Hakkında
Eyüphan Kaya... 1962 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Klasik Kürt medreselerinde 8 yıl İslami ilimleri tahsil ettikten sonra, ortaokulu dışarıdan bitirdi, Diyarbakır Lisesini 1982-85 yılları arasında dahili okudu İmam-Hatip fark derslerini vererek iki liseden mezun oldu. Memuriyetinin ilk yıllarında İmam-hatiplik yaptı, D.Ü.Eğitim Kimya bölümünde 1989 yılında mezun oldu vatani görevini de ifa ettikten sonra MEB’de çalıştı, 28 yıllık çalışma hayatından sonra 2015 Ağustos atı itibariyle emekliliğe ayrıldı. Arapça, Türkçe, Kürtçe bilmekte olup, evli ve tamamı üniversite mezunu 6 çocuk babasıdır. İnternethaber.com sitesinin günlük yazarı ve yerelde özgürhaber gazetesinde yazıları yayınlanıyor. Birçok seminer, çalıştay ve konferanslara katıldı, TASAM, TKMM, DDA destekçisidir, Ortadoğu Gazeteciler Cemiyeti Diyarbakır il temsilciliğini yapmaktadır. 2014 Şubat ayında İslam İşbirliği Teşkilatına Bağdat’ta tebliğ sundu ve tebliği heyecana neden oldu. Orta doğu Kongresinin daimi katılımcı olup, müzakereci düzeyinde katkı sunmaktadır. BM’ler konferansına katılmıştır. Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun aktif katılımcısıdır. Milli eğitimin muhtelif kademelerinde çalıştı, birçok sivil toplum kuruluşuna üye ve yöneticilik düzeyinde çalışmaları olmuş, an itibariyle değişik gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanıyor, İnsan Hakları Aktivisti olan Kaya İnsan Hakları Cemiyeti yönetim kurlu üyesidir. Ayrıca İzmirizmir.net, Siverekname, Haber x, Haberlerankara, Giresun Aydındere, Haberdiyarbakır.gen.tr, Diniajans.com, Marmarayerelhaber, Düzceyerelhaber, Haberlerankara, Akgörüş, Akfikir, Serketinniws.com… ve ve… sitelerinde yazıkları yayınlanmaktadır. 2006 yılında Edebik.com sitesiyle başlayan sosyal medya sevgisi, edebiyatevi, edebiyatdostları.con ve edebiyatdefteri.com ile devam etti. Günlük köşe yazılarını yazmanın yanı sıra edebiyatdefteri.com sitesinde 600’den fazla manzum eseri yayınlanmıştır
  • Yaşadığı yer Türkiye
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

TAM Bölge Başkanı Kaya: Aileyi korumak, vatan savunması kadar önemlidir.

Sitemizin yazarlarından Türkiye Aile Meclisi(TAM) Güneydoğu Bölge Başkanı Eyüphan Kaya haberdiyarbakir.org haber ajansına “Aile” temalı bir röportaj verdi.

İşte o ilginç röportaj:

Editör: Türkiye Aile Meclisi olarak “önce Aile” diye bir sloganınız var, bununla neyi kast ediyorsunuz?

Kaya: Aile toplumun çekirdeğidir. Aile kavramı bir toplumda kaybolursa hayatın tadı kaçar. Eşitlik adına, özgürlük adına; Dede-Nene, Baba-Anne, Kardeşler, Amca-Hala, Dayı-Teyze, Yeğen yakınlıklarının her birinin bir değeri vardır. Kişi Aileden asıl dersini alır, çevresi ile ona göre muamele eder. Ailesiyle kendini güvende hisseder.

Bazı dünya ülkelerinde bireysellik çok ön plana çıkıyor, bu kişiye bazı İmkânlar verse de, mutluluk vermediğini düşünüyorum. Onun için biz “Önce Aile” diyoruz.

Editör: İstanbul Sözleşmesi aile fertleri arasında ne tür sıkıntılara sebep oluyor?

Kaya: Bu sözleşme ile toplumun getirdiği değerler gereği Baba aile fertlerinden kimseyi uyarma hakkına sahip değildir. Örf, Adet, Gelenek,  Din ve Namus aile fertleri arasında dikkate değer norm olarak kabul edilemez.

Bu sözleşme şiddet kavramını çeşitlendirerek; neyin şiddet, neyin şiddet olmadığını anlaşılmaz hale getirdi. Ekonomik şiddet, Psikolojik Şiddet, Cinsel Şiddet, Fiziki Şiddet, üstelik hepsine karşı “kadının beyanı esastır” maddesi gereği kocayı evden dışarıya atıyor/atabiliyor. Evden uzaklaştırılan kocaya kalacak bir adres de gösterilmiyor. Eminim siz de haberlerde fark ettiniz evden uzaklaştırılan koca hurda bir takside sabahlıyordu. Artık bu adam eşiyle nasıl ruhen barışacak orasını bilemiyorum.

Editör: Şu İstanbul Sözleşmesinin Genç Evlilikler konusunda nasıl bir sıkıntıya sebebiyet veriyor.

Kaya: 18 Yaşını doldurmayan kız çocuklarına evlenme yasağı getirilmiş, ama flört ve cinsel beraberliği suçtan saymıyor. Bu konuda kız çocuğundan yanlış bir davranış sadır olsa şayet, ne anne ne de baba kıza bir söz söyleyemez.

Çok tuhaf bir örnek olduğu için mükerrer paylaşıyorum: Evinde zina eden kızına tokat atan Baba, mahkemede para cezasına çarpıldı.

Gecenin saat 12’sinde kızınız yabancı bir adamla kapınıza gelse “kızım bu kimdir?” diye sesinizi çıkaramazsınız.

Bu sözleşmeye göre çıkan yasa geriye doğru kullanılmış ve binlerce genç ceza evinde yatıyor, neymiş efendim kamu davası. Yahu batsın böyle kamu davası, desene gavur talimatı bu. Kadın çocuklarıyla boynu bükük, koca ceza evinde, çocuklar babasız, böyle bir yasa nerede görülmüş? sormamak elde değil. Bu esnada bir yargı çıkacak ama gür sesle bunu dile getiren yok.

TBMM bu sorunu çözemiyorsa kime müracaat edeceğiz. İnsan Hakları Aktivistleri olarak hangi kapıyı çalacağız?

Editör: Evlenme yaşı konusunda nasıl bir yapılanmaya gitmek lazım.

Kaya: ABD başta olmak üzere bir çok dünya ülkelerinde evliliğe mani bir yaş sınırı yoktur. Cumhuriyetin ilk yıllarında evlilik için yaş sınırı 15 imiş. Bence yine 15-16 yaş olabilir. Ayrıca 18 yaş altı kız çocuklarının evlenmesinde iki tarafın anne babaları da rıza göstermelidir.

Şaka bir yana 30’unda sonra evlenen kadın çocuk yapmakta da, çocuğa bakmakta da zorlanır. Çocuğu olsa da ya bir ya da iki tane olur . 

