi ve beraberliğimizi hep koruyacağız ve hep yaşatacağız. Dünya durdukça hep Rabia kazanacak.

Devamını Oku