Hakkında
Eyüphan Kaya... 1962 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Klasik Kürt medreselerinde 8 yıl İslami ilimleri tahsil ettikten sonra, ortaokulu dışarıdan bitirdi, Diyarbakır Lisesini 1982-85 yılları arasında dahili okudu İmam-Hatip fark derslerini vererek iki liseden mezun oldu. Memuriyetinin ilk yıllarında İmam-hatiplik yaptı, D.Ü.Eğitim Kimya bölümünde 1989 yılında mezun oldu vatani görevini de ifa ettikten sonra MEB’de çalıştı, 28 yıllık çalışma hayatından sonra 2015 Ağustos atı itibariyle emekliliğe ayrıldı. Arapça, Türkçe, Kürtçe bilmekte olup, evli ve tamamı üniversite mezunu 6 çocuk babasıdır. İnternethaber.com sitesinin günlük yazarı ve yerelde özgürhaber gazetesinde yazıları yayınlanıyor. Birçok seminer, çalıştay ve konferanslara katıldı, TASAM, TKMM, DDA destekçisidir, Ortadoğu Gazeteciler Cemiyeti Diyarbakır il temsilciliğini yapmaktadır. 2014 Şubat ayında İslam İşbirliği Teşkilatına Bağdat’ta tebliğ sundu ve tebliği heyecana neden oldu. Orta doğu Kongresinin daimi katılımcı olup, müzakereci düzeyinde katkı sunmaktadır. BM’ler konferansına katılmıştır. Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun aktif katılımcısıdır. Milli eğitimin muhtelif kademelerinde çalıştı, birçok sivil toplum kuruluşuna üye ve yöneticilik düzeyinde çalışmaları olmuş, an itibariyle değişik gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanıyor, İnsan Hakları Aktivisti olan Kaya İnsan Hakları Cemiyeti yönetim kurlu üyesidir. Ayrıca İzmirizmir.net, Siverekname, Haber x, Haberlerankara, Giresun Aydındere, Haberdiyarbakır.gen.tr, Diniajans.com, Marmarayerelhaber, Düzceyerelhaber, Haberlerankara, Akgörüş, Akfikir, Serketinniws.com… ve ve… sitelerinde yazıkları yayınlanmaktadır. 2006 yılında Edebik.com sitesiyle başlayan sosyal medya sevgisi, edebiyatevi, edebiyatdostları.con ve edebiyatdefteri.com ile devam etti. Günlük köşe yazılarını yazmanın yanı sıra edebiyatdefteri.com sitesinde 600’den fazla manzum eseri yayınlanmıştır
  • Yaşadığı yer Türkiye
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Bir Siyasi Partiye Yakıştıramadıklarım!

Zaman zaman HDP hakkında sıra dışı değerlendirmeler yapılınca parti kimliğini yansıtan en önemli metinlerden biri olan HDP’nin parti programını gözden geçirdim.

Bu mütalaa esnasında dikkatimi çeken bazı paragrafları sizinle paylaşmak isterim.

Olabildiğince kadını programına konu edip, sokağa çeken, mücadeleye çağıran, sözüm ona özgürlük vaad eden programda anne, ev hanımı ve evlenme kavramını bulamadım.

Ülkemizde yaşan bir çok inanç türlerine vurgu yapan HDP’nin Programında İslam ve Müslüman kavramına rastlamadım.

Son yıllarda olabildiğince geniş anlamı ile hayatı zehir eden cinsel şiddet konusunda şu ifade yer almaktadır.kadına yönelik cinsel şiddetin tanınması ve soruşturulmasında kadının beyanı esastır’ İstanbul Sözleşmesinin aynısı burada yer alıyor.

Dünyanın illellah ettiği, bir milyonu aşkın farklı inanç ve dinlere mensup kimselerin anti cander hareketi olarak ortaya çıkıp bu yaşam tarzının insanlığın yüz karası kabul edip ona karşı mücadele ettikleri, açık adıyla eşcinseller ve diğer sapkın ilişki türleri parti programında güvence altına alınmıştır.

Konunun hassasiyetine binaen programda yer alan LGBT’ler hakkındaki paragrafı aynen yazıyorum.

Partimiz, heteroseksizmi bir tür ırkçılık olarak görür. Lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüellerin (LGBT) maruz kaldıkları homofobi ve transfobi temelli ayrımcılığa ve şiddete karşı mücadele eder. LGBT bireylerin özgürleşmesinin heteroseksüelleri de özgürleştireceğini savunan Partimiz, heteroseksüelliği zorunluluk olarak gösteren ve dayatan nefret söylemine ve nefret suçlarına karşı mücadele eder.”

Rusya’nın,  Macaristan’ın,Eermenistan’ın reddettiği bu sefil heriflerin taleplerinin siyasi bir parti olan HDP nezdinde değer bulması hiç yakışık durmuyor. Bir vatandaş olarak bu ifadenin programlarından çıkarmalarını ivedi ile bekliyorum.

HES ve Nükleer santrallere karşıdırlar.,

Hidroelektrik santrale karşı olmak kolay da elektrik enerjisini nasıl üreteceksiniz? Hayat karanlıkta yaşanır mı? Sorularına da bir cevapları var mı acaba?

Yatırımı pahallı olasına rağmen en ucuz maliyetli, çevre dostu enerji türü nükleer enerjidir.

100 TON kömürü yakarak kimyasal olarak elde ettiğiniz enerji yaklaşık 1 GRAM karbonu enerjiye dönüştürerek elde edilen enerji kadardır, üstelik Karbonu da yok eder.

Malum fiziksel, kimyasal ve nükleer olmak üzere üç enerji türü var. Ama bunlardan en önemlisi,  en ucuzu nükleer enerjidir.

Unutmayalım güneş enerjisinin kaynağı dahi füzyon olayına dayanıp nükleerdir. Her şeyin en iyisini bilen Allah celle ve ala nükleer enerji ile dünyayı/kainatı ısıtıyor.

Şu anda yeryüzünde 620 civarı nükleer santral var, bunların yaklaşık 100 tanesi ABD’de enerji üretim yapıyor, bizde olunca mı kabahat oluyor. İnsanların ölmesine göz yuman HDP ekolojik dengeyi düşünmek size mi kaldı. Şehir deki hendek barikat savaşında o gençlerin ölümünü nasıl da seyrettiğinizi unutmadık. Hatta teşvik ediyordunuz.

Hem nükleer enerji üretimine geçmediğimiz sürece enerjimizin dışa bağımlılığı daima bağımsızlığımıza bir tehdit olarak karşımıza çıkacak. Enerji açısında %60-70 civarında dışa bağlı olduğumuz sürece bazen dış dünyaya karşı sesimizi kısmak durumunda kalacağız, maalesef!

16 yaşından itibaren çocukların politize olmasını istiyorlar, lise öğrencilerine dahi siyasi faaliyetlere karışmak yasakken, siyaset/politika gibi vefasız, ucuz bir alana gençleri çekmek doğru olmasa gerekir. İnsanın bir etki alanı var, bir de ilgi alanı, önce müsaade edin öğrenci hayatını idame etmek için bir mesleği, bir etki alanı olsun, sonra reşit bir birey olarak siyasi cenahını tercih eder.

HDP, yaş ve tecrübe hiyerarşisini (gerontokrasi) reddeder. Bu madde toplumsal ilişkilerde sosyal hayatı altüst eder. Yaş bu toplumda bir değerdi, tecrübe ise paha biçilmez bir kıymetken bu iki değeri yok sayarak yaşlı insanı ve tecrübeli insanı görmezlikten gelmek akıl karı değildir.

HDP’nin yöneticilerine ikinci kez sesleniyorum, bu milletin toplumsal değerlerine saygı duyun, bu yanlış ifadeleri programınızdan çıkarın.Aksi takdirde bu konuda gelecek seçimlerde size karşı sert eleştiriler gelecek bilesiniz.

