Hakkında
Eyüphan Kaya... 1962 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Klasik Kürt medreselerinde 8 yıl İslami ilimleri tahsil ettikten sonra, ortaokulu dışarıdan bitirdi, Diyarbakır Lisesini 1982-85 yılları arasında dahili okudu İmam-Hatip fark derslerini vererek iki liseden mezun oldu. Memuriyetinin ilk yıllarında İmam-hatiplik yaptı, D.Ü.Eğitim Kimya bölümünde 1989 yılında mezun oldu vatani görevini de ifa ettikten sonra MEB’de çalıştı, 28 yıllık çalışma hayatından sonra 2015 Ağustos atı itibariyle emekliliğe ayrıldı. Arapça, Türkçe, Kürtçe bilmekte olup, evli ve tamamı üniversite mezunu 6 çocuk babasıdır. İnternethaber.com sitesinin günlük yazarı ve yerelde özgürhaber gazetesinde yazıları yayınlanıyor. Birçok seminer, çalıştay ve konferanslara katıldı, TASAM, TKMM, DDA destekçisidir, Ortadoğu Gazeteciler Cemiyeti Diyarbakır il temsilciliğini yapmaktadır. 2014 Şubat ayında İslam İşbirliği Teşkilatına Bağdat’ta tebliğ sundu ve tebliği heyecana neden oldu. Orta doğu Kongresinin daimi katılımcı olup, müzakereci düzeyinde katkı sunmaktadır. BM’ler konferansına katılmıştır. Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun aktif katılımcısıdır. Milli eğitimin muhtelif kademelerinde çalıştı, birçok sivil toplum kuruluşuna üye ve yöneticilik düzeyinde çalışmaları olmuş, an itibariyle değişik gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanıyor, İnsan Hakları Aktivisti olan Kaya İnsan Hakları Cemiyeti yönetim kurlu üyesidir. Ayrıca İzmirizmir.net, Siverekname, Haber x, Haberlerankara, Giresun Aydındere, Haberdiyarbakır.gen.tr, Diniajans.com, Marmarayerelhaber, Düzceyerelhaber, Haberlerankara, Akgörüş, Akfikir, Serketinniws.com… ve ve… sitelerinde yazıkları yayınlanmaktadır. 2006 yılında Edebik.com sitesiyle başlayan sosyal medya sevgisi, edebiyatevi, edebiyatdostları.con ve edebiyatdefteri.com ile devam etti. Günlük köşe yazılarını yazmanın yanı sıra edebiyatdefteri.com sitesinde 600’den fazla manzum eseri yayınlanmıştır
  • Yaşadığı yer Türkiye
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Malazgirt Zaferinden Beklentim var!

İnsanlar bir umut bir heyecanla iki yıldır Malazgirt’e Cumhurbaşkanımızı dinlemeye gidiyorlar, ben de iki yıldır gidiyordum, peki hep böyle mi olacak? Bence burada bir şeyler dillendirip takipçisi olmak lazım.

Umutla gidip boş elle dönünce artık hanımın ağzına düştük, eşim diyor ki; siz bu kadar zahmete katlanıyorsunuz,  aramızda fark yok siz de orada Cumhurbaşkanını dinliyorsunuz,  biz de burada dinliyoruz,  hem de daha rahat dinliyoruz ve devam ediyor “her sene diyorsun ki bu sene muhakkak Reis bir mesaj verecek Kürtler konusunda, gidiyorsunuz boş elle dönüyorsunuz”  maalesef bu sene gelme fırsatım yok. Eğer bu konuda huzur ve selamet adına bir mesaj dile gelirse ne ala, ama gelmezse gerçekten Malazgirt zaferinin kutlanması israftan ve siyasi bir gövde gösterisinden  başka bir şeye yaramamış olur, yavaş yavaş küçülüp, önemini kaybedecek.

Peki ne yapılabilir?

Bu programı daha verimli hale getirmek lazım. Özellikle Sultan Alparslan’ın Diyarbakır’dan Muş ovasına gelene kadar hangi Kürt beyi ile görüşmüş, hangisi kaç bin asker vermiş, skeç halinde programda canlandırmak lazım.

“Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” ifadesinin iflas ettiğine bu muharebe en açık örnektir. Malazgirt zaferinde karşıda Türk olan Romen Diyojen var, ama bu tarafta Sultan Alparslan’ın ordusuna katkı veren binlerce Kürt var. Buna vurgu yapmak lazım.

Bu iki ifade üzerinde durmak dahi ülkemizin barış ve huzuru için paha biçilmez bir katkı verecek. Katılımcıların %60-70’i Kürt olup bir umut bir heyecan ile oraya geliyorlar, çünkü ülkemizde kanayan bir yara var ve bu yaraya merhem olacak fırsatlardan biri Malazgirt’te yatıyor, bu hakikati dile getirmek gerekir.

Ayrıca Ahlat’taki Otağa en az üç gün ayırarak, bir günü bölgedeki kanaat insanlarına, ikinci günü ulemasına, üçüncü günü idari ve mülkü ekrana vererek, Reisimiz bölge hakkında birinci elden ciddi bir bilgiye sahip olacak ve sahip olduğu bilgi, belgeleri değerlendirerek ülke yönetimine değer katacaktır. Üstelik bölge insanı bölgenin yaşadığı sorunları zafer haftasına saklayarak bir umut taşıyacak ve yılda bir defada olsa Devlet Başkanının bizzat onu dinlediğini bilecek.

Zafer haftasından sonraki Cuma hutbesine Malazgirt ruhuna değinerek Kürt beyliklerinin buraya olan katkıları anlatılmalıdır diye düşünüyorum. Kürt’lerin tarihin akışı içindeki rolleri anlatılmazsa bu gün kullandığımız “Kardeşlik” kavramının içini hukuken dolduramayız.

İşte görüyorsunuz HDPKK tarafı olan vatandaşlarımız dahi siyasi çözümden yana tercihini yapıyorlar. Bir umut bir heyecan ile beklenti içindedirler, bunların beklentilerine bir an evvel cevap vermek lazımdır. Bunun da en doğru yeri ve zamanı Malazgirt zafer etkinlikleridir.

Merak ediyorum da yüzlerce, binlerce yazar çizer var. Bu dertli mesele benim gibi bir vatandaşa kalıyor, acaba onların akına mı gelmiyor? Yoksa bunu dile getirmeye cesaret mi etmiyorlar?  Her iki durum da kötüdür kanaatimce. Bilmemek çok kötü, bilip de yazmamak çok çok daha kötüdür diye düşünüyorum.

Kendimi küçük görmüyorum, birilerinin adamı olmadığım için iktidarı bir trol tarzı ile destek vermediğim için bazı önemli medya organları tarafında görmezlikten geliniyoruz. Ulusal gazetelerde yokuz, reytingi yüksek Televizyonlara çıkamıyoruz. Dolayısıyla pek sesimiz duyulmuyor. Yine de sesimize soluğumuza destek veren medya organlarına müteşekkiriz.

Madem varlık yokluk mücadelesini yaşıyoruz, Beka meselesi gibi bir durumu yaşıyoruz, o zaman içeride ve dışarıda umut ettiğimiz her kim varsa onlarla selamlaşmaya gayret edip, gücümüze güç katmamız lazım.

Bunların başında da çeyrek asır öncesine kadar Kürt vatandaşlarımızın başına gelen sıkıntılardan dolayı özür dileyip, hak ve adalet adına gerekli adımları atıp daha emin adımlarla ilerlememiz lazımdır diye düşünüyorum. Tıpkı 2005 yılında Reis’in Diyarbakır’da Kürt meselesi ile ilgili konuşup gereğini yaptığı gibi.

