Hakkında
Eyüphan Kaya... 1962 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Klasik Kürt medreselerinde 8 yıl İslami ilimleri tahsil ettikten sonra, ortaokulu dışarıdan bitirdi, Diyarbakır Lisesini 1982-85 yılları arasında dahili okudu İmam-Hatip fark derslerini vererek iki liseden mezun oldu. Memuriyetinin ilk yıllarında İmam-hatiplik yaptı, D.Ü.Eğitim Kimya bölümünde 1989 yılında mezun oldu vatani görevini de ifa ettikten sonra MEB’de çalıştı, 28 yıllık çalışma hayatından sonra 2015 Ağustos atı itibariyle emekliliğe ayrıldı. Arapça, Türkçe, Kürtçe bilmekte olup, evli ve tamamı üniversite mezunu 6 çocuk babasıdır. İnternethaber.com sitesinin günlük yazarı ve yerelde özgürhaber gazetesinde yazıları yayınlanıyor. Birçok seminer, çalıştay ve konferanslara katıldı, TASAM, TKMM, DDA destekçisidir, Ortadoğu Gazeteciler Cemiyeti Diyarbakır il temsilciliğini yapmaktadır. 2014 Şubat ayında İslam İşbirliği Teşkilatına Bağdat’ta tebliğ sundu ve tebliği heyecana neden oldu. Orta doğu Kongresinin daimi katılımcı olup, müzakereci düzeyinde katkı sunmaktadır. BM’ler konferansına katılmıştır. Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun aktif katılımcısıdır. Milli eğitimin muhtelif kademelerinde çalıştı, birçok sivil toplum kuruluşuna üye ve yöneticilik düzeyinde çalışmaları olmuş, an itibariyle değişik gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanıyor, İnsan Hakları Aktivisti olan Kaya İnsan Hakları Cemiyeti yönetim kurlu üyesidir. Ayrıca İzmirizmir.net, Siverekname, Haber x, Haberlerankara, Giresun Aydındere, Haberdiyarbakır.gen.tr, Diniajans.com, Marmarayerelhaber, Düzceyerelhaber, Haberlerankara, Akgörüş, Akfikir, Serketinniws.com… ve ve… sitelerinde yazıkları yayınlanmaktadır. 2006 yılında Edebik.com sitesiyle başlayan sosyal medya sevgisi, edebiyatevi, edebiyatdostları.con ve edebiyatdefteri.com ile devam etti. Günlük köşe yazılarını yazmanın yanı sıra edebiyatdefteri.com sitesinde 600’den fazla manzum eseri yayınlanmıştır
  • Yaşadığı yer Türkiye
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Dr.Selçuk Mızrak’lıya sesleniyorum!

Malum belediyelerde temel prensiptir, belediye başkanı hangi partiden seçilirse seçilsin, başkan olarak herkesin başkanıdır. Vatandaşın beşikten mezara kadar belediye ile irtibatı vardır ve bu maddi manevi ihtiyaçlarının temininden belediye sorumludur.

İyi başkanlar bu zihniyetle belediyeyi idare ederken, yetersiz kimseler taraflı davranıp kendini küçük düşürürler. Dr.Selçuk Mızraklı’lın entelektüel birikimi ve Konyalıların damadı olması hasebiyle yönetimde Mevlana hoş görüsünü yaşatmasını bekliyorum. Tabi Feqiyi Teyran, Ahmedi Xani ve Malayı Ciziri’den de ilahi aşkı almışsa nurun ala nur olur.

Hayata emek vermiş bir vatandaş olarak mühim bildiğim bazı taleplerimi dillendirmek istiyorum.

1-Kent konseyini hakkaniyete uygun oluşturmanızda fayda var.

Sakın ola eski sembolik çalışmasında olduğu gibi Konsey başkanlığını kabul etmeyesiniz. Çünkü kent Konseyi başta Belediye olmak üzere devlet kurumlarının eleştiriye açıldığı en üst ve şeffaf oluşum olması gerekir. Belediye başkanının başkan olması bu vasfına gölge düşürür.

2-Belediyede personel sirkülasyonuna fırsat vermemesi, Benim belediyeler için zaman zaman kullandığım bir ifadem var.

En kötü belediye birilerine iş bulma amacıyla personel alan belediyedir. Çünkü belediyenin bütçesi bu şekilde darmadağın olup şehre hizmet etmeye para kalmıyor. Ayrıca öyle ya da böyle Cumali Atilla zamanında işe alınan çalışanlara da dokunmamak lazım. Bu konuda Cumali bey çok hassas davranıyordu.

*Bir defasında 580 kişi işten atıldı, STK ile yaptığı değerlendirme toplantısında biri haklı olarak sordu, niye bu insanları işten attınız o da dedi ki 11 aydır ben bunlarla çalışıyorum, ama önüme liste bırakıldı ve bir anlamda mecbur edildim. Siz olsanız ne yapardınız.

Aslında geçenlerde Belediye çalışanlarını belediyenin kapısında karşılamanız bir iyi niyet gösterini olarak anlamlandırıldı.

3-Politik duruştan çok hizmetten yana renk vermesi, Yerel yönetimler belediyenin gücü ve Başkanın kabiliyeti ölçüsünde birer hizmet kurumlarıdır. Politika yerleri değildir. Gülten Kışanak “Bölgenin petrolünden pay istiyoruz” demekle Diyarbakır halkına ne faydası oldu? Müsaade edin de herkes işini yapsın.