Şayet bunu yapmazsanız, gelecek seçimlerde “HDP’nin umudu eşcinseller kaldı” diye eleştirilirseniz kızmayın.

“İslam ve Müslüman olmak HDP’nin gözünde bir değer değildir” denilse yüzünüzü ekşitmeyin

“Anne, Ev hanımı, Zevce olmak HDP’nin kitabında yazmaz” diye eleştirilseniz   bu da nereden çıktı demeyesiniz.

“HDP’nin programında büyüğe saygı, küçüğe sevgi diye bir şey yoktur, onlarda heval(arkadaş) olmak yeterlidir” diye eleştiri yapacağımızdan emin olun..

Benim bildiğim bir siyasi parti eğer Parti Meclisinin hür iradesinde çalışıyorsa bu yanlışları yapmaz, daha çok seçmeninin düşüncelerini dikkate alır, bu yanlışları yapan bir parti olsa olsa karanlık bir aklın güdümünde çalışıyor.

Yoksa bir tek oy’un dahi önemli olduğu bir sistemde parti tabanına bu kadar meydan okur mu? .

Benden söylemsi.

Devamını Oku
Bir Siyasi Partiye Yakıştıramadıklarım!

Belediye Basın/Medya İlişkisi

Malumunuz belediye gibi mahalli idarelerin reklam&tanıtım ve basın birimi var. Vatandaşı bilgilendirme, şeffaflık adına Basın, günümüzün geniş deyimiyle Medya bu işin başında gelmektedir.

Belediyenin Gazete, Radyo ve Televizyonlara eşit mesafede olup, tanıtım medya biriminden bunlara emek karşılığı bir pay ayırmalıdır diye düşünüyorum.

Yerel medyamızda 9 gazete, birkaç radyo, birkaç televizyonlarımız var. Bunların belediye çalışmalarını takip edip haber olarak kamuoyuyla paylaşması icap eder.  Her ne kadar Basın İlan Kurumu bu yerel medyaya resmi ilanlar için aylık bir katkı verse de yerel medyanın, ayakta kalmakta zorlandığı, tabiri caiz ise can çekiştiği ortadadır. Onun için bir önceki yazımda belediyeden on teklifim olmuştu, bunlardan bir medyaya belediye bütçesinin %1’i ayrılmalıdır demiştim.

Bu destek öylesine boş/beleş bir destek değildir. Birçok açıdan yararlı bir katkıdır.

*Mesela tüm gazetelerin sağ üst köşesinde daima belediye başkanı adına halka hitaben bir mesajı olmalı,

*Belediyenin tüm çalışmalarının haber olarak basında yer alması sağlanılmalı,

*Tüm önemli gün ve haftalarda başkanın mesajına, iç sayfalarda da olsa ¼ oranında yer verilmesi,

*Gazeteler aracılığı ile zaman zaman nitelikli anketler yaparak, halkın genel eğilimlerini fark edip, ona göre Belediye çalışmalarına istikamet vermesi,

*Gazetelerin belirlediği yerel yazarlarla(Şehir yazarlarıyla) her ay istişare etmesi,

*Basından belediye birimlerinin takiplerinin talebi ve varsa yanlışları hakkında haber yapılması ve deşifre edilmesi,

*Nitelikli toplantılar yaparak, halka moral ve motivasyon çalışmalarını yapılması,

*Belediyenin yanlışlarını yakalayanlar arasında bir yarışma düzenleyerek ödüllendirmenin yapılması,

*Bütün radyo ve televizyonlarımıza en az bir defa Belediye Başkan vekilinin konuk olup, gerekli katkıyı vererek, tüm radyo ve televizyonlara eşit mesafede olduğunu bilfiil ortaya koyması, saat başı reklam kuşağının Radyo/televizyonlara verilmesi,

Kısacası, hem şeffaflık adına, hem halkı bilgilendirme adına, hem selam ve dua ile halka el sallama adına farklı çalışmaları yapabilir, medya aracılığı ile.

Bunlar olmayacak işler değil, ben geçen yerel seçimlerde Ak Parti Sur ilçe Belediye Başkan A.Adayıydım 40 maddelik bir çalışma paketim, seçim beyannamem vardı, bu anlattıklarım bu maddelerden bir tanesiydi.

Amaç huzur ise,

Amaç bu halkı mutlu etmek ise,

Amaç örnek bir belediye başkanlığı yapmak ise,

Amaç gönüllere selam vermek ise,

Amaç kamuoyuna güven vermek ise,

Bu anlattıklarımdan daha kolay ne var.

Bu tür çalışmalar ve daha fazlası Belediye bütçesinin %1’i ile rahatlıkla yapılabilir.

Şimdiden Allah kolay etsin, amin demeniz dileğiyle.

 

 

Devamını Oku
Belediye Basın/Medya İlişkisi

Belediye ile Sivil Toplum Elele

Belediye bir kamu kuruluşu olmasına rağmen yerel bir kurum olup kısmi özerkliğe sahip olması münasebetiyle halka diğer devlet kurumlarından daha sıcak geliyor. Malum beşikten mezara kadar belediye vatandaşa hayatın müşterek sorunları konusunda hizmet vermekle yükümlüdür. Ancak son çeyrek asırda köyden kente kontrolsüz göçün olmasından dolayı şehirlerin nüfusu beklenmedik bir tarzda arttı, belediye hem nicel, hem nitel açıdan yetersiz personeli ile vatandaşlarımıza  kaliteli bir hizmet veremiyor.

Eğer Belediye Başkanı özgüveni yüksek, paylaşımcı ve vizyon sahibi ise bu eksiğini Sivil Toplum Kuruşları ile iş birliğine giderek  giderebilir.Mesela Belediye Başkan vekilimiz sayın Karaloğlu bu çalışmayı rahatlıkla yapabilir.

Nasıl mı?

*Merkez ilçelerden  başlamak üzere yeterli sayıda sivil toplum kuruluşları ile çalışarak bir ay zarfında tüm vatandaşların kapısını çalabilir, bir yandan vatandaşın belediyeden beklentilerini tespit ederken, diğer yandan fakir fukaranın adresini tespit edip onlara yönelik ekonomik bir plan yapar,  hangi mahallede kaç genç yaşıyor?  meslekleri nedir? hayattan beklentisi denir? kayda alır.Ona göre bir çare çözüm üretir.

Gençlerimizin ilk üç talebi alınır ve bu üç talepten en az biri yerine getirilerek kendilerine güven verilir, buna evlenme/evlendirme de dahil tabi.

*Meslek edinmeye niyeti olanlara İş-Kur/Halk Eğitim aracılığı ile meslek kursları açılır, dil öğrenmeye meyilli olanlar dil evlerine yönlendirilir, araştırma ruhu taşıyanlar kontrollü kütüphaneye yönlendirilir. Ama hangi gencimiz ne ile uğraşıyor bilinmelidir.

*Dil evlerini bu şekilde idare eder; bir önceki yazımda belediyeden on talebim olmuştu, bunlardan biri dil evleriydi; İngilizce dil evi, Arapça dil evi, Türkçe dil evi, Kürtçe dil evi. Bu dil evleri bazı günler kız, bazı günler erkek gençlere hizmet vermelidir. (Bunun detayları daha sonra düşünülür.)

*82 burç etkinliğini sivil toplum aracılığı ile gerçekleştirir, yine bir önceki taleplerimi içeren yazımda Surumuzun 82 burcumuzun 80 ilimize ve biri  Kıbrıs, dileği Erbil olmak üzere 82 belediyeye tahsis edilerek, 27 Mayıs Diyarbakır’ın fetih günü münasebetiyle “Fetih Haftası” oluşturup, bu hafta boyunca bu illerin belediyelerini buraya davet edilmeli demiştim. İşte bu gelen misafirlere Sivil Toplum Kuruluşları mihmandarlık etmelidir.

