Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

FAİLLER YAKALANDI!

Saldırıyı kim destekledi yada kimin işine yarıyor gibi tezler yazan gerçekten uzman kişiler varken ben bu konulara hiç girmeden dikkatimi çeken ve her terör saldısında yaşanan bir klasikten bahsetmek, dikkat çekmek istedim...

Reyhanlı'da patlayan bomba ile ölen sayısının ben bu yazıyı yazarken açıklanan son rakamı 49 iken yani 49 can kaybedilmişken açıklama geldi büyüklerimizden "failler yakalandı"
Başbakan yardımcısı,içişleri bakanı gururla açıklıyor
-failler yakalandı,olay çözüldü,itiraf ettiler,vs vs vs
Bu ilk değil, fark ettinizmi her bombalı saldırı sonrası bu büyük başarıyı gösteriyor failleri tespit edip olayı çözüyoruz ama bu üstün başarımız kaybedilen canları geri getirmemizi sağlamıyor...

Benim anlamakta zorlandığım ise hep bombalar patladıktan sonra bizim bu üstün başarıyı göstermemiz oluyor..

Öyle ya istihbarat dediğimiz şey Ülke güvenliğini içte ve dışta sağlamak üzere istihbarat alan takip eden bir yapılanma değilmi?Yoksa ben mi yanlış biliyorum..
Yurdumuzun 3 tarafının denizlerle çevreli olması Allah'ın bize bir lütfu olsa gerek keza tek kara bağlantılı sınırımız gördüğümüz üzere bütün terör örgütlerinin geçebildiği rahatça gidip geldiği, bombaların,ağır silahlarında nakledilebildiği bir güzergaha dönüşmüş durumda..
Bazı yazarların bu tür saldırılar ABD olmak üzere birçok ülkede yaşanabildiğini söylüyor ki evet doğrudur terör her yerde kendini gösterebilir ama ABD yada başka ülkelerde 10 yılda bir patlayan bombalar bizim ülkemizdeki kadar sık patlamıyor evet zor bir coğrafi konumdayız ama buda bu denli bombaların patladığı bir ülke olmamıza sebeb olmamalı..


Ankara'da da patlıyor bomba reyhanlı'da da Gaziantep'de de...Kısaca bizim ülkemizde patlayan bombalar için yapılan açıklamalar hep aynıyken istihbarat zaafımız ise hiç tartışılmıyor..
Suriye ve ırak'ta yaşananlar malumumuz her nekadar bugün çekilmiş olsada pkk gibi bir terör örgütü sorunumuz varken tek kara bağlantılı sınırımızın bu denli özgür alana dönüşmüş olması endişe verici bir durumdur..


İç ve dış örgütlerin bizim ülkemizde bu denli rahat eylem yapabilme özgürlüğü ise daha çok istihbarat zaafımızı gösteren bir hal'dir..


Maharet yada övünelecek olan bombalar patladıktan sonra failleri tespit etmek olay çözmek değil bombaların patlamasını önlemek vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlayabilmektir..O zaman gelişmekten büyümekten bahsetme hakkımız olabilir..

