Hakkında
Eyüphan Kaya... 1962 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Klasik Kürt medreselerinde 8 yıl İslami ilimleri tahsil ettikten sonra, ortaokulu dışarıdan bitirdi, Diyarbakır Lisesini 1982-85 yılları arasında dahili okudu İmam-Hatip fark derslerini vererek iki liseden mezun oldu. Memuriyetinin ilk yıllarında İmam-hatiplik yaptı, D.Ü.Eğitim Kimya bölümünde 1989 yılında mezun oldu vatani görevini de ifa ettikten sonra MEB’de çalıştı, 28 yıllık çalışma hayatından sonra 2015 Ağustos atı itibariyle emekliliğe ayrıldı. Arapça, Türkçe, Kürtçe bilmekte olup, evli ve tamamı üniversite mezunu 6 çocuk babasıdır. İnternethaber.com sitesinin günlük yazarı ve yerelde özgürhaber gazetesinde yazıları yayınlanıyor. Birçok seminer, çalıştay ve konferanslara katıldı, TASAM, TKMM, DDA destekçisidir, Ortadoğu Gazeteciler Cemiyeti Diyarbakır il temsilciliğini yapmaktadır. 2014 Şubat ayında İslam İşbirliği Teşkilatına Bağdat’ta tebliğ sundu ve tebliği heyecana neden oldu. Orta doğu Kongresinin daimi katılımcı olup, müzakereci düzeyinde katkı sunmaktadır. BM’ler konferansına katılmıştır. Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun aktif katılımcısıdır. Milli eğitimin muhtelif kademelerinde çalıştı, birçok sivil toplum kuruluşuna üye ve yöneticilik düzeyinde çalışmaları olmuş, an itibariyle değişik gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanıyor, İnsan Hakları Aktivisti olan Kaya İnsan Hakları Cemiyeti yönetim kurlu üyesidir. Ayrıca İzmirizmir.net, Siverekname, Haber x, Haberlerankara, Giresun Aydındere, Haberdiyarbakır.gen.tr, Diniajans.com, Marmarayerelhaber, Düzceyerelhaber, Haberlerankara, Akgörüş, Akfikir, Serketinniws.com… ve ve… sitelerinde yazıkları yayınlanmaktadır. 2006 yılında Edebik.com sitesiyle başlayan sosyal medya sevgisi, edebiyatevi, edebiyatdostları.con ve edebiyatdefteri.com ile devam etti. Günlük köşe yazılarını yazmanın yanı sıra edebiyatdefteri.com sitesinde 600’den fazla manzum eseri yayınlanmıştır
  • Yaşadığı yer Türkiye
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

METİNA DER BİR BARIŞA DAHA VESİLE OLDU

Bir Barış daha; 19 ocak 2020 saat 12:00'da Mazıdağ ilçesi Gırısor köyünde bir kan davası barışla sonuçlandı.yaklaşık 1,5 yıl önce Kaya ailesi arasında bir kaza sonucunda Nurullah Kaya hayatını kaybeti. Ve aile arasında husumet oluştu. METİNA aşireti mensuplarında. Mehmet Vural, Aziz Okur, Şeymus Arslan'ın büyük çabaları, Metina Der. desteği ve tarafların sağduyulu davranmaları sonucunda husumet barışla çözüldü. Barış törenine çok sayıda Metina Aşiretinin kanaat önderleri, Metina Der. Yönetim Kurulu Üyeleri,Mehmet Özçelik, Esat GÜNGÖRÜR, Abdulkadir Öz, Yaşar Akar, Başkan Aydın Pirinçioğlu, eski Çarıklı Belediye Başkanı Servet Güngörür, Mazıdağ Kaymakamı, Mazıdağ İlçe Jandarma Komutanı ve çok sayıda misafir katıldı. Alimler Din hocaları Kuran-i kerim ve ilahiler okudu barış mesajları verildi. Barış yemeği ile tören sona erdi.

Devamını Oku
METİNA DER BİR BARIŞA DAHA VESİLE OLDU

Allah’ın adıyla açılan Mecliste buluşalım

23 Nisan 1920 tarihinde açılan Büyük Millet Meclisi davetiye metnine bir göz atalım.

Mustafa Kemal’in imzasıyla dağıtılan 6 Maddelik bir metin ve “Çokça cümert olan Allah’ın tütfuyla” birinci maddesi başlıyor.

*İçinde Mukaddes vatan var,

*Hilafet var,

*Saltanat var,

*Cuma namazının önemi var,

*Kur’an var,

*Dua var, yüce Allah’a yakarış var.

Tabi ki böyle bir vatan da mukaddes olur.

Dualarla açılan Büyük Millet Meclisi 1921 anayasasını hazırlamıştı. 23 maddelik bu Anayasa her maddesi insanlık kokuyor, vatandaşın huzur ve mutluluğuna endeksli değerler içeriyordu.

Unutmayalım İslam Dünyasını ruhani bir değeri olan “Hilafet Makamı” nın yetkisi Büyük Millet meclisine verilmiş olup, bu Meclisin tüm Müslümanlara karşı bir sorumluluğu vardır.

Mustafa Kemal, Atatürk soyadını aldıktan sonra BMM’ini feshedilip yeniden oluşturulan Meclisle 1924 Anayasası çıkarılmış ve her geçen gün bu mukaddes memlekette günahların işlenmesinin önü açılmıştır.

Faiz serbest,

Kumar serbest,

Zina Serbest,

Rakı içmek serbest,

Açık saçıklık serbest,

Müslüman’ca yaşamak gericilik, Dini değer tanımadan yaşamak çağdaşlık oldu.

Türkçülük ve Atatürkçülüğün öncülüğünde her geçen gün Birinci meclisin prensipleri erimeye başladı.

Büyük Millet Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi oldu, Ulusal devlet teraneleriyle Türk dili dışında diğer dil ve Kültür unsurları yok sayıldı, görmezlikten gelindi, inkar edildi. Öz vatanımızda garip kaldık. Kim ne amaçla Anadolu’nun mayasını bozuyor, anlamakta zorlandık.

İnsanımızın kazancı ne oldu, onlarca illegal örgütler oluştu, kaos ve kargaşa ve PKK diye bir örgüt türedi, derin Devletin karanlık mahfelerinde hazırlanan oyunlarla ülkemize zaman kayıp edildi.

İster inan, ister inanmayın Şeyh Sait ve arkadaşlarının kıyamı da bu yapılan yanlışlara meydan vermemek için bir uyarıydı.

Üstat Bediüzzaman “Meşrutiyeti Meşrua” uyarısında bulundu. Bu konuda verdiği mücadele dillere destan.

Cuma günü Hacı Bayramı Veli Camisinde başlayan İstiklal aşk ile, Kıraat ve Dualarla Büyük Millet Meclisinin açılışı yapıldı. Ancak kısa zamanda değiştirilen Anayasa Besmele ile açılan birinci Meclisin ruhunu her fırsatta yaraladı.

Derken Meclis Kürsüsünde Besmele çekmek bir kusur oldu, seçilen ilk örtülü bayan meclisten kovuldu. Nene hatunların, Kara Fatmaların torunları öz vatanlarında garip düşmüştü.

Kim kâr etti kardeş, kim kâr etti?