*Din Hizmetleri Yüksek İstişare Kurulunu kurar, Valilik, Belediye, İlahiyat fakültesi, Müftülük ve ilgili Sendika ve Derneklerden oluşan “Diyarbakır Din Hizmetleri Yüksek İstişare Kurulur” aylık, üç ayda bir gerekirse olağanüstü araya gelip şehrimizdeki dini gidişatın ne durumda olduğu üzerinde bir değerlendirme yapıp basına deklarasyon yayınlar.

*Belediyeye bağlı kültür evlerinin kapısı Sivil Toplumun Kuruluşlarının hizmetine sunulabilir, tabi proje eşliğinde bu anlaşma yapılmalıdır ki takip edilebilsin. Buralarda ne oluyor ne bitiyor, millet çay içmeye mi gidiyor, burada maddi manevi bir kişisel gelişim mi var, kamu adına ne hizmetler yapılıyor. Belirli aralıklarla Belediyenin Sivil Toplum müdürlüğüne/Daire başkanlığına hesap verilmelidir.

*Tabi eğer Sivil Topluma Kuruluşlarına ev sahipliği yapabilme adına bir sivil toplum binası hizmete tahsis edilebilse daha iyi olur tabi. Mesela Galerya’nın ikinci katında boş olan tüm dükkanları iki yıllığına kiralayarak  sivil topluma tahsis edilebilir. Oradaki sinema salonları da Sivil Toplumun Kuruluşlarının seminerlerine hizmet verecek hale getirilir.

Bunlar benim aklıma gelen işler, tabi bu konuda bir değerlendirme toplantısı yapılırsa daha güzel fikirler dile geleceğine inanıyorum.

Kısacası şehrimizi bir enstitüye çevirmemiz lazım, isteyen her vatandaş bu akademiden yararlanma fırsatını bulması şartıyla.

Bütün bu çalışmaları bir önceki yazımdaki “Belediye bütçesinin %1’i Sivil Topluma Kuruluşlarına ayırmalıdır” demiştim işte bu çalışmalar onunla yapılmalı.

Evet Sivil Toplum Kuruluşları 5 liralık işi 3 liraya yapar, hem de daha iyi yapar, gönüllü çalıştıkları için, ama sıfır maliyetle bu tür çalışmalar yapılamaz.

İnşallah bu ve benzeri çalışmalarla bu şehre bir ruh, bir heyecan gelir.

Amin demeniz dileğiyle.

 

Devamını Oku
Belediye ile Sivil Toplum Elele

Reisin Çağrısına Uymak Vacip Oldu!

Değerli dostlar, üç yılı aşkındır Türkiye Aile Meclisi “önce aile” sloganı ile şu İstanbul Sözleşmesi ve ona bağlı gelişen olayların ne kadar büyük bir tehlike olduğunu dillendiriyorduk, maalesef bazılarına şaka gibi geliyordu.

Bu sözleşmenin vitrinlik, aldatıcı iki maddesi hep günleme geliyor: Kadın erkek eşitliği ve kadına yönelik şiddeti engelleme, ikisi de kulağa hoş geliyor, ama kimse sormuyor ki neden onlarca kez bu sözleşmede Toplumsal Cinsiyet Eşitliği geçiyor? Cinsel eğilim nedir? LGBT neyin nesi? Yahu erkek erkekle nasıl evlenir? Kadın kadınla nasıl evlenir? Kadın erkek hamamı/tuvaleti aynı olur mu?

“Bir kadın ile bir erkek arasında sorun oluşursa kadının beyanı esas olup erkeğin beyanı dikkate alınmaz” ifadesinin olduğu bir yasa ile hak hukuk yerini bulur mu? Bunlar hepsi İstanbul sözleşmesinin getirdiği belalar. 

Yine müteşekkiriz ki Cumhurbaşkanımız dert edinip oluşturduğu çalışma ekibi ile bu sözleşmenin iç yüzü araştırdı, sıkıntılarını fark etti ve en son Tüm duyarlı vatandaşlarımızın bu yanlış harekete karşı dik durmalarını dillendirdi. Yani toplum bu lanet olası sözleşme ve ona bağlı yasaların değişikliğine hazır olsun demek istedi galiba, yoksa bu edepsiz, güçlü ve dünya destekli güruh ile kuru kuruya boğuşmak topluma bir şey kazandırmaz.

Bir de bazı ucuz eleştirmenler var, diyorlar ki; “kendisi iktidardır, iktidar şikayet merçii değildir, kendisi kabul ettiği gibi reddetsin, bitti gitti” bu yaklaşım doğru değildir. Bu melanetli hareketin arkasında büyük güçler var, cumhurbaşkanımız bunu fark edince bu sözleşmenin reddedilmesinin kolay olmadığını anladı ve halkı uyardı, harekete geçmeleri için tabir yerindeyse emretti, bekli de dolaylı bir şekilde imdat istedi.Meydanı bunlara bırakmayın dercesine.

Bakın bakayım bu sözleşmenin araksında kimler var?

*Barolar birliği var,

*Tabipler birliği var,

*Tüm Mimarlar Mühendisler odaları var,

*Belediyeler birliği var,

*Sözüm ona İnsan Hakları Derneği var,

*Denge Denetleme Ağı(DDA) var,

*Feminist gruplar başta olmak üzere birçok dernekler var,

*Avrupa birliği var,

*Birleşmişmiş milletler var,

Kısacası ırz ve namus düşmanları, aile düşmanları ne kadar oluşum varsa kol kola vermiş.

Bunlar Avrupa’da aldıkları haram paranın tanına varmışlar, ruhları günahta keyfediyor, Allah’a meydan okumak, İslam’a karşı mücadele etmek için bir sözleşme ellerine geçmiş kolay kolay bırakırlar mı?

Rahmetli Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşında dediği gibi;

“Ruhumun senden İlahi şudur ancak emeli,

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli”

Ama bu ve benzeri sözleşmelerle namahremin eli Namusumuza da, Kitabımıza da Camimize de dokunuyor maalesef!

Hepiniz şahitsiniz Diyanet Reisi Prof.Dr.Ali Ertbaş’ın Ankara Hacı Bayramı Veli camisinde 24 Nisan Ramazan ayının ilk günü, ilk Cumasında okuduğu hutbeye İstanbul Sözleşmenin katkılarıyla müdahale edildi.

Hani bir laf var “sigarayı bırakmanın en iyi yolu hiç içmemektir” keşke biz de Rusya gibi, Macaristan gibi, Ermenistan gibi hiç uygulamasaydık. Ama keşkeler insanın motivasyonunu düşürüyor, kim getirdi, nasıl kabul edildi? Bu süreçle ilgili dedikodular yaparak zaman kaybetmemiz doğru değildir. Bilinen bir gerçek şu gecenin 11’inde 4 partinin firesiz oyları ve 246 oyla 26 dakikada Mecliste kabul edilmiş.

Biz  özgeçmişe değil, özgeleceğe bakalım. Gerek cumhurbaşkanımızın konuşması, gerekse Numan Kurtulmuş’un konuşması olsun bu sözleşmenin iptali yönünden umut vericidir. Bize düşen bu haklı beyanların arkasında olduğumuzu ortaya koyabilmektir, halkı bu konuda uyarmaktır. On milyonlarca imza ile bu sözleşmenin feshi için bir zemin hazırlamaktır.