4-Hiçbir tarzda PKK kavramını diline almaması, PKK kavramını dile getirenler bilerek ya da bilmeyerek daha çok Kürt gençlerinin ölmesine sebep oluyorlar.

*İnsanlar uzaya giderken genlerimizi dağlara gönderenler bu milletin hayrını isteyenler olamazlar.

*Zaman Kürleri ölüme gönderme zamanı değildir, huzur içinde yaşatma zamanıdır.

*Öyle kanton komün hevesleriyle bu halkın duygularıyla eğlenenler Allah’tan cezasını bulacaklar.

5-Yeni evlenenlere 1+1 dayalı düşeli ev 5 yıllığına tahsis etmeli, bu gün en önemli sorunlarımızdan biri gençlerimizin evlenme olayının zorlanmış hale gelmesidir. Uygun bir arsada üç katlı 1+1 evler inşa edip yeni evlileri buraya yerleştirebilirsiniz. Bu hiç de zor bir şey değildir. Ben Ak Partiden Sur Belediye başkan adaya adayıydım 40 maddelik vaatlerinden biri buydu.

6-Eğitim öğretime zaman ve bütçe ayırması, tüm okulların ihtiyaçlarını soruşturup, belediyenin imkanları dahilinde okulları sahiplenmenizi bekliyorum, moral motivasyon konularında yardımcı olmanızda fayda var.

7-Halkın inanç ve Kültürü doğrultusunda etkinlikler düzenlemesi, önemli gün ve gecelerde yapılan etkinliklere katkı vermenizi bekliyorum. Bu şekilde halkın dualarını alabilirsiniz.

*Beraet gecesi münasebetiyle belediye adına gelen mesaj birçok iyi niyetli vatandaşlar tarafından takdirle karşılandı diyebilirim.

8-Şehrin uygun semtlerinde portatif taziye evleri yaparak, yemeksiz ama çay, şekeri belediyeden olacak şekilde taziye evlerini yapmasında fayda var. Öyle bir duruma düşmüşüz ki vatandaş taziyesini yapamıyor, mecburi masraflar yüzünden.

9-Şehrin varoş kesimlerde “aş evleri” açarak vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırıcı işler yapılmasına imkan verilmesi,

10-Anzele suyunu Şeyh Yusuf Camisi ile birleştirerek balıklı göl tarzı bir çalışmaya imza atmanızı bekliyorum.

11-82 Sur burçlarımızı diğer 80 ilimize ve biri KKTC diğeri Irak Kürdistan’ına tahsis ederek, Müftülük ile iş birliği yapap fetih haftasında burçların sahiplerini ilimize davet ederek şehrimizi bir huzur ve muhabbet şehri olduğuna öncülük etmesini sağlamanızı bekliyorum.

Ben bir vatandaşım engelsiz akıl, berrak bir fikir ve kirlenmemiş yüreğimle bunları istiyorum, ötesini siz bilirsiniz.

“Başkanlık insanı aziz de eder, rezil de eder.”

Umarım bunlar ve daha fazlasını düşünüyor ve yapacaksınız.

Haydi kolay gelsin.

 

Devamını Oku
Dr.Selçuk Mızrak’lıya sesleniyorum!

Ülkene Sahip Çık Arkadaş!

Maalesef “siyaset iyi insanların işi değildir” deyip atalarımızı, babalarımızı bu alandan uzat tutmayı başardılar. Derken bir de baktık ki bu nazik alan bir sürü çapsız kimselerin elinde kalmış. Meğerse şu mezkur ifade bir Haçlı oyunuymuş da haberimiz yokmuş, daha yeni yeni anlamaya çalışıyoruz.

Maalesef,

*Siyasetçi yalan söyleyebilir,

*Hile yapabilir,

*Arkadaşına kumpas kurabilir… şeklinde ifadelerin bolca kullanıldığı bir ortamda yaşıyoruz.

Bunlar ne rezil ifadeler aman Allah’ım, adam,

Vekil olacak, yalancı,

Şehremini olacak, yalancı,

Belediye Meclis üyesi olacak, yalancı. Hani yüce Allah “yalancılara yazıklar olsun” diyor.

Biz, neden cesaret alarak bu şeytani insan tipini, siyaset soytarılarını, icap ederse babasını bile satabilen bu kimseleri yetkilendiriyoruz, acaba?

Özal- Erbakan-Erdoğan ile siyasete bir değer biçilmek istendi, düşman sağdan soldan saldırıyor, “ne işiniz var dünya ile uğraşıyorsunuz” diye.

Çıraklık ve halfalık dönemini başarı ile dolduran Ak parti ustalık dönemince çuvalladı kanaatimce.

Erdoğan’ın bazı arkadaşları yarı yolda kaldı, bazıları yeniliğe sahip çıkamadı. 2008 yılında “one munite” ile başlayan süreç, bir çok su-i kast tasarlamalara dahi kalkışıldı, olmayınca da 15 Temmuz hain darbe teşebbüsüne kalkıştılar. Ama yine olmadı, fakat bu sarsıntılı dönemlerde düşman yaptığını yaptı ve ak partinin içini boşalttı.

Hemen hemen her kademesine adamlarını yerleştirdi. Mesela Diyarbakır’ı HDP’ye bırakmak için bir ekip her fırsatı değerlendiriyor.

Örneğin son genel seçimde Diyarbakır halkı nezdinde karşılı olmayan üç isim ilk sıraya bırakılırken Prof.Dr.Mehmet Emin Yılmaz gibi bir beyefendi 4.sıraya bırakıldı ve seçilemedi. Şu anda bu şehrin ağırlığını üzerinde taşıyabilecek vekilimiz yok. Teşkilatlanmayı da yine o Dürzü ekip yapıyor, Belediye başkan adaylarının tespitini de yine onlar yaptı ve meydanı tamamen HDP’ye bıraktılar.

