Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Neşet Ertaş ve Bana Kalan Bağlaması

 

 

1974 yılıydı sanırım. Bir arkadaş gurubumuz var, hemen her hafta bir şekilde bir araya geliyoruz, saz söz eğlencesi düzenliyoruz. İlkokuldan sıra arkadaşım Serdar, çok güzel bağlama çalıyor. Kardeşi Serhat ‘da hem çalıyor hem de  güzel, davudi  bir sesi var. 

Tüm çete Neşet Ertaş ve Ruhi Su hayranıyız.

Bana annem, yaş günü hediyesi bir gitar almıştı. Çalmak için çok uğraşıyorum ama sıfır nota bilgim var. Üstelik hiç nota öğrenmeye niyetim ve isteğim yok. Müziğin her türünü seviyorum, lakin matematik kısmından nefret etmekteyim.

Bizim ekip toplandıkça, bağlama çalma denemelerimde başladı. İlkokul arkadaşım Serdar Atabilen, bana yardımcı oluyor. Önerileri var yeni başlayanlar için. “Tren Gelir Hoş Gelir”, diye bir türkü var. Onunla başlamak lazım diyor sürekli. Fakat ben bir an önce deli gibi, Neşet Ertaş türküleri çalmak istiyorum. 

Zamanla birkaç şey çalmayı, tekme tokat başarınca, “saz alma zamanı” geldi dedi, benim ilkokul arkadaşım Serdar.

Ben o sıralarda Nato Müşavirliğinde çalışıyorum. Fena da para almıyorum. “İyi bir saz alalım” dedim arkadaşıma, fakat ben, iyi bir saz nasıl olur, hiçbir fikrim yok.

Arkadaşımın bir sazı var büyükçe. Divan sazı, kara düzen çalıyoruz. O tarihlerde, Sivas akordu, (Bağlama düzeni) bu gün ki kadar yaygın değil. Genelde ilk başlayanlar, kara düzen dediğimiz, orta Anadolu tarzı ile başlıyorlar.

Arkadaşım Serdar, “Recep Kırıcı var çok iyi saz yapıyor, ona gidelim.”dedi. O tarihlerde Ankara Ulucanlar semti merkezi saz yapım ustalarının, hepsinin atölyesi Ulucanlar da. 

Bir hafta sonu gittik rahmetlik Recep Kırıcı Ustanın Ulucanlar ’da ki atölyesine. Kendisi yok ama oğlu var dükkânda. Duvarlara asılı birçok çeşit bağlama var, usta ve oğullarının yaptığı.

Ben hiç karışmıyorum, arkadaşım tek tek indiriyor, deniyor bağlamaları, ustanın oğlu da yardımcı olmaya çalışıyor.

Arkadaşım ile önceden konuştuk, parası önemli değil, iyi bir saz alalım derdindeyiz. 

Serdar sonunda denedikleri içerisinde, bir sazı beğendi. Bu ince uzun saplı Karaağaç oymalı oldukça büyük bir erkek sesli bağlamaydı. Divan sazı denilenlerden, kocaman bir tekne, ince uzun  sap.

Fakat Recep ustanın oğlu, beğendiğimiz sazın satılık olmadığını, Neşet Ertaş için yapıldığını söyledi bize. Burulduk ama bir yandan da ben yalvarıyorum. 

“Ona gene yaparsınız bunu ver sen bize.” Diyerek. Ama kesinlikle satılık olmadığını, Neşet Ertaş ın çok kızacağını falan anlattı.

“Ama dedi, bu sazın ikizi var, aynı ağacın diğer yarısından oyuldu. Ama bir budak denk geldi, budak yerine bir yama yaptık.”

 Duvardan sazı indirdi ve arkadaşım Serdar a verdi. 

Ben yama konusundan ciddi rahatsız oldum. Defolu saz mı alacaktım yani. Buruşuk bir surat ifadesi ile Serdar’ın sazı çalmasını, test etmesini izliyorum.

Fakat o da neydi, bağlamanın o kadar güzel bir sesi ve tınısı vardı ki, inanamadık. 

O ana kadar denediklerimizin en iyisiydi. Serdar da aynı fikirdeydi. Ve biz, o teknesinin delikli yerine yakın yerde, budak yaması olan sazı almaya karar verdik. 

Pazarlık bitti parayı ödedik ve uçarak Serdar ‘ın evine gittik. Benim saz Serdar’ın sazına beş basar ses kalitesindeydi. Gece yarılarına kadar saz çaldık birlikte. Tabi benim eşliğim, müziğin kalitesini feci bozuyor, henüz tam çalamıyorum.

Ben artık gece gündüz her boş vaktimde deli gibi saz çalmaya uğraşıyorum. En çok sevdiğim Neşet Ertaş türkülerinin, birini bırakıp diğerini çalmaya çalışıyorum. Uzun havalar tercihim. Evdekiler benden bıktılar ama ses çıkarmıyorlar.

Bir ay kadar sonra şirkete telefon geldi, beni arıyor Recep Kırıcı usta. Sonradan bir kez daha gidip onunla da tanışmış, bir arkadaşımıza cura almıştık. 

Recep Kırıcı, selam sabahtan sonra konuya geldi. Neşet Ertaş siparişi sazı almaya gelmiş, denemiş fakat bunun ikizin de bir deneyim deyip, benim sazı istemiş. Tabi saz yok, bana satıldı. Kem, küm etmişler ama Neşet Ertaş yıkmış ortalığı.

“Siz benim siparişim sazı, nasıl satarsınız arkadaş.” Diyerek söylemediğini bırakmamış. 

Sonuç, Recep Usta çaresiz beni arıyor. “Gel parası pulu önemli değil, dükkânda hangi sazı beğenirsen, fark falan istemiyorum dilediğini götür, aldığın sazı bana geri getir yeter ki.”

Ben hiç düşünmeden ret ettim teklifini ustanın.  Neşet Ertaş hayranlığı ile saza başlamışım, kendimi parçalıyorum onun gibi çalabilmek için, elime Neşet Ertaş ın sazı geçmiş, verir miyim geriye?

Recep Usta epey bir ısrar edip beni ikna edemeyince, bir hayli kırılmış  şekilde telefonu kapattı. Bu olaydan sonra Recep Usta ile bir daha hiç karşılaşmadık. Şimdi oğulları devam ettiriyor baba mesleğini ama Ulucanlardan, Cebeci Stadı arkasında ki sokaklardan birine taşımışlar atölyeyi. 

Geçen sene bir Hollandalı öğrencime saz almaya gittik, yıllar sonra iki oğlu ile de bu anımızı konuştuk. İki kardeş bize çok güzel bir müzik ziyafeti çekti. 

Sonradan da CD lerini göndermişler, sık sık dinliyorum.

Neşet Ertaş ile hiç karşılaşamadık. Birkaç kez iletişim kurup, sazı ona bir çaldırmak için çok pati çektim. Lakin bu mümkün olmadı. Haberler gönderdim, ulaşmaya çalıştım fakat başaramadım.

Kaybettiğimiz ozan Anadolu’nun çok sayıda yetiştirdiği ender bir ozan, sanatçı ve filozoftu. Ürettiği sayısız eserin her birinde ayrı bir incelik, derinlik vardı. Daha fazla söze zaten hiç gerek yok bildikleriniz.

Ölümsüz bir ozanın, filozofun arkasından söylenecek pek az şey vardır. Kendisi söyleyeceklerini söylemiş, yaşarken efsane olmuştur zaten.

Yolun açık ve aydınlık olsun büyük usta, her nereye yola çıktıysan.

 

Cuma Hikmet

Devamını Oku

MUHALEFET OLMAK

 

Muhalif Olmak

İktidar yanlısı, yandaşı, destekçisi olmak kolay anlaşılır bir durumdur. En başta çıkar ortaklığı gelir.

İktidar eğer gücünü sizin çıkarlarınız doğrultusunda kullanıyorsa, desteklersiniz. Muhalif duruşu tercih etmezsiniz.

 

Birey için,“Kendinden saymak”, ekonomi kuramında ki “ihtiyat saiki”, savına benzer bir neden yaratır, iktidarı destekleme tercihinde.

Örneğin, iktidarın varlığından önemli bir çıkarınız yoktur, hatta muhalif kesimlerin şikayet ettiği nedenler sizi de acıtmaktadır. Ama siz, iktidar temsilcilerine kendinizi yakın bulursunuzdur.

Nedeni ise basit gerekçelere dayanır.

Muhalefet söylemlerine ve geçmişine güveniniz yoktur. Kısaca muhalif olmak yerine, suskun ya da destekçi kalırsınız.

Neden böyle davranırsınız bir bakalım ?

Muhalefet, güce karşı söylem ve duruşu gerektirir. Yani, iktidar erkinin tasarrufları size doğrudan eziyet etmiyorsa, muhalefet olmanın bir nedeni de yoktur. Hatta iktidarın işlettiği süreçten nemalanıyorsunuzdur, menfaat birliği içerisindesinizdir, "neden muhalif olup iç çekeyim "ki dersiniz?

Oysa"Muhalif" olmayı tercih edenler de aynı nedenlere sahip olabilmektedir.

İşte irdelemek istediğim esas soru budur.

Neden muhalif olunur?

Muhalif olma nedenlerinin en başında gelen, iktidarı desteklemenin nedenlerinden hiç te farklı değildir aslında. Önem sırasına göre sıralayalım bir maddeleri.

Çıkar sağlamak;

Tuhaf geldi size ama tamamen gerçektir. Muhalefet olmanın ilk nedeni çıkar sağlamaktır.

Eğer herhangi bir fikrin tüketicisi varsa, çıkar ilişkisi kendiliğinden kurulur. Nasılı ise çok basit bir örnekle anlatılabilir.

Muhalif gazeteleri düşünün. Tıpkı iktidar yandaşı olanlar ile aynı nedenler ile iktidara muhaliftirler. Çünkü iktidar sevme nedeni bulunmayan, iç çekiciler çoğunluğu tarafından satın alınmaktadırlar. TV ler için de aynıdır bu durum.

Medyada, ticari başarının değişmez kuralı, tüketicisi olan fikrin konseptini bulup, o fikri işlemek üzerinedir.

Aslında kısaca diyebiliriz ki,  günümüzde ki siyasi atmosferin gereği, ticari çıkar açısından en mantıklı yer, muhalefet saflarında olma ya da görünmektir.

Gazete tirajları, görsel medya reyting sonuçları, bu teorimin kanıtlarıdır.