Sadece bu sözleşme ile işimiz bitiyor mu? hayır tabi,

Milli Eğitim müfredatımızın düzeltilmesi,

Televizyon dizilerinin kontrol altına alınması,

Mukaddesatımıza yapılan saldırıların cezasız kalmaması,

Devletimizin dini değerlerimizle barışık hale getirilmesi: Faizin, Kumarın, Zinanın yasaklanması, İhale ve rant peşinde olup Külliyenin yönetim anlayışına gölge oluşturan kimselerin deşifre edip cezalandırılması, sosyal devlet anlayışı gereği kimsenin aç ve açıkta kalmadığı günlerin gelmesi için bir çabanın ortaya konulması, bekarlarımızın evlenmeleri için kolaylık sağlanması, ev hanımlığı bir değer haline getirilerek anneliğin değerinin fark edilmesi gibi önemli çalışmalar bizi bekliyor, ama bunlar ancak devlet millet elele vererek yapabilir. Yoksa bu melun, ahlak dışı kesimlere karşı kuru kuruya tepki ortaya koymak çare değildir.

Benim kanaatim budur, siz ne düşünüyorsunuz bilemem. 

Devamını Oku
Reisin Çağrısına Uymak Vacip Oldu!

Ayasofya Camimizi Açın Arkadaş!

Hıristiyanlar Hz.İsa’ya ihanet etmeselerdi, gerçek İncil’e göre Ayasofya’nın cami olması vacip olurdu. Hiç düşündünüz mü Hz.İbrahim’e inanan İseviler ve Museviler niye Hz.Muhammed’e inanmıyorlar, halbuki ahir zaman Peygamberine inanmak onlar için fazdır.

Ne mutlu biz Müslümanlara ki tüm Peygamberlere inanıyor, onlara salat ve selam getiriyoruz. Üstelik bu talimatı Peygamberimizden almışız. Yani Hz. İsa gelmeyene kadar Havra, Hz.Muhammed gelmeyene kadar Kilise Allah’a ibadet edilen birer muteber mabetti. Ama bu iki dinin mensupları, Peygamberlerine, kitaplarına ihanet ettiler.

Malum Ayasofya bir Katedral(Külliye) olup daha Peygamberimiz dünyaya gelmeden önce Hz.İsan’ın ümmeti tarafından yapılmış bir İslami eserdir.Malum İslam dini Hz.Adem ile başlamış günümüze kadar gelmiş ve kıyamete kadar devam edecektir.

İstanbul’un fethi sonrası Fatih Sultan Mehmet Han kılıç hakkı/fethin sembolü olmanın yanı sıra o günün parasıyla 55 BİN Dukka vererek satın alıp vakfiyesine devretmiş ve cami olarak hizmete açılmıştır.

Birileri demiyor ki 481 yıl cami olarak namaza ev sahipliği yapan bu mabedi hangi akıl, ne hakla müzeye çevirdi? Maalesef bu camiyi namaza açalım mı açmayalım mı? tartışması yapılmaktadır.

Ne yazık ki kahire müftüsü Sisi gibi zalim ümeranın hoşuna gidecek bir açıklama ile İstanbul’un fethine işgal dedi, Ayasofya’yı namaza açmanın doğru olmadığını söyledi, ama ne mutlu ki Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Prof.Dr.Ali Muhyiddin Karadağı bu açıklamayı bir utanç lekesi olarak nitelendirerek, tenkit etti. Dünya Müslüman alimler birliği başkanının bir Kürt olması da bizim için bir medarı iftihar olmalıdır.

Sakın ola bunu Kiliseye yapılan bir müdahaleymiş gibi düşünmeyelim. İslam dini inanç hürriyeti konusunda hassastır, ülkemizde bir çok kilise var ve hiçbir Müslüman  kiliseye yan gözle bakmaz, bakamaz. Bu İslam’ın bize verdiği terbiyesinin bir adabıdır.

Fetih sembolü olan Ayasofya camidir, bir an evvel ezan, sala, tekbir ve beş vakit namaza, Cuma namazına açılmalıdır.

Kimisi de diyor ki hele diğer camileri doldurun ondan sonra Ayasofya meselesini açın. Aslında Ayasofya’yı da  nice nice Çamlıca camilerini de açsanız hepsi dolacak. İnanmıyorsanız Cuma günü herhangi bir camiye gidin cemaatin nasıl da dışarıya sarktığını göreceksiniz. Üstelik sokaklarda dolaşan milyonlar bir gün ya Allah deyip, kollarını abdest almak için sıvarlarsa mevcut camiler bu insanları kaldıramaz değil mi? Eğitim Öğretimde 5 vakit namazın farz olduğunu Müslüman çocuklarına anlattık da onlar kılmıyor? Daha düne kadar namaz kılan bir öğretmen bulamıyorduk. Lisede öğrenciyken Fen bilgisi hocası Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersimize geliyordu. Bazı konularda da “Eyüphan kalk cevap ver” diyordu. Mütevazi bir bey efendiydi, ama ders boş geçmesin diye dersi almıştı.

Kısacası Ayasofya en kısa zamanda beş vakit namaza, Cuma namazına açılıdır. Ülkenin yedi bölgesinde yüz yüze 8 BİN gençle yapılan ankette kendini hangi dine mensup görüyorsunuz sorusuna %86.5 İslam demiş, o zaman İslam kavramının içini doldurmak bize düşüyor. Yani camiler dolmuyorsa sebebini başka yerlerde aramak lazım, Devlet Planlama teşkilatına sormak lazımdır diye düşünüyorum.

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin dediği gibi bu halkın %65’i Cuma namazına gidiyor. Bize düşen bu insanlara motivasyon ve cesaret vermek lazım, hakkı hakikati onlara anlatmaktır.

Ayasofya Camimizi Açın Arkadaş! Bu ülkemizin özgürlüğünün nişanelerinden biridir.

Şimdiden hayırlı olsun.

Devamını Oku
Ayasofya Camimizi Açın Arkadaş!

Reis 55 Saniyede Tarih Yazdı

Yarım asırdır haksız yere eğitim öğretimimiz ladini, insani ve İslami değerlerimizden yoksun hale getirilmiş ve batının batıl düşüncelerine teslim edilmiştir.

Yetmiyor, bir de nasıl olsa istediğimiz insan tipi yetişti artık bunların anormalliklerini, sapkınlıklarını yaşamak için de gereken alt yapıyı hazırlayalım dercesine uluslar arası sözleşmeler ile ülkemizi esir alıyorlar. Malum uluslar arası anlaşmalar, sözleşmeler Anayasanın üstündedir.

Seküler bir eğitim tarzıyla inanç ve kültürel değerlerimizden yoksun yaşı 30’un altında olan yeni neslin bir kısmı Avrupa aklıyla yaşamaya başladı. Ama bu aklın bize yabancı ve ihtiyacımıza, mutluluğumuza yetmeyeceğini anlamak üzeredir.

Çünkü bu akılda Aile yok,

Büyüklere saygı, küçüklere sevgi yok,

Edep ve haya yok,

İnsani zevkler sınır tanımıyor,

Nefsani günahlar işlemede dokunulmazlık var,

Kadın erkek kavgası var,

Bireysel insan topluluğu var.

Mesela sinsi ve melanet içerikli İstanbul Sözleşmesine göre;

Kadınlık ve erkeklik rolü sosyal çevre içinde sonradan kişi kazanılıyor, kadın şöyle kadın böyle, erkek şöyle erkek böyle demeye kimsenin hakkı yoktur. Hem insan ya erkek yada kadın olmak durumunda değilmiş istese kimliğine cander(Cinsi müşkül) de yazabilirmiş.

Sonra neden kadın erkek tuvalet ve banyoları/hamamları farklı olsun ki, bu ayırımcılıktır, birlikte de kullanabilmeliler, üstelik turistik tesislerin çoğunda bu uygulama var maalesef! Bir gün Antalya’da hamama gitmek istedim bir ne göreyim keselenmek üzere 180 derece uzanmış bir bayan, erkeklik sinirlerim utancından köreldi. Buhar odasına kaçtım baktın oraya da kadınlar damlamaya başladı, hala da hatırlayınca tüylerim diken diken oluyor. İşte bunu genellemek istiyorlar.