Ben her fırsatta bir kıyısından kenarından tutmak istiyorum ama o malum zındıka komitesi müsaade etmiyor. Çünkü tılsımı bozulacak.

Ben, sen, o, diğeri eğer vatanımızı seviyorsak, Anadolu’da insanca yaşamak istiyorsak, bu siyasetim kirli dişlerini sökmemiz lazım, çarklarını bilemememiz gerekir.Namazdan sonra üzerimize vacip olan işlerden biridir. Bu devleti bu millete hizmetkar etmenin yegane yolu bu olsa gerek.

O yaşlı ve hasta haliyle siyaset yapmaya devam eden merhum Erbakan hocamıza biri sordu “hocam artık bu işleri bıraksanız iyi olur” demişti, buna cevaben rahmetli Erbakan ona “sen namazı bırakıyor musun ki ben bu vazifemi bırakayım”. Demek ki o kadar mühimdir siyaset değil mi?

Encümen ol, meclisten hayırlı kararların çıkmasına yardımcı ol ve yanlış kararların çıkmasına engel olmaya çalış. Bu nafile namazdan daha hayırlı olsa gerek.

Rahmetli Mehmet Akif Ersoy bir defasında haftalık tatili mecliste oylamaya açacaklarını hissedince, bazı sofi meşrep vekillere diyor ki “bunların niyeti var Cuma yokluğumuzdan yararlanarak haftalık tatili oylayalar, gelin bu Cuma Namaza gitmeyin, bakım ömür boyu Cuma’dan mahrum kalırız.” Maalesef onu dinlemiyorlar ve Cuma’ya gidiyorlar ve Cumartesi Pazar yeterli çoğunlukla kabul ediliyor.  Hala da cezasını çekiyoruz değil mi?

Şimdi böyle değil mi sanki, işte AB sözleşmesi diye 6284 numaralı bir aile yasası var, maalesef adı aileyi koruma yasası, ama aslında aileyi darmadağın etme yasası durumunda, kim bunu kabul etmiş maalesef TBMM, acaba kaç vekil bilerek el kaldırdı kabulü için, bilemez çünkü derdi başka vekillerin, peki sen nerdesin? Efendim siyaset iyi değil, yıpratıcıdır. Vah ki ne vah!

Sen nerdesin arkadaş, sen serdesin?

“görev istenmez, verilir” ifadesi yoksa sana da mı inandırıcı geldi. Bu da düşmanın başka bir oyunu. Zaten devletimin tüm kurumlarını kendi aralarında paymal eden hızsız, arsızlar var, kimlerdir onlar, tanımak ister misiniz? Buyurun birkaç vasfını görelim.

*Her şey karşılıklıdır diyenler,

*Bal tutan, parmağını yalar diyen,

*Kaz geleceği yerden, tavuk esirgenmez,

*Devletin malı deniz, yemeyen domuz …diyen her kim varsa bunlar dünya menfaati için yapmayacakları iş yoktur ve sen devletini her yönüyle bunların elinden kurtarmakla mükellefsin.

CHP’deki Kemalistler,

HDP’deki Apoistler,

Bazı partilerdeki ırkçılar ve bunlara çanak tutan AKP’liler…. her biri başımıza ayrı bir bela olduğunu görünce bu konuda iyi çalışmalar yapmamız gerektiği bir daha ortaya çıkmaz mı? Gördünüz işte bir az rehavete daldık Ankara ve İstanbul yönetimi ne yapacaklarını bilemediğimiz kimselerin elinde kaldı. Tabi AKP’lilerin katkılarıyla.

Bu ülkenin siyasetçisi yalan söyledikçe, rant için ihalelerin peşine düştükçe, yaptıkları iş karşılığı birilerinden para aldıkça, nitelikli vatandaşların bunları seyretmeye hakları var mı?

Son olarak şunu söylemek istiyorum. “ilahi öğreti çerçevesinde” hak ve adalete dayalı siyaset yapmak ve ona göre kurumlarımızı idare etmekle yükümlüyüz bunu unutmayalım. Her işimizde olduğu gibi siyaseti de Allah rızası için yapmakla mükellefiz.

Benden söylemesi

Selam ve  sevgilerimle.

Devamını Oku
Ülkene Sahip Çık Arkadaş!

İstanbul Tabipler Odasında Adam yok mu?

Bu cumhuriyet kurulduğundan bu yanı, her fırsatta birileri insani değerlerimiz üzerine operasyon üzerine operasyon yapıyor, Anadolu insanını karakter ve değerini bozmak için gece gündüz çalışılıyor.

Malum AB fonları adında bir fon havuzu var, üye ülkeler buraya para aktarıyorlar, daha sonra proje karşılığı buradan destek alıyorlar. Bu konuda profesyonel çalışan ülkeler aktardıkları paranın iki katını dahi alabilirken mesela Yunanistan gibi, proje yapmaktan aciz, sıcak paradan hoşlan ülkeler aktardıkları para kadar dahi bu havuzdan yararlanıyorlar Türkiye bu kategoride olan devletlerden biridir.

İlginçtir Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, LGBT dernekleri projenizin bir kenarına monte edilirse kabul olma şansı artarken, bu oluşumlarla irtibatınız yoksa projenizin kabul olma ihtimali de düşük oluyor.