Bu ülkenin, bu milletin düşmanları kazandı. Nasıl kazandı işimize gücümüze bakamadığımız için dünyevi açıdan geri kaldık, gücümüz zayıfladı, takatimiz azaldı dolayısıyla düşman kazandı.

Daha düne kadar batının yoz kültürü ile varlığımızı sürdürüyorduk, dünya protokolünde gerilerdeyken, son yıllarda özümüze yaklaştıkça dünyada varlığımız hissedilmeye başlandı.

Unutmayalım bu öze dönüş halka da yansımalı,

Biz Müslümanız,

Biz Müslimanız,

Biz Müslümanız.

Artık gavur kültürüyle yaşamaktan vazgeçmeliyiz, ancak bu şekilde dünya ve ahretimiz mamur olur.

Peki Büyük Millet Meclisine bağlı kalsaydık ne olacaktı?

*Saltanat bu ülke için ruhani bir müessese olurdu, geçmiş ile geleceği birbirine bağlayan bir manevi halka görevini görürdü,

*Hilafet makamı İslam Dünyası ile bağımızı kurardı, zaman içinde şahsi manevi tarzında bir ulema heyeti ile yolumuzu açardı.

*İnsanımız; İman, Edep, Haya, Hikmet ve Marifeti kayıp etmezdi,

*Sabır, Cesaret ve Kanaatimizi korurduk,

*Kur’nın izinde yaşamakla hak ve adalet tecelli ederdi.

*Cuma günü Müslümanlar için cazibesi yüksek bir gün olur birlik, beraberlik ve huzura kaynaklık ederdi.

*En büyük gücümüzü duadan alır, hem ibadet eder hem ruhumuz gıdasını alırdı.

Onun için diyorum ki “Allah’ın adıyla ile açılan mecliste buluşalım” Yakın geçmişimizle hesaplaşıp, tarihimizle selamlaşalım.

Benden söylemesi,   tercih sizin.

 