Erkek erkeğe, kadın kadına evlenilebilirmiş(!) cinsel eğilim hakkı olmalı insanların. Hayvana, Çocuklara, hatta ölüye dahi sulanabilirmiş, vah ki ne vah!

Anne babanın çocuğuna nasihat etme hakkı yok, istediği kişi ile aşık atabilir, buluğ çağına geldikten sonra istediği adamla nikahsız birleşebilir ama nikahlı beraberlik 18 yaşından sonra yapabilir. Hele şu sinsiliğe bakın aman Allah’ım. Diyarbakırlıların dediği gibi “gel de kendine jilet atma.”

Kadın erkek eşittir ama kadının beyanı olduğu bir konuda erkeğin savunması ancak yalan bir ifade olarak tutanakta yer alabilir, hiçbir değeri yokmuş!

Kadına şiddet hakkında; kültür, örf, gelenek, sözde namus ve din adına günümüze kadar gelen hiçbir norm kabul edilemez.

Evli olan Kadın erkek arasını yapmak için uzlaşma komisyonları giremez….vb

Rahmetli Mehmet Akif Ersoy İstiklal marşına ne güzel söylüyor;

“Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli,

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.”

Maalesef, inanç ve kültürümüze de, Kutsal Kitabımız olan Kur’an-ı Kerime de bu sözleşme ile dokunuluyor.

Bu tür ifadelere ev sahipliğini yapan İstanbul Sözleşmesi ve onun yasalara yansıması durumunda olan 6284 numaralı yasanın sakıncalarını üç yıldır barbar bağırarak anlatmaya çalışıyorduk, bizim babayiğit olarak tanıdığımız Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan şimdiye kadar bir defasında bir az bize bir umut vermişti “İstanbul sözleşmesi nass değildir” diyerek değişebileceğine işaret etmişti ve  orada duruyorduk, dönüp dolaşıp bozuk plak gibi Reis böyle dedi diyorduk.

Ama yüce Allah’a şükürler olsun ki son 29 Haziran günü kabine konuşmasında öyle bir konuşma yaptı ki, başta kendisi olmak üzere, zerre kadar insanlık hissi taşıyan hiç biri artık bu melanetli İstanbul Sözleşmesini sahiplenemez ve bir an evvel değişmesi için çaba sarf edecek diye düşünüyorum.

Reis 55 saniyede tarih yazdı. İsterseniz gelin hep beraber bu konuşmayı bir daha dinleyelim.

“Birileri sinsice milli ve manevi değerlerimize saldırıyor. İnsanlık tarihi boyunca hep lanetlenmiş sapkınlıkları normalleştirmeye çalışıyor, özellikle genç dimağlarımızı zehirlemenin peşindeler.

İnancımıza ve kültürümüze aykırı olan bu marjinal kimseleri destekleyenler bu yanlışın ortaklarıdır.

Halkın lanetlediği ve karşısında olduğu hiçbir anlayışın burada kök salma imkanı yoktur.Bunlara destek verenler de en anlar kadar yanlış yolda olup, bu yanlışın ortaklarıdırlar.

Milletimizin tüm fertlerini Rabbımızın yasakladığı her türlü sapkınlığa karşı dikkatli olmaya ve tavır almaya davet ediyorum.” Dedi.

İşte Reisten beklediğimiz tepki buydu, şimdi sıra bunun gereğini yapmada.

Bana öyle geliyor ki, uzun bir araştırma sonucu İstanbul Sözleşmesinin iç yüzünü iyice anlayarak, bilerek ve bilinçli olarak söylediği ifadelerdir.

Bundan sonra yapacağı ilk iş İstanbul Sözleşmesini masaya yatırarak İnsani, İslami ve Hukuki gerekçelerle bir an evvel sözleşmenin 80.maddesinin verdiği ruhsatı kullanarak feshetmek  ve bu sözleşmenin adını değiştirerek İstanbul ismine sürülmüş bu lekeyi şehrimizin üzerinden kaldırmak olmalı.

Türkiye Aile Meclisi olarak Reisimiz tebrik ediyor, bu konuda platformumuza destek veren üç bin dernekle elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu söylüyoruz.

Bu münasebetle 24 ile 31 Temmuz Cuma günleri Camilerimizde aileye dua ederek bu haksızlığa karşı KIYAM edeceğiz inşallah. Daha önce planladığımız bu etkinliklere Cumhurbaşkanımızın açıklaması da ayrıca bir destek oldu.

Rus Lideri Putin’in red ettiği,

Macaristan Meclisinin feshettiği,

Ermenistan halkının uygulanmasın diye imza kampanyası açtığı bu sözleşmenin reddini/feshini/iptalini istemek namuslu olan her vatandaş üzerinde haktır, vazifedir, vaciptir.

Muhterem Erdoğan’ın dediği gibi herkesi bu konuda hassas olamaya davet ediyoruz.

Haydi ya Allah, işimiz zor ama Allah(cc) “inanıyorsanız üstün olan sizsiniz” buyuruyor. O kadar!

Eyüphan Kaya

Türkiye Aile Meclisi Yönetim Kurulu Üyesi

https://muslumandunyacom./

Devamını Oku
Reis 55 Saniyede Tarih Yazdı Reis 55 Saniyede Tarih Yazdı

Kadın Neydi, Ne Oldu?

Ağaları, Paşaları, Peygamberleri doğuran insan sen ne mübarek bir değersin/değerdin Kadın.

Yüce Allah evladın cennetini senin rızana bağlamış, seni erkeğe emanet etmiş, geçimini sağlamak için erkeği hizmetine amade kılmış.

Senin duan duaların en makbulüdür, özellikle evlatların için.

Sen olmasan evin bir tarafı değil her tarafı eksik kalır/kalırdı, özellikle anne olarak, eş olarak.

Sen ne mübarek bir inansın ki senin için yüce Allah Peygamberini uyarmış, “kadına yapılan haksızlığın takipçisi ol” diye.

Sen nasıl bir değersin ki kocanızın bir olayda kafası kolu kırılsa davasından vazgeçebilir, fakat bir başkası sana kötü niyetle bakarsa canına okur.

Sen nasıl bir değersin ki iki kişi kavga ederse o esnada sen yalvarırcasına tülbendini indirsen kavga sonlanır/sonlanırdı.

Sana el kalkmazdı.

Senin olduğun yerde erkekler hal ve davranışlarına, sözlerine dikkat ederdi.

Sen bir kişiye elini verir ölene kadar bırakmazdın, o da Allahın emri peygamberin kavli ile olunca hayatına bir değer katardı ve o eller ter temiz kalırdı, belki yaşlanınca bir az buruşmuş olurdu ama inanın öpülesi ellerdi o eller.

İşte bu değerlerle sen paha biçilmezdin, toplumda bir ağırlığın vardı, ailede bir değerin.

Senin değerin parayla ölçülmezdi, çünkü sen namustun.

Yetiştirdiğin 4-5-6… evlat senin dünyan için de ahretin için de sermayeydi.

Kısacası toplumsal huzurun ana kaynağı olan ailenin odağında sen vardın.

Bu yazdıklarım sanki birileri tarafından kıskanıldı ki bu değerlerden bizi/sizi mahrum etmeye çalışıyorlar.

Şimdi senden ne istiyorlar?

Az daha serbest yaşa, hala evlenme çağına gelmedin, yanlış yaptın cinsel açıdan özgürlük adına serbest yaşadın, birçok kişinin elini tuttum ve elin kirlenmiş vaziyete düştü. Eş bulmakta zorlanıyorsun.