Selam olsun Malazgirt ruhu taşıyan vatandaşlarımıza, bu manidar zaferi dillendirmeye karar verip kutlamaya, katılmaya zaman veren Cumhurbaşkanımıza, buna boyun eğer devlet aklına selam olsun.

Malazgirt Zaferinden Beklentim var!  İnşallah hayra vesile olur diye dua ediyorum.

Selam ve selametle kalın.

 

 

 

Devamını Oku
Malazgirt Zaferinden Beklentim var!

Darü’l islam’ı ziyaret ettiniz  mi?

Bir Pazar günüydü, başkanlığını üstlendiğim Memur ve Emekli Sendikaları Konfederasyonu(MESK)’in bir alt sendikası olan “Yeni Emekli Bir Sen” yönetimini kurmak ve bu çiçeği burnunda Sendikayı kamuoyuna tanıtmak için bir grup arkadaş Yenişehir Öğretmen Evinde istişare toplantısını yaptık.

Toplantımız bittikten sonra arkadaşlardan biri ile Risaleyi nur sohbetine katılmak için meşveretin on numara adıyla meşhur olan Melik Ahmet semtine doğru yol aldık, bu esnada sıcaklıktan fazla etkilenmemek için Diyarbekir küçeleri arasında gidiyoruz, bir de ne göreyim insanı mıknatıs gibi celp eden bir levha İsmet Paşa ilkokulu civarında dikkatimizi çekti. Levhanın üzerinde şu yazıyordu “Darü’l İslam” , bu kapı çalınmaz mı?

Kapıyı çalıp içeri gittik, kadınıyla erkeğiyle olgun bir mümin edası ile bizi karşıladılar. Erkekler evin onarımı için orada bulunuyormuş, bizimle ilgilenen genç kardeşimizin ismini sormadım ama kendisi saray kapıda Mevlevi dergahları olduğunu söyledi, zaten böyle bir delikanlı ancak tasavvuf terbiyesini almışsa bu kadar vakarlı bir duruşa sahip olabilirdi.

Hoca hanımlar kıyafetleri ferace, konuşmaları, duruşları iman ve edep kokuyordu, bize ikramda bulundular. Sur müftülüğüne bağlı bu kurs evi hakkında bilgi edinmek istedim,  hoca hanımlarda biri; iki hafta önce açıldığını,  pratik için çok bilgi veremeyeceğini, ancak “Darü’l İslam”  çalışmaları hakkında detaylı bir bilgi içeren bir tanıtım broşürü elime tutuşturdu. İnceledikçe daha bir keyif aldım.

Eğer Diyarbakır’da yaşıyorsanız muhakkak burayı ziyaret edin. İnan bu tür kurumların varlığı insanın ruhunu dinlendiriyor.

Neler vardı broşürde?

İslami ilimler,

Risale-Nur dersleri, Akaid, Siyer, Fıkıh, Tecvit, Hadis/Sünnet, Tefsir, İslam Ahlakı, Mezhepler Tarihi,

Sanatsal çalışmalar

Tiyatro, Tezhip sanatı, Ney/Kaval/Arbane, Resim,

Eğitim öğretim,

Türkçe, Matematik, Tarih, Bilgisayar,

Sosyal çalışmalar,                   

Geziler, Kamplar, Havuz, Toplu yemek buluşmaları

Ayrıca kitap/kafe hizmeti,                            

Gelenler kütüphanede güven ve huzur içinde çalışırlar, ayrıca kek/pasta/çay ikramı da ücretsiz.

Aman Allah’ım yok yok, yani bir insanın olgunlaşması, yetişmesi için  gerekli olan herhalde bundan fazlası olamaz.

Adı üzerinde “Darü’l İslam” Türkçesiyle “İslam’ın evi” Kürtçesiyle “Mala İslam’ê” bu ismi taşıyan bir yardımcı öğretim kurumunun programı da bu düzeyde olur tabi.

Sadece bir keşkem olacak, o da şudur; keşke 15 yıl önceden bu tür çalışmaları yapabilseydik, şimdi bu toplumun insani kalitesini kendini kat kat aşmıştı.

Neyi? Ne zaman? Niçin? Yaptığını bilen bir insan topluluğundan  daha değerli ne var?

Hele ki İslami ilimlerin başında Risale-i Nur derslerinin yazılması, kanaatimce ayrı bir incelik taşıyordu.

Bilen biliyor, Risale-i Nur imani meselelerde, Tasavvuf da nefis terbiyesinde insanın ihtiyaç duyduğu iki ilim sahası.

Tasavvuf demek günümüz şeyh-mürit ilişkisi akla gelmesin. Unutmayalım Mevlana Halit gibi alim mutasavvıf insanlar da gelmiş geçmiş.

Umut taşıyor ve dua ediyorum ki bu “Darü’l İslam” derslerinden faydalanan çocuklar yarın hem dünya hem ahiretlerine faydalı olabileceği gibi aynı zamanda anne babalarının amel defterlerine de katkıları olacak, hayırlı, salih evlat olacakları için.

Böyle hayırlı işlere vesile olan İl Müftümüz Yavuz Selim Karabayır, İçe Müftümüz İsmail Fakirüllahoğlu hocalarımız ve bu konuda desteğini esirgemeyen İl Valimiz Hasan Basri Güzeloğlu ve İlçe Kaymakamımız Abdullah Çiftçi’den Allah razı olsun.

Çocuklarımıza ancak böyle sahip çıkabiliriz, ayrıca Diyanetin 4-6 yaş grubu öğrencilerine yönelik “Sıbyan Okulları”nın da açıldığını biliyoruz/görüyoruz. Şaka bir yana Diyarbakır’da öyle nitelikli bir nesil yetişiyor ki, Ülkemize de İslam dünyasına da rehberlik edecek, ilmi açıdan katkı verip, hak ve adalete öncülük yapacaklardır.

Kimse sanmasın ki burada yetişen çocuklar asimile oluyor/olacak, bunlar bir yandan küfrün tuzağına düşmekten kurtulurken, diğer yanda hak ve adaleti yüksek sesle dillendiriyor olacaklar, tıpkı şu anda bizim yaptığımız gibi.

Ne mutlu böyle bir hayırlı hizmete katkı verene, bu alanda görev alan her kademede çalışan herkese ve çocuklarını bu kurs yerlerine gönderen Anne Babalara, gelecek sizindir.

Yolunuz açık olsun.

 

Devamını Oku
Darü’l islam’ı ziyaret ettiniz  mi?

Eski Ak Parti Aranıyor!

Bir hikaye ve o hikayenin tabandan tava kadar verdiği umut ve enerji ile her geçen gün itibarını yükselten Ak Parti aranıyor.

Birinci ve ikinci dönem Ak Partiyi arıyorum, oradan buradan toplama Ak parti ile artık yola devam edilemiyor.

Eski Ak Parti muhafazakâr demokrattı. Yani ülkede hak hukuk alanında insan hakları bakımında hürriyet alanı genişletiyordu, ama inanç ve kültürden gelen değerleri de muhafaza etmeye, yaşatmaya çalışıyordu. Yapabildi mi? derseniz, bence kendine düşeni Yaptı, Müslümanların hayatını kolaylaştırdı, fakat dindarlığı sadece örtü olarak algılayan, örtündüğü halde eteği bir kenara atan, günlük makyaj yapan, namazı ara sıra kılan bir insan tipi karşımıza çıktı. Vay sizin dindarlığınız batsın! Aslında Ak Parti bunların yüzünden bu sarsıntıyı geçiriyor.