TWİTTER:denizster

Devamını Oku

İLERİ DEMOKRASİ

Ben bu satırları yazarken 1 mayıs'ın İstanbul bilançosu 72 gözaltı,25 yaralı ve 2 bin kapsül gaz bombası olarak açıklandı..Olaylarda yaralanan 17 yaşındaki dilan ve 27 yaşındaki meral ise yoğun bakımda tedavi altındalar..
Ne için?
Devlet:"Taksim tehlikeli,yasak"dediği
Sendikalar ise "bizim için sorun yok,biz bertaraf ederiz"dediği için..
Kısaca Sendikalar ve Devlet karar aldılar  1 mayıs kaosuna imza attılar..
Bildiğimiz 1 mayıs manzarasının dışında başka bir şey oldu o gün..Gaz bombaları sonucu başından yaralanan 2 genç kızımızın  sonrasında yapılan açıklamalar...
İstanbul Valisi Mutlu'nun açıklamalarından anlıyoruz ki Dilan bir örgüt üyesi..Tabi mahkeme kararı varmı bilemiyoruz ama İstanbul Valisi "kayıtları bizde mevcut"açıklamasını da  yaparak olanlarda bir yanlışlık olmadığını eksik ve yanlış bir işlem yapılmadığını en net ifadelerle açıkladı..
Bu açıklamalardan anlıyorum ki bizim yasalarımız örgüt üyesi yada marjinal olarak adlandırılan grupları sokak ortasında gaz bombalarıyla nokta atışı yaparak ölümüne sebeb olabilecek kadar yetki veriyor..
Bırakalım sendikların görevlerini yerine getirip getirmediğini bırakalım inşaat vardı yasaktı neden zorladılar diye hayıflanmayı bırakalım zaten hiçbiri işçi değildi hepsi suçlu diyerek savunmayı da bu yetkinin sınırsızlığından başlayalım konuşmaya..
Varsayalım ki dilan örgüt üyesi, meral'de, hatta tüm eylemcilerde, bu gaz bombalarıyla nokta atışı yapılarak ,beyin kanaması geçirmelerine,ölümle yaşam arasında yoğun bakımda olmalarına yasalar izin mi vermektedir bunu konuşalım.
Yasalarımız örgüt üyelerini ya da marjinal grupları yargılamaya tabi olmaksızın cezalandırmamı getirmektedir..Dilan ve Meral örgüt üyesi oldukları içinmi hedef alınarak gaz bombasıyla vurulmuşlardır yoksa o arbedede polis eylemcilere direk hedef atışları yaparken mi yaralanmışlardır..
Taş atanları savunmuyorum tıpkı gaz bombalarını atanları savunmadığım gibi..Elbette devlet   güvenliği sağlamalı ama gaz bombaları nişan alınan silahlar haline dönüşüyorsa burda güvenlik tedbiri değil daha büyük bir tehlikenin içinde olduğumuz anlamına gelir ki beni korkutan da budur...Asker devletinden polis devletine geçiş gibi hezeyanlar içinde olmak istemesemde İstanbul valisi mutlu'nun açıklamaları endişe verici  bir durumdur..
Demokrasi bile değil ileri demokrasi iddiasında olan bir ülkenin vali mutlu'nun açıklamalarını görmezden gelmesi ileri medyanın vali mutlunun sözlerini gözardı etmesi sık sık duyduğumuz o temel hak ve özgürlük kavramlarının janjanlı kavramlar heline geldiğinin göstergesidir adeta..
İleri değil sadece Demokratik bir ülke olalım ve nokta atışı yapan polislere göz yummayalım,sadece demokratik bir ülke olalım buna alkış tutanları kınayalım,sadece demokratik bir ülke olalım ve yargıyı bizler değil mahkemelerin vermesini sağlayalım ve lütfen ileri değil sade ama gerçek bir demokrasi isteyelim...


