Hakkında
Eyüphan Kaya... 1962 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Klasik Kürt medreselerinde 8 yıl İslami ilimleri tahsil ettikten sonra, ortaokulu dışarıdan bitirdi, Diyarbakır Lisesini 1982-85 yılları arasında dahili okudu İmam-Hatip fark derslerini vererek iki liseden mezun oldu. Memuriyetinin ilk yıllarında İmam-hatiplik yaptı, D.Ü.Eğitim Kimya bölümünde 1989 yılında mezun oldu vatani görevini de ifa ettikten sonra MEB’de çalıştı, 28 yıllık çalışma hayatından sonra 2015 Ağustos atı itibariyle emekliliğe ayrıldı. Arapça, Türkçe, Kürtçe bilmekte olup, evli ve tamamı üniversite mezunu 6 çocuk babasıdır. İnternethaber.com sitesinin günlük yazarı ve yerelde özgürhaber gazetesinde yazıları yayınlanıyor. Birçok seminer, çalıştay ve konferanslara katıldı, TASAM, TKMM, DDA destekçisidir, Ortadoğu Gazeteciler Cemiyeti Diyarbakır il temsilciliğini yapmaktadır. 2014 Şubat ayında İslam İşbirliği Teşkilatına Bağdat’ta tebliğ sundu ve tebliği heyecana neden oldu. Orta doğu Kongresinin daimi katılımcı olup, müzakereci düzeyinde katkı sunmaktadır. BM’ler konferansına katılmıştır. Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun aktif katılımcısıdır. Milli eğitimin muhtelif kademelerinde çalıştı, birçok sivil toplum kuruluşuna üye ve yöneticilik düzeyinde çalışmaları olmuş, an itibariyle değişik gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanıyor, İnsan Hakları Aktivisti olan Kaya İnsan Hakları Cemiyeti yönetim kurlu üyesidir. Ayrıca İzmirizmir.net, Siverekname, Haber x, Haberlerankara, Giresun Aydındere, Haberdiyarbakır.gen.tr, Diniajans.com, Marmarayerelhaber, Düzceyerelhaber, Haberlerankara, Akgörüş, Akfikir, Serketinniws.com… ve ve… sitelerinde yazıkları yayınlanmaktadır. 2006 yılında Edebik.com sitesiyle başlayan sosyal medya sevgisi, edebiyatevi, edebiyatdostları.con ve edebiyatdefteri.com ile devam etti. Günlük köşe yazılarını yazmanın yanı sıra edebiyatdefteri.com sitesinde 600’den fazla manzum eseri yayınlanmıştır
  • Yaşadığı yer Türkiye
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Ah helal lokma, ah helal lokma

Bazı manidar hadiseler var ki asırlar boyu yaşar ve ehli vicdan ondan bir ders, bir marifet alır, birileri de o  tür hadiseleri, masalmış gibi dinler bir kulağından girdiği gibi diğer kulağından çıkar.

Behlul Dane ile Harun Reşit arasında birçok nüktedan hadisenin yaşandığı hepiniz bilirsiniz.

Yine günlerden bir gün Harun Reşit ona çarşı pazarı kontrol görevini veriyor.

Behlul bir fırına gider birkaç ekmeği tartar, hepsinin gramajının düşük olduğunu tespit eder. Fırının sahibine sorar;

-Aile huzurun nasıl?

-Eşinizden memnun musunuz?

-Çocuklarınızdan memnun musunuz?

Sorduğu tüm sorulardan veryansın işitiyor, hep menfi cevap alıyor.

Başka bir fırına gidiyor; bir de bakıyor ki tarttığı her ekmeğin gramajı hep fazla çıkıyor. Aynı soruları buna da soruyor;

-Ailevi huzurun nasıl?

-Eşinizden memnun musunuz?

-Çoluk çocuk nasıl?

Ama tüm sorulardan şükürle cevap alıp, fırıncı mutluluğunu beyan ediyor.

Behlul Dane, Harun Reşi’de gidiyor ve diyor ki, “ya halife bana gerek kalmamış, çarşının ağası varmış hak edene ceza, hak edene mükafatını zaten vermiş.”

Bu hadiseden yola çıkarak tefekkür ile kıssadan hisse ararsak kendimize şu soruları sormamız gerekmez mi?

-Benim kazancım helal mı?

-Ölçü, tartıya ne kadar riayet ediyorum?

-Alış verişimde yersiz yere yeminler ediyor muyum?

-Çürük malı sağlam diye satıyor muyum?

-Ahi ahlakı bende var mı? Esnaf komşuma dua mı ediyorum veya hasetle mi ona bakıyorum?

Bu soruları çoğaltmak mümkün, ama şunu unutmayalım kazancımızın az ya da çok olmasından çok, helal olması önemlidir. Haram kazancın bu dünyada da ahrette de vebalı, sıkıntısı olduğunu unutmayalım. Bu tür hadiseler yaşanmış ve insanlık bin yıl boyu bunu anlatarak günümüze kadar getirebilmiş ve biz de bizden sonraki kuşaklara aktarıyorsak bundan ders, marifet almak lazım.