Bakın bu sonuçlara, ülke siyasi tercih tablosunu ve her 20 gün içerisinde nelerin değiştiğini görürsünüz. (Tiraj ve reyting sonuç raporları 20 gün de bir yayınlanır genelde)

Yani her hangi bir gazeteyi, onun yazarlarını tercih edenler, aynı zamanda siyasi tercihlerini de belirlemiş olurlar, böylece.

Tezi mi buraya kadar mantıklı bulduysanız, muhalif olma ve yapma yöntemlerini yakın plana alalım.

Muhalefet yapmanın yöntemleri;

Gösteri Muhalefeti;

Keskin bir dil, ve içi boş iddialar ile iktidara yüklenme metodudur. Bu tip muhalefetin yazarlarına tetikçi gazeteciler denir. Sürekli küfür etmeyi, ucuz ve içi boş sansasyonları kullanarak, iktidarın elini güçlendiren muhalefet türüdür. Önce ki hayatlarının sonu, ipten düşerek gelmiş olan cambaz türleridir.

Marka Muhalefeti;

İktidara yüklenirken, toplumda markalaşmış insan ve fikirleri muhalefet ideolojisi olarak benimsemiş, muhalefet türüdür.

Muhalefetinde başarılı olamazlarsa, arkasına sığındığı markaların toplum algısında, zarar görmesine neden olurlar.

Çoğunun yaşam biçimi, kullandığı markaya büyük ölçüde tezattır. (Örneğin; Allah, Peygamber ağzından düşmez ama, her türden yolsuzluk arsızlık yaşam biçimidir yada tersi örnek; Atatürk’ün tarihteki büyüklüğünün nedenini rakı ve sarı leblebiye bağlar.)

Ülkemizde en çok kullanılan markaları bilirsiniz. Başta Atatürk.

Sığındıkları markayı sağ olsa, kendisinin bile karşı çıkacağı şekilde abartırlar. Bazen markanın hiç hak etmediği algılar oluşur toplumlarda. Atatürk örneği çok net ve isabetlidir bu konuda.

Misyon Muhalefeti;

Muhalefet yapma metotları içerisinde en etkili ve işe yarar olanıdır.

İdeolojisi geçmişe ya da köklü bir örgüte dayanan muhalefet türüdür. Eğer söz konusu misyon bir sosyal sınıfa dayanmıyorsa genelde iktidar yanında olup ince muhalefet yapmayı tercih ederler.

Bu tip misyonlar görünüşte kutsal fikirlerin ideolojisine kurgulu görünseler de genelde, para, siyasi güç ve liderin tartışılmaz şehvet nedenleri üzerinde kuruludur. (örnek; İsteyene gülerim)

Sınıfa  Dayalı Muhalefet;

Hangi tür Sosyal sınıfa dayanırsa dayansın, örgütlü olma donatısı ile en etkili ve en kısa sürede sonuç alınabilir muhalefet türüdür.

Zayıf tarafı ise, salt örgütlenme yetmemekte, dayandığı sınıfın bilinçli olması gereği muhalefet etkisini netleştirmektedir.

Sosyal sınıflarda ki bilinç düzeyi, uzun bir süreç almaktadır hep. Bu nedenle sınıfsal muhalefeti yönetenler, çoğu kere o sınıfa ait olmayan kesimlerden oluşur.

(Örneğin TV lerde, gazetelerde, eylemlerde işçi haklarını savunanlar, ya hiç işçi sınıfından değildir, ya da işçi oturduğu sendika koltuğunu bir daha bırakmamışlardandır.( İşçi sınıfı nasıl kendinden sayıp güvenecektir ki. )

Toplumsal Değer Muhalefeti;

Başta din ve Milliyetçilik kuramlarını esas alan ideolojik muhalefet türüdür.

Ancak  iktidarların toplum üzerinde ki büyük tasarruf etkisi nedeni ile, bu değerler ile muhalefet edenler, etmekten çok, iktidarın işine gelen bir duruşlar sergilemekten kurtulamazlar. Muhalefet  başarıları ise iktidar ortaklığına kadar gider.

Çakma Muhalefet,

 İktidarların kurgusu ile yaratılmış muhalefet türüdür. Özellikle zorba iktidarların, demokrasi ve özgürlük söylemlerini cilalar bir üslup ile sunni gündem yaratma görevi yaparlar. Çıkışlarından dolayı sık sık tekzip ve iktidardan özür yayınlarlar.

Kızım Sana, Gelinim Sen Anla Muhalefeti.

Bu muhalefet türü, iktidar ile doğrudan bir organik bağı olmayan, çıkar sahiplerinin yaptığı bir muhalefet türüdür. Duvara konuşuyormuş gibi yaparken, isteklerini iktidara çaktırmadan yollamış olurlar. Kullandıkları dil ve üslup taleplerini alma sürecine bağlıdır.


Hadi bakalım, muhalif türlerinin sahiplerini de siz bulun bir zahmet.

 

Cuma Hikmet

 

Devamını Oku

ÖNDER AYTAÇ VE ANNELER

 

Gazetecilik, haber dediğimiz olaylara ayna tutmaktır. Aynada ki görüntünüzü hatırlayın. Her neyseniz aslında tam tersi görünürsünüz. Biz buna yansıma deriz. Gazeteciler haberleri yansıtırken, duyumlarını, kanıtlara dayandırırlar.

 Kanıtlar çok çeşitlidir. Görsel kanıtlar (fotoğraflar, belgeler), olayın canlı tanıkları gibi.

Köşe yazarı olmakta ki fark ise, gazetecinin olayın sonuçları ya da nedenlerine kendi fikrini katmasıdır. Bunda siyasi ideolojisinin, desteklediği görüşlerin, hatta tuttuğu takımın bile etkisi vardır.

Bilirsiniz birçok gazetenin başlığında,  “bağımsız siyasi gazete”  ibaresi vardır. Biz bu ibareden, o gazetenin siyasi partilerden etkilenmeyen ve hiçbir bağı bulunmayan gazete olduğunu anlarız.

Bu konudan söz açmışken, günümüzde artık siyasetle hiç ilgisi yokmuş gibi duran, ama bir siyasi partiden daha fazla siyasetle ilgili olan kimi kesim ya da gurupları görmezden gelemeyiz.

Örnek çoktur ama siz hemen anladınız benim kimi örnek göstereceğimi.

Fethullah Gülen Hareketi en bariz örnektir. Tabi ki başkaları da vardır ama şu anda kime sorsak, ya fısıltılı, ya kulaktan kulağa aynı şeyi söyleyecektir size.

Ancak Fethullah Gülen’e sorabilsek bunu, ya da sorup yanıt alabilsek, ne söyleyeceği malumdur.

Aşağı yukarı şu olacaktır yanıt.

“Benim bu yayın organları ile hiçbir maddi bağlantım yoktur. Gönüllüler hareketinin, Allah yolunda yürüdükleri yerdir. Fikri uyumumuz, gönül ortaklığından ibarettir.”

Hiçbir itirazımız olamaz bu yanıta. Çünkü sadece Türkiye’de değil, dünyanın hemen her yerinde durum aynıdır. Etki ve baskı gurupları (sivil toplum örgütleri de dâhil) kendi terminolojilerinin markalarını hiçbir zaman, araçlarında kullanmazlar. Gazeteleri basanlar, TV programlarını yapanlar v.b, hepsinin sahipleri, yayıcıları, yöneticileri ya fikrin mensubu ya da sempatizanıdır.

Eğer maddi bir işbirliği, maddi bir destek ya da bu konuda organize bir çalışma varsa da gizlidir. Başta devlet olmak üzere tüm toplum kesimleri bunu bilir ama yasa dışı bir şey olmadığından, kimse bir şey söyleyemez.

Aslında örneğimizin Fethullah Gülen olması, akla Samanyolu gibi bir dev medya kuruluşunu getirse de, bu konuda Samanyolu gurubu tek örnek değildir. Aydınlık gurubu deyince aklımıza nasıl, Perinçek geliyorsa, Samanyolu deyince de akla Fethullah Gülen in gelmesi çok normaldir. Siz de sayısız örnek bulabilirsiniz bu konuda.

Konuyu nereye bağlayacak diye merak ettiniz değil mi?

10 yıldır büyük destek verdiği AKP hükümeti ve Recep Tayyip Erdoğan çatışması sonrası dikkatimi çeken bir şey oldu. (Ben çatışma demekte ısrarlıyım, siz isterseniz, çekişme, basit fikir ayrılığı, ya da tatlı sert tartışma diye adlandırabilirsiniz)

Çatışmanın nedenlerinden çok, ben hiçbir zaman somut yanıtını alamayacağım, kuşkuma bağlamak istiyorum konuyu.

Sizde fark ettiniz mi bilmiyorum ama son 10 yıldır, Fethullah Gülen hareketi ne yakın,  Saman Yolu gibi bir dev medya kuruluşuna sahipken, irili ufaklı bir çok taraftar girişimci aracılığı ile farklı gazete ve TV ler ortaya çıktı. Sanırım çıkmaya da devam edecek.

Soru; Neden Saman Yolu gurubu dururken, hareket gönüllüsü iş adamları, siyasetçiler, girişimciler ayrı marka yaratmaktadırlar ki? Yani hedefler aynıyken, bir bölünme dağılma, ayrışmaya neden olmaz mı?

Adlarını vermeme gerek yok zaten siz biliyorsunuz. Ama bu hareket taraftarı olduğu, çok belli medya kuruluşları, içerik olarak da farklı yayın politikaları izlemekte.

Samanyolu gurubu çizgisini hiç değiştirmeden aynı politika ile yolunda devam ederken, sonradan çıkan destekçi medya ise, içerik farkı ile gönüllü harekete uzak sayılabilecek kesimlere hitap eden bir yayın çizgisi içerisinde.

Ben en çok, AKP Cemaat Kavgası adıyla gündemde yer edinen, süreç içerisinde anladım bunu.

Bahsettiğim irili ufaklı medya birden bire, Saman Yolu gurubu ile aynı duruşta ama dozaj farkı ile eleştiri saydıkları programları yapmaya başladı. Ama bu ayrıntıları da atlayacağım izninizle.

Benim kafam da ki soru şu. Eğer bu tespitim doğru ise, Fethullah Gülen, bu stratejiye neden gerek gördü?

Bahsettiğim medya kuruluşlarının, Samanyolu ile aynı mesajları, farklı içerikler ile işlemesinde ki amaç ne olabilir?

