Hakkında
Eyüphan Kaya... 1962 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Klasik Kürt medreselerinde 8 yıl İslami ilimleri tahsil ettikten sonra, ortaokulu dışarıdan bitirdi, Diyarbakır Lisesini 1982-85 yılları arasında dahili okudu İmam-Hatip fark derslerini vererek iki liseden mezun oldu. Memuriyetinin ilk yıllarında İmam-hatiplik yaptı, D.Ü.Eğitim Kimya bölümünde 1989 yılında mezun oldu vatani görevini de ifa ettikten sonra MEB’de çalıştı, 28 yıllık çalışma hayatından sonra 2015 Ağustos atı itibariyle emekliliğe ayrıldı. Arapça, Türkçe, Kürtçe bilmekte olup, evli ve tamamı üniversite mezunu 6 çocuk babasıdır. İnternethaber.com sitesinin günlük yazarı ve yerelde özgürhaber gazetesinde yazıları yayınlanıyor. Birçok seminer, çalıştay ve konferanslara katıldı, TASAM, TKMM, DDA destekçisidir, Ortadoğu Gazeteciler Cemiyeti Diyarbakır il temsilciliğini yapmaktadır. 2014 Şubat ayında İslam İşbirliği Teşkilatına Bağdat’ta tebliğ sundu ve tebliği heyecana neden oldu. Orta doğu Kongresinin daimi katılımcı olup, müzakereci düzeyinde katkı sunmaktadır. BM’ler konferansına katılmıştır. Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun aktif katılımcısıdır. Milli eğitimin muhtelif kademelerinde çalıştı, birçok sivil toplum kuruluşuna üye ve yöneticilik düzeyinde çalışmaları olmuş, an itibariyle değişik gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanıyor, İnsan Hakları Aktivisti olan Kaya İnsan Hakları Cemiyeti yönetim kurlu üyesidir. Ayrıca İzmirizmir.net, Siverekname, Haber x, Haberlerankara, Giresun Aydındere, Haberdiyarbakır.gen.tr, Diniajans.com, Marmarayerelhaber, Düzceyerelhaber, Haberlerankara, Akgörüş, Akfikir, Serketinniws.com… ve ve… sitelerinde yazıkları yayınlanmaktadır. 2006 yılında Edebik.com sitesiyle başlayan sosyal medya sevgisi, edebiyatevi, edebiyatdostları.con ve edebiyatdefteri.com ile devam etti. Günlük köşe yazılarını yazmanın yanı sıra edebiyatdefteri.com sitesinde 600’den fazla manzum eseri yayınlanmıştır
  • Yaşadığı yer Türkiye
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Valimiz Ali İhsan Su Erdemli Kişiliğiyle Şehrimize Huzur Getirecek

Gelir gelmez tevazu ve efendiliğiyle dikkat çeken Diyarbakır Valisi Ali İhsan Su vakar içindeki çalışmalarıyla da bir farkındalık oluşturuyor.

Büyükşehir Belediyesinin beyni konumda olan Genel Sekreterlik makamını 4 yıldır Sur Kaymakamı olarak hizmet veren, dürüstlük ve samimiyetiyle nam salan Abdullah Çiftçi’ye vermesiyle bir umut ışığı yakan Su, daha sonraki kadro değişikliğiyle de umut vermeye devam ediyor.

Şu andaki haliyle belediyenin emin ellerde olduğu söylenebilir. Geçenlerde Türkiye Aile Meclisi Güneydoğu Bölge Başkanı sıfatıyla ben,  Emekli Memur sen İl başkanı Hasan Yosunkaya ile Karadenizliler Dernek Başkanı Kasım Kılıç bir heyet halinde Genel sekretere hayırlı olsuna gittik,  bize yeterli bir zaman verip, etkin bir dinlemeyle kamu adına taleplerimizi not ettikten sonra mevcut çalışmalar ve yapılması düşünülen projeler konusunda bilgi vermesi bizi ziyadesiyle memnun etti.

*Emekliler için lokal talebimiz oldu,

*Cami cemaati ile diyalog sağlama tavsiyemiz oldu,

*Bina görevlileriyle irtibat sağmanın faydaları üzerinde duruldu,

*Kağıt toplayan insanların halini sormanın yararlı olacağı kanaati hasıl oldu,

*Hayata emek veren esnafın, ustanın halini sormanın gerekliliği üzerinde duruldu,

Bir ziyaret ancak bu kadar verimli olur kanaatini taşıyorum.

Genel Sekreterimiz Abdullah Çiftçi bey pür dikkat bizi dinledi ve taleplerimizi not etti, taleplerimizin olabileceğini de teyit etti.

Abdullah bey Belediyeye Genel Sekreter olarak atanınca; “Belediyedeki sorunların %51’i kendiliğinden hal oldu” demiştim, galiba az bile söylemişim. Hem kendisini hem de onu bu vazifeye getiren muhterem Valimiz Ali İhsan Su’yu ve asıl onayı veren İç İşleri Bakanımız Süleyman Soylu’yu tebrik ediyorum.

Malum belediyelerdeki hizmet, iyi insanların eli üzerinde yürütülebilir.

Valimiz Su, 28 Mayıs Eshab-ı Kehf uyanış etkinliğinde yaptığı kısa ve öz konuşmasında; “Kaymakamlarımız da, Komutanlarımız da, ben de size hizmet için varız” demesi sözde kalmayıp, artık ete kemiğe bürünüyor.

Suffe medresesindeki icazet programında yaptığı kısa konuşmanın tamamını insan yetiştirmeye ayırması artık yönetim tarzına yansıyor.

Bana öyle geliyor ki bu süreç;

*Hayırlı hizmetlerle,

*Valimizin tevazu ve vakar duruşuyla,

*Huzur ve güven ile anılacak, ben bu kanaati taşıyorum.

Vali demek halk adamı demek olmalı, artık “devletin valisi” deyip onu farklı bir kategoride ele almak doğru değildir.

Hem vali hem belediye başkan vekili görevini yürütüyor, bunu iyi değerlendiren biri şehrini ihya eder, iyi yönetemeyen biri ise ifsat eder.

Ali İhsan Su valimizin yönetim tarzına bakıyorum, inşaallah bu şehri ihya edecek, buna mani bir engel de göremiyorum. Bunun işaretlerinden biri de Genel Sekreterimiz Abdullah çiftçi bey olsa gerek.

Dünyanın en zor işin insanları yönetebilmektir, öğretmenlikten biliyorum, ama siz Yüce Allah’ın ADL sıfatına dayanarak iyi bir yönetim tarzını ortaya koyarsanız; Allah işinizi kolaylaştırır, sizi insanlara sevdirir, alt ve üstlerinizi sizin yönetim tarzınıza musahhar eder.

Beşikten mezara kadar insanların hizmetinde olan bir kurumun başında olmak büyük bir sorumluluk getirir, ama Allah için yapılan hizmet de insana mutluluk ve motivasyon kazandırır.

Haydi ya Allah, kolay gelsin diyorum.

Devamını Oku
Valimiz Ali İhsan Su Erdemli Kişiliğiyle Şehrimize Huzur Getirecek Valimiz Ali İhsan Su Erdemli Kişiliğiyle Şehrimize Huzur Getirecek

Devletin hükümranlığı 2023 seçimlerine damgasını vuracak!

Kimin ne hakla bu milletin başına bela ettiğini bilemedğimiz bu bu gayri İslami sistem bu gün itibariyle bu milleti hem dünyadan, hem ahretten mahrum etmiştir.

Yok efendim Atatürk İlke ve  İnkılaplapları,

Vay efendim Kemalist sistem derken,

Yasallar ve Anayasa ile bütün İslami değerleri yerle bir eden bu devlet yapısı milletimize haksızlık ve zulumden başka bir şey vermemiştir. “Efendim suçlu adalete teslim edildi, hak yerini bulacak” denildiği zaman ben hayretler içinde kalıyorum.