Halbuki bir toplumda anne başına düşen çocuk sayısı 2.2 olunca zaman içinde nüfus yaşlanıyor.

Editör: Evlilikleri cazip hale getirmek için ne yapılabilir

Kaya: Dizilerle, reklamlarla, bazı konularda evlilere pozitif ayrımcılık yaparak evliliği gündemde tutmalı, teşvik etmeliyiz.

Dizilere bakıyoruz, gayri meşru ilişlileri, kadınların aralarındaki intikam duygularını tatmin etmek için biri diğerinin kocasını baştan çıkarma oyunları var. İslami ve kültürel hayatın bir değerinin olmadığı prensipsiz bir yaşamın numuneleriyle dolu.

Ayrıca evlenmek zor, gayri meşru birliktelikler kolay. Hal öyle olunca da evlilikler ya ileriki yaşlara erteleniyor, ya da olmuyor, olsa da devam etmiyor. Bu da toplumun geleceği için ciddi bir tehlike oluşturuyor.

Tam tersine evliliği cazip hale getirmenin yollarını aramamız lazım. Yeni evlilere 1+1 dayalı düşeli ama mütevazi bir ev tahsis edilmeli. İşe alımlarda evliliği, çoluk çocuk sahibi olanlara öncelik verilmeli. Çocuk yardımı arttırmalıdır. Bu ve benzeri iyileştirmeler yapılırsa gençlerimiz aile mutluluğundan niye kaçsınlar, değil mi?

Editör: Huzurlu bir ailenin oluşması için ne yapmak lazım.

Kaya: Aile okulu şart, bu sertifikayı almayan kimseleri evlendirmemek lazım. Bir araba sürmek için dahi ehliyete gerek varsa bir aileyi kurmak için neden böyle bir kursa ihtiyaç olmasın?

Bu kursta Aile hukuku, hem yasal hem ahlaki açıdan öğretilmeli, Aile olmanın uzun vadede nasıl da yaralı hale gelmeye vesile olabileceğini örneklerle anlatılması lazım.

Eşlerin karşılıklı hukuku, evlat hakkı vb. konularda bilgilendirilebilir diye düşünüyorum.

Editör: Peki toplumsal cinsiyet eşitliği diye bir hadise var, bundan kast edilen nedir? İzah eder misiniz?

Kaya: O da kendi başına bir bela, şunu söyleyeyim bu proje ile cinsiyet farkını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla erkek kadın evliliğinin yanı sıra Erkek-erkek, Kadın-kadın evliliği diye yeni bir belanın kapısını aralıyorlar.

Yani LGBT’lilere yasal bir değer bulmaya çalışıyorlar. Ayrıca bir çeyrek asır da kadın erkek tartışması ile bize vakit öldürmek istiyorlar.

Aslında yoz kültürümüzde kadına/kıza hakaret ettik, ikinci sınıf insan muamelesini yaptık, galiba Allah bununla bizi te’dip ediyor.

Bu projeye karşı sessiz kalmak mümkün değil, ama kadınlarımıza da gereken değeri vermemiz lazım.

Ne demiş Peygamberimiz (sav) “En hayırlınız eşine/ailesine iyi olandır. En hayırlınız da benim.”

Uyanık olmak lazım düşman Anadolu üzerinde çok sinsi oyunlar oynuyor, dikkatli olmak gerekir diye düşünüyorum.

Editör: Son olarak söylemek istediği bir şey var mı?

Kaya: Elbette ki var, Aileyi korumak vatan savunması kadar önemlidir. Bir çok emareler gösteriyor ki düşman Aile yapımızı hedef almış, düzenimizi içten bozmak istiyor.

Biz de şu duayı dilimizden eksik etmeyelim ve ona göre aile yapımızı müdafaa edelim.

“Allah’ım Ailelerimizde Sofra  birliği, Seyahat birliği, Sohbet birliği ve Secde birliğini nasip et,

Ailemize yapılan bu saldırılara karşı uyanık ve dirençli olmayı nasip et,

Kız erkek tüm gençlerimize helalinden evlenmeyi nasip et.

Aile yapımızı Mor çatı grubunun çalışmaları ve Feminist kimselerin şerrinden koru Allah’ım”

Amin demeniz dileğiyle şimdilik bu kadarıyla yetinelim.

Devamını Oku
TAM Bölge Başkanı Kaya: Aileyi korumak, vatan savunması kadar önemlidir.

Genç Evliliklere Müsaade edin

Hayatın realitesine bakılınca Genç Evliliklerin daha kaliteli hayat ve sağlam yuvaların oluşmasına imkân verdiği anlaşılmaktadır.

Yakından tanıdığım bir dostum, 1978 yılında 16 yaşında yaşıtı olan amca  kızı ile evlendirildi; üç kız, üç erkek evlatları var, hepsi de üniversite mezunu pırıl pırıl insanlar. Düşünüyorum da acaba 1988 yılında evlenseydiler halleri nice olurdu! Bu kadar evlat yetiştirebilecekler miydi? Ya da eşi dışarıda çalışsaydı, böyle mutlu bir aile olma imkânları olabilecek miydi?

Her iki durum da aile huzurlarına gölge bırakırdı diye düşünüyorum. Hiç çalışan eşler bu kadar çocuk yapabilir mi? Yapsalar da yetiştirebilir mi? Bekli de ev hanımlığı/anneliğin bereketi hürmetine aileleri bu kadar şen ve huzurludur.

ABD dâhil birçok dünya ülkelerinde evlilik yaşının yasal bir sınırı dahi yoktur. Çünkü bu devletler vatandaşına güveniyor.

Nitelikli vatandaş yetiştirdiğine inanmayan devletler oradan buradan kopya ettikleri ithal kanunlarla toplum mühendisliğini yapmaya çalışıyorlar.

Maalesef bizim ülke de bunlardan biridir. İtalya, Fransa, Almanya, İsviçre gibi ülkelerden ithal ettikleri kanunların önüne, ortasına, arkasına Türk kelimesini bırakarak halkı oyuna getirdiler. Bir de baktılar laiklik teraneleri ile ne olduğu belirsiz bir toplum oluştu, fırsat bu fırsat diyerek İstanbul Sözleşmesi ile kadın erkek ilişkisini de berbat ettiler.

Hele şu ibrete bakım! İstanbul Sözleşmesine göre hangi yaşta olursa olsun 18 yaş altında olan her kız çocuğu kadın sayıp ona müdahale eden herkes kadına müdahale etmiş gibi cezalandırılır.

Bu yaşlarda cinsel olarak istediği kişi ile beraber olabilir, hiçbir yakının ona bir şey söylemeye hakkı yoktur. Ancak evlenme yaşı ailenin rızası ve doktor raporu varsa 17, yoksa 18 yaşını doldurduktan sonra resmi evlilik yapabilir.