Buradan AKP ye de bir soru çıkıyor aslında. İşin başından beri kendisini destekleyen Gülen Hareket i ile artık ayan beyan ama tamda bilemediğimiz nedenler ile fikir ayrılığı yaşayan AKP ve Erdoğan’ı, cemaate karşı tedbirli olmaya iten nedir?

Fethullah Gülen’in her geçen gün çeşitlenen medya stratejisinin AKP nin başarılarının önüne geçme ihtimali mi?

Aslında bu konu içerisinde, Taraf Gazetesi üzerinden, yapılan “Taraf’a Cemaat Desteği mi var?” tartışması sorusunu da eklemek mümkün?

Tüm bunların gerçek yanıtlarını ve nedenlerini , olaylar sonuca bağlanmadan anlayamayacağımız, neredeyse kesin görünüyor.

Şimdi başa gelelim. Medyacılık bir yansıtma mesleğidir. Ve bu işi yaparken niyetinizin ayna da gördüğünüz yüzünüzden farkı yoktur.

Bir örnekle bitirelim.

Bir yangın haberi vardır ve burası ülkemiz olsun. Fotoğraflar, tanıklar belgeler vardır. Haber olan her olayda olduğu gibi, yangını çıkaran kundakçı da fotoğraftadır. Ama sizin niyetiniz gerçekleri anlatmak değilse, çarpıtarak başka mesajlar verebilirsiniz. Kundakçıyı fotoğraftan silersiniz, faili meçhul bir yangın olur. Fotoğraftakilerden en masum olanı, kundakçı diye çaktırmadan işaret edebilirsiniz. Tanıkları yönlendirip, maksadınızı gizleyebilirsiniz.

Yapacağınız en ciddi hata ya da kötü niyet ise şudur. Yangın fotoğrafı içerisinde ki kundakçıyı işaret ederken, kurunun arasında yaşı da yakmanızdır.

Tarihimiz bu bariz haksızlıkların, adaletsizliklerin, menfaat ortaklıklarının yarattığı vahşet örnekleri ile doludur.

Deniz Gezmiş ve onda sembolleşmiş devrimciler, başbakan Menderes ve arkadaşları, Nazım Hikmet ve daha birçokları.

28 Şubata dair, köşelerinde tükürük ve küfür saçan sözde kalem efendilerine bu sözüm. En açık sözüm ise Önder Aytaç’a.

Bir fikre yandaşlığın en açık duruşu hezeyan değildir. Doğru, kanıtlı, suçladıklarınıza açık adları ile seslenebilen bir yürekle, edep ve adap içerisinde yazmak olabilir mesela.

Bir özür borcun var annelere, ama hiçbir kadın o yazdıklarından sonra senin özrünü kabul etmeyecektir eminim.

Devamını Oku

CHP'NİN SOYLU DEVRİMCİLERİ TARİH OLDU!

 

 


 

 

 

 CHP de bir dönem artık tarihe gömülmüştür. 

En başarılı muhalefeti CHP ye karşı yapan Deniz Baykal ‘ın ise merkez sol siyaset de bir misyonu kalmamıştır. Aslında Baykal’ın liderliği, kaset skandalının ardından yaptığı ilk konuşmada sona ermiştir. “Okyanus ötesinin”, içtenliğine inandığını söylediğinde.

Kadınlar ise, skandalın arkasından Nesrin Baytok’u ,“yok sayması ile zaten gözden çıkartmıştı Baykal’ı.

Artık Baykal’ı, Ankara Büyük Şehir Belediye başkanı Melih Gökçek ile çay çorba içerken, torun severken, denize girerken göreceğiz medyada arada bir.

Size iki Deniz Baykal Anımı anlatayım.

İlki Ankara da bir seçin hazırlıkları dönemine ait. Özal’ın Cumhurbaşkanı olduğu dönemde .

Siyasi tablo şudur.  Anap çok yıldızlı bir geçmişten sonra aşınmaya başlamış, Demirel meydanlara inmiş yükselişte, Baykal ise o ana kadar, parti içi operasyonları tamamlamış CHP Genel Başkanı koltuğundadır.

Eşref Erdem, o zamanki Çankaya ilçe başkanı ile bana haber göndermiş. “Bana bir gelebilir mi diye?” Gittim.

Baykal yaklaşan seçimler için müthiş bir fikir bulmuş. Talimat vermiş bu fikri tasarlayalım ve gizli tutalım seçimlere kadar diye. Erdem, de fikrin hayat geçirilmesi konusunda benden yardım istiyor.

Fikir şudur. Dört adet “Matruşka” yapılacaktır. Bilirsiniz, birbirinin içerisinden çıkan Rus oyuncakları.

Baykal’ın müthiş fikri şudur. Yaklaşan seçimlerde, birbirinin içinden çıkan yumurtalar yaptırmak, üzerlerine de sırayla Demirel, Özal, Erbakan, Türkeş çizimleri yaptırmaktır.

Baykal meydanlar da kürsüye bu yumurta ile çıkmayı düşünmektedir. Halka üzerinde Özal’ın olduğu yumurtayı gösterip, yolsuzluklardan başlayacak, zengin severlikten çıkacaktır. Özal’a vuruşlar bittiğinde, yumurta açılacak içerisinden Demirel çıkacaktır. Baykal bilindik Demirel malzemelerini de tükettikten sonra, sıra içinden çıkan Erbakan a gelecektir. Sonra da Türkeş çıkacaktır son yumurtadan.

Ve sonunda Baykal, “Ey vatandaş, bunların hepsi aynıdır, bunlara oy vermeyin” diyecektir.

Fakat bomba fikri Baykal’ın kurmayları pek beğenmemiştir. Çok büyük özen göstererek, “ama efendim”, şöyledir böyledir demişlerse de, Baykal ,”Nuh deyip peygamber dememektedir.”

Eşref Erdem bana bu durumu anlattı. Öğlenden sonra bir toplanalım, bu konuyu Genel başkana birlikte arz edelim dedi.

6-7 kişilik kurmaylar listesinde kimler vardı tam olarak hatırlamıyorum. Ama Eşref Erdem, Hasan Fehmi Güneş, İstemihan Talay, belki Adnan Keskin de.

Hep birlikte toplandık Hasan Fehmi güneş in odasında tartışıyoruz. Ben düşüncemi anlattım. Şöyle yapabiliriz, böyle tasarlayabiliriz şeklinde.

Fakat hepsinde bir tedirginlik hali var. Hiç birisi,” hah işte tamam.” diyemiyor.

En sonunda Hasan Fehmi Güneş dedi ki. “Birazdan Genel Başkan gelecek, bu konuştuğumuz zorlukları ona sen söyler misin? Bu fikri biz çok riskli buluyoruz. Söyledik ama dinletemedik.”

CHP kurmaylarının, riskli buldukları birçok şeyden birisi, Baykal’ın çok parlak bulduğu bu fikri, Erbakan’ın zaten yıllardır kullanmakta olduğuydu. Teknik olarak ta yumurtaların birbirinden çıkarken meydana gelebilecek aksaklıklar.

Meydanlar da bir aksilik olursa rezil olmak konusu vardı. Eğer yumurtaları birbirinden çıkartırken yardımcı kullanılırsa ise illüzyon bozulacaktı. Zaten vatandaş, illüzyona inanmazdı ama alkışlardı.

Eleştiriler çok yerindeydi. Ama genel başkana karşı çıkmak çok zordu. Kişiliğinin en bilinen yanı korkutuyordu kurmayları.

Ya Baykal’a aksi yönde fikir belirtiklerinde, çizik yerlerse tehlikesi kesindi neredeyse.

Bu yüzden Hasan Fehmi Güneş, Baykal’ın aklında ki projenin aksak yönlerini , CHP dışından birine söyletmek istiyordu. Yani bana.

Bir süre sonra Genel Başkan Deniz Baykal geldi. Ve proje hakkında sorular sormaya başladı. Toplantıda ki herkes, Baykal ın sorularını bana yönlendirdi.” Bu iş tasarlanabilir mi?” diye sordu bana.

Olabileceğini anlattım. Tasarımın tüm evrelerini, kullanılma aşamalarını hayal ettirmeye çalıştım. Cümlelerimin içerisine, aksaya bilecek noktaları da eklemeyi ihmal etmedim. Birkaç, ayrıntıda ortaya soru işaretleri de bıraktım.

Baykal, “Tamam on beş gün sonra üzerinde konuşuyoruz. Kolay gelsin size.” Dedi ve geldiği gibi çıktı gitti.

Tasarım yapıldı, Ankaralı bir çizer üzerlerine figürleri çizdi. Baykal sonuca bayıldı.

Fakat Özal aniden hayatını kaybedince, proje yattı. Yumurtalar ne oldu bilmiyorum. Emekçilerin parasını ben ödedim.

Bu anımdan sonra iki şeyi çok iyi anladım, ve her yerde bunu söylerim.

1-      Deniz Baykal, ortak akıl ve ekip çalışmasına asla inanmayan biridir. Çalışma arkadaşları diye bir şey yoktur, çalışma araçları vardır.

2-      Çalışma araçlarının işlevi kendisini (Baykal’ı) koltukta tutma amacında olmalıdır, yoksa atılır yerine başka araç getirilir. Yani çizik atılır günü geldiğinde devre dışı bırakılır.

 


İKİNCİ DENİZ BAYKAL ANIM

Bir önceki yerel seçimlerinde, Akdeniz in bilindik ilçelerinden birindeyim. CHP’li belediye başkan adayı ile konuşuyoruz. Yoğun bir propaganda programı var. Bende takip ediyorum. Zamanlama çok sıkışık. Başkan adayı, programı zamana sıkıştırmaya çalışıyor, ekibiyle.

Tam o sırada telefonu çaldı başkan adayının.  Arayan Baykal’ın özel kalemi.  Başkan adayı, telefonun diğer ucuna, sürekli tamam, tamam derken, bir yandan da not alıyor. Sloganlar, köy adları v.b.

Konuşma bittiğinde dedi ki, Yarın genel başkanın mitingine gidiyoruz. En az 2000 kişi istiyor. Birde şu pankartları (kağıttan göstererk) yaptırıp, yarın saat dört de meydanda olmamız gerekiyor.

Yahu nasıl olacak diye sordum, başkan adayı na. 24 saat bile yok 2 bin kişi istiyor, 250 km uzak dediği yer. Pankartlar, nakil araçları nerden bulunacak?

Yanıtı kısa ve netti, seçime girecek başkan adayının.” İstersen bulma ve gitme, anında yersin çiziği.”

Ertesi gün 2 binden fazla insan genel başkan, Baykal’ın mitingindeydi.