Devamını Oku
Allah’ın adıyla açılan Mecliste buluşalım

CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKUMET SİSTEMİNE MANİFESTO

MAKALE-1
Kimse bana eski parlamenter sistemin faziletlerinden bahsetmesin. Birilerini canı sıkılınca; ya hükümeti yıkıyor, yada erken seçime gidiliyordu. Vatandaş da seçimle oyalanıyordu, aslında seçim sonucu bir az daha ayarlanabilir bir meclis/bir iktidar oluşuyordu. O günleri unutanların kalbi kurusun. Ya da cumhuriyet savcıları durumdan vazife çıkararak parti, kapatıyorlardı.
Başkanlık sistemi getirerek bu sorunlardan kurtulmak istedik, sakın ola bu konuda bir ihmale, bir gevşemeye kapılamayalım. Öyle bir sistem ki tembellikten dahi Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma bile açabilirsiniz.
Peki yeni sistemden ne bekliyorsunuz derseniz?
*Milli İstihbaratın ülke içinde çalışmasına son verilmesini ve vatandaşa güvenmenin gerekliliğini hatırlatmak isterim. Ordu 15 Temmuz ruhu ile barıştı elhemdulillah, fakat ben MİTte o kadar emin değilim, hala ülke içinde dedikoduları topladığını duyuyoruz. Soruşturma mağdurları ortada.
*Yeraltı dünyasını ortadan kaldırmasını bekliyorum. Bu patronların varlığı Ülkemiz için bir eksikliktir, Devletin adalet mekanizmasına gölge düşürür, acziyetinin bir işaretidir, kabul edilemez.
*Devlet kurumları arasında kendini en hızlı yetiştiren, günümüz şartlarına uyumlu hale getiren Emniyet kurumumuz olmasına rağmen, hala tek tük de olsa vatandaşa saygısızlık yapıp, vatandaşı darp eden kimi polislerin dengesiz davranışları haber programlarına konu oluyor. Emniyet kurumu tereddütsüz bunları bir an evvel bünyesinden atmalıdır. Başka kurumda memur olsun arkadaş! Bunlar silah taşıyacak adam değiller.
*Beyaz toz ve beyaz kadın ticaretini ortadan kaldırmasını istiyorum. Halk arasında bilinen şu; “bu ticaretin baronları emniyet tarafında biliniyor, yakalananlar da ara elemanlardır” denilmektedir.
Ayrıca Namus kavramı ile zıt düşen kadın ticareti zinhar ortadan kalkmalıdır, hürriyet ve özgürlük kavramı altında belden aşağı hikayelerden kurtulmamız lazım. Bir de tüm paydaşların rızası varsa birden fazla evliliklerini önü de yasal olarak açılabilir diye düşünüyorum.
*Milletvekili seçiminde “Dar bölge seçim yöntemi” getirerek meclise nitelik kazandırmalı ve vatandaş muhtar seçer gibi vekil seçmelidir. Diyelim ki, bir şehrin 12 vekili varsa nüfus itibari ile şehir 12 bölgeye ayrılır ve vekil adayı yüz yüze vatandaş ile selamlaşarak oy ister, isteyen her vatandaşta telefonu olur. Şu andaki aldatma sıralı liste ile tanımadığı torpilli/paralı kimseleri Meclise vekil olarak göndermez.
Başkanlık sisteminde Meclis güçlüyse sistem doğru düzgün işler yoksa Başkanlık kontrolsüz kalır, bu da ülke açısından sıkıntıya yol açar.
*İstanbul sözleşmesinin bir an evvel feshedilmesi lazım. O sözleşme ki 12.maddesinin 5.bendinde kadınla ilgili muamelede; Örf, Adet, Anane, Namus ve Dinden gelen hiçbir normu referans kabul etmemektedir.
Başka bir madde de kadın erkek eşitliğini savunarak, evi reissiz bırakmakta, kadın erkek arasında daimi bir husumete ben-sen kavgasına zemin hazırlamaktadır.
Cinsel eğilim ve eşcinselliğe yol açmaktadır. Anadolu insanı bu kadar rezil bir sözleşmenin muhatabı olamaz/olmamalı.
*Aile kavramı üzerine durup bir yılı “Aile yılı” olarak kabul edip, kadın erkek, büyük küçük herkese ama herkese ailenin önemi anlatılmalı. Ayrıca en az bir dönem mecburi okutulacak bir ders olarak milli eğitim müfredatının Ortaokul kısmında uygun bir yılında “AİLEMİZ” adında bir ders okutulmalıdır.
Bunun yanı sıra evlilikler kolaylaştırılmalı, ev hanımlığı sigortalı ve kısmi ücretli, çocuk sayısına bağlı olarak maişeti arttırılmalıdır.
Ben burada yedi talepte bulundum, buyur diğer yedileri de siz sayın. Yazı uzamasın diye dile getirmedim.
Diyeceksiniz ki “hala hala! bu konularda eksiklik mi var?” Hey gidi hey! var hem de nasıl?
Tez elden bunların yerine gelmesini istiyorum. Bu konuda kime ne görev düşecekse geri durmasın. Bu milletin bu memleketin geleceği hepimizi ilgilendiriyor. O kadar!
Cümlenizi Vatandaş selamı ile selamlıyorum.
MAKALE-2
Neredeyse bir asrı tamamlayacak bir devletimiz var, sayamayacağımız kadar eksikleri mevcut. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti olarak kurulan bu devletin yedi hikayesi varsa altı tanesi vatandaşı hırpalamak, ezmek, evirip çevirmek ve bir kalıba sokmak üzere tasarlanmıştı.
Bunu yaparken özellikle 600 yıllık bir imparatorluk olan Osmanlıyı kötüleyerek, İnanç ve Değerlerimizi görmezlikten geliyor, ne anlama geldiğini bilmediğimiz sözüm ona laik insan yetiştiriyordu. Yani Laik devlet yerine Laik insan, yani dinin kendisi için bir değer olmadığı insan tipini yetiştiriyordu.
Sebebini bilmediğimiz bir gerekçe ile Kurucu Meclis feshedilerek layt bir meclis oluşturulmuş, 1921 anayasasını değiştirerek Çanakkale ruhuna saygısızlık yapılmış, 1924 anayasası ile Anadolu insanı hayal kırıklığına uğratılmıştı. Bu haksızlığa karşı başkaldıran Anadoluda ne kadar yiğit varsa bir vesile ile cezalandırılmıştı.
639 yılında Peygamberimiz Hazreti Muhammed(sav)nin vefatından sadece 7 yıl sonra İslam ile müşerref olan Diyarbakırın Dağkapı meydanında Şeyh Sait ve arkadaşları darağacına asılmıştı. O gün bu gündür Devlet ile Millet arası sisli ve bir türlü uyum sağlanmıyordu.
Rahmetli Özal, Erbakan kendince mücadele etti ve en son Erdoğan bu haklı mücadeleyi vererek ülkenin direksiyonunu eline aldı. Özal ve Erbakanın başına ne geldiğini gördük, 15 Temmuzda ise gereksiz bir darbe teşebbüsü oldu. Millet var olsun ki başarısızlıkla sonuçlandı ve halk kazandı.
15 Temmuz ruhu; Ezan, Sala, Tekbir, Vatan ve Bayraktan gıdasını alıyordu bundan böyle bu ülke için kimin bir plan projesi varsa bu beş değeri dikkate almak durumundadır.
Dolayısıyla;
*Bütün siyasi partilerin 15 Temmuz ruhu ile barışık olmaları gerektiğine inanıyorum. Bu ruh Çanakkale ruhudur, bu ruh Tarihimizin, Kültürümüzün beslendiği ruhtur. Bu ruhu benimsemeyen her kim varsa Anadolu insanı ile barışık olamaz olsa olsa takiye yapan dış/düşman devletlerin taşeronlarıdır.
*Devlet adına yine Dağkapı meydanında olup biten haksızlıklar karşısında vatandaşlarımızdan ve özellikle Kürt vatandaşlarımızdan özür dilenmesi lazım. Bu hem Kürt vatandaşlarımız nezdinde hem ehli hak vatandaşlarımız nezdinde paha biçilemez bir değerde olacağını unutmayalım.
*Bu özür dilemekle başlayan huzur verici havanın atmosferinde hak ve adalet çerçevesinde Kürt haklarına yönelik ne kadar iyileştirme varsa Yasal ve Anayasal düzeyde yapılması lazım. Buyur 1921 anayasasında ittifak edelim bu Anayasa ülkenin barış ve huzuru için yeter de artar. 23 maddelik bu Anayasa vatandaşa olan güvene endeksli olup, huzura kapı açıyordu. İnşallah ileriki günlerde 23 maddesini tek tek tahlil edecek bir yazı dizisi yazacağım. Unutmayalım bir anayasa ne kadar uzunsa o kadar vatandaşından kuşku duyuyor.
*Diyanet personeli barış ve huzur için gayret etmeli, yön verici ve eğitici Hutbeler yerel ağırlıklı hazırlanmalı, Cuma namazlarına değer kazandırılmalıdır. Diyanetin vaizleri bay/bayan, büyük/küçük demeden tüm vatandaşlarımıza ulaşmalı, İslamın özü/özeti bu halka anlatılmalıdır.
*”Köy Rehberi” adında bir el kitapları hazırlanmalı, 4 yaşındaki çocuktan başlamak üzere her yaştaki akranların ne yapabileceği konusunda birkaç kategoriye göre akıl fikir verilmeli, her köy sürekli talim terbiye adına bir mega okula dönüştürülmelidir.
Her köyün bir bay/bayan spor rehberi olmalı, şarkı/türkü/ilahi öğrenme konusunda köylülere yardımcı olunmalı. İstidatlarına göre vatandaş yönlendirilmelidir.(Sadece bu talep üzerine bir elkitabı yazılabilir)
*Gençlik akademileri kurularak, gençler günümüz şartlarına göre yetiştirilmeli, yönlendirilmeli, hangi gencin nerede olduğu devletin programı gereği bilinmelidir.
Spor programında mı? Kursta mı? Çok amaçlı komplekste mi? Evde mi?Dil Evinde mi? Tarlada mı? Hayvanların başında mı? Medresede mi? vs. Artık bu başıboşluğun zamanı geçti.
*Türk ev Atatürk kavramı siyasi amaçla kullanmaktan çekinmeli. Türk kavramı Türk vatandaşlarına dünyevi ve uhrevi açısından bir şey kazandırmadığı gibi, MHP ve HDPye bu tarzıyla gereksiz yere siyasi açıdan beslemekte ve ülkenin birlik ve beraberliğine engel olmaktadır. Atatürk kavramı ise gereksiz yere CHPyi ayakta tutmaktadır.
Vatandaşlık kavramı Ön plana çıkarılmalı ve Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı bir marka haline getirilmeli, birlerinin dediği gibi bu marka öyle 250 bin dolara falan da birilerine bahşedilmemelidir.
Diyeceksiniz ki “kardeşim ne diye kendi kendine yazıyor, çiziyorsunuz? Bunları zaten bilen biliyor, gelip sana mı kulak verecekler?” Siz de haklısınız ama ben sorumluluğu üzerimden atıyorum. Benim vazifem buraya kadar, ben hak bildiğimi söyler ve yazarım. Gerisi beni aşar o mesuliyet noktasında olanların vazifesidir.
Selam ve selametle kalın.
MAKALE-3
Bir Bilim Adamının biri büyük diğeri yavru iki tavşanı varmış. Kapının eşiğinde iki delik açmış; açtığı deliklerden bir büyük diğeri küçük. Vatandaşın biri sormuş; “Beyim niye iki delik açmışsınız?” . O da demiş ki, “Büyük delikten büyüğü, küçük delikten küçüğü geçsin diye açtım”. Vatandaş demiş ki, “Efendim o büyük delikten küçüğü de geçebilir, bence diğer küçük deliği boşuna açmışsınız.”. Adam demiş ki, “inanın bu aklıma gelmemişti.”
Bu hadiseyi niye anlattım derseniz, inanın ben benim diyen adam bazen burnunun ucundaki sorunu fark etmiyor. Sağındaki solundaki adamlar da değişik nedenlerden dolayı ona hatırlatmıyorlar ve o sorun orada kala kalıyor. Ayrıca başka başka sorunların da oluşmasına sebep oluyor.
Diğer iki makalede yedişer sorun dile getirdim, bu yazımda da yedi sorundan/öneriden bahsedeceğim, bunlar temel meseleler olmasına rağmen daha nice sorunlar da yerinde kalacak.
Asıl meselemize dönelim, diğer iki makalemde daha çok genel sorunlara değinmiştim, şimdi bir az yerele inelim, yerel huzur bulsun ki genel rahat etsin.
İl/İlçeler düzeyinde;
*1921 anayasasında olduğu gibi illerde “İl İstişare Meclisleri” kurulsun. Ancak bu kurulun üyeleri mümkün olduğu kadar her kesimden insanlardan oluşsun ve kurul kentin menfaatine endeksli çalışsın, burada politik meselelere yer verip boşuna zaman kaybedilmesin. Bu mecliste herkesin yaptığı konuşma istişarenin sitesinde yayınlansın.
Yapılan aylık toplantılarda üç defa politik konuşan ya da hiç konuşmayan kişinin bir sonraki yıl, Meclis üyeliği düşsün.
*İllerde Din İşleri Yüksek Kurulu oluşsun ve bu oluşum uygun aralıklarla bir araya gelerek, şehirde Din İşlerinin nasıl gittiğini, bu konuda bir sıkıntının olup olmadığını araştırsın? Varsa ne şekilde giderilebileceğini ortaya koysun. Bir sorun yoksa da İstişare Kurulu, hayatın manevi yönünde nasıl bir yükselme olabileceğini değerlendirerek, bireye ve kurumlara yönelik talep ve teklifler ortaya koysun.
Örneğin Ceylan AVM’de vatandaşlarımızın rahat namaz kıldığı bir mescit vardı, kapanıp kuytu bir yere küçük bir mescit olarak taşındığı söyleniyor. Bu oluşum takip edip AVM’ye uyarıda bulunabilir.
*İl Adalet Kurulu kurulabilir. Herhangi bir haksızlığa uğradığını iddia eden vatandaş bu kurula müracaat etsin. Burada çıkan kararlarla hak hukuk tecelli etsin. Bu Adalet Kurlunun varlığı vatandaşa bir güven ve mutluluk verir. Gerek sahada kişiler arasında, devlet kurumlarında, hatta mahkemelerde dahi haksızlığa uğrayan bir vatandaş Adalet Kuruluna müracaat ederek hakkına ulaşabilir.
Kimisi diyebilir ki Kamu Deneticisi(Obudsman) var, İl İnsan Hakları Kurulları var, Tüketici Hakları Kurulları var buna ne gerek var? Ben de diyorum ki bu kurullar paralı çalışıyor, üyelerin bir kısmı devlet memurları, dolayısıyla kağıt üzerinde varlıkları sürüyor ama hayata verdiği ciddi katkılarını göremiyoruz. Yani bir şeyler doğru gitmiyor.
*İl Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Meclisi olmalı, bu kurul aktif bir çalışma yapıp maddi imkanları yetersiz fakir ve miskin vatandaşlarımızın bir yıllık gıda ve yakacak temini yapılmalı ve şehre bir huzur ve mutluluğun gelmesine vesile olmalı.
Sosyal devlet anlayışı bunu gerektiriyor. Eğer bir yerde yardım kuruluşları çoksa, oraya buraya verdikleri yardımları fotoğraflayıp, sosyal medyada paylaşıyorsa bu sosyal devlet anlayışının zaafına işarettir.
Malum dünyada en zor sıkıntı aç ve açıkta kalmaktır, ama en ucuz giderilecek sorun da açlık sorunudur. Maaşımızdan biliyoruz, 1/5’ini dahi mutfağa vermiyoruz.
*İlçelerde İlçe Rehberlik Heyetleri kurulmalı. Bu heyette Köy Avukatı, İlçe Müftüsü ya da Vaiz, Veteriner ve Ziraat mühendisi ile Sosyal psikolog olmalı ve bu heyet rutin olarak köyleri ziyaret etmeli, soru ve sorunlarına cevap aramalı ve heyeti aşan sıkıntılar varsa ilçe kaymakamlığına iletmelidir.
Görülecek ki ilçenin sorunları yarı yarıya inmiş, ilçedeki huzur İl’e yansımış bu huzur; hem emniyetin, hem mahkemelerin yükünü hafifletmiştir.
*KÖY-DER adında bir dernek kurulmalı askerliğini yapmış her vatandaş, bayanlarda da 18 yaşını aşmak kaydıyla bu derneğe üye olmalı ve üye başına bu derneğe devlet tarafından aylık 10 TL ödenmelidir.
Bir önceki maddede yapılan çalışmaların harcırahı bu dernek tarafından ödenmelidir.
*İl Evlendirme Meclisi kurulmalı, evlenmekte zorlanan vatandaşlarımızın evlenmesi için gerekli katkıyı yapmalı. Aile bakanlığı, Sosyal Yardımlaşma ve Belediyeler işbirliği içinde bir paylaşımla gençlerimiz evlendirilmeli. Huzurlu aileler oluşturulmalıdır.
………
Bu çalışmaları yaparken ihtiyaç duyulan insan kaynağı ağırlıklı olarak emekli vatandaşlarımızdan yararlanabilinir.
Sevgili dostlar bu Başkanlık sistemini bin bir umutla getirdiysek onu geliştirmek, işler hale getirmek de bizim vazifemizdir. Hâla da siyasi partilerimiz gibi hayata politik baktığımız için ucuz ucuz, laka/luka ile vakit öldürüyor, yerinde sayıyoruz.
Ben hayret ediyorum, bu kadar boş beleş bir hayat yaşayan insanlarımız nasıl mutlu olabiliyorlar.
Tabi nice nice sorunlarımız da kaldı ama hepsini benim dile getirmem çok zor. Kürtçede bir laf var: “Qevl-î Nebî sê care” “Peygamber tarzı üçtür.” Ben de üç makalemi bu soruna ayırdım.
Buyur devamını siz getirin.

Devamını Oku
CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKUMET SİSTEMİNE MANİFESTO

YENİ SİSTEMDEN/DEVLETTEN BEKLENTİLERİM-3

Bir Bilim Adamının biri büyük diğeri yavru iki tavşanı varmış. Kapının eşiğinde iki delik açmış;  açtığı deliklerden bir büyük diğeri küçük.  Vatandaşın biri sormuş; “Beyim niye  iki delik açmışsınız?” . O da demiş ki, “Büyük delikten büyüğü, küçük delikten küçüğü geçsin diye açtım”. Vatandaş demiş ki, “Efendim o büyük delikten küçüğü de geçebilir, bence diğer küçük deliği boşuna açmışsınız.”. Adam demiş ki, “inanın bu aklıma gelmemişti.”

Bu hadiseyi niye anlattım derseniz, inanın ben benim diyen adam bazen burnunun ucundaki sorunu fark etmiyor. Sağındaki solundaki adamlar da değişik nedenlerden dolayı ona hatırlatmıyorlar ve o sorun orada kala kalıyor. Ayrıca başka başka sorunların da oluşmasına sebep oluyor.

Diğer iki makalede yedişer sorun dile getirdim, bu yazımda da yedi sorundan/öneriden bahsedeceğim, bunlar temel meseleler olmasına rağmen daha nice sorunlar da yerinde kalacak.

Asıl meselemize dönelim, diğer iki makalemde daha çok genel sorunlara değinmiştim, şimdi bir az yerele inelim, yerel huzur bulsun ki genel rahat etsin.

İl/İlçeler düzeyinde;

*1921 anayasasında olduğu gibi illerde “İl İstişare Meclisleri” kurulsun. Ancak bu kurulun üyeleri mümkün olduğu kadar her kesimden insanlardan oluşsun ve kurul kentin menfaatine endeksli çalışsın, burada politik meselelere yer verip boşuna zaman kaybedilmesin. Bu mecliste herkesin yaptığı konuşma istişarenin sitesinde yayınlansın.

Yapılan aylık toplantılarda üç defa politik konuşan ya da hiç konuşmayan kişinin bir sonraki yıl, Meclis üyeliği düşsün.

*İllerde Din İşleri Yüksek Kurulu oluşsun ve bu oluşum uygun aralıklarla bir araya gelerek, şehirde Din İşlerinin nasıl gittiğini, bu konuda bir sıkıntının olup olmadığını araştırsın? Varsa ne şekilde giderilebileceğini ortaya koysun. Bir sorun yoksa da İstişare Kurulu, hayatın manevi yönünde nasıl bir yükselme olabileceğini değerlendirerek, bireye ve kurumlara yönelik talep ve teklifler ortaya koysun.

Örneğin Ceylan AVM’de vatandaşlarımızın rahat namaz kıldığı bir mescit vardı, kapanıp kuytu bir yere küçük bir mescit olarak taşındığı söyleniyor. Bu oluşum takip edip AVM’ye uyarıda bulunabilir.

*İl Adalet Kurulu kurulabilir. Herhangi bir haksızlığa uğradığını iddia eden vatandaş bu kurula müracaat etsin. Burada çıkan kararlarla hak hukuk tecelli etsin. Bu Adalet Kurlunun varlığı vatandaşa bir güven ve mutluluk verir. Gerek sahada kişiler arasında, devlet kurumlarında, hatta mahkemelerde dahi haksızlığa uğrayan bir vatandaş Adalet Kuruluna müracaat ederek hakkına ulaşabilir.

Kimisi diyebilir ki Kamu Deneticisi(Obudsman) var, İl İnsan Hakları Kurulları var, Tüketici Hakları Kurulları var buna ne gerek var? Ben de diyorum ki bu kurullar paralı çalışıyor, üyelerin bir kısmı devlet memurları, dolayısıyla kağıt üzerinde varlıkları sürüyor ama hayata verdiği ciddi katkılarını göremiyoruz. Yani bir şeyler doğru gitmiyor.

*İl Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Meclisi olmalı, bu kurul aktif bir çalışma yapıp maddi imkanları yetersiz fakir ve miskin vatandaşlarımızın bir yıllık gıda ve yakacak temini yapılmalı ve şehre bir huzur ve mutluluğun gelmesine vesile olmalı.

Sosyal devlet anlayışı bunu gerektiriyor. Eğer bir yerde yardım kuruluşları çoksa, oraya buraya verdikleri yardımları fotoğraflayıp, sosyal medyada paylaşıyorsa bu sosyal devlet anlayışının zaafına işarettir.

Malum dünyada en zor sıkıntı aç ve açıkta kalmaktır, ama en ucuz giderilecek sorun da açlık sorunudur. Maaşımızdan biliyoruz, 1/5’ini dahi mutfağa vermiyoruz.

*İlçelerde İlçe Rehberlik Heyetleri kurulmalı. Bu heyette Köy Avukatı, İlçe Müftüsü ya da Vaiz, Veteriner ve Ziraat mühendisi ile Sosyal psikolog olmalı ve bu heyet rutin olarak köyleri ziyaret etmeli, soru ve sorunlarına cevap aramalı ve heyeti aşan sıkıntılar varsa ilçe kaymakamlığına iletmelidir.

Görülecek ki ilçenin sorunları yarı yarıya inmiş, ilçedeki huzur İl’e yansımış bu huzur; hem emniyetin, hem mahkemelerin yükünü hafifletmiştir.

*KÖY-DER adında bir dernek kurulmalı askerliğini yapmış her vatandaş, bayanlarda da 18 yaşını aşmak kaydıyla bu derneğe üye olmalı ve üye başına bu derneğe devlet tarafından aylık 10 TL ödenmelidir.

Bir önceki maddede yapılan çalışmaların harcırahı bu dernek tarafından ödenmelidir.

*İl Evlendirme Meclisi kurulmalı, evlenmekte zorlanan vatandaşlarımızın evlenmesi için gerekli katkıyı yapmalı. Aile bakanlığı, Sosyal Yardımlaşma ve Belediyeler işbirliği içinde bir paylaşımla gençlerimiz evlendirilmeli. Huzurlu aileler oluşturulmalıdır.

………

Bu çalışmaları yaparken ihtiyaç duyulan insan kaynağı ağırlıklı olarak emekli vatandaşlarımızdan yararlanabilinir.

Sevgili dostlar bu Başkanlık sistemini bin bir umutla getirdiysek onu geliştirmek, işler hale getirmek de bizim vazifemizdir. Hâla da siyasi partilerimiz gibi hayata politik baktığımız için ucuz ucuz, laka/luka ile vakit öldürüyor, yerinde sayıyoruz.

Ben hayret ediyorum, bu kadar boş beleş bir hayat yaşayan insanlarımız nasıl mutlu olabiliyorlar.

Tabi nice nice sorunlarımız da kaldı ama hepsini benim dile getirmem çok zor. Kürtçede bir laf var: “Qevl-î Nebî sê care”  “Peygamber tarzı üçtür.” Ben de üç makalemi bu soruna ayırdım.

Buyur devamını siz getirin.

Devamını Oku
YENİ SİSTEMDEN/DEVLETTEN BEKLENTİLERİM-3

Hepimiz Birer Birol Şahin Olmalıyız

Bana ne? Sana ne? Umursamazlığı yüzünden birbirimize hakkı tavsiye edip, haksızlıktan alıkoymadığımız için toplum olarak maddi, manevi açıdan perişan hale düştük.

“Din nasihattir” diyen Peygamberiz Hz.Muhammed(sav)’nin ifadesini bir anlamda rafa kaldırdık, dolayısıyla biz de rafın altında kaldık.

“Emri bil maruf, nehyi anilmünker” müminlerin vasfıyken, bu vazifemizi ihmal ettik. Söylediysek de “Kavli leyin”(sempatik dil) ile söyleyemedik galiba, yoksa insanımız özellikle de gençlerimiz niye özünden uzaklaşıp, nefis ve şeytana mağlup oldular, gavur zihniyetine yem oluyorlar.

Beyza tozdan tutun, Beyaz kadın ticaretine, Modaya kadar gençliğimizi, özellikle kadınlarımızı kullanan kullanana.

Müslüman dünya, dünya ve ahretini birlikte sürdürmesi gerekirken, hayat boyu İslam’ın el verdiği ölçüler içinde yaşaması gerektiğini unutmamak lazım.

*Çocuğumuz namaz kılmıyorsa,

*Kızımız modaya teslim/esir olmuşsa,

*Torunlarımız İslam’ın adap ve edebini bilmiyorsa, ilk olarak kendimize bakmalıyız. Acaba ben nerede yanlış yaptım diye?

Sadece onlar mı değil tabi, akraba, komşu hatta her hangi bir Müslüman’dan dahi sorumluyuz.

Yusuf İslam kardeşimizin ifadesiyle Batı dünyası Türkiye vatandaşlarına “Domuz eti yemeyen Hıristiyanlardır” diyorlarmış.

Yani tabir yerindeyse yüce Allah kullarını birbirine teslim etmiş. Atalarımız ne demişler? “Rızayı kabahat aynı kabahattir”

Yani bir Müslüman kardeşin göz göre göre günah işliyor ve sen onu uyarmıyorsan, bu günahtan sana da bir pay düşer.

Onun için “Hepimiz Birer Birol Şahin Olmalıyız” dedim.

Düzce’nin Kayışlı Belediye Başkanı Birol Şahin Voleybol Kız Milli takımızla ilgili değerlendirme yaparken “Tokyo’ya gitmeden önce Allah’ın emrini yerine getirsinler” demesi, bir yandan kamuoyunu mutlu ederken, diğer yandan kendi partisi olan MHP’den ihraç olmasına sebep oldu. Ama başkan öyle bir ifade kullandı ki yılın ifadesi diyebilirim; “Ben kıyamet günü partime değil, Allah’a hesap vereceğim” dedi. Allah ondan razı olsun, kıyamet günü kurtuluşuna vesile olsun.

-Ey Müslüman kardeşim,

-Ey Diyanet görevlileri,

-Ey ilim ehli olarak aramızda dolaşan kimseler,

-Ey İslami Sivil toplum kuruluşları,

-Ey Sofiler dünyası,

“Nefsi nefsi!” diyerek kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz?

Hepimizin bu serkeş, seküler ve layık hayatın günahında payı var. Gelin bu konuda bir müminin “iyiliği emr eden, kötülükten sakındıran” vasfına sahip çıkalım.

İşe yarar yaramaz, o bizim vazifemiz değildir. Ama gücümüz nispetinde yakından uzağa doğru herkes ile uğraşmak, ilgilenmek, tebliğ ve irşad vazifesinde bulunmak üzerimizde fazdır, unutmayalım.

Allah iyilerimizi daha iyi, fasıklarımıza da tövbe, istiğfar etmeyi nasip etsin. Amin demeniz dileğiyle.

 

 

Devamını Oku
Hepimiz Birer Birol Şahin Olmalıyız

Haydi Siyaset Akademisine  

Ak Parti birici yarı ömründe öyle güzel çalışıyordu ki, değil sadece Türkiye dünya dahi gıpta ile onu takip ediyordu.

Bu yeniliklerden biri de Siyaset Akademisiydi. Bu Akademi siyaset alanında insan yetiştirmek için iyi bir fırsattı. 2008 yılında açılan birinci dönem Siyaset Akademisine katılmıştım, müracaat eden yüzlerce kişiden kontenjan kadar seçilerek kayıtlar kabul edildi. O günkü sınıfı gözümün önüne getiriyorum biri diğerinden önemli ve ciddi kimselerdi.

Üniversite üstü bir akademi gibi hem programın içeriği, hem görevlendirilen hocalar açısından ciddi bir yetiştirme okulu mahiyetinde olan Siyaset Akademisi, belge almak için kayıt olup devam etmeyen, devam etseler dahi verilen bilgileri önemsemeyen bazı iş bitiren kimseler yüzünden bir derece değerden düştü.

Bu akademiye kayıt olmak için bence en az yüksek okul mezunu olma şartı olması gerekirken, maalesef ilköğretim mezunlarının dahi kabul edilmesi ayrı bir sıkıntıya sebep oluyor. Çünkü birçok katılımcının anlatılanları anlamakta zorlandıklarına çok kere şahit olmuşum. Bu bir kusur değil seviye, seviye… adı üzerinde Akademi.

Böyle olunca da belgesi olup bilgisi almayan,  içi boş belgelerin bir değeri de kalmadı. Halbuki katılımcının kendini yetiştirmek amacıyla bu Akademiye gitmesi lazımdır.  

Kayıt olmak için Ak Partili olma şartının olmayışı gayretli, nitelikli bir çok vatandaşlarımız için de iyi bir fırsat veriyor. Zaten bu akademide nerdeyse hiç siyaset yapılmıyor, siyasetçinin sahip olması gereken bilgi ve meziyetler üzerinde duruluyor.

Ben yeniden açıldığını duyduğum andan itibaren kayıt olmaya niyetlenmişim, ama acaba bazı sahtekar insanları orada görürsem, 120 kişiden yarısı devam etmediğine şahit olsam, “benim birkaç tane belgem var” deyip akademiyi basit, basit anlatımları duysam, dayanabilecek miyim?

Bu münasebetle Ak partiden istirhamın bu akademinin tanıtımının iyice yapılması ve kayıt alırken her kayıt alanın İl başkanının odasından geçmesi, devam etmesine söz vermesi, önemini bilerek ve inanarak gelen samimi insanların bu akademiye gelmelerini bekliyorum.

Hatta mümkünse en az 150-200 kadar Sivil Toplum Kuruluşlarının yönetimlerine hitaben bilgilendirme amaçlı bir yazışmanın yapılması ya telefonla bilgilendirilmesi bile gerekir diye düşünüyorum.  

Ben 2008 yılında devam ettiğim Akademiden Bursa Eski Belediye Başkanı rahmetli Hikmet Şahin’i, 4-5 dönem Kayseri Büyükşehir Belediye başkanlığını yapan Mehmet Özhaseki’yi, İstanbul’da iki dönem Büyükşehir Belediye başkanlığını yapan Kadir Tobaş’ı, Ankara Altındağ belediye başkanlığını yapan Veysel Tiryaki’yi, İstanbul Pendik Belediye Başkanlığını yapan Erol Kaya gibi seçkin şahsiyetleri orada tanıdım, tecrübelerinden faydalandım. Son seçimlerde Milletvekilliği aday adaylığına müracaat ettiğimde Diyarbakır Komisyonunda Erol Kaya vardı, onu Akademide öğrettikleriyle mat etmiştim. O da hayran kalmıştı.

Bizim inancımıza göre “Beşikten mezara kadar ilim aramak var” dolayısıyla fırsatı olan herkesin bu akademiye müracaat etmesinde fayda var. İnanın aldıkları 250 TL ücret  bir dersinin dahi karşılığında gelmiyor.

Keşke her siyasi parti kendi çapında böyle güzel çalışmalar yapabilse.

Devam etmeyenler listeden silinip derslere alınmasa,

Sınav günü kopya çekilmese,

İlk dersin sonunda gelip, ikinci dersi imzalayıp kaçanlar olmasa,

En önemlisi de her katılımcı o nitelikli ders hocalarından bir şeyler öğrenmeyi dert edinse.

Ak Parti de bu akademiye katılan kimselere gereken değeri vere bilse,

“Haydi Siyaset Akademisine” diyor, tekrar hayra vesile olmasını diliyorum. 38 ilde başlayacak olan Akademi için 27 Ocak son kayıt günüdür, demedi demeyin. Ak Parti Akademisi sayfasına bakın hangi ileyseniz bir an evvel müracaat etmeyi ihmal etmeyin derim.

*Bir şeyler öğrenmeye ihtiyaç duymayanlar, bilgi hazinelerindeki boşluktan haberi olmayanlardır.

Selam ve selametle kalın.