Gayri meşru ilişki ve ondan dolayı oluşacak gebelik ve doğumda sorun yok, fakat “Allah’ın emri ve Peygamberin kavli” ile nikâh söz konusu olursa 8-10 yıldan başlayan cezalar var. Kime var? Kocaya var, evlendirmeye razı olan velisine var.

Maalesef bu şekilde evlenen ve sayıları binleri bulan delikanlılar bu gavur sözleşmesi yüzünden ceza evinde, eşi ve çocukları hayatın içinde sahipsiz durumdadırlar. Birkaç medya organı ve bazı Sivil toplum kuruluşları dışında sanki aralarında anlaşmalıdırlar gibi kimseden ses çıkmıyor. Hele o feminist kadınlar var ya, bir adım geride kıs kıs gülüyorlar. Bir açıdan da dertlidirler, çünkü bu kadınlar kapılarını zinaya açmamışlar, onlara göre kadın dediğin bu konularda rahat olmalı.

Bu İstanbul Sözleşmesi yüzünden çıkan yasalara bakıldığı zaman bahusus 6284 numaralı yasaya bakıldığında namus ve şeref sahibi olan bir kimsenin kahrolmaması mümkün değildir.

Nasıl da dört partinin oylarıyla 246 tam oyla bu sözleşme kabul oldu? O an Mecliste kimlerin vekilleri vardı? Acaba bir gün vatandaşım yakama yapışacak diye hiç düşünmediler mi? Yakın zamanda onların da isimlerini deşifre edeceğiz inşaallah. Herhalde bu devlet sırrı değildir.

Bu sözleşmeye göre;

Kız çocuğunuz gece saat 12’de tanımadığın biri ile kapınıza gelirse “bu kimdir?” deyip sesini yükseltemezsiniz!

Eve geldiniz, yabancı bir erkek evde var, eşinize dahi bu kimdir? Bizim evde ne arıyor? Diye sorma hakkın bile yok! Bu nasıl yasa arkadaşlar bu toplum ne zamandan beri boynuzlu oldu da haberimiz yok.

İbretlik bir örnektir baba evinde zina işleyen kıza, baba tokat attı diye mahkemede para cezası yedi. Bilemiyorum bir benim mi tüylerim diken diken oluyor. Hele bu paragrafı iki defa daha okuyun, bu ne haldir arkadaşlar? bu ne haldir?

Derdin nedir diye sorsanız,

*Bir an evvel İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesi,

*6284 numaralı yasanın ıslah edilmesi,

*Şu anda genç evlenip, daha sonra kimin hangi amaçla ceza evine gönderdiğini bilemediğimiz kimseler şu son infaz yapılanmasıyla bırakılması sağlanması,

*Genç evliliğin karşılıklı rıza ve paydaşların onayı ile yasal hale getirilmesi,

*Ucube bir kanun olan “kadının beyanı esastır” maddesine hukuki bir düzenleme getirilmesi,

*Süresiz nafaka sorununa vicdanî, imanî bir ayar verilmesi.

*Evliklerin cazip hale gelmesi için her belediye tarafından isteyen genç evlilere 1+1 dayalı düşeli bir evin beş yıllığına kirasız tahsis edilmesi sağlanması,

*Her fırsatta birçok yol/yöntem ile evliliğin önemi anlatılması,

Bazı kimseler tahmin ediyorlar ki böyle bir yasa çıkarsa sanki hemen binlerce çift evlenmeye başlayacak, öyle bir şey yok arkadaş, okuyanı var, okumayanı var. Dışarıda çalışmayı tercih edeni var, ev hanımlığını tercih eden var. Kimisi çocuğuna bir lokma yerine iki lokma yedirir, kimisi de bir lokma ile birlikte anne sevgisiyle büyütür. “Kızım mesleğini kazansın, sonra evlensin” diyenleri çok gördük, bu günün şeytani ortamında temiz kalmak, iffetini korumak çok zordur. Serbest yaşayan kimselerden de bay olsun bayan olsun nitelikli eş olmaz maalesef!

Meclisimizin Millileşmesi dileğiyle.

Türkiye Aile Meclisi Güneydoğu Bölge Başkanı

 

 

 

Devamını Oku
Genç Evliliklere Müsaade edin

İNOSAM BAŞKANI AVCI, KORONA SONRASI YENİ DÜNYA İLE İLGİLİ BİR ANALİZ YAPTI

Korona Sonrası Yeni Dünyada,

Yeniden Büyük Türkiye Mümkün mü? Nasıl?

İNOSAM çatısı altında başta ekonomi, eğitim, kamu yönetimi ve siyaset olmak üzere uluslararası ilişkiler, tıp, mimarlık, teknoloji, din, hukuk ve sosyoloji gibi disiplinlerden uzman, bürokrat, akademisyen ve araştırmacıların iştirak edeceği dijital çalıştaylar ve organizasyonlarla “Yeni Dünya Düzeninde, Yeniden Büyük Türkiye Perspektifleri” başlıklı konsept çalışmaları ve vizyon belgeleri ortaya koyacaklarını kaydeden Gürkan Avcı şunları söyledi:

 

DİJİTAL ÖNGÖRÜLEMEZLİK

Korona salgını sonrası yaşanan küresel krizler sosyal izolasyonu da beraberinde getirdi. Bankalardan okullara kadar tüm dünya hatta evlerimiz bile çevrimiçi uygulamalara ve aktivitelere yöneldi. Online eğitim, bankacılık, alışveriş, ticaret ve dahi sportif ve psikolojik terapilere kadar. Gençlerin ve özellikle Z kuşağının teknoloji ve internete ilgisi malum. Artık nerede olduğunuzun önemi yok.

 

BELLİ OLAN ŞEY BELİRSİZLİK

Gördüğümüz en büyük değişimin başındayız. Nesnelerin interneti veya 5G veya gerçek zamanlı sanal takip veya bulut bilişim ya da yapay zekâ danışmanlığı gibi teknolojiler dijital dönüşümün daha ilk aşamalarını oluşturuyor. Korona sonrası teknoloji her gün ve her saat neredeyse her şeyi yapmamıza imkân tanımaya başlayacak. Sanal müze ziyaretleri, yapay zekâ hizmetleri, cep bankacılığı, sosyal medya gibi şeyler dijital sos eklenmiş temel ihtiyaçlarımız haline geldi. Bu karmaşada hepimizin biraz kaybolacağı kesin. Tüm bunların bile çocukların beyin gelişimini nasıl etkileyeceğini ve eğitim açısından anlamını henüz tam olarak kestiremiyor, bilemiyoruz.

 

İNOVASYON VE İNSAN ÇAĞI

Ama aslında nelerin önemli olduğunu da hatırladık. Bu dijital çağda teknolojiyle birlikte ilişkilerimizi de insan merkezli kılmaya çalışmalıyız. Çünkü korona sonrasının yeni dijital dünyasında insan olmanın, vicdan ve ahlak sahibi olmanın en önemli olacağı devire giriyoruz. Teknolojiyi almak ve anlamak için dışarıdan destek alabilirsiniz. Akıl ve ilaç ithal edebilirsiniz. Zekâyı, mühendisliği ve parayı da ikame edebilirsiniz. Ama insani değerleri ve sevgiyi yenidünyanın merkezine almak için hepimize düşen büyük görevler var.