İşte Deniz Baykal, bu anıların misyonda yarattığı akıl ile geçecek,” Türk Siyasi” tarihine.

Önder Sav konusuna da sonraki yazılarımın birinde gireceğim.

Önder Sav, kendisini “soylu devrimci” olarak ilan ederek, CHP de kimi siyasetçilere, “Onlar devrimci değil, CHP nin sahibi biziz, onlar misafir.” Demiş.

Ona Atatürk’ün, “Milli Mücadelede”  çekilmiş fotoğraflarına çok dikkatli bakmasını öneriyorum. Belki AKP nin 10 yıldır, her seçimde yükselerek, neden iktidar olduğunu daha iyi anlar.

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

BAKALIM HOCA NE DİYECEK BU İŞE?

Kafalar çok karışık bir haftadır.

 Hem Erdoğan, hem Fethullah Gülen sevenler şaşkın. Kürtlerden nefret edip, MİT severler çuvallamış durumda.

 Fethullah Gülen'den kuşku duyup, “kürt sorunu var” söylemine sıcak bakan solcular da, feci afallamış durumda. Ne dedikleri anlaşılmıyor. Hebele gübele yazıp çiziyorlar.

 Kürt Açılımına alkış tutan liberal aslan yazarlar ise “U” dönüşe geçtiler, Erdoğan’a köşelerinden laf sokuyorlar.

 “Memlekete yaptıkları için, sağlığına her gün dua edelim Başbakan'ın'' diyen Fethullah Gülen’in, sağ kolu, sol kolu, dirseği, bariton sesli şarkıcıları, soprano yazarları, Hakan Fidan’a ve ifadeden kurtarma yasasına karşı esip gürlüyorlar.

 Cemaatin eleştirisine karşı polise, savcıya operasyon yapan Erdoğan'ın, siyasi danışmanın kafası da çok karışık ."Kavga var diyen, öküz altında buzağı arıyor" demeye getiriyor, tabana verdiği mesajda.

" Ne oluyor bilmiyorum.?" diyemeyen, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç iyice şaşkın, (sanki Kanarya Adalarında balıkçılık yapıyor) “Aklımla izah edemiyorum”, olanları diyor.

 Cumhurbaşkanımızın kafası, baştan beri karışık.

Şike yasasını TBMM'ye geri gönderme tepkisini hazmedemeden, “cumhur seçimlerine”girişi, yasa marifetiyle engellenince, yasaya çakıyor imzayı. Ama “CHP de Anayasa Mahkemesine gidebilir.” diyor. (Denize düşen, yılana.)

 Fethullah Gülen’in ince mesajlarını, medyaya anlamlı hale getiren Emre Uslu ile Mehmet Baransu'nun kafaları ise, iyice dönmüş durumda. Cemaat ile Erdoğan “sevgililer gününde sevda mesajları yolluyor birbirlerine” diye.

İçlerinden, “bize arya söylettiriyorlar, kendileri TSM konserinde el ele tutuşuyorlar” diye, kızıyorlardır eminim.

 Cüneyt Özdemir in kafası en karışık olan. “Ne azarlıyorsun beni, benim annem de başörtülü" diye ağlıyor, başbakanın fırçasına.

En soğuk kanlı, dört yüz de bir gazeteci, Ahmet Hakan bile şaşırmış durumda, bana kalırsa. Tarafsız bölgesinde, “kendi tarafı” oluyor ara sıra.

 AKP nin, CHP den bile daha muhalif milletvekili Şamil Tayyar, “eyvah iş bölünmeye gidiyor” iç çekintisinde, çelişkili tweetler atıp, herkesi daha da şaşırtıyor.

 Kısaca, her Türk vatandaşının kafası acayip karıştı. Alışmıştı Türkiye, her “çapanoğlunun” altından Ergenekon çıkmasına, şimdi ne, kim, nerede, amanın, hobada gibi ünlemlerle birbirinin ağzına bakıyor. “Bu sefer kim var, şapkanın içerisinde?” diye

 Her gün başka bir aksiyona uyanıyoruz lakin, kim esas oğlan, kim dublör, başrolde kim var? Bilemiyoruz.

 Bir tek CHP nin kafa net . Kurultaylara devam. Cemaat, minber, fark etmez. “Erdoğan'a karşı her şeyin yanındayız" sloganıyla, benzersiz muhalefetini sürdürüyor.

 

Her neyse yıllardır söylerim. Ülkede AKP iktidarı değil, koalisyon var diye, “AKP & Cemaat”koalisyonu anlaşamıyor artık.

 Toroslardan bakınca güzel ülkem bana böyle gözüküyor. Komplo teorileri havalarda uçuşuyor. Herkes birbirini suçluyor. Gerçekler gene fısıltı ile konuşuluyor. (Korkulu, Selanik li bir laf vardı hani)

 Ben gerçekleri Akdenizli ‘ye sorarım arkadaş.

 Akdeniz kahvelerine gider okeycilere takılırım. Toros çobanlarına. Pazarcı ablalara falan. Berberleri de müthiştir. Derin kültür.

 Borcunu ödemedin, karıma yan baktın, parti liderime sövdün, falan takımı tuttun. Ağacımdan badem çaldın, tavuğuma "kış" dedin. Sorun olmaz Akdeniz’de.

 Havası mı suyumu bilinmez, (belki zeytini, fesleğeni) tartışılır, kızılır, bazen de ağır küfür edilir ama sorunlar kavgaya dönmez.

 Güneşe ve sarı sıcağına bağlıyorum ben. Sıcak, insanın keskinini keser, yanlarını aşındırır, zımparalar, kulağını açar. Dinler Akdeniz, diğerini.

 Yaradılışta ki tarife uyar Akdenizli. Fikri kendinden menkul insanlar manzumesi ve çoğu sefer isabetli.

Her insanı ayrı bir efsane, acıklı da olsa hikâyesi, yaşamı komedi olan. Homeros’un Akdenizli olması, tesadüf demiyorum bu yüzden. Poseydon’un da.

 Esnafı bilgedir neredeyse. Her sene bir Ferrari parası kazanır. Sezon sonu satıp pavyon kapatır. Akdeniz de soluk erken gelen baharla başlar, geç giden yazla uykuya dalar.

 Bu yüzden Akdeniz'li fikri ciddiye alırım ben.

Çok vakti vardır etrafını anlamaya. Ne trafik derdi, ne sosyal sorunlar. Akışa bırakır kendisini. Akdeniz insanı demek, yükseğe düşmüş su damlasının, denize giden yoluna"saman çöpü" olmak demektir. Yani her yol Akdeniz.

 

Öz cümle, gerçekten de, “ gerçeği sor” söylesin sana Akdeniz. "Sıfır" yalan, “sıfır” dolan ile.

Kentlerin ''bok böceği'' kalabalıklarına, kavgalarına yabancıdır Akdeniz. Dedim ya trafik yok, tıkanma yok, park yeri deniz manzaralı, zeytindi, pekmezdi, keçiydi peynirdi, akar gidersin. Pazardan marka giyinirsin. Turistten kazandığını, onlarla içerek bitirirsin. vb işte.

 Dedim ya, bende onlara sorarım kafam karıştığında. Ne iş diye? Keçi çobanı Halim'e, İngiliz apla kuaförü Nazlı'ya, bakkal Mehmet’e, Kürt taş ustası Hasan’a, bizim mahallenin imamına.

Mesela bizim imam sıkı adamdır. İmam hatipli, birazda İslam enstitüsü okumuş. Her şeyden haberi vardır. Politikadan, cemaatlerden, fıkıhtan, mealden anlar. Az İngilizce de bilir. Derin hocadır. Gerektiğin de ise, hızlı namazcıdır. Herkes sever bizim hocayı. Sever gerçekten de, solcusu, sağcısı liberali, cemaat mensubu. İlginç adamdır bizim hoca. Camisine jimnastik aletleri koymuştu.(Bir İngiliz hediye etmiş) Soruşturma açtı Kaş müftülüğü, hala gidip geliyor kaymakamlığa.

Bende cümle entellerimizin, dantellerimizin şaşkınlığını. Başbakan yardımcısı, meclis vekillerimizin dört yüz gazetecimiz ve asistanlarının kafasını karıştıran durumları sordum, bizim hocaya.

Neler dedi, neler. “Aman üstat,” diye ekledi. “Sakın ola adımı karıştırmayasın. Çoluk çocuk, torun torba, Allah muhafaza.”

Evet, böyle işte. Sonraki yazım, “Ne iş hoca? Bu olanlar, Cemaat & AKP kavgası mı?”sorusuna, bizim derin hocanın verdiği yanıtları ile gelecek.

 

Sağlıkla kalın, tek eldeki sağlık. Oda bozulmadıysa.

cumahikmet@hotmail.com

Devamını Oku

TWİTTER'DA "HEPİMİZ TİNERCİYİZ" HAKARA MAKARASI

 

 

Başbakanın, “Dindar Nesil Yetiştireceğiz” söylemi tepki çekmişti. Bu gün “sözümün arkasındayım” eklemesi yaptı.

İtiraz edenlere, “biz demokratik muhafazakâr bir partiyiz, tabii dindar bir nesil yetiştireceğiz.” dedi. Ve ekledi. “Bu gençliğin tinerci olmasını mı istiyorsunuz?”

Siyasi arenada yarın, neler duyacağız bilmiyoruz ama sosyal medyada baş tartışma konusu “dindar nesil”meselesi oldu.

Sosyal medyacılar, başbakanın sözlerine yazdıkları mesajlar ile yoğun tepki gösterdiler.

Başbakanın, “hakara, makara yapıyorlar” dediği Twitter kullanıcıları ise “tinerci” karşılaştırmasını, “makaraya” aldılar.

#hepimiztinerciyiz adı ile açılan başlık, aradan bir saat bile geçmeden gecenin en çok tartışılanlar listesinin en başına geçti.

Yarın medyada sözü edileceğinden emin olduğum#hepimiztinerciyiz adlı eğilim başlığından, seçtiklerimi yorumsuz naklediyorum.

 

vesh @veshtitza  "Dindar nesiller yetştireceğiz" ve "Dayatma değil özgürlük diyoruz, demokrasi diyoruz" cümlelerndeki tineri bulup çekinz. #hepimiztinerciyiz

ilgi turan; sanal platformda #hepimiztinerciyiz diye öfke dolu cümleler kusacağınıza, real hayatınızda sokakta donan #tinerciçocuk için birşey yapsanız?

ilker Sarıtiken; Sonra vay efendim teoman tineri niye bıraktı #hepimiztinerciyiz

Nilicious7 Ancak tiner koklanarak tahammül edilebilen bir ülke haline geldik, yetmez ama evet... #hepimiztinerciyiz

Uçucu Madde :) #hepimiztinerciyiz Cumhuriyet sizden Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister...