İkinci kangrenleşmiş sorun olan Kürt meselesini, çözüm süreci ile nerdeyse çözüyordu, ülkenin içeriden ve dışarıdan ne kadar düşman varsa birden harekete geçtiler, hatta darbe kalkışmasının nedenlerinden biri de bu olsa gerek.

Çünkü bu ülke iç sorunlarını hallederse çok yönlü bir atılım yapacak ve bir çok konuda emperyalistlerin hegemonyasından çıkacak, her geçen gün özgür ve bağımsız bir devlet edası ile varlığını sürdürecekti.

Ak Parti mütedeyyin vatandaşlarımızın hak ve özgürlükleri genişletince, yavaş yavaş münafıklar partiye sızdı ve Ak Parti davasına inanmayanlar Ak Partiye yanaştılar, bir çoğu dünyalıkların peşine düştü.

Tabi günah yerinde durmuyor, para ve kadın ikilisi kimi siyasetçilerin dengesini bozdu. Öyle ki bazıları İş-Kur mevsimlik işçisinin, bir aylık maaşına veya cinsi münasebetle birlikteliğine dahi göz diktiler.

Ne ilginçtir ki Erdoğan’ın ustalık dönemi dediği üçüncü dönemde Ak Parti tökezledi, çünkü partinin “beşeri sermayesi” bozulmuştu.

Şimdi Mehmet Metiner gibi HDP yönetiminden gelen bir adam tutturmuş “Yeni bir Ak Partiye ihtiyaç var.” diyor. Ben tam tersine eski Ak Partiye ihtiyaç var diyorum.Metiner gibilerinin yönetim kadrosunda yer alamayacağı bir Ak parti.

Kendisi de hazıra konan biri olarak akrabalarına torpil yaparken ayet-i kerimeyi manen su-i istimal etmedi mi? ne demişti: “Allah yakınlarına yardımcı ol” diyormuş. Ama şunu idrak edemeyecek kadar basit düşündü; o yardımı kendi imkanlarını sarf ederek yapmak lazım, devletin imkanlarını peşkeş çekerek değil.

Hani asaleti kabul olan bir memurun bir yemin metni var ya aslında Ak Parti yönetiminde yer alan her kişi buna benzer ama farklı bir içerikle yemin ettirmesi lazım.

Yemin metni;

“Bir vatandaş olarak Ak Partiye yönetiminde olduğum sürece, hakkım olmayan hiç bir kazanca tenezzül etmeyeceğime, vazifem icabı birilerine yardımcı olduğum zaman bir şekilde ondan fayda beklemeyeceğime, kamu menfaatini bireysel menfaatimin üstünde tutacağıma, tüm çalışmalarımı Allah rızası için yapacağıma Allah adına yemin ederim” şeklinde bir metin olabilir.

Ayrıca Ak Parti şu milliyetçi söylemlerden uzaklaşarak, Atatürkçü görünmesinden vazgeçmeli, çünkü bir söz var “inandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmak durumunda kalırsınız”

Bu ülke bu iki kavramdan çok şey kaybetmiştir. PKK dahi bu iki kavramın mahsuludur.

Diyeceksiniz ki şimdiki Ak Partiye ne olmuş?

1-Dünyevileşme var,

2-Halkın sesine kulak tınmışlık var,

3-Vekil seçimlerinde karanlık bir görüntü var,

4-Bazı kademelere gelmek için liyakat şartı para olmuş,

5-İhlas ve ibadet eksikliği var,

6-İsraf var,

7-Siyasiler çevresine yaranıyorlar, halk uzaktan seyrediyor… var da var.

Diyeceksiniz ki buna rağmen halk nasıl hala oy veriyor? Valla bunun üç sebebi var bence,

*Biri muhalefetin kalitesizliği,

*İkincisi, yaptığı hizmetlerin vefa borcu,

*Üçüncüsü Reis’e olan güven.

Kanaatim o ki buna rağmen Anadolu insanı arayışa girdi, başka bir iktidar arıyor. Ya Ak Parti fabrika ayarlarına dönecek ya da kaliteli bir parti iktidarı eline alacak.

Ben öyle görüyorum, belki de yanılıyorum ne dersiniz?

 

 

 

 

Devamını Oku

Mehmet Yavuz’un ardında

Bir insan bu kadar İslami bir şahsiyeti üzerinde taşıyabilir diyebilirim. Mütevazi ama vakur, mütebessim ama ciddi, etkin dilemesini bilen ve sorduğunuz sorulara doyurucu cevap verip aklınızda bir tereddüt bırakmayan bir insandı.

Ayaküstü birçok kere onula karşılaşmama rağmen sadece iki defa sohbet etme imkanını bulunabildim.

Bir defasında Ankara Esenboğa hava alanındaydı, ikimiz de Diyabakır yolcusuyduk, mescitte yarım saat kadar bir sohbet ettik. İlk tanışmamızdı, ama dediğim gibi o güven veren mütebessim yüzü, ona uyumlu ses tonu ve samimi konuşması bana huzur vermişti, o günden itibaren onu gördüğüm her yerde içinde bir huzur uyanıyordu.

Ülkemizin geleceği ve İslam dünyasının durumu üzerinde konuşmuştuk Allah’u e’elem.

İkinci buluşmamız da Hüda-Par Genel Merkezinde yine Ankara’da oldu.

Hani hatırlarsanız bir ara “Hüda-par HDP’ye ittifak çağrısı yaptı” şeklinde basına yansıyan haberler olmuştu.

Ankara’da muhtelif işlerim vardı, ayrıca bu işin aslını öğrenmek için Hüda-Par genel merkezine gittim.

O gün Genel Başkan Yardımcısı olarak Mehmet Yavuz kardeşimiz sorularımı cevaplandırmıştı.

Bu işin aslı nedir diye sorduğumda, Dedi ki, “efendim durum basına yansıdığı gibi değildir. Biz parti olarak 11 siyasi partiyi ziyaret etmek istedik ve randevu talebimizi kendilerine ilettik. Bunlardan 8 parti randevu verdi üç tanesi randevu vermedi. CHP-MHP-HDP mesele bundan ibarettir. Ama gel gör ki sanki biz sadece HDP’den randevu talep etmişiz gibi basına yansıdı.”

Ben başka bir soru daha sordum, dedim ki, Ak Partiyi ziyaret edince ülkede yaşanan manevi husranı, yaşadığımız buhranı, anlatıyor musunuz?

“Evet, bizzat Recep Tayyip Erdoğan’a bir bir anlatıyoruz, bazı anlattıklarımıza sanki yeni duymuş gibi oluyor, bazıları için de bir ah çeker gibi dinliyor. Biz cumhurbaşkanının samimiyetine inanıyoruz ama demek ki gücü buraya kadardır.” Şeklinde bir cevap verdi.

Beni mazur görün 15-20 dakikalık o tatlı sohbeti iki cümle ile özetlemeye çalıştım ama maalesef bu kadarını hatırladım.

Malum bir süreliğine Hüda-Par Genel Başkanlığını üstlendi, o vakarlı duruşu, doyurucu ve güven verici konuşmalarını hatırlayın insan iftihar ediyordu. Hatırlamıyorsanız youbelerde yayında olan konuşmaları var, muhakkak dinleyin/izleyin kesinlikle ondan alınacak dersler vardır.

Aslında bu muhterem kardeşimizin şahsiyetli yaşamı ve şerefli duruşunu, bir güven abidesi gibi yaşadığı hayatı ona olan bu ilginin asıl nedenlerindendir galiba. Ama tarihe bir not düşürme adına yine de bir şeyler yazmak istedim.