 

ISRARLA İNSANA ODAKLANMAK

Krizler değişimleri başlatır ve hızlandırır. Korona tehlikesi daha önce görülmemiş bir hız ve büyüklükte değişim ve dönüşümü ateşledi. İnternet üzerinden eğitim ve uzaktan çalışma konusundaki tüm önyargılar birkaç haftada yıkıldı. Tüm dünya dijital devrimlerin işlevselliğini, keyfini ve konforunu tattı. Her türlü iletişim ve ilişkilerin çoğu görüntülü konuşma, e-posta ve telefonla yapılıyor artık.

 

DEĞİŞEN TUVAL

Öte yandan 20. Yüzyıldan kalmış tek-kutuplu eski dünya tasavvuru yok olmaya doğru ilerliyor. ABD’nin ve küresel güç merkezlerinin dünyaya dayattığı politikalara itiraz eden, uygulamayan hatta kafa tutan devletler ve örgütler çoğalıyor. Küresel oligarkların ve hami devletlerin hegemonyası zayıflamaya devam ediyor. Dünyamız hem Jeopolitik hem de iktisadi anlamda çok-kutuplu bir yola, B, C ve D planlarına belki de üçüncü bir yol arayışına giriyor.

 

YENİDÜNYAYA HAZIRLIK

Korona virüs vakasının tetiklemesiyle çatlaklarla bölünmeye başlayan dünyada barış ve adalet temalı ortak bir gelecek yaratmak zaman geçtikçe zorlaşıyor. Özünü ve ruhunu kaybettiği için hoşgörüsüzlük ve çatışmaların arttığı bir dünya var karşımızda. Kurtarıcı olarak sunulan Block Chain sisteminin kurallarını oturtmak adına geleceğin üretim ve tüketim kalıplarını biçimlendirmek, dijital ekonominin ilerlemesi için toplumu hazırlamak, eğitimden hukuk sistemine kadar, çalışma hayatından demokratik standartlara kadar geleceği düşünmek dahası güvenliğin geleceğini güvence altına almak zorunda kalacağız.

 

BİZİ GELECEĞE HAZIRLAYACAK ARAÇLAR

Korona tehlikesi sonrası yenidünya sürekli bir değişim ve devinim içerisinde çalkanacak ki buda birçok siyasi istikrarsızlıkları, askeri çatışmaları ve ağır ekonomik tahribatları doğuracaktır doğal olarak. Türkiye, bağımsız ve eleştirel stratejik araştırma merkezlerinin ürettiği dinamik ve yenilikçi vizyon inşalarıyla ancak kendi karanlık geçmişinin biriktirdiği tüm riskleri kolayca aşabilir. Türkiye, diplomatik rekabetin temeli, görevi ve yapı taşı olan ve sıklıkla ‘Dış Güçler’ diye tabir edilen aktörlerin yarattığı engel ve tehlikeleri de ancak bu yolla minimize edebilir. Ağır ağır ısıtılan sudaki kurbağa kaynayarak ölüyor çünkü tam sıçrayıp çıkması gereken anda rehavet içinde. Biran önce eyleme geçmemiz gerekiyor.

 

PARADİGMA KAYMASININ GÜCÜNÜ KULLANMAK

Eleştirel düşünce üretmeye odaklanmış kurumlarımızı ve kurumsallaşmış özgün yapılarımızı güçlendirir ve desteklersek Türk toplumu, Türk devleti, Türk şirket ve markaları, Türk eğitim-çalışma sistemi sürekli kendini yeniler ve ancak yeni şartlara kolayca uyum sağlayabilir.  Jenerik başlıklar altında ilerleyen bu trentde ABD ve Batının öncülük yapmaya devam ettiğini görüyoruz. Fakat bunun bizim tarihi referanslarımızda çok derin ve güçlü örnekleri de bulunuyor. Tarihsel pratiklerimizi ve genetik potansiyelimizi canlandırmanın, ortaya çıkarmanın şimdi tam zamanı. Bu tür kurumlar ve kişilerin bürokrasiye, diplomasiye ve siyasete transfer olmalarının da şimdi tam mevsimi. Türk bürokratlarının, diplomat ve siyasetçilerinin hemen tamamı stajını görevdeyken yapıyor ki bu Türkiye için ciddi bir zaman ve enerji israfı getiriyor.

 

YIKIM ÇAĞINDA TÜRKİYE

COVID-19 salgınıyla birlikte kurulmaya başlanılan yenidünyanın yeni Türkiye algısını oluşturmak daha çok bizim yol haritalarımıza bağlı. Türkiye, dijital küreselleşmeye doğru hızla sürüklenen yenidünya ile eş güdümlü olarak devrimci kapasitesini öncelikle yapısal ve temel reformlara harcamalıdır. Birçok ülkenin dahası uluslararası örgütlerin dahi krizlere ve sistemsizliğe doğru savrulacağı türbülanslarla dolu bir süreçten bahsediyorum!

 

TÜRKİYE’NİN YENİÇAĞI

Türkiye stratejik ve taktik hata yapmadan birlik ruhuyla ilerlediği sürece jeopolitik konumundan, tarihsel ve kültürel arka planından kaynaklanan avantajlarını kullanma potansiyeline sahiptir. Böylece İslam Dünyasının rol modelliğini ve başat güç merkezlerinin alternatif sistem modelliğini kolaylıkla üstlenebiliriz. Türkiye insan, vicdan, adalet, eşitlik, barış ve demokrasi temelli özgün, yeni ve büyük bir medeniyet projesi ile yeni küresel sistemin kurucu perspektiflerinden birisi olabilir ki, neden olmasın? Olmalıdır da! Yani yeni bir dünya kuruluyor! Bu kesin! Türkiye de buradaki yerini alacak. Nasıl mı? Dediğim gibi tamamen bize bağlı! Ve inanıyorum ki Türkiye kurulan yenidünyada istediği yeri alacaktır!

Devamını Oku
İNOSAM BAŞKANI AVCI, KORONA SONRASI YENİ DÜNYA İLE İLGİLİ BİR ANALİZ YAPTI

MESK İl Başkanı Kaya: Din Görevlilerimize dil uzatmak kimsenin haddi değildir!

Ülkemizin Laiklik teraneleri ile yarım asır boyunca çok sert yönetilip insanımızın dinden uzak tutulduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, eskiden camilere İmam-Hatipler atansa da lise mezunu olup, yeterince bilgiye sahip kimseler değildi. Dolayısıyla insanımız yeterince DİN hakkında bilgi sahibi olamıyordu.

