Hakkında
Eyüphan Kaya... 1962 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Klasik Kürt medreselerinde 8 yıl İslami ilimleri tahsil ettikten sonra, ortaokulu dışarıdan bitirdi, Diyarbakır Lisesini 1982-85 yılları arasında dahili okudu İmam-Hatip fark derslerini vererek iki liseden mezun oldu. Memuriyetinin ilk yıllarında İmam-hatiplik yaptı, D.Ü.Eğitim Kimya bölümünde 1989 yılında mezun oldu vatani görevini de ifa ettikten sonra MEB’de çalıştı, 28 yıllık çalışma hayatından sonra 2015 Ağustos atı itibariyle emekliliğe ayrıldı. Arapça, Türkçe, Kürtçe bilmekte olup, evli ve tamamı üniversite mezunu 6 çocuk babasıdır. İnternethaber.com sitesinin günlük yazarı ve yerelde özgürhaber gazetesinde yazıları yayınlanıyor. Birçok seminer, çalıştay ve konferanslara katıldı, TASAM, TKMM, DDA destekçisidir, Ortadoğu Gazeteciler Cemiyeti Diyarbakır il temsilciliğini yapmaktadır. 2014 Şubat ayında İslam İşbirliği Teşkilatına Bağdat’ta tebliğ sundu ve tebliği heyecana neden oldu. Orta doğu Kongresinin daimi katılımcı olup, müzakereci düzeyinde katkı sunmaktadır. BM’ler konferansına katılmıştır. Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun aktif katılımcısıdır. Milli eğitimin muhtelif kademelerinde çalıştı, birçok sivil toplum kuruluşuna üye ve yöneticilik düzeyinde çalışmaları olmuş, an itibariyle değişik gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanıyor, İnsan Hakları Aktivisti olan Kaya İnsan Hakları Cemiyeti yönetim kurlu üyesidir. Ayrıca İzmirizmir.net, Siverekname, Haber x, Haberlerankara, Giresun Aydındere, Haberdiyarbakır.gen.tr, Diniajans.com, Marmarayerelhaber, Düzceyerelhaber, Haberlerankara, Akgörüş, Akfikir, Serketinniws.com… ve ve… sitelerinde yazıkları yayınlanmaktadır. 2006 yılında Edebik.com sitesiyle başlayan sosyal medya sevgisi, edebiyatevi, edebiyatdostları.con ve edebiyatdefteri.com ile devam etti. Günlük köşe yazılarını yazmanın yanı sıra edebiyatdefteri.com sitesinde 600’den fazla manzum eseri yayınlanmıştır
  • Yaşadığı yer Türkiye
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

İstanbul Sözleşmesi Kökten İptal edilmelidir!

Hey İstanbul Sözleşmesi Hey!

*Aile birlikteliğinden çok Partner yaşama endeksli hazırlanan sözleşme,

*25 defa Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine vurgu yapan ve ömür boyu kadın erkek arasında sorun çıkarmaya zemin oluşturan sözleşme,

*Cinsel eğilim adı altında maymun iştahlı kimselerin bay bayan demeden istediği kişiyle, hayvanlar da dahil birleşme yolunu açmayı amaç edinen sözleşme,

*Babanın çocuğuna olan nasihatini dahi yerine göre suç sayan, çocuk istediği zaman aile ocağını terk edip, istediği kimselerle yaşama hakkının olduğunu savunan sözleşme,

*Aile içi yaşamla ilgili örf, adet, kültür, sözde namus ve dinden gelen hiçbir ölçüyü kabul etmeyen, bunların kökü kazılması gereken normlar olduğunu söyleyen ve bu şekilde kutsal kitabımız olan Kur’anı Kerime dahi meydan okuyan sözleşme,

*Toplumsal sıkıntılarda, kişiler arası vakalarda uzlaşma komisyonlarının tavsiye edildiği, her geçen gün hukuktaki konumunun daha güçlü hale geldiği halde, aile içi şiddet konusunda aracıları reddeden sözleşme,

*Kadının annelik vasfı gibi bir vasfını ikinci plana atıp, üç kuruş para kazanmak için kadını sokak kedisine dönüştüren kadını değerden düşüren, kadını erkekten ayırarak mutluluğunu ve dayanağını elinden alan sözleşme,

*Şiddeti; Ekonomik şiddet, Psikolojik şiddet, Cinsel şiddet ve Fiziki şiddet diye çeşitlendiren, şiddet ölçüsünün ne olup ne olmadığını belirtmeden aile içi münasebetleri baltalayan sözleşme,

*Yedi hikayesi varsa her yedisin de aileyi dağıtmaya endeksli olan İstanbul Sözleşmesini reddetmek zaten boyun borcumuzdur, üstelik bu kara lekenin İstanbul üzerinden kalkması için tümden iptal edilmesi lazımdır, elzemdir, vaciptir.

Rusya lideri Putin reddetti,

Macaristan Parlamentosu reddetti,

Ermenistan halkı uygulanmasın diye imza kampanyası açmış,

Azerbeycan sözleşmeyi imzalamadı bile,

Bir biz halktan gizleyerek bu sözleşmeye şerhsiz imza verdik ve cezasını fazlasıyla çekiyoruz galiba.

Cumhurbaşkanımız bu sözleşmenin sıkıntısına işaret ederek, herkesi buna karşı bir duruş ortaya koymaya davet ettiği halde, niye bu konuda ilgili kurumlar harekete geçmiyor anlaşılır gibi değildir.

Bu sözleşmeye bağlı çıkarılan 6284 numaralı yasasının da bir ana evvel ıslah edilerek;

Kadını beyanı esastır safsatasından vazgeçilmesi,

“Ben şiddet görüyorum” diyen kadının mukaddesatı üzerine yeminin alınması, en geç 3 - 7 gün  arasında erkeğin ifadesinin alınması, bu süre içinde evden uzaklaştırılan erkeğin kalacağı yeri yoksa bu hizmete tahsis edilmiş bir yerde misafir edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Sevgili dostlar, bu ülke bizim hepimiz bu konuda bir şeyler dile getirmeye; “doğruya doğru, yanlışa yanlış” deme mecburiyetimiz var.

Hayatın içinde rolünüz ne olursa olsun bu sıkıntılı sözleşmeye karşı bir duruş sergilemenizi ve kalkması için kalbi, kavli, ve fiili mücadele etmenizi bekliyorum.

Öyle iki tane pembe yalanla; “bu sözleşme kadın erkek eşitliğini savunuyor, aile içi şiddeti önlüyor” teraneleriyle halkın aldatılmasına müsaade edemeyiz.

Tabi sadece bu sözleşme de değil, hayatımıza sıkıntı veren, toplumsal huzurumuzu bozan tüm yasaların değişmesi için mücadele etmek vazifemizdir diye düşünüyorum.

Selam ve dua ile

 

 

 

Devamını Oku
İstanbul Sözleşmesi Kökten İptal edilmelidir!

Hoş Geldiniz Müdür Bey Hoş Geldiniz

Gelene hoş geldiniz gidene uğurlar olsun demek adettendir. Asıl olan bu iki an arasındaki zamandır. O sürenin nasıl geçtiği önemlidir. Muvazzaf kimsenin hanesine nasıl bir not bıraktığı, insanların onayını alıp almadığı, anılınca dua ile anılıp anılmadığı önemlidir. Ben isterdim ki selefinizin görevden alınma haberi duyulunca MEM’in bahçesinde yüzlerce velinin itiraz sesleri yükselsin.

Her yeni gelen İl Milli Eğitim müdürü bizim gibi sağ duyu sahibi kimselere bir unut bir heyecan veriyor. Umudumuz tükenene kadar sahipleniyor, ilgileniyoruz, umut kalmayınca da edebimizle mesafeli duruyoruz.

Şu bir kesidir ki gelen her müdür bizim kadar ne eğitim öğretimin sorunlarını biliyor, ne de çözümlerini. Çünkü bu şehir başka şehir, kırk tilkinin kuyruğunun birbirine değdiği bir şehirdir. Bu tilkiler için bu şehrin öğrenci başarılı olmuş, olmamış pek önemli değil, onlar MEM’in pastasına göz dikenlerdir.