Senden iş/aş istiyorlar,

Senden makyaj, oje, döğme istiyorlar,

Senden erkeklerin dikkatini çekmeni istiyorlar,

Senden manikör, pedikör istiyorlar,

Senin haftada bir kuafure gitmeni istiyorlar,

Evde sıkıntı oluştu mu hemen kocandan ayrılmanı istiyorlar,

Evle ilgili bir karar alınırken hep kendi düşünceni diretmeni istiyorlar,

Sen nasıl olsa maaşlısın istediğin zaman ayrılırsın, başka bir kişiyle evlenirsin diyorlar.

Hal böyle olunca da,

Üç kuruş para sana cazip geldi,

Namahrem gözü üzerinden eksik olmadı,

Her gün günah işledin,

Kocana eş/partner gözüyle baktın, kendin de değerden düştün,

Bir çocuk yaptınız, “anne işte, baba işte çocuk kreşte” misali çocuğa annelik şefkatini tattırmadınız, şimdi çocuk da seninle tartışıyor.

İkinci çocuğu yapmaya cesaret etmediniz, ikinci yapanlar da hava cıva özel okullarda, kurslarda güya okuttular, belki bir üniversite kazandırdılar ama insanlığı kazandırmadılar, çünkü anneyi görmediler ki insanlığı ondan öğrensinler.

Bir toplum eğer ileride yaşlı bir toplum haline gelmek istemiyorsa anne başına 3 ve daha fazla çocuk yapması lazım, orada da sınıfta kaldınız. Malum anne başına 2.8 çocuk düşen aileler yaşlı toplumlar kategorisine girerler.

Şimdi bunalın süreci başladı, evde duramıyorsunuz günahların sana dünyayı cehenneme çevirmiş, gelinler ancak misafir olarak seni kabul ediyor. Bir akşam gitsen de acaba ne zaman kalkarlar diye düşünüyorlar çünkü sen kaynana daha fazla sıkıntı vermiştin.

Hayatta mutlu olmanın yolu çok günah işlemekte geçmiyor. Tövbe edip, kendine gelmekte geçiyor,

Gel sen, bu yol yol değildir de.

Ev hanımlığı kadının değerini arttıran en büyük tercihtir de,

Annelik yeri doldurulamaz bir değerdir de,

Karı koca çalışıp çocuğa iki lokma ekmek vereceğine bir lokma ile birlikte sevgi verin de,

Gözü karısının parasında olan kocaya yazıklar olsun de,

Kadının değeri para ile ölçülmez, biz çalıştık kadınlığımızı ihmal ettik değerimiz beş para oldu de,

Feminist kadınlar kadını yanlış yönlendiriyor, onlar ancak gavur memleketinde kadına el uzatabilirler de,

Ben Allah rızası için bunları söyledim, ister kendine gel ister yoluna devam et, orası senin bileceğin iştir.

Diyeceksiniz ki kadın okumasın mı? çalışmasın mı? kazanmasın mı? tabiî ki yapsın ama “önce eş sonra, iş desin” çalışmak durumunda kalmasın. Estetik işlerde çalışsın, istediği işte çalısın. 8-17 mesaisi kadına ağır gelir. Annelik gibi erkeğe nazaran bir numara olan vasfını gölgede bırakacak işlerde çalışmasın.

Kadın neydi, ne oldu? Hey kan emici, vampir ruhlu para babaları, annelerimizden eşlerimizden ne istediniz/istiyorsunuz?

Kozmetik sanayinin dengesiz patronları,

Beyaz kadın ticareti yapan kadın düşmanları,

Kadını fiziğinden ibaret bilen kevaşeler.

Haftada bir sevgili değiştiren ve sevgiye de ihanet eden sevimsiz insanlar. Kadını rahat bırakın.

Müsaade edin anne olsun, kayın anne olsun, eş olsun, hala/teyze olsun, kardeş olsun, evin huzuruna katkı versin.

Derdim konuşturuyor arkadaş!

Devamını Oku
Kadın Neydi, Ne Oldu?

Matiz kimin İdolü Acaba?

Bu ülkenin gençlerine yumuşak adamları, pasif zihniyetli, gey ve lezbiyenleri örnek gösteren, helal haram kavramından bağımsız yaşayan kimseleri ön plana çıkaranlardan Allah razı olmasın.

Birkaç ay önce Kültür Turizm Bakanlığı Aleyna Tilki’yi rol/model genç olarak 30 kişi arasında gösterdi, yetmedi Milli Eğitim Bakanlığı da Asıl adı Fatih Karaca olup, Anadolu kültüründen gelen ismi elinin tersiye itip, ne anlam geldiğini bilemediğimiz “Mabel Matiz” ismini kullanarak yaşadığı kompleksi bir derce kendince onarmaya çalışan birini gündemimize getirdi.

Neymiş efendim şarkı/türkü metninden bir alıntı alarak onunla ilgili yorum isteniyor, soru soruluyor YKS sınavında.

Geç bunları geç! aslında bu soruyu hazırlayan adam gençliğimizin azgın bir düşmanıdır. Bilim, hikmet ve marifet modelleri dururken gençlerimize topçu popçu kimseleri modellerini göstererek kısa yoldan köşe dönmelerini tavsiye ediyorlar.

Adının geçtiği soruyu duyunca sizinle dalga geçercesine YKS yerine YSK yazarak twettirde paylaşım yapan bu kevaşe adamın eserini Türkçe sorusu olarak sorarken hiç yüzünüz kızarmadı mı?

Allah canınızı alsın! siz hangi dünya devletinin paralı piyonlarısınız?

Bu ülke insanından ne istiyorsunuz? LGBT dostlarına neyin karşılında devletin kapılarını açıyor, onlara göz kırpıyorsunuz?

Bu mahluk acaba hangi gavuru model alarak Mabel adını kendine yakıştırdı, soy adına da çok sarhoş anlamında Matiz koymuş.

Behey zalimler, behey gafiller, behey hainler! siz nasıl bu topluma bu kadar hakaret edip, bu kadar zulüm yapabiliyorsunuz.

Niye “Kim bir milyar ister” programında tüm soruları cevaplayan, Arda Ayten’i, o kitap kurdu gençten bir örnek vermiyorsunuz? İstiklal Marşının on kıtasını ezbere okuyan o delikanlı.

Neden Yusuf İslam’ın hayatından örnekler vermiyorsunuz?

Neden uluslar arası alanda ilim alanında derece gösteren gençlerimizi örnek vermiyorsunuz.

Kılık kıyafeti faul,

Yaşam tarzı ile faul,

Çalışma alanı açısından faul,

Fatih olan ismini beğenmeyen, çok sarhoş anlamını taşıyan Matiz soyadını seçen bir kimsenin şarkı türküsünü edebiyat sorularına konu etmekten utanmadınız mı?

İlgililere yetkililere soruyorum bu soruyu soran komisyon hakkında ne düşünüyorsunuz?

Haklarında bir soruşturma açacak mısınız?

Hükumete soruyorum inanç ve kültürümüze düşman olan bu kimseler devletin mekanizması içinde ne arıyorlar?

Bence ülke gençliğine bu tür insanları adamdan sayıp model göstermemeliyiz.

Daha önemli bir soru, bu devlet 1920’de Çanakkale ruhu ile oluşan devlet midir? Yoksa 1924 anayasası ile Anadolu insanını darağacında sallandıran devlet midir? Bir türlü hala o zalim ve gaddar, halk düşmanı devletten kurtulamadık mı? O zaman Başkanlık sistemini ne diye getirdik?

Yeter, yeter, yeter!

Bukalemun gibi sinsi gavurların bu haklı parmağında oynatmalarına artık fırsat vermeyin!

Devleti çakal çukalın elinden kurtarın,

Bu halkın devletini değerleri ile barışık hale getirin,

Bu halkın tarihini, kültürünü beğenmeyen, anne babasının kendisine verdiği ismi reddedip, soyadını bile değiştiren soytarı kimseleri gençlerimize rol model gösterme fırsatını birilerine vermeyin.