Bu muhterem kardeşimizin ölümü dahi İslam’a katkıda bulundu elhemdulillah.Bir çok parti ve siyasi oluşum taziyesinde bulundu ve topluma hoş bir hava oluştu.

Sosyal medyada takip ettim yüzlerce insan sayfamda onu hayırla yad etti.

Bir iki densiz kimselerin yersiz yorumları da oldu. Bu yazımı onların o düzeysiz paylaşımlarıyla örselemek istemem. Ama bir insan Müslümansa Hz.Peygamberin şu sözüne riayet etmeli “ölülerinizi hayırla yad edin” hadisi çerçevesinde hareket etmeli, sözünü ona göre sarf etmelidir.

Bu kadar insanı kendine hayran bırakan rahmetli Mehmet Yavuz iyi bir insan olduğu elhemdulillah ayan beyanken, azgın bir iki rijit adam hakkında yanlış ifade kullansa ne yazar?

Ruhu şad olsun, yakınlarına, sevenlerine Hüda-Par camiasına sabrı cemil diliyorum.

Bir talebim de var Hüda-Par parti için bilgilendirme çalışmalarına bundan böyle “Mehmet Yavuz akademisi” adıyla yaparsa sevinirim.

Mehmet Yavuz kardeşimiz aramızdan alındı, “Dar-ı baka” adını verdiğimiz ebedi hayata intikal etti, o hastalığından ona sadece sevap kaldı. Şu anda hiçbir yeri ağırmıyor.

Cuma gecesi öldüğü için kabir hayatının azabından emin olarak, kıyamete kadar hesap kitap görmeyeceği de bir gerçektir.

Hepimizin Mehmet yavuz’un hayatında kendimize göre çıkaracağı dersler de vardır. Hepimiz sahabeleri hayırla yad ediyoruz, Mehmet Yavuz günümüzde sahabe hayatını canlandıran bir kardeşimizdi bence.

Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

 

 

 

 

Devamını Oku
Mehmet Yavuz’un ardında

Beşeri sermayemiz zayıf arkadaş

Dünya artık bir ülkenin durumunu değerlendirince maden ve tabii kaynaklarından çok insan potansiyeli olan beşeri sermayesine bakıyor.

Gelişmiş dünyanın ölçülerine baktığımız zaman ekonomi %20 yerel kaynaklara; tarım ve hayvancılık gibi gelirlere bağlıyken, %80 akıl, bilgi ve tecrübeye bağlıdır. Tabi bu katma değeri oluşturan insandır.

Hani meşhur bir örnek var, bazen paylaşıyorum tekrar olsa da mazur görün bir Mercedes marka taksiyi oluşturan ham madde 3 bin civarıyken işin içine bilgi ve tecrübe, emek katılınca 103 bin eder, ya da bir kamyon domatesi satarsanız üç beş kasalık domatesin analizinden elde edinen özün parasını ancak kazanırsınız.

Örneğin ülkemiz enerji bakımından %70 civarında dışa bağımlı, nükleer santral projelerimiz tamamına erse bu bağımlılık oranı hemen ilk hamlede %50’nin altına iner.

Mesela yüz ton kömürü yaksanız bir de bir gram kömürü enerjiye dönüştürseniz elde edeceğiniz enerji miktarı aynıdır. Daha nasıl örnek vereyim.

İşte bütün bunlar insan niteliğine “Beşeri sermaye” dediğimiz kalifiye insan gücüne bağlıdır.

Nitelikli insan;

İş yapar,

İyilik yapar,

İsraftan kaçar,

Kanaat ehli olur,

Züppelik ve hovardalıktan anlamaz,

Durup dururken kavga gürültü çıkarmaz,

Kamu menfaatine endeksli çalışır,

Hal böyle olunca da hayatın kalitesi artar.

Şimdi bakalım şu yarım adadaki yaşam standardımıza ve beşeri sermaye ilişkisine.

Eğitim öğretimde ölçmeyi özellikle ve öncelikle bilgi düzeyine göre yapıyoruz, ne kadar değerli insan yetiştirdik sorusunun cevabını arayan var mı?

PISSA sınavlarında OECD ülkelerinin 30 ülkesi arasında genelde 28. ve 29.sırayı kimseye vermiyoruz.

Peki ne var bu sınavda? “okur yazarlık” var

Matematik okur yarlığı,

Fen okur yazarlığı var.

Yani düşünme var, okuduğunu anlama var, yazılanı analiz etme var, başka bir ifade ile aklını kullanma var. Bizde ise ezber sistemi var.

Onun için biz değerli insan yetiştirmekte zorlanıyoruz, “para kazansın da nasıl kazanırsa kazansın” mantığında insan yetiştiriyoruz.

Ondan dolayı ülkemizde,

Rüşvet hat safhada,

Adam kayırmacılık yine öyle,

Bireysel menfaatimiz uğruna değerlerini ayaklar altına serenler,

Yalan, dolan, iftira vs.

Peki bu beşeri sermaye ile nereye varabilirsiniz.

Kıskançlık, haset ve husumet üretirsiniz,

Hamasi duygular üzerinde siyaset yaparsınız,

Birileri başkasına dalkavukluk yapar,

Vatandaşın biri alın teri ile “bir” kazanırken diğeri haksız yere “yüzbir” kazanır.

Bilim adamı, halk adamı, kanaat insanı yetiştirmek, aydın insan yetiştirmek artık hikayeden de öte hayalde kalıyor.

Onun için biz milliyetçi duygular ve korku siyaseti üzerinde politika yapıyoruz; hem ucuz, hem sermayesiz.

İşte görüyorsunuz MHP ve HDP nasıl da biri diğerini besliyor? Tabi olan bu halka oluyor.

Bu cennet misal Anadolu’da huzur içinde yaşamakta zorlanıyorsak bu beşeri sermayemizin kalitesizliğinden kaynaklanıyor.

İman, edep ve marifet eksik,

İlim, irfan ve hikmetle aramız açık,

Okur yazarlık düzeyimiz dünya ölçülerinin gerisinde,

Tabi beşeri sermayemiz de bu kadar olacak.

İlginçtir hala bazı tabulardan dolayı cumhuriyet döneminde bu halk üzerinde uygulanan toplum mühendisliği uğruna yapılan yanlışları, zulümleri dahi anlatamıyoruz.

Peki yanlışlarımızı tespit edip teamülden/tedavülden kaldırmadığımız sürece yanlış yoldan doğru hedefe ulaşılır mı? Maalesef hayır.

Bu münasebetle siz Milli eğitim ve Diyanet camiasının projelerine ve personel kalitesine bakın. Eğer orada ciddi bir yenilik görebiliyorsanız umut var olabilirsiniz. Aksi takdirde gerisi laf-ı güzaftır.

İşimiz zor, kolay gelsin.

*Bayramınız mübarek, sofranız bereketli olsun.

 

Devamını Oku
Beşeri sermayemiz zayıf arkadaş

BARIŞ, SİVİL AKILLA GELİR

Bu ülke ilahi öğretiyi ikinci plana atıp, laiklik teraneleri ile bu toplumun mayasını bozmaya çalıştığından bu yanı Anadolu insanı bir türlü gün yüzünü göremedi.

Devletin laikliğini kişinin laikliği şeklinde algılayıp, dinden diyanetten habersiz, ot gibi yaşamayı tercih eden birileri ortalığı hilliharam ettiler, “Bana göre” deyip konuşmaya başlayanlar hayatın tadını kaçırdılar.

Bir yandan dinimizi öteleyenler diğer yandan Kürt halkı üzerinde insanlık ayıbını işleyerek vatandaşlığımızı örselediler.