Milli eğitim, Sendika-Siyaset ve Müteahhit üçgeninde çırpınıp duruyor. Bu üç etkene rağmen iyi bir performans ortaya koymak da çok zor, aslında bunların İl Milli Eğitimin işini kolaylaştırması gerekirken zorlaştırıyorlar.

Hasan Aslan bey de Feysel Taşçıer hoca da heyecanla, hevesle işe başladılar, ama devamını getiremediler. Bir koşucu menzile ulaşmadıktan sonra koşu süresince önde olsa ne yazar?

Hasan Aslan beyle işbirliğim fazla olmadı, hoş geldin ziyareti ve bir iki konuda istişare dışında, bir de onunla bir röportaj yapmıştım, Fakat Feysel Taşçıer hoca ile yüz yüze ve elektronik ortamda  epey diyalog oluşturdum. Bir çok defa hayırlı neticeler de verdi. Ama ben daha büyük İşler yapmasını beklerdim.

Mesela mail yolu ile kendisine üç inovatif çalışma talebinde bulundum. Bunlardan biri Milli Eğitimi velilerle birlikte yönetin demiştim. Buyur aynen sizinle de paylaşıyorum.

……………………………………………………………………………………………………………………….

İNOVASYON-2

*Diyarbakır Talim Terbiye Derneğini kuralım.

Bu derneğe sadece veliler, öğretmenler ve emekli öğretmenler üye olabilsin. İlk 6 ay kurucu başkanlığını yapan kimse mecburi genel kurulda bir daha başkanlığa aday olmasın, yönetimi yılda bir yenilensin, çok yüksek bir talep yoksa başkan bir sonraki yılda başkan yönetime talip olmasın.

Derneğin yönetim dışında bir “İstişare Meclisi” olsun; Diyarbakır’ın talim terbiyesine katkı verecek kimseler burada yer almalıdır diye düşünüyorum.

Bu Dernek aracılığı ile;

1-Eğitim öğretimle ilgili Projeler üretilebilir,

2-Talim terbiye için ilgili makamlara gidilebilir,

3-Gönüllü çalışma komisyonları oluşturulabilir,

4-Başarılı Eğitimciler ödüllendirilebilir,

5-Başarılı öğrencilere burs temin edilebilir, mesela “Sahabe bursu” adıyla bir burs verebilmek birçok açıdan faydalıdır.

6-Bazı çalışmalara gerekirse finansal kaynak sağlanabilir,

7-Motivasyon amaçlı kimseler davet edilip, masrafları dernek tarafından ödenir,

8-Başarılı okullar tespit edilip, okullara karne verilir, bu karne bir etkinlikle okullara tevdi edilir,

9-Milli eğitimin çalışmaları için gerekirse Veliye dernek aracılığı ile daha rahat ulaşılır.

10-Talim Terbiyeye sıkıntı oluşturan kimseler varsa dernek aracılığı ile uyarılır gerekirse dava edilir, ya da basın aracılığı ile kamuoyu ile paylaşılır.

………

Evet Sayın Müdürüm aklıma geldikçe bu tür paylaşımlarda bulunmaya devam edeceğim. Kolay gelsin.

…………………………………………………………………………………………………………………….

Kıymetli müdürüm eğer bu şehrin eğitim öğretim aracılığı ile kalkınmasını istiyorsak velilerle kol kola bir şeyler yapmalıyız. Başka türlü Diyarbakır eğitim öğretiminde elle tutulur bir değer katmak çok zordur kanaatindeyim.

Önemli olan bu gök kubbenin altında bir hoş seda bırakmaktır, gerisi üç günlük dünya işleri ve basit mevzular.

Hayırlı olsun göreviniz, başarılar dilerim.

Devamını Oku
Hoş Geldiniz Müdür Bey Hoş Geldiniz

Gençliğimizin Rol/Modeli Eshabül Kehf(*) olmalı

İnsanlık nefis ve şeytanın süslemeye çalıştığı bir zaman tünelinde yuvarlanıp gidiyor. Kimisi günah deryasından kaybolmuş, gafletin zirvesini yaşarken, kimisi de “imdat imdat” çığlığını atacak kadar müzderib ama tutunacak dal bulamıyor.

Laik eğitim sitemiyle ve istisnalara hariç amaçsız öğretmen kitlemizle hedefiz bir gençlik yetiştirdik desem yeridir galiba.

*Öz güveni düşük, meslekten mahrum, helal lokma kazanıp huzur içinde yaşamak varken köşeyi dönüp helal haram karışık bir hayat tercih etmeyi önemseyen bir gençlik.

*Alın teri el emeği tarzı bir çalışma ile hayata katma değer kazandırmak gerekirken masa memurluğunu tercih etmekten hoşlanan bir gençlik,

*Gayri meşru beraberliği tercih eden ve yarının aile hayatını düşünmeyip, ben bu halimle nasıl temiz bir aile kurup çoluk çocuk sahibi olmayı becereceğim diye düşünmeyen bir gençlik,

*Bu gün dünya yarın ahret diyecek kadar düşünce ehli olması gerekirken günü birlik endişesiz yaşamayı tercih eden bir gençlik,

*Hayatı bir sonraki kuşağa model olmaya değmeyecek kadar kalitesiz yaşayan bir gençlik,

Peki genelde Anadolu gençliği özelde Diyarbekir gençliği bu mu olmalıydı? Elbette ki hayır!

Gel gör ki biz gençliğimize idol olabilecek şahsiyetler gösteremedik.

Hz.Yusufları, Hz.Alileri, Sait Nurileri onlara anlatamadık, en önemlisi de Diyarbakır’ın kahraman gençleri olup Allahın övgünü kazanan ve vahye konu olan Ashab-ül Kehfi anlatamadık.

Her ne kadar başka başka yerlerde de Ashabı Kehf diye bilinen makamlar olsa da doğruya en yakın, Kur’anın izah tarzına en uygun Eshabül Kehf hadisesinin Lice ilçemizin sınırları içinde yer alan Fis, Firdevs ve Dırkam üçgeninde yer aldığı yekine yakındır.

6 Saray danışmanı ve yolda onlara katılan çoban ve köpekleriyle 8 can olan bu Allahın methettiği sevgili kulların isimleri hala şehrimizde yaşıyor,  mesela; Mernuş, Meselina, Şazenuş, Yemlihan ve Kıtmir adları bizim kuşağa kadar gelmiştir. Mekselina, Demernuş ve Kerfetetyuş isimleri de sanki telaffuz ağırlığından dolayı tercih edilmemiştir.

Bu isimlerin günümüze kadar yaşaması, tek başına Kur’anda geçen Eshabul Kehf kısasının burada yaşandığına delil olarak yeter.

Bu kısanın asıl teması nedir? diye sorulsa herhalde tek kelimeyle “zulme karşı başkaldırmaktır” denebilir. Bakın Lice halkı hala o genetiği taşıyor, yine zulme karşı başkaldırmaya ehil ama gidecek yol, tutunacak dal bulamıyor.Eski karanlık devlet onları Öcalan’a mahkum etti.

Biz Diyarbekir gençliğine Ne Hz.süleymanı, Ne Eshabul keyfi, ne Alpaslanı ne de Dr.Yusuf Azizoğlu’nu anlatabildik.

Malumunuz dünya imkanları, sıhhati, boyu postu ve nüfuzu iyi bir düzeye gelen Dekyanus ilahlığını ilan etmişti, bu asil gençler de Dakyanus sarayının danışmanlarıydı, bir gün bir arada öğle yemeği yerken konu konuyu açıyor ve her 6 gencin de Dekyanus’un bu ilahlık meselesine inanmadıkları anlaşılıyor ve o günün şehrini terk ediyorlar.

Kur’anın ifadesiyle bir mucize olarak 309 yıl boyunca mağarada uykulu halde yaşayan Ashab-ül Kehf  gözlerini açınca sanki dün kaçmışlar gibi bir telaşla kaçmanın yolunu ararken, çarşıya inip bir miktar yiyecek alan çoban, Dekyanus zamanındaki parayı fırıncıya uzatınca tarihi para üzerinde bir tartışma çıkıyor, o günün Abdurrahman adındaki belde valisinin huzuruna çıkarılan bu delikanlı olayı anlatınca hadisenin İncil’de de anlatılmasıyla harikalığı ortaya çıkıyor.

Arkadaşlarının yanına dönen bu delikanlı hadiseyi anlatınca onların yaptığı dua ile yedisi de aynı anda vefat ediyor ve orada bir mabed inşa ediliyor.

İşte biz bu değerlerimizi sahiplenmeyi başaramadık. Bir gün Diyarbekir turizmi temalı bir çalıştaya katılmıştım, bir teklifim şu olmuştu. Orta öğretimde bir sürü ıvır zıvır dersler var, ortak derslerden biri de “şehrimizi tanıyalım” dersi olmalı demiştim, ama bu teklifim ne zaman yetkililerin kulağına gider orasını bilemem.

Dolayısıyla Ahı Evran haftası münasebetiyle;

Eshabül kehf ziyaret edilmeli,

Eshabül kehf adıyla bir vakfın kurulmalı,

Eshabul kehf vakfının eğitim programlarının olması ve muhtaç öğrencilere burs vermesini yetkililerden talep ediyorum.

Malumunuz Ahı Evranın kendine özgü insan yetiştirme programları vardı bunlarda biri de gençlere okunan Fütüvetnamelerdi, bu Fütüvetnamelerde rol model olabilecek tarihi şahsiyetler tanılıyordu.

Elhasıl diyorum ki; bu şehirde resmi gayri resmi rolünüz ne olursa olsun bir daha iyi düşünüp sürekli eğitimde işimize yarayacak değerlerimize sahip çıkalım, bunların başında da Eshabul Kehf geliyor. Yeri geldiğinde bu delikanlılar gibi ölümünüzü dahi göze alarak “doğruya doğru, yanlışa yanlış” diyebilmemiz lazım. Bakınız Esab-ul Kehf 24 saatlik bir mücadele ile nasıl da Allah’ın takdirini kazandılar?

Selam ve selametle kalın.

(*) Eshab-ül Kehf, Mağara arkadaşları demektir.

Devamını Oku
Gençliğimizin Rol/Modeli Eshabül Kehf(*) olmalı

Bu Devlet kimindir/kimin değildir?

Devlet; eğitim, sağlık, adalet, güvenlik ve sosyal adalet gibi önemli meselelere sahip çıkıp vatandaşlarına hizmet eden kurumlar bütünüdür.

Vatandaşın da devlete karşı üç vazifesi var,

*Vatani görevini yapmak,

*Vergisini vermek,

*Yasalara uymak

Dördüncü bir vazifesi var mı bilemem ama isterse Sivil Toplum Kuruluşu aracılığıyla sosyal hayata katkı verebilir, ya da siyaset alanında varlığını hissettirerek devleti sevk ve idare etme konusunda bir rol alabilir.

Gelin beraber devlet kimindir? kimin değildir? İzah ederek irdeleyelim.

Bu devlet;

*Birinci Mecliste sadece bir defa söz alarak TBMM kürsüsünde “Biz buraya ölmeye geldik” diyen Dersim mebusu Kürt vekil Deyab ağanındır,

*İzmir düşmandan tahliye edilince Yunanistan bayrağının gönderden indirilip, Türkiye bayrağını göndere çeken Kürt Reşo’nundur,

*Çanakkale’de kucak kucağa yatan Türk mehmetcik ile Kürt memonundur,

*“Hakkıdır Hakka tapan Milletimin İstiklal” deyip, istiklal marşının 41.sırasında bu millete istikamet veren Mehmet Akif Ersoy’undur.

*Hasankale savaşında cengaver bir performans gösterip, an itibariyle Erzurum tabyalarında Mavzeriyle nöbet tutan Nene Hatunudur,

*Rus cephesinde yaralanınca “Beni ata ters bindirin, düşmanın kurşunu gelirse arkadan bana değmesin” diyen Kazım Karabekir paşanın silah arkadaşı Kürt General Halit Begi Cibiranındır,

*Büyük taarruzda cemaatle namaz kılıp Allahuekber nidalarıyla düşmanın üzerine gidenlerindir,

*Düşman karı kızlarımızın tülbendine el attı diye silahının tetiğini çeken Sütçü imamlarındır,

*Gaziantep’in müdafaasında efsanevi bir performansla savaşan Şahin beyleridir,

*Çok mert olan Allahın adıyla deyip, 23 Nisan 1920’de Cuma günü vatandaşları Hacı Bayramı Veli camisine Cuma namazına ve oradan da TBMM’nin açılışına davet eden Mutafa Kemalindir…vs.

Peki kimin değildir? diye sorsanız,

*Hilafeti kaldırıp İslam ümmetini başsız bırakan kimselerin değildir,

*Ezanı Türkçeye çevirip İslam dünyası arasındaki ahengi bozanların değildir,

*Harf devrimini yaparak bu halkı bir gecede okuma yazmasız bırakan ve tarihinden, Kutsal kitabından koparanların değildir,

*Lozan anlaşmasında küçüle büzüle Misak-i Milli sınırlarını dahi daraltan Osmanlı devletini Anadolu yarım adasına hapsetmeyi bir başarı kabul edenlerin değildir,

*CHP’nin altı okunun karşılığı olan sözüm ona ilke ve inkılapları amentusu haline getirip, hayatı zorlaştıranların değildir,

*Laiklik adı altında insanımızı İslami değerlerden mahrum etmeyi hedef edinip, bu uğurda mücadele verenlerin değildir,

*Takriri Sükun kanunlarıyla binlerce insanımızı bu seküler sitemin modasına uymuyorlar bahanesiyle asanların/idam edenlerin hiç değildir.

*Anıtkabiri bir tapınak haline getiren ve bu zihniyeti muhafaza etmeye çalışan karanlık mahfelerde saklananların hiç hiç değildir,

*Dışarıyla irtibatlı olan askeri ve siyasi aktörlerin de değildir,

*İstanbul Sözleşmesiyle aile yapımızı bozmayı hedefleyen, eşcinselliğe göz kırpan kimselerin de değildir….vs

Sevgili dostlar bu yazımı okuyan her ehli vicdan kimselerin “ağzına sağlık” dediğini duyar gibiyim. Gelin bu memleketi bu milleti, kendini bir şey sanıp memleketimiz üzerinde film fırıldak çeviren kimselere bırakmayalım.

Siyaset temiz insanların işi değildir, deyip meydanı defolu kimselere bırakmayı ve ülkenin kalkınmasını engellemeyi hedef edinen insanlara bırakmayalım.

Gelin yüce Allah’ın “Ey iman edenler iman edin!” ayeti kerimenin gereği sosyal hayatın içinde rolümüz ne olursa olsun bir daha düşünelim, iman bizden ne istiyor? biz ne durumdayız sorularına cevap verelim, ne dersiniz?

Selam ve dua ile…

Devamını Oku
Bu Devlet kimindir/kimin değildir?

Dilipak Anadolu Ruhunu Taşıyor

Bazı kendini bilmez kimseler Abdurrahman Dilipak’ı kendince sahipsiz sanıyor. Unutmayın Anadolu insanı onu bağrına basıyor, ona dua ediyor. Öyle mutlu/muzır azınlığın yaptığı gibi bağırıp çağırmaya da gerek duymuyor.

Dilipak Anadolu’nun ruhunu taşıyor, Anadolu bir ses verse bazı ırz ve namus düşmanları araksına bakmadan kaçacak delik arayacaklar.

Bu ülke bizim, bazı adi insanlar ileri geri konuşsa da bir şey yapamazlar, Anadolu insanı 12 Eylül darbesini, 28 Şubat zulmünü, 27 Nisan e muhtırasını ve en son 15 Temmuz işgal hareketini yaşamış/bertaraf etmiş bir millettir. Sıkıysa buyur 15 Temmuz gazilerine gidin İstanbul sözleşmesini sorun, o zaman gerek cevabı alırınız.

Bundan bir ay önce Alman Dalgası(DW) televizyonu özelde İstanbul Sözleşmesi üzerinde, genelde Aile fertleri arasındaki ilişki konusunda benimle 30 dakikalık bir röportaj yaptı. Daha sonra açık havada Dağkapı meydanında 7 ayrı masaya giderek bu sözleşmeye bakış açılarını sordu,  tamamı bu sözleşmeye karşı olduğunu söylediler, bir Diyarbakırlı olarak hemşerilerimle iftihar ettim.

Şu anda bu konuda dile getirilen en kaba/pembe yalan şu; İstanbul Sözleşmesi kadın erkek eşitliğini sağlıyor, aile içi şiddeti önlüyor. İster inan ister inanmayın bu iki mevzu ile bir alakası yoktur. Bir defa bu sözleşmenin aileyle alakası yok,  bir arada kalmaya karar veren partnerler için hazırlanmış bir sözleşmedir. Biz utancından çeviri yaparken buna aile demişiz.

Bu sözleşme,

Eşcinsel evliliklere kapı aralıyor: erkek erkeğe, kadın kadına, hem erkeğe hem kadına sulanan kimselerin evliliğine yasal bir zemin arıyor.

Cinsel eğilimle anlatmakta haya ettiğimiz belalı meselelere kapı aralıyor. Çocuğa sulanmayı, hayvana sulanmayı, ölüye sulanmayı dahi bir hak görüyor.

Gel de bu zihniyeti savunan insanlara fahişe deme, yahu bunlar biz fahişeyiz, bir ibneyiz diyorlar, birilerine ne oluyor ki, yok yok siz öyle değilsiniz diyorlar.

Abdurrahman Dilipak LGBT mensupları için fahişe, destekçileri için de türevleri dedi, hala bazıları utanmadan “Dilipak, İstanbul Sözleşmesine destek verenlere fahişe demiş” diyorlar,  külliyen yalan, ama siz bu fahişeleri desteklerseniz şu atasözü gelir sizi de bulur, bu sınıfın içine çeker, “rızayı kabahat aynı kabahattir” atasözü boşuna  denilmemiş, dolayıyla siz de onlardan olmuş olursunuz.

Kur’anı kerimde geçen kısada da yüce Allah bil fiil livata fühuşatı içinde olan azınlık kimseler ile livataya sesiz kalanlar arasında bir ayırım yapmamış ve tamamını helak etmiştir, sadece bu muzır fiilden şikayetçi olup, Lut peygamberin yanında yer alanlar kurtulmuştur. Sakın ola Lut kavramını livata ile karıştırmayalım! Lut bir Peygamber ismi Livata ise o melanetli fiildir.

Bu LGBT grubunda yer almaması gereken mağdur bir insan tipi var ki bunlar kendini Trans(T) olarak ifade ediyorlar, bunlara her türlü desteği vermek, psikolojik, ekonomik ve sağlık açısında ne gerekiyorsa yardımcı olmak lazımdır, bunlar fıkıhta “hunsa müşkül” olarak tanımlanan çift organlı yaratılan kimselerdir. Bu tip insanların bir an evvel bunlardan ayrılmaları lazım.

Bazıları utanmadan edepsizliğin daniskası olan Lezbiyenleri, Geyleri ve Bi seksvelleri de Translar gibi tanıtmak istiyor ve “ne yapsın Allah öyle yaratmış” diyorlar. Bu oyuna da dikkat edelim.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti linçe maruz kalmış Abdurrahman Diipak’ı bu dar günde sahiplenmesi gerekirken, gel gör ki aynı ezber ve haksız bahaneyle onu Cemiyetten ihraç ediyor, demek ki onların da ağababalarına karşı bir sorumlulukları varmış.

Sözcü gazetesi ise bu haberi verirken şu ifadeleri kullanıyor “Abdurrahman Dilipak İstanbul Sözleşmesi için kullandığı o rezil ifadeler yüzünden Türkiye Gazeteciler Cemiyetinden ihraç edildi.” Vay yavrum vay! Vurun abalıyı, bakalım ne olacak?

Aslında aile ve ırz düşmanı kimseler Dilipak’ın bu durumunu bıyık altında gülerek bu haksızlığı onaylayanlardır.

Şimdi soruyorum;

Erkek erkeğe evli komşu ister misiniz?

Kadın kadınla evli komşu iter misiniz?

Eve geldiniz bir yabancı erkek evinizde, sesinizi yükselttiniz ve eşinizin şikayeti üzerine polis gelip sizi evden uzaklaştırsın ister misiniz?

Saat gecenin 12’si, kızınız kapıya geldi yanında yabancı bir erkek, siz de fıtrat gereği uyardınız ve şikayet etti, polis gelip sizi evden uzaklaştırsın ister misiniz?

Cevabınız bu tür hallere karşı evetse zaten farkına varmadan siz de LGBT taifesi olmuşsunuz bile, değilse Abdurrahman Dilapak’ın bu haklı çıkışına destek vermeniz gerekmez mi?

Abdurrahman Dilipak haklıdır, bu özleşme ile Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında kadın ve erkek arasında bir sürtüşme ve sıkıntı çıkarılmak isteniyor ki bu ülke çeyrek asır daha gerilesin. Biz Türkiye Aile Meclisi olarak 3 BİN paydaş dernekleriyle birlikte buna müsaade etmeyeceğiz inşaallah.

Barolar birliği, Tabipler birliği, Belediyeler birliği, Feminist gruplar, kimi seküler iş dünyasının oda ve dernekleri bu projenin bir parçasıdır.

Bunlar güçlüdür diye biz sessiz mi kalacağız? Ayrıca güçlü olan biziz, çünkü biz namuslu insanlarız, karşıtlarımız hangi grup insanlar olsa da bizi alakadar etmez!

Yok arkadaş yok, biz Lut peygamberle birlikte hareket edenlerden olmak istiyoruz bu namussuzluğa eyvallah diyemeyiz. Velev ki canımız da gitse.

Bence siz de namus ve şeref tarafını tercih edin, unutmayın insanım diyen kimselere de bu yakışır.

Allah sonumuzu hayreylesin.

Eyüphan Kaya

Türkiye Aile meclisi Güneydoğu Bölge Başkanı

 

 

 

Devamını Oku
Dilipak Anadolu Ruhunu Taşıyor

Bu Yasalar kimin?

Yasalar toplumsal huzuru sağlamak, adaletin tecelli etmesi ve hak hukuk açısından bir denge olup “ihkakı hak” olaylarına mahal vermeyecek tarzda mahkemeler aracılığı ile devlet tarafından uygulanan kurallardır.

Ayrıca bireylerin tercihen işlediği fiillerin suç olup olmadığı, hangi oranda ceza gerektirdiğini belirleyen, kanun olarak uygulanınca halkın vicdanında olumsuz bir iz bırakmayan ya da onayını alan meşru metinlerdir.

Bu metinler hazırlanırken toplumun İnanç ve kültür yapısı dikkate alınarak yapılır.

Peki bizdeki yasalar böyle mi?

Yasaların pratik hali ne durumda?

Mevcut yasalarımız bu şekilde mi hazırlanıyor?

Ne yazık ki vatandaş olarak yasaların iyi yada kötü olup olmadıklarını bize soran yok!

Mesela?

Faiz, Kumar, Zina, Rakı tüketimi suç olsun mu olmasın mı? diye bir soru kamuoyuna yöneltilse her halde kahır ekseriyet suç olduğunu söyleyecek,

*Faiz; fakiri daha fakir, zengini daha zengin ediyor, para sahibi kimseleri yatırıma yöneltmek yerine paradan para kazanmaya teşvik ediyor. İslam dininde faizi adet edinen kimse Allah ve Resunüle savaş açmış gibidir denilmektedir!

*Kumar; insanda alışkanlık oluşturunca nice evleri dağıtıyor, yuvaları bozuyor. Bu defa olacak, bu defa olacak hayalleri, çok koyup çok kazanma hevesi insanı soyup soğana çevirirken, birilerinin haksız para kazanmasına sebep olmaktadır.Şeytanın amellerinden olduğunu kutsal kitabımız Kur’anı Kerim bizzat söylüyor!