DİN GÖREVLİLERİ İYİ YETİŞİYOR

Son yıllarda birçok imam/müezzin ya İlahiyat mezunu, ya Hafız, ya da en azında Yüksek Okul mezunu ve Hizmet içi seminer ve kurslarla her geçen gün daha da mesleki açıdan nitelikli eleman durumuna geliyorlar.

Özellikle, Yazıcıoğlu döneminden başlayıp, Bardakoğlu ile devam eden, Görmez hocanın döneminde olgunlaşan ve Erbaş hocamızın döneminde o düzeyde durumunu koruyan Diyanet, her geçen gün daha da iyiye gidiyor diye düşünüyoruz.

BEŞ VAKİT EZAN İÇİN DİN GÖREVLİLERİMİZE MÜTEŞEKKİRİZ.

Bu kısmi sokağa çıkma yasağı sürecinin olduğu günlerde dahi başta sabah ezanı olmak üzere beş vakit ezan ile ruhumuzu okşayan ve camilerimizi ferdi ibadete açık bırakan Din görevlilerimize minnettarız.

40 yılı aşkındır tanıdığım bu toplumun en hayırlı kitlesi Din görevlileridir. Tabi ki aralarında sıkıntılı insanlar da çıka bilir, ama meslek olarak en düşük oranda sakıncalı zevat barındırdığına inanıyoruz.

BİZE DUA EDİYORLAR

Başta cemaatine, ikamet ettiği yerin sakinlerine, şehrine, bölgesine, ülkesine, İslam dünyasına ve insanlık âlemine dua eden bu hayır grubu hakkında ileri geri konuşmaya kimsenin hakkı yoktur!

İRŞAD YAPMALARINI BEKLİYORUZ

Bu muhterem din görevlilerinin emri bil maruf nehyi anil münker(İyiliği emretmek, kötülükten men etmek) adına kendine bir plan yapıp birer mümin edası ile halkımızı Din ve Ahlak hakkında aydınlatma çalışmalarını bekliyoruz.

Kendilerine başarılar diler, onlar hakkında bahusus sosyal medyada ileri geri konuşan kimseleri kınıyoruz.

Kamuoyuna saygılarımızla.

Eyüphan Kaya

Diyarbakır Memur ve Emekli Sendikaları Konfederasyonu(MESK) il başkanı

 

Devamını Oku
MESK İl Başkanı Kaya: Din Görevlilerimize dil uzatmak kimsenin haddi değildir!

Tercihli Ders Sayısı Üç Olsun

Birkaç yıl önce Alman eğitimi hakkında bilgim olmuştu. 9 yıllık mecburi eğitim sürecinde her yıl dört ders mecburi ortak dersler, diğer dersler ise tercihen isteğe bağlıdır.

Nedir bu dört ders;

*Alman dili,

*Alman dini,

*Alman tarihi,

*Alman kültürü,

Düşünün 9 yıl boyunca bu ortak dersleri alan Alman gençleri Mecburi Eğitimini tamamladıktan sonra bir araya geldiklerinde ne kadar benzer bir bilgi birikimi ve olgunlaşmış şahsiyete sahip olurlar.

Hakikati söylersek yakın zamana kadar ülkemizde Talim Terbiye Kurulu bu derslerle hiç barışık değildi.

Son yıllarda yapılan bazı iyileştirmelere rağmen hâla Latin alfabesi kelimelerin, kelimeler de cümlelerin canına okuyor.

30 Mart 2012 günü Meclisin eliyle 4+4+4 sisteminin getirilmesiyle birlikte, *Kur’anı Kerim,

*Siyerünnebi,

*Kürtçe/Zazaca gibi diller tercihli ders haline getirildi.

Ancak burada bir sıkıntı var, öğrenci bu üç dersten sadece iki tanesini tercih edebiliyor. Biri diğerinden önemli bu derslerin iki tanesini tercih etmek durumunda kalınca da Kur’an-ı Kerim ve Siyerünnebi derslerine öncelik veriliyor. Bu beraberinde bir sorun daha getiriyor, bu derslerde öğretmen ihtiyacı yok diye bildirilince Artuklu üniversitesinde Kürtçe üzerinde yüksek lisans yapıp atama bekleyen binden fazla öğretmen adayından bir ya da iki atama oluyor.

Ayrıca bir sıkıntı daha var; Kürtçe/Zazaca Latince harfleri ile öğretiliyor, bu da ayrı bir yanlışlık. Bu dilleri aslında Osmanlıca alfabesiyle öğretmek lazım. Çünkü Latin harfleri Kürtçe/Zazaca gibi dilleri karşılayamıyor. Üstelik Kürtçe/Zazaca yazılan eserler de  Osmanlıca yazılmıştır.

Ahmedi Xani’nin Mem u zini,

Melayi Cizirinin Divanı,

Şeyh Abdurrahman’ın Durretünneim eseri,

Ahmedi Xasi ve Maleyi Batehi’nin yazdıkları Mevlüd Osmanlıca yazılmıştır.

Dolayısıyla Latin harfleri ile öğrenilen Kürtçe/Zazaca bu eserlerin okunmasına imkan vermemektedir.

Asılında tüm Müslüman çocuklarına Kur’anı Kerim, Siyerünnebi ve Osmanlıca zorunlu hale getirilmeli. Kürtçe/Zazaca tercihli ders olmalıdır.

Toplum ve tarihle barışık olmak istiyorsan bunlar gerekli şeylerdir.

Bu haliyle, üç seçmeli dersten ikisinin tercih edilebilmesi iki kesim açısından amaçlarına göre sıkıntı oluşuyor.

Çocuğum dindar yetişsin diyerek Kürtçe/Zazaca tercih etmeyenler, sözüm ona Kürtçeyi önemseyip diğer iki mukaddes dersleri önemsiz görenler. Yani solcu geçinenler.

Halbuki seçmeli ders sayısı üçe çıkarılırsa, ya da tercih yılları değişirse bu sorun da kendiliğinden ortadan kalkmış olacak diye düşünüyorum.

Diyorum ki, gelin şu 12 yıllık mecburi etiğimi ülkenin birlik beraberliğine, huzur ve mutluluğuna, şahsiyetli insanın yetişmesine hizmet edecek tarzda verimli hale getirelim.

Alman 9 yıl boyunca verdiği eğitimle Alman gibi Alman yetiştiriyorsa biz de o düzeyde, belki daha fazla güçlü, şahsiyetli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yetiştirelim.

Zaman akıp gidiyor, sorunlarımız zamanın içinde yüzüyor. Gelin zamanı iyi değerlendirelim, sorunlarımız zaman içinde boğulup/gark olsun biz de onlardan kurtulup, önümüze bakalım.

Ne dersiniz?

 

 

Devamını Oku
Tercihli Ders Sayısı Üç Olsun

Vatandaşımı Yardıma Muhtaç Etme, Ey Devlet!

Bir vatandaş fakir yada miskin ise barınma ve gıda ihtiyacı asgari düzeyde devlet tarafında tedarik edilmelidir.Yani çalışmayacak durumdaysa ya da çalıştığı halde kazancı ile geçimi sağlanmıyorsa, ona katkı vermek devletin vazifesidir.