Bu sorunun bir parçası PKK’ nin olup bitenler karşısında iyi düşünmesi kim dost kim düşman iyi irdelemesi lazım.

Kürt hareketi başta orijinal Kürt vatanperverlerin eski karanlık devlete karşı tepki olarak ortaya çıkardığı günleri hatırlayın.

Bir de o günün gerekçelerini bir bir ortadan kaldıran Erdoğan’a karşı düşmanlık yapanlara bakın.

Unutmayalım Kürt siyasi kanadın önemli aktörlerinden olan Leyla Zana “Kürt sorununu çöze çözse ancak Erdoğan çözer” demişti.

Ak Parti iktidarı devletle istişareli bir tarzda büyüklüğünü göstererek 36 PKK militanınızı Habur kapısından hayata kazandırınca üç gün boyunca siyasi bir şova dönüştürüp ucunun nereye varacağını bilemediğimiz tarzda tilili çekenler o barışçıl adımı sabote etmediler mi?

Ben o zaman “Tilinin bu kadarına pes” başlıklı bir yazı yazdım ikinci gün  internet gazetesinde köşem kapandı.

Üç gün önceki sevincimiz kursağımızda bıraktılar.

Barış sürecini sabote eden Kandil ve  iş birlikçileri kan sevicilerin kime hizmet ettiğini hiç düşünmüyor musunuz?

HDP’nin 80 vekille Meclise gidip barış huzur adına tek bir söz bile söylemeyen, Davutoğlu gibi kibar ve bir o kadar da merhametli olan Başbakana üstten bakar bir edayla “gelir çayını içer gider” diyen bir siyasi gevezelere karşı hiç mi kırgınlığınız yok.

Türkiye ordusu üç beş kişinin öldürülmesiyle bitmeyeceğini, devletin eksi devlet olmadığını, askerin hem profesyonel, hem donanımlı, hem de imanlı olduğunu, bu kavga böyle devam ederse bir kişi dahi silahlı kalsanız öldürüleceğinizi bilmiyor musunuz?

Devlet zor durumda kalırsa bir seferberlik edasıyla sivil kürtlerin dahi karşınıza çıkabileceğini tahmin edemiyor musunuz?

Sözüm ona Kürt partisi olarak bilinen HDP, inanç ve ahlak erozyonu için bir rol üstlendiğini, Kürt gençlerini inançtan soğutup, namus anlayışını örseledikten sonra ne anlama geldiğini bilemediğimiz “halkların kardeşliği” ile halkı oyaladığını görmüyor musunuz?

PKK üzerinde siyaset yapıp milliyetçi/ülkücü oy oranını %20’lerin üstüne çıkarılması ve buna paralel HDP’nin oylarının dengelenmesi, iki tarafın biri diğerini beslediğini bu arada genç fidanların öldüğünü görmüyor musunuz?

Şu anda barış sürecinin mimarı olan Erdoğan’ı Bahçeli’ye muhtaç hale getiren PKK’ nin yanlış tercihleri değil mi?

Kürtlerin %70 Türkiye’de yaşıyor, Kürtler bu devletin zaafa uğramasına razı olabilirler mi?

Özellikle şu andaki haliyle, Başkanlık sistemiyle yönetilip önü açık, ufku geniş olmasıyla her geçen gün hak ve adalet adına güzel şeylerin olabileceğini düşünmüyor musunuz?

Güneydoğu bölgesinde dahi Ak Partinin birinci parti olması sizi

düşündürmüyor mu?

Bu bölge burada yaşayanlarındır. JİTEM buralardan kaybolduğu gibi, namlunun ucuyla konuşan kim olursa olsun burada barınamayacağını bilmenizde fayda var.

Barış sürecini sabote eden en önemli sebeplerden biri “özgüvenlik gücü” talebi değil miydi? Kürtler özgür yaşamak istiyorlar, bıktık bu militarist havadan.

Bütün bunları üst üste koyduğumuz zaman, tek çare taşıdığınız silahı bırakmanızdır. İşte görüyorsunuz bazı arkadaşlarınız öldürülüyor, bazıları da ikna olup baba ocağına, anne kucağına dönüyorlar.

Unutmayın barış süreci sabote edildikten sonra artık halkın ve dünyanın PKK’ye karşı bakışı değişti. Kürtlük sadece PKK’nin isminde kadı. YPG’nin kanton komün hevesleri, amaçlarını ortaya koyuyor.

O bölgelerde yaşayan Kürtlerin vay hallne, Kürdün dini ve namusu elinden alındıktan sonra geriye nesi kalır ki?

İki kelime Kürtçe konuşmak için bu manevi, insani değerleri feda eden Kürde Kürt denir mi?

Hasılı kelam sebepsiz  ve neticesiz yere ölmek de öldürmek de gereksizdir. Kürt gençlerine yazık oluyor, birlikte yaşam varken anne babasıyla yaşam varken, eş dost akraba ile yaşam varken, imanla namusla yaşam varken, ölümü tercih etmek akıl karı olmasa gerek.

Bu çağrıma karşı olan her kim varsa bilin ki dostunuz değildir. Bu yolda yakınlarını kaybeden biri olarak artık yeter, bu yanlış yoldan vazgeçin ki biz de hak ve adalet adına Kürt haklarını savunabilelim.

PKK’ nin bu olup bitenlerden sonra hâlâ silahı mücadeleyi tercih etmesi Kürtçe olan şu deyimi hatırlatıyor “Guro were min buxe”(Ey kurt gel beni ye) gibi bir durumdur ki bu da akıl karı değildir.

Maalesef bu kargaşa yüzünden yasal ve anayasal düzenlemeler dahi  yapılamıyor.

Benim rehberliğimde 2015 yılında Ak Parti eski il başkanı Av. Muhammed Dara Akar’ın delaletiyle bölgenin 7 ilinden 70 kadar makul insanlar tespit etmiştik. Ankara’da üç günlük bir çalışma ile Hükümete/Meclise 15 maddelik bir çözüm paketi hazırlayıp, bu sorunun çözümüne katkıda bulunacaktık. Hatta şu anda Adalet Bakanımız olan Abdulhamit Gül beyin dahi onayını almıştık.

Ama tarihin en büyük kabahati işlenip çukur siyaseti/savaşı başlayınca o çalışmayı yapamadık.

Unutmayın barış sivil akılla gelir. Masanın etrafında silahlı kimseler ya da silahlı kimselerin vekilleri varsa hiçbir zaman bu ülkeye sağlıklı bir barış gelmez.

Allah bu memleketi, bu milleti iç ve dış düşmanların şerrinden korusun. Âmin demeniz dileğiyle. Bu ülke hepimizin, huzur ve sükunet için kimin aklına ne fikir geliyorsa paylaşmanın zamanıdır.

Selam ve selametle kalın.

Devamını Oku
BARIŞ, SİVİL AKILLA GELİR

Ev Hanımının Payına El Koymayın!

Evet, evet, ev hanımları, çilekeş ev hanımları, onca işi yapıp iş yapmadıkları kimseler olarak bilinen ev hanımları.

Evlat yetiştirir; bir, iki, üç, beş..     

O evlatlar ki, kimisi yetişir bir ülkeyi kalkındırır Tenzile hanımın Recep Tayyip Erdoğan’ı yetiştirdiği gibi, kimisi de vatan müdafaasını kınalı kuzu edasıyla yapar tıpkı Ömer Halis Demir gibi, kimisi de Kimya’da Nobel ödülünü kazanacak kadar bilimsel alanda kafa yorar ve uluslar arası arenada bayrağını dalgalandırır tıpkı Dr. Aziz Sancar gibi. Profesör unvanı ona küçük geldiği için kullanmadım. Kimi Ev hanımı da Bediüzzamanları yetiştirir.Bir çok anne de annem gibi, eşim gibi altı evlat yetiştirip beşeri sermayemize kalite katar.

