Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Zoru başarmadık; doğruyu bulduk

 

Şimdi herkesin dilinde aynı nakarat. Bu takıma nasıl oldu da güvenmediniz? Nasıl oldu da bu takımdan bir şey çıkmaz diye ortalığı inlettiniz?

Evet, bu takımdan bir şey çıkmaz diyenlerin sayısı hiç de az değildi. Hatta Fransa hayal. Şimdiden 2018 hazırlıklarına başlayalım diye yazanlar da vardı. Peki, o gün bunları yazanlar aklını peynir ekmekle mi yemişti de böyle saçmalıklar karalıyorlardı? Elbette hayır! Hafızamızı tazeleyelim hep beraber. Elemelere başlarken nasıl bir takım vardı? Hele de Letonya deplasmanında ortaya konan futboldan sonra? Kalede sıkıntı vardı. Oturmamış bir tandem hattı ve gol yollarındaki aciz hali de ekleyin üstüne. Kim ne bekleyebilirdi ki bu takımdan?

 

RADİKAL KARARLAR ALINMALIYDI

İşte tam bu süreçte Fatih Terim farkını koydu ortaya. Letonya dönüşü yabancı kuralı tarihe gömüldü. Ve işte onun meyvelerini az da olsa almaya başladık. Zira bizim oyuncular yabancılarla forma rekabetinde ayakta kalabildikleri sürece formayı sırtlarına geçirebiliyorlar. Kendilerini bu ortamda geliştirebiliyorlar. İşte böyle olunca bu durum Milli Takım’a pozitif yansıdı. Terim gerek zorunluluk gerekse de olumsuz sonuçların etkisiyle belli yerlere neşteri attı. Emre’nin miadı çoktaaan dolmuştu. O bölgede Oğuzhan-Ozan-Hakan dinamizmine ihtiyaç vardı. Volkan da artık kenara çekilmeliydi. Öyle ya da böyle o da köşesine çekildi. Ve yerine geçen Volkan iyi işler yaptı. Hatta son 5 maçta tek gol gördü kalesinde. Önünde üst düzey bir tandem hattı mı vardı? Hayır, ama Volkan o tek golden dolayı yerden yere vuruldu. Medya eleştiriliyor ya, işte bu noktadan eleştirilmeli. Volkan Demirel’in Brezilya yolunda yediği birbirinden hatalı gollerin bize ne kadar pahalıya mal olduğunu unutarak kaleyi devralmasını istediler. Hoş halen Fransa’da Volkan Demirel olmalı diyenler çıkıyor. Onları sadece tatlı bir tebessümle izliyorum.

 

ARDA ARDA ARDA

Tamam, tek kişinin başarısı değil bu; ama Arda’nın bu başarıda büyük rolü vardı. Bir kere cüretkardı.  Sonuna kadar denedi. Saklanmadı, sorumluluk aldı. Ve muhteşem işler yaptı. Mesela Kazak deplasmanında yine abuk sabuk bir şekilde 2 puanı bırakacakken isyan edenlerin başında geliyordu Arda. Son maçlarda neler yaptığıysa ortada. Takımı yönetti. Tecrübesini ortaya koydu. Ve bu başarıda başrolü oynadı.

 

FRANSA BİLETİ ÜNAL AYSAL’DAN

Bu başarının en büyük mimarlarından birisi de hiç kuşkusuz Fatih Terim. Asla havlu atıp her şey bitti demedi. Sürekli farklı şeyler denedi. Birbirinden zorlu 3’lü seride (Hollanda-Çek-İzlanda) tasarladığı kalabalık orta saha ile adeta nokta atışı yaptı. Bu sistem Fransa’da da işe yarayacaktır. Tabi bu başarının görünmeyen kahramanları da var. Bunlardan birisi de Ünal Aysal. Terim’i G.Saray’dan koparmak için az uğraşmadı. Terim kararıyla kendi ipini çekti Aysal; ama Milli Takım’a da hayat öpücüğü kondurdu. Terim kısa süreli bir olarak geçmişti Ay-yıldızlıların başına. Ama Aysal’ın hamlesiyle tamamen Milli Takım dedi Terim.

 

KONYA’YI ES GEÇME

 

Bu başarıda Konya’nın rolü hiç mi yok? İnanın azımsanmayacak ölçüde var. Bu maçları Saracoğlu ya da TT Arena’da oynasak bu sonuçlar çıkar mıydı? Futbolcular bu kadar rahat mı oynardı, yoksa her biri bir köşede saklanır mıydı? Gol kaçırırsam ne tepki alırım duygusu esir almaz mıydı futbolcuları? Hata yapma korkusu neler yaptırırdı kim bilir? Hele bir de hatayı yapan rakip takım oyuncusuysa? (GS-FB) Düşünmesi bile ürkütücü. Ya Letonya’dan yenen o son dakika golü İstanbul’da yaşansaydı? Oysa Konya taraftarı takımını bağrına bastı. Takım falan ayırt etmedi. Ve Mevlana’nın şehrinin o manevi havasını alan takım başarıyı yakaladı. Bundan sonra Konya’dan asla vazgeçmemek gerek.