AB fonlarından yararlanan birçok oluşumda dikkat ediyorum bir kenarında kıyısında ya Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ya da LGBT yer alıyor.

Bu iki oluşumun içeriğine baktığınız zaman insan tabiatını baltalayan aile huzurunu bozan, kadın erkek ilişkisini alt üst eden bir durum dikkat çekiyor.

Neymiş efendim hayatın her alanında kadın erkek eşit, çocuk bakımına neden anne ağırlıklı olarak bakıyor? neden aile reisi erkek oluyor?Neden bayan ve erkek tuvaletleri farklı, hamam birliğini dahi savunuyorlar.

LGBT ise Lezbiyen, Gey, Bi, Trans bunların neyin peşinde olduklarını yazmaktan haya ediyorum. Ayıra bunların takiyye yaparak dile getirmedikleri üç renkleri daha var, tepki görürler diye söylemiyorlar, o da çocuk seviciliği, ölü seviciliği ve hayvan seviciliği.

Gel gör ki vatandaşlarımızdan bazı kimseler LGBT haklarını savunuyor. Aslında bu gruptan sadece T, mağdur bir yapıda yaratılıyor onun da adı “Hunsa Müşkül” olarak ilahi hukukta yeri ve hakları var, pozitif ayırımcılığa sahiptir. Ama L, G, B edepsizliğin daniskasıdır.

25 Nisan günü İstanbul Tabipler odasının ev sahipliğinde “cinselliğin farklı yüzleri” adı altında bu çarpık ilişkiler ele alınıyor, bu ilişkileri yaşarken neye dikkat edilmesi gerektiği, sözüm ona akademisyenler tarafından  anlatılacakmış, Akademisyenliğiniz batsın bu ahlaksız ilişkiye çanak tutmak siz mi kaldı?

Etkinliğin Afişini inceledim, erkek erkek elele, kadın erkek elele, bayan bayan elele, vah ki ne vah! İstirhamım ve beklentim bu panele karşı İstanbullu vatandaşlarımın tepki göstermesi ve iptalinin sağlanmasıdır. Böyle bir rezalete ilgisiz kalmak caiz değildir.

Bir defa Diyarbakır’da böyle bir halt işlenmek istendi, şehrimizde bir infial oluştu, binlerce insan bir araya gelip telin ettiler, neyse ki o yanlıştan vaz geçildi.

Peki niye LGBT üzerinde bu kadar duruyorlar çünkü namussuzluğun daniskasıdır, bu tür kimseleri kabul eden bir vatandaş kimliği örseleniyor, artık varlığı kayboluyor. Onun için bu kötü ahlaklı kimseleri toplumumuza kabul ettirmek istiyorlar.

İstanbul Tabipler Odası doktorların aidatıyla ayaktadır. Özellikle ve öncelikle Tabiplerimizin buna karşı sesini yükseltmesi lazımdır diye düşünüyorum.

Ben İstanbul’da olsaydım, yapacağım ilk iş Tabipler Odasının kapısını çalmak olacaktı.

En azında birkaç soru sorar, Oda’nın kime hizmet ettiğini anlar kamuoyuyla paylaşırdım.

Ayıptır, günahtır yüce Allah kadını kadın, erkeği erkek yaratmış, her iki cinsin de kendine göre üstün meziyetleri vardır. Kadın erkek ilişkisinden Eşitlikten çok Adalet önemlidir. Bizim vazifemiz aile yapımıza huzur bulmakken nasıl böyle ahlak dışı hadiselere çanak tutuluyor anlamakta zorlanıyorum.

Üç beş tane zibidinin kadın kadına, erkek erkeğe, hem kadına hem erkeğe ilgi duyması gibi lanetli bir hevese sahipler diye bu münasebetin oluş şekli İstanbul Tabipler Odasında nasıl ele alınıyor? Bu Oda’nın yönetiminde hiç mi bir Müslüman yok, hiç mi bir kazak Anadolu insanı yok, Oda bu kadar mı layt kimselerin elinde kaldı? diye endişelenmemek elde değil.

Malum bu sapık kimseler tarihin her aşamasında vardır, Lut kavmi bunların en açık örneğidir. Aslında Lut kavminde de sayıları 20-30 civarı olan  bu edepsiz kimseler vardı, kavmin helak olmasının sebebi bu kimselerin uyarılmaması, toplumda kabul görmesiydi.

Allahumahfizna aslında buna rıza gösteren her kes o ahlaksız ilişkinin günahına ortaktır.

Bakalım daha başımıza ne belalar gelecek?

Devamını Oku
İstanbul Tabipler Odasında Adam yok mu?

YSK ve MAZBATALAR

İyi kötü bir yerel seçimi geride bıraktık. Tabi ufak tefek sıkıntıları da beraberinde getirdi. Zaten hayat sıkıntısız olmaz, hayatta da yüzde yüz başarı yoktur.

Şu mübarek şehrin 17 ilçesinden sadece ikisini Ak parti, birini Saadet ve 15 tanesini HDP kazandı. Hak etmiş miydi etmemiş miydi orası tartışılır. Ama ben bu başarının Ak Partinin Diyarbakır’da meydanı boş bırakmasına bağlıyorum, belki de bir devlet politikasıdır.

Üç yıl önce Ak partinin yetkili kurullarında “artık yerel yönetimlerin seçim süreci başlamıştır” dedim, maalesef onlar seçim çalışmasını son üç aya sığdırdılar, ki bu son üç ayda dahi hakkını verdikleri söylenemez, tabi olacağı budur.