Eleştirim arkadaş!

Devamını Oku
Matiz kimin İdolü Acaba?

Hoş Geldiniz Saygın Valim

Ben prensip olarak genelde yazılarımda sayın unvanı ile pek hitap etmem, bana da sayın denilmesinden hoşlanmam. Çünkü bu kavram o kadar değerini yitirdi ki hem adi hem adil kimseler için kullanılmaya başlandı, ama görevinize başlar başlamaz,  iyi niyet gösterisi olarak şehri sade bir vatandaş ile ailece gezmeniz, valilikte soğuk bir yüz olan eski özel kalem personelinin valilikten ayrılması ve yerine sivil bir kişi olan öğretmen kökenli Mustafa Çakmak’ın getirilmesi, valilik konağının önündeki caddenin tek taraflı trafiğe açılması  saygın bir yönetim tarzına sahip olduğunuzun hissini bende uyandırdı.

Hem il Valisi olarak, hem Belediye başkan vekili olarak siyaset üstü bir çalışma tarzı ile hareket etmenizi bekliyoruz. Daha çok halkın sesine kulak vermenizde fayda var. Üçüncü kayyum olarak şehrimize geliyorsunuz, her gelen Başkan vekilimize taleplerimize bazı taleplerimizi ilettik, ama pek başarılı olamadık.

Yine Kamuoyunun beklentileri olan taleplerimizin bir kısmını dillendirmeye çalışacağım.

1-Diyarbakır Suru Diyarbakır için paha biçilmez bir değerdir. 82 burcu var, 80 ilimize birer burç tahsis edip, birini Kıbris’a, diğerini de Erbil’e, Hz. Süleyman yerleşkesini de Diyanet İşleri Başkanlığına tahsis ederek  27 Mayıs Diyarbakır fetih gününden itibaren fetih haftası olarak tüm burç sahiplerini ağırlayarak kutlanmasına vesile olmak.

*Malum Diyarbakır hava meydanı uluslar arası uçuşa açılınca ilk iki seferini Kıbrıs ve Erbil’e yapmıştı.

2-Eğil peygamberleri, Lice Eshab-ül keyfini ve Hz.Süleyman camiini dini turizme açmak, ona göre gereken hazırlık ve tanıtımını yapmanızı bekliyoruz.

3-Anzele suyunu Şeyh Yusuf ile birleştirerek Sur içine manevi bir değer kazandırmanızı bekliyoruz. Balıklı gölümüzü istiyoruz, bir önceki kayyum söz verdi, ama yapmak nasip olmadı.

4-Belediyenin etrafında bir düzenleme yapın Cumali bey zamanında Diyarbakır’ın en başarılı Peyzaj mimarı Birdem Kaya’a meccanen çizdirilen bir proje vardı, onu uygulayın belediyemize bir ruh, bir heyecan katsın. Kışın da yazın da belediyemize geldiğimizde içimiz huzur bulsun.

5- Balığçılar başında 100 metre yükseklikte bir döner kule yapın, yerli yabancı turistler orada bir yanda kahvesini içerken, diğer yandan Sur içi açık hava müzesini seyretsinler.

6-Anıt parkta Cuma günü bir saatliğine avam kamarası saati projesini uygulamanızda fayda var. İki görevli o saatte 8-10 vatandaşlarımızın valiliğe hitaben fikirlerini kayda alıp sensorsuz alıp size sunsun, hafta içinde uygun bir vakitte dinler gereğini yaparsınız, ya da olmayacak bir şeyse neden olmadığını kendisine bildirirsiniz.

6-Üç ayda bir neyi yapıp neyi yapamadığını halk ile paylaşın, bir sonraki üç ayda neleri yapmak istediğini dile getirin ve halktan takipçisi olmalarını talep edin. Bu açıklamayı kuru kabalığa değil de, 100 STK başkanları ve beraberinde getirdiği üçer kişiyle 400 nitelikli vatandaşa hesap verin.

7-Nebi cami civarında olup sayıların 30 civarı olan tarihi boyacılarımıza maksimum BİN lira karşılığında nostaljik birer mobil kafes yapmanızı istiyoruz, Daha önceki Başkan vekillerinden talep ettik, ama olmadı.Kışın soğuktan, yazı sıcaktan onları korumak için.

8-Belediye bütçesinin %1’i basın/tanıtıma, %1’i Sivil Topluma Kuruluşlarına ayırmanızı bekliyoruz,  bir yanda basın tüm çalışmalarını sahiplenip vatandaşlara ulaştırsın, diğer yandan projelerinizi sivil toplum eliyle gerçekleştirmiş  olursunuz. Proje konusunda uzman, bir o kadar da çalışkan Sağlık İl Müdür yardımcısı Mutesim Öger’den faydalanabilirsiniz. Belediyede bir Ar-Ge birimi şart, ama gece gündüz çalışan bir Ar-Ge olursa.

*Milli eğitimde de ar-ge var ama bir gün camiaya bir yenilik kattığını göremedik/duymadık. Sizden bir istirhamın bir gün 8-10 kişinin çalıştığı MEM ar-ge birimini sorgulayın, son bir yılda ne yapmışlar acaba?

9-Pratik dil okullarını açmanızı bekliyoruz, bu konuda Sur’daki tarihi evlerden yararlanabilirsiniz. İngilizce dilevi, Arapça dilevi, Farça dilevi, Kürtçe Dilevi gibi. Bu eve giren o dili konuşmak durunda olsun, hiç olmazsa şehrimize gelen turistlerle iki kelime konuşan onlarca insanımız olsun, fena mı olur?

10-Mümkünse belediyeye hiç eleman almayın, ne yaparsanız yapın bu şehirde bir hastalık olmuş, personel alımında hem birileri para yiyor, hem de belediye yönetimi özelde de başkan vekili aylarca eleştiriliyor.

Malum belediyeye personel almak, belediye bütçesine bir yük getiriyor.O paraya yetim malı gibi sahip çıkmak lazımdır.

Tekrar hoş geldiniz, şimdiden kolay gelsin, aslında siz çalıştıkça yükünüz hafifleyecek, çünkü insanımızın duasını alacaksınız.

Selam ve selametle.

 

Devamını Oku
Hoş Geldiniz Saygın Valim

Müslümanları Rahat Bırakın!

Ülkemizde iç sorunların bitmesine tahammül etmeyen bir takım zevat, FETÖ/PKK meselesi yüzünde onu bunu jurnallemeye çalışırken, yetmiyor bu defa Müslümanların etrafında dolaşıyorlar.

Nerede bir grup insan İslam’ı, imanı yaşamak ve yaşatmak için bir araya gelse gözetim altında tutuluyor. Çünkü onlara göre gençlik sev-geç olmalı, deist, ateist olmalı, suya sabuna dokunmamalı.

Çanakkale ruhu ile düşmandan arınan Anadolu’da öyle bir zulüm yaşandı ki laiklik adı altında ladini bir eğitimle bu toplumun manevi ruhunu, enerjisini aldılar/çaldılar.

İslam’ın gerçeği ilköğretimde çocuklarımıza öğretilmeyince vatandaş oradan buradan dinini öğrenmeye çalıştı, böyle bir durumda da ifrat veya tefritin yaşanmaması elde değil.

İslam adına öğretilen katıksız bir müfredatımız olmadığı için bir çok cemaat ve grubun İslam’a bakış açıları arasında nüans olması da normaldir.

28 Şubat post modern müdahalesi ile bu ülkeye verilen zulmü düşününce insanın aklı duruyor. Çıkardığı yasalarla çocuklarımız 12 yaşını doldurmadan Kur’an dersini almaları yasaktı ve bu yasak 14 yıl sürdü. Bu yasağı koyanlardan Allah razı olması, kaldıranların da ömrüne bereket versin. Bir Müslüman çocuğunu yasayla Kur’an’dan uzak tutmaktan daha büyük zulüm ne olabilir?