U.Devrimol Sokak çocuğunun elinden tutup Avrupa şampiyonu boksör yapan A.Yıldırım'a neden tapeli tuzak kurulduğu anlaşıldı #hepimiztinerciyiz

Burcu Cinoglu ;Bir basbakan bu sorunu mu cozer yoksa kendi sorunu olan tinerci cocugu da, dinci olmayani da ezerek siyaset mi yapar? #hepimiztinerciyiz

esra ibiş ; Saygıdeğer RTE; Tinercileri küçümseyeceğine onları kurtamaya çalış. #hepimiztinerciyiz

Kerem Güla ; RT "@Aliyegore: #hepimiztinerciyiz buram buram Mustafa Kemal kokluyoruz Tayyip Bey. Bir sorun mu vardı?"

levent bargan ;Doğururlar, büyütürler, eğitirler, köle yaparlar. Kendimizi avuturuz; ...Doğdum, büyüdüm, okuyorum, özgürüm. #hepimiztinerciyiz

Batıkan Özgür ; #hepimiztinerciyiz erdogan bizi degistirmeye çalısıyo :O,bence ivana sertin degimiyle "bızımla deyilsın" Erdoğan

glşh dmryğrn ; #hepimiztinerciyiz bugün mersinde tinerle soba yakmaya çalışan öğretmen ve öğrenciler ağır şekilde yandılar .

neriii ;Başbakanın yüzünden dinimden soğudum tinerci olma kararı aldım #hepimiztinerciyiz

Atakan Ozan ;Akp'li değilsek o vakit; darbeci, eşkıya, ateist, zerdüş, içkici, ve şimdi de #HepimizTinerciyiz

Melis Anik ;Diyanet cuma hutbelerinde trafik dersi vericekmis.Kirmizi isikta gecmek caizmi? Hem kirmizida geciosan hem tinerciysen? #hepimiztinerciyiz

Öznur Köse ;O değilde, Bizim kalbimiz temiz çünkü #hepimiztinerciyiz nokta!

Mehmet Y. Özel ;#hepimiztinerciyiz "dindar mısın yoksa tinerci mi" diye bana sorulacak olsa ben sadece "çektim, kafam biraz duman" derim..

Merve ; Durmak yok tinere devam #hepimiztinerciyiz #tinerimedokunma !

Ha tinerci olmuşuz ha laf üstünde "çağdaş - dindar" İkisinin de kafası bulanık, mantıklı düşünemeyecek durumdalar #hepimiztinerciyiz

nuray doğan #hepimiztinerciyiz yobaz bir zihniyette olacağına insan ayrımı yapacağına varsın çocugum tinerci olsun

Mustafa Buran çocuklarına "haramı" "helali" öğretmeli insan dindarsa, gemicikler villacıklar haksız kazançlar çok ayıp çok günah #hepimiztinerciyiz

M.O.K.D.A.K.M. @emreokr  #hepimiztinerciyiz BAŞbakan element uydurmuş yine.Einsteinı da geçti. felsefeyle karışık bi takım mesajlar.tinerci de olduk. yarın ne olucaz

Gülhan #hepimiztinerciyiz Bu kadar insanı dinden insanlıktan soğutan boşbakan hala Ata dan soğutamadın ya, #tinerimedokunma , dökeriz yanarsın.

alper altürk Bana nefes alan hic bir şeyi sevme hakkı vermediler. Bende tineri sevdim... Güzel kokulu tiner sendin aşkım... #hepimiztinerciyiz

çiçek can Hem dindar hem de tinerci olmayı başaran genç açıkladı:Bismillah diyorum, çekiyorum -alıntı #hepimiztinerciyiz

Nilicious7 50 kilogram esrarla yakalanan değerli Başbakanımız'ın yeğeninden belli olduğu üzere, KİMYASALA KARŞIYIZ! #hepimiztinerciyiz'e KARŞIYIZ!

sashafierce #hepimiztinerciyiz değilim aslında ama tayyip in kafasındaki (aşağı yukarı tahmin edebiliyorum) dincilerden de olmam..

ƒa®uĸ Karşıt fikirlere saygı duymak büyüklüktür. Onları içeri tıkıp aşağılamak sizi yüceltmez sadece nefret tohumları eker #hepimiztinerciyiz

Kıvırcık Recep amcacım #hepimiztinerciyiz var mı bir sorun!?

Uğur SERTKAYA @dilekkalkannn tüp biraz daha ucuz tip gaz çek ahaha #hepimiztinerciyiz

Çelik bu memlekette görme engelli hocama röntgencilik yaftası vuruldu.hocam gurur duy benimle, #hepimiztinerciyiz.

Sedatcan Sonat “RT #hepimiztinerciyiz buram buram Mustafa Kemal kokluyoruz Tayyip Bey. Bir sorun mu vardı?”

Pınar A.A Senden olmayanları benzettiğin ve aşağıladığın Tinerci'ler en uyuşmuş halllerinde bile sizin yaptığınızı yapmazlar.#hepimiztinerciyiz

dilan alma #hepimiztinerciyiz başbakanın bakış açısı bu kadar sınırlı işte onun gözünde ya dindarsındır ya da tinerci ..

buket #hepimiztinerciyiz gençlik bi konuda hem fikir

Melike Aydın İç savaş istemiyoruz! #hepimiztinerciyiz

Mustafa Özünal Neden tartışılıyor anlamıyorum, dedem tiner de çekerdi namaz da kılardı?! #hepimiztinerciyiz

Dicle taştan bi imanölçer icat edilsede herkesin yolu yordamı belli olsa.Sonuçta bu halk imanını kendi bilecek kadar gelişemedi henüz #hepimiztinerciyiz

Onur Narinoglu #hepimiztinerciyiz Sen bir dindar olarak birilerini (kullarını) yetiştirirken, ben bir tinerci olarak kendimi yetiştiriyorum.

Zeynep Belin Arıkan Baska kafayla çekilmiyorsun kı Erdogan #hepimiztinerciyiz !

Ornitorenk Evet; Atatürkçüyüz! Bu sebeple ateistiz hatta #hepimiztinerciyiz bizi bir an önce hapse atmalısınız sayın Erdoğan.Yoksa kitap falan yazarız.

Ege Altuğ Sarıkaya #hepimiztinerciyiz Bu tayip yüzün den bir gün Ateist olucam

Doğanay İlker Manap Tiner prospektüslerinde Gençliğe Hitabeyi görmek istiyoruz ! #hepimiztinerciyiz

Özgün Yalin Bence bu gençlik tinerci olmasın tiner koklamasın o yüzden başbakan tinerci olsun bence 0_0 #hepimiztinerciyiz

Taha Alper Şen #hepimiztinerciyiz yazısını hepimiz zenciyiz diye okudum :D

Nilay Yeşer Yazıcı İnsanların dinlerini, imanlarını sorgulamaktan vazgeçin, insanları kendi inançları ile rahat bırakın. #hepimiztinerciyiz

£mre #hepimiztinerciyiz . Üstümüze bir ateş atılsa ne aydınlatırız ortalığı ha !

Merve Karaburun Dindarlığın zıttını tinercilik olarak gören bir Başbakanımız var. Ne kadar gurur duysak az bence. #hepimiztinerciyiz

Gizem Özlen dilek dilek @dilekgnc  Reply  Retweet Favorite · Open

#hepimiztinerciyiz hem tinerci hem isyankarızz!!!

Damla Acar #hepimiztinerciyiz Gençleri kaybediyorsun Tayyip.Unutmaki bu ülkeyi gençler ayakta tutar senin gibi dar kafalı ve sen gibi yandaşların değil dindar olamadık tinerci olduk abi. #hepimiztinerciyiz

flâneuse senin vaatlerle uyuttuğun milletin yanında tinerciler çok daha ayık kafalı kalıyor haberin yok. #hepimiztinerciyiz

Esra Başkaya dindar olmayan tinerciyse #hepimiztinerciyiz ve özgürlüklere saygılıyız sevgiliyiz.

Brazen Nose  dindar yetişmeyen kişi tinerci oluyor yani, ya da tıksırana kadar içiyor, içki ve tinerde bütün kötülüklerin anası yani! #hepimiztinerciyiz

Ergün Şahin  #hepimiztinerciyiz dindarlar 3 çocuk yapsın,tinerciler hadım edilsin.al sana dindar nesil projesi RTE

Neden TT Oldu? "Gençliğin tinerci olmasını mı istiyorsunuz?" açıklaması yapan Erdoğan'a tepki etiketi #hepimiztinerciyiz TT listesinde

 

Cuma Hikmet

https://twitter.com/#!/CumaHikmet

 

 

Devamını Oku

KAN KARDEŞİM HRANT

 

 

 

 

RENKLERİ ÖLDÜRMEK

 

Küçük bir çocukken, kendimden başka hiç bir kalabalığı olmayan, her nereden bulduysam ve  küçük dünyamın tek silahı olan, bir kayın dalı sopa ile dolaşırdım her yerde.

Mor tepelikli deve dikenlerinin ve aykırı tüm renkli çiçeklerin, başlarını uçurmak için kılıcım, küçük dünyamın, zor aşılır dağları gibi gözüken tepelerine tırmanma destekçisi, belki de bastonuydu, o kayın dalı sopa benim için.

Bir gün bahçemizin hemen dışında, henüz çiğdemlerin bile, sarı yeşil yüzlerini güneşe döndürmeyi göze alamadıkları, bir erken bahar gününde, bir kelebekle karşılaştım.

Alışmadığım renkleri ile gözümü alan.

Kayın dalı sopa silahım ve ben.  Ve siyah kanatları üzerinde, sarı ve kırmızı benekli,  bir kelebek.

Oysa ben renksizdim bildiğimce. Sarıdan yoksun, siyahtan yoksul, beklide kırmızıyı ezberime bile katamadan.

Ve o kelebek, bu gün bile çözemediğim kaotik uçuşu ile o siyah fon üzerine, sarı, kırmızı kanatlarının akıl almaz cazibesi ile dans ediyordu, biraz ötemde.

 

“Bir anda istedim onu. Benim olmalıydı.

Ya da benim bildiğim renklerde uçmalıydı.

Belki de birlikte uçmalıydık.

Bilmiyorum?”