Malum ülkenin muhtelif illerinde olduğu gibi Bağlar ilçesinde de KHK ile görevden uzaklaştırılan biri HDP’den seçilince, YSK mazbatayı ona vermeyi uygun görmedi ve ikinci durumunda olan partinin adayına verdi, isim üzerinde konuşmaya gerek yok, üstelik bu uygulama sadece Bağlar’a özgü bir karar değildir. Doğru mu yanlış mı onu tartışırsınız, ama bu kararı kavga ve kargaşa haline getirmenin bir anlamı yok. Kaldı ki eğer her gelen başkanın amacı hizmetse, ha o çalışmış ha diğeri çalışmış, madem kardeşiz ne fark eder?

Gelelim sürecin paydaşlarına,

1-YSK madem bu durumu biliyordu, o zaman neden başta müracaatını kabul etti. Başta bu aday uyarılmalıydı. Dolayısıyla bu gün haksızlık niteliğini taşıyan bir durum oluşmazdı. Ben dahi bu karara karşı bağırıp çağırmadığım için bir çok takipçim/okurlarım tarafından eleştiriliyorum, hem de haksız yere. Çünkü devletin en üst merciinin verdiği bir kararı doğru ya da yanlış dersiniz, fakat hakaret edercesine eleştiremezsiniz. Ama evrak kabulde hangi vazifelinin bir ihmali varsa muhakkak soruşturulmalıdır diye düşünüyorum.

2-Adayın kendisi bunu bildiği halde müracaat etmişse onda da ayrı bir suç var, bu günleri görüp de bu haliyle müracaat etmek hayra alamet değildir. Akıl var, fikir var, devlet seni memurluktan atmış getirip bu kadar önemli bir kurum olan yarı özerk belediyenin başına geçirecek, bu hiç inandırıcı olur mu?

3-HDP parti olarak burada kusurludur, malum partilerin avukatları var, bu durumu hukuk birimine sorabilirlerdi. Maalesef bunu ya yapmamış ya da üstün körü bir cevap almış ki, bu günleri düşünmeden karara varmışlar. Şimdi soruyorum Garip Kandemir de bağlar adaylığı için müracaat etmişti niye ona vermediniz? En azında bu gün bu sıkıntı olmazdı, üstelik orijinal bir Kürt olarak halkına ciddi ciddi hizmetler de yapabileceğine inanıyordum. Ey HDP siz belediye başkanı mı seçiyorsunuz? ya da partiye emir eri mi?

Şimdi sıra geldi Ak Parti adayı Hüseyin Beyoğlu’na kendisi bunu kabul etmeyip üçüncü, dördüncüye mi bıraksın diyorsunuz. Bana hiç makul gelmiyor böyle bir geri adım atmak.

Tam tersine madem ona bu görev tevdi edilmiş, o zaman hatırladığım kadarıyla gayet iddialı bir seçim beyannamesi vardı, buyursun onun için bir eylem planı ortaya koysun ve halkına hizmet etsin. Eğer amaç hizmetse HDP’nin de ona yardımcı olmasını bekliyorum, yok eğer Bağlar halkına hizmet dışında hala iki kelime Kürtçe ile, kültür evleriyle, militan yetiştirmekse o ayrı.

Zaman zaman söylüyorum ey HDP bu yanlışlıktan vazgeç, bak her geçen gün oyların düşüyor, dengen bozuluyor.

Sen hep Reisle kavga ediyorsun ama onun oyları %52 den düşmüyor niye boşa kürek  çekiyorsun Leyla Zana’nın dediği gibi “bu Kürt sorununu çözse çöze ancak o çözer ve çözecek de, Allah’ın izniyle. Engellediniz ama yine toparlandı, Şırank’a, Bitlis’e, Muş’a, Ağrı’ya teşekkür ederim, bu mesajı Külliyeye gönderdikleri için.

Aslında siz de bunu fark ettiniz, “halkların kardeşliği” sloganı da buradan çıktı galiba. Çünkü yapışacak bir dalınızın kalmadığını siz de anladınız.

Şimdi soruyorum seçim sonrası yaptığınız ilk değerlendirme toplantısında “herne peş, herne peş” marşını niye okuyorsunuz? siz memleket mi fethettiniz? Hem bu marşın neresi Kürt marşı? solcu bir kesin Kürtlerin uydurduğu bu marş Kürt marşı mı oldu?

Yapmayın etmeyin, bu ucuz politikadan vazgeçin, Kürt halkına hizmet edin.  İşinizi düzgün yapın, Kürt halkına da rahatsızlık vermeyin, “zaman Kürdü hapse gönderme zamanı değil, hapisteki Kürdü hayata kazandırma zamanıdır.” Benden söylemesi.

Geride bıraktığımız seçimler hayırlı olsun, biri hariç İstanbul seçimlerine hile karıştı inşallah sadece Büyükşehir düzeyinde yeniden seçim yapılır da gelecek beş yıl bunun tartışmasıyla geçirmeyiz.

Selam ve selametle kalın.  

Devamını Oku
YSK ve MAZBATALAR

HANGİ SOL PARTİ DEVLET-MİLLET BÜTÜNLÜĞÜNDEN, YANA BU ÜLKENİN HUZUR BULMASINI İSTİYOR ACABA? KİMİSİ KEMALİST, KİMİSİ APOİST. YETMİYOR KİMİ PARTİ DE FAŞİST. VAX Kİ NE VAX. SEVGİLİ VATANDAŞLARIM BU ÜLKE VATANDAŞ OLARAK BENİM SENİN. SİYASİ FİGÜRLERİN OYUNA GELMEYELİM BENCE NE DERSİNİZ?

YENİ DEVLETİN YENİ POLİSİ

Eskiden polisler astsubaylara özeniyor, bir kompleks hali yaşıyordu. Şimdi ise polisin yüksek tahsil alması ve vatandaşa endeksli çalışması kendine olan özgüveni arttırdığı gibi vatandaş olarak bizi de mutlu ediyor.

Eskiden trafik polisi şehir girişlerinde çevirdikleri birçok arabadan parasal olarak bir şey koparıyor, devleti iyi temsil etmiyorlardı. Bu konuyu anlatmak için babamdan kalma bir anekdot paylaşmak isterim.

Babam hayvan tüccarıydı, bir gün polis arabayı durdurur ve derki “bu hayvanların menşe kağıdı var mı?” babam “var” diyor, “peki baytar kağıdı var mı?”  babam yine “var” diyor. Polis “Çıkar da görelim” deyince babam 50 lira çıkarıp polise uzatıyor ve diyor ki “memur bey, ben kırsal kesimde baytarı nerde bulacağım”  polis gülümseyerek parayı alıp hayırlı yolculuklar diliyor.

Bir macera da benden,

80 ihtilali sonrası bir gün köyümüze asker polis ortak bir operasyon düzenlemiş, silah toplamak amacıyla tüm erkekleri köy okulunda toplamışlardı.

Silahı olan olmayan herkesi beyzbol sopalarıyla düğüyorlar. Ben de 16-17 yaşında gencecik bir medrese talebesiyim, eve izne gelmişim, babam yerine beni de sorgulamaya başladılar, ellerime sopayla, yüzüme tokatlarla vuruyorlar  benden silah istiyorlar, ben babamın silahı olduğunu biliyorum ama yerini bilmiyorum, var desem nerede diyecek en iyisi kendi adıma silahım yok diyorum,  Benim yakamı bırakmayan polis beni eve götürdü annemin yanında dövmek için, neyse ki annem evde değildi. Güya beni düğecek annemden silahın yerini öğrenecek.

Neyse ki amcam beni falakadan kurtardı. Allahualem devlet memuru 10 bin lira maaş alıyordu, amcam 5 bin lira astsubaya vererek beni onlardan kurtarmıştı. O astsubay ailece trafik kazası geçirdi, hem kendisi hem de hanımı ve çocuğu kaza öldü. İnsan ölüme sevinmez ama bir zalimin hayattan silinmesi de hoş bir durum doğrusu. Mesela uzun bu kadar yeter.

Yeni devletin yeni polisi ile iftihar ediyorum,

Bu gün elhemdulillah polisimizden böyle sıkıntılar sadır olmuyor.

Eskiden polisle yüz yüze gelmemek için yol değiştiriyorduk, şimdi ise polis gördüğümüz zaman ona yaklaşmak içimizden geliyor. Bu önemli bir aşama tabi bütün bunlar tahsille oluyor, değişim ve gelişimle oluyor, hizmetkar devlet anlayışı ve vatandaşa endeksli politikalar ile oluyor.İnsan sevgisi ile oluyor.

Geçende Cumhurbaşkanımızı sevmeyen bir vatandaş diyor ki, “valla ben onu sevmem, ama yıllardır polis saygı içinde görevini yapıyor, ne kimseye hakaret var, ne de işkence yapılıyor, hakkını yemeyelim, kişinin bir suçu varsa mahkemede hesap veriyor.

İşte vatandaşlarımızın polise bakış açısı budur.

Gece gündüz demeden suçlunun peşinde koşan, vakitli vakitsiz güvenliğimiz için nöbet tutan, her fırsatta vatandaş için eli tetikte içerideki ve dışarıdaki düşmandan bizi korumak için hazır kıta görevinin başında olan Polis teşkilatının 174.yıl dönümü 10 Nisan günü hayırlı olsun.

10 Nisan Polis günü;

Hayra vesile olsun,

Mesleki açıdan iyileştirmelere neden olsun,

Özlük haklarınızın iyileştirilmesine vesile olsun,

Moral ve motivasyonlarına katkı versin, der, başarılar dilerim.

Allah sizi korusun, vatandaşı size sizi vatandaşa sevdirsin.

Selam ve selametle kalın.

 

 

 

Devamını Oku
YENİ DEVLETİN YENİ POLİSİ

RAKİBİNİZ ZAYIFSA, GÜÇLÜ OLMANIZA GEREK YOK

Malum bizim ülkemizde muhalefet sonunun olduğu sık sık dillendirilirken, şehrimiz için maalesef iktidar kanadı geride kalıyor.

Dolayısıyla Diyarbakır’daki seçin sonucunu analiz etmek için boğazında konuşup yazmak yetmiyor. Dobra dobra konuşmak lazım.

İddiam şudur; HDP’nin Diyarbakır’daki başarısı Ak Partinin zayıf çalışmasının bir meyvesidir diyorum.

Ak yönetimi;

*Kendi etrafında dolaşarak,

*Kayyumların hizmetlerinde görünerek,

*Kortej ve konvoylarla iş yaptığını sanarak,

*HDP seçmenleriyle de selamlaştıkları söyleniyor, mesela birçok sandıkta Ak Parti, müşahidi HDP seçmeninden seçilmiş.

*Ayrıca Kadın ve Gençlik kollarının cılız çalışması da HDP’nin işine yaradı.