Hele bir araştırılsın, kaç tane başarılı insanın arkasında üç kuruş para kazanmak için sokak sokak dolaşan bir anne var.

Evine hizmet etmeyi bir eksiklik sayıp, asgari ücret karşılığı çalışan; saat başı birilerine nazik bir eda ile hizmet eden kompleksli anneler adam gibi adam yetiştirebilir mi?

Özal mi?

Erbakan mı?

Fuat Sezgin mi? maaşla çalışan annelerin çocukları?

İşte ev hanımlarının eserleri, evlatları.

Sadece bu mu? Ayrıca gece gündüz demeden evi siler süpürür, ev ahalisinin elbisesini yıkar, üç öğün yemek yapar, kap kaşık yıkar.

Bütün bu hengamenin içinde bir de kocasına bakar, onu, “güle güle” diyerek işe gönderir, “hoş geldin” ile eve alır.

Aslında bu kadar fedakarlık yapan bir hanım efendiye asgari ücret dahi az ama gel gör ki onu bile veremiyoruz. 

Bir kalemlik ödeme var ev hanımın lehine, “eş yardımı” o da sembolik bir yardım, ne yazık ki çalışan eşi emekliye ayrıldığı zaman o da kesiliyor.

O ev hanımı ki yedi açıdan hayata katkısı olmuş, eşini moralle işe göndermiş, gözü arkada kalmayacak tarzda evine sahip çıkmış, çalışmaya devam etmektedir.

Peki bu haktan reva mı? bence hiç de şık değildir. Aslında aylıktan kesilen eş yardımı bir an evvel maaş bordrosuna eklenmelidir, üstelik eşin hesabına yatırılmak şartıyla. Gelin 12 milyon emeklimize bu katkıyı verelim emeklilerimizin evinde iki yüz birlikte gülsün, ne dersiniz?

Ev hanımlarının payına el koymayın bence,

Bu durumda ömrünün sonuna doğru sembolik de olsa evimizin annesi her ay bir harçlık almış olur, minnetsiz harcar, huzur bulur.

Peki fazla bir şey mi istiyorum? kesinlikle hayır benim bildiğim Fransa’da 6 çocuk yapan bir çift/ebeveyn çağırılarak kendisine deniliyor ki, siz artık iş yapmaktan muafsınız, sizin çocuklarınıza bakmanız kendi başına önemli bir vazifedir, bundan sonra sadece çocuklarınıza bakacaksınız ama maaşınızı da alacaksınız. Bunu düşündüğümüz zaman eş yardımını anneye, ev hanımına istemem deveden kulak gibi bir şey.

Bu münasebetle;

SGK’ya sesleniyorum! ev hanımına sahip çıkıp, kendini aileye adayan çalışandan öte kendini bir bu vazifeye vakfeden anneye sahip çıkmak vazifemizdir.

Şaka bir yana “baba işte, anne işte, çocuk kreşte” mantığı ile evlat yetiştiremezsiniz, iki eş çalışıyorsa kendini çok zorlasalar iki ya da bilemediğiniz üç çocuk yaparlar. O da aile sevgisinden mahrum yetiştirdiği için aslında evlat gibi yetiştiremiyorlar, sadece nüfusumuzda artma olmuş olur, evlat yetiştirmek başka bir şey arkadaşlar.

“Emeklisi mutlu olmayan bir millet huzur bulmakta zorlanır”  Aslında bu annelerimizin mutluluğu %80 vatandaşa yansıyacağına da inanıyorum.

Çünkü emekli eşi ya birimizin annesi, ya halası/teyzesi, ya da nenesidir. Dolayısıyla onun mutluluğu toplumun mutluluğudur.

Benden söylemsi.

Eyüphan Kaya

MESK Diyarbakır İl Başkanı

 

 

 

Devamını Oku
Ev Hanımının Payına El Koymayın!

Vekil Aranıyor!

Devlet, kurumlar bütünü olup milletin huzur ve mutluluğuna endeksli çalışması gerekirken, hayatın böyle çetrefilli gitmesinin sebebi nedir acaba? Meclisin eli ayağı mı bağlandı?

Genel olarak Yasama, Yürütme ve Yargı şeklinde üç ayrı alana ayrılan devlet sac ayağı, aslında Din görevlileri, Öğretmenler ve Askerler üzerinde şekilleniyor.

Bu üç meslek grubunun çalışkanlığı, yeterliliği ve halkı önemsemesi düzeyinde devletin varlığı hissedilir.

Devletin karaciğeri konumunda olan oluşum hangisidir diye sorsanız, ben tereddütsüz, yasama erki Meclis derim.

Çünkü nitelikli bir meclis, yasamanın yanı sıra istisnasız millet adına her kurumu denetleme yetkisine de sahiptir. İşlevini yerine getirirse millet huzur içinde yaşar.

Dolayısıyla meclisin niteliği tüm kurumların üstünde olması lazımken, kalitesiz siyaset anlayışı yüzünden “gel vatandaş gel” misali meclisin kapısını herkese açık tutuyorlar, ama parası/pulu ya da dayısı/ayısı olması şartıyla.

Bu münasebetle birini vekil adayı seçerken:

*Ne kadar gerekiyorsa o kadar şart aramak lazım,

*Vekili dar bölge yöntemiyle seçilmesi lazım,

*Vekilin  kamu menfaatine endeksli çalışması lazım.

Malum karaciğer tedavisi en zor olan vücut organlarından biridir. Ağır bir hastalığa yakalanırsa  ya hasta kısmı kesmek ya da ciğeri komple değiştirmek gerek.

Aynen öyle de yeni sistemde meclis 5 yıllığına seçiliyor, erken seçim kavramı artık tarihe karıştığı için Meclisin birer dokusu durumunda olan vekil niteliğine el atıp  milletvekilliğine değer kazandırmak gerekir. Oyun bozan vekil artık 5 yıl Meclis üzerinde bir yüktür.

Gelin yukarıdaki üç şarta bir izahat getirelim;

Milet vekilliğine müracaat şartlarından olmasını düşündüğüm yedisini ben sayayım devamını siz getirin,

1-Yaşı kırkın üstünde olmasına dikkat etmek,

2-Evli olmasını şart koşmak,

3-Üniversite mezunu olması,

4-Bir mesleğinin olması olmazsa olmaz şartı,

5-Onurlu bir geçmişi olan kimse olması,

6-En az iki dil bilmesi,

7-Parti kademelerinde çalışması lazım.

Vekil seçim usulüne  gelince en manidar ve yararlı yöntem olan “Dar bölge seçim yöntemidir.”

Şu andaki sıralı liste yöntemi çok sakıncalı bir usuldür.

İlk sıralara birileri hak etmediği gibi giriyor, yer aldığı sırayı da hile ile elde ediyor, seçilince de halktan kopuyor, özellikle onu sıraya alan kimsenin işaretine göre vekillik yapıyor.

Son sıralarda yer alanlar da vekil adaylığı rolünü istemeye istemeye oynuyorlar. Seçilme ihtimali sıfır olan bir kimsenin ne kadar hevesle çalışacağını siz düşünün.

Kamu menfaatine gelince çıkardığı her yasa, yaptığı her denetim kamu menfaatine endeksli yaparken maalesef şu anda öyle yapılmıyor.

