Hakkında
Eyüphan Kaya... 1962 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Klasik Kürt medreselerinde 8 yıl İslami ilimleri tahsil ettikten sonra, ortaokulu dışarıdan bitirdi, Diyarbakır Lisesini 1982-85 yılları arasında dahili okudu İmam-Hatip fark derslerini vererek iki liseden mezun oldu. Memuriyetinin ilk yıllarında İmam-hatiplik yaptı, D.Ü.Eğitim Kimya bölümünde 1989 yılında mezun oldu vatani görevini de ifa ettikten sonra MEB’de çalıştı, 28 yıllık çalışma hayatından sonra 2015 Ağustos atı itibariyle emekliliğe ayrıldı. Arapça, Türkçe, Kürtçe bilmekte olup, evli ve tamamı üniversite mezunu 6 çocuk babasıdır. İnternethaber.com sitesinin günlük yazarı ve yerelde özgürhaber gazetesinde yazıları yayınlanıyor. Birçok seminer, çalıştay ve konferanslara katıldı, TASAM, TKMM, DDA destekçisidir, Ortadoğu Gazeteciler Cemiyeti Diyarbakır il temsilciliğini yapmaktadır. 2014 Şubat ayında İslam İşbirliği Teşkilatına Bağdat’ta tebliğ sundu ve tebliği heyecana neden oldu. Orta doğu Kongresinin daimi katılımcı olup, müzakereci düzeyinde katkı sunmaktadır. BM’ler konferansına katılmıştır. Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun aktif katılımcısıdır. Milli eğitimin muhtelif kademelerinde çalıştı, birçok sivil toplum kuruluşuna üye ve yöneticilik düzeyinde çalışmaları olmuş, an itibariyle değişik gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanıyor, İnsan Hakları Aktivisti olan Kaya İnsan Hakları Cemiyeti yönetim kurlu üyesidir. Ayrıca İzmirizmir.net, Siverekname, Haber x, Haberlerankara, Giresun Aydındere, Haberdiyarbakır.gen.tr, Diniajans.com, Marmarayerelhaber, Düzceyerelhaber, Haberlerankara, Akgörüş, Akfikir, Serketinniws.com… ve ve… sitelerinde yazıkları yayınlanmaktadır. 2006 yılında Edebik.com sitesiyle başlayan sosyal medya sevgisi, edebiyatevi, edebiyatdostları.con ve edebiyatdefteri.com ile devam etti. Günlük köşe yazılarını yazmanın yanı sıra edebiyatdefteri.com sitesinde 600’den fazla manzum eseri yayınlanmıştır
  • Yaşadığı yer Türkiye
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Reis’in Bilmesi Lazım!

Anadolu insanı kadirşinastır, iyiliğin değerini bilir, sabırlıdır. Velakin olup bitenleri aklının bir köşesinde de not ediyor.

Bir parti düşünün ki, Çıraklık döneminde sevilsin, Halfalık döneminde sevilsin ama Ustalık döneminde tökezlesin.

Bu olumsuz yöne doğru ibre inişi baş aşağı dönmeye devam ederken, Partinin kodamanları köşe başlarını tutsun ve partiye sahip çıkmaya çalışan her kim varsa nüfuzunu kullanarak ötelesin, partiden uzaklaştırmak için elinden geleni yapsın.

Parti il başkanları atamayla gelsin, formalite icabı kongre yapılarak kağıt üzerinde meşrulaştırılsın. İl yönetiminin de çoğunluğu birilerinin müdahalesiyle oluşsun, Parti Genel Merkez orada da İl Başkanlarını rahat bırakmasın.

Siz bu partiden ne beklersiniz? Halk bir yere kadar seyirci kalır, ondan sonra gereğini yapar. Böyle giderse buna benzer bir sonuç gelecek Başkanlık seçimine de yansıyabilir, unutmayalım.

Bu muhalif zihniyet Başkanlık seçimini kazanmak için İstanbul’da iyi işler de yapabilir, ama eğer bizim düşündüğümüz gibi bu bir proje ise Külliyeye bu zihniyet çıkarsa Anadolu insanının anasını ağlatır, iyi düşünmek lazımdır.

Özeleştiriye dönersek;

Mesela Diyarbakır’da seçim üstüne seçim kaybedenler ilçe başkanları hala yerini koruyor. Yetmiyormuş gibi kişi başına 2.500TL veren her ilçede 7-10 kişi Belediye Başkan adaylığı için müracaat etmelerine rağmen onları değerlendirmeye bile layık bulmadan, müracaat etmeyen ilçe başkanını Belediye Başkan adayı yapacaksınız, böyle düzensiz bir yönetim tarzı Tanzanya’da dahi yok, kanaatimce. Sonrada başarısızlık ile sonuçlanınca, neden oldu diye soracaksınız.

İstanbul seçimindeki başarısızlık öyle lokal bir nedene bağlanamaz, Teşkilat karnesinin yanı sıra, KADEM’in de, Kabinenin de Şişirilmiş Külliye Danışmanlarının da bir bir etkisi vardır. Yetkili etkili yöneticilerimizin haberi var mı bilemem, kimi vatandaş KADEM üyelerine “yeşil feminist” diyor.

Bu başarısızlıkta 6284 numaralı sözde kadını koruma yasası olarak bilinen ama aslında aileyi dağıtan İstanbul sözleşmesinin payı var, ahlaksızlığı yaygınlaştıran dizilerin etkisi var, ceza evinde olan binlerce genç evlilik mağdurlarının ve dışarıda boynu bükük eşlerin ve “sosyal yetim” durumuna düşen çocuklarının beddualarının etkisi var.

Bu halk görüyor arkadaş, halk görüyor.

“Benimki budur, istersen kudur” derseniz halk sizin beklentilerini boşa çıkarır. Dua edelim ki %52 ile Başkanlık sisteminin arkasında duruyor. Çünkü muhalefet eskici, yarın yeni sisteme sahip çıkarsa orası da tehlikeye girer, bunu düşünmek lazım.

Ne yazık ki bu yeni sitemin de bir kanadı kırık, “dar bölge seçim yöntemi” sistemin olmazsa olmazı, iki kanadından biridir.

Bu sistemde bir şehrin kaç vekili varsa demografik olarak şehir o kadar seçim bölgelerine ayrılır ve vekil adayları kendi bölgelerinde vatandaşla yüz yüze gelerek oy isterler, ona göre kendini anlatırlar.

Bundan dolayı oluşan Meclis güçlü olur ve Başkanlığa bir emniyet supabı, balans ayarı görevini görür.

Peki bu liste usulü vekil seçimleri öyle mi? maalesef bu yöntem aldatmaca vekil seçimi yapılıyor, listenin üst sıralarında yer alanların çoğu kendini halka karşı sorumlu tutmak yerine, onları o sıralara alan kimseler karşısında dövmelerini ilikliyorlar.

Böyle olduğu sürece Meclis zayıf kalacak ve yasama, denetleme konusunda yetersiz kalacak. Bir an evvel bu sakıncalı vekil seçim yönteminin değişmesi gereğine inanıyorum.

Ayrıca;

İsraftan kaçınmamız lazımdır diye düşünüyorum.