 

Gerçekte, hangi renklerin uçmaklığı öğretilmişti ve kimin kanatları yetkindi ve hangi yüksekliklerin ortaklığındaydık, ya da değil?

Bilmiyordum?

Ama ben ve iktidarımın uygulayıcısı, kayın ağacı sopam, düştük peşine tarifsiz bir istekle.  Siyah, sarı ve kırmızı kanatların.

Çok koşturduk ve çok yorulduk birlikte. İstediğim neydi bilmiyorum.

Takip ettiğim ise yalnız ve kimsesiz bir kelebek. Siyah üzerine sarı ve kırmızı bir çırpıntı hepsi, ya da daha fazlası bilmiyorum.

Renkler ve ben yorulduk sonra.

 

Ben, kayın dalı sopam ve siyah üzerine sarı, kırmızı beneklerle uçan kimsesiz, sihirli bir çırpıntı.

 

Bilmediğim renklerin ürkek kelebeği, aldatıcı baharın, erkenci bir gelincik çiçeğinde dinlenmeyi seçti.

 

Ben ve sopam bir vuruş uzakta nefes, nefesliği.

Bir süre birbirimize baktık..

Küçük ve kayıt dışı bir andı bu anlamsız.

Ben, kayın dalı sopam ve siyah üzeri, sarı kırmızı ürkek benek.

Benim yüreğim soluğumda çarparken, kelebeğin ki kanatlarında atıyordu.

 

Ve ben başka bir insanın elini tutar gibi sıktığım kayın dalı sopamı, kaldırdım onun yorgun yükseğine.

Siyah üzerin yapışık, sarı ve kırmızı çırpıntının.

 

Ve hangi nedenle biriktirdiğim bilinmez hırsımın sopası, sildi renklerin sarı, kırmızı ve siyahını.

Belki de, renksiz bir çırpıntıydı istediğim. Yüreğimle aynı tınıda, yüksünen.

Ve bilinmez hangi nedenle yüklenen, öfkemin şiddetiyle savurduğum, kayın dalı sopamın isabeti, İndi güzelim kelebeğin ve kanıksanamaz sandığım, renklerinin üzerine.

 

Önce sarı kesti soluğunu, sonra kırmızı. Siyahtı direnen en son sanırım, sevgisi yitik darbeyle tükenen, En son aklımda kalan bu kadardı.

 

Neyi kovaladım, neyi yakaladım ve sonunda aldım. Ve neyi öldürdüm bilmeden?

 

Ağladım çocuk aklımdan,

Çok sonraya kalan zamanda başında,

Sarının,

Kırmızının

Ve siyahın.

 

 

İşte o günden beri,

Hep geç kalmışlık suçu ile bulamadığım sarının,

Bulduğum ama elimde tutamadığım kırmızının,

İç çekintisini soluklarım.

 

Siyaha özenirim,

İnadında olmayı özlerim.

Gözlerindeki siyahı ezberlemeyi isterim yutkunarak.

İsterim hep, enfekte bir yürekle.

 

 

cuma hikmet

cumahikmet@hotmail.com

 

 

 

 

Devamını Oku

FETHULLAH GÜLEN VE SİYASETE % 50 SORULARI

 

 


SİYASETE  % 50 SORULAR

 

M.Ali Birand’In  artık ezberlediğimiz, reyting amaçlı gündem yaratmaya dair son başarısını görünce, bu yazıyı yazmaya karar verdim. 

Yılın son 32.gün programında yine bombayı patlatmış. Konukları ile birlikte tartışıp, bir liste oluşturmuş. Türkiye’nin en etkili ilk 5 kişi sıralaması.

Biranda göre bu sıralama şöyle;

1. Recep Tayyip Erdoğan

2. Abdullah Gül

3. Fethullah Gülen

4. Bülent Arınç

5. Abdullah Öcalan

Birand’ın tespit ettiği isimleri tartışmayacağım. Ama sıralamaya itirazım var. Sıralama konusunda feci çuvallamış Birand.

Ya da o bildiğimiz meşhur “aman diyim” kaygısı ile yapmış sıralamayı. Her neyse ben arkadan konuşmayı bırakıp kendi tezimi anlatayım sizlere.

Benim tezime göre, bu listenin ilk sırasında tartışmasız Fethullah Gülen ve kendi tabirine göre “gönüllüler hareketi” vardır.

Beni iyi kötü takip edenlerin, içlerinden geçirdikleri ilk şeyin “eyvah Cuma’yı da kaptırdık Fethullah Hocaya” diyeceklerinden de neredeyse, ayrı eminim.

Ama eğri oturup, doğru konuşmakta ki inatçılığımı da hesaba katmalıdır, beni tanıyanlar.

Bir kere, herhangi bir konuda sıralama yapacaksanız, kriterleri göz önünde bulunduracaksınız. Ve hatta Fethullah Gülen’i bir sıralama içerisinde bulunduracaksanız, daha da çok kriteri, dikkate almak zorundasınız.

Bunu google efendiye, "Fethullah Gülen" yazıp, entere basarakta anlayabilirsiniz.

Ama ben, bu çok sayıda kriteri dikkate alıp, meramımı anlatmak uğruna, mecbur kalıp sayfalar dolusu kitap yazmak falan niyetinde değilim.

Hafazanallah, Nedim Şener ile Ahmet Şık hakime dert yanmışlar, “Mahkemeye gidip gelirken, kumanya bile vermiyorlar, kuru ekmek yiyoruz” diye.

Şakası bir yana, korkumdan falan değil. Fethullah Gülen o kadar gündemde ki yıllardır, Mehmet Ali Birand’ın sıralamasını görünce, yüksek sesle güldüm. “Hadi be “dedim birde. Fethullah Gülen'i çok araştırmış, çok takip eden birisi olarak.

Başka bir ara demiştim ya, Birand hakkında. “Tarafının yüzüne, tarafsızlık takmanın”ustasıdır, cilalı köşelerin, duayeni Birand.

Yoksa oda biliyor, ilk sırada kim var Türkiye’de.

Peki Fethullah Gülen neden birinci sırada olmalıdır sorusuna bakalım?

En başında marka çok önemlidir.

Marka

Bir topluma etkili olma konusunda sıralama yaparken etki sahibinin araçlarından çok toplumda algılanmasına bakmak gerekmektedir. Burada markanız, logonuz çok önemlidir.

Neden derseniz, sadece “ toplumun algısı” güçlü olma araçlarını, etkili olacak kişiye verebilir. Bu gücü sürdürebilmek te aynı algıya bağlıdır. Toplumun %50 si, yaklaşık 10 yıldır Tayyip Erdoğan’ı güvenilir, doğru ve açık algılamış ve devlet aracını eline vermiştir.

Lakin, Fethullah Gülen’in mesajlarında bir hedef belirtmeden söylediği gibi ,Erdoğan’ın %50 tarafından güvenilen açıklığı ve doğruluğu algısının tamamı, kendisinden menkul değildir.

Emanet algıyla devlet gücü elindedir. Üstelik bu devlet gücünü, iddialara göre, elinde ki asa ile bütünüyle kontrol edememektedir. (Okuyunuz bu gün ki Ahmet Altan yazısını)

 Ve hiç itiraz edilemeyecek bir gerçek vardır.

Oda Fethullah Gülen'in neredeyse 30 yıldır toplumun üzerinde ki kendi güven algısını, iktidarlara kiraya vererek, etkinlik aracında söz sahibi olmasıdır.

Kanıt mı istiyorsunuz?  Sorarım, 30 yıldır, devlet ricalinde seçim kazanıp iktidar olan ve “Okyanus Ötesine”, teşekkür etmeyen bir başbakan var mı?

Peki, neyedir bu teşekkürler. Fethullah Gülen markasına.

Etkili fotoğrafında, başka bir olmasa, olmaz faktör ise, duruşta ki istikrar yani sürekliliktir. Bu kanıtımıza da bir bakalım

Süreklilik

Etkinlikte “marka yaratmanın” tek yolu, etki sahibinin süreci dengeli politikalar ile sürdürmesidir. Tıpkı insan canlı organizması gibi, sosyal algının da genetik kalıtımı vardır.

Bu kalıtım gerçeğini iyi değerlendirmek, markanızın duruşunda dengesizlikler yapmamanız gerekmektedir.

Yani iyi düşüneceksiniz, düşüncelerinizi iyi anlatacaksınız ve bunun arkasında duracaksınız. İnişleriniz çıkışlarınız olmayacak. (buraya gelecek yazılarımızda sorularımız ile dönceğiz)

Bu konuda da Fethullah Gülen’in neredeyse 40 yıldır süren duruşu ve söylemleri, toplumsal algı üzerinde etkili olmuş ve her geçen gün markası büyümüş gelişmiştir.

Bunun kanıtını vermeye gerek bile görmüyorum. Her şey gün gibi apaçık ortadadır.

Ayrıca, sıralamaya girmek sorun olmasa bile orada en üstte kalmanın, başka bir gereği, yalpa yapmamaktır. Dengeyi tutmak, gözetmek zorundasınızdır.

Denge

Markanızı yarattınız, ya da başka marka algılarının güven sermayesini birleştirdiniz.  Asayı ele alabilmek için, toplam toplumsal algının, çoğunluğuna mazhar olmanız gerekir.

Uzun  geçmişe dönmeye gerek yok. Son 10 yıldır başbakan Erdoğan’a bu asayı veren toplumsal algı en son %50 dolaylarında gerçekleşti.

Ancak toplumsal algının kısa dönem hafızası, tıpkı betonun priz süresi gibi 20 gündür. (1 gün eksik)

Bu özellik, asa sahiplerine bir avantaj gibi görünse de uzun dönemde, genetik hafıza ortaya çıkar ve dengeler akıl almaz bir şekilde değişir.

İşte bu yüzden, toplumun bir zamanlar öne çıkarıp, bağrına bastığı, heykellerini diktiği, hatta her fani gibi ölüp gittiğinde ,koro halinde ağıtlar yaktığı asa sahipleri, bir süre sonra aynı toplumun genetik hafızasının mahkum olurlar. ( Örnek bile vermiyorum ama Kaddafi’nin eceliyle ölmesini bile beklemediler)

Bu yüzden etki sıralaması yaparken, asa sahiplerinin duruşlarında ki denge göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Sonuç

Toplum da etkili olma sırasının, en başına çıkmak ve orada kalabilmenin kavramları bunlardır. 

Sayısız alt başlıkları olan bu üç kavramın, “ olmasa, olmaz” ölçütleri ile kurulmuş politikalara sahip olma gereğini de ekleyebiliriz ahkamımıza.