Hangi hukuk, hangi adalet..!?

Gönüllü beraberliği alkışlayan, nikahlı beraberliği cezalandıran yasalar mı hukuk?

Kadının beyanı esas alınıp, erkeği sokağa atan yasalar mı hukuk?

Eş cinsellerin sırtını sıvazlayan yasalar mı hukuk?

İslami değrlerden yoksun olup, alo/celo’nun sözlerinden ibaret olan yasalar mı hukuk?

İlhamını sözde Atatürk ilke ve inkılaplarından alan yasalar mı hukuk?

Allah’ın ADL sıfatına meydan kanunlar mı hukuk?

Haydı oradan!

Öyle insan yetiştirmişiz ki bu haksızlığı dile getirmeye dahi tahammülü yok, yazıda dile getirdiğim bu haksızlıklara dahi tahammül etmiyor.

Baksanıza dünyada bir ibretlik hadise gibi duran 5816 numaralı yasa yüzünden cumhuriyetin ilk 40 yılında ne oldu, ne bittiğini anlayamıyoruz? Hakiki yönüyle gün yüzüne çıkması karşısında bu mezkur yasa bir engel olarak duruyor ve biz bu haksızlığa karşı öyle sessiz sedasız kalıyoruz.

Herhalde heykellere selam verek tek ülke biziz.

*28 Şubat sürecinde Diyarbakır’ın Ofis semtindeki PTT’de kadın erkek farklı sıraya girdi diye, elini silahına atan bir adi militarist herif; “Burası Atatürk Türkiyesi, kadın erkek farklı sıra oluşturamaz” demişti.  

Bu heykellere ayrıca Atatürk heykeli adını veren ibretlik bir sistemin altında ezildikçe eziliyoruz.

Bu ülkede insanlığı baş belası olan Faiz, Kumar, Zina, İçki serbest,

Bu ülkede uyuşturucu, mafya tarzı yer altı dünyası, kadın pazarlama, beyaz yakalıların modern hırsızlığı sözde kanunen yasak, ama fiilen serbest,

Bu ülkede İman,  Edep, Marifet, Hikmet, Tefekkür meczup işi olarak kabul ediliyor,

Bu ülkede İslam dinini değerleriyle tanımayan bir sinsi sistem var,

Bu ülkede müslümanın müslümanca yaşamasını kabullenmeyen bir devlet yapısını oluşturulmuş,

Bu ülkede moda ve lüks hayat revaçta, israf almış başını gidiyor, zengin ile fakir arasında uçurum var, garip gurabanın sesi pek çıkmıyor.Bir umutsuzluk ve korku hakim.

Bu ülkede Kürtler hala devlet nezdinde kabul görmedi, Müslüman değerleriyle hayata tutunamıyor, öyle ki siyasette yer almanız için en az yarı kirlenmiş olmanız aranan şartlar arasında yer alıyor, dolayısıyla düzgün birisi siyasete adım attığı için birkaç gerekçeyle öteleniyor,

Çok temiz, siyasete yaramaz,

Yalan söylerken yüzü kızarıyor,

İyi insanlar siyatese girmemelidir vb. yorumlarla siyaset sahnesinden itiliyor, yani bu kirli saha bünyesine düzgün adam kabul etmiyor.

Onun için diyorum ki, 2023 seçimlerinde devletin hükümranlığı test edilecek, ya bu eksik, aksak sisteme devam diyeceğiz, ya da İlahi öğretiye bağlı yeni bir nizam kurup, “siyaset iyi insanların işidir” sloganıyla hareket edecğiz.

Mesele bu kadar mühimdir.

Onun için şu ittifak bu ittifak çok mühim değil, mühim olan devlet ile milleti kaynaştırabilecek, dünya ve ahretimizi mamur edecek bir sistem ile devletin hükümranlığına bir ayar verebilmektir.

Devletin iki özelliğiyle dikkat çekiyor, biri hizmet yönü, diğeri ise hükümranlık yönü.

İkisinde de adil olanı tercih edeceğiz, şu ithal kanunlarla örülmüş adalet mekanizmasına “hukuk” diyerek vatandaşı aldatmanın modası geçti.

Avrupa birliğinin kapı eşiğinde dilenmenin zamanı değildir,

Birleşmiş Miletler(BM) çifte standat yönetim tarzı ile dünyanın dengesini bozdu, buna seyirci kalamayız.

Hal böyle olunca bu ülkede kazanması gereken ruh;

*Devleti islami değerlerle,

*Veda hutbesiyle

*Birinci meclisin ruhuyla,

*İman, edep ve marifetle.. barışık hale getirmeli.

Bıktık bu seküler sistemin şaklabanlıklarından,

Eşcinselliği özgürlük sayan sözde hukuk sisteminden,

Laikli adı altında islami değerleri yok sayan, görmezlikten gelen yasa ve anayasal değerlerden,

Kadını annelik değerlerinden koparıp sokakta çalıştırmaya teşvik eden çarpık zihniyetten,

Başka bir ifade ile “Allah ile kavgalı” bir seküler nizamandan bıktık.

Eğer gelecek yüz yılı da böyle götürmeye çalışırsak, ülkemizi dünyevi ve uhrevi açıdan reziller diyarı haline getirmiş olacağız!

Hal böyle olunca, ne diye biri diğerinin yakasına yapışıp duruyoruz ey Anadolu halkı..

Gelin Allah ile barışık bir nizam seçin ey Anadolu halkı…

Gelin ırlçılık ve benzeri adi düşünce ve akılmardan vaz geçin ey Anadolu haklı…

Bu şekilde sefil yaşayacaksan Kürt olsan neye yarar , Türk olsan neye yarar?

Benden söylemesi.

Devamını Oku
Devletin hükümranlığı 2023 seçimlerine damgasını vuracak!

Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr.Ali Erbaş Ankara İl Müftüsü Dr.Hasan Çınar'a cübbe giydirdi.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, daha önce Adana İl Müftüsü iken Ankara İl Müftüsü olarak atanan Dr. Hasan Çınar için düzenlenen cübbe giyme törenine katıldı Çınar’a cübbesini giydirerek göreve başlatan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, yeni görevinin kendisi ve Ankara için hayırlı olmasını temenni ederek başarılar diledi. Eski Ankara İl Müftüsü Dr. Yusuf Doğan’a yaptığı hizmetlerinden dolayı teşekkür eden Başkan Erbaş, “Yusuf Hocamız, yüzümüzü ak eden, göğsümüzü kabartan bir müftülük dönemi geçirdi. Bundan sonraki hayatında kendisine sağlıklı, uzun ömürler diliyoruz.” dedi.

Devamını Oku
Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr.Ali Erbaş Ankara İl Müftüsü Dr.Hasan Çınar'a cübbe giydirdi.

Adıyaman’da “Kur’an okumayan kalmasın” projesi uygulandı.

16 Haziran Perşembe günü  Adıyaman milli ve manevi değerlerin eğitimi ve anlaşılması adına  tarihi öneme sahip bir proğramla tarihe not düştü ve “Adıyaman da Kuran-ı Kerim Okumayı Kalmasın “ projesinin finali ve ödül töreni muhteşem bir katılımla gerçekleştirildi.

Adıyaman Valimiz Sayın Mahmut Çuhadar Beyefendinin tensipleri ile İl Milli Eğitim Müdürümüz Ramazan Aşcı Hocamızın Adıyaman da gerçekleştirdikleri ‘“Ramazan ayında Kuran Okumayan Kalmasın “ projesi Türkiye ‘ye örnek bir projedir. Sayın Valimiz Mahmut Çuhadar ve İl protokolünün teşrifleri ile yapılan Ödül Töreni STK temsilcilerimizin ve Adıyaman Halkının büyük teveccühüne mazhar oldu.