Twitter:denizster







Devamını Oku

ÇÖZÜME MUHALEFETSİZ MUHALİFLER



Öcalan Bdp Kandil trafiği tüm hızıyla sürerken Akil insanlar ve Akparti milletvekilleri'de barış sürecini anlatmaya devam ediyor..Hasan Cemal Güneydoğu gezilerini sürdürüyor ve sosyal paylaşım sayfalarından talepleri dile getiriyor, sürecin yankılarını yansıtıyor...Kısaca süreç tüm sert rüzgarlara rağmen yürütülmeye devam ediyor
Tüm bunlar olurken Mhp sürecin tam karşısında olarak bunun yıkım projesi olduğunu ve pkk'ya diz çöküldüğünü en sert ifadelerle anlatıyor..Tabii Mhp'nin bu sürece destek vermesini kimse beklemiyordu bunda şaşırtıcı olan bir durumda yok ancak Mhp karşıtlığının yanında bir tez önerse daha etkin bir siyasi duruş sergileyebilir hatta kamuoyunda karşı olanlarıda Mhp çatısı altında toplayabilirdi..Ama olmadı...
Siz bakmayın Memleketimin dağlarına bahar gelmiş söylemlerine,Bugün Endişeli Türkler tabirini kullanan geniş bir kesim olmuş ise (tüm muhalefetsizliğe rağmen)o bahar pek gelmemiş demektir.. Kamuoyu anketlerindende görüldüğü üzere barışa evet diyen ama müzakereye hayır diyen oran hemen hemen aynı kısaca  süreç parti muhalefeti dışında geniş bir muhalefete sahne oluyor..Sadece doğu'da heyecanla ve umutla karşılanan akiller diğer bölgelerde tepki ve protestolarla karşılanıyor  çoğu zaman ülkücü ve mhp'lilerin hazır olduğu protestolar olsada siyaseten uzak bir gazeteci,akademisyen yada şehit aileleri derneği gibi parti dışı protestoların olduğunuda görebiliyoruz..
Bugün İç Anadolu'da,Ege'de,Karadeniz'de,Akdeniz'de oluşan tepkiler bir siyasi parti tepkisi değil tam tersi muhalefetin ulaşmakta yetersiz kaldığı kitlelerin tepkisidir..Bu durumda Chp kilit rol oynamakta olan bir siyasi parti olarak karşımızda olduğunu görüyoruz..
Ak parti tüm riskleri alarak bu yola çıkmış olsada Bdp ve PKK ile müzakere eden , birlikte hareket eden görünümünden rahatsız..Zira Anayasa değişikliğinde de Bdp ile yol almak Ak parti tabanında çok izah edilir bir durum olmuyor..
Bugün Öcalan olmak üzere medya ve sivil toplum örgütlerinin CHP sürecin içinde olmaz sa olmaz açıklamalarının en büyük nedeni de bu zira sadece Akparti ve Bdp birlikteliğinde hazırlanan bir anayasa,Akparti Bdp ve pkk arasındaki barış müzakereleri kamuoyunda şuan yaşanan kutuplaşmayı daha da tehlikeli noktalara taşıyabilir..Oysa ki Chp'nin içinde olduğu bir süreç daha geniş tabanlı daha anlatılabilir ve parlamentonunda sürecin arkasında olduğu izlenimiyle güven veren bir sürece dönüşmüş olurdu..Ve ikna olarak adlandırılan süreç geniş bir mutabakatla baştan sağlanmış olurdu, ama olmadı...
Peki Chp bugün ihtiyaç duyulan parti konumunda olabilir mi?
Ne yazık ki hayır...Chp bu süreci kendi içinde ve söyleminde en zor yaşayan parti..Bir zamanlar en geniş kapsamlı kürt sorunu raporuna imza atan Chp bugün ne geçmişini savunabilen ne geleceğini anlatabilen adeta kendi hayaletleriyle savaşan bir partiye dönüştü..Kemal Kılıçdaroğlu ile yeni bir Chp sloganına inananlar büyük bir hayal kırıklığı içerisindeler zira Chp şuan ulusalcılar ve yenilikçiler olarak iki grubun kendi iç mücadelesini yaşamaktan sürece olumlu olumsuz bir katılımda sağlayamıyor...
Çözüm süreciyle birlikte Chp'de bir çözülme süreci yaşıyor diyebiliriz..Kemal kılıçdaroğlu Grup Başkanvekili olduğu süreçte ilerici ve yenilikçi söylemlerle dikkat çekerken büyük bir umut oluşturduğu o günlerden çok uzakta hatta daha açık söylemek gerekirse bir söylem bile geliştirememektedir..Kemal Kılıçdaroğlu'nun Genel başkan olarak bu son dönemi olduğunu söylemek tuhafta olmaz sanırım..Keza Akparti'yi yalnızlaştırmak isteyen Chp parti sessizliğini henüz sağlayabilmiş değil oysaki Kemal Kılıçdaroğlu'nun yapmak istediği de tam olarak bu..Chp parti yönetimi bunu sağlayamadığı sürece kilit rol oynamaktan ziyade kaos görüntüsünden çıkamayan bir parti olarak kalmaya devam edecektir..Seçim başarısızlığıyla birliktede Kemal Kılıçdaroğlu'nun istifasını görmek bizi şaşırtıyor olmaz
Çözüm süreci bu ayrılığı her geçen gün keskinleştirirken sürecin sadece Türkiye'nin değil bölgeninde şekilleneceği bir süreç olduğunu da göz önünde bulundurursak bugün bizi henüz yeni başlayan bu süreçte çok zorlu günlerinde beklediğini söylemek çok zor olmasa gerek...Ama tüm bu olumsuzluklara rağmen umudumuzu ve inancımızı kaybetmeyelim çünkü ilk kez çözüme çok yakınız..

twitter:denizster

Devamını Oku

T.C

 

Sağlık Bakanı Müezzinoğlu bir çalışma yaptı ve Halk Sağlığı il Müdürlükleri ile Devlet hastanesi tabelalarından T.C ibarelerini kaldırttı..Bununla da yetinmedi Sağlık Bakanlığı internet sayfasından da T.C ibaresini  kaldırdı..Durumun bir kısım medyada gündeme gelmesiyle birlikte TC eylemi sosyal medyada çığ gibi büyüdü öyleki eylem inci sözlük işgüzarlığı olarak gösterilip itibarsızlaştırılmaya çalışılsada olmadı ve yaklaşık sayıları 10 milyonu bulan bir sosyal medya protestosu Türkiye gündeminde ses getirdi..