Evet bazı başarısız Kayyumlar da oldu, İlk atamada Kayapınar ve Sur kayyumları arkalarında sıkıntı bıraktılar. Ama Allah var Büyükşehire atanan Cumali Atilla, Kayapınar kayyumu Dr.Ozan Balçı, Yenişehir’in Serdar Kartal ve Sur kayyumu Abdullah Çiftçi şehrimize katma değer kazandırdılar.

Bu başarı listesine Hani, Lice, Kocaköy, Kulp ve Bismil Kayyumlarını da ekleyebilirsiniz. Yani Kayyumlardan dolayı oylarımız düşmedi.

İnşallah onlardan sonra seçimle gelen belediye başkanları partilerine bakmaksızın bu başarılı Kayyumların yolunda yürür, onların projelerini tamamlarlar.

Gelelim Ak partinin haline;

Ben üç yıl önce Ak Partiye, “şimdiden yerel yönetim seçimlerine organizeli bir şekilde çalışmamız lazım” demiştim.

Bunun için de on maddelik eylem planın vardı, iki yıl tam gün Ak Partide il başkan danışmanı olarak çalışmama rağmen sadece iki maddede patinaj yaptık. 8 madde ilgisiz kaldı. Yani halk ile selamlaşmayı beceremedik.

Mesela bir kaçını paylaşayım,

*17 ilçe düzeyinde “AK Parti seçmeniyle selamlaşıyor” çalışmasını yapmak,

*17 İlçe bazında SWOT analizi yaparak, teşkilata çalışma eylem planını hazırlamak,

*17 ilçeyi vekil eşliğinde tam gün ziyaret ederek, sabah ilçenin ileri gelenleri ile istişare, öğleden sonra teşkilat ile hem hal olmak,

*Mahalle temsilcileri ile Merkez ve Taşra olmak üzere iki tam gün toplantılar yaparak onları aktif hale getirmek,

*Gelen yardımların mahalle başkanları eliyle vatandaşa ulaştırmak,

*İş kur alımlarının tamamen kura ile hakkaniyet ölçüsünde olmasını sağlamak,

Biz bunları yapmaktan acizken, yönetim değişti. Bir önceki yönetime göre daha zayıf bir teşkilat oluşturuldu. Yönetimin teşekkülünde Mehdi Eker’in katkısı olduğu söyleniyor. Ben de buna inananlardanım.

Öyle ilginç şeyler oldu ki başarısız ilçe başkanı, il yönetimine alındı başarısız il yönetim kurulu üyesi ilçe başkanlığına atandı.

Birçok ilçenin de verimsiz/başarısız başkanları yerini korudu. Genel seçimde; Liste başı Mehdi Eker, İkinci Ebubekir Bal, üçüncü Oya Eronat, Dördüncüsü ise Prof.Dr.Mehmet Emin Yılmaz malum gerisi zaten pek önemli değildir, aslında Diyarbakır için bu ilk dörde karar veren her kimse onu Ak Partiden ihraç etmek lazımdır diye düşünüyorum.

İlginçtir burada da Mehdi Eker’in etkili olduğu söyleniyor. Kardeşim Diyarbakır Ak Parti siyaset açısından miadı dolmuş bir kimsenin kararıyla bu çalışmalar oluyorsa aldığı bu oylar bile fazla bence.

Diyarbakır’da Mehdi beyi geride bırakacak yüzlerce nitelikli Ak partililer var. Buna rağmen sanki “Kaht-ı Rical” varmış gibi ikide bir onun ismi kulağımızı çınlatıyor, ayıp değil mi?

Dolayısıyla halk ile selamlaşmak bu değildir. Ben Sur İlçe başkan A.Adaylığı için küçük bir çalışma yaptım, diyebilirim ki başkan adayları benim kadar bir çalışma bile yapamadılar.

Mesela ben 49 bin Sur seçmenine mesaj gönderirken telefon numaramı da paylaştım.

100 köy/mahalle muhtarının numarasını rehberime kaydederek üç defa onlarla iletişim kurdum.

Vekil adaylarından dahi daha kaliteli bir tanıtım broşürü hazırladım.

Kardeşim Sünnetüllah diye bir kavram var, o prensip daima geçerlidir. Hakkıyla, ihlasla çalışan kazanır.

Ya da Diyarbakır Ak Parti-HDP için şu söylenebilir, eğer rakibiniz zayıfsa senin fazla antrenman yapmanıza gerek yok bence.

Valla bu teşkilat yapısıyla Mehdi Beyin hesaplarıyla Diyarbakır kazanılmaz, her seçimde daha da kaybederiz.

Eğer Ak parti ayarlarına dönerse şimdiden tez yok hemen nitelikli ve kalabalık bir ekip ile şimdiden gelecek seçimlere çalışmalıdır diye düşünüyorum.

Benden söylenmesi.

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku
RAKİBİNİZ ZAYIFSA, GÜÇLÜ OLMANIZA GEREK YOK

HDP, Kürt partisi olamadı, bari belediyecilik yapsaydı

2015 yılı Şubat ayında “HDP, Kürt partisi olursa baraj sorunu kalmaz” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Peki olabildi mi maalesef, maalesef! Çünkü HDP Anadolu insanının inanç ve kültürü ile barışık bir parti değildir.

Edep, Marifet, Hikmet, Merhamet, Sadakat ve  İbadet ile barışık olmayan bir hareket hangi Kürdün ruhuna hitap edebilir? 

İslami değerlere karşı soğuk olan bu parti, yeri geldiğinde İslami değerleri de küçük görmekten geri kalmıyordu. Zaman zaman iktidarın sert söylemleri bir az daha onu ayakta tuttu.