 

enginkonca@gmail.com 

Devamını Oku

Sallantı defanslar

Her açıdan enteresan bir derbi oldu. Heyecan var; ancak kalite diye bir şey yoktu. Birkaç adımda özetleyelim isterseniz.

1- Hafta boyunca Pereira’nın RVP tercihi konuşuldu. Bu maçta RVP 11’de başlasa Portekizli’nin otoritesi falan kalmazdı. Bu doğru. Ancak Fernandao’nun ilk devre yakaladığı pozisyonlarda Hollandalı olsa bu kadar basit harcar mıydı? 2 oyuncunun gol vuruşları arasındaki kalite farkı net bir şekilde ortaya çıkıyor. RVP’nin oyuna girdikten sonra yaptıkları ve son vuruşlardaki ustalığı ilerleyen haftalarda 11’de olması gereken ismin kim olması gerektiğine de işaret ediyor.

2- Alves-Kjaer ikilisinin ideal bir tandem olacağını düşünüyordum. İlerleyen haftalarda belki oturur bu ikili. Beşiktaş karşısındaysa inanılmaz kötü bir performans sergilediler. Danimarkalı kendi kalesine attığı golün yanı sıra 2. golde de ciddi bir hata yaptı. 3. golde Alves’in Gomez’i bu kadar boş bırakıyor oluşu da sorgulanmalı. Sen Gomez gibi ağır bir forveti dahi bu denli boş bırakıyorsan dişli bir rakip karşısında neler olur?

3- Şenol Hoca’nın Cenk’le başlayacağını tahmin ediyordum. Evet, Cenk çok iyi bir çıkış yaptı. Ama Gomez de eksiklerine rağmen duracağı yeri çok iyi biliyor. Futbol bilgisi yüksek. Bir şekilde skorerliğini gösteriyor.

4- F.Bahçe defansı demişken Beşiktaş defansının da eksik kalır bir yanı yok. RVP yerine Fernandao ile başlanması skor üstünlüğünün sarı lacivertliler lehine olmasının önüne geçti belki de. Acaba Milosevic’e forma verme vakti gelmedi mi?

5- Volkan’ın getirdiği top elbette çok tartışılacak. Topun % 100’ünün çıktığını düşünmüyorum ben. Hakem için kolay pozisyon değil. Ersan’ın pozisyonuysa 2. sarıdan kırmızı kart. Bu kesin ve net. Ancak Özkahya bu yürekliliği gösteremedi

6. Nani gecenin sönük ismiydi. Markovic sakatlanana dek müthiş işler yaptı. Açık alanda çok pozisyon bulabilecek bir yeteneğe sahip. İlerleyen maçlarda bunu daha net göreceğiz.

7- Şenol Güneş’in Q7’ye forma vermemesi kesinlikle doğru. Portekizli mirasını yiyor. Ya fizik ve performans olarak bu grafiğinin üstüne çıkacak ya da kulübeye alışacak. Yalnız İsmail’in halen bu takımda forma giyiyor oluşu ayrı bir skandal.

enginkonca@gmail.com

Devamını Oku

Sıkıntı büyük

 

G.Saray sezona çok kötü başladı. Ve bu kötü gidişat halen sürüyor. Konya maçı kazanıldı da her şey güllük gülistanlık sanılmasın. G.Saray ilk 2 maçta da kötüydü, bu maçta da… Tek fark eğrisi doğrusuna denk geldi de Konya’da tabela G.Saray lehine oldu. Fikstüre baktığınız zaman şampiyonluk iddiası olan takımlar arasında en rahat fikstür G.Saray’ın hiç kuşkusuz. Ara sıra kafayı kaldıran Sivas’la oynuyorsun. Ardından ligin en vasat takımlarından, hatta ve hatta küme düşmeye aday Osmanlıspor ve Konya ile oynuyorsun. Sonuç ne? 3 maçta 4 puan+rezalet bir futbol.

 

HAMZA HOCA DAĞILIYOR!

Hamza Hamzaoğlu’na hiç yere eleştiri getirenlerden değilim. Bilakis başarılı olacağına inanıyorum. Ya da başarılı olacağına inanıyordum mu desem daha doğru olur bilmiyorum. Hamza Hoca o kadar garip hatalar yapıyor, yaptığı hatalarda o kadar ısrarcı oluyor ki, kendisini ipe götürmeye çalışan belli güruhu haