Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Beni zygonla döven adam hakkı için

Annelik nasıl bir kadın için vazgeçilmez bir sembol ise, erkekler için de dişi ile aralarındaki yoğunlaşma, çatışma - başarı duygusu ve boşalma vazgeçilmez bir şey.
Yüzyıllar önce öğrendiğimiz cinslerin yoğunlaştıktan sonra sönme hikayesiyle ya da önceden tasarlanmış bazı fetiş objelerle seks deneyimi yaşamak türün devamlılığı için
sanki bir şaka gibi şart koşulmuş.

Belki de gerçek bir orji yaşamayan tüm masum ruhlar ilk önce ilk karşılaştıkları cezb oldukları ile arıyorlar tabiatı aşmayı.
Dinlerin düzenlemeye çalıştığı şu:
Vahşi bir doğa içinde vahşetimizi sosyal sınırlarla, ekonomi ile ya da insanlık hatta ermişlik adı altına koyduğumuz bir takım tasarımlarla dizginlemek durumundayız.

My Not: Vahşi bir at gibi olan kadını aslında erkeğin doyurabilecek gücü vardır ancak kadın ses çıkarttığı vakit erkeğin nedense canı hep biraz sıkkındır. 

Tüm bu hayvani dürtüleri dizginlemek için hanımlara kostümler giydirilir, bebekler yapılır, Allah bulunur, erkeklere gömlekler dikilir, etikler düzülür ve her şey kutsalmış, güzelmiş gibi gösterilir.
Bıraksanız tamamen yamyam olacak insan ırkına iyi bir paye vermek için uydurulmadık şey kalmamıştır açıkçası.

Hayvani dürtülere son verip tamamen zihin olarak yaşamaya çalışınca hiç bir şey - doğa güçleri karşısında hiç bir şey olduğunu anlayan insanın yürek acısı kaçınılmazdır ve neredeyse acı olarak kutsal olan da budur.

Bu yürek acısını ve sanki mahsusçuktan ona verilen beş dizginlenilemeyen duyuyu yine ona verilmiş olan kavrayışa sürüklemekten başka çare yok.

Bu durumda adamların kendi varlıklarını ve yaratanı incelediği gibi kadınlar da inceleyecek dört sütünu, beş duyuyu, yedi mertebeyi ve gökleri.

Adamların ise kadınlar onlardan daha çok bilecek diye bir kaygı içinde onları yok etmeye çalışması bana sakız çiğnemeyi andırıyor.

Şimdik kardeşler; Ne kadının ne adamın ayrı bir kimlikte olamayacağı bir yerdeyiz.

Zamanı hareketle yaratan bizler şimdi zamansızlık peşinde birlikte olmak zorundayız.

Ve doğa ile de çarpışmadan bir orta yol bulacağız. Çünkü gökyüzü bizden çok şey bilmez.

Biz ne verirsek onu bilir.

Bunu ayırd edelim istiyorum.

Devamını Oku

Egosuz embriyo ve biz

Bir başka ailenin yani Amerika gibi güçlü bir ailenin kendisini destekleyip doğrulayacağını düşünerek doğmamışembriyoları korumaya çalışan Asya şu sıra pek ihtiyatlı sayılmayan tutumunda saldırganlığa da başvuruyor.

Globalizmin nüfüsu azaltmak ihtiyacında olduğunu bile bile bu kadar kürtaj karşıtı olması belli ki karşı tarafla bir flört, hem de hasta olduğu dedikoduları varken. Hala yaşamak istediğinin bir kanıtı sanki.

Örnek aldığı Amerika ailesinin saldırganlık ve acımasızlık sıfatlarını taklit etmeye çalıştığı kesin. Hem cezayı hem şifayı büyük ailesinden alan bu saldırgan görünümlü barışçılın ölmek üzere olduğu hakkında kandırılması itibarıyla mizacını sanguinik olarak belirlemesi, canlı koruyucu olup taşların üzerinden rahatça yürümek istemesi onu aslında iyi insan olarak göstermeli.

Tüm bu protestoların ve haykırışların sebebi olarak iyi insanın kötü insan olarak görünmesi rolünün ortalığa dökülmesinin kendisinde patalojik bir rahatsızlığa sebebiyet vermeden uygulanmasınıöngörmemem yalnız insanlık görüşümünden. İnsanlıkta insan yoktur - o ayrı bir konu.

Kendi intelimin zayıflığı şu an şu noktada ki : Gap ya da diğer vatan satma konularındaki vicdani meseleleri psikolojik olarak vallahi çözemem.

Vallahi kelimesinin önemli bir bölümü hakkında ilimce zayıflayamışım demek. Bm araya girdi diye mi zayıfladım onu bir çay içip daha iyi düşüneceğim. Bu arada Bm kim?

Tüm harfleri bilmek isteyenlerin, tüm tekigüleri bilmek ve uygulamak isteyenlerin, şekillerin bir noktasından bile etkilenenlerin başına gelebilecek bir griptir. Sevgiliye hatırlatayım; küçük ajanlar sperm almak isteyen bir gariptir.

Gerçek bir oyuncunun oyunbozana dönüştürülmesi ve hormonların ceza ve ödülle karşılanması bizim elimizde midir?

Bahaneler sırf bizim mi ve tam ne için?

Soru bu.

Kürtajı ne için bahane ederiz? Bir tane daha kukla gelsin mi isteriz dünyaya cidden?

Devamını Oku

İlişkinin hangi zamanı?

A

şk bu ya, üst benliğimin yaşadığı öteki boyutta evliliğimiz anlaşılan kötü gidiyor, benim pek romantik kocam bir şeyleri değiştiririm umuduyla kalkıp hiç üşenmeden ve aynı şapşallıklarımı da tekrar yaşamaya ürkmeden gelip balayımızı, sonra bir sene sonra aşkımızın başlangıcını tekrar seyrettiyor bana.


Fakat ben her zaman olduğu gibi, hem onun sevdiği gibi, hem de onun olduğu gibi oyun bozanım. Her an projesini iptal edip iki ya da daha fazla uzay zaman dilimindeki kopmayan kablolarımızı sinirlenip kesiverecek yeni bulduğu bir bahçe makasıyla, aslında ödüm kopmuyor değil. . .


Benim burada ödüm koptukça bir üst uzay zaman dilimindeki halim bu halime sinir olup iyice evliliği berbat edecek diye korkuyorum, hafif tanıyorum kendimi, evet çok değil ama en azından biraz düşünmüşlüğüm var.


Kalp ataklarıma ya da acılarıma ise ne ben ne o aldırıyoruz oralarda, bu dünyadaki zavallı halim için ancak şu anki minik masallara inanan hala sevgi duyabilen aklım yardım edecek bize. Hepimiz açısından hem felaket, hem de umut verici diyelim.


Melekim alıngan gözleriyle beni yandan iğneleyerek bakarken aşkımız depreşmiyor değil aslında. Uçarı aklımı paraya çevirmediğime hala sinirli, yoksa orada da mı öyle yapıyorum, bilmiyorum ki!


Oralarda ne halde olmadığımı bilmemem, nasıl kalpsiz vicdansız bir şırfıntı haline geldiğimi görememem benim için iyi olsa gerek, üst benlik'im içinse kendini özlemek acısı.... ki bu üst benliğimi şu haliyle "eski" kocama yaklaştırır mı ikimiz de emin değiliz şu an.


Oy, peki ya şu an üst benlik üst uzay zaman burasıysa ve onun durumu benim bir önceki ilişkimizden intikam almaya geleceğe gelmiş durumuysa?


İşte o zaman ayvayı yedik.

Devamını Oku

Tanrım beni yavaşlat

Ne komşundan petrol al, ne Osmanlıyı taklit et, ne Atatürk ilkelerinin hepsini yaşat, ekonomini büyüteceksen de bizim istediğimiz okula ver gibi abuk sabuk dayatmaların hepsini karşılamaya çalışan son derece antipatik dış çehremiz aynen de kan emen küçük oğlunu yaşatmak için önce kendi kanını sonra da eve ona kandırmaya gelen bir takım kurbanların kanını oğluna içiren bir anne gibi hem merhametli hem zalim hem de acınası politik.
Politika hakkında konuşmamamı yıllardır çığırsalar da nedense her yıl ve her an benim ilişkilerime benzediği için olur olmaz aklıma geliyor. Bu kadar birbirini yemez görünen yamyamın arasında nasıl kadınla erkek birbirini yemeyi öğrendiyse emp. ve kurbanları da aynı hikayeleri yüzyıllardır aynı zalim merhametle öğrenmedi mi?
Sokak köpeğinin mi - yenilen adamın mı haklı olduğunu bile anlayamayacağımız bir durumda kim mesela fr. daki cani delikanlının "canlı" değil de ölü yakalanılmasının hukukunu çıkaracak?
Kadınlarını metres ya da hanımı ya da fahişe veya "işkadını" diye sınıflamak isteyen bir adamın sevgisini evde kaybolan hangi metre ölçer belirleyecek?
Pazardakileri "organik" satıyorsunuz diye suçlamak üzere giden gazeteci kadınla cidden bahçeden kendi meyvesini toplamış ve üstüne bir şey yazmaya bile korkan pazarcının niyetini hangi müşteri anlayacak?
Dinle siyasetin karıştırılmaması hususunda kesin kurallar varken ne eskisi ne de diğerleri gibi olabileceğinin kim garantisini verecek ve ülkede yaşayan bunca işsiz ve garantisiz insanın garanti isteyeceği nokta yalnız bu mu olacak?
Bu soruları soranlar unisex liboşlar olarak paranteze mi atılacak?
Tanrı görmemenin Arap olmakla aynı olduğunu düşünen kitleye nasıl "Tanrı olarak neyi görüyorsanız Tanrım beni yavaşlat diyin ne olur" diye yalvaracaksınız?
Dolayısıyla bugün....
Dışarıdan ne gelirse gelsin...
Biraz yavaşlayalım.
En azından, ben yaralıyım. Ve duracağım.

Devamını Oku

Çünkü sevgi ölmez - (Reha Muhtar)

Hakan Mazhar l'a röportaj yapmak istediği için Belkıs'a gider. Belkıs biraz şaşkın, telefon açar hemen.
Belkıs: - İdare edip gidiyoruz şarkısını almak istiyor Hakan.
Hakan yüz buruşturur, almak değil yalnız bilgi almak istiyordur.
Mazhar: Sağolsun.
Hakan: Maçı seyrediyor musunuz? (Galatasaray Beşiktaş maçını soruyordur)
Mazhar "Soru" der ve kapatır, sorulan sorulara ilgisiz bir tavırdadır.

Bu konu üzerine Hakan ve Belkıs birkaç dakika rakı içerek düşünürler ve Mazhar'ın sorulardan rahatsız olmasına hak verirler. O sorulardan çok daha üstün bir insan olarak sorulara cevap vermemek durumundadır şu an.
Aşk ve meşk konularında fazlaca düşünerek bu gibi ilüzyonlara kafa yoran bu iki gencin penceresinde çok büyük bir beyaz kedi çok büyük siyah şeffaf gözlükleriyle belirdiğinde yatıp uyuyacak kadar sakinleşmişlerdi halbuki geçen gün. Fakat mesele röportaj yapmaya geldiğinde...
İşte orada Adile Naşit'in oğlu öldüğünde neden kokain içtiğini ya da sokakta çöpleri taşıdığını düşünüyorlardı bazı gün..
Patronlar sekreterlerini düdütlemeyi düşünür diye düşünürler birbirlerine bakarak ve ikinci soru nedir?
O  sırada Mazhar adamlara yetersiz şefkatsizlik suçu yükleyen anti nine ve kendisini yetiştiren sümüklü nineyi düşünedursun diyen turuncu bir neşelinin aklına ikinci soru gelir.
"Siz hizmetçiler tarafından mı büyütüldünüz?"
Hemen "hayır" ı yapıştırıverir Mazhar, sonra sümüklü dadısını hatırlatınca da kapatıverir telefonu bahanesiz. Tiyatroya, barok müzik ve quartetlere meraklı bu oyuncak kamyonları seven adam hakkında daha da meraka kapılır pencerelerinden büyük beyaz kedi gören çift.
Çift olmanın korkusu içinde sorarlar: "Çift olmanın korkusu ya da güven duygusu nedir"?
Mazhar: Zor oluyor zoru anlatmak diye kitapta yazmıştım. Bu yazmıştım etmiştimleri sevmem ama işte bozdum orucumu.
Adile kitaba bakar ve bakar ki Belkıs ve Hakan, Mazhar bozmuş orucunu ve kitabın 91. sayfasında söylemiş bu sorunun cevabını: "Ben sana oynadım varımı yoğumu"
Bir kişiye varını yoğunu oynamak hakkında artık birlikte aynı odada var olmayan Hakan ve Belkıs ayrı ayrı düşünüyorlardır bu röp ta.
Ve yine onun birkaç satırı gönüllerini rahatlıcak belli. Kemal Sunal gibi olmayacağına garanti vererek tekrarlıyorlar şiiri:
Şiirin adı hayta olmasa da öyle, inek şabana bile uygun olurdu şiir hem dekoratif, Hakan'a göre pis bir meyildir şiir.. tam da erkeklerin sevdiği gibi.
Her neyse şiire dönelim şaşırmayalım diyor Belkıs elinde bozuk ya da çalışan klavyelerle. Ne Şaban sınıfını anlamış, ne de sesleri müzisyenler.
N'aber lan diye bir aşure bırakan yokken çok şükür bu acele röportajda, acaba Mazhar soruları kabul eder mi diye bir ümid ile şiiri kopyalıyor Belkıs gece gece ;
Hava henüz karanlık, ikimizinde uykusu kaçık
indik seninle aşağıya birer çay içtik
yapma ne olur çok kırılıyorum
öyle bana kızarken sen
benden daha ne istiyorsun
tamam kalkıcam erken

Devamını Oku

Yıl An

Hayır dedim. Dosyalar kaldırılsın.
Yeni bir dosya daha görmek istemiyorum.
Vatan haini sayılanlar, işbirlikçi liberaller, satılmış denilen öngörmeye çalışan demokrat - lar, teröristler, rejim ya da din karşıtları...
Hayır bir dosya daha görmek istemiyorum.
Bana aile içi suçlarla gelin, ensestle gelin, kız kardeş cinayeti ile gelin...
Bir üçüncü sayfa olmuştum mahkeme amirliğinden çıkıp, kulaklarına tıkanaç tıkanan 657 sayılı devlet memuru olmuştum, sırf annem gibi devlet memuru olamadığım için.
Ne amirimiz belliydi tabii, ne geleceğimiz sayın ajan.
109'da aradık. Deliller manasına gelen ayetun kelimesinde. Dinde aradık ve yogada, hatta feldenchrist... Güneş ve ay ekseninde aradık da karşımıza pavyonlar ve eski karılar eski kocalar çıktı, yüz üstü döndük geri belki bin kırk sene daha uyuduk.
Uyusaydık rüya görmeden olurdu bak.
Orda burda aramalarımız simülasyon tarafından yönlendirilen hormonlarımıza ya da sırf hormonsuz çalışmamıza izin vermedi. Biz bir erkek ve bir kadın olarak birleşemeyecektik zaten, birleşemememiz de bu savaşın alt bir hikayesi olurdu ama neden?
Neden değil dedi Oscar köpek.. Simülasyonu yöneten. Eşcinsel olsan bile birleşemeyeceksin. Sevgi yasak yavrucağım.
Ve evet sevgi yasak dedi eve oje getiren bir yılan.
Neden yasak söylemedi, belki sırf hatırlanmak için ...
Onun için böyle demişti...

Devamını Oku

Faks kağıdı

Bak burada konuşmalar var, bak burada kumaşlar.

Al seç beğen ve kendine göre kullan. Hatta tasarla diyen anti kapitalistler dahi ruh olarak parayı sayarken dahi ve tanrı olamayan biçimlerde... H saklanır.

Tanrı olsalardı da taaa mikimdeydi dedi kontes..

ama bu çok eskindendi. Bu kelimelerden önce

Masalla avutulabilecek bir oğlan çocuğu olduğunu düşünen kadınların arasında masal anlatmak zorunda kalan Hıçkırık kendi osuruğunda mutlulukla boğulamayacaktı besbelli. Dünyanın sonunun gelmeyecek olması gibi üzücü bir haber kollarını sıkarken onu öpemeyecek olanların olması da içlerini rahatlatırdı diğerlerinin pelki.

Bak burada bir radyoaktivite oluyor diyor oğlan, Atalet’in kitabına bakması gerekiyor ama dağıtıldığı için tüm kitapları yine aynı “oğlan” tarafından belki de kelimede bir yanlışlık var diyor içi, görüntülerde de var, bende de var , biz hepimiz kendi eş cinslerimizi ve kendimizi beğenen minik tanrılar olmaktan kapitalizme mi gidelim diye soruyor Gucci’nin dağılmasına üzülen Kudüm.

Kudümü anlamayan yılanın da kolları üşüyor, bacakları kaşınıyor. Devletleri bilen ya da evrende yalnız olmadığımızı düşünen ayın da.

Onlar sevişsin ve pireler meydan meydan gezinsin yatak odamda.

Al seç beğen kumaşları. Paralar evet ruhla aynı güçtür.

Sıkışmıştır kara faks kağıdına.

 

 

Devamını Oku

Kaybolan plak

OOo şahane diye bağırdı Suriye bir neşe içinde

Fakat ben görmüyorum bir hulul, ne bir bağırsaktan girme, ne bir gökyüzü doğrusu, istediğimiz sıfıra sıfır muamele.

Muhammed gül kokusu ilen Hasan Sabbah'a terör ederken Nizamül Mülk çoktan boğulmayı göze almıştı Selçuk(lu)larda. Benim zamansız hafızamda önceden düşünülmüş istediği yere yürümek isteyen Dakika adında bir adam vardı . Sevmekle öldürmek bir olduğu için hiç sevmemişti kadın da adamı.

Her ne ise... Alt hikaye üst hikaye kadar uykusuz ve bağlamacı.

Islak kağıtların arasından Dakika ve dostu eskiden yazdığım kelimeleri benden çalarak sık sık sıcak kükürtlü kaynlakların sıralandığı, kül renkli balıkların tatlı sularda yüzdüğü bir mekanı anlatıp duruyorlardı. Bunları anlatıp durmak da sevmemekten idi ama tam tersi gibi eko yapmaktan hoşlanan karbondioksitti kendileri.

Tüm vaktini boşa harcayan Dakika Suriye ya da Rusya ile bazen ilgileniyordu, etrafa salınan gazlara bakacak vakti de yoktu, salisesi de. Dudak ucuyla terk ediyordu onları önce, aynen uyur gibi seyrediyordu, evde otururken ekleniyordu, canı beyaz kremalı bir ekler arıyordu. Ah, belki salise oydu.

OOO, berbat diye bağırdı Suriye yeniden, bu hulul meselesine neşelenmişti besbelli, erkeklerin bağırsakların sımsıkı yapışık karışık, kadınlarınsa rahimlerinin dağınık olmasına seviniyordu içinde. Onun bu tavrını TC anlamıyordu.

Israr ile kültüre ayırmak gerekiyordu insanı. Ve red etmek tüm güzel olanları.

Öleceği için sevinçli ortadoğu - ölü doğan bebekler ve canlı bebeklerle birlikte koca bir karın taşıyan hamile göl ise yapması gereken her şeyi yaparak suçlandı ve kaldırıldı hastaneye. İsterik hastane çığlıklarını duymazdan gelen bir süssli cumhuriyetinde yaşayan düz kısa saçlı bir hemşirenin elinde kalan mavi kapı kolu bir şey diyemedi bu gidişe. Göl ise kazıldığı için hiç konuşmadı. Yukarıdan aşağı doğru bir eğimle kazıldığından, ya da su toplaması gerektiğinden sustu.

Susuz bir göldü kışın, bahara Allah kerim dedi içinden, evet.

Oooo, elim kaşındı dedi bahçıvan tüm bunlar kararsız atomlar gibi gökyüzünden yağarken. İstenmeyen bir aşkı bacak arasından toprağa gömüyordu.

 

 

Devamını Oku

Mutfakta ne pişmeli günah olarak?

sen kimsin beni prangaladın
diye soruşturdu
iki kas da bunu düşündü ve cevabını bulmadı
birlikte keyser ve kevserlere baktılar
0 dan altıya kadar ve dokuza kadar
her şey kaydırak
deri doğuştan kırışık yarık toprak
ben de senin olmak düşündüm
karakovan kahverengiyken cama dediği gibi şairin
parçam sandım
paçozdum
moda uğruna
ama yine de derdim içimden
taşıyor sağ göğsümde haysiyet sanki ben biliyorum onu balkonda 

o bulut sende de vardı yoksa etmezdin

mavi gözünü siyah yapıp pekmezim, kovam küreğim

kükre 

öyle küflenmezdin biraz sevmesen

 

çünkü kuzular da şarkı söylüyor bugün


harf; önümde hep senin sevdiğin bir öğle yemeği
sıfır bir sıfır bir yine salad

horusa bile seslenemem artık hem yükseğe çıksam sen ateş

Sin.

What is sin? What is it? Vişneyle pişen bi paça

Aç kalamadığımız mutfak limonlu beyin

 

Devamını Oku

Değişmez


Veresiye satan ve peşinen satan diye ayrılırken vatanseverler ölmeyecekmişçesine işlerini yapmaya devam ederlerken... 
Sitem noktalarında yani sap noktalarında zarf atan güvercinler mikrop saçtıkları vicdan azabıyla ağlaşmaya bile karar veremezken geceleri - bir ortadoğu masalının alt kopyası oluyordu her iki insanın ilişkisi.
Vatanlarını, kendilerini ya da ellerinde ne varsa işte; peşinen satanlar biraz daha ahlaklıydı, herhangi bir felaketi ya da felaketten sonrasını peşinen satın alacaklarını ya da felakete bir şey satacaklarını önceden ahlakları sebebiyle belirtmiş durumdaydılar.
Acizane hislere de gelmek isterdim ama ancak hisleri sadece kullanacak vakti vardı dünyanın,  yaşayacak değil. Zaman çok fazla biriktiği için delta olmuştu ve bu alüvyonda artık Sartre da Saçma kadar yalan oluyordu, vakit kendinden pişmanlık duymadan ilerler.
En dolu kelime olan "hiçbir şey"e yapışan yazarların korku tüketmeleri devam etti, yönetenlerin korku üretmeleri de.
Bu bereketli alüvyonda dik durmaya çalışan, hala o hiç bir şey adına ölümü reddeden ve sahib olmaya, güçlü olmaya çabalayan insancıklar kendilerinin ölmediklerini ya da öldüklerini seyretmekten başka ne yapabilirlerdi?
Umutsuzlukta evet, orada bir umut aranıyordu her an.
Edip Cansever öldüyse bile hala buğulu cama yazmıyor mudur şiirlerini? Ne diyorduysa hala öyle değil mi?
- Duvarın arkasında ne var
- Bir şarkı, anlamlı çok
- Duvarın arkasında ne var
- Bir melek, üç kanatlı
- Duvarın arkasında....
- Ne olsun duvarın arkasında
Yıkanmış, arınmış bir gök
Köpük köpük bir dünya

Devamını Oku