 

Devamını Oku
Haydi Siyaset Akademisine  

2013 YILINA KADAR AKTİF ÇALIŞAN İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ(İKÖ) DAL BUDAK VERDİ; DÜNYA İSLAM FORMU(DİF), İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI(İİT), İSLAM BİRLİĞİ(ASRİKA), İSLAM TOPLULUKLARI GİBİ OLUŞUMLARIN MEYDANA GELMESİNE VESİLE OLDU. BU ÇALIŞMALARI YAKINDAN TAKİP EDEN BİRİ OLARAK,"İSLAM BİRLİĞİ" YAKINDIR UMUDU BENDE UYANDIRDI.

Yeni Sistem/Devletten Beklentilerim

Kimse bana eski parlamenter sistemin faziletlerinden bahsetmesin. Birilerini canı sıkılınca; ya hükümeti yıkıyor, yada erken seçime gidiliyordu. Vatandaş da seçimle oyalanıyordu, aslında seçim sonucu bir az daha ayarlanabilir bir meclis/bir iktidar oluşuyordu. O günleri unutanların kalbi kurusun. Ya da cumhuriyet savcıları durumdan vazife çıkararak parti, kapatıyorlardı.

Başkanlık sistemi getirerek bu sorunlardan kurtulmak istedik, sakın ola bu konuda bir ihmale, bir gevşemeye kapılamayalım. Öyle bir sistem ki tembellikten dahi Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma bile açabilirsiniz.

Peki yeni sistemden ne bekliyorsunuz derseniz?

*Milli İstihbaratın ülke içinde çalışmasına son verilmesini ve vatandaşa güvenmenin gerekliliğini hatırlatmak isterim. Ordu 15 Temmuz ruhu ile barıştı elhemdulillah, fakat ben MİT’te o kadar emin değilim, hala ülke içinde dedikoduları topladığını duyuyoruz. Soruşturma mağdurları ortada.

*Yeraltı dünyasını ortadan kaldırmasını bekliyorum. Bu patronların varlığı Ülkemiz için bir eksikliktir, Devletin adalet mekanizmasına gölge düşürür, acziyetinin bir işaretidir, kabul edilemez.

*Devlet kurumları arasında kendini en hızlı yetiştiren, günümüz şartlarına uyumlu hale getiren Emniyet kurumumuz olmasına rağmen, hala tek tük de olsa vatandaşa saygısızlık yapıp, vatandaşı darp eden kimi polislerin dengesiz davranışları haber programlarına konu oluyor. Emniyet kurumu tereddütsüz bunları bir an evvel bünyesinden atmalıdır. Başka kurumda memur olsun arkadaş! Bunlar silah taşıyacak adam değiller.

*Beyaz toz ve beyaz kadın ticaretini ortadan kaldırmasını istiyorum. Halk arasında bilinen şu; “bu ticaretin baronları emniyet tarafında biliniyor, yakalananlar da ara elemanlardır” denilmektedir.

Ayrıca Namus kavramı ile zıt düşen kadın ticareti zinhar ortadan kalkmalıdır, hürriyet ve özgürlük kavramı altında belden aşağı hikayelerden kurtulmamız lazım. Bir de tüm paydaşların rızası varsa birden fazla evliliklerini önü de yasal olarak açılabilir diye düşünüyorum.

*Milletvekili seçiminde “Dar bölge seçim yöntemi” getirerek meclise nitelik kazandırmalı ve vatandaş muhtar seçer gibi vekil seçmelidir. Diyelim ki, bir şehrin 12 vekili varsa nüfus itibari ile şehir 12 bölgeye ayrılır ve vekil adayı yüz yüze vatandaş ile selamlaşarak oy ister, isteyen her vatandaşta telefonu olur. Şu andaki aldatma sıralı liste ile tanımadığı torpilli/paralı kimseleri Meclise vekil olarak göndermez.

Başkanlık sisteminde Meclis güçlüyse sistem doğru düzgün işler yoksa Başkanlık kontrolsüz kalır, bu da ülke açısından sıkıntıya yol açar. 

*İstanbul sözleşmesinin bir an evvel feshedilmesi lazım. O sözleşme ki 12.maddesinin 5.bendinde kadınla ilgili muamelede; Örf, Adet, Anane, Namus ve Dinden gelen hiçbir normu referans kabul etmemektedir.

Başka bir madde de kadın erkek eşitliğini savunarak, evi reissiz bırakmakta, kadın erkek arasında daimi bir husumete ben-sen kavgasına zemin hazırlamaktadır.

Cinsel eğilim ve eşcinselliğe yol açmaktadır. Anadolu insanı bu kadar rezil bir sözleşmenin muhatabı olamaz/olmamalı.

*Aile kavramı üzerine durup bir yılı “Aile yılı” olarak kabul edip, kadın erkek, büyük küçük herkese ama herkese ailenin önemi anlatılmalı. Ayrıca en az bir dönem mecburi okutulacak bir ders olarak milli eğitim müfredatının Ortaokul kısmında uygun bir yılında “AİLEMİZ” adında bir ders okutulmalıdır.

Bunun yanı sıra evlilikler kolaylaştırılmalı, ev hanımlığı sigortalı ve kısmi ücretli, çocuk sayısına bağlı olarak maişeti arttırılmalıdır.

Ben burada yedi talepte bulundum, buyur diğer yedileri de siz sayın. Yazı uzamasın diye dile getirmedim.

Diyeceksiniz ki “hala hala! bu konularda eksiklik mi var?” Hey gidi hey! var hem de nasıl?

Tez elden bunların yerine gelmesini istiyorum. Bu konuda kime ne görev düşecekse geri durmasın. Bu milletin bu memleketin geleceği hepimizi ilgilendiriyor. O kadar!

Cümlenizi Vatandaş selamı ile selamlıyorum.

 

Devamını Oku
Yeni Sistem/Devletten Beklentilerim

Siyaset Akademisi Neydi? Ne Oldu?

Herkesin müttefik olduğu bir mevzu şudur ki; Ak Parti birinci yarı ömründe şahsına muhasır özeliklere sahip bir partiyken, zaman içinde ensesi kalın kimselerin içine nüfuz etmesiyle AKP’leşti.

Köşe başlarını alan bu zevzek herifler, oturmuşlar AK Partinin kimi koltuklarında AK partilileri partiden uzaklaştırdıkları gibi her geçen gün partiyi tanınmaz hale getirdiler.

Diyarbakır İl Başkanlarından Abdurrahman Kurt için bir komisyon marifetiyle 15 maddelik bir çalışma tarzı hazırlayıp verdik, o zaman çoğunu bir bir uygularken, 2015-17 yılları arasında İl Başkan Danışmanlığını yaptığımda 10 maddelik bir çalışma usulümüz vardı, 2 yılda iki madde de patinaj yaptık, çalışmamıza fırsat verilmedi,  ben tepki olarak Danışmanlıktan istifa ettim.

Ak Partinin getirdiği ilklerden birisi de Siyaset Akademisidir. Her yıl olmasa da zaman zaman açıp insan yetiştirmeye yönelik çalışmalar yapardı.Partili olsun olmasın yetişen nitelikli insan siyasete bir değer bir kazanımdı.

2008 yılında Diyarbakır’da yüzlerce kişi müracaat etmişti, 150 kişi belli kriterlere göre seçildi ve derslerimize gelen hocalardan çok faydalı bilgiler aldık. Ben sınıfın yarı dolu olduğunu dahi hatırlamıyorum. Devam nerdeyse %80-90’lar düzeyindeydi.