40 yıl önce belki komşuları tarafında bir şeyler paylaşılarak fakir ve miskinin ihtiyacı temin edilebiliyordu, ama bu gün artık o ucuz hayatta kalmamış, o merhamette.

Bir ara, köşemde geri kalmış bir devletin yedi vasfını yazmıştım, bunlardan biri de yardım kuruluşlarının fazla olmasıydı, yardım kuruluşlarının ellerinde koli paketleri ile fakirin kapısında boy göstermeleri devletin sosyal açıdan aczinin bir işaretidir.

Çünkü vatandaşın zaruri ihtiyaçların karşılanmaması sosyal devlet anlayışının yeterince gelişmediğine/oturmadığına işaretidir.

Bu asgari ihtiyaçları giderme sorunu ilgili birçok kurum ve kuruluşun aralarında bir havuz oluşturarak, orada toplanan ayni ve nakdi yardımlarla yapmaları lazımdır diye düşünüyorum.

Köyün muhtarı var, mahallenin ya da köyün bağlı olduğu Belediyeler var, sosyal yardımlaşma ve dayanışma var, aile sosyal politikalara var, yardım dernekleri var.

Bu kadar varlar içinde vatandaş hala yardım kolisine muhtaç ise vay o ilgililerin haline!

Ben geçen yerel seçimlerde Diyarbakır Sur ilçe belediye başkan aday adaylığına müracaat etmiştim, 40 maddelik bir hizmet paketim vardı. Bunlardan bir tanesi bu konuyla ilgiliydi.

Şunu vaat etmiştim; “ilçe sakinlerinin fakirlerini tespit edip hanede ikamet eden nüfus sayısına göre bir yıllık gıda ihtiyacını bir kalemde temin edeceğim”, diye söz vermiştim.

Bunun nasıl yapacağımı da izah etmiştim. Çünkü bu katkı yukarıda saydığım paydaşların dayanışma içinde çalışmasıyla rahatlıkla yapılabileceğine inanıyorum.

Geçende Diyarbakır’da “Muhtara Saati” toplantısına gittim. Valimiz Hasan Basri Güzeloğlu’nun Büyükşehir Belediye Başkan Vekili sıfatıyla son sözü şu oldu, “Muhtarlarım üç aylara girdik, önümüzde ramazanı şerif var, köyünüzdeki fakirleri, garip gurabaları sahiplenin, unutmayın onların sorumluluğu; size, valiliğe devlete aittir.” İşte ben de aslında böyle bir koordinasyonun olmasına işaret etmek istiyorum.

Böyle bir havuzdan muhtaçlara yardım yapılırsa;

1-Fakir/Muhtaç kendini güvende hisseder,

2-Şahıs olarak kimsenin minnetini taşımaz,

3-Devlet-Millet arasında manevi bir bağ oluşur,

4-Hali vakti normal bir vatandaş olan diğer vatandaşlara huzur gelir,

5-Devlet mekanizmasını yürüten kimselerin mesuliyeti kalkar, iyi işleyiş ve doğru çalışmadan ilgili yetkililer sevap kazanır.

Onun için diyorum ki; “Vatandaşımı Yardıma Muhtaç Etme, ey Devlet!”

Bu ülke 83 milyon insanındır. Herkes vatandaş olarak asgari ihtiyaçlarını bu devlet tarafından alır/almalıdır.

Olmuyor, olmuyor! Hala kimi yardım kuruluşları, yardım kolileri ile fakirin, miskinin kapısında çektikleri fotoğrafla sosyal medyaya paylaşımda bulunuyor. Ben bu yanlışa karşı sessiz kalamam.

Haydi ya Allah, zaman vatandaşa yönelme, onun rızasını arama zamanıdır.

Benden hatırlatması.

https://muslumandunya.com/

Devamını Oku
Vatandaşımı Yardıma Muhtaç Etme, Ey Devlet!

İSTİKLAL MARŞININ TAMAMI BİZİMDİR

Malum bir toplumun kendine has değerleri, milli değerleri olarak bilinir ve halk bu değerleri sahiplendikçe hayatta huzur bulur, devlet bu değerlere sahip çıkıldıkça vatandaş mutlu olur.

Hani ülkemizin Dini bayramları var, bir de Milli bayramları var. Dini bayramlar insanımızın manevi duygularına hitap ettiği için her geçen gün ilgi toplarken, Milli bayramlarımız bir ara halktan kopuk bir tarzda protokol havası içinde kutlanıyordu, hala da istenilen düzeyde kutlanmıyor.

Sanki bu ara “halkı bu bayramlara nasıl katabiliriz?” sorusunun cevabı yetkililer tarafından aranmaktadır, bu da hayra alamettir.

Malum Milli değerlerimizin başında İstiklal Marşı geliyor.                        

Rahmetli Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılan ve TBMM tarafından kabul edilen bu hürriyet marşı, on kıta, 41 satır olup ilk iki kıtası bestelenmiş, icap ettiği yerde heyecanla okunurken, geriye kalan sekiz kıtası nadir okunuyor.

Aslında ilk sekiz satırın en heyecanlı satırı da son satır olup, “Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal” satırıdır. Çünkü bu satırdan olmazsa sadece bayrağa sesleniş maneviyattan yoksun olup, bir az yavan kalıyor.

Ben, “Anlatabilir miyim O’nu” başlıklı bir şiirle Mehmet Akif’i anlatırken iki beyitte şöyle yazmıştım.

“Yazmıştır Marşımızı kırk bir satır ile

Sekizi okunurken otuz üçünde çile,

Ruhumuzu yek etmiş ay yıldızlı bayrakta

Marşımız okunurken dinleniyor ayakta”

Demem o ki acaba diğer dörtlükleri de yerine göre okumamız uygun olmaz mı?

Şehitleri anarken İlk dörtlük ve “Şüheda…” dörtlüğü, Diyanette İlk dörtlük ve “Şu ezanlar ki…” dörtlüğü vb. Bazı kalıplaşmış merasim usullerini tabu haline getirip, tartışılmaz duruma getirmeyelim.

Ayrıca saygı duruşunu “Saygı duruşu ve tefekkür” ile anılarak şu anda okunan ancak ruhumuza yabancı gelen çalgı sesini “ney” sesi ile zenginleştirebiliriz kanaatindeyim.

“Şu bayrak ki rengi ecdadımızın kanı

Onu yüceltmezsek ne edelim bu canı”

Beytini yazan biri olarak bu hürriyet simgesi Bayrağa Türk bayrağı demenin de pek doğru olmadığını, bu bayrak Türkiye bayrağı olduğuna inanıyorum.

Diğer ülkelere bakın;

İran bayrağı,

Rusya bayrağı,

Amerikan bayrağı,

Azerbeycan bayrağı,

Çin bayrağı… dikkat ederseniz hepsi ait olduğu devlet adı ile anılırken bizim bayrağımızın da Türkiye bayrağı olarak anılmasında fayda mülahaza ediyorum.

Bu ülkenin birlik beraberliğini hedef edinen Mehmet Akif’in İstiklal Marşımızda Türk kavramına yer vermemesi gayet yerinde ve ders alınması gereken bir durumdur diye düşünüyorum.

Yetkili etkili kimselerin bu konuda kafa yormasını bekler hepinize hayırlı huzurlu bir hayat diliyor, Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle anıyorum.

Daha müstakil günlere

Selam ve selametle kalın.

Devamını Oku
İSTİKLAL MARŞININ TAMAMI BİZİMDİR

Diyarbakır’da Muhtar Saati

Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu Büyükşehir Belediyesine Başkan Vekili olarak görevlendirildikten sonra yönetim tarzına bazı yenilikler getirdi. Bunlardan biri de Muhtar saatidir. Bu önemli çalışmayı kamuoyu ile paylaşma adına bir defalığına da olsa gözlemci olarak katılmam gerekiyordu.

Tecrübem gereği 15 dakika önce gidip, toplantı öncesi katılımcıların nabzını yokladım, aralarında yaptıkları konuşmalara kulak misafiri oldum. Toplantıdan umut var oldukları kanaati bende hasıl oldu. Bazı konuşmalar sonucu alkışların da içten olduğuna şahit oldum.

Her hafta Çarşamba günleri saat 14:00-16:00 arası sadece Muhtarların alındığı mutat bir toplantı yapılıyor Diyarbakır’da. Bu şekilde İsteyen her muhtar direk/yüz yüze Valiyle görüşme imkânı buluyor, derdini dile getiriyor.

Tabi bu saatte hemen hemen tüm Daire Amirleri/Başkanları ya da onları temsilen bir yetkili hazır bulunuyor. Hemen çözülebilecek bir mevzu dile getirilirse aynı anda Vali bey talimat veriyor, konunun tarafı kimse ilgili yetkili ile buluşturuyor, soruna aynı anda müdahale ediliyor.

Valimiz ülkenin huzur ve sükuneti, birlik beraberliği için dua ettikten sonra gündemle ilgili konuşmaya başladı.

Özetle dedi ki, arkadaşlar, tarlaları toplulaştırmak için köylülerinizi ikna edin. Geçende bir parselin 600 hissedarı olduğu ortaya çıktı, Tarım il müdürlüğümüz bu parsele katkı veremez. Bu konuda köylülerinizi ikna etmeniz lazım. Bakın Eğil ilçesinin 8 km yolunu yaptık, orada bir mahalle ile uzlaşamadığımız için yol çalışması durmuş vaziyete.

Organik tarım konusunda, Koyun/Keçi yetiştiriciliği konusunda ciddi katkılar veriyoruz.Şimdiye kadar 10 MİLYON katkı verdik. Kimisi paraya ihtiyaç duyunca hayvanı sattı, kimisi de sahiplendi bire beş, bire yedi verim aldı. Mesela bir kooperatifimizin aracılığı ile alınan 150 hayvanı 1000 küsur sayıya çıkarmış. Bu konuda vatandaşlarımızı aydınlatmamız gerekiyor. İş-aş diyoruz buyur size imkan.

Ama ne yazık ki Kooperatif konusunda kötü bir geçmişi var ilimizin. Kooperatifçilik verimli yapılmamış.

Bakınız bir dekar tarlaya normal hububat ekip biçseniz masraflar hariç 250-350 lira kazandırırken, Badem dikip gerektiği gibi sahiplenirseniz yıllık 7000 lira kazanıyorsunuz. Böyle bir kazanç nerede görülmüş?

Ayrıca fidanın %70’i, Koyu kazmak için yada sulama masrafının %50’si, Etrafını tel örgü ile çevirseniz %50’sini devlet destek veriyor. Bu durumda bizim halkımızı aydınlatmamız lazım. Badem dikimi için herhangi bir özellik toprakta aranmıyor, her türlü toprakta badem yetişiyor. Daha ne olsun arkadaş, daha ne olsun.

Ayrıca toptan alış verişlerde, aldıkları katkının kolaylığı ile Kooperatiflerimizi canlı tutmamız lazım. Sizden istirhamım kurduğunuz kooperatifleri seçilen bir kaç kişilik yönetime bırakmayın. Aynı zamanda ilgilenin, katkı verin imkânlarından yararlanın. Hem alımlarda hem ürünlerinizi satmada size katkısı olur. Diyarbakır’da106 kooperatif var maalesef çoğu zarar ediyor,kuruluş  amacına hizmet etmediği için.

Daha sonra suru cevap faslında seviyeli bir diyalogun oluştuğu, bu müstesna toplantıda kimi Muhtar, köyü ile ilgili sorunlarını dile getirirken kimi muhtar da bir önceki toplantılarda dile getirdiği sorunlarının hal edildiğinden dolayı teşekkürlerini iletti. Hoş bir durum da, konuşan muhtarın köyü Earth Googlede ekrana geliyordu.

Bu kayda değer uygulamayı kamuoyu ile paylaşmayı vazife bildim. Tüm Belediye başkanlarına tavsiye ederim. Artık hiçbir muhtar “Ben Büyükşehir Belediye Başkan vekiline ulaşamıyorum” gibi bir şikâyette bulunamaz.

Çalışmalar ne kadar şeffaf ve paylaşılırsa o kadar güven ve huzur artar diye düşünüyorum.

Kimisi diyebilir ki, belediye niye bir Plan/Projeyi harekete geçirmiyor. Benim kanaatim o ki valiler kararnamesini bekliyor. Empati yapıyorum ben olsam aynı şey düşünürüm.

Elinde birçok Plan/Proje var. İnşallah en kısa zamanda burada kaldığı beli olur ve harekete geçer. Zaten ilkbaharın gelişi ile harekete geçmek bir anlamda elzemdir.

18.Muhtar Saatine katılmam konusunda bana kolaylık sağlayan Basın Müdürü Mustafa Çakmak beye de teşekkür ederim.

Hayırlı hizmetler diliyorum.

 

 

 

Devamını Oku
Diyarbakır’da Muhtar Saati

MESK: Emeklileri Promosyon paraları ile aldatmayın!

Bu ülkede hayata emek vermiş ve emekliliği hak etmiş 13 Milyon civarında saygın insanlarımız var.

Tabi bir eli yağda, bir eli bağda üst düzey elit kesimleri kast etmiyorum. Aslında bu grup emeklileri normal emekliler arasından çıkarmak lazım.

Emekliler, emeğiyle emekliliği hak etmiş ve huzur içinde yaşamak isteyen saygın vatandaşlarımızdır.