Bu sonuçta ise, Fethullah Gülen’in, Birand’ın listesinde birinci sırada olması gerekmektedir.

 Birand, sıralamayı yaparken başbakan Erdoğan’a devlet aracının gücünü eklemiştir ki bu tamamen yanlıştır.

Devlet toplumsal algının üzerinde bir etki aracı olsaydı, örnek verdiğimiz Kaddafi, Mubarek hatta Stalin örnekleri olmazdı dünyamızda. Bu örnekleri işe tarihide katarak sürdürüp gitmek olasıdır.

Zaten başbakanın kendisi bu gerçeği sürekli tekrarlamaktadır. Daha dün ifade etti. “Devlet değil millet.”

İşte anlatmaya çalıştığım bu tezimin gereği, reyting bülbülü Birand’ın, “Türkiye’nin en etkili sıralamasını derhal yeniden yapması gerekmektedir.

Ayrıca çok vahim bir başka hatası da vardır Birand’ın. Abdullah Öcalan’ı sıralamanın sonuna koymakla başka bir cinlik yapmıştır.

Topluma, sona koydum diye aşağılama mesajları yollarken, sıraya koyup, çok sevgili terör örgütüne de, hala düşüncem değişmedi selamları yollamaktadır.

Oysa günümüzde ve tarihte değişmez gerçek şudur.“Seyirciler kuklaları alkışlar ama bilet paralarını ipi elinde tutanlar toplar.”

Bu tez ve değerlendirme burada bitmiyor.

Hep asayı veren %50 den söz ettik. Onların, toplumsal akıllarından, hafızalarından ve genetiğinden.

Oysa bu sonucu almak isteyen herkes için çok önemli olan bir öteki % 50 var. Asa sahiplerinin ve destekçilerinin, asla gözden çıkaramayacağı. Asa sahiplerine muhalefet edenleri belirleyen bu %50, sanıldığı kadar önemsiz "ötekiler" değildir hiçbir zaman.

Bu öteki % 50 lerin sesleri her geçen gün yükselmekte.

Toplumsal aklın hafızasına, her gün bir çentik daha atılmakta. Acılar birikmekte, kan dökülmekte, suni yaralar kaşınmakta. İşin vahim tarafı ise bu acıları yaşatanlar kimler, hiç kimse bilmemekte.

Destekleyen %50 nin kafası karışmakta, ötekilerin ise hırsları keskinleşmektedir.

%100 parçalanmış durumda. Neredeyse dalacak birbirlerine bu insanlar.

Bilinmezlikler, öfkeye tavan yaptırtmakta. % 50 hangi tarafta olursa olsun, güvenleri aşınmakta.

Toplumsal barışa, demokrasiye, özgürlük ve bağımsızlığa giden yol ise, asa sahipleri ya da ortaklarının, sorumluluklarını üstlenerek, bilinmezleri ve yarattığı karanlığı, tüm gerçekleri ortaya koyarak %100 ü aydınlatmalarıdır.

Bu durumda devletin başındakiler başta olmak üzere, doğru yoldayım diyerek destek verenler , %50 ye hesap vermek zorundadırlar.  Öteki % 50 yi doğru yola kazanmanın başka çaresi de yoktur.

Bu bir yazı dizisidir.

Gelecek yazımızda ötekileştirilmiş %50 nin asa sahiplerine ve destek olanlara sorularını, açıklamaları ve belgeleri ile soracağız.

Her biri kendi koltuk ve malikânelerinde, danışman gözü ve kulağı ile devlet yönetenler, ona destek verenler, çarşıdan, pazardan, kahveden, sokaktan haberi olmayan ahkâmca yazarlar, bu sorulara yanıt vermelidirler.

%50 nin ilk sorusu çok basittir.

Ey ülkeyi çekip çevirenler, her şey yolunda diyorsunuz. Peki öyleyse % 85 imiz neden mutsuz?

Gelecek yazıda sorularda buluşmak üzere..

 

Cuma Hikmet

cumahikmet@hotmail.com

 

 

Devamını Oku

PUSLU VADİ DİZİSİ BÖLÜM 2011/12

DİZİ ADI; PUSLU VADİ

YAPIM +++++

YÖNETİM +++

OYUNCULAR: PARÇALANACAK ÜLKE HALKI

BÖLÜM 2011/12

 

 

 

**Şöyle buyurun hoş geldiniz..

++Hoş bulduk efendim, Nasılsınız?

**Allah’a hamt olsun. İyiyiz. Sizlerde afiyettesinizdir İnşallah?

++Efendim bildiğiniz gibi. Sadece çok yoruluyoruz, ama bölgemde iyi gidiyor işler ,sizin de desteklerinizle. Başkanımızın, özel selam ve sevgilerini de getirdim beraberimde.

**Allah razı olsun, yolunu açık etsin. Çay içerken konuşalım. Kahvaltı etmediyseniz kahvaltı edelim. Bilirsiniz güzel kahvaltı hazırlar çocuklar.

++Teşekkür ederim efendim. Sadece çay rica ediyorum. Ben bir an önce, son planı konuşalım istiyorum. Bir hafta sonra gerçekleştireceğiz. Hazırlıklar tamam. Sizle de bir değerlendirelim istedik.

**Buyurun başlayalım. Hayırlı olsun şimdiden.

++ Efendim bildiğiniz gibi ve sizin de destekleriniz ile oldukça başarılı sonuçlar aldığımız projemizin bir parçasını daha hayat geçirme planı bu dosyamız. Bir kopyasını biliyorsunuz bırakamıyorum size. Prensipler gereği.

** Biliyorum, gerek yok. Hafızam Allaha şükür iyidir. Siz devam edin.

++ Teşekkür ederim. Bildiğiniz gibi şu aşamaya kadar projemizin amacı gereği, arkasına yasaları da alarak ortadan kaldırılması zor bir kuvvet olan ordunun gücünü kırmak, demokratik ve parlamenter rejimin , ordunun yerini alması konusunda ciddi mesafeler kaydettik. Bu gelişmede terör örgütünün projede uyumlu çalışması, bizim ve sizin desteğinizin büyük yardımı oldu.

Ancak daha öncede konuştuğumuz gibi, 600 yıllık köklü bir ocağın arkasından gelen bu kurumun, yasal düzenlemeler ile görevini ,demokratik ve parlamenter rejim kurallarına uydursak bile, halkın körü körüne bağlılığını, ortadan kaldırma güçlükleri sürüyor. Buna en büyük kanıt seçimler biliyorsunuz. Onca para ve yoğun çalışma yaptığımız halde, hala ağırlıklı bir güven var orduya.

Böyle bir kurumun sırf komuta düzeyinde bile iyileştirme yapmak, halkın duyduğu sevgi ve itibarı birden bire ortadan kaldıramıyor.

Bu nedenle, süreci yeni bir plan ile hızlandırma ihtiyacındayız.

** Bunları daha önce çok konuştuk. Yeni planımızdan söz edelim?

++ Geliyorum efendim. İsyancı örgüt operatörleri ile yoğun görüşmeler yaptık. Onlarda son günlerde açıktan veremediğimiz destek yüzünden, oldukça yakınıyorlar. Bu yüzden planımızın çok işe yarayacağını onlarda kabul ettiler.

**Nedir plan?

++ Gerçekten de zamanlama olarak çok uygun bir plan efendim. Biliyorsunuz Fransa “Ermeni Soykırımı” meselesini parlamentosu vasıtası ile dünya gündemine soktu. Ve diğerleri de bu konuda girişime başladı. Öte yandan, Esat üzerinde baskılar artmış durumda. Hükümet de Esat a halkını katlediyor diye tepkilerini sürdürüyor. Hem başbakan, hem dışişleri olarak.

** Planın bu parçasının Esat ile ilgisi nedir?

++ Oraya da geleceğiz efendim. Zamanlamanın neden çok uygun olduğunu anlatacağım.

Ordu yeni bir harekât düzenleyecek, uçaklar bomba yağdıracak birçok isyancı öldürülecek. Planın, esası bu.

** Hükümetin son atama ve düzenlemeleri birde son zamanlar da başarılı operasyonlar ordunun yeniden saygınlık kazanmasına neden oldu. Buradan bile görebiliyorum bunu. Ne işe yarayacak öyleyse bu plan.

++ Ama farkı şu olacak operasyonun, ölenlerin tümü sivil olacak. Silahsız siviller.

** Nereden bulunacak bu siviller. Kim “gel beni bombala” der?

++ Onlar bilmeyecek bombalanacağını efendim. Bu ayrıntıları isyancı operatörler ile konuşup hallettik.

**Nasıl olacak?

++ Efendim biliyorsunuz sınır bölgelerinde tek geçim kaynağı kaçakçılar. Bunları kullanacağız planda. Kaçakçılar gerilla zannedecek ordu.

** İlginç, devam ediniz lütfen?

++ Efendim, bölgedeki kaçakçılıkla geçinen insanlar ile isyancı örgüt zaten yakın ilişkide. Mal temini, ulaştırma yardımı,  örgüte yardım diyerek komisyon almakta zaten. Sınır boyunda en uygun yeri saptadık. Oradan 40-50 kişilik bir gurup la anlaşıldı, günü belli. Aslında bunlar küçük guruplar halinde en fazla 10 kişilik yaparlar kaçakçılığı. İsyancı örgüt operatörü birkaç aile yükü hazırlayacağını söyledi.

** Silahsız mı olacak kaçakçı gurup. Evet, bölge de asker ve yetkililer yıllardır bu insanlara biraz müsama göstermek zorunda olduğundan aralarında bir anlaşma var. Onlar silah taşımayacak, malzemelerini de yetkililer görmezden gelecek.

**Kusursuz gibi görünüyor. Buyurunuz, devam ediniz.

++ Ordu ile istihbarat paylaşımı süreç devam ediyor. İstihbarat biz, siz ve isyancı örgüt içerisinde ki malum kadrolarca sağlanacak. Hava araçlarının, gurup kimliklerini ayırt etmesi olanaksızdır. Ordu gurubu terörist sanarak tereddütsüz bombalayacak. Bu durumda Esat dan sonra, onu suçlayan hükümet de zor durumda kalacak. Sizin de dediğiniz gibi, tek başına hareket etmenin, kibirli olmanın, yanlış olduğunu görecektir.

** Anlıyorum. Güzel bir plan. Masum insanların ölecek olması hüzünlendiriyor beni. Lakin Allah yolunda doğrunun, şehit kabulü için dua edeceğim.