HDP baktı ki Kürtleri istediği düzeyde yanına alamıyor, bu defa “Halkların Kardeşliği” adıyla Türk solu ile selamlaştı. Ama Türk solunun kendisine dahi hayrı kalmamış ki ona faydası olsun, bu defa Ülkücülerin kurduğu İYİ parti ile dirsek temasına girdi, yine olmadı, Millet İttifakına destek verdi, arayış devam ediyor. “Allah hayreylesin” diyeceğim ama HDP yöneticileri duymasın çünkü bu duaya alışık değiller.

Ne diyor Üstat Bediüzzaman; “Kim ki himmeti milleti ise milleti kadar himmeti vardır.” Kürtlere dayanan bir parti olsaydı hali böyle mi olacaktı?

Tabi bütün bu arayışların bir faturası olacaktı, HDP oylarını %4-5’ün arasında kaldı, Doğu Güneydoğuda Şırnak, Bitlis, Muş, Ağrı olmak üzere 4 il kaybetti, yetmedi bölge illerinde birinciliği AK Partiye kaptırarak ikinci parti durumuna düştü. Diyeceksiniz ki Diyarbakır’daki başarısına ne dersiniz? “Bu başarı Diyarbakır Ak partinin kendisine tepside sunduğu bir başarıydı” derim.

Çünkü Ak Parti şehrimizde karşılığı olmayan, siyasi ömrünü fazlasıyla tamamlamış, Mehdi Eker’in vizyonunda teşkilat yapısı teşekkül ettirilip adaylar onun onayından geçiyorsa olacağı budur.

Bu konuyu burada bırakıp tekrar HDP’ye dönelim. HDP Kürt halkına karşı birçok açıdan minnettardır. Ancak en büyük hatayı 80 vekille Meclise gidip çözüm sürecine katkıda bulunmadan tekrar sokaklara dönmesinde oldu. Bu HDP’nin tarihinde hiç unutulmayacak kadar kaba bir hataydı.

PKK’ye bel bağlaması da ayrı bir sakınca doğurdu, PKK’yi gündemde tuttukça daha çok gençlerin ölümüne sebebiyet verdi. Bu arada siyasi söylemlerini de değerden düşürdü. Öyle ki “Barış” deyince neyi kastettiği anlaşılmaz oldu.

Parti içinde Ali’siz Aleviler, Gayri Müslim kimseler arttı, LGBT hayranlığı, Kürt kadının sokağa çekip özgürlük adı altında eşine karşı baş kaldırmaya fitlemesi ve “Namus Kabustur” sloganıyla kadını serbest hayata davet etmesi, her biri HDP için Kürtler nezdinde bir kusur olarak not edildi. Bu gün artık bölgenin ikinci partisi olduğu gibi gelecek seçimlerde eriyip gidecek. Çünkü o zamana kadar zaten Kürt sorunu adına kayda değer bir sorun da kalmaz,  bu partinin de defteri dürülmüş olur.

Eğer beş yıl daha bu tarzla Diyarbakır şehrini idare ederlerse binlerce genci daha insani değerlerinden koparacaklar. Bizim bu konuda hassas olmamız, yaptıklarını merceğe alarak “iyiye iyi, kötüye kötü” dememiz lazım. Eğer yanlışlarına karşı susarsak vebalımız ağır olacak diye düşünüyorum.

Diyorum ki ey belediye;

*Belediyenin işlevi alanına giren işlerde çalış,

*Ulaşımda kolaylık sağla, eğitimde ihtiyacı olan okullara ayni ya da nakit destek ver,

*Kayyum Cumali Atilla’nın uygulamaya başladığı projeleri devam ettir,

*İbadet yerlerinin temizliği ve çevre düzenlemesini esirgeme,

*Sakın ola belediyeye şunu bunu alarak belediye bütçesini birilerine peşkeş çekme,

*İhalelerde şeffaf ol, belediyeyi zan altında bırakma,

*Aç ve açıkta kimsenin kalmaması için çalış çabala,

*Yeterli derecede Camilerin yapılmasına kolaylık sağla, ön ayak ol,

*Medreselerimize saygı göster, bir talepleri olursa hemen temin et,

*Yapacağınız etkinlerle gençleri yoldan çıkarma, bunun vebali ağırdır,

*Her evlenen çiftlere “İslami/İnsani bir aile yapısı nasıl olmalı” içerikli yeterli kurs ver, sertifikasını alan çiftlere bir beyaz eşya hediye et,

*Kendi ölçülerinde payınıza ne düşüyorsa istihdam oluşturmak için daima atak ol.

*Sakın ola illegal işlerle uğraşıp tekrar bu şehre Kayyum atanmasına sebep olmayasınız,

*Bir daha bu şehirde kepenkler kapanırsa ilk fırsatta halk belediyenin kapısını size kapatır bilesiniz.

Gerçi Dr. Selcuk Mızraklı gibi bir entelektüel insan olarak kolay kolay yanlış yapmaz kanaatimce tabi adamı rahat bıraksalar.

Unutma vatandaş sizi gözlemliyor, bakalım neler olacak.

Şimdilik bu kadarla yetinelim, hayır içeren konularda yapacak çalışmalar için şimdiden başarılar dilerim.

Selam ve selametle

 

Devamını Oku

İSTANBUL'DA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI İÇİN EN KISA ZAMANDA SEÇİMİ YENİLEMEK VACİP OLDU. İSTER YAPIP İSTER YAPMAYIN.

}