Bu ses sadece sosyal medyada değildi anlaşılan ki Halk Sağlığı Kurumu Başkanı Mustafa Aksoy Tc yazılarının kaldırılmasından rahatsız olduğu ve buyüzden yaşanan gerginlikte istifa ettiği iddiaları gündeme geldi..Bugün görüyoruz ki Sağlık bakanlığı geri adım attı ve bütün tabelalarda T.C ibaresi geri dönüş yapmakla kalmadı Sağlık Bakanlığı internet sayfasında da TC ibaresi geri geldi..

Barış ve Çözüm sürecinin hassas ve dikkatle yürütülmesi gereken bir döneminde bu tarz çıkışlar ne yazık ki sessizce bekleyen endişeli insanları daha da rahatsız eder ve toplumu gizliden gizliye germekten başka bir işede yaramaz...

Bugün Türk bayrağının adı değişsin diyen akillerden TC ibaresini kaldıralım diyen bakanlardan sürece daha fazla zarar verecek bir grup olamaz..

Barış ve Çözüm var olan degerlerin yok edilmesiyle değil ortak değerlerde paydalar oluşturularak gelecektir..T.C simgedir ve simge ile armalar toplumlarda aidiyet duygusunu geliştirmektedir..Diyebilirsinizki bugüne kadar neden geliştirmedi? Red ve inkar politikaları güderek tolumu ayrıştırıp simgelerle aidiyet oluşturamazsınız...Devlet aklı bugün inkarı ortadan kaldırırken simge ve armaları göz ardı ederek değil birleştirerek bu süreçte başarılı olabilecektir.

Bugün çözüm süreciyle birlikte daha fazla ayrıştırıcı sözlerden davranışlardan kaçınarak,değerleri yok ederek değil birleştirici unsur olarak görerek hareket etmeli ve bu sürecte sagduyuyla birlikte varız diyebilmeliyiz.

twitter:denizster

 

Devamını Oku

ÖTEKİ SENDROMU

 

Önce derin eller ardından Milliyetçi Hareket Partisi en sonda  Cumhuriyet Halk Partisi’nin provakasyonu olduğu iddiaları ortaya atıldı.

Olayların başladığı an itibariyle düşüncem kimse tarafından organize edilmediği ve özellikle gençlerin bdp ve siyasetine tepki gösterisi olduğuydu ki bu gelinen noktada bunu gösteriyor..

Siyasi partilerin  sınır olmaksızın düşüncelerini açıklama duyurma hakları elbette var ama düşünceleriniz yada siyasetiniz belli alanlara sıkışmış ise onları ifade etme imkanınızda belli alanlara sıkışıyor ne yazık ki…

Dün Milliyetçi Hareket Partisine Diyarbakır’dan öteye gidemez diyenlerle bugün Barış ve Demokrasi partililere Karadeniz’e giremez diyenler arasında bir fark göremiyorum…Ama tehlikeli bir sürece girdiğimizin farkını görebiliyorum. Bu öyle tehlikeli bir süreç ki Türklüğün karşıtlığı Kürt ’lük, Milliyetçi Hareket Partisinin karşıtı ise Barış ve Demokrasi partisi olarak sunuluyor..

Adana Ülkü ocakları Başkanı Serhat Kanat “Neden sokaklarda değilsiniz,Türk milliyetçileri neden bu gidişe dur demiyor” sorularıyla karşılaştığını belirtiyor…

Vatandaş’ın Çözüm sürecinden beklentisi ne kadar büyükse de çözüm sürecinde eksik bırakılan ve unutulan en önemli unsur da yine vatandaşlar oluyor…İmralı görüşmeleri ve hazırlanan yol haritası tavanda şekillenirken vatandaşın bekleyişi ise bu belirsizlikle gerginliğe yol açıyor…Bugün “BDP’li vekiller şehrimize gelmiş “söylemiyle sokağa çıkacak geniş bir kitle var ve bu kitlenin provakasyona da ihtiyacı yok..