 Bu proje kapsamında,Adıyaman

Halk Eğitim Müdürlüğü tarafından açılan kurslarda Kuran'ı Kerim öğrenen öğrenciler için Türkiye Petrolleri Sosyal Tesisleri Konferans Salonunda ödül töreni düzenlendi. Törene, Adıyaman Valimiz Sayın Mahmut Çuhadar, Adıyaman Belediye Başkan Vekili Şerif Ayaz, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcısı Bozan Çevik, İl Müftüsü Mehmet Taştı, Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Turgut, İl Jandarma Komutanı Albay Bilgihan Yeşilyurt, İl Emniyet Müdürü İbrahim Ergüder, İl Milli Eğitim Müdür yardımcıları, İlçe Milli Eğitim Müdürleri, il – ilçe milli eğitim şube müdürleri, okul müdürleri, öğretmenler, öğrenciler ve veliler katıldı.

Bu projeyle İlimizin tüm kesiminden Kuran-ı Kerim ayı olan Ramazan ayında isteyen herkesin Kur’an öğrenmesine imkan verilmiş olması milli ve manevi değerlerimizin öğrenilmesi , içselleştirilmesi ve yaşanmasında önemli bir farkındalık sağlamıştır.

Bu kapsamda halk eğitim müdürlükleri bünyelerinde açılan 420 kursta vatandaşlarımızın Kuran-ı Kerim öğrenmeleri sağlanmış ve

Bu Ramazan ayı içerisinde 7000 kişi Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenmiştir. Kursu başarıyla tamamlayan kursiyerlerimize katılım belgesi verilerek, Kuran-ı Kerim hediye edilmiştir.

Ayrıca kursta görev alan öğretmenlerimiz Valiliğimiz Tarafından başarı belgeleriyle ödüllendirilmiştir.

Sayın Valimiz Mahmut Çuhadar’ın ve İl Protokol üyelerinin konuşmalarının ardından ödül törenine geçilerek kursiyerler ve öğrencilere ödülleri il protokolü tarafından verildi

Başta Adıyaman eğitime destek platformu, Ensar vakfı olmak üzere bütün sivil toplum kuruluşlarımız adına bu hayırlı ve önemli projede emeği geçen katkı sunan başta Sayın Valimiz Mahmut Çuhadar  ve proje sahibi il milli eğitim müdürümüz Sayın Ramazan Aşçı ve bütün emektarlara teşekkür ediyor ,hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

Gaffari İzci

Ensar Vakfı

Adıyaman Şube Başkanı

Devamını Oku
Adıyaman’da “Kur’an okumayan kalmasın” projesi uygulandı.

Diyarbakır'lı Mehmet : DİYARBAKIR HALKINA SESLENMEK İSTİYORUM!

Ben Diyarbakırlıyım. Diyarbakır Peygamberler ve sahabeler şehri. Benimde yaşadığım bu şehirde yaşayan  insanlara PKK ve siyası uzantısının peşinden gidenlerin uyanması için  birkaç tavsiyem olacaktır.

Unutmayalım ki Diyarbakır bölgenin (K.Irak ve Suriye dahil) kalbidir. Kalbin hastalığı bütün vücut azalarını etkilemektedir. Bu hem maddi hem manevi olarak böyledir.

Unutmayalım ki Hz. Adem’den kıyamete kadar iyilik ile kötülüğün, nur ile zulmetin, küfür ile imanın, hidayet ile dalaletin mücadelesi devam edecektir. Bu mücadele asırlara göre şahıslar ve isimler olarak farklılık gösterecek fakat dava ve fikir olarak aynıdır.

Hz. Adem, Hz. Nuh. Hz. Musa. Hz. İbrahim’in davası ne ise Hz. Muhammedin davası aynıdır. Şeyh Abdulkadir Geylani, İmamı Rabbani, Mevlana Halit, Şeyh Sait ve Said Nursi de bu davanın hizmetkarlarıdır.

Şeytanın Hz.Adem  Hz. İbrahim ve diğer peygamberler ile meselesini biliyoruz. Bundan anlaşılıyor ki şeytanlar hep iyi insanlara musallat olurlar.

Bölgemizde ve özellikle Diyarbakır’da çok iyi insanlar gelmiş geçmiş. Çok alimler yaşamış ve halen yaşamaktadır.

Bölgemizin ve özellikle Diyarbakır’ın misafirperverliği, cömertliği, dostluğu hep zikredilir. Peki bunca iyi şeylere rağmen bölgemizde ve Diyarbakır’da 40 yıldır kargaşa, kaos, öldürme ile ortaya çıkan PKK ya ve siyasi uzantılara nasıl bakmak lazım? Eğer Kur’anın ışığı ile bu olaya bakmazsak yanlış tahlil etmiş oluruz. Dolayısı ile tedavi de hep yanlış olacaktır.

Geniş pencereden bakarsak, HDP  geçmiş yıllarda yüzde  13 oy aldığı zaman İsraillin başkenti Telaviv sokakları bayram havasına giriyorsa, İslam’ın düşmanı insanlar seviniyorsa,  ABD seviniyorsa, ezanı susturan ve camileri ahıra çeviren CHP ve Kemalizm zihniyeti seviniyorsa Allah’ın bize verdiği bu akıl ile bize düşen feraset ve idrak ile bu tabloyu okumamız gerekecek. Bir Müslüman olarak ben eğer İsraili  ve ezanları susturan bir zihniyeti sevindiriyorsam demek ki Hz. Muhammedin karşısında olan bir oluşum içinde yer almış durumdayım.

Onlarca sahabenin ve Kuranda ismi geçen 2 peygamberin yana yana olduğu tek yer olan bu şehirde İslam ve Kuran düşmanların sahip çıktığı bir parti ezici çoğunlukta oy alıyorsa bir Müslüman olarak ben ne yapıyorum kime oy veriyorum demezsem bendeki akıl neye yarar o zaman.

Ben tüm samimiyetimle ve araştırmalarımda şunu diyebilirim ki  PKK ya sahip çıkmak ve ona taraftar olmak Hz Musa’ya karşı firavunun safında yer almak, Hz. İbrahim’e karşı Nemrut’un safında yer almaktır. Çünkü PKK ve siyasi uzantısının davası Firavun ve Nemrut ve Ebu lehebin ve tek parti zihniyeti davasının devamıdır. Tabi bunu anlamak için ferasetle bakmak lazım. Aksi halde bunlar, barış ve özgürlük için, Kürt halkının hakları için  savaşan kahramanlar olarak bilinir. Böyle bakanlar daha çoğunlukta.

Bunlara, "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde, "Biz ancak ıslah edicileriz!" derler. ﴾11﴿ İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. ﴾12﴿ bu ayetin bir manası adeta bu PKK zihniyetine bakıyor.

Nasıl ki tek parti zihniyeti, Türkçülük ve milli irade yaftası ile bu millete neler yaptığını biliyoruz. Tıpkı bunun gibi PKK ve siyasi uzantısı Kürtçülük ve barış yaftası adı altında Kürt milletine yapmadıkları kötülük çektirmedikleri acı kalmadı. Bunların projesi Kürtçülük adı altında Kürtleri başka devletlerin maşası yapmaktır.

Kısacası Türkiye Kemalizm ile Kürtler ve Zazalar da hem tek parti zihniyeti hem de apoizim ile çok ağır imtihan geçirmektedir.

Bu iki ideolojiyi biraz karşılaştıralım.

Bu her iki ideoloji de gücünü kuvvet, züllüm ve korkutmaktan  alır.      İnsanları korku damarı ile esir alıp ayakta dururlar.

1923 ile 1950 yılları arasında yaşayan insanların önüne sandık kurulmadığı için halk tek parti zihniyetini iktidardan indiremedi. Ancak ilk seçimde al aşağı ettiler. Ancak Kürt halkının durumu farklıdır sandık önüne geldiği halde büyük çoğunluğu iradesini PKK zihniyetindeki siyasi iradeden yanında kullanmaktadır. Be yetmezmiş gibi  askerde, yaşlı, çalışmaya giden insanların oylarını da zorla kullandıklarına şahit oldum. Yaşlı bir akrabama  oyunu kullandın mı diye  sorduğumda, ben sandığa gittiğimde sizin zahmet etmenize gerek yok oyunu biz kullandık dediler. Bu çok daha ağır bir sorumluluk. 