++ Sizden beklediğimiz, bu sivil katliamın bilinçli yapıldığını tüm olanaklarınız ile her zaman ki gibi duyurmanız efendim. Ülke içerisinde ki etkinizi kullanarak her zaman ki gibi, doğru mesajları iletmeniz. Olaydan hemen sonrası manşetler çok önemli. Biliyorsunuz, dünyanın büyük bir bölümünde Noel tatili sürüyor. Bu nedenle, “sivil katliam” haberlerinin sündürülmesinde çok yarar var.

** Arkadaşlar bu konuda ne yapacaklarını iyi bilirler merak etmeyin.

++ İsyancı örgüt gereken senaryoyu onlara, ayrıntıları ile ulaştıracaktır zaten. Tüm gerçekleri ilk önce sizin ekip öğrenecek efendim. (Gülüşmeler)

** Plan işlerse üzerini örtemezler bu vahşetin.

++ Evet efendim bir taşla iki kuş. Hem ordu biraz daha irtifa kaybedecek. Hem de kibirli hükümet tek başına hareket etmekle iyi bir ders alacaktır. Göreceksiniz onların bu tek başına davranışları değişecek yakında. Siz rahat olun.

** Anladım.. Hayırlı olsun. Allah mahcup etmez inşallah. Allah yolundan ayrılmış fert tek başına sadece kibirdir.

++ Ben izninizi rica ediyorum efendim. Çay için teşekkür ediyorum.

** Allaha emanet olun selamlarımı iletin lütfen. Yolumuz açık olsun. Gelecek sefere kahvaltıya bekliyorum. Oraya da bahar gelecek inşallah.

 

Yılın son ve alternatif dizisi PUSLU VADİ, yeni yılınızı kutlar.

Noel babayı kapıdan ve çizmelerini çıkarttırıp alın içeri.

 

Cuma Hikmet

cumahikmet@hotmail.com

 

Devamını Oku

CÜNEYT ÖZDEMİR KİMİN ÇIRAĞI?

 

 

Yenişafak görevinin başındaydı yine.

Başörtülü binince, BMW bozuluyor,” manşeti attı.

Adamların işleri bu. Ne zaman ülkede kamuoyu hükümet uygulamalarından yoğun şekilde rahatsız olur. Açın Yenişafak ı, türbanla ilgili bir başlık görürsünüz.

Ne yaraymış arkadaş, 10 yıldır kaşı kaşı bitmedi.

Yenişafak a söyleyecek sözüm yok. Her iktidarın destekçisi medya, her yerde vardır.

Gazeteciliğin ruhunda olması gereken kuşkuculuk, araştırmacılık tarafsızlık öleli çok uzun zaman oldu. Bu yüzden Yenişafak a, söylenecek söz yok. Reklamlarını nereden aldığı, hangi kesimin okuyucu olduğu belli. Adamlar işini yapıyor kısaca.

CÜNEYT ÖZDEMİR NE YAPIYOR.

1990 lı yıllarda tanıştım ben ilkin Cüneyt Özdemir ile.

Şimdi hiç görüntüsü yok ama İTÜ EVİ barında. Şimdi rahmetli olan bir arkadaşım işletiyordu. Her cumartesi çok kalabalık olurdu. Cüneyt de takılırdı, neredeyse her hafta sonu oradaydık.

Cüneyt, o sıralar şimdiki gibi popüler değil. 32. Günde M.Ali Birand ın çırağı. Mithat bereket ile Can Dündar ise kalfa. Bizim çırak Cüneyt ara da sırada 32 günün sonlarına doğru bir, iki görünür o kadar. Fakat 32 gün çok popüler o sıralar. (M.A Birand TRT de yapıyor o sıralar 32.günü)

Biz Cüneytin o bar hafta sonlarına dönelim. Genelde ODTÜ lü çevrenin takıldığı, kızların bol olduğu bir ortam. Ve bizim Cüneyt ile konuşurken göz göze gelmek olası değil. Adam sürekli kesme halinde. Ortama da yeni girdi, tanıdığı kimse yok çırağın, herkese yalvaran gözler ile bakıyor size, “tanıştırsanıza beni “ diye. ( İtiraz edemez, kıyamet kadar tanık var hala konuşuyoruz aramız da bu konuyu)

İlk izlenimim, ne kadar efendi biriydi. Çok konuşmayan, her şeye atlamayan dinleyen v.s. Başarılı bir gazeteci olur diye düşünmüştüm, Cüneyt hakkında o sıralarda. Tarafsız, korkmayan, araştırmacı, v.s. Epeyce de bir tahminimde yanılmadığımı düşündüm.

TV izlemem hiç. Ama yıllardır ara sıra bakıyordum denk geldiğinde programlarına.

Fakat gün geçtikçe, bu efendi, nazik, meraklı, araştıran Cüneyt e bir şeyler oldu. Birden bire değişti. Tıpkı ustası M.A Birand gibi habercilik yapmaya başladı. Birden bire bu değişiklik nereden çıkmıştı anlamadı sevenleri?

Her geçen gün, nerede popüler sömürme aracı haber varsa, hazret onları buluyor, ustası bir yandan çırağı bir yandan ,ülkede tuhaf gündemler yaratıyorlardı. Daha da tuhaf olanı, yarattıkları gündem konusu, “vatandaşın açıkta olan kıçını hatırladığı” ve itiraza başladıkları  zamanda oluyordu.

Laf olsun, torba dolsun cinsinden, vatandaş gündemine de giriyormuş gibi yapıyorlardı.

Ustası Birand ın uzmanlık konusuydu bu. Yıllardır “hahahoohu ,ehu” diye programlar üretmiş çok sevilmişti hazret.

Bilirsiniz, koluna bilmem kaç bin dolarlık saatini takar her akşam çıkar karşınıza Birand. Sonra da gaf, gaf üzerine, gaf yaparak, eziyetçi iktidar ile ezilen vatandaşı uzlaştırmaya çabalar.

Gerçi , çırak Cüneyt böyle gaflar ya da “ ıııı, aaa, öö “diye acaip ünlemler falan kullanmıyor programlarında ustası gibi. ( Neyse ki bunu kapmamış)

Lakin arkadaş nerede kaşınacak, vatandaşın hassas duygularını aşındırıp birbirine düşürecek unutulmuş gündem varsa , buluyor, alıyor, onu gündem yapıyor. Nakletmesi yetmiyor, bir de felsefe katıyor.

İşin tuhaf tarafı da bunu gazetecilik sayıyor. Veriyor gazı veriyor gazı. Türbanlılar, türbansızlar, Aleviler, Sunniler, Kürtler, Türkler.

İşin daha da vahimi, binlerce yıllık sorunları 45 dakikaya 5 parça tıkıştırıp, doğruyu söyleyeni paylayarak, iktidar severi okşayarak araştırmacı habercilik yaptığını sanıyor.

Yahu, zaten senin bir şey yapmana gerek yok. Bu konuyu 10 yıldır devlet imkanları, açılımlar, Habur gösterileri , çıkardığı yasalar ile hükümetimiz yapıyor sağ olsun. Sana ne gerek var.

Yok illa AKP nin soylu gazetecileri arasına girecek arkadaş.

 Popülizmi gazetecilik sayan ama aslında saat kolleksiyoneri  olan, Mehmet Ali Birand ın aslan çırağı, aynen ustasının yolunda “ sineği öperim, kanadını kırmam” ata sözümüzde olduğu gibi, haksızlıklara, namussuzluklara, yolsuzluklara, baskılara karşıymış gibi yaparken, öte yandan zorba uygulamaları, vatandaşın ayrıştırılmasına, bölünmesine, kutuplaşmasına neden olacak uygulamaların üzerini kapamaya çalışıyor.

Aslında çırak Cüneyt in, bu konuda yaptığı sistematik görevi çok eski değil. Tıpkı ustası Birand gibi, sanki haksızlıklara, adaletsizliklere karşıymış gibi bir marka yaratıp, sonra buna neden olanların sırtını sıvazlama taktiği.

Sonrası kolay gazetecilikte,  kantarın topuzu olmayı başarabilirsen ( İktidar ve ezilen vatandaş arasında)kalem efendiliği ile gelsin trilyonlar, arsalar, arabalar, villalar, hizmetçiler.

Görünürde dengeli olacaksın. Yoksa havanı alırsın.

Mesela iktidarın vekilleri gece yarısı toplanıp, kendileri lehine” kıyak emeklilik” yasası yaparsa gündem konunu sağlam seçeceksin. Bu haberi fazla öne çıkarmayacaksın, görmezden geleceksin.

Yok dürüst haber emekçileri zar zor bunu gündem yapar da , vatandaş da ciddiye alırsa, o zaman kantarın topuzu olman lazım işte.

Ne yapacaksın?

Hemen unutulmuş ama önemli bir kaşıntı konuyu,  trıçka bir temayla gündeme, sanki bombaymış gibi atacaksın. Gerisi kolay. Vatandaş bunu hemen yiyecektir. Yıllardır böyle yemiştir zaten. 

Unutacak hemen  yangından kaçırılan kıyak yasayı, Fransa soykırımını, öğretmen atamalarını aile içi şiddetten her gün 5 kadının öldürüldüğünü. Düşecekler birbirlerine “ sen türbansızsın, sen türbanlısın “ diye.

Cüneyt de, sanki bu konuda görevli devlet destekçisiymiş gibi, bu gün Yenişafak da ki manşeti görünce, hemen kapmış sitesinde haber yapmış. Yetmemiş Twitter da yorum eklemiş.

@cuneytozdemir Başörtülü bir insanla görmek istemediğiniz arabanızın o pek değerli imajının içine tüküreyim..Mini cooper'ımız vardı hemen satıyorum, hemen

Ve cin çırak Cüneyt ardından eklemiş.

@cuneytozdemir Mini cooper'ın Türkiye temsilcisi Borusan 'başörtülü sunucu imajımızı bozuyor' diyerek sponsorluk anlaşmasını bozmuş. Alın o markanızı... (nokta nokta ne demekse artık. Kıçınıza sokun dememiştir içinden inşallah. Çok ayıp)

Şimdi çok meşhur olduğu Twitter da, Borusan TT olmuş durumda. Kesin daha çok satacak şu krizde.

Anlamadığım bir şey var. Pensilvanya da ,Fettulah Gülen in kahvaltısına katılıp ta değişmeyen gazeteci yok arkadaş.

Eskiden böyle değildi bu çırak Cüneyt?

 

 

cuma hikmet

 

cumahikmet@hotmail.com

Devamını Oku