*Zina; öyle bir beladır ki erkeği değerden düşürdüğü gibi kadını defolu bir hale getirip ortada bırakıyor. Helalinden evlenmeyi beceremeyen kadın belli bir yaştan sonra ortada kalıp hayat kendisine zindan oluyor. Zani erkek ise daima vicdan azabı ile bir türlü hayattan lezzet alamıyor. Zinaya yaklaşmak dahi İslam’da yasaklanmıştır! Şu sevgili sözcüğünün zinaya giden yol için sihirli lanetli bir sözcük olduğunu unutmayalım!

*Rakı kullanımı insanın insan olma özelliklerinin başında gelen aklı devre dışı bırakıyor. Ona bağlı birçok suçun kişiden sadır olmasına sebep oluyor. Öyle sıkıntılı bir sıvıdır ki içmesi “şeytanın amelinin” yanı sıra Hz.Muhammed (sav) “kötülüklerin anası olarak” sarhoşluk veren bu tür sıvıları nitelendiriyor.

Hasılı kelam hani meşhur bir ifade var; “deveye sormuşlar boyun eğridir? deve nerem doğrudur ki” demiş.

Son 15-20 yılı bir kenara bırakırsak zaten devletin gölgesine dokunamıyorduk. Hemen laiklik denen bir bela ile karşımıza dikilir anamızı ağlatırlardı. Son 20 yılda ise bir az rahatladık bu defa da hayatın tadını çıkarıyoruz. Hiç düşünmedik, bu sistemin yetiştirdiği sözüm ona laik/ladini eğitimle yetişen insanımızın hali ne olacak?

Bu eğitim sitemi, bu kanunlarla adalet mekanizması ile hayatımız ne kadar huzurlu olabilir diye pek düşünmedik galiba.

Yarını düşünmeden, kamuoyunun tartışmasına sunmadan uluslararası bir çok sözleşmeye gözü kapalı imza atmışız, gereğini yerine getirilmesi bizden isteniliyor.

BM sözleşmesi CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi her geçen gün Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Cinsel Eğilim ile hayatımızı karatmaya çalışırken, vatandaşa bu sıkıntıyı anlatmakta zorlanıyoruz. Öyle bir beladır ki anne babanın çocuğuna nasihati dahi psikolojik şiddet olarak suç sayılabiliyor.

Bu ülke bizimse bu yasalar kimin? Ülkene sahip çık arkadaş!

Dünya Anadolu yarım adası üzerinde operasyon üzerinde operasyon uyguluyor.

İnsan olarak bizi millet yapan özelliğimizden koparmak için ve içi kof bir toplum yapmak için elinden geleni yapıyor.

Alevi-Sünni, Kürt-Türk kavgasını denemesiyle bize epey zaman kaybettirdi,  Erkek-Kadın kavgasıyla bu huzursuzluğun tadını çıkarmak istiyor.

Uyanık olalım uyanık! kim Müslüman kim münafık bunu bilmemiz lazım. Meclisimizin en kısa zamanda bu çarpık yasalarımızın düzeltilmesi için milletvekillerimizin yakasına yapışalım. Bu dert öyle derindir ki bu yazı o derdin bir özeti bile değil.

“Siyaset namuslu insanların işi değildir” diyen kimselerin kullandığı söz bilinçli bir yalandır. Tabi siyaset aktörlerine göre şekil alır, değer kazanır, namuslu insanlar bir adım geride kalırsa siyasetin de kalitesi bu olur.

Selam ve selametle kalın.

 

Devamını Oku
Bu Yasalar kimin?

MESK Gn.Başkanı KALA: “İstanbul sözleşmesi zehir enjekte edilmiş meyve gibidir” dedi

Memur ve Emekli Sendikaları Konfederasyonu(MESK) İstanbul sözleşmesinin ne derece sakıncalı olduğunu ortaya koyan bir basın açıklama yaptı.

Basın metni şöyle;

Kamuoyuna Duyuru

Türkiye’nin 2011 yılında imzaladığı ve 2014 yılından beri yürürlükte olan İstanbul Sözleşmesi ve bu sözleşmenin güdümünde topluma dayatılan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi”ni ve uygulamalarını insana, insanlığa ve geleceğimize düşman olmaları nedeniyle reddediyoruz.

Devletin adil hakemliğinde, kadın ve erkeğin işbirliği sağlanarak çözülebilecek bir mesele olan kadına yönelik şiddet meselesinden, yeni bir tür “kadın sömürüsü” icat edilmektedir. Kadını ve kadına yönelik şiddeti sömürerek, şiddeti erkeğe, çocuğa, aileye hatta tüm topluma yönelten bu sözleşme, “kadınlara eşitlik” sloganının altına gizlenip insanın yaratılıştan gelen biyolojik kadınlık ve erkeklik cinsiyetlerini kabul etmeyen; kurgulanmış lezbiyenlik, gaylik, biseksüellik ve translık gibi ahlaken sapkın eğilimleri Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında meşrulaştıran, bu sapkınlıkları yeni nesillere olumlu bir şeymiş gibi dayatan projeleri, Tv programlarını, medya yönlendirmelerini, eğitim faaliyetlerini red ve protesto ediyoruz.

İstanbul Sözleşmesi ve uygulamaları; erkekliği, aileyi ve çocuk merkezli beraberliği patolojik, hastalıklı bir hal olarak gören ve “erkeğe karşı ayrımcılığın, ayrımcılık olarak değerlendirilmeyeceğini” açıkça ilan eden bir sözleşmedir. Bu minvalde İstanbul Sözleşmesi’ni; erkeğe zulmederek kadından uzak durmaya, erkek kadın arasında rekabet ilişkisi yaratarak aile içi huzursuzluğu ve boşanmaları körüklemeye, toplumları sapkın ve çocuksuz ilişki modellerine yönlendirip nihai olarak bir nüfus kontrol mekanizması inşa etmeye çalışan emperyalist bir “Ailesiz Toplum Projesi” olarak görüyoruz.

Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi’nin; evlilik, aile kurma, çocuk yapma niyeti ile kadına yaklaşan erkekleri çok ağır cezalara çarptırarak evlilikten uzak durmaya zorlamasını reddediyor ve kınıyoruz.

Bir Avrupa ülkesi olan Macaristan’ın Başbakanı Victor Urban bile “İnsanlar ya erkek ya da dişi olarak doğarlar; toplumsal olarak kurgulanmış cinsiyetten söz etmeyi uygun bulmuyoruz.” diyerek İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamayı reddedebilmişken; ucu enseste, pedofiliye, hayvanlarla sekse hatta akla hayale gelmeyen bambaşka sapkınlıklara kadar varan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği politikalarının, Türkiye gibi Müslüman bir toplumda hayata geçirilmeye çalışılmasına hayret ediyor, DUR denilsin istiyoruz.

Victor Urban’ın başbakanlığındaki Macar Hükûmetinin, “Her ülke kendi geleneksel aile modelini ve her çocuğun bir anne ile bir babaya sahip olma hakkını savunma hakkına sahiptir.” diyerek sözleşmeyi imzalamayı reddetmesini önemsiyoruz. Evet, mesele tam da “her çocuğun bir anne ve bir babaya sahip olma hakkını savunma mücadelesidir”, bunun altını çiziyoruz.

Bulgaristan Gençlik ve Spor Bakanı Slavço Atanasov da İstanbul Sözleşmesi hakkında “İlke olarak, kadınları şiddetten korumak taraftarıyız. Bunu tartışmıyoruz. Fakat bu sözleşme zehirli meyve içeren güzel bir şeker gibi; içinde tehlikeli metinler var.” diyerek sözleşmeyi imzalamayı reddetmişti. Fakat Bulgarlar bunu, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği politikalarının Bulgaristan da kurum olarak aileyi neredeyse bitirme noktasına getirdiği bir anda ancak fark edebildiler. Bulgaristan’da doğan her 100 çocuktan 58’i artık nikâhsız, babasız, ailesiz bir ortamda dünyaya geliyor.