O zaman eğer gelecek seçimlerde böyle bir vekil adayı ve seçim yöntemi olmazsa sizce sandığa gitmeye gerek var mı?

Düşünün seçime 3-4 ay kala üç kuruş parası olan “Esselamualeyküm ben geldim, ben vekil adayıyım” deyip birileri karşınıza çıkacaksa böyle birini seçmeye ne gerek var değil mi?

Zaten o vekalet etmek için değil, Ankara’ya  servetine servet katmak için gidiyor.

Meclis başkanı “vekil 22 bin ile idare edemiyor” diyor. Kimse demiyor ki bu Meclisin çarpık işleyişinden kaynaklanıyor, siz meclisi iş, aş ve rant kapısı yaparsanız, meclisin hali de, vekilin hali de böyle pür melali olur.

Siz Meclisi asıl vazifesine çekin, Vekili ayak işlerinden kurtarın ayda  maaşından ayda 5 bin biriktiren Vekil bile çıkacağına inanıyorum.

Bu haliyle günde 10 binden fazla vatandaş Meclise girip çıkıyorsa, vekilin maaşı misafirlerine bile yetmez, bu da bir gerçektir.

Onun için “Vekil Aranıyor” demek durumunda kaldım, çünkü şu anda Meclis geri planda ve Külliyeyi dengeleyemiyor.

Çünkü Meclis sorun çözmekten öte kendisi sorun haline gelmiştir.

Kolay gelsin diyor, bu soruna dikkat çekmek istiyorum.

Selam ve dua ile…

 

 

 

Devamını Oku
Vekil Aranıyor!

AYM Akademisyenleri(!) haklı(!) buldu!

Barış, iyi niyetle bazı dertleri içine gömerek karşılıklı affa dayalı bir silahsızlanma ve huzurlu bir yaşam kararıdır. Kur’anın ifadesiyle “Barışta daima hayır vardır.”

Hatta araları açık olan kimseleri barıştırmak üçüncü şahıslar üzerinde bir vazife ad edilmiştir. Hele ki müminler arasında bir sorun varsa onları barıştırmak diğer müminlerin üzerinde bir vecibedir.

Barış sürecinde iyi niyetle bir adım atıldı, ama karşı taraf yani HDPKK kandilin karanlık aklının etkisinde kalarak uzatılan zeytin dalını havada bıraktılar.

Ne anlama geldiğini bilemediğimiz “öz yönetim” ve “öz güvenlik gücü” diye iki konuda direttiler. Bunlar barış eylem planında olmayan taleplerdi. Yani oyunun ortasında yeni kurallar icat etme gibi bir basitliği tercih ederek süreci sabote ettiler. Ayrıca bu yumuşak süreçte bölge halkı üzerinde akıl almaz tehdit ve sıkıntılar oluşturdular.

Yeri geldi dedik ki “yahu yapmayın, etmeyin! bakın devlet bu tavrınız karşısında sessiz kalmaz, bu defa gazaba gelirse iş başka olur” ama dinleyen olmadı, gerçekten devlet zamanı geldi fena tepki gösterdi öyle ki artık devlete karşı dilimiz kısa “dur” demek için bir neden bulamıyoruz.

Hele ki bölgenin 14  yerleşim birimlerinde çukur savaş/siyasetini başlattıktan sonra.

HDP’nin bu mücadele tarzının arkasında durmasından sonra,

Kürt vatandaşlarımızın kapılarını açık bırakmak durumunda kaldıklarından sonra, ki yaşanan hadiseleri de anlatmaktan haya ediyorum, siz devlete ne diyebilirsiniz?

Ayrıca bu merhaleye gelene kadar PKK yüzü aşkın olay çıkardı. Ben yazmasam da halk biliyor.

Tam bu esnada sözüm ona bir gurup akademisyenler bir araya gelerek bir deklarasyona imza attılar.

Biz barış istiyoruz, biz bu savaşın tarafı olup bu günaha ortak olmayacağız. Anlamında bir metni imzaladılar.

Tabi bunlara karşı bir müeyyide oluştu, görevden alınma, yargılanma vesaire ama gel gör ki AYM  bunları bir anlamda haklı gördüğüne dair bir karar verdi, neymiş efendim bunlar barış taraftarlarıymışlar.

Aslında bunlar HDP kadrosuna hazırlanan taze kan tarzı sanal kahramanlardır. Bunlara bir destek de AYM’den geldi gerekçeli kararı göremedim ama karar tek kelimeyle vahimdir. Belki de AYM bu dava AİHM’ne gidip böyle dönmesin diye bu kararı verdi. Ama bu karar yanlış ise de siyasetçilerimiz hadiseye bakış açısı daha da yanlıştır.

Kim olduğunu bilemediğiniz bir silahlı örgüt senin ülkende 14 yerleşim birimini silah zoru ile işgal etmiş ve sen taraf değilsin. Bunun anlamı şudur ben çukurun diğer tarafını destekliyorum. Çukurun arkasında duranlar masumdurlar ve onlara yapılan bu zulme ortak olmak istemiyorum. Bu nasıl bir insanlık, bu nasıl bir vatandaşlık bu nasıl bir akademisyenlik üstelik buna barış kelimesi süsünü de vererek.

Gerçi 1071 gibi Malazgirt meydan muharebesinin zaferini andıracak bir sayı ile buna karşı bir tepki akademisyenler tarafından verildi, ama o da eksik çünkü ortada olan Kürt meselesine dönük bir yol yöntem yok dolayısıyla onun da bir tarafı eksik kalıyor.

Evet HDPKK bu ülkenin İslamsızlaştırması dışında başka bir amacı olmadığı ayan beyan ortadadır. İsmet’in CHP’sinin daha sert bir Kürt-Türk versiyonu bir parti. Ama sağduyu sahibi insanlar olarak biz de sorunumuzun çözümü için bir çalışma ve çaba ortaya koymuyoruz.

Sorunu görmezlikten gelirseniz birileri ondan nemalanır. HDPKK’nin yaptığı odur.

Anayasanın 42. Maddesi ile 66.maddesi durdukça daima birileri ondan nemalanarak siyaset yapacak işine yarar argümanlar üreterek işine bakacaktır.

Bu ülke hepimizin resmiyette kullandığımız her Türk kelimesi yerine Türkiye kelimesini seve seve, içimize sinerek kullanmadığımız sürece bu Kürt sorununu birileri kaşımaya devam edecektir.

Buyurun onlar böyle yapsınlar, bunlar böyle yapsınlar bu ülke de yeninde saysın, gerilesin, düşman da keyfetsin, hoşunuza gider mi bilemiyorum.

Anadolu gibi dünya cenneti bu vatanda huzur içinde yaşamıyorsak,

*Laiklikle kendimizi avuttuğumuz içindir,

*Halifeliği kaldırıp İslam dünyasına haksızlık yaptığımız içindir,

*Anayasamızdan İslam dini kavramını attığımız içindir,

*Harf inkılabını yapıp tarihimizle irtibatımızı kopardığımız içindir,

*Kılık kıyafet devrimi adı altında analarımızın o edep dolu şarvallarını etekle değiştirip tumansız bir nesil yetiştirdiğimiz içidir,

*İlahi öğreti olan Kur’anı anayasamızın üstüne tutmadığımız içindir,

*Çanakkale şehitleri ruhuna aykırı hareket ettiğimiz içidir,

*Genelde Anadolu insanına, özelde Kürt vatandaşlarımıza verdiğimiz sıkıntı içindir.

İster inanın ister inanmayın meselenin aslı budur, ne yapayım birilerinin hatırı için yamuk yumuk yazacak halimiz yok.