Adam söylenip duruyor,

*Benim çocuğum namaz kılmıyor,

*Benim kızım örtünmüyor,

*Benim çocuğum ders çalışmıyor,

Ama işin tuhaf tarafı, suçu kendinde aramıyor, asıl sorun burada.

Bir akademisyenin helal lokma ile ilgili bir değerlendirmesine şahit olmuştum. Şöyle demişti “Kardeşim evladınıza haram lokma yedirirseniz bir kusar, az yemişse az çok yemişse çok kusar, kendini de sizi de berbat eder” demişti.

Mesele bu kadar açık ve net, eğer siz kanaat edip, rızkın Allah’tan geldiğine inanıyorsanız, çok paranın hayır/huzur adına bir ölçü olmadığına inanıyorsanız, paradan çok gönül dünyanızın huzur bulmasını istiyorsanız, kazancınıza dikkat edecekseniz.

Şu malımı nasıl kazanıyorum?, nerelerde harcıyorum? sorusuna verdiğiniz cevabın sizi tatmin edip etmediğini iyice tartacaksınız. Yoksa işimiz zor bu dünya imtihan dünyası, her gün niyetimizle, söz ve davranışlarımızla ya kazanıyor ya da kaybediyoruz.

Yüce Mevlam cümlemizi helal lokmadan rızıklandırsın amin demeniz dileğiyle.

Devamını Oku

Ay-der'de verilen STK temalı seminere Cumali Atilla da katıldı

Diyarbakır Ay-der genel merkezinde STK hakkında bir seminer verildi. Sivil toplum çalışmalarının dünü, bu günü ve yarını ele alındı.

Sivil Toplum Kuruluşlarının faydaları ve gerekliliği üzerinde duruldu. Farklı düşüncelere sahip insanların bir amaç için bir araya gelip, dermek kurmaları hoşgürü ve toplumsal huzura katkı yaptığı belirtildi.

Hayat, Devlet erkanına bırakılamayacak değerdlidir, ayrıca kamu yöneticilerinin bir başına hayata ciddi bir katkı vermeleri de hayli zor olduğu belirtildi.

Bu arada Diyarbakır Büyükşehir belediyesi Ak parti başkan adayı Cumali Atilla da sade bir vatandaş edasıyla bu seminere katıldı. Ancak çiğköfte faslında katılımcılardan gelen sorulara açık yöreklilikle, tatminkar cevaplar verdi.

Şimdiye kadar yapılan hizmetleri belediyenin bütçesi ile yaptıklarını belirten Atilla "Herkes bilsin ki bu çalışmalar için bir kuruş dahi borçlanmamışız" dedi. 

Bazıları rayli sistemi niye yapmadık diye soruyor, şehrimiz rahli sistem ulaşımına elverişli değildir, bir de elimizdeki parayı oraya kanalize etseydik bu iki yılda yaptığımız çalışmaların yarısını dahi yapamazdık diye cevap verdi.

Devamını Oku
Ay-der'de verilen STK temalı  seminere Cumali Atilla da katıldı Ay-der'de verilen STK temalı  seminere Cumali Atilla da katıldı

Özlenen Devleti Arıyorum

Devlet deyip geçmeyin, insan hayatında azami derecede rolü olan bir oluşumdur. İnsan hayatına huzur, güven ve mutluluk katabileceği gibi hayatı kabusa da çevirebiliyor.

Bir devletin vatandaşı “iyi ki bu devletin vatandaşıyım” diyebilirse işte o aranan devlettir, uzun ömürlü devlettir, mutluluğun kaynağı devlettir. Eğer bir devletin vatandaşı “devletin malı denizdir, yemeyen domuzdur” diyorsa, vay o devletin haline, çünkü iyi insan yetiştirmeyi başaramamıştır.

Malum devlet kurumlarıyla vardır, kurumlar da çalışanlarıyla değer kazanır. Baksanıza neden vatandaşların Meclis’ten umudu pek kalmamış? Çünkü vekillerin seçme yönteminde yanlışlık var, vatandaş istediği kişiyi değil, liderin istediği kişiyi meclise gönderiyor. Dolayısıyla vekil de millete değil, lidere yaranmak için çaba sarf ediyor.

Mesela;

*Devlet adamı; özellikle Hükümet düzeyinde vatandaşına karşı eşit mesafede olması lazımken, “bendensin, değilsin” yaklaşımını taşırsa vatandaşın en az yarısı kendini güvende hissetmez.

*Bir Hekim hastadan hastaya farklı muamele yapar, değişik ilgi gösterirse sağlık kurumlarında sıkıntı oluşur. 15 Temmuz gecesi yaralanan bir vatandaşımıza “Kim seni sokağa davet etmişse gelsin senin yarana da o baksın” diyecek kadar dandik sağlık mensupları bu ülkede varsa vay halimize.

*Bir Hakim karşısındakini itham edildiği mensubiyete göre farklı bir gözle sanığa bakabiliyorsa, bu ülkede Adalete güven de azalır, devlete olan güven zedelenir.

Bir Alman vatandaşı haksızlığa uğramış, biri ona sormuş “ne olacak senin halin?” o da demiş ki “hakkıma ulaşacağımdan kuşkum yok, Berlin’de Hakimler var”  

*Bir Hoca öğrencisine aidiyetine, meşrebine göre muamele etmemeli. Ona salt bir öğrenci gözü ile bakmalıdır. Hoca ayırım yapmaz diyorsanız hele bir bakın Fırat Üniversitesinden kaç tane genç dağa çıkıp, PKK’ye katılmıştır.