Taleplerine gelince;

*Tüm emeklilerin maaşlarının ödendiği bir “Finans Bankasını” istiyorlar,

*Her ilde, hatta nüfusu fazla olan ilçelerde çok amaçlı hizmet verecek “Emekli Evi” istiyorlar,

*Temiz hava almak için, sağlıklı hayat icabı çalışabilecekleri her ilde “Tatil Köyleri” istiyorlar,

*Maaşı düşük olan emeklilerin maaş artışlarına uygun bir katsayı uygulanarak kısa zamanda maaşı az olanların maaşlarının yükselmesini istiyorlar,

*Çalışırken ödenen “aile yardımının” bir an evvel verilmesi ve eşlerinin hesabına yatırılmasını istiyorlar,

*”Tecrübelerini” kurumları ile paylaşmak istiyorlar,

*Ülke adına akıl üretecek “akademilere” katılmak istiyorlar,

*Emekliler için belirlene makul bir süre, ödenebilir bir ücretle 1+1 evlerde “Tatil” yapmak istiyorlar.

Dilenci parası gibi bu promosyon parası ile emeklileri aldatmayın, hiç yakışmıyor. Bu yaştan sonra bari emeklileri faizin tozuna/tortusuna muhtaç etmeyin!

“Emeklisi mutlu olmayan bir toplum huzur bulamaz.”

Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.

Eyüphan Kaya

Memur ve Emekli Sendikaları Konfederasyonu(MESK) Diyarbakır il Başkanı

 

Devamını Oku
MESK: Emeklileri Promosyon paraları ile aldatmayın!

Mele Mustafa Adına Yakışır Bir Mücadele Verdi

PSK, PAK ve HAK-PAR’ın iştiraki ile Mele Mustafayı Berzani’nin hayatı üzerine Diyarbakır Ticaret ve Sanayi odasının konferans salonunda bir panel gerçekleşti.

Mele Mustafa’nın abisi Şeyh Abdüsselam-ı Berzani 1908 yılında Osmanlı İmparatorluğundan bazı taleplerde bulunmuştu, Osmanlı bunu başkaldırı olarak kabul edip, Şeyh Abdusselam ve arkadaşlarını idam edince Mele Mustafa aynı yolda mücadelesine devam etti.

Bu talepler, 7 tanesini yerel,  5 ulusal çapta olan taleplerdi. Okuyunca ne kadar masumane talepler olduğunu eminim siz de kabul edeceksiniz.

Tabi bu talepler günün Padişahına ulaştı mı, ulaşmadı mı? Divani Hümayunda ve Meclisi Mebu’sanda müzakere edil mi edilmedi mi? orasını bilemem.

Yerel talepler;

1-Mülkiyet hakkının kaldırılması,

2-Arazilerin çiftçilere tevziinin yapılması,

3-Tüm köylerde Mescitlerin yapılması

4-Adalet ve eşitlik alanında çalışmaların yapılması,

5-Başlık parasının kaldırılması,

6-Köy konseylerinin oluşturulması,

7-Yetkili etkili insanlar tüm aşiretlerden seçilmelidir.

Ulusal talepler;

1-Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi,

2-Eğitimin öğretimin Kürtçe ile yapılması,

3-Mülki amirlerde dahil tüm memurların Kürt’çe bilmeleri,

4-Şeriat Mahkemelerinin kurulması

5-Toplanan vergilerin bölgenin ihtiyaçlarına harcanması.

İnanın her bir maddesi üzerinde bir yazı yazılır. O günden bu yanı arada 112 yıl geçti ama hala da bu talepleri yerine getirecek bir yönetim ülkemizde dahi oluşmadı.

Yerel talepler;

  1. ve 2. maddeyi ele aldığımız zaman o günün şartlarında ve hala da kimi Ağa/Bey bir, ya da birkaç köy sahibi çiftçiler de rençper düzeyinde çalışıyor. Bu doğru bir durum değildir. Tüm insanlar Allah’ın kulları ve mülk onudur, öyleyse dağılımı adil yapmak lazım. Başka türlü huzuru yakalamamız çok zor.

3., 5. ve 6.madde ise gayet makul talepler. Mescitlerin ibadetin yanı sıra istişare yeri olarak da çok amaçlı kullanılması, Köy konseyinin oluşturulup belli yetkiler ile desteklenmesi ve köyün buradan yönetilmesi gayet yerinde bir yönetim şeklidir. Başlık parasının kalkması da toplumsal huzurun bir gereğidir, evliliği kolaylaştırır. Üstelik Başlık Parası kız çocuklarını değerden düşürür.

  1. ve 7.madde de devleti işleyişini kolaylaştırır diye düşünüyorum.

Ulusal taleplere gelince;

  1. ve 2. maddeler hala da devlet mekanizmasının bir kusuru olarak çözüme kavuşmamış ve ne yazık ki bu konuda maddi manevi zayiatımız oluşmuştur.
  2. maddede Mülki amirler halkın dil ve kültürünü tanıma talebi de gayet insani bir talep, bizim kuşak değil ama bizden öncekiler bunun kahrını çok çektiler.
  3. madde yatırım ve hizmet açısında bölgeler arasında uçurum hala var. Zamanında bu ihmaller olmasaydı ülkemizin huzuru bir başka olurdu.

4.madde Şeriat mahkemeleri yerine; Alman, Fransız, İtalya ve Belçika’dan aldık o gün bu gündür bir türlü huzur bulamadık. İslami mahkemelerin nesi eksikti ki bu kabahat işlendi diye sormak sorgulamak lazım.

ğitim Fakültesinden bir alt devrem olan Sait Veroj arkadaşımı bu hakikatleri günümüze taşıdığı için tebrik ediyorum.

Daha önce de Mele Mustafa Berzani hakkında bazı yararlı şeyler duymuştum, ama bu arşiv bilgileri bana daha da huzur verdi.

Mesela Peşmergeye şöyle bir uyarısı var; “Bir gün namazı bıraktığımı görseniz artık arkamda gelmeyin”

Bir gün istihbaratı diyor ki; “Saddam’ın çok önemli bir komutanının yerini tespit ettik, uygun görseniz evi havaya uçuracağız” kendisi diyor ki “ondan başka o evde kimse var mı?”  “evet eşi ve çocukları da var”. Denilince, O da diyor ki “böyle bir saldırı yapsak bizim Saddam’dan ne farkımız kalıyor, eşi ve çocukları günahsız insanlardır, sakın ha!” diyerek müsaade etmiyor.

Şu anda da Anayasalarının ikinci maddesinde “çıkarılan yasalar Kur’an’ın özüne aykırı olamaz” deniliyor.

Kız ve erkek okulları ayrıdır.

Çarşı pazarda yabancı kız ve erkekler elele dolaşamazlar.

Allah hayra vesile kılsın. İnşallah bu yönetim her geçen gün olgunlaşır ve dünyaya örnek bir yönetim tarzı olarak model olur.

Bağımsızlık referandumu seçim pusulaları dört dille hazırlanmıştı.

Kendilerine başarılar diler, selam ve selametle kalın diyorum.

https://muslumandunya.com/ 

 

Devamını Oku
Mele Mustafa Adına Yakışır Bir Mücadele Verdi