Bütün dünyaya dayatılan bu uluslararası proje ile evlilik dışı çocuk oranı İzlanda ve Şili’de %72’ye, İskandinav ülkelerinde, Portekiz’de, Fransa’da % 65’lerin üzerine çıktı. Fransa’da eşcinsel evlilikler 4,5 senede 50.000 rakamını buldu. Normal nikâhla evlenenlerin sayısı ile “seviyeli birliktelik sözleşmesi” yapanların sayısı hemen hemen aynı seviyeye geldi. Evlenenlerin yarısı da tekrar boşandı.

Türkiye’de de daha bir hafta önce TÜİK’in verdiği resmî raporlara göre, evlenen her 4 çifte karşılık 1 çift boşanmış ve boşanma oranı sadece son 1 yılda %11 artmış. Yani 50 senede olabilecek değişim sadece 2014 yılında başlayan şu birkaç senelik süreçte gerçekleşmiş. Unutulmamalıdır ki, aileyi korumak, dağılmış aileleri toparlamaktan çok daha kolaydır. Üstelik aile kurumunu dağıtmış hiçbir ülkenin onu yeniden toparlamayı başardığı görülmemiştir.

  • Bu sözleşmeyi; “0” (sıfır) yaşındaki kız çocuklarını bile kadın sayan; “din, namus, gelenek, örf” veya “anne/babalık adına çocukların cinsel yaşamına müdahale edilemez” deyip, serbest cinselliği teşvik eden; ancak gayet iyi ve samimi niyetle 18 yaşın altında evlenmeye kalkan erkeği 8-10 yıl tecavüzcüler koğuşuna, eşini ve çocuklarını cezaevi kapılarına mahkûm eden bir sözleşme olduğu için reddediyoruz.
  • Bu sözleşmeyi; genelevde bir kadının, her gün 15 ila 25 arası erkeği ağırlamasının “keyf” için olamayacağını algılayamayan hatta bunu “seks işçiliği” adı altında onurlandırıp teşvik eden; ancak salt kadının beyanı ile erkeği aile içi tecavüzden 18 yıla kadar cezaevine atan bir sözleşme olduğu için reddediyoruz.
  • Bu sözleşmeyi; her türlü sapkın; kadın kadına, erkek erkeğe, toplu seks ortamlarını meşrulaştırıp, sadece birkaç gün evli kalan erkekleri bile ömür boyu nafaka cezası ile cezalandıran bir sözleşme olduğu için reddediyoruz.
  • Bu sözleşmeyi; boşanan babalara kendi çocuklarını haczettiren, defalarca kendi çocuğunu görmek için harç ödettiren, “ebeveyn yabancılaştırmaları” ile çocukları babalarına düşman ettiren sürece kaynaklık eden bir sözleşme olduğu için reddediyoruz.
  • Bu sözleşmeyi; her türlü sapkın, nikâhsız beraberliği, “normal sağlıklı birliktelik” olarak tanımlayıp anlayışla karşılayan ancak evli erkeği; sapkın, tehlikeli, kötülüğe meyilli bir sadist olarak gören 6284 nolu yasa gibi yasaları içinde barındıran, üstelik bunu Hukukun en temel ilkesi olan “suç ispat edilene kadar, masumiyet” kaidesini iptal ederek yapan bir sözleşme olduğu için reddediyoruz.

Rusya’nın bile 1,5 senelik bir uygulamanın sonuçlarını fark ettikten sonra, “Bizim için aileyi korumak önemlidir. Birkaç psikolojisi bozuk hanımefendiyi tatmin etmek için aile kurumunu yıkamayız. Henüz çocuk yetiştirmek için aileden daha uygun bir ortam bulabilmiş değiliz.” diyerek uygulamadan kaldırdığı 6284 nolu; erkeği kendi evinden, çocukları önünde sokağa atan, toplum önünde aşağılayan ve aileleri geri dönülmez noktaya götüren yasanın ısrarla uygulamasını protesto ediyoruz.

Bizim de çocuklarımızı sağlıklı bir şekilde büyütebileceğimiz, koruyabileceğimiz aileden başka bir çözümümüz yok! “Görmüyor musunuz” diyoruz. 

Hatırlatırız ki, beraber ihtiyarlayabileceği bir hayat arkadaşı, yaşlandığında sığınabileceği çocukları olmayan yapayalnız kadınlar için de bu dünya Cennet olmayacak. “Güçlü kadın” mottosuyla ailesi ile bağı koparılmaya, eşi ile rakipleştirilip düşmanlaştırılmaya, çocuktan koparılıp bireysel bir yaşama yönlendirilmeye çalışılan kadın, kapitalist sermaye karşısında yapayalnız ve çaresizdir.

Süreç böyle devam ettiği takdirde; toplum, erkek, kadın, çocuk, devlet hepimiz kaybedeceğiz. Bundan tek kâr eden elbette çok uluslu kapitalist sermaye olacaktır.

Gelecek nesillerin hakkı adına, kendi çocuklarımızın ve torunlarımızın hakkı adına, huzur evlerinde ölüme terk edilmiş ihtiyarların hakkı adına, intihar noktasına gelmiş depresyon hapları müptelası yalnızların hakkı adına, sokaklara terk edilmiş çocukların hakkı adına, geleceğimiz adına, insanlık adına; çocukları, babaları, anneleri ve aileyi savunabilmeliyiz.

Aileye savaş açmış, toplumu ve aileyi terörize eden İstanbul Sözleşmesi’nin, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi’nin ve bağlı uygulamalarının Avrupa ülkeleri gibi geri dönülmez aşamalara gelmeden iptal edilmesini istiyoruz. Kamuoyuna duyurulur.

Yönetim Kurulu

(MESK Basın Bürosu)

 

Devamını Oku
MESK Gn.Başkanı KALA: “İstanbul sözleşmesi zehir enjekte edilmiş meyve gibidir” dedi

Baş Polisimizi Yıpratmayın!

Yetkili ilgili kimselerimiz kendini kaybedince elin gavuru önlerine ne verdilerse başım üstüne demişler zamanında.

Genel olarak ithal yasalarımızın hayatımıza huzur katmadığı gibi, son yıllarda CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi tamamen hayatın canına okudu.

Yüzbinlerce aile dağıldı, buna bağlı olarak yüzbinlerce erkek süresiz nafaka ödüyor, ekmek elden su gölden kadın serbest yaşayarak keyfine bakıyor. Bunun haklı olanları yok mu var tabi ama %1 desem inanın.

Benin kızım ikizleriyle baba evine döndü ailece sahiplendik, geçinip gidiyoruz, adama da dedik senin nafakan falan bizi ilgilendirmiyor, ama bu çocuklara mütevazi bir ev alacaksın ki onların da bir umudu olsun.

Gel gör ki herkes bu şekilde anlaşamıyor. Anne bir yandan hem kendi hem çocukları adına nafaka alıyor, hem canı istediği anda babaya üstelik sıkıntı çıkarıyor.

Buyurun Mersin Emniyetinde vazifeli olan ve haksız yere Çankırı’ya sürgün edilen Baş polis vatandaşımızın derdini beraber dinleyelim.

Karı koca ayrılmış rutin aralıklarla baba icra ile çocuklarını görüyor. Pandemi münasebetiyle icra personel çalışmayınca bakın bakayım neler oluyor? Duyun ve bu kadarına da pes deyin, halinize şükredin bence.

Bana gönderilen raporlardan ve gelen bilgiden şunu anladım.

“Baba, Pandemide icralar kapalı olduğu için çocuğu alamıyor. Annede çocuğu vermiyor. Polis Baba Velayet davası açıyor.  Ayrıca kadın çocuğunu göstermediği için  icralar açılınca icra  ile gidiliyor. icraya bile anne  çocuğu vermiyor.

Baba, kadın çocuğu icraya teslim etmediği için 6 ay tazyik hapsi istemiyle İcra Mahkemesine dava açıyor.

Velayeti ve çocuk üzerinden alacağı nafakayı kaybetme endişesini taşıyan kadın, feministlerle anlaşıp, polis olan babaya “taciz iftirası” atıyor.