Ya ben bazen oturduğum yerde kahroluyorum. Bu Kürt sorunu yasal ve anayasal düzeyde neden çözülmüyor? Diye. Nasıl bu kadar sıkıntılı hale getirildi?

Bu devletin Fransa’dan aldığı bu laiklik yönetim tarzı vatandaşın karşısına bir tuzak gibi koyup, hep inanç ve kültürünü önünde bir takoz haline nasıl getirildi.

Bu cennet misal yarım adada neden aç ve açıkta kalan vatandaşlarımız olsun, yardım paketlerinin peşinde koşuşturulsun.

Neden, Aile kavramı bu kadar hırpalandı, komşuluk ilişkilerimiz kayboldu, kamu menfaati hassasiyetimiz diye bir kavram bizim için değer olmaktan çıktı, bireysel menfaatlerimiz hayatımızda kriter haline geldi.

“Her şey karşılıklıdır” ifadesi kullanılabilir duruma gelip doğru bir ifadeymiş gibi algılanıyor. Arkadaş her şey karşılıklı ise Allah rızası için yapabileceğin ne kaldı? Ben sana yardım eder, sen de bana yardım ediyorsan hani iyilik?

Haydi engellilere yardım, ilgi… “unutmayın hepimiz engelli adayıyız”  demek ne derce doğru. Tabi değerlerinizi unutursanız başka başka kavramlar bu şekilde hayatınızı kirletir.

Demem o ki özümüze dönelim tarih, inanç ve kültürümüzle selamlaşalım. Devlet adamlarımız halka hizmetkar ve vazifedar olduklarını, yarın kendileri de bizim gibi vatandaş olacaklarını, üstelik hesap günü ekstradan bir hesap vereceklerini de unutmasınlar.

Herkes bilsin ki, Türkiye tüm değerleriyle 82 milyon vatandaşındır. Eğer devlet bu vatandaşlarımızın hak ve hürriyetlerine sahip çıkamıyorsa, yetkili etkili kimseler iki kere düşünmeli, “biz nerede yanlış yapıyoruz?” diyerek kendilerini sorgulamalıdırlar.

İşte özlenen devlet bu olsa gerek.

 

Devamını Oku
Özlenen Devleti Arıyorum

AİLEYİ DAĞITAN YASALAR KALKSIN

#ÖnceAile

https://twitter.com/adaletplatformu/status/1096376045517848577?s=12


17 Şubat 1926'da İsviçre Medeni Kanunu'nun kabulüyle başlayan CEDAW, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, İstanbul Sözleşmesi, 6284 ile devam eden

BÂTI(L)ın ÂİLEYİ İNSANLIĞI YOKETME KÜRESEL SAVAŞINA KARŞI;
Âile Nasıl Kurtulur? 10. ÂİLE Hakları Çalıştayı ve Basın Açıklaması

16 Şubat 2019 Cumartesi Saat:14 Türkiye Yazarlar Birliği Salonu, Sultanahmet
AileHaklari.org

Konuşmacılar; Abdülkâdir TURAN, Dr., Eğitimci-Yazar
Âdem ÇEVİK, Âile Platformu Başkanı Burhaneddin CAN, Prof. Dr., Öğretim Üyesi, SEKAM Başkanı Fehmi DEMİRBAĞ, Yazar, EŞcinsellik Terörü Yazarı Harun ÜNAL, Müfesir- Muhaddis Mütefekkir
Hatice BALİN, Sosyolog, İMH- MutluAile Başkan Yardımcısı İlhami SAYAN, Hukukçu-Sosyolog
Necdet TOPÇU, Dünya Sosyologlar Derneği Başkanı Sefa SAYGILI, Prof. Dr. Psikiyatrist, Sıcak Yuva Vakfı Başkanı
Selahaddin EŞ, mütefekkir, Yazar Ve mağdur aileler Moderatör:
İdris ÖZTEPE, Stratejist

Küresel AİLE düşmanlarının dayattığı Ülkemizi tehdit eden FITRATA AYKIRI;
ÂİLEYİ YIKAN YASALAR KALKSIN

AilePlatformu.net @OnceAile +905322033274

 


Âile Nasıl Kurtulur?
ÖNCE ÂİLE Paneli2 ve Basın Açıklaması

GÜNEYDOĞU Diyarbakır önceAile panel Programı
Av Nesib Yıldırım, Mazlumder Genel Başkanvekili
Av. Receb Kandemir, Hukuki Araştırmalar Derneği YİKÜ

Ahmed Yoldaş, Davet Kardeşlik Vakfı Diyarbakır Başkanı
Fesih Bozan, ÖnceAile Birliği güneydoğu bölge başkanı
Dr Uğur Balin, Dünya Çocuk Hakları Derneği Güneydoğu Bölge Başkanı
Eyüphan KAYA, AileHakları Güneydoğu Bölge Başkanı

16 Şubat Saat:14
Yer: Sümerpark SosyalHizmetler Cep Sinema Yenişehir/Diyarbakır

Organizasyon: AileHaklari.org
İletişim: 0505 773 0093 t.me/AileHaklari @OnceAile

AİLE KANUNLARI İNANCIMIZA, HUKUKA AYKIRI OLAMAZ

1860-1981 arası BÂTIL Medeni Kanunu TMK alınan İsviçre'de 100bin Çocuk KÖLE vardı. Hollandada pedofili partisi var ve BM Çocuk Hakları, İnsan Hakları Dünya sessiz!?..
Türkiye'de de 2019 da bile Çocuk haczi ve nafaka hapsi var.
Fuhuş Serbest Genç Evlilik yasak! TCE Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eşcinsellik Teşviki!
6284 ile delilsiz şahitsiz kadının beyanı ile iftira serbest...
Küresel AİLE düşmanlarının dayattığı Ülkemizi tehdit eden FITRATA AYKIRI;
ÂİLEYİ YIKAN YASALAR KALKSIN
Teması işlenecek.

AilePlatformu 8Mart ve 15 Mayıs’ta tüm Türkiye’de aynı anda “Âileyi yıkan yasalar Kalksın” , “istanbul sözleşmesi 6284 iptal olsun” yürüyüşü
basın açıklamaları toplantılar vb eylemler düzenleyecek.

ailehaklari.org
CocukHaklari.org
AilePlatformu.net
T.me/AileMeclisi

Devamını Oku

SİYASETE HER FIRSATTA BİR FORMAT ATMAK LAZIM TAKİ HER VATANDAŞ "İYİ Kİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞIYIM" DİYENE KADAR.

Evliler günü niye yok?

Bu toplum niye bu kadar rahat oyuna geldi/geliyor? diye düşünürken birden şu laiklik kavramı aklıma geldi. Bu kavramın arkasına sığınan birileri laik düzen, laik devlet yerine “laik insan” yetiştirdiler.

Laik insan;Tüm dinlere eşit mesafede fakat İslam’dan çok uzak bir insan tipidir, maalesef.  Böyle bir insan tipi sağı solu belli olmayan, niteliği düşük, tarihine kültürüne küs bir nesildir. Tabi ki  kurumuş kenger otu gibi  rüzgarın estiği tarafa savrulacak.

İnsan hiç kendine sormaz mı?

*Ben kimim?

*Dinim nedir?

*Kültür, gelenek ve ananem nedir?

*İnsani değerlerim nedir?

*Canım istediği her şeyi yapabilir miyim? diye

Çoğu zaman bir moda kurbanı, bazen ahlak dışı dizi ve yarışma takipçisi, bazen yıl başını kutlayan bir Hıristiyan taklitçisi, bazen sevgililer gününü önemseyen bir oyuncak, vah ki ne vah!

*Tarihin akışı içinde önemli olayların hatırlanması açısından belli günler olabilir,

*Dini açıdan bazı mübarek günler olabilir,

*Meslek günleri kuruluşları itibariyle olabilir.

Ama anneler günü, babalar günü, sevgililer günü adı altında günler olmaz. Çünkü anne babaları her gün hatırlamak lazımken, sevgililer günü diye bir gün ise aklımızın ucundan bile geçmemeli.

İçeriden ve dışarıdan düşman tüm gücüyle aile yapımıza saldırmaktadır. Bunun en kolay yolu 18 yaş öncesinde kızlarımızı zinaya teşvik etmek, erkeklerimizi edepsizleştirmektir.

Batıda boşanma oranı çığırından çıkınca bir araştırma yapılmış acaba neden çiftler boşanıyor? Çoğu demiş ki “çok kişi ile beraber olduğumuz için tek kişi ile yaşamak bize zor geliyor.” İşte sevgililer günü ile toplumumuzu o hale getirmek istiyorlar.

Eğer yalan değilse “evliler günü” diye bir gün olsun bakayım, niye yok çünkü o iyiye, güzele teşviktir, Aileyi güçlendirir, hayata kalite katar.

18 yaşını doldurmadan bir kız evlenemez fidesini niye yasalarla korumak istiyorlar sizce, çünkü 16-17-18 yaşlarında büluğ çağının ilk yılları ve duyguların galebe çaldığı ergenlik sürecidir, kız yada erkeğin bu süreçte nefsine yenik düşme ihtimali yüksektir.

Amaç kızlarımızı kirletmektir. Hiç düşündünüz mü kendine feminist adı veren bir grup kadın ya da erkek “bu ülkede kimse 19 yaşından gün almadan evlenmemeli” diye mücadele ediyorlar neden acaba?. Peki bu yaşın altında flört, ya da fuhuş nasıl diye sorsanız, “o kişin tercihine kalmış” diyecek kadar namus ile araları limonidir.

Bunlar kimdir, bunların çalışmalarını kim finanse ediyor, bunlar arasında Müslüman’ım diyen de var, sözüm ona örtünen de.

İslami ölçülere göre büluğ çağına ermiş kişi ilahi emirlere karşı mükellef duruma geldiği halde “18 yaşını doldurmadan kimse evlenmemeli” diyen birisi acaba mümin midir? Bu küfür kokan bir durum gibi duruyor.

Ayrıca büluğ çağı genetik ve iklim şartlarına göre değişebilir, bazı coğrafi bölgelerde ya da farklı bir popülasyona mensup insanlarda bu yaş 17- 18-20-21 dahi olabilir. Ayrıca büluğ çağına gelen bir kimsenin evlenmesi zorunludur diye bir gereklilik de yoktur, ama bunu yasaklamak sakıncalıdır.

Gereksiz gündemimize döner isek şunu bilmeliyiz ki sevgililer günü inanç ve kültürümüze uygun bir gün değildir. İnsanoğlu her istediğini yapma özgürlüğüne de sahip dengesiz bir varlık olamaz. Yapsa da kendisi değerden düşer diye düşünüyorum.

Özümüze dönelim, edep ve marifetimize sahip çıkalım, elimizi, belimizi, dilimizi kirletmeyelim.

İnsana yakışan budur.

 

 

Devamını Oku
Evliler günü niye yok?

Büyükşehirde HDP’nin oyları Cumali Atilla’ya olmalı

Doğrudur, seçimden amaç kazanmaktır. Ama kazanmak sadece başkanlıktan mı ibarettir acaba?  Aklı selim ile düşündüğümüz zaman kazanmanın başka türleri de var.

HDP’nin Diyarbakır’da belli bir tabanı olduğu belli. Bir kısmı ideolojiktir tıpkı CHP gibi, bunların oy akışını değiştirmek hayli zor ama çoğu konjoktürel oylar olduğunu da biliyoruz. Yani şehrimizde seçmenin oyları çantada keklik değildir. Şunu da söyleyeyim Ak Parti seçtiği adaylarla HDP’nin işini kolaylaştırıyor, ekmeğine yağ sürüyor.24 Haziran genel seçiminde böyle olmadı mı?

Kanaatin o ki HDP’nin Ak Partiye bir jest yapması lazım. İlçe adaylarında eğer makul adayları varsa kendi partisine oy versinler, ama Büyükşehir’de oylarını Cumali Atilla’ya vermelerini bekliyorum.

Malum bu tür oy değişiklikleri için aylar yetmez, belki yıllar lazım. Bununla birlikte aşağıdaki nedenlerden dolayı Büyükşehir için HDP oylarının Cumali beye kullanılmasında fayda mülahaza ediyorum.

1-Cumali Atilla bu iki yılda kayda değer bir hizmet verdi şehrimize, elbette ki iyin daha iyisi var, ama bazı çalışmalar için; zaman lazım, finansman lazım, profesyonel ekip lazım.

2-Ankara’dan finansın şehrimize kayması için Büyükşehir’in başkanlığı Ak Partide olursa daha iyi olur. İkide bir diyoruz Şanlıurfa Diyarbakır’ı solladı ama belediyesinin Ak partide olduğunu unutuyoruz.

3-Cumhurbaşkanının buzdolabına aldığı çözüm sürecine sahip çıkmak istediğimizi ima ederek, Büyükşehir aracılığı ile huzur kapısını aralamak için. Malum hem şehir olarak Külliye ile kavgalı olup hem oradan hayırlı gelişmeler beklemek tezat oluşturmaktadır. 

4-Bir sefer de Ak Parti belediyeciliğini denemek için, 17 yıl HDP Diyarbakır’da belediyeyi yönetti, müsaade edelim bir dönem de Ak parti adayı Cumali Atilla yönetsin olmaz mı?

5-HDP’nin genel siyasetteki duruşuna bir uyarı vermek için. Ülke bütünlüğü içinde siyaset yapmayıp perde gerisinde kanile bağlı olduğu hissi vermesi onu mecliste pasif duruma düşürüyor. Tıpkı bir yetim gibi meclisin bir tarafında sessiz duruyor, sesini yükseltince de kale alınmıyor. Evli vicdan olan herkese soruyorum Allah aşkına HDP birkaç seçim daha bu şekilde meclise gidip gelse ne yazar? Bütün samimiyetimle söylüyorum HDP böyle yaparsa gecek genel seçimde CHP’de onu kurtarmaz.

Ayrıca HDP şunu bilsin hala PKK’den bir umut bekliyorsa yanlış yoldadır. Çözüm süreci DHPKK endeksliydi akamete uğradı. Sakın bir daha o hayallere kapılmasın. Halktan beklenmedik bir tepki alacak bunu bilmesinde fayda var. Ayrıca ne tür plan programı varsa TBMM endeksli olmalı, bizim dışarıdan birilerinin himmetine ihtiyacımız yok.

Derdimiz büyük, söylenecek çok şey var, ama ben meramımı dile getirdiğimi sanıyorum. Eğer bu şehirde güzel şeyler olmasını istiyorsanız bu fikrimi değerlendirirsiniz, yok eğer sizin başka bir niyetiniz varsa hayırlı olsun.

HDP’nin Büyükşehir başkan adayı Dr.Selçuk Mızraklı beyefendi, samimi bir insan olduğuna inanıyorum ama Belediye başkanlığına getirilmekle benin düşündüğüm tarzda bir fayda sağlayacağına inanmıyorum.

Engelsiz aklım, bağımsız vicdanım, sade imanım bende bu kanaati uyandırdı, ben de sizinle paylaşmak istedim.