KHK ile atılan kimi suçsuz, mağdur insanların beddualarından kurtulmamız gerekiyor,

Kürt vatandaşlarımızla ileri geri konuşmaktan vazgeçmemiz lazım,

Korku ve kaygı üzerinde siyaset yapmamamız lazım,

Siyaseten “Bendensin, değilsin” kısır yaklaşımından kurtulmamız lazım.

İstanbul seçimine gelince adam soyadını İmamoğlu yapmış aslına dönüp halka hizmet ederse ne ala, yok eğer Müslümanların gözünü boyama adına bunu yapmış ve CHP zihniyetini İstanbul’a taşırsa halk onu da tepe taklak eder diye düşünüyorum.

Dünyanın sonu değil, ama dikkatli olmak gerekir. Yapmak zor tahrip etmek kolaydır derler. Yeni nesli “eyamcı” yetiştirip, havasına bağlarsa işimiz çok zorlaşır.

Allah bu memleketi, bu milleti küfrün oyunlarından, tuzaklarından korusun, amin demeniz dileğiyle.

Artık bir gözümüz daima İstanbul’da olmak zorunda, çünkü İstanbul emin ellerde değil, maalesef!

Tabi gerçeği zaman gösterecek. “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz” demiş atalarımız.

ailehaklari.org

 

 

 

 

 

Devamını Oku
Reis’in Bilmesi Lazım!

BM Kalkınma Meclisleri

2015 Eylül ayında açıklanan “Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi” birkaç yıldır çeşitli mecralarda anlatılmaya ve tartışılmaya devam ediyor. BM üye ülkeleri, 2030 yılına kadar;

-yoksulluğu sona erdirmek,

-eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele etmek

-iklim değişikliğinin üstesinden gelmek için toplamda 17 hedef belirledi ve 15 yıllık süre için yol haritasını çıkardı.

 

“Yeşil Düşün” kampanyasının ana teması olan iklim değişikliği de hedeflerin önemli bir bölümünü kapsıyor.

 

Bir yılı aşkındır BM Yaşlılık Konseyi Türkiye Koordinatörü Geontolog Dr.Kemal Aydın tarafından Diyarbakır koordinatörü olarak görevlendirilmeme rağmen ancak takriben bir ay önce harekete geçerek BM Diyarbakır Kalkınma Meclisini 21 kişi ile kurduk.

 

Malum bu kadim şehrin insanlarından 21 kişiyi hayatın farklı alanlarının en iyileri olup yaşı 60’ın üstünde olanları seçmek çok zor bir şey. Dolayısıyla bu konuda benden daha ehil dört dostumun da hazırlık komitesine katkı vermelerini talep ettim.

 

Neden 21 derseniz 21 Haziran yılın en uzun günü ve bu günün “Yaşlı Hakları Günü” olarak BM tarafından ilan edilmesini talep ediyoruz.

 

Bu çalışmanın kaliteli bir şekilde yapılması için bana güvenen ve bu isim tespit çalışmalarında yer alan MEDEV başkanı MühammedTayyip Elçi, Dicle Üniversitesi Eski Genel Sekreteri Heci Yılmaz, Siyasetçi ve İş adamı Mehmet Arzu, ve Av.Nesip Yıldırım’a huzurunuzda teşekkür etmeyi bir borç birim.

 

Bu komite aynı zamanda Kalkınma Meclisimizin sekretaryasını oluşturuyor.

 

Yakında Dr.Kemal Aydın’ın katılımıyla nitelikli bir program eşliğinde Kalkınma Meclisinizi kamuoyuna deklere edeceğiz inşallah.

 

Bu meclis, şehrimiz için, bölgemiz için, ülkemiz için, BM’nin 193 ülkesine fikir verecek, hayata katkı yapacaktır.

 

VİZYON 2030 itibariyle kararlaştırılan 17 hedeflerden 5.maddesinde kısmi bir sıkıntı dışında her bir madde insanlık için aranan hedeflerdir.  Umarım bu konuda güzel çalışmalar yapılır, Diyarbakır’dan hayata katkı vermiş oluruz. Dünya küçüldü bir köy haline geldi, hepimizin dünyaya karşı sorumluluğumuz vardır.

 

Bu kapsamda 17 hedefi kısaca anlatarak ilerleyen haftalarda, iklim değişikliğine özgü maddeleri ayrıntısıyla inceleyeceğiz.

 

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi’nde yer alan hedefler nelerdir?

 

Hedef 1. Her tür yoksulluğu, nerede olursa olsun sona erdirmek

Hedef 2. Açlığı bitirmek, gıda güvenliğini sağlamak, beslenme imkânlarını geliştirmek ve sürdürülebilir tarımı desteklemek

Hedef 3. İnsanların sağlıklı bir yaşam sürmelerini ve herkesin her yaşta refahını sağlamak

Hedef 4. Herkesi kapsayan ve herkese eşit derecede kaliteli eğitim sağlamak ve herkese yaşam boyu eğitim imkânı tanımak

Hedef 5. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve kadınların ve kız çocuklarının toplumsal konumlarını güçlendirmek

Hedef 6. Herkes için suya ve sağlıklamaya erişimi ve suyun ve sağlıklamanın sürdürülebilir yönetimini garanti altına almak

Hedef 7. Herkes için erişilebilir, güvenilir, sürdürülebilir ve modern enerji sağlamak

Hedef 8. Sürdürülebilir ve kapsayıcı ekonomik kalkınmayı sağlamak, tam ve üretici istihdamı ve insan onuruna yakışır işleri sağlamak

Hedef 9. Dayanıklı altyapı inşa etmek, sürdürülebilir ve kapsayıcı sanayileşmeyi ve yeni buluşları teşvik etmek

Hedef 10. Ülkelerin içinde ve aralarındaki eşitsizlikleri azaltmak

Hedef 11. Kentleri ve insan yerleşim yerlerini herkesi kucaklayan, güvenli, güçlü ve sürdürülebilir kılmak

Hedef 12. Sürdürülebilir tüketimi ve üretimi sağlamak

Hedef 13. İklim değişikliği ve etkileri ile mücadele için acil olarak adım atmak

Hedef 14. Okyanusları, denizleri ve deniz kaynaklarını sürdürülebilir kalkınma için korumak ve sürdürülebilir şekilde kullanmak

Hedef 15. Karasal ekosistemleri korumak, restore etmek ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak, ormanların sürdürülebilir kullanımını sağlamak, çölleşme ile mücadele etmek, toprakların verimlilik kaybını durdurmak ve geriye çevirmek ve biyoçeşitlik kaybını durdurmak

Hedef 16. Sürdürülebilir kalkınma için barışçıl ve herkesi kucaklayan toplumları teşvik etmek, herkesin adalete erişimini sağlamak, her seviyede etkin, hesap verebilir ve kucaklayıcı kurumlar inşa etmek

Hedef 17. Sürdürülebilir kalkınma için küresel ortaklığın uygulama araçlarını güçlendirmek ve küresel ortaklığı yeniden canlandırmak

Ülkemizin de altına imza bıraktığı bu maddelerin yerelde ve ulusal düzeyde hayata geçmesi için ombudsmanlık görevi Kalkınma Meclislerinde.