10 yıl öncede böyleydi bugünde böyle dolayısıyla Türkiye sokaklarında değişen bir şey yok..Daha kötüsü sokakları hazırlayan psikolojik ve sosyolojik bir çalışmada yok..

Siyasetin dili ise dün “ölü seviciler” bugün ”halkın oyunu almış parti ”tanımlamalarıyla inandırıcılığını yitiriyor.. Eğer sokaklarda sükûneti sağlamak istiyorsak Öncelikle siyasi partilerin birbirlerini hain ilan etmekten vazgeçmesi gerekiyor.. Herkesin kendini vatansever gördüğü diğerini hain ilan ettiği bir ortamda tabandan da farklı ses gelmesini bekleyemezsiniz. ..

Devlet aklı ise sürece vatandaşlarını da bir şekilde dahil etmek zorunda..Eğitimli kesimlerde dahi görülen  öteki sendromunu aşmak çok zor olsada çabalamak zorundayız..Karanlık dönemlerde yaratılan ötekine  öfkenin artık devlet aklıyla yatışmalı ,yatıştırılmalı ki geçmiş te yaşanan acılar artık tekrar etmesin…

 

Twitter:denizster

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

AB BİZİ ALMIYOR DİYE KIZIYORUZ AMA

 

AB Sürecimiz  “Müslümanız diye alınmıyoruz”serzenişleri  ile “ab bizi almazsa Şanghay beşlisine gireriz bizde” sitemleriyle  devam ediyor…Şanghay beşlisi tartışmalarının hız kazanmasıyla  açıklama yapma ihtiyacı duyan Başbakan Erdoğan Şanghay beşlisi AB’nin alternatifi değildir diyerek tartışmaları sonlandırdı.AB ise şuan  duraksama devrini yaşıyor adeta, hatta İngiltere AB’den çıkmayı tartışıyor olsa da biliyoruz ki bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için büyük önem taşıyor..AB GİRMEK İSTEYEN VE BU YÖNDE TÜM ÇALIŞMALARINI SÜRDÜREN BİZ OLUNCADA  söylemlerimizin ne kadar dikkate alındığıda tartışılır hale geliyor.. Kamuoyu anketlerine baktığımızda lider açıklamalarıyla yönlenen  AB  üyesi olmalıyız-olmamalıyız değişkenliğini rahatlıkla görebiliyoruz. Peki biz ne kadar gerçekçi tartışıyoruz AB’ne hazır olup olmadığımızı?

Yukarılardan değil tamamen sokaktan caddeden bakalım bir de AB sürecine ne kadar hazır olduğumuza,,

Örneğin anadolu’da bir şehre gittiğinizde diyebiliyormusunuz kendi kendinize “evet  biz hazırız ”diye

-Töre cinayetleriyle öldürülen genç kızlar

-Şehir merkezinde devletten yardım istediği halde çoğu kez boşanılan ya da boşanılmak istenen kocalar tarafından göz göre göre ölüme giden kadınlar,

-Tuik verilerine göre 600 bin üniversiteli işsiz genç

-Sigortasız, asgari ücret altında kısacası kaçak çalıştırılan insanlar

-işçi ölümlerinde düşmeyen bir performans

-Maden kazalarında liderlik

-Okul olmayan yerleşim birimleri için taşımalı sistemle çare arayışları

-kızlarımızı okutalım kampanyaları

-trafik kazalarında adeta savaşmış bir ülke gibi inanılmaz sayılara ulaşan ölüm oranları

-Hava kirlilik oranlarıyla kanser sayısında ciddi artış yaşanan il ve ilçeler,,ve alınmayan önlemler

-Denetimden ve profesyonellikten  uzak spor tesisleri

Bu liste daha uzar gider,,,Ama bu listede yazanlardan hatta kendi listenizde olanlardan da  vahim olanı polisine askerine adliyesine yasalarına güven duymayan vatandaşlarının olması…AB yasaları bize tam uymuyor olabilir ama en gelişmiş ve demokratik olanınıda vatandaşlarını gözeten devlet olma yolunda bizler hazırlamalıyız.Bunu sadece Anayasa değişikliğiyle değil yasalarla ve yasaların uygulanabilinirliğiylede sağlamamız lazım ki en zoruda bu sanırım..

 kısacası AB’ne kızıyoruz ama kabul edelim ki bizimde yapmamamız gereken ödevlerimiz çok, hala derslerine tam olarak çalışan bir ülke değiliz,,Biraz mazereti seven biraz tembel bazen de aşka gelen bir öğrenci…Bu yüzden önce disiplinli bir öğrenci olup derslerimizi çalışalım sonra hoca notumuzu kırık verirse hocaya kızalım ne dersiniz?

Twitter:denizster

 

Devamını Oku

MHP VE MUHALEFET KRİZİ

 

Türkiye’de yaşıyorsanız siyasi gündemin her an değişmesi de sizi şaşırtmıyor hatta bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde kaçınılmaz oluyor. Genellikle Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarıyla gündem belirlense de CHP milletvekillerinin açıklamaları da yeni gündem başlıkları oluşturabiliyor.

Terör sorunu, müzakere süreci tutuklu askerler,  gözaltılar ve en son CHP’nin ulus devlet tanımlama çalışmasıyla Faşizm, Türk, Kürt , Millet, Ulus nedir  kavramları sosyolog tarihçiler ve köşe yazarlarıyla tartışılmaya devam ediyor bugünlerde . Müzakere sürecine de sessiz kalarak destek veren yada ulusalcı ve yenilikçi adı verilen grupların daha fazla ayrışmasını önlemek için susan bir CHP görüyoruz  Peki ya MHP ?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den anlıyoruz ki şuan MHP sinin gündeminde eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin var. Bahçeli İdris Naim Şahin’in yeniden hız kazanan teröre çözüm çalışmalarına kurban edildiğini söylüyor..

Yeni süreçle birlikte ele alındığında  sürece uygun bir içişleri bakanıyla devam etmek istediği aşikar Başbakan Erdoğan’ın, Peki MHP’nin teröre ilişkin somut çözüm önerisini yada müzakere sürecinde varlığını hissettirdiği bir açıklamasını ya da  terör dışında gündeme taşıdığı tartışıldığı bir başlık hatırlıyor musunuz? 

 Türkiye’nin gücünü ve enerjisini yıllardır tüketen terör tabiki ülkenin tartışmasız en büyük sorunu Başbakan Erdoğan’ın siyasi risk alarak buna çözüm yolları arıyor olması bile kamuoyunda yıllar sonra büyük bir umut yarattı. Yeni anasaya sürecinide göz önünde bulundurursak  MHP’nin yeni söylemlerle ülke gündeminde yer alması gerekmiyor mu...

Bugün baktığımızda ise ülkenin birlik ve bütünlüğüne çözümler getiren alternatifler üreten bir MHP yok..Bir parti düşünün ki Ekonomik Sosyal hiçbir tartışmanın içinde yer almasın muhalefeti sadece  iktidar partisinin açıklamalarına cevap olarak görsün. Kaldı ki cevaplandırmalarda bir çözüm önerisinden uzak olsun…

MHP yıllar içinde oy oranını kaybetmeye devam ediyorken neden yenilenme sürecine girmez neden iktidar isteyen bir parti olmaz diye düşünmeden edemiyorum.  Mecliste çok sesliliği ve renkliliği isterken güçlü bir iktidar kadar güçlü bir muhalefetle demokrasinin daha hızlı gelişeceğini bilirken siyaseten eriyen muhalif partilere sahip olmamızı nasıl yorumlamalıyız…

Bugün muhalefet partilerine baktığımızda seçmen kitlesinin çaresiz kalışını da göz ardı etmemeliyiz. MHP ve CHP’ne oy vermek istemeyen ama AK parti iktidarından da memnun olmayan kitlenin çaresizliği…

Bütün ezberlerin bozulduğu  bu yıllarda muhalefet ezberimizi de bozan bir parti çıkar mı? Âdeta şehir efsanesine dönen Mustafa Sarıgül yeni bir hareketle alternatif olma cesaretini gösterebilir mi? Adını ilkez duyduğumuz bir parti ve lider çıkar mı? Açıkçası ben umutsuzum peki ya siz?

 

Twitter : @denizster

 

Devamını Oku