Bundan sonrası sorumluluk sizde.

Selam ve selametle.

Devamını Oku
Büyükşehirde HDP’nin oyları Cumali Atilla’ya olmalı

Kürdıstan Coğrafyasının Varoş Mahallesi; Rojava

Evet, evet her yerde fakir yine fakir, çoğu kere zenginlerin emellerine alet oluyorlar. Dikkat edilirse ortalığı karıştırmak isteyenler hep fakir fukaradan, modern deyimiyle varoşlardan başlıyorlar.

Şehrimizde dahi kışkırtıcılar daha çok Fiskaya, Şehitlik, Aziziye, Bağlar ve Sur gibi yerlerde cirit atmıyorlar mıydı?

Çünkü fakirin kaybedecek bir şeyi yok, bazı fakirler özellikle gençleri rahat heyecana gelebiliyor, az bir menfaatle taraf olabiliyor.

Maalesef Rojava Kürtlerinin hali de budur. Orada Tanrı tanımaz bir yönetim oluşturmak istiyorlar, kanton/komün tarzı bir yönetim şekli, öyle bir sistem ki bu sistemde mülkiyet sahibi kimse olmadığı gibi nikah dahi yoktur. Kulun takati yetmeyince  bu İslam coğrafyasında böyle modası geçmiş bir yönetimin oluşmasına Gayretüllah müsaade etmedi, onun için sonunda Türkiye ordusu oraya müdahale etmek durumunda kaldı.

Buradaki sıkıntılardan biri Türkiye Cumhuriyeti ordusuna Türk ordusu demek, halbuki o sınırda olup biten hadiseler Kürdü de Türkü de Arabı da sıkıntıya düşürecek bir oluşum. Nereden biliyorsunuz? deseniz ABD’nin desteklemesinden anlıyorum, daha yetmiyor mu?

İnsanlar çok nankördür, hatırlarsanız Suriye’de yaşayan Kürtlerin kimlikleri dahi yoktu, bir şey alıp satamıyorlardı, pasaport alıp bir ülkeye seyahate bile çıkamıyorlardı Türkiye’nin baskısıyla Kimlik aldılar.

Aslında Akdenize kadar Türkiye sınırının paralelinde özerk bir bölge onlara verilecekti, federatif Suriye devletinde daha rahat yaşayacaklardı, Türkiye Salih Müslüm’ü Ankara’ya çağırdı ama adam kızıl komünist Türkiye’yi takmadı.

O Salih Müslüm ki Tefsir profesörü, Abisi Mustafa Müslüm’ü sürgüne zorlayan adamdır. Prof.Dr.Mustafa Müslüm Gaziantep’te Medrese açmış ilim erbabı, uyanık, nitelikli bir nesil yetiştiriyor. Yine ona kucak açan Türkiye oldu.

Akılsız adam hiç düşünmedi 800-900  kilometre sınırıma komşu olan bir ülke ile barışık olmazsam ben nasıl yaşarım, ya da bu devlete rağmen ben burada devlet kurabilir miyim? İşte görüyorsunuz bir Suriye yönetimi ile flört yapıyorlar, bir ABD’nin arkasına sığınıyorlar, neden çünkü halk ile barışık bir oluşum değil, hiçbir şey de yapamaz. Rojava oluşumunu Kürt devleti gibi lanse edenler de iyi niyetli kimseler olduğuna inanmıyorum.

Kimse demiyor ki binlerce TIR silahı ABD ne diye buradaki Kürtlere veriyor. ABD Türkiye’deki üslerinden emin olmayınca kendine yeni bir alan açıyor, kimi iza’ndan yoksun kimseler de “hadır bize bir alan açıyor” diye seviniyorlar.

Son günlerde halkı heyecana getirip Türkiye askerine saldırtmaya çalıştılar, gençler bir an heyecana geldi ve askerimizin üzerine gitti, o anda askerimizi sevk ve idare eden komutanı candan kutluyorum ateş emri vermediği için. Ama videoda provokatör olarak halkı galeyana getiren kişinin muhakkak yakalanması ve Türkiye’ye getirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bazı kimselere soruyorum bu dünyanın 1/4’dü Kürdistan olsa ama Küfür kanunları ile idare edilse bir işe yarar mı? Kim evet dese de ben buna ey vallah diyemem. Çünkü lanetli bir devlet olacak, insanlara zulüm edecek, haksızlıklara neden olacak.

Birileri “işte Türklerin devleti de Küfrün kanunlarıyla idare ediliyor ne olmuş yanı” peki birileri bok yese sen de mi bok yiyeceksin. Bu devlet Anadolu insanını canını yaktı, huzurunu bozdu, şükür edelim ki Adanan Menderes Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve en son Recep Tayyip Erdoğan gibi gayretli insanlar fiili olarak bu sert devleti bir yumuşattılar yoksa bu devlet çoktan tepetaklak olmuştu. Bu sert devleti de en çok ABD seviyordu biliyorsunuz değil mi?

İster inanın ister inanmayın meselenin aslı budur.

Selam ve selametle.

Devamını Oku
Kürdıstan Coğrafyasının Varoş Mahallesi; Rojava

Gezdik, Gördük İbret Aldık

Bir grup öğretmenler olarak yarıyıl tatilini fırsata çevirerek, Mersin, Adana, Hatay, Gaziantep ve Şanlıurfa illerimize 5 günlük bir gezi tertip ettik.

Hem buralarda tarihi öneme haiz yerlerin bir kısmını ziyaret ettik, hem de buralarda birer manevi terbiye evleri olan Risale-i Nur medreselerini ziyaret edip, misafir kaldık.

Mersin’de Kanlı Divane antik kent harabelerini ve Cennet Cehennem oluklarını, Adana’da Danyal aleyhisselamın makberini, Hatay’da  Habibi  Neccar camii ve Gaziantep’te Antep kalesini ziyaret ettik.

Müze, kilise ve benzeri gezilerin de yanı sıra yöresel yemek ve tatlılardan da rızkımıza düşeni aldık.

Ancak bunların hepsi bir yana Risale sohbetlerinden aldığımız feyiz bir yana… Bir çok dersleri dinleme fırsatımız oldu, ama Muallim Murat Başar kardeşimizin sunduğu ihlas içerikli ders hepsinden daha tesirli oldu diyebilirim.  

Evet ihlas, kul ile Allah arasında bulunan gizli bir bağ, manevi bil kuvvettir, bazen biri bine çıkaracak tesirde bir katsayı. Yani kalbi, kavli, fiili çalışmalarında samimiyetin bir ölçüsü. Öyle samimi bir ölçü ki kul ile Allah dışında başka bir kimsenin bilemediği bir özel değer.

Peki bunun yansımaları var mı? Evet iki türlü hissedilebiliyor, orada da yine kişinin kendisi düzeyini daha iyi biliyor.

Malum İslam dini cemaatleşmeyi, düzenli çalışmayı, organizeli çalışmayı tavsiye eder.

Mesela peygamberimiz (asm) “cemaatte rahmet vardır” derken, yalnızlığı bir anlamda tavsiye etmiyor. Yine birkaç kişi bir araya geldiniz mi, aranızda birini baş seçin demesi de düzen, disiplin tarzı bir hayatı tavsiye ediyor.

Aslında insanın ruhu da cemaatleşmeden yanadır; dolayısıyla dost, ahbap, arkadaş kavramı da bu isteğin bir tezahürü gibi,

İnsan Allah rızası, Peygamberin sünnet-i seniyyesini ihya etmek için bir araya gelince  cemaat oluşur, manevi bir atmosfer meydana gelir kişi moral motivasyon alıyor, sevap kazanıyor, her geçen gün cemaat olgunlaşıyor, buna paralel olarak kişinin kendisi de kendini ruhen mutlu hissediyor, mutlulukla birlikte sevap kazanıyor, ahirete de azık hazırlıyor.

Peki İslam’ın emrettiği bu verimli hayat tarzında dikkat etmemiz gereken en önemli mevzu ne olabilir derseniz, Risaleyi nur veçhiyle bakarsanız iki önemli mevzu var biri Haml, diğeri ise Hazm.

Haml şudur; siz bir cemaate mensup iseniz, Allah rızasını istiyorsanız, yarın bu güne göre bir adım daha önde olmak istiyorsanız, hayatın bir ucunda tutacaksınız, gücünüz nispetinde; ama az ama çok, yani bir sorumluluk alacaksınız, maddi ya da bedeni, az yada çok her neyse.

Öncelikle düzenli okumayı adet haline getireceksiniz, Kur’an’ı okuyacaksınız, Risaleyi okuyacaksınız, Cevşeni okuyacaksınız, namaz sonrası tesbihatını kaçırmamaya gayret edeceksiniz.  Bu tarz sizi ahir zamanın insi ve cinni şeytanlardan koruyacak,

Maddi ya da bil fiil cemaate katkıda bulunacaksınız hizmet adına içinden geçeni yapmaktan çekinmeyeceksiniz. Başkası bu kadar katkı veriyor, ben bu kadar yardımcı olsam ayıp olur demeyeceksiniz, semt derslerini, varsa meslek derslerini, umumi derse katılmayı ihmal etmeyeceksiniz.

Hazm ise uhuvvet kavramı içinde birbirimizi kabullenmemizdir. Çok çalışanı, sizden bir adım önde olanı, iyi risale dersi vereni kıskanmayacaksınız ve onu eleştirmeyeceksiniz, ya da küçük de olsa gücü nispetinde cemaate katkısı olan kardeşinizi küçük görmeyeceksiniz.

Ümmeti Muhammed’in imanını kurtaran geminin birer hademeleri olan Risale-i Nur talebeleri için kürsüde ders anlatan ile cemaate su, çay ikram eden arasında bir fark yok olsa olsa ihlasların da bir fark olabilir onu da  ancak Allah bilir.

Doğrusu yerinde verilen örneklerle bu ihlas faslı beni çok etkiledi, inşaallah bundan faydalanmak için gayret ve azim içinde olacağım. Yaşım 57 ama ihlas konusunda şimdiye kadar etkilendiğim bir ders olmamıştı.

Bir mümin kimse beşikten mezara kadar bir şeyler öğrenme çabasında olmalı ifadesi boşuna söylenen bir söz değildir.