Hem hayırlı, Hem kolay gelsin

Devamını Oku
BM Kalkınma Meclisleri

Ah Şu İstanbul Seçimleri

31 Mart Seçimlerinde İstanbul sonuçları dahi, Reisi Cumhurun balkon konuşmasına bakılırsa kabullenmişti. Şu ifadeyi kullandığını hatırlıyorum: “benim vatandaşım ilçelerde yetkiyi Ak Partiye, Büyükşehirde ise yetkiyi başkasına verdi” ama öyle ilginç tespitler oldu ki bu hileler karşısında artık sessiz kalınamazdı.

Sadece iptal edilen oylara bakılırsa ikinci sayımda 1’i CHP’nin ise 5’i Ak Partinin. Bu da şüpheleri arttırdı ve eştikçe başka başka sıkıntılar karşımıza çıktı, öyle ki çeyrek asırdır duymadığımız bir itiraz şekli ile karşılaştık “Olağanüstü İtiraz”, bu itirazı değerlendiren YSK seçimleri iptal etti, malum 23 Haziran’da bu seçim tekrarlanacak, ama bu seçimde HDP’nin aktif bir şekilde CHP adayını desteklemesi Kürt oylarını gündeme taşıdı.

Gerçekten de başkanı belirleyen HDP’nin oyları olacak. Fakat Selahattin Demirtaş’ın CHP’nin adayının lehine beyanat vermesi akıl karı değildir. Zaten siyaseten Demirtaş sabıkalıdır,

*80 vekille meclise gidip, siyasi sorumluluğunu yetire getirmeyen o,

*”Seni Başkan yaptırmayacağız” sloganı ile Erdoğan’ın işini zorlaştıran o,

*6-8 Ekim olaylarının meydana gelmesine sebep olan o,

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, bu defa İstanbul gibi ağır bir şehrin başına basit birinin gelmesine çağrı yapıyor. Şimdi olacak iş midir? Kürtlerin CHP zihniyetinden çektiklerini bilen biliyor, ama yaşı 30’un altında olan milyonlarca genç nerden bilecek,

*Dersimi bombalayan zihniyet, CHP zihniyeti,

*Şehy Sait ve arkadaşlarını astıran zihniyet, CHP zihniyeti,

*Kuyruk acısı hissettikçe “Ordu Göreve” deyip darbe çağrıları yapan zihniyet yine CHP zihniyeti,

Peki Kürt seçmen hangi gerekçe ile CHP adayının arkasında dursun, söyler misiniz? Burada tek bir amaç var Ak partinin işini zorlaştırmak. Yani o da işe yaramayacak ama HDP tarafını belirliyor işe. Çünkü biliyor ki Cumhurbaşkanı elini güçlü hissederse başta Kürt sorunu olmak üzere bir çok sorunu çözecek.

Malumunuz Ak parti iktidarı ile birçok alanda hak ve özgürlükler genişledi. Ülkemiz ekonomi ve bilişim alanında çağ atladı, sosyal devlet anlayışı gelişti. Vatandaşlık bir değer haline geldi. Çözüm süreciyle Kürt meselesi de belli düzeyde çözüme kavuşacaktı ,ki bazı iyileştirmelerin yapılması için zamana ihtiyaç var.

Hatırlarsanız Leyla Zana: “bu sorunu ancak Erdoğan çözer” diyerek Cumhurbaşkanlığa çıkmıştı.

Peki soruyorum Ak parti ile kavga ederek Kürtlerin lehine bir kazanım elde edilebilir mi? hayır, hayır, hayır.

O zaman al size bir ölçü, bir parti eğer Erdoğan ile kavgalıysa onun Kürtler için bir faydası olamaz, gelebilecek faydaları da engeller. Maalesef HDP şu anda onu yapıyor.

Dolayısıyla Öcalan’ın “Kürtleri rahat bırakın” anlamındaki mesajı yerinde bir mesajdır. Varsa bir kırgınlığı oyunu vermeyecekse vicdanı bilir, ama Kürtlerin menfaatini önemsiyorsa da buyursun Binali Bey’e oyunu versin, ama zinhar CHP’ye oyunu vermesin, CHP’nin Kürtlerin lehine yapacak bir çalışması yoktur çünkü.

Birileri de Bahçeli, Öcalan’ın bu mesajına karşı nasıl sessiz kalır? diye tahrik ve tahrip derdindeler. Kardeşim bir düşünce insanı olarak yeri geldiğinde Devlet Beyi eleştirsem de hakkını yememek lazım, yeri geldiğinde millet/memleket için önemli kadarlara imza verdiğine kamuoyu şahittir.

Malum ırkçı bir ideoloji ile 60-70 yılını yaşamış birisinin fikrini değiştirmesi öyle kolay değildir. Ama bazı önemli anlarda sabırlı ve sağduyulu davranması da takdir etmek gerek bence. Tıpkı Öcalan’ın idam cezasının kalkması yönünde imza bıraktığı gibi.

Kısacası hiçbir gerekçe ile Kürtlerin oylarını CHP adayına vermesi düşünülemez, adam yetersiz, hilaf konuşabilen bir lafazan, Binali Yıldırım ise 81 bir ilin hizmetlerinde imzası olan Başbakanlık yapmış ağır başlı bir bey efendi.

Bence İstanbul’a;

*Başbakanlık yapmış biri yakışır,

*Meclis başkanlığını yapmış biri yakışır,

*Tecrübeli bir mühendis yakışır o da Binali Yıldırımdır, şimdiden hayırlı olsun.

“Başkanınız Binali olsun,

Gönlünüz huzur bulsun,

Dost, ahbap sevinirken,

Düşmanın gülü solsun.”

Diyeceksiniz ki CHP düşman mı? valla seçmeni kusura bakmasın, küçük Ekrem kazansın diye iç ve dış  düşmanların topu seviniyorsa bir az öyle galiba, başka ne diyebilirim ki?

“Ah şu İstanbul Seçimleri” demek durumunda kaldım. Çünkü gündem bu olmasaydı daha faydalı bir yazı yazabilirdim ama bu seçim arifesinde de ancak bu tema ile yazı yazarsınız.

Selam ve selametle.

 

 

 

 

Devamını Oku
Ah Şu İstanbul Seçimleri

ŞAKA BİR YANA İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI BİNALİ YILDIRIM'A YAKIŞIR. ALGI OYUNLARINA ALDIRMAYIN.

Yeni Yaşam Gazetesi Manşetlerine Bakın!

Hey dünya hey! iyi ki çoğunuz o eski karanlık Türkiye’yi yaşamdınız. O ceberut devlet yönetimini yaşayan birileri sağınızda solunuzda varsa bu günün özgürlük düzeyini onlara sorun bence.

Bir parti silahlı bir örgütün siyasi versiyonu olacak ve bir gazete de bu partinin süper yandaş medyası olarak yayın yapacak ve devlet ikisine de katkı verecek, kolaylık sağlayacak, kimin aklına gelirdi. Buna rağmen bu mahallenin adamları hürriyetten şikayet edecekler. İşte HDP, işte Yeni Yaşam gazetesi.

Manşetlerini inceledim;

Pervin Buldan, Abdullah Öcalan ile görüşme lazım diyor.

Devlet bir defa hata yaptı, Öcalan ile görüştü. Çözüm süreci başlattı. Ama oyunun ortasında HDPKK tarafı oyun bozanlık yaparak öz güvenlik gücü ve öz yönetim taleplerini dile getirdiler. İki yılda silahsızlanma %15 gibi cüzi bir oranda yapıldı ve süreç akamete uğradı. Onlara sorsanız Hükümetin süreci yürütmediğini size söylerler.

Çukur Hendek mücadelesi ile savaşın şehirlere taşınması da Öcalan’ın talimatıyla oldu. Çukur siyaseti başlamadan aylar önce bu mücadele tarzının talimatını içeren 17 maddelik emirname bir vesile ile elime ulaşmıştı, doğrusu bana inandırıcı gelmemişti, ama maalesef olan oldu. Bütün bu olup bitenlerden sonra hangi umutla Öcalan ile görüşülebilir?

Evet Devlet süreci durdurmak durumunda kaldı, yine başlatmalı ama muhataba gerek yok, eksikleri tamamlasın yeter, ne yapacakları zaten belliydi.

Her fırsatta Barış ve huzurun mimarlığını yapan Reisi diktatör diye eleştireceksiniz, ülkeyi daha rahat idare etsin diye destek olacağına köstek olacaksınız ve siz çözümün paydaşı olacaksınız, akıl alır mı?

Anayasanın 42.maddesi ile 66.maddelerini düzeltsin gerisi kendiliğinden gelir. Bunun için de birileri ile masaya oturmasına gerek yok, hele ki Öcalan gibi İlahi Öğretiden habersiz olan biri ile hiç gerek yok.

Başka bir manşet Binali Yıldırım Kürtlere şirin görünmeye başladı. Tabi başlık böyle değil ifade aynen şu: “AKP sıkıştığı için Kürdistan’a saldırdı”

Binali Yıldırım zaten şirindi ne diye kendini şirin göstersin. Ak Parti döneminde yapılan iyileştirmelerin hepsinde onun da payı vardır. Ayrıca Bay Ekrem  Karadeniz bölgesinin muhtelif şehirlerinde miting yapıyorsa Binali bey de Diyarbakır’a Şanlıurfa’ya gelmişse, “hoş gele, sefa gele” demek lazım değil mi?

Binali yıldırım; Kitabımız Kur’an, Dinimiz İslam, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, Kıblemiz Kabe deyince birilerinin gözüne mi battı. Bu değerlere inanmayan biri iç barışımıza zerre kadar faydası olur mu? Maalesef Buldan ve arkadaşları bunu anlamazlıktan geliyorlar.

Ayrıca “birinci Mecliste Kürdistan mebusu da Lazistan mebusu da vardı” demesi  birilerini kudurttu galiba. Birileri çatlasa da, patlasa da artık Türkleri seven Kürtler, Kürtleri seven Türkler her geçen gün artıyor.

Başka bir manşet “bireysel katliam var” diyor, Efendim son 4 yılda 1760 kadın cinayeti işlenmiş bunların 1338 tanesi ateşli silahlarla işlenmiş cinayetlerdir. Burada verilen ruhsatlı silahların payı var deniliyor. Aslında bu tür ölümlerin asıl mesulü HDP zihniyetidir. Selis kadın evleri ile Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine, kadın erkek arasını sözde eşitlik kavramı ile ne kadar bozduklarına baksınlar bence.

Her fırsatta diyorum hayatın bazı alanlarında Kadın, bazı alanlarında Erkek birincidir. Eşitlik olmaz onun yerine Adalet kavramının için doldurmak gerekir, maalesef ağababaları öyle istiyor diye illa eşitlik diyorlar.

Kürtçeye mezarda bile yer yok vs. Yahu bunların Kürt ve Kürtçe kelimelerini diline almaya hakları dahi yok. Bunlar CHP dostları, sinsi ve bilinçli politikalarla Kürt gençlerini inanç ve kültürlerinden kopardılar, Kürtlere verilen hakların gecikmesinde de rolleri azımsanamaz.

Çünkü seküler Kürdün hayata ne sıkıntı vereceğini bilemezsiniz, sağı solu belli değil, bağlı olduğu bir değeri kalmamış. Devlet ne diye onu Kürt olarak kabul edip, muhatap kabul etsin.

İki kelime Kürtçe konuşmakla Kürt olunmaz, insani değerlerle Kürt olunur. Din giderse, Namus giderse, Sadakat kaybolursa, geriye Kürtlükten ne kalır? sıfır elde bir şey yok, ayrıca  birilerinin konuştuğu Kürtçenin de dil alakası kopuk.

Demem o ki hak ve özgürlük alanımızı bu kadar geniş tutan Ak Parti iktidarına bir derece destek verelim. Vatandaşlarıma da tavsiyem şudur eğer birileri barış ve huzur meselelerinde Erdoğan’a destek veriyorsa biliniz ki bu memleketin hayrınadır. Ona karşı acımasızca saldırgan davranıyorsa biliniz ki barış huzuru istemeyenlerdendir.

Türkiye’de  iyi niyetli bir iktidar var, başka ülkelerde bulunmayacak kadar özgürlük var, adil gelir dağılımı konusunda  bir sıkıntı yaşanıyor onun da telafisi mümkündür bence. Bir de adalet mekanizmasında bir gevşeme gözüküyor ama bunlar aşılmayacak sorunlar değildir.

Ben evelsi gün yeni yaşam gazetesini alınca bayi şaşırdı ve dedi ki “Dikkatli ol seni götürürler ha” ben dedim ki kimin ne hakkı var bana sıkıntı vermeye, madem yasal bir basın organı benim de alıp okumaya hakkım var,

Sonra dedim ki ben manşetleri hakkında eleştirel bir yazı yazacağım, bu defa dedi ki; “Aman dikkatli ol, sana sıkıntı vermesinler.” Ben yine dedim ki HDP bu sivri siyaseti yapabiliyorsa ve Yeni Yaşam gazetesi bunları kamuoyu ile paylaşma hakkına sahipse benim de eleştiri hakkım olacak/olmalı.

Başımıza ne geldiyse bu korku havasından geldi. Yeri gelir “Doğruya doğru, yanlışa yanlış” demiyoruz ve kirli politikanın ömrü uzuyor.

Daima doğrulardan yana olmak dileğiyle.

Devamını Oku
Yeni Yaşam Gazetesi Manşetlerine Bakın!

Önce Aile/Aileniz Şen Ola

Aile; kişinin aileye mensubiyeti münasebetiyle kendini huzur ve güven içinde hissettiği, herhangi bir durumda sahipleneceği kimseleri olduğunu bilerek hayattan ayrı bir zevk almaya dayanak olduğu, yeri doldurulamaz sosyal örgüdür. Dede-Nene/Anne-Baba ve çocukları bu kümenin asil üyeleridir.

İslam’da kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimseler vardır; Eş, Çocuk Anne Baba ki bunlara bakmakla kişi ayrıca sevap kazanır, aileye yapılan her harcama sadakadan sayılır.

Evin erkeği Anne-Baba, Kadın ve Çocukların rızık teminden sorumludur. Bu konuda sıkıntı çeken varsa, Fakir ya da Miskin sınıfında olan kimselere ilahi bir vergi denilebilen zekattan kendilerine devlet eliyle katkıda bulunulur.

Kısacası İslami değerlere göre kim kimden sorumludur, üçüncü şahısların ve devletin bu konuda rolü nedir? biliniyor ve dolayısıyla kimse aç ve açıkta kalmıyor. Kimi kimsesi olmayanın sorumluluğu da devlette aittir. Yani daima muhtaç durumunda olan herkes için yasal bir destek/dayanak bulunur. Hiç kimse sokağa teslim edilmez.

Aile fertleri arasında meydana gelen soğukluk ve günümüzün gereksiz ihtiyaçları bu akrabalık bağını zayıflatmış, anne, baba, çocuklar para hesabını yaparak birbirine karşı tutum ve davranışlarda bulunuyorlar gibi. Bu da aile fertlerini birbirinden uzaklaşmasına sebep oluyor. Yani toplum olarak kanaatkar ve şükür etmesini bilen nitelikli bir vatandaş kitlesi yetiştiremedik.

Aile muhabbetinin korunması, gelişmesi için ben har fırsatta şöyle bir duada bulunuyorum.

“Ya Rabbi aile ocaklarımıza Sofra birliği, Seyahat birliği, Secde birliği nasip et” şeklinde dua ediyorum.

Bu duayı aile danışmanı Ahmet Yokuş’tan duymuştum. Çok hoş bir dua bence, sizin de beş vakit dualarınıza katmanızı diliyorum.

Gelin bunun önemini beraber ele alalım.

Sofra birliğini yemekli toplantılar gibi düşünebilirsiz, ancak aile içi sofrada resmiyet yok saygı sevgi var, sohbet var, günü değerlendirmek, yarını konuşmak var.

Seyahat birliği de hakeza oyun eğlence ve birliktelik ruhu var.

Secde birliği ise daha da önemli,  düşünün evin babası imam olmuş evin ahalisi arkasında saf tutmuş, selamdan sonra beraber tesbihat ve dua ediliyor. Eşler birbirine, baba evlada, evlat babaya dua ediyor. Bu aile huzuruna yansımaz mı?

Ne acıdır ki inanç ve kültürümüze o kadar yabancılaştık ki bu manevi bağın asıl unsurlarına dahi yabancı kalıyoruz. Nerdeyse başımızda bir kalkan gibi su-i istimal edilerek uygulanan Laiklik evimizin içine daha müdahale edecek. Eskiden böyle zulümler vardı. Ak parti iktidarıyla bu tür zulümler tarihe karıştı elhamdulillah.

Eski Cumhuriyet savcısı olup Ak Partide vekilli olarak parlamentoya giden Reşat Petek diyordu: “Ben vazifedeyken bir gün kolluk kuvvetleri operasyonda buldukları sakıncalı materyal getirdi, torbayı açtım en üstte Kur’anı Kerim, o durum karşısında ağlamak durumunda kaldım, bu nasıl zulüm düzeni ki Allah’ın kelamı sakıncalı kitap oluyor? diye.” İşte kardeşlerim bu halkın inanç ve değerlerine karşı bu kadar zalimce mücadele edilirse, halımız böyle olur. Sanki Müslüman olmasın da ne olursa olsun gibisinden bir niyet vardı.

Bu kadar halkın üzerinde sosyal mühendislik çalışmaları yapılırsa olacağı budur. Ayrıca bu zulmü AB yasarlı ile de desteklerseniz hayat yaşanmaz hale gelir. İlahi öğreti ile kavga ederek hayattan tat alamazsınız.

İstanbul sözleşmesi olarak bilinen 6284 numaralı İstanbul yasası kadın erkek arasını açıyor, aileyi darmadağın ediyor, erkekten çok kadını mağdur ediyor, ama ne hikmetse o sözleşmeye bir türlü dokunulamadı.

Ayrılan karı koca, ortada kalan hayata köksün çocuklar başka bir ifade ile “Sosyal Yetimler” hangi taraftan ele alırsanız elinizde kalıyor.

Aileyi yıkan bu yasalara göre;

-Kadının beyanı esastır, erkeği dinlemeden evden uzaklaştırma cezası,

-Çocuğun velayeti %90 anneye veriliyor,

-19 yaşından gün almayana kadar zina serbest, resmi evlilik yasak,

-Sorun yaşayan karı-koca arasına girmek yasak, uzlaştırmaya çalışamazsınız.

-Yabancı bir erkeği evinde görürseniz eşinizi sorgulayamazsınız,

Sadece beş bela dahi bu yasaların ne kadar lanetli olduğunu ortaya koyuyor zaten.

Türkiye Aile Meclisi olarak uzun zamandır bu yasaların sakıncalarını dillendirerek “Aileyi Yıkan yasalar kalksın” sloganıyla mücadele diyoruz.  Neyse ki geçende Devlet Başkanımız Erdoğan “bu sözleşme nass değil nush edilebilir” manasında bir ifade kullandı. İnşallah bu ses meclise de yansır ve gelecek yasama yılında bu sözleşme ya tamamen kalkar  ya da ıslah edilir.

Haydi ya Allah hayatın içindeki rolümüz ne olursa olsun aile yapımıza sahip çıkalım, her fırsatta bu sakıncalı yasaların kalkması için sesimizi yükseltelim. Yoksa aile yapımız bozulursa geriye bu ülkede kuru kalabalık kalır. Kuru kalabalıktan da millet çıkmaz.

“Önce Aile” diyor, herkesi bu slogana sahip çıkmaya davet ediyorum.

Aileniz şen ola.

Devamını Oku
Önce Aile/Aileniz Şen Ola

Sitemizin Editörü Kürt Yazar, İnsan Hakları Aktivisti Eyüphan Kaya İle 23 Haziran İstanbul seçimi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.

İşte o röportaj:

“İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı, Binali Yıldırım’a yakışır”

Editör: İstanbul için seçim yenilemesini nasıl buluyorsunuz?

Eyüphan Kaya: Malum insanda vicdan denen bir değer var, bu değeri göremiyor, ölçüp biçemiyoruz. Ama vicdan ölçüsüne uymayan bir durumla karşılaşırsa insana manevi bir sıkıntı verir ve hakkın yanında taraf tutmaya zorlar.

Bu İstanbul seçimi de böyle oldu. Binali bey gibi hem İstanbul hem Türkiye üzerinde bir hukuku oluşmuş bir kimsenin rakibi karşısında başa baş oy almasında dahi anormallik olduğu kanaatindeyim. Ekrem Müdafaa(İmamoğlu) nasıl olur da bu kadar oy alabiliyor, sadece bir ilçe düzeyinde başkanlık yapmasına rağmen. Ben yerel seçimlerin 6.gününde “Büyükşehir düzeyinde seçim yenilenmesi vacip oldu” diye bir manşet kullandım sosyal medya hesabımda, birçok kimse beni eleştirdi nasıl böyle dersinin diye. Tabi kahır ekseriyet destek de verdi. Ama aklın yolu birdir, YSK seçim yenilemesine karar verdi. Hayırlı olsun.

Evet Ak partinin teşkilat yapısındaki bozunma vatandaş üzerinde bir tedirginlik oluşturmuş olabilir, ama bu derecede ehil olmayan bir CHP adayına yönelmek doğru değildir bence. Bu 23 Haziran seçiminde kayda değer bir farkla Binali Yıldırım’ın seçimleri kazanacağına inananlardanım.

Editör:Vatandaşın bu seçimde nasıl bir duruş sergilemesini bekliyorsunuz?

Eyüphan Kaya: Sakın ola bu seçimi iktidara tepki durumuna dönüştürmesinler.

Başkan adaylarının vaatlerine baksınlar, vizyonu dünya kamuoyuna bir değer teşkil eden bir adayımız var, o da Binali Yıldırımdır. Ak Partiye darılıp ta İmamoğlu’na oy vermek pireye kızıp yorganı yakmaya benzer.

Ülkemizin solcuları genel olarak yetersiz kimselerdir, inanç ve değerlerimize karşı bir duruş sergileyerek eylem planlarını hazırlıyorlar. Biz hoşgörü icabı bunları adamdan sayıyoruz ama aslında kendini idare etmekten aciz kimselerdir.

Siz bir CHP’li başkandan hesap soramazsın, çünkü sizi duymaz, söylediklerinizi umursamaz. Onun ağababaları tarafından onaylanmış, tahrip gücü yüksek bir eylem planları var onu uygularlar. CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu nasıl ki ülkesini Almanlara şikayet ediyorsa, bu da o istikamette hizmet üretecek, gerisini siz düşünün.

Öyle Anıtkabiri ziyaret etmekle İstanbul idare edilemez. Mustafa Kemal’i siyasete malzeme olarak kullananlardan uzak durmak lazımdır diye düşünüyorum. Çünkü yanlış yaptıklarında arkasına sığınmak için bunu yapıyorlar.

Ama Binali Yıldırım’ı ise sorgularsınız, eleştirirsiniz, varsa bir yanlışı yola da getirirsiniz. Çünkü onun bağlı olduğunu söylediği değerler silsilesi var. O değerler de Anadolu insanın inanç ve kültüründen besleniyor.

Editör:İmamoğlu kazanırsa nasıl bir durum oluşur, ülkemizin geneli için nasıl bir avantaj/dezavantaj oluşur sizce?

Eyüphan Kaya: Bu ülke çevresindeki ülkelerin hiç birine benzemez, evet eski devlet anlayışı epey sorunlar oluşturdu, ama Ak parti ile Kürt Türk birlikteliği güçlü bir hal aldı. Baksanıza bu kadar iç kargaşaya rağmen Doğu Güneydoğuda Ak Parti birinci parti durumundadır. Kimse boşuna heveslenmesin iş zora düşerse Kürtler herkesten çok bu vatanın bütünlüğüne sahip çıkarlar.

Hem Meclis, hem de Başkan 5 yıllığına seçilmiş vaziyettedir. Devlet tüm kurumlarıyla ayakta hayat devam edecek. Ancak İstanbul’un kimyası bozulur bence. Nurettin Süzen dönemini hatırlayın İstanbul’un geleceğini tasavvur edin. Tabi bu durgunluk ve kan uyuşmazlığı aynı zamanda Anadolu’da da bir hayal kırıklığı oluşturur.

Bence İstanbullular öyle bir yanlış tercih yapmasınlar. Türkiye Cumhuriyeti parlamenter sistemin son Başbakanı, Başkanlık sisteminin ilk Meclis başkanı, uyumlu ve fedakar, bir o kadar da mütevazi olan Binali Yıldırım’a oy versinler hep birlikte bir “oh” çekelim.  Ama eğer insanımızın CHP’nin adayı olan İmamoğlu’na oy vererek, onun başkanlığına ruhsat verecek kadar basiretleri kapanmışsa valla fazlasıyla cezasını çekecekler diye düşüyorum.

Editör;Binali Yıldırım’ın oğlu Ak parti iktidarında çok zengin olmuş diyorlar, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Eyüphan Kaya:Olabilir 99 zenginin yanında bir de Binali Yıldırın oğlu olmuş olabilir. Hatalı biri de olabilir. Ama bundan sonra dengesiz hareket edeceğine inanmıyorum. İstanbul halkının verdiği bu uyarı her sağduyulu vatandaş için yeter de artar.

Bu ülkenin bir an evvel şeffaflık yasasını çıkarması lazım. Öyle devletin ihaleleri ile zengin olan zındıkların yakasına yapışmanın zamanı geldi de geçiyor.

Unutmayalım benim param çoksa bir başkasının parası az demektir. Hem yediğinden içtiğinden fazlası dünyada kalır, bunun günahı ise sizi takip eder. Öyleyse dürüst yaşamak esastır. Cumhurbaşkanının oğlunun da gemileri olduğu söyleniyor, bunlar birer vaka ama bu hırsızlık talan anlamına gelmiyor. Çalışırsınız kazanırsınız, eskiden karlı işleri mütedeyyin kimselere bırakmazlardı, ülkenin direksiyonu sahibinin eline gelince bu fırsatlar oluştu sadece başkan ve başbakan çocukları değil mücahitlerimizin çoğu müteahhit oldular, maalesef.

Eski vurgunlar öyle çalışarak kazanılan paralardan oluşmuyordu. Bankadan para alır yatlarda yutarlardı. Bu ülke 52 milyar bankaların görev zararlarını ödediği günleri yaşadı. Birileri çalışarak, iş yaparak kazanmışsa bu kadar abartmamak lazımdır diye düşünüyorum.

Ama çocukların dengesiz hareketleri babalarına fatura edilen bir ülkede yaşıyoruz, dolayısıyla dikkatli olmaları lazımdır. Yoksa o servetten hayır bulmazlar, gün gelir başlarına bela açar.

Sakın bu tür bahaneler ile Binali Yıldırımdan vazgeçmeyelim benim kanaatim budur.

Editör:Ak Parti son süreçte dava ruhunu kaybetti, dolayısıyla diğer partilerden farkı kalmadı deniliyor, buna ne diyeceksiniz?

Eyüphan Kaya: Öyle değil diyemem ama umut verici olan şu ki “balık baştan kokmamıştır “ Cumhurbaşkanı bunun farkında ve seçim sonrası ciddi bir operasyon yapacağı şimdiden bellidir.

Düşman durduğu yerde durmuyor, ister inanın ister inanmayın bir zamanlar profiline Öcalan’ın resmini koyanlar şimdi Erdoğan’ın resmini koymuşlar. Yani Ak partinin içine HDP’liler dahi kaymış ve içten içe kemiriyorlar.

Birinci ve ikinci dönem dava ruhu ile hareket eden insanların çoğu an itibariyle bir kenara çekilmiş hayretle duruyor. Bu nezih insanlar bir kenara çekilince meydan hırsız, arsız, edepsizlere kaldı. Buna ne zamana kadar seyirci kalınacak?

Dolayısıyla diyorum ki İstanbul seçimlerini Ak partiye bırakmayın! Bu gün sahiplenin ki yarın söyleyecek sözünüz olsun. Boşuna dememişler her şey asıla döner Ak Parti de aslına dönmek durumunda kalacak.

Dönmese bile İstanbul emin ellerde kalacak, benim kanaatim budur.

Editör: Bize zaman ayırıp, dobra dobra sorularımızı cevaplandırdığınız size teşekkür ederiz, en son söylemek istediğiz bir şey varsa buyurun, sorularımız bu kadar.

Eyüphan Kaya: Ülkemizin birlik bütünlüğü, huzur ve zenginliği, adalet ve hürriyeti için çalışmaya gayret edelim. Selam ve duayı hayatımızın içinden çıkarmayalım. Teşekkür etmesini de, eleştirmesini de bilelim.

Ben de size teşekkür ediyor, başarınızın devamını diliyorum.

 

Devamını Oku
Sitemizin Editörü Kürt Yazar, İnsan Hakları Aktivisti Eyüphan Kaya İle 23 Haziran İstanbul seçimi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.

Ak Parti Hükumetine Müteşekkirim

Hükümet olmak ne kadar önemliyse Türkiye’de Hükümet olmak o kadar da zordur.Çünkü iktidara destek olması gereken bir çok dinamik her fırsatta köstek oluyor.

Eğer muhalefet adam gibi muhalefet olsaydı, asker zamanında işine baksaydı, Anayasa mahkemesi Meclise saygı duysaydı, Basın hainlerin elinde olmasaydı, şimdi bu ülke büyüme açısında kendini ikiye katlamıştı, ki  OECD’nin ekonomi raporu da öyle diyor, insanlar inanç ve kültürüne bağlı kalır, asaleti üzerinde yaşar daha çok vatandaşın yüzü gülerdi.

Şöyle bir düşünelim;

*Ak Partiye kapatma davasını kim açtı? Gerekçesi neydi?

*İrtica geliyor diyerek kamuoyunda yanlış bir algı oluşturan medya değil miydi?

*27 Nisan e-muhtırasını kim, ne hakla verdi?

*15 Temmuz darbe teşebbüsü kimin eliyle yapmak istendi?

*Muhalefetin ve özellikle Ana muhalefetin bu antidemokratik durumlar karşısında net bir tavırla karşı duruşunu hatırlayan var mı?

Bütün bu dikenli tarlada gel de yürü kardeş,  ama Ak Parti yürüdü.

Birçok açıdan iyileştirmeler yaptı. Nerdeyse yasal ve anayasal düzeyde Kürt meselesini dahi çözüyordu,

Evet  birinci ikinci dönemde Ak Parti iktidarında birçok iyileştirmeler oldu, ama üçüncü dönemde yani Erdoğan’ın deyimiyle ustalık döneminde tökezledi, an itibariyle genelde ANAP ve DYP kokan bir teşkilat yapısı var maalesef!

Yüzlerce   iyileştirmelerden sadece üçü üzerinde durmak istiyorum.

*Emekli aylıkları,

*Engelli aylıkları,

*Yaşlılık aylığı,

Bu konularda yapılan iyileştirmeleri çok önemli buluyorum.

Dikkat buyurursanız bu üç kesim de dezavantajlı kesimlerdir.

Emekli insanları çoğu ikinci bir iş yapma imkanları yok, varsa yoksa emekli maaşları 100 liralık iyileştirme dahi emekli için önemli bir para. Maaşlardaki genel iyileştirmenin yanı sıra Bayramlarda verilen 1000 lira ikramiye önemli bir katkı ve emekliye beklenmedik bir huzur kazandırıyor. Ben dahi bir emekli olarak bu ödemeden çok memnunun.

Ben öğretmen emeklisiyim, emekli; öğretmene, sağlıkçıya, din görevlisine ve emniyet mensuplarına 3600 ek gösterge gelseydi “yeter artık maaşlara zam istemiyoruz” başlıklı bir yazı yazacaktım. Maalesef Sendikalar işi sulandırıyor,  korkarım bu iyileştirme gecikecek.

Ülkemizde sahte raporlular, yarı engelliler derken 8 milyon engelli vatandaşlarımızın olduğu söyleniyor. Hem kendilerine ve engelli durumlarına göre bakıcılarına ödenen para hepimizi mutlu ediyor. Çünkü engellinin rahat etmesi toplum hayatına da olduğu gibi kalite getiriyor, huzura katkı veriyor.

Yaşlılarımız, dualarına ihtiyaç duyduğumuz beli bükük zayıf insanlarımızdır. Anne-Babalarımız, Nene-Dedelerimizdir. Onların cebi para görürse çocuklarımızın da bayram harçlığımız olur. Babam torunlarına bayram harçlığını verince o yüzündeki tebessüm dünyalara bedeldir. Peki yaşılık parası olmasaydı böyle bir zevki tatmayı bırak, belki kendisi çocuğunun eline bakacaktı değil mi?

Eğer bu ülke yönetim açısında şeffaf bir duruma kavuşur, günlük politik meselelerle uğraşmaktan çok aklını üretime ve huzura endekslerse tüm vatandaşlarımız aile başına bayram haçlığı verebilir diye düşünüyorum.

Hükümetin çalışmalarına müteşekkirim ama birilerinin “hükumet bu iyileştirmeleri yaptığı halde vatandaş muhalefete oy veriyor, bu nankörlüktür” demelerini de hiç şık bulmuyorum bu da böyle biline.

Hayırlısı olsun bakalım, hayırlı bayramlar ola.

Devamını Oku
Ak Parti Hükumetine Müteşekkirim

Bir Bayram İstiyorum

Evet, Bir bayram ki;

İnsanımızın yüzü gülüyor, kanaat ruhuna işlemiş, hazinesinden emin, çalıp çırpmanın olmadığına inanıyor, ülkemiz iyi insanların yönetiminde her geçen gün iyiye gidiyor, herkesin karnı tok, ekmek su ile yaşayan dahi mutlu, Elhemdulillah deyince duyana dahi bir huzur kazandırıyor.

Bir bayram ki;

Aile kavramı diri, karı koca arasında muhabbet var, çocuklar kendi aralarında barışık, anne babaları ile iş birliği içinde, nene dedeler ailenin göz bebeği, komşu komşunun şerrinden emin, kişiler arasında selam ve duanın hakim olduğu bir hayat var.

Bir bayram ki;

Devlet; tüm imkanlarıyla vatandaşın huzur ve mutluluğuna endeksli çalışıyor, kamu yararı her şeyin üstünde, ilahi öğreti ile hayatın yaşam kat sayısı yükselmiş, zengini verdiği için mutlu, fakiri anıldığından memnun, içten içe şükür ediyor.

Bir bayram ki,

Ceza evlerinin yarı kapasite ile çalıştığı, acaba bu cezaevini bu cezaevini kapatsak mı? tartışmaların yaşandığı, çocuk yaşta ceza evine girip şu anda genç delikanlı olanların hürriyetine kavuştuğu kısmi bir rehabilitasyondan sonra ASP katkılarıyla evlendirilip, hayatın birer aktörü olduğu bir Bayram.

Bir bayram ki;

Yer altı mafyasının olmadığı, beyaz toz/kadın ticaretinin yapılmadığı, devlet adamlarının kendi maaşı ile iktifa ettiği, aklını ve zamanını kurumunun hizmet başarısına amade ettiği, dolayısıyla vatandaş herhangi bir kuruma buruk yüzle girdiğinde güler yüzle çıktığı bir Bayram.

Bir bayram ki;

Korku ve endişe kavramının akla hayale bile gelmediği, şu bu örgütün iltisakı şüphesiyle görevinden uzaklaştırılmış ama hukuk önünde tertemizliği ortaya çıkmış vatandaşlarımızın göreve iade edildiği, terör kavramının ya hiç kullanmadığı ya da en az kullanılan kavramlar grubuna girdiği bir Bayram.

Bir bayram ki;

Emeklisi, memuru, işçisi halinden memnun, aldığı maaşı bitiren yok, yılda en az bir defa iç ve dış turizme çıkabiliyor. Bu alanda çalışan turların keyfine diyecek yok,

Mümkün mü? evet mümkün, özellikle Türkiye gibi dört mevsiminin aynı anda dahi yaşandığı, ilahi nimetlerin varlığının buna elverişli olduğu, cennet misal bu yarım adada neden olmasın?

Ama dikkatli olmak lazım, kimi kurumlar aile şirketine dönüşmüşse, eski bakan ve bürokratların evlatçıkları şirketleriyle türlü türlü alanda faaliyet gösterip, ayrıca boş vakitlerini de kumar masasında geçiriyorlarsa, birini siyaset ile bine çıkaran aç kurtlara meydan kalmışsa, valla trilyonları olan daha da fazlasını  ister. İşe alımlar rüşvetle oluyorsa, torpil kavramı hayatın odağında yer almışsa vatandaşın çocuğunu hangi gerekçe ile teselli edebilirsiniz?

*Sahi neden “Rüşvetle Mücadele Bakanlığı” yok?

Bu ülke hepimizin, varsa bir eksik aksak dillendirmek vazifemizdir. Gelin şu bir avuç haram zadelerin ağzımızın tadını kaçırmalarına müsaade etmeyelim, ta ki beklediğimiz bayramları yaşamak bize de nasip olsun.

Beklentilerimiz çok da hepsi biri birine bağlı. Yazdığım bu yedi beklenti gerçekleşirse 17’si daha beraberinde gelir diye düşünüyorum siz ne dersiniz?

Hayırlı Bayramlar ola.

Devamını Oku
Bir Bayram İstiyorum

Fizyoterapistlerin Meslek aşkı

Malum son yıllarda birçok bilim dalında olduğu gibi sağlık alanında da yeni yeni ihtisas dalları oluştu.

Ne ilginçtir ki hastalık türleri de o paralelde arttı. Bunun sebebini araştırmak lazım o da ayrı bir konu.

Ben bu yazımda Fizik tedavi doktorlarının hastalar için uygun gördükleri fizik tedavi çalışmalarını hastalara uygulayarak hastanın hayata bağlanmasına sebep olan Fizyoterapi Rehabilitasyon uzmanlarından bahsedeceğim.

Bundan iki ay önce sol kolumdaki ağrı şikayetiyle Salahaddini Eyyubi devlet hastanesi doktorlarından Fizik Tedavi Uzmanı Remziye Karataş’a muayene oldum, Emar ve benzeri birkaç önemli film ve araştırmadan sonra sol kolumda aşırı kireçlenme ve lif yırtılması fark edildi ve 15 günlük fizik tedavi rahatsızlığım için uygun görüldü, belgelerimi ilgili servise bırakarak aranmayı bekledim.

Birkaç hafta aradan geçti Başhekimlikte çalışan öğrencilerimden biriyle hasbi hal ederken mevzu açıldı, bana dedi ki “hocam böyle çok beklersin, siz hemen hastaneye gelin durumunuzu yetkililerle paylaşalım yoksa kolay kolay sıran gelmez.” Neyse referans üzeri ilgili kimselerle görüştük, bir sonraki hafta randevu verildi. Bu aşamaya kadar katkısı olan herkese teşekkür ederim.

Bundan sonrasına gelelim;

Bu Fizik Tedavi ve Rehabilite elemanları kimseler diğer adlarıyla FTR’ciler öyle sabırla, metanetle, babacan ve dakik çalışıyorlar ki, mesleki dayanışma anlayışlarına ve hastalarına gösterdikleri alakaya hayran kaldım.

Bir hasta gelir gelmez, kimin hastası olduğunu söyler, sorumlu kişi orada olsun olmasın hemen bir FTR’ci kalkar ona müdahale der, ben şimdiye kadar “bu hasta benim değil, kendisi gelsin hastasına baksın” diyen birini görmedim.

Mesela Kübra hanım adında bir FTR’cinin hastasıyım, ama onun yokluğunda birkaç meslektaşları aynı hassasiyetle beni tedavi etmişti.

İlk hafta Tens seansından sonra on’ar defa yaptığım bazı eksersizler vardı “oh, ne hoş” dercesine gider gelirdim.

İkinci hafta artık Kübra hanım bizzat kolumla ilgilenmeye başlayınca işler bir hayli zorlaştı. Tedavi gereği kolumu sağa-sola döndürüyor, ben ise aman yeter, aman yeter, bu tedavinin başka bir yolu yok mu? İnanın çok ağrıyor diye mırıldanıyorum, öyle ki bir ağlamadığım kalıyor.

Kendisi ise hiç aldırmadan müdahalesini yapmaya devam ediyor; az daha dayan, bir az dayanıklı ol, aslında fazla acımaması lazım diyerek bana teselli veriyor,  bazen de bana birden otuza kadar saydırarak dikkatimi dağıtmak istiyor.

Bence servisin en hafif tedavi tarzı bana uygulanıyor,  ama yine de zor. Yani bu hale düşmemek için hangi tür hareketler, ne kadar süreyle gerekiyorsa muhakkak zamanında yapmak lazımdır diye düşünüyorum.

Bay bayan, genç yaşlı demeden büyük bir ciddiyetle görevini yapan, hastasına karşı nazik davranıp, moral aşılamaya çalışan bu sağlık çalışanlarına huzurunuzda teşekkür etmeyi bir borç bilirken, ayrıca kendilerini tebrik ediyorum.

Birkaç defa, mesleğinizin zorlukları var mı? diye sormama rağmen pek sitem işitmedim, ama önemli bir şikayeti şu oldu, hastalar çok ama sayımız az, bundan dolayı çok uzun zaman bekleyen hastalarımız oluyor diyerek bir beyandan bulundular.

Yani sırada beş binden fazla hasta var Saladdini Eyyubi Devlet Hastanesinde FTR’cilerin sayısı sadece 9 kişi, gerçekten az bir sayıdadırlar, Bu çalışan FTR’lerilerin bu hastaları makul bir süre içinde tedavi etmeleri zor gözüküyor. Çare ise yeni atamalarla bu servisin çalışanlarına takviyede bulunmaktır.

Arıca Fizyoterapistler hastaya çok zaman ayırıyorlar, mesela benim tedavi sürem 15 gün yani üç hafta ve her gün en az bir saat, buyur gerisini siz düşünün. Bu binlerce vatandaşa nasıl sıra gelecek değil mi?

Bundan 20 yıl önce böyle bir mesleğin sağlıkta esamesi geçmezken, yada az sayıda olduğu için pek duyulmamışken, sağlık alanındaki gelişler ile bize bu tedavi hizmetini sunan Sağlık Bakanlığına da müteşekkirim.

Sağlık çalışanlarına kolaylıklar dilerken, tüm hastalara da hayırlı şifalar Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Kadir geceniz mübarek olsun.

 

 

Devamını Oku
Fizyoterapistlerin Meslek aşkı
}