O zaman partinin kapanma durumu da vardı, bazıları sağa sola kaçma planı yaparken, biz Akademiye giderek partiye psikolojik, lojistik destek vermiştik. Birileri unutsa da ben çok önemsiyorum;11 kişilik anayasa mahkemesi üyelerinin beşi aleyh, beşi lehine oy kullanmış partinin kapaması bir oya bakıyordu o oy da mahkeme başkanıydı. AYM Başkanı Haşim Kılıç kapanmamasından yana oy kullandı ve ülkemizin önünü açtı.

Tabi o gün bu gündür bazen yılda bir, bazen iki dönem Siyaset Akademisi açılıyor, ama son yıllarda ilk yılların özelliğinden yoksun bir akademi olarak kağıt üzerinde açılıyor, Diyarbakır’da gördüğüm kadarıyla.

Ben 17.dönem Siyaset Akademisi Koordinatörü olarak görev yaptım. Kayıt süresi kapandı bizde sadece 35 kayıt var, sebebi de il-ilçe teşkilatları kayıt oluyoruz deyip kayda gelmemeleri olmuştu.

Ar-Ge Birim başkanı, açmayalım dedi, ben bunu açmamak bir kusurdur, ne edip edip bunu açmamız lazım dedim ve dışarıdan STK yönetimlerinden kayıt alarak bir ay gibi bir zarfta 120’i kaydı aldık.

Derseler başladı, toplamda 30 Hoca Genel Merkez tarafından görevlendirildi. Her biri  diğerinden kaliteli kimselerdi.

Devam-Devamsızlık ayarını tutturamıyorduk. Yetkili etkili bir varsa salon doluyor, yoksa birinci dersin bitimine 10 dakika kala gelen,  ikinci dersi de imzalayıp kaçan birçok teşkilat mensubu vardı. Ar-Ge Başkan ve Başkan yardımcısı başta olmak üzere 8-10 kişi de ücretsiz kayıt olmuş. Ayrıca bu ücretsiz kayıt olanlar derse de devam etmiyorlardı.

Sınav günü kitapçıklar dağıtıldıktan sonra binayı terk ettim, çünkü kopya çekileceğini biliyordum. Maalesef öyle de oldu, tabi 60 saatin 6 saatine bile gelmeyen kimi il yürütme kurulu üyeleri ve diğer teşkilat mensupları ne biliyorlar ki, sınavda ne cevap versinler?

Ankara’dan gelen Ar-Ge Başkan Yardımcısı da aynı kafadan maalesef.

Ben sorumluluğumu bilen bir eğitimci edasıyla derslere ful devam ederek tüm dersleri haberleştirip, 16 gün Ak Partiyi Diyarbakır Özgürhaber gazetesine manşet yaptım.Bu konuda seve seve bu imkanı bize veren gazetenin genel yayın yönetmeni Engin Öztürk’e teşekkür ederim.

Bir gün basına bir kahvaltı veriliyormuş, bir de ne göreyim 16 gün Ak Partinin Siyaset Akademisi çalışmasını manşete taşıyan gazetenin mensupları kahvaltıya davet edilmemiş, ne dolaplar dönüyor, gerisini siz düşünün.

O günün sorumlu/sorumsuz adamı birilerinin katkılarıyla ilçe başkanı oldu. Onun gittiği ilçede yetersiz başkanlık yapan, başarısız kişi de aynı kişinin desteğiyle il yönetim kurulu üyesi oldu.

Peki bu partiden ne beklersiniz, bu akademiden ne beklersiniz?

Öyle olmuş ki bazen alkol içen, ayran içene “Allah’tan kork” diyor.

Eskiden çoğu bilgi/yetiştirme niyetiyle Siyaset Akademisine gelirken, şimdi gelen, “Bu akademiye gelsem bana ne faydası var? Bu sertifika ne işe yarıyor?, benim 3-5 sertifikam var” Diyor.

Kısacası günah yerinde durmaz, işlendikçe büyür, büyüdükçe kokar bazıları o kokuya bulaşa bulaşa artık his etmez, ama temiz insanlar da o kokunun sağında solunda geçmezler/geçemezler.

Yani, biz Akademi açtık, bu kadar insan yetiştirdik, iddiaları eskidendi bununla kendimizi aldatamayalım, demek istediğim bu. Şunu da söylemeden edemiyorum, Ak partinin en büyük kırılma noktası 3 dönemden sonra görev almama kuralına bir “hileyi şeriyye” getirerek aynı adamlara kapıyı kapatmaması oldu galiba. Diyarbakır’da Ak Partiye sıkıntı veren kişi de o gruptandır.

Siyasete ihtiyacı kalmamış,  prestij peşinde, benim dediğim olsun da başarı gelir gelmez umurunda değildir.

Kısacası ne Ak parti eski ak partidir, ne de Siyaset Akademisi eski kalitededir.

Telafisi var mı var? Onu da Genel merkez düşünsün. AKP’lilerin benim gibi insanlara ihtiyacı yok, çünkü biz farklı dünyanın insanlarıyız.

Ya Allah deyip kendimize gelme zamanıdır, bu ülkeye yazık oluyor. Pansuman tedbirlerle vakit öldürme gibi bir lüksümüz yok.

Selam ve selametle kalın.

Devamını Oku
Siyaset Akademisi Neydi? Ne Oldu?

Milli Eğitim Müdürümüzü Tebrik Ediyoruz

Milli Eğitim Müdürümüzü tebrik Ediyoruz

Basına ve kamuoyuna

Memur ve Emekli Sendikaları Konfederasyonumuz MESK’in Diyarbakır çalışmalarında çaldığımız her kapıyı bize açan kamu kurum ve Sivil  Toplum Kuruşlarının yetkilerine teşekkür ederiz.

Program yoğunluğundan dolayı Milli Eğitim Müdürümüzü ziyaret edemedik bizi mazur görmelerini bekliyoruz. İki günlük dar bir program içinde bir araya gelmemiz mümkün olmadı.

Güneydoğu Güncel gazetesi ziyareti esnasında Diriliş Eğitim Sen Genel Başkanımız Mehmet Nuri Kaynar ülkemizin bazı illerindeki yönetici atamalarında oluşan kayırmalara göre genel bir konuşma yapıp “yönetici atamalarında torpil var” ifadesini kullandı, Diyarbakır MESK İl başkanı olarak müdahil olup “Diyarbakır’da mülakattaki kayırma artık yok, puana göre atama yapılıyor” deyip,  şerh koymama rağmen özellikle bu torpil ifadesi manşete taşındı. Olayda bir kasıt olduğunu düşünmüyorum galiba sözlerim not alınmayınca unutuldu.

MESK olarak “doğruya doğru, yanlışa yanlış” demek düsturumuzdur. Bu yazılı açıklamayı ondan dolayı yapmak durumunda kaldık.  

Eskiden yönetici atamalarında torpil olmakla beraber Doç.Dr.Feysel Taşıer’in azim ve gayretleri ile minimize edilerek puan durumuna göre atama yapıldığını biliyoruz.

Birçok alanda olduğu gibi burada da adil bir duruşa sahip olan İl Müdürümüzü tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.

Eyüphan Kaya

Diyarbakır MESK il başkanı

Devamını Oku
Milli Eğitim Müdürümüzü Tebrik Ediyoruz