Bence siz de fırsat buldukça gezin tozun, etrafınızı inceleyin bu dünyanın ne kadar fani olduğunu bir kez daha anlayıp ona göre ona değer verin.       

Selam ve selametle kalın.

 

Devamını Oku
Gezdik, Gördük İbret Aldık

Benim istediğim Kürt olmalısın diyorlar

İnsanlığın atası Adem anası Havva ise bu ayrımcılıklar neyin nesi diye soranlar oluyor.

Oluyor işte kardeşim, oluyor.

İnsan fıtratı öyle bir yapıya sahiptir ki, iman ve vicdan kontrolünde olukça dengeli davranabilir ufak tefek hatalarıyla birlikte, eğer bu baskı unsurlarından yani iman ve vicdandan mücerred bir duruma düşerse maazallah ne zaman neyi yapacağı artık müşkül olur.

Baksanıza son yıllarda yeryüzünde ne mezalim yaşanmaktadır.

Halepçe katliamı, Miyanmar zulmü, Suriye’de olup biten melanet savaş her biri diğerinden kötü. Çünkü iman yok vicdan yok. İlahi öğreti hesapta yok plan projeler insan aklının eseri.

Erkeklik bitmiş arkadaş, erkeklik bitmiş, bir evde bir cani olsa evi ahalisiyle birlikte imha edecek kadar gözü dönmüş korkaklar var. Hani bir ihtimal kurtulsa bana sıkıntı verir diye korktukları için.

Halbuki savaşta çocuklara, kadınlara, yaşlılara ve savaşa katılmayanlara zarar verilmez, verilmemeli.

Şu Rojavadaki örgüt muhalif seslere tahammül etmedi/etmiyorlar.

İran hala Kürt gençlerini siyasi gerekçelerle idam ediyor,

Türkiye cumhuriyeti nerdeyse sorunu çözdü çözecekti ona da müsaade etmediler.

Irak Kürdistan bölgesinde kısmi bir rahatlama var ona da sıkıntı ve uygulayanlar var.

Şimdi Rojava’da güya Kürt devleti oluşumları varmış, halbuki Kürt kültür ve inancına yönelik bir hezimetin yaşanmasından başka bir şey yok.

Kürdün halini sormaya niyetli insanlara söylüyorum, eğer siz onlara huzur ve mutluluk adına bir katkı vermek istiyorsanız onları inanç, kültür ve değerleriyle kabul edin, sakın ola “benim istediğim Kürt olmalısınız” şeklinde bir diretmede bulunmayın.

Malum ırkçılık her kesim insanlar için kötüdür.

Bin yıllar öncesine müracaat ederek edebildiği kadar toplumu ayırıyorlar. Kimi Türklerin Turancılık peşine düştükleri, Kürtlerin de Zerdeşt dinini öne sürdükleri gibi, amaçları o dine mensubiyet mi? yok tabi farklı olduklarını bu vesileyle ortaya koymaya çalışıyorlar.

Mesela Kürler an itibariyle,

Çoğunluğu;

Müslüman,

Sünni,

Şafii mezhebinden, bir halktır.

Siz eğer Kürdü seviyorsanız, hak ve özgürlüklerine sahip çıkacaksanız bu özellikleriyle onları kabul edeceksin. Bu değerlerle kavgalıysan senin Kürde sıkıntıdan başka bir şey vermen mümkün değildir. Bu değerleri bırak gel, kadın erkek kardeşçe yaşarız derseniz senin niyetin başkadır.

Ayrıca Bileşik Kürdistan hayallerini taşıyanlar da Kürtleri oyalamasın. Dünya nezdinde fili devlet halini almış Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi dışında devlet kurmaya çalışmak Kürtlere sıkıntı vermekten başka bir şey getirmez. Zaten birilerinin işaretiyle kalkıp oturan Kürtler dışında kimsenin öyle Bileşik Kürdistan gibi bir derdi yok, her millet kadar Kürtlerin de şahsiyetleriyle yaşama hakları var bence.

Ben Kürdüm ama Türkçe yazıyorum, kimse bana sen Türkleştin demeye hakkı yok, bir süreç öyle yaşamış, ben de o sürecin bir ürünü olarak bu tarzda yetişmişim. Ama bir başkası da ya sen Türkçe konuşuyorsun, Türkçe yazıyorsun artık bırak bu Kürt meselesini iki de bir dille getirmene gerek yok da demesin.

Ben hem Kürtlerin hak ve özgürlüklerini hem de ülkemin bütünlüğünü savunuyorum, bu mümkün mü elbette ki mümkündür.

Ayrıca benim muhatabım siyasi iktidarımdır, ben ondan bu iyileştirmeleri bekliyorum, benim ne silahlı bir örgütün ne de sinsi bir düşman devletin himmetine ihtiyacım yok, olmamalıdır zaten.

Ben diyorum ki Kürt edep ve marifetiyle yaşasın, huzur içinde yaşasın varsın benim istediğim tarzda bir Kürt olmasın. Kimse getirip, son 40 yılda sistemin ve kirli siyasetin pençesinde hırpalanmış, defolu hale gelmiş insan tipini Kürt karakteri olarak ileri sürmesin.

Selam ve selametle…

Devamını Oku
Benim istediğim Kürt olmalısın diyorlar