Bu iki ideoloji arasında bazı farklar da var, tek parti zihniyetini savunanlar bir müddet dünyanın kaymağını yediler hala yiyorlar onlara dokunmak adeta suç, ancak PKK ve siyasi uzantısını destekleyenlerin hem dünyası hem ahiretti perişan. PKK zihniyetin en çok oy aldığı yerlere bir bakın Sur, Yüksekova, Lice, Cizre örnekleri çoğaltabiliriz kısacası bu zihniyet destek aldığı yerlere millete huzur namına bir şey bırakmadılar, hangi yerden oy aldılarsa orasını harabeye çevirdiler  Bunlar adeta tuvaletini başını koydukları yastıklara yaptılar.

Bu iki zihniyet arasında bir fark daha var, tek parti zihniyeti kendini milletin efendisi ve üstünü görmekte fakat Avrupa’nın kölesi olmayı şeref bilir. Şapka için acımasızca idam edilenleri bilmeyen yok. PKK ise destek aldığı halkı perişan eder, Avrupa’ya münafıklık yüzü olan demokrasi yüzünü gösterir.

Dünyadaki tüm şer güçler şu anda PKK ve siyasi uzantısını desteklemektedir. Çünkü bu ülkeye en etkili darbe bu el ile vurulmaktadır. PKK zihniyetinin kutsal kitabımız Kuranda anlatılan ve kıyametin kopmasına yakın zamanda çıkıp dağlardan  şehirlere inerek insanları huzurunu bozan yecuc ve mecuc bozgunculuk çıkaran kabileler olduğuna dair görüşler ve yorumlar vardır.

Avrupa ve ABD 18 yaşına girmiş kendi çocuğundan kira, mutfak masrafını  zorla alırken PKK ve PYD ye 10 binlerce tır bedava silah vermektedir. Kürt halkı buna baksa anlaması için yeterdir. Çünkü AB, ABD ve İsrail, Kürt kanından daha ucuz kan bulamıyorlar, karnını duyur babasını öldürecek böyle bir zihniyetten asla vaz geçmezler. Kendi bir askerinin maliyeti aylık 20 bin dolar iken PYD ve PKK militanın ona maliyeti 200 dolardır. Üstelik 200 dolarlık kişi hayatını en ucuza vererek ölüme gitmekte. Adamlar asla  böyle neferlerden vaz geçmez. 

Asıl konumuza dönelim. Unutmayalım Diyarbakır düzeldiği anda, Şırnak düzelir, Hakkâri düzelir Mardin düzelir,  Irak ve Suriye ile sınırlar kalkar. Madem Diyarbakır sahabeler ve peygamberler şehridir Diyarbakır insanın peygamberler ve sahabilerin yolundan ayrılmamalıdır.  Peygamberleri ve sahabeleri bırakıp PKK ve siyasi uzantısının peşinde gitmek akıl tutulması olup dünya ve ahirette felaket ve helaket ile son bulur. 2 sene önce bir çoban 250 tane koyunu kaybetmişti. Aradı buldu. Sevinç haberini ailesine bildirdikten sonra en baştaki koyun yüksek yerden atladı onu takip eden diğer koyunlarda atladı ve 250 koyunun tamamı telef oldu. İşte Diyarbakır baştaki koyundur, PKK ve siyasi uzantısına doğru kendini attığı için 40 yıldır hep felaket ve telefi yaşıyor.  Eğer Diyarbakır pkk ya sahip çıktığı gibi İslam’a sahip çıksaydı ne Kürt halkı ne de  ülkemiz bu durumda olmazdı.

Diyarbakır halkı PKK yı kalbinden söküp atmadıkça hiçbir iyi hasleti kendisine meziyet olarak yazılmaz. PKK, Kürt halkına iyilik namına zerre kadar bir şey katmadı ama bu halkın bütün iyi hasletleri PKK alıp götürdü yok etti.

Uyan ey Diyarbakır halkı, sen uyansan, zulüm biter, kan biter, göz yaşı biter,

Uyan ey Diyarbakır, sen uyansan, Peygamberimiz sevinir, Selahattini Eyyubi sevinir, Hz Süleyman sevinir, Halit bin Velid sevinir,

Uyan Diyarbakır, uyanışına destanlar yazılsın, bu uyanışı alem hayran kalsın,

Uyan ey misafirperver halk, sen uyansan  ezanı susturanlar, camileri kapatanlar ile Israil ve ABD kahrolur. Kurulan tuzaklar bozulur

Bu yazım sakın Diyarbakır halkının siyasi olarak şu veya bu partiye oy versinler diye böyle anlaşılmasın. PKK sevgisini ve fikrini kalbinden atması herşeyi değiştirecek. Bu durumda bölgenin zenginleşmesi, huzur bulması kalkınması Diyarbakır sebep olacak. Diyarbakır halkının böyle güzel gelişmelere sebep olmasını umut ediyorum. Selam ve saygılarımla,

Diyarbakırlı Mehmet

Devamını Oku

Ak Partiye Yazık Ediyorlar!

Son birkaç yıldır Ak Parti halk nezdinde her geçen gün değer kayb ediyor. Yoksa MHP’ye muhtaç duruma düşecek parti miydi?

Seçimden seçime vatandaş “bir umut” deyip Erdoğan’ın hatırı için belli bir oranda oy verse de kerhen veriyorlar kanaatimce. Zaten bir parti her geçen gün oylayını arttıramıyorsa yerinde sayıyor, yerinde saymak da gerilemektir.

Genel Merkezi tam bilemem ama taşra teşkilatları genelde iyi bir siyaset yapamıyorlar. Vekiller de para destekleli kafa kol ilişkileriyle listenin üst sıralarında yer alıyorlar, böyle olunca da halka pek minnetleri de yok, karşılığı da yok.

Mesela Diyarbakır’ın demirbaş vekili Eker kendi beldesinde belediye başkanlığı için gösterdiği aday kazanamadı, bundan daha açık bir örnek var mı? 12 yıllık bakan olsa ne yazar?

Genel merkezden de Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir’den şikayetim var, şimdiye kadar belki 20 defa whatsapptan kendisine paylaşımda bulundum, bir defa da “sen kimsin?” diye bana cevap verseydi. Bunlar halkı unutmuşlar kardaş, halk onları öyle bir unutacak ki, bir çok hırsız arsız Türkiyede gezemez duruma düşecek!

Başkanlık sistemiyle birlikte “dar bölge seçim yöntemi” gelecekti ve bu sıralı sistemden kurtulacaktık güya, maalesef o da gelmedi, çünkü ülke siyaseti hala “korku” ifadesinden bir türlü kurtulamadı. Acaba meclis aritmetiği ne olur diye endişe ediliyor.

Ben 2015-2017 yılları arasında Av.Muhammed Dara Akar’ın döneminde Ak Parti Diyarbakır İl başkan danışmanıydım, mecanen çalışıyordum, diyebilirim yürütmede yer alan bir çok kimseden daha çok çalışıyordum, onların kendine olan çalışmaları hariç tabi, ama 10 maddelik bir eylem planımız vardı, iki yılda iki maddede patinaj yaptık, bir yandan bu rehavet diğer yandan eleştirel yazılarımdan şikayet de gelince bir basın açıklamasıyla istifa etmek durumunda kaldım.

Bu iki yıl zarfında,

*Siyaset Akademisi koordinatörlüğnü yaptım, hiç yapılmamışı yaparak 8 haftada yapılan 16 günlük dersi haber analiz olarak basına verdim ve 16 gün partimi manşete çıkardım. Yeri gelmişken bu konuda katkısı olan Özgürhaber gazetesi genel yayın yönetmeni Engin Öztürk’de teşekkür ederim.

*SKM’de Seyit Cengiz abiyle birlikte çalıştım, vekil adaylarımızı 50 sivil toplum kuruluşlarıyla merkezlerinde bir araya getirmek için aracı oldum.

*Başkanlık sistemi referandumunda yetişkiler grubunda “parti hatibi” oldum,

*Bir süreliğine Ar-Ge başkan yardımcılığını yaptım. Bir ay her hafta ufuk verici bir fikir ortaya koydum ama dinleyen olmadı, mesafeli durdum. Bir parti düşünün ki Ar-Ge’si çalışmıyor, gerisini siz düşünün.

*Partinin sosyal heyetinde yer aldım,

Daha sonra,

*Millet vekili aday adayı oldum, bir ay güncel gazetesinde adaylık haberim sürmanşetti,

*Sur Belediye başkanlığı için aday adayı oldum,

-47 bin Sur sakinlerine telefonumu vererek mesaj gönderdim,

-Nitelikli bir tanıtım büroşürü hazırladım,

-İlçenin 100 muhtarının telefonlarını bir şekilde bulup onlarla diyaloga girdim,

-Bir çok oluşum ve partiyi, kanaat insanlarını ziyaret ettim…vb.

ama adaylık, müracaat etmediğini diyen ilçe başkanına Sur Belediye başkan adaylığını verdiler. Keşke partimin adayı bu çalışmalarımdan birini yapsaydı.

Yeri geldi İl başkanlığına, Sur ilçe başkanlığına muracaat ettim.

Şimdilik bu kadarıyla yetinelim.

Çünkü bana göre, “siyaset iyi insanların işi olmalıydı.” Ama şer güçleri buna müsaade etmedi/etmiyor tabi. Herkes biliyor ki benim olduğum yerde yalan ve yanlış olamaz Allah’ın inayetiyle.

Bu son dönemde yönetimde yer almak için sözlü bir talebim oldu, ancak şartım vardı, o da Ar-Ge’de 6 ay çalışmak istediğimi talep etmiştim, o da olmadı.

 Yani Ak parti ana direkleri durumunda olan üylerinden ve emekledarlarından kaçıyor, mevcut statikoyu bozmak istemiyor, öz eleştiriye hiç tahammülü yok.

Ak parti il yönetimi vitrinlik işlerle partiyi oyalıyor. Mesela 17 ilçe bir ilçede bir araya geliyor ve sözde 21 noktada çalışmalar yapıyorlar, ilginçtir ben Yenişehir delegesiyim bizim ilçenin toplantısından haberim bile olmadı. Ayrıca yenişehil ilçe başkanımızı bu ihmalkarlıktan tenzih ediyorum.Kusur il başkanlığınındır.

Olan da bizim gibi Ak partiyi kalbi, kavli ve fiili bir şekilde; yerel, ulusal ve ulaslar arası düzeyde savunanlara oluyor, oluyor da ne oluyor derseniz tek kelimeyle kahr oluyoruz.

17 İlçe başkanıyla bir mesaj grubu oluşturmuş yeri geldiğinde moral ve motivasyon vermeye çalışıyorum, onların da bir kısmını daha ziyaret edip tanıyamadım, aralarında Silvan Başkanı Nedim Kılıçarslan gibi babayiğitler de var A-B ilçesi başkanları gibi zayıf olanlar da var. Ama asıl olan il yönetimidir tabi, o da ihtiyaca cevap vermiyor.

Evet Ak Parti halk nezdinde ve özellikle Diyarbakır’da değer kayb ediyor, biz her ne kadar bu dengeyi yazılı ve sözlü mücadelemizle ayarlamaya çalışsak da bir türlü dengeyi tutturamıyoruz,

Gelen kayyumlar hiç yoktan belediye başkanı oluyorlar, ama halkın dualarını alamıyorlar, bizim gibi nitelikli vatandaşlar da kendi kendimize söylenip duruyoruz. Tabi Van Valisi Dr.Ozan Balcı gibi babayiğitler de vardır.

Ama şunu söyleyebilirim ki, bu düşüşte ben ve benim gibileri suçlu değiliz, yazıyorum çiziyorum, söylüyorum, başka elimden ne geliyor?

Benim Ak partiye maddi menfaat açısından bir ihtiyacım yok,

*Emekli Öğretmenim,

*İnsan Hakları Aktivistiyim,

*Güncel bir yazarım, cebimden harcayarak çalışıyorum, sivil toplumcu böyle bir şey zaten. Ülkenin selameti için destek vermeye çalışıyoruz, onu da AKP’liler burnumuzdan getiriyor.

Şimdi de tutturmuşlar muhalefetin başarıszlığı üzerinde seçmeni korkutuyorlar, bilmiyorlar ki bu tarz siyaset artık seçmene hafif geliyor.

Mesel budur, hiç birbirimizi aldatmayalım.

Benden söylemesi.

Devamını Oku
Ak Partiye Yazık Ediyorlar!

Diyarbekir Ulu Camide "Ezan Bayramı" kutlandı

Basına ve kamuoyuna
Türkiye Aile Meclisinin bir alt çalışması olan “Ezan platformu” olarak 15 Haziran 622 yılında Bilal-i habeş efendimiz tarafından okunan ilk ezan gününü “Ezan bayramı” olarak anmaktayız.
2020 yılında Ulu camimizde başlayan bu kutlama 2021 yılında da anıldı ve bu gün şu anda ülkemizin 15 ilinde kutlanmaktadır. Bu güzel hareketin Diyarbakır ulu camisinde başlaması da bizim için manevi bir şereftir.
Bu gün hürriyet abidesi ve imanın nişanesi olan ilk ezanımızın okunuşunun 1400.yıl dönümü, bu münasebetle Allah’a hamd resulu Muhammed aleyhissetau vesslama selat ve selam getirerek mutluluğumuzu insanlık alemiyle paylaşıyoruz.

EZAN İSLAMIN ŞİARIDIR


Ezan İslamın şiarıdır, ezan sesinin yükseldiği yerde İslam vardır, iman vardır, yüce Allah’ın buyrukları revaçtadır, o bölgenin halkı ehli imandır, o beldede manevi huzur bir vardır.
639 yılında peygamberimizin vefatından sadece 7 yıl sonra İslam ile şeferyab olan bu mübarek belde ve bu mübarek beldenin mübarek camisinde şimdiye kadar ezan susmadı şükürler olsun, bu gün ezan sesi bir başka yankılanıyor, insana huzur ve güven veriyor.
Dört defa “Allah en büyüktür” diyerek başlayan ezan, zalim ve zorbaların kafasına bir tokmak gibi iniyor.
Şehadetle ümmeti Muhammedin imanını tazelemek için tercüman olan ezan, dinin direği olan namaza davet ile kurtuluşun Allah’a secde etmekte ve onun emirlerine teslim olmakta olduğuna dikkat çekiyor, tehlil ile biten ezanın “Allah’tan başka bir ilah olmadığını” yüksek sesle haykırıyor.

16 HAZİRAN 1950 YILINDA EZAN ASLINA RUCU EDİLDİ.


Ülkemizde bir de 16 Haziran’ın ayrı bir yeri var gölümüzde, malum 1932 yılında zamanın ceberut hükumeti tarafından yasaklanan ezan 1950, 16 Haziran günü aslına rücu ederek tekrar Arapça okunmaya başlanıyor.
Dolayısıyla 15 Haziran ezan bayramının yanı sıra, 16 haziran gününün de ayrı bir bayram olarak gönlümüzde yeri var. Ancak İslam dünyasıyla uyum açısından 15 Haziran’ın ortak bir gün olarak “ezan bayramı” olarak anılması daha doğru olduğu kanaatini taşıyoruz.
Ezanı yasaklayanları Allah kahr u perişan etsin diye dua ederken, Ezanın serbest olmasına vesile olanları da Allah af ve mağfiret nasip etsin, diyoruz.

ALLAH BU MİLLETİ BU MEMLEKETİ EZANSIZ BIRAKMASIN


Allah şu ezanları dünyanın semasında ilelebet yankılanmasını nasip eylesin, şehrimiz üzerine yankılanmasını huzur ve berekete sebep olmasını vesile kılsın.
Yüce mevlam İslamın şiarı olan ezan sesinden bizi mahrum etmesin,
Toplum olarak bizi ezanın ruhu ile barışık hale getirsin.
Ülkemizin yaşam ve yönetim tarzını ezanın ruhu ile barışık hale gelmesini nasip ve müyesser eylesin,
İstiklal marşının şairi merhum Mehmet Akif Ersoy'un istiklal marşında dediği gibi;
“ Şu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebediyen yurdumun üstünde benim inlemeli”
dediği gibi Allah bu milleti bu memleketi ezansız bırakmasın.
Yüce Allah Ezanın o manidar mesajının gölümüzde yer alması için bize yardımcı olsun, hidayetimizi artırsın,
Amin, amin, amin…
Amin diyenlerden de Allah razı olsun, diğer insanlarımızı da şu aminlerin yüzü suyu hürmetine ezanla barışık bir hale gelmesini nasip eylesin.
İyilerimizi daha iyi olmasını müyesser kılarken, fasıklarımıza da tövbe ve istiğfar nasip etsin.


15 Haziran ezan bayramımızın 1400.yılı mübarek olsun.

Ezan Platformu adına arz ederiz.

*Ömer Kılıç hoca tarafından ezan okundu ve kendisine platform tarafında şükran plaketi sunuldu


Emekli Müftü Abdulkerim Melikoğlu Ezan Platformu Güneydoğu Bölge başkanı,
Emekli Müftü Burhan Barut, Ezan Platformu il başkanı
Emekli Öğretmen Eyüphan Kaya Türkiye Aile Meclisi Güneydoğu Bölge Başkanı

 

Devamını Oku
Diyarbekir Ulu Camide "Ezan Bayramı" kutlandı

Devlet Adil ise yönetimi kolay olur

Geçende bir yazar sosyal medya hesabında şöyle bir ifade kullanmıştı; “Devlet idare etmek kırtasiye dükkanını işletmeye benzemez.”  Ben de dedim ki; “Aslında devlet adil ise kırtasiye dükkanını işletmekten daha kolay idare edilir.” Bu görüşümün de arkasındayım.

Malum kainatta hükümranlık Allah’a aittir, baksanıza milyarlarca gök cisimleri nasıl da bir ahenk içinde tespih ederek yörüngesinde dolanıyor, biri diğerine sıkıntı vermeden yoluna devam ediyor.

Hele şöyle bir düşünelim Hz.Ömer zamanında İslam adaletinin ta Diyarbekir’e kadar ulaşması beşeri bir güçle mümkün olabilir mi?

Muaviye ve Yezit’ ten sonra Ömer bin Abdul Aziz’in 3 yıldan daha az bir zaman zarfında Hz. Ömer’in adaletini tekrar canlandırması, onun beşeri gücüyle olabilir mi?

Devleti Aliye’yi Osmaniye 6 yy. Ayakta kalmışsa bu beşeri kabiliyetlerle izah edilebilir mi?

Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür. 

Öyleyse devleti idare etmek istiyorsak, Allah’u Teâlâ’nın “ADL” sıfatına hizmet edeceğiz, hayatın her alanında bu vasfı canlandıracağız, o dairede yaşamaya çalışacağız.

Yüce Allah “Adil olun, çünkü adil olmak takvaya en yakın vasıftır”  buyuruyor, siz yönetiminizde adil olsanız Allah size yardımcı olur, mahiyetinizdeki insanların kalpleri yumuşar, Allah sizi ehalinize sevdirir, vatandaşlarınız size hayır duasında bulunurlar, zaten hayattan asıl olan da bu değil mi?

Mesela,

Devlet Erkanı bu ülkede halka selam ve dua ile muamele etse, tevazuyu elden bırakmasa,

Faiz, Kumar, Zina, İçki serbest olmasa,

Komşu komşusundan emin olsa,

Kardeşler birbirinin değerini bilse,

Anne babalar bir değer olarak bilinse,

Fakir fukaraya el uzatmak bir meziyet kabul edilse,

Bazı haramzadeler trilyonluk arabalara binmese,

Kimi emekli 3 BİN lira maaş alırken kimisi de 103 bin almasa,

İsraf önlense, garip guraba aç ve açıkta kalmazsa,

Allah ve Resulünü bırakıp birilerine cumhuriyetin kurucusu vasfı yalan/yanlış uydurarak arkasına düşülmezse,

Evlilik kolaylaştırılıp aile kurmak bir değer haline getirilse,

En önemlisi de kimse kimseden korkmasa… Bakın bakayım devleti idare etmek ne kadar kolaydır.

Eğitim sistemimiz bu tür değerleri olduğu gibi anlatmadığı için yüce Allah’ın “ADL” sıfatını göz ardı ediyoruz, Allah’ta bizi göz ardı ediyor.

Bir İslam toplumunda Allah lafzı, selam ve dua hayatın içinden çıktı mı? Hayat yaşanmaz bir hal alıyor, şu anda Türkiye’nin hali budur.

Devletin imkanlarını halkın lehine kullanıp hayata kalite katmamız gerekirken, birileri sanki şöyle diyor; 

“Biz ATA’nın yolundayız, halk mutlu mu mutsuz mu? Aç mı tok mu? Sosyal devletten payını alıyor mu almıyor mu? Bizi ilgilendirmez.” 

Hal böyle olunca da devleti idare etmek zor oluyor.

Benden söylemesi.

Devamını Oku

CUMHURİYET İLK OLARAK HZ.MUHAMMED (AS) TARAFINDAN MEDİNE'DE İLAN EDİLDİ. "MEDİNE VESİKASI" BUNUN BELGESİDİR. CUMHURİYETİMİZİN İKİNCİ YÜZ YILININ İSLAMİ HUKUKUYLA BARIŞIK HALE GELMESİ, LAZIMDIR, ELZEMDİR, VACİPTİR.

Yazarlarımızdan Eyüphan Kaya Kürt çalıştayına katıldı…

Bu çalıştayın içeriğini ondan dinleyelim…

Malum ülkemiz 1924 anayasasıyla başlan bir serüvenle, kalka düşe bu günlere geldi, ama bu gün artık bu defolu sistemle devam etmesi imkansız. Dolayısıyla hem vatandaş olarak, hem siyasi ve idari erk olarak bir arayışa girmek ve geleceğimizi daha sağlam temeller üzerinde inşa etmek vazifemizdir.

Bu münasebet ile Gelecek Partisinin Genel Başkanı Davutoğlu’nun riyasetinde Kürt meselesini ele alıp Kürtlerle birlikte çare, çözüm araması kayda değer buluyorum.

Çalıştay öyle verimli geçti ki, bir ara dedim ki “keşke Davutoğlu'nun yerinde Reisi cumhurumuz Recep Tayyir erdoğan olsaydı” yanımda oturan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mücahit Ceylan da dedi ki, “Zaten o burada olsaydı, bu sorunu konuşmuyor olacaktık, yani bizi dinleseydi sorun halolurdu.”

Çalıştaydan satır araları,

*Daha önce Van ilimizde yapılıp 10 maddede özetlenen manifesto niteliğinde Kürt meselesi çözüm deklarasyon katılımcılar tarafından takdirle karşılandı. Davutoğlu’nun bizzat on maddesinin tamamını okuması da ayrı bir ciddiyetin ifadesiydi.

*8 saat süren çalıştayda sınırlama olmadan söz hakkı verildi, bazı katılımcıların “güzel Türkçe konuşması yarışmasına girmişler gibi” uzun uzun konuşmaları ve bir siyasi demogojiyle ciddi bir şey söylememeleri de dikkatten kaçmadı.

*Genel olarak Kürtçenin öğretilmesi ve eğitimde kullanılması, iki dilli eğitimin önünün açılması, belli aşamalarda bütün öğrencilere en az yaşayan dillerden birinin mecburi tercihli dil olarak okutulması fikri dile geldi ve makul görüldü.

*Kürt meselesinin ülke bütünlüğü içinde yasal ve anayasal düzeyde çözülmesi, Irak Kürdistan bölgesel yönetimine destek verip devletleştirilmesi için yardımcı olunması dillendirildi.

*Dış ülkelerde yaşayan Kürtlerin sahiplenmesi ve desteklenmesi raporda olduğu gibi makul bir fikir olarak kabul edildi.

*Türkçülük hayallerinden ve katı ulusalcı politikalardan uzak durulması uyarısı yapıldı.

*Devlet aklı da, Türk kamuoyu da yeni süreçte Kürtlerin varlığı ve ihtiyaç duyduğu huzurun gerekliliği konusunda ikna edilmelidir.

*Herkes bilsin ki silah ile hak arama yolu kapanmıştır, PKK’nin silah bırakması lazımdır. Birileri PKK’yi gerekçe gösterip baka sorunu deyip halkı aldatmaktan vazgeçmelidir.

*İhtiyaç duyduğumuz enerji yanı başımızda, 50-100 kilometre yakınımızdadır.

*Türkiye cumhuriyeti Kürtlerle barışırsa beklenmedik düzeyde bir güç kazanır.

Ben de söz alarak şunları paylaştım.                       

“Başbakanımızın güler yüzü bize cesaret ve umut veriyor, bir önceki çalıştay raporunun  tarafınızdan okunması bir ciddiyetin ifadesidir.

Kayyum uygulamasının yanlışlığını ele alırken KCK vesayetinin yanlışlığına dikkat çekmek de önem arz etmektedir. KCK da başka bir bela olarak Kürtleri rahatsız ediyor.

Geçende  “Bu Ülkeye Kürt SAM lazım” başlıklı bir yazı yazmıştım, Kürtler belki 50 ülkede yaşamaktadır, araştırmak, takip etmek, Kürtlerin hayat şartlarının iyileşmesi için çaba sarf etmek önemlidir, bu insanlar ancak bu şekilde Türkiye'nin sempatisini kazanırlar.Onun için cesaret gösterin partinizin himayesinde Kürt Stratejik Araştırmaları Merkezi teşekkül ettirmekte fayda var, keşke devlet eliyle bunlar yapılsa.

Ayrıca Diyarbakır Dağkapı meydanında Şeyh Said ve 46 arkadaşlarının ruhuna bir fatiha okuyup, burada bir şehitlik abidesi yapmak lazım demenizi istiyorum.

…..                                                      

Tarihi akış gösteriyor ki yüzyılda bir devletler kendini yeniliyor, devletin bir hizmet yönü var, bir de hükümranlık yönü.

Hükümranlık yönünü;

Birinci meclisin ruhuyla,

İlahi öğretiyle,

Veda hutbesiyle barışık hale getirmek lazım,

Şunu bilmekte fayda var, karar yeter sayısı olmadığı halde birinci meclis fesh edildi, oluşan ikinci meclisle sorunlarımız başladı ve o sorunlar hala devam ediyor.

Kürt meselesinin çözülmesi için İdris-i Bitlisi ve Yavuz Sultan Selim antlaşması gücellenebilir,

Kürt aşiretleriyle konuşup onların potansiyelinden faydalanılabilir. Aşiretler toparlama sürecine girdiler, şu anda çoğu dernekleşti, kendini güncelliyorlar.

Bir noktaya da dikkat çekmek istiyorum, PKK/PYD gibi oluşumları Kürt meselesiyle yan yana zikretmekten uzak duralım, malum zaman bize öğretti ki bu oluşumların eski karanlık devlet ile iş birliği vardır.

Unutmayalım dünya Kürtlere karşı vefa borçludur, öyle görülüyor ki Irak Kürdistan bölgesel yönetimi devletleşecek, keşke Türkiye elini çabuk tutup bağımsızlık talebini Birleşmiş Milletlere o  taşısa.

Başarınızın devamını diliyor, bu çalışmadan dolayı sizi tebrik eder,  teşekkür ediyorum” dedim.

Son olarak Eski Başbakan Prof.Dr.Ahmet Davutoğlu bir yandan sorulan sorulara cevap verirken, diğer yandan çözüm sürecinde neler olup bittiğini açıklayarak katılımcıları aydınlattı.

Yararlı bir çalışma olduğuna inanıyorum.

Vesselam.

…………………………………………………………………………………

İŞTE VAN DEKLARASYONU

Kürt sorununun çözümü için 10 maddelik öneri

Geçtiğimiz yıl Türkiye’deki bütün sorunların konuşulabilmesi için “Demokratik Geleceğimizin Ortak İnşası” başlığı altında bri süreç başlattıklarını ve ilk toplantılarını da Ekim 2021’de Van’da gerçekleştirdiklerini anımsatan Davutoğlu, bu toplantıların diğer alanlara da yansıyacağını söyledi.

Van’daki toplantının ardından çıkan sonuçları “Yeni Bir Demokratikleşme Sürecinin Temel Unsurları” başlığı altında özetlediklerini dile getiren Gelecek Partisi lideri, çözüm önerilerinin yer aldığı metni, şu şekilde açıkladı:

  1. Yeni Bir Zihniyet:Kürt meselesini ortaya çıkaran anti-demokratik zihniyet ve politikalar, birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu toprakların mayasına da asırlarca bir arada yaşamış milletimizin tarihsel hafizasına da yabancıdır. Yaşanan ağır travmaların etkisiyle geçen yüzyılın başında hayata geçirilen tektipleştirici, ayrımcı ve güvenlikçi otoriter paradigma, yüzyıl sonra bugün bile yüzleşmek ve çözmek zorunda olduğumuz pek çok maliyet üretmiştir. Cumhuriyetimiz 100. yılına girerken bir asır öncesine giden sorun başlıkları daha fazla varlığını sürdüremez. Kürt meselesi başta olmak üzere tüm meselelerimizin çözümü için küresel, bölgesel ve ulusal düzlemde köklü dönüşümü hesaba katan yeni bir zihniyet inşasına ihtiyaç bulunmaktadir. Geçmişteki hatalarla yüzleşerek, tecrübelerden dersler çıkararak yeni bir sayta açmak, yeni bir süreç başlatmak zorundayız. Bu süreç bütün vatandaşlarımızın her anlamda eşitliğini tesis ederek toplumsal barışımızı ve ortak aidiyetimizi güçlendirecek tam demokratik bir Türkiye inşa etmeyi öngörmektedir,
  2. Ortak ve Yerli Bir Yaklaşım:Sorunlarımızın çözümü için ülkemizin bütün farklılıklarından süzülen ortak ve yerli bir dile ihtiyacımiz bulunmaktadır. Çozümü başka başkentlerde, başka modellerde aramak yerine insanlığın tecrübesinden yararlanan ama kendi dinamiklerimizi esas alan bize özgü bir çözüm geliştirmek zorundayız. Bu cerçevede, yeni bir sürecin en asli niteliği bir bütün olarak bu ülkenin birikimlerine dayanması ve yerli dinamiklerin ürünü olmasıdır.
  3. Sivil, Ozgürlükçü ve Kapsayıcı Anayasa:Tam demokratik bir Türkiye inşa etmenin ana omurgası insan hak ve özgürlüklerine dayanan özgürlükçü yeni bir anayasadır. Devleti öncelikli görüp insanı ikinci plana iten, farklılıklarımızı tehdit görüp tektipleştirici bir model dayatan 12 Eylül Anayasası vakit kaybedilmeden tedavülden kaldırılmall, sivil, özgürlükçü, kapsayıcı yeni bir anayasa hazırlanmalıdır. Bu anayasanın yaslanacağı siyasal düzen, insan hak ve özgürlüklerine dayalı kapsayıcı demokrasidir. Türkiye yeni yüzyıla muhtevası itibariyla tüm toplumu kapsayan, oluşum süreci itibarıyla bütün toplum kesimlerinin katılımı ile oluşan yeni bir anayasal zemin üzerinde girmelidir.
  4. Düşünce ve İfade Özgürlüğü:Türkiye'yi tam demokrasi hedefine ulaştıracak, halkımızın huzur ve refahını arttıracak yeni toplumsal sözleşmenin ruhunu eksiksiz bir düşünce ve ifade özgürlügü oluşturmalıdır. Düşünce özgürlüğünün olmadığı bir ortamda insanların sorunları tespit edebilmesi, sorunların tarafları arasında diyalog kurabilmesi ve empati yapması beklenemez. Hukuk sistemi düşünce ve ifade özgürlüğünü korumayı ve sürdürmeyi esas alarak yeniden düzenlenmeli, sivil toplum ve akademinin hukuksal açıdan özerklik ve özgürlüğü garanti altına alınmalıdır.
  5. İmtiyaza ve Ayrımcılığına Dayanmayan Eşit Vatandaşlık:Etnik kökenimiz, dini, mezhebi ve siyasi inancımız ne olursa olsun hepimiz Türkiye Cumhuriyeti'nin onurlu eşit vatandaşlarıyız. Benimsediğimiz ilke eşit vatandaşlık ilkesidir. Kimse özel bir imtiyaz ve ayrıcalığa sahip olmadığı gibi, hiç kimse ayrımcılığa da tabi tutulamaz. Çoğulculuk katlanılması gereken bir külfet değil, aksine savunulması gereken temel bir yapı taşıdır. Siyasi temsilde temel ilke toplumsal çeşitliliğin temsili, bürokratik atamada temel kriter, ehliyet ve liyakat olmalıdır.
  6. Kapsayıcı Muhataplık:Kürt meselesinin muhatabı bütün vatandaşlarımız, siyasi partilerimiz ve bütün unsurlarıyla sivil toplumdur. Kürt meselesi tüm tarafların karşılıklı güvensizliği değil, güveni üzerine oturtulmak zorundadır. Türkiye'de Kürt meselesi tek bir siyasi partinin değil her siyasi partinin öncelikli gündemlerinden birisi olmalıdır, Kürt vatandaşlarımızın görünen ve görünmeyen, ifade edilen veya edilmeyen siyasi toplumsal, ekonomik, kültürel ve hukuki hiçbir engelle muhatap olmadığı tam demokratik Türkiye inşa etmekten başka bir çözüm yoktur.
  7. Anadilin Eğitimde ve Sosyal Hayatta Kullanımı:Anadilin öğretilmesi, eğitimde ve sosyal hayatta kullanılması en temel ve doğal insan hakkıdır. Kimse anadilini seçemeyeceği gibi kimse da başkasının anadiline yasak getiremez. Ortak resmi dilimiz olan Turkçe'nin yanısıra herkes kendi ana dilini öğrenme ve bireysel ve toplumsal yaşamda kullanma hakkına sahiptir. Bu temel ilke çerçevesinde, devlet gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Bu bağlamda, ülkenin asli dillerinden olan Kürtçe'ye yabancı veya bilinmeyen dil muamelesi yapılması kabul edilemez. Resmi dilimiz Türkçe olmakla birlikte Kürtçenin kamusal hizmet alanlarında kullanılması Kürt vatandaşlarımızın aidiyet bilincini güçlendirilmesi bağlamında ayrıştırıcı değil birleştirici bir etki yapacaktır. Kamusal alanda, devletin ve yerel yönetimlerin sunduğu tüm hizmetlerde Kürtçenin de kullanılmasının önündeki ideolojik ve yasal engellerin kaldırılması şarttır.
  8. Demokratik Yerel Yönetimler:İşlevsel ve demokratik bir yerel yönetimler sistemi için başta Anayasanın 127. maddesi olmak üzere merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki baskıcı uygulamalarına izin veren tüm yasal düzenlemeler ilga edilmelidir. Yerel yönetimler demokratik bir hukuk sistemi ve vatandaşlar karşısında sorumlu kılınmalıdır. Bu bağlamda seçilenler üzerinde açık bir vesayet niteliği taşıyan KCK uygulamasına da demokratik hukuk devleti ile çelişen kayyum uygulamasına da karşıyız. Seçilmiş belediye başkanlarıinın yargı kararı olmaksızın görevden el çektirilmesi kabul edilemez. Ayrıca, görevden alınan belediye başkanının yerine İçişleri Bakanının inisiyatifiyle kayyım atanması da milli iradenin tecellisini engellemektedir. Bu çerçevede, mahkeme kararına istinaden görevden alınan seçilmiş belediye başkanının yerine yine seçimle oluşturulmuş belediye meclis üyelerinden birinin seçilmesi teminat altına alınmalıdır.
  9. Sınır Ötesindeki Kürtler: Türkiye, sınırları dışındaki tüm tarihdaş ve soydaşlarla farkındalık ve sorumluluk ilkeleri ışığında ilişki içinde olmayı ve bölgeye onlarla birlikte oluşturulan bir vizyon çerçevesinden bakmayı temel bir ilke olarak ilan etmelidir. Biz, doğal tarihdaş ve soydaş olarak gördüğümüz komşu ülkelerdeki Kürtlere bu genel ilke çerçevesinde bakıyoruz. Sınır ötesinde yaşayan Kürtlerin geleceği ne emperyalist güçlerin ne de terör örgütlerinin insafına terk edilemez. Türkiye olarak sorumluluğumuz ve görevimiz, sınırlarımızın dışındaki Kürtleri tehdit olarak görmek yerine bütün diğer soydaşlarımız gibi Kürtlerin de bulundukları ülkenin onurlu ve eşit vatandaşları olmalarına katkı sunmaktır. Komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde gerçekleşecek böylesi bir katkı bu ülkelerle aramızdaki barışçıl ilişkileri güçlendirecektir.
  10. Yeni Bir Sosyo-Ekonomik Kalkınma Stratejisi: Son dönemde derinleşen ekonomik kriz özellikle genç kitlelerin bölgeden koparak sadece büyük şehirlere değil fırsat buldukları anda yurtdışına göç etmeleri sonucunu doğurmaktadır. Bereketli Fırat ve Dicle havzalarında tarım ve hayvancılığın bitme noktasına gelmesi, niteliksiz akademik kadrolarla kurulan üniversitelerden mezun olan gençlerin hayat standardı beklentileri ile işsizlik arasındaki derin uçurumun yol açtığı umutsuzluk, seksenli ve doksanlar yıllarda terör ve güvenlik sorunlarının neden olduğu göçlere benzer bir iç ve dış göç dalgası yaratmaktadır. Bu kaygı verici gelişmeye karşı özellikle genç ve kadın istihdamını önceleyen

kapsamlı bir sosyo-ekonomik kalkınma programı uygulamaya konmalıdır. Tarım ve hayvancılık alanında genç çiftçi destekleri, üniversitelerin nitelikli bilimsel yatırımlarla ciddi bir bölgesel teknoloji merkezi haline getirilmesi, bölgenin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu sektörlerde üretim üsleri kurulması, bölgenin çevre ülkelerle ihracat kapasitesinin artırılması gibi önceliklere dayanan yeni ve kapsamlı bir dönüşüm stratejisi hayata geçirilmelidir.”

Devamını Oku
Yazarlarımızdan Eyüphan Kaya Kürt çalıştayına katıldı…