Hastalığı doğru teşhis etmezseniz, tedavi edemezsiniz.

Bu millete bu memlekete yazık oluyor arkadaş.

Allah, hakkı görüp itaat edenlerden eylesin.

 

 

Devamını Oku
AYM Akademisyenleri(!) haklı(!) buldu!

BEKA SORUNUMUZ AİLE YAPIMIZA BAĞLIDIR

TÜRKİYE AİLE MECLİSİ GÜNEYDOĞU BÖLGE BAŞKANLIĞI ÖNCÜLÜĞÜNDE MECLSİN PAYDAŞLARI TARAFINDAN AİLE YAPIMIZIN KORUNMASI İÇİN DUA EDİLİP, AİLEYİ YIKAN YASALAR KALKSIN PANKARTI EŞLİĞİNDE BASIN AÇIKLAMSI YAPILDI.

Basına ve kamuoyuna

Malumunuz Anayasamızın 41.maddesine göre ailenin koruma kollaması devletin sorumluluğu altında olduğu ifade edilmektedir.

Her ne hikmetse son birkaç yıldır birçok açıdan aileye hücum edilip her geçen gün parçalanması için çalışan çaba gösteren bazı dernekler var üstelik gücünü de bazı yasalardan alıyorlar.

Biz de bu mübarek günde, bu mübarek mekanda, ailemizin huzur ve mutluluğu için dua edeceğiz.

YALVARIYORUZ ALLAH’IM

Allah’ım, ey kainatın sahibi Allah’ım, Ey rahman ve rahim olan Allah’ım

Aile birliğimizi, Aile içi muhabbetimizi artır, aile efradımız arasında ülfet payda eyle, Aile yapımızı insi ve cini şeytanların şerrinden koru Allah’ım!

Ailelerimize secde birliği, sohbet birliği, sofra birliği nasip eyle Allah’ım.

Anne babalarımız arasında, ebeveyn ve çocuklar arasında, kardeşler arasında sevgi, saygı ve muhabbeti arttır Allah’ım!

Ailelerimizi Feministlerin sinsi oyunlarından, Mor Çatıların hileli yaklaşımlarından, Aileyi yıkan yasaların şerrinden koru Allah’ım!

Evli kadınlarımıza evlerini sevmeyi nasip eyle, kadınlarımızı sokağın şeytani cazibesinden koru Allah’ım!

Bekar olan gençlerimize hayırlı bir evlilik nasip eyle Allah’ım.

AİLE DÜŞMANLARIMIZI KAHR EYLE

5.Harem-ı şerifimiz olan ulu cammizde huzur içinde secde ettik/ediyoruz bu secdelerin yüzü suyu hürmetine Aile yapımıza göz diken her kim varsa onları kahr u perişan eyle ALLAH’IM

Sevgili medya mensupları

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ 6284 NUMARALI YASANIN KALKMASINI İSTİYORUZ.

1 Ağustos günü İstanbul sözleşmesinin yürürlüğe girdiği gündür. Güya aileyi koruma yasası olarak hazırlanan bu sözleşme inanç ve kültürümüzün motiflerinden yoksun olduğu için her geçen gün aileyi daha da parçalamaktadır.

Hem dinimizin, hem evrensel yasaların ve hem de bizim kanunlarımızda, iddia eden iddiasını ispatlamalıyken, bu sözleşme ve 6284’te sadece polise bir telefon yetiyor. Sonra vazgeçse bile işe yaramıyor. Bu uygulama zulme götürür ve iktidarı da halkı da yakar. 
Sözleşmenin 3-4-7-9-12-13-14-16-36-48. MADDELERİ ÇOK CİDDİ TEHLİKELERLE DOLU. Bu maddeleri mutlaka inceleyip fecaati görüp düzeltme yollarına gidilmelidir. 
Kendinize ve halkımıza yazık etmeyelim.
Bir de bazı hain eller, sözleşmeden cayılamaz, müeyyidesi var yalanı ile sosyal medya baskısı yapıyorlar.
Oysa 80. Md. Çok açık. İstediğiniz an bir feshi ihbarla müeyyidesiz bitirebilirsiniz.

Bu sözleşmeye muhakkak dokunulmalı, mümkünse kökten reddedilmeli değilse ıslah edilmelidir.

BU SÖZLEŞMEYİ ERMENİSTAN BİLE KABUL ETMEDİ

Üye birçok ülke, çekince koyarak, şerh bırakarak kabul etmiş, hatta  imzaladığı halde uygulamayan birçok ülke dahi varken, Ermenistan bile bu sözleşmeyi red etmişken, maalesef TBMM en ufak bir itiraz dahi bırakmadan sözleşmeyi yasalaştırmıştır. Gelecek yasama yılında meclisin ilk gündem maddelerinden birinin bu olmasını ve bu yasanın kalması ya da yararlı bir tarzda ıslahını talep ediyoruz.

Feministlerin ve mor temalı oluşumların sözüm ona Kadını koyuyoruz diye anneyi evden çıkarmaya çalıştıklarını görüyoruz, Anneyi evden çıkarmaya endeksli yapılan hiçbir eylemde hayır oluğuna inanmıyoruz. Aileyi yıkmanın en ağır adımı anneyi evden çıkarmaktır. Buna karşı uyanık olmalıyız.

KADININ DEĞERİ MADDİ KAZANCIYLA ÖLÇÜLEMEZ.

Her şey para değildir, bir kadının değeri kazandığı para ile ölçülmez, onu  bu dünyada birinci yapan en önemli özelliği anneliğidir. Unutmayalım, Kadınları işe zorlamak hayatın tadını, bereketini kaçırır.

BELEDİYELER BİRLİĞİNİ KINIYORUZ.

Ayrıca son günlerde Belediyeler Birliğinin tüm belediyelere gönderdiği genelgede kurulan komisyonlar arasında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışmalarını tavsiye etmesi de sinsi bir hatırlatmadır. Bundan dolayı Birliğini kınıyor yönetimini istifaya davet ediyoruz. Tehlikeli bir oyun olan bu çalışmanın belediyelerimiz üzerinde gerçekleşmeye çalışılmasına müsaade etmeyeceğiz.

Son olarak diyoruz ki,  çeyrek asırdır aile yapımız üzerinde aktif bir şekilde oyunlar oynanırken Devlet-Millet olarak buna karşı ciddi bir tedbir almamız lazım.

2020 YILI AİLE YILI OLARAK İLAN EDİLSİN.

Bu münasebetle 2020 yılının aile yılı olarak ilan edilmesi, bu konuda bir seferberlik başlatarak ailenin önemini anlatılması, gençlerimizin evliliğe teşvik edilmesi için kamu spotlarının yayımlanmasını, evlenenlerin imdadına koşup işlerini kolaylaştırılması, yeniden aile kavramımız hayatta karşılık bulması için çalışmaların yapılmasını talep ediyoruz. 

BEKA SORUMUNUZ AİLE YAPIMIZA BAĞLIDIR.

Beka diyorsanız asıl beka sonunu aileye bağlı, aile yapımız bozulursa millet vasfımızı kaybediyoruz, geriye bir şey kalmıyor.

Mesele bu kadar ciddi ve aile tehdit altında, dağılma ile yüz yüze olduğu için durum çok vahimdir. “Önce Aile” diyoruz.

Kamuoyuna saygılarımızla.

Türkiye Aile Meclisi ve paydaşları/destekçileri adına

Eyüphan Kaya

Türkiye Aile Meclisi Güneydoğu bölge başkanı

Devamını Oku
BEKA SORUNUMUZ AİLE YAPIMIZA BAĞLIDIR