Birileri devlet erki adına bu halka yanlışta yapsa halk kendi ölçüleri içinde İslam’ı yaşamaya gayret edecek. Tarikatlar da, muhtelif cemaatle de varlığını sürdürecektir.

Bu yazımda yeni tanıştığım “Tevhit ve Sünnet Camiası” olarak kendini tanıtan bir hareketten bahsedeceğim.

2008 yılından bu yanı varlığını gösteren bu hareketin öncüsü Halis Bayancuk’tır, sanki bir marifet işliyorlarmış gibi hırt/pırt adamı ceza evine alıp bırakıyorlar. Geçek şu ki bir cemaatin, bir hareketin üzerine ne kadar gidilirse cemaat bireyleri arasında o kadar tesanüd artar, saflar sıklaşır.

Bu cemaatin dinamiklerinden bir kaçını dinleme fırsatım oldu, diyorlar ki insanımız abdest, namaz, oruçtan, hac ve zekattan haberdardır ama,

*Din nedir? bilmiyorlar,

*Tağut nedir bilmiyorlar,

*Bela’m nedir bilmiyorlar,

*İnsanı küfre götüren söz ve davranışları tanımıyorlar,

*Tevhit ve şirk kavramlarını terim olarak tanımıyorlar.

Bizler Müslümanlar olarak bunları insanlarımıza nasihat adı altında anlatmakla yükümlüyüz. Tebliğ görevini yapmak her müminin üzerinde farz değil mi?

Ayrıca biz tebliğ esnasında mevzu mevzuyu açınca devletin birçok siyasi ve sosyal kanunları İslam’a ters düşüyor, küfrün kanunlarıdır, demek durumunda kalıyoruz, birilerinin hoşuna gitmiyor diye bunu saklayabilir miyiz?

Faiz serbest,

Zina serbest,

Kumar serbest,

Raki içmek serbest,

İslam bunları yasakladığına göre bunların kanunen serbest olması küfür değil de nedir? Çünkü bizzat Kur’an-ı kerim bunları yasaklamıştır.

Bu belaların her biri halkımızın başına ayrı bir bela, kaynaklık yaptığı huzursuzluğu anlatmak için her birine birer yazı yazmak dahi yetmiyor.

Malumunuz laiklik dini değerlerin devlet işlerine kakışmamasıdır. Şimdi bir insan “Ben laikim” derse küfre gitmiyor mu? Bir mümin hayatın her aşamasında Allah’ın hesabını yapmakla yükümlü değil mi?

Solcular, “Allah işimize karışamaz”, Sağcılar ise “bazen karışır bazen karışmamalı” diyorsa, bir mümin bu tür düşüncelere taraf olabilir mi? taraf olursa küfre gitmez mi? iman bir bütündür, yarım iman, ama’lı iman diye bir iman var mı?

Atalarımız bu ülkeyi düşmandan kurtarıp, bize teslim etmiş biz de o şehit ve gazilerin torunları isek bu ülke bizimdir, Müslüman olarak yaşamak durumunda olduğumuz gibi, devletimizin de İslam’ı tanıması ilahi emirlere göre işlemesi zorunludur. İnancını kaybeden birilerinin eline fırsat geçmiş olabilir, ama sanki “bu diyar benden sorulur” dercesine, şu vatandaşa, bu vatandaşa sıkıntı verme hakları yoktur. Bir Müslüman evladının ayetle hadisle haşir neşir olması, sünneti seniye atmosferinde yaşamasından daha makul ne olabilir?

Doğrusu ben bunları Tevhit ve Sünnet Camiası çizgisinde Müslüman olarak yaşamayı tercih eden üç gençle yaptığım sohbetten duyunca kalben müsterih oldum.

Kendilerine tekfircilik üzerine bir soru sordum, dediler ki kişiyi tekfir etmiyoruz, ama İslam’ı kabul etmeyen, Kur’ana aykırı düşen hal ve davranışların kişiyi küfre götürdüğünü söylüyoruz.

Milli Eğitim Müfredatı değerlerimizi tanımıyor, çocuklarımızı okullara göndermekten korkuyoruz, demeleri konusunda da bir itirazda bulunamadım, çünkü haklılık payı yüksektir.

Dorusu hak ve özgürlük adına şiddete baş vurulmadığı müddetçe, asayişi bozucu bir davranışta bulunmadığı sürece, başkasına tehdit ve iftira atılmaması şartıyla insanımızın kendini ifade etme hakkı vardır/olmalıdır. İnsanlığın yüzkarası birileri meydanlarda utanç verici pankartlar eşliğinde yürüyüş yapabiliyorsa kim ne hakla müslümanın çalışmalarına gölge düşürebilir?

Devlet, bu etkinliklerin emniyetini sağlamakla yükümlüdür, engelleme gibi bir lüksü yoktur. Türkiye cumhuriyeti vatandaşları üzerinde hikaye yazmaya kimse kalkışmamalı. Şefkat ve merhamet duygularıyla, İslami bir vazife gereği İslam dünyasıyla, varsa şedid bir potansiyelimiz dünya zalimlerine karşı kullanmak lazım.

Maazallah FETÖ gibi dış dünya ile bağlantılı, İslam’ın adını kullandığı tespit edilen, bilinen bir örgüt varsa o tür hainlere nefes aldırmamak lazım, çünkü onların derdi din değil, dini kullanarak Müslümanların maneviyatından faydalanmak istiyorlar.

Onlar tehlikeli, onlar hain, onlar bu milletin düşmanları. Ama eğer tebliğ niyetiyle İslam’ın özü insanımıza anlatan birileri varsa bunlara da kolaylık sağlamak lazımdır diye düşünüyorum.

Gelelim manasını bilmekle yükümlü olduğumuz kavramlara;

Din, kişinin hayatında değer olarak kabul edilen, ona güre insanların cezalandırılıp, mükafatlandırıldığı normlar bütünüdür, bir Müslüman için Din İslam’ın prensipleridir, bir başkası için din kendine kabul ettiği değerlerdir. Onun için Yüce Allah Resulüne(sav) “sizin diniz size benim dinim bana de” demiş.

Tağut, “buralarda ancak benim hükmüm geçer” diyen bir tağuttur, sizteme de tağuti sistem denir. Ülkemizde tağut yok ama tağuti sistem vardır.

Birçok insan eline fırsat geçinde bu yanlışa düştüğünü biliyoruz Yüce Allah “muhakkak ki insan kendini birçok açıdan güçlü his edince tuğyan ediyor” demektedir.

Belam, Tağut düzenine yağcılık yapan din adamıdır, tağut düzeninde yaşamak durumunda kalmak ayrıdır, tağut düzeni insanlara hoş göstermek ayrıdır. Bir az düşününce küfür sistemlerini insana kabul ettirmeye çalışan bela’mların etrafımızdaki varlığı hemen hissediliyor maalesef.

Maalesef, insanımız söz ve davranışları ile günde bir çok defa küfre gidiyor haberi yok.

Tevhit, Allahın varlığına ve birliğine inanmak ve onun emirlerine amade olarak yaşamaktır tevhit.

Bütün bunları ve daha fazlasını bu gençlerden duyunca onları eleştirmek için bir bahane bulamadım.

Selam ve dua ile sohbetimize son verdik. Dolayısıyla diyorum ki Müslümanları rahatsız etmeyin, İslam’dan insana zarar gelmez, bu toplumun İslami değerleri tanımaları ve ona göre yaşamaları kadar normal ne olabilir?

Selam ve selametle kalın

Zulmü çöpe atın adaleti alın

İlim irfan ile hikmete dalın

Yine ders başladı şu zili çalın.

Ders almak dileğiyle.

Devamını Oku
Müslümanları Rahat Bırakın!