Çocuk anne baskısından “babam beni elledi” diyor oysaki ÇİM raporunda, aile bakanlığı raporunda ve pedagog raporunda çocuğun Annenin yönlendirmesiyle bu ifadeyi verdiği ortaya çıkıyor. Çocuğun anne Yönlendirmeleri ile ifade verdiği 4 ayrı resmi kurum raporu mevcut ve bana ulaşmış durumda.

Anne Cimere; eski eşim polistir silahı vardır, beni öldürecek diye iftirada bulunuyor. Bununla ilgili Anne hiçbir şahit delil gösteremiyor, baba karşı iftira davası açıyor, ama  açığa alınıyor, yetmiyor bir de sürgün olarak tayin ediliyor. Halbuki  Baba Ankara'dan Mersin'e “mazeret tayini” ile gelmişti. 3 kızı vardır, başlarında bulunmak için ayrıca %98 engelli felçli vasisi olduğu abisi ve iki kalp ameliyatı geçirmiş annesi ne bakmaktadır. Anne ve abisini bu şekilde bırakıp Mersinden Çankırı’ya gitmesi hakkaniyetle bağdaşır mı?

4 ayrı kurumdan anne yönlendirmesi raporu gelince velayet davasını kaybedeceğini anlayan Anne taciz iftirasında bulunur. Ayrıca Anne icraya çocuğu vermediği için 6 ay hapis cezası alacağından sosyal medya ve feminist grupları ile Baş polis babaya linç girişimine başlar.

Feminist gruplar Baş polis  memurunun her 2 avukatına ulaşıyor. Bu 2 kadın avukat da baskı üzerine davadan vekaletlerini çekiyorlar.”

Annesi ve kardeşi bu derece ilgiye muhtaçken bir polis memuru kalkıp bir cinayet işleyip başına yeni bir bela açabilir mi? buyur siz cevap verin

İç işleri bakanıma sesleniyorum! bu kadar zulme müsaade etmeyin hiç olmazsa bu Baş polis vatandaşımızın sürgünü iptal edilsin. Polis rozetinin bir ağırlığı var, kadınların elinde oyuncak olmasın!

Bir insan, bir vatandaş, bir memur, bir emniyet mensubu bu kadar sıkıntıya nasıl dayanır? Sormamak elde değil, bu Feminist kadınlar bu memleketin başına bir bela açacaklar.Bunlar erkek düşmanı.

Allah aşkına nerede görülmüş bir babanın kız evladını taciz ettiği? Artık yeter Türkiye Aile Meclisi olarak üç yıldır basbas bağırıyoruz bu İstanbul sözleşmesi bu toplumun başına bir kanser uru gibi yayılıyor, 6284 numaralı yasa aileleri dağıtıyor, son birkaç ayda bu sıkıntı fark edilse de yakın zamanda İstanbul sözleşmesi iptal edilse de, bıraktığı tahribatı sosyal açıdan tedavi etmek çok zor.

Allah bu toplumu beteri beterden korusun, amin demeniz dileğiyle.

Eyüphan Kaya

Türkiye Aile Meclisi Güneydoğu Bölge Başkanı

Devamını Oku
Baş Polisimizi Yıpratmayın!

Rektör Karakoç; “Üniversitemizi ortak akılla geliştireceğiz” dedi.

Memur ve Emekli Sendikaları Konferansı(MESK) Güneydoğu Bölge Başkanlığı tarafından Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne hayırlı olsun ziyareti gerçekleşti.

MESK Bölge Başkanı Eyüphan Kaya, Yeni Emekli Bir-Sen Diyarbakır İl Başkanı Emekli Müftü Abdülkerim Melikoğlu ve Başkan Yrd.Gazeteci Yazar İbrahim Evirgen’den oluşan ziyaret ekibi Üniversitenin Rektörü Prof.Dr.Mehmet Karakoç, Rektör Danışmanı Doç.Dr.Oktay Bozan ve Üniversite Genel Sekreteri Doç.Dr.Ali Karakaş’ı odalarında ziyaret edilerek hayırlı olsun dileklerinde bulunup tecrübe paylaşımında bulunuldu.

Rektör ziyaretinde konuşan Kaya; Muhterem Rektörüm size bir dosya sundum içinde beş yazı mevcuttur, incelerseniz sevinirim,

Hayırlı olsun yazısı, Oluşan yönetiminizle ilgi yazı, Sur ilçesindeki diğer kurumlarla irtibatınızı için yazdığım yazı ve en son Basın ve Hakla ilişkiler için yazdığım yazıdır. Ayrıca 2017 yılında Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr.Mustafa Aydın Üniversitemizi ziyaret etmişti, onun konuşmasını köşemde özetlemiştim orda da yararlı tecrübeler olduğuna inanıyorum.

Rektör Karakoç, konuşmasında bu üniversitenin olması gereken yerde olmadığını bunun için ortak bir akılla çalışmamız gerektiğini, bununla birlikte  bölümümüze yerleşme oranı %100’e yakındır. Ama öğrencilerimiz istediğimiz sayı ve nitelikte değildir. Hem ulusal hem uluslar arası öğrenci alabilmek için gayret edeceğiz.

Üniversite olarak çok yönlü bir çalışma ile bu konuda kafa yormalıyız, bunu hep birlikte yapacağız, dedi.

Örneğin bölge insanı çoğunlukla Şafii dolayısıyla burada bir İmamı Şafii enstitüsü açılabilir, ama bu enstitünün misyonu ve vizyonu ne olacak? Topluma ne kazandıracak? Bunu iyi belirlemek lazımdır,

Her okula istekli/günülü bir akademisyen proje dahilinde tahsis edilerek şehrimizin eğitim öğretimin kalitesi artırılabilir.

Halk akademileriyle halk aydınlatılabilir,

Gençlerimiz için İş-Kur ile proje geliştirerek meslek kurslarıyla daha verimli birer vatandaş haline getirebiliriz,

Kendi elektriğiniz kendimiz üretebiliriz, örneğin güneş panellerinden faydalanma  gibi.

Aynı anda 1000 kişiye Diyarbakır kebabı yedirilerek Ginnes rekorlar kitabına girebiliriz, bu da şehrimiz için bir tanıtım olur. Bir kişi bizden kebaplar sizden.

Diyarbakır’ın düşünce adamlarından yararlanabiliriz, örneğin sizin gibi hocalarımız belli bir plan dahilinde üniversiteye gelip öğrencilere belli konularda bilgi paylaşımına gidebilir,

Üniversitemizin cazibesini arttırarak başka diğer illerden ve ülkelerden öğrenci alabiliriz,

Üniversite Hocalarımızı daha verimli hale getirebiliriz.

Bu tür çalışmalar ancak ortak okulla olur, dolayısıyla desteğinize ihtiyacımız var dedi,

Üniversitemize evimiz gibi bakmalıyız, dolayısıyla ilgisiz insanların üniversiteye alınmasına müsaade etmemeyi düşünüyoruz.

Mesela İlahiyat fakültesinde ikili eğitim vardı, ama güvenlik nedeniyle kapandı, Şehrimizin insanı kendi üniversitesine sahip çıkacak, bunu elbirliği iş birliği içinde yapacağız dedi.

Yeni Emekli Bir Sen başkanı Melikoğlu üniversite yönetiminin başarılı işler yapması için dua ederken,

Bu esnada eğitimci yazar İbrahim Evirgen bey “Diyarbakır’da iz bırakanlar” adında üç ciltlik kendi kitabını Rektöre sunduğu gözlendi.

Rektör Danışmanı Okay Bozan’ın ziyaretinde ise hasbıhalden sonra;

Boza, “Ben Tarih Hocasıyım, tarihin hangi döneminde yağcılık, yalakalık artmışsa o dönemde hem ekonomik hem idari açıdan sistem çökmüş, dolayısıyla padişahım çok yaşa demeyeceğiz, daha çok kral çıplaktır demeye çalışıp sorunlarımızla yüzleşeceğiz ta ki 4 yılın sonunda iyi ki bu görevi üstlendik diyebilelim” dedi.

Bu esnada konuşan MESK Bölge başkanı Kaya; Üniversiteyi iyi bir düzeye getirecekseniz SWOT analizini yapmanız şarttır, bu üniversitenin Zayıf yanları, Güçlü yanları nedir, Fırsat ve Tehditleri nelerdir? Bunu iyi tespit ettikten sonra Zayıf tarafını nasıl güçlü hale getireceğiz, Güçlü durumundan nasıl yararlanacağız, Fırsatlarını nasıl değerlendirip, Tehditlerini nasıl bertaraf edeceğiz sorularına cevap bulup,  eylem planına dökmek lazım 6 aylık, 2 yıllık ve  4 yıllık sürede ne yapılacağı büyük oranda belli olacak biz de basın ve halk olarak takip edeceğiz zaman zaman size ara karne vereceğiz.

Genel Sekreter Doç.Dr.Ali Karakaş’ın ziyaretinde ise SWOT analizi bir daha hatırlatarak Evirgen hoca; aslında akademisyenleri aktif hale getirmek lazım dedi. özellikle nitelikli hocaları üniversitemize alarak, yeni bölümler açarak, üniversiteyi bir cazibe merkezi haline getirmenin önemi üzerinde bilgi alış verişi yapıldı.

Genel Sekreter Karakaş; biz az sonra yabancı uyruklu öğrencilerimizi nasıl artırabiliriz gündemiyle bir toplantı yabacağız, şu anda 4 YÜZ kadar yabancı uyruklu öğrencimiz var bunu 4 yıl zarfında en az 4 BİNE çıkarmalıyız dedi.

 

 

 

Devamını Oku
Rektör Karakoç; “Üniversitemizi ortak akılla geliştireceğiz” dedi.

Dicle’nin Suyu Mecrasında Akıyor

Prof.Dr.Mehmet Karakoç hocamız Dicle Üniversitesine Rektör olarak atandığından bu yanı, her geçen gün iyi şeyler yapabileceği umudu az daha uyanıyor insanda.

Rektörlüğü ziyaret edenlerden görüş alıyorum, şimdiye kadar olumsuz bir değerlendirme duymadım. Hele ki bir tam gününü basına verip sorulan soruların tamamına yakını içtenlikle cevap verilmesi de ayrı bir samimiyet/zarafet.

Ancak basın mensubu olup bir adım geride duran daha çok pozitif bir şeyleri köşelerinde paylaşan ve “şehir yazarları” olarak bilinen bir grup var, zaman zaman bunlarla da bir araya gelmesinde fayda var kanaatimce. Bu oluşum sadece şehrimize ait bir değerdir.

Bu dördüncü yazımdır ki Rektörlüğün dikkatine yazıyorum. Tabi zaman içinde başka başka yazılar da yazıyor olacağım inşallah, ama bu yazımı müsaadenizle Basın Halkla İlişkilere ayırmayı düşünüyorum.

Halkla ilişkiler Rektörün randevularını ayarlamakla yükümlü olduğu kadar halkı bilgilendirmekle ve halka kulak vermekle de yükümlüdür.

Dicle Üniversitesinin Twettir, Facebook, İnstagram ve Youtubu aktif olmalı ve yakından takip edilmeli, üniversitenin  e-maili günlük kontrol edilmelidir. Bu elektronik iletişim yolları tüm fakültelerde umuma açık yerlerde bir slogan eşliğinde paylaşılmalıdır.

Üniversitenin internet sayfası aktif olmalı, ama nitelikli haberlere ev sahipliği yapmalı, akademik gelişmelerin haberleri sitede yayınlanmalıdır.Dicle Üniversitesi başta olmak üzere ulusal ve uluslar arası düzeyde yeni gelişmeler takip edilmelidir.

Bir ara Dicle Üniversitesini ziyaret edip tecrübe paylaşımında bulunan Aydın Üniversitesi Mütevelli heyeti başkanı Doç.Dr. Mustafa Aydın üniversitemizle kardeş üniversite durumunu konuşmuştuk, bu dönemde bu iş birliği pekiştirilebilir.

Rektörlüğün sosyal medya hesaplarında fakültelerde yapılan etkinlikler ve yenilikler yayınlanmalı, belli bir eylem planı dahilinde çalışmalar yapılıp, haberleştirilmelidir.

Mesela bir günde beş yerde birbirinden habersiz etkinlik yapılacağına bir günde en fazla iki üniversitede etkinlik olmalı, o da mümkünse sabah öğlen sonrası yapılmalıdır. Bu etkinlikler takip edilip, haberleştirilmesi için Rektörlüğe muhakkak önceden bildirilmelidir.

Haber yapıldıktan sonra basının toplu mailinde yerel ve ulusal basınla  paylaşılmalıdır. Beni mazur görün ben birkaç defa Dicle üniversitesi sayfasına baktım üniversitenin iç haberleri dışında pek bir şey fark etmedim.

Fakülteler; Seminerler, Sempozyumlar, Paneller ve Konferanslar vermelidir, çünkü bu tür faaliyetler üniversitelerin olmazsa olmaz çalışmalıdır, öğrenciler buralara yönlendirilmeli, halka da açık olmalıdır.

Mümkünse bu tür çalışmalar sosyal medyada canlı verilmelidir.

Öğretmenlerin branş açısında kendini yenilenmesi için kurslar açılmalıdır. Ders kitaplarının içeriği değişiyor ama öğretmene destek veren yok.

E-mail günlük takip edilmeli öğrencilerden gelen mailler öncelikli olmak üzere halktan gelen tüm mailler değerlendirilmeli, muhakkak cevap verilmelidir.

En az 15 günde bir gazetelerin genel yayın yönetmenleri basın bölümünden aranmalı Üniversite hakkında fısıltı gazetesi ile dolaşan bir haber olup olmadığı öğrenilmeli, şayet bazı isimlerle/fakültelerle ilgili bir sorun varsa 2-3 gün gibi kısa bir zamanda o isimleri bir araya getirerek basın aydınlatılmalıdır. Yoksa hocanın keçisi çalınır, haber “hoca keçiyi çaldı” şeklinde yayılır.

Tabi bu tür önemli, canlı ve hızlı işler yapmak için;

*Zaman lazım.

*Nitelikli insan gücü lazım,

*Parasal imkan lazım.

Zamanımız 4 yıldır; uzun bir zaman, üniversitemiz için bir SWOT analizi yapılırsa ki en geç ilk 100 gün içinde bu analiz yapılıp, ona göre 6 aylık, 2 yıllık ve 4 yıllık bir stratejik eylem planı hazırlanmalıdır.

Öyle bir eylem planı olmalı ki üniversitenin başarı düzeyini beklenmedik bir basamağa çıkarabilen işler içermelidir.

Bu tür çalışmalar; akademisyen bulma, yeni yararlı bölümler açma, enstitüler açma(*), akademisyenler ve öğrenciler arasında mutluluğu artırma, belli alanlarda araştırmalar ortaya koyma, bu yenilikle tüm bölümlerin daha yüksek bir puanla öğrenci almasını sağlamak vs..

Basın halkla ilişkiler elemanları ne derece heyecanlı orasını bilemem, çünkü mesai dahilinde git gel yapan personellerle bu işler yapılmaz.

İmkan elverişliyse bu servise sözleşmeli elemen alınmalıdır. Devlet memuru mantığı ile bu işler yürümez.

Umut ediyorum ki tanıtım için ayrılan paralar bu işler için yeter de artar. İsraftan uzak durmak yeterlidir.

Tabi bu yazı yazarken Üniversitenin yeni yönetiminin uyandırdığı imajdan cesaret alarak yazıyorum. Umut ediyorum bundan sonra Diyarbakır’a yapılan atamada böyle isabetli tercihler yapılır. Bu isabetli tercihten dolayı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a da teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Evet Dicle’nin suyu gibi yeni yönetim doğru bir mecrada yürüyor, bizim vazifemiz de bu akış hızına ivme kazandırmaktır.

Hayırlı olması  dileğiyle.

(*) Ortadoğu Enstitüsü, Risaleyi Nur Enstitüsü, Kürdoloji Enstitüsü, Diyarbekir Enstitüsü, Müslüman Dünya Enstitüsü vs.

Devamını Oku
Dicle’nin Suyu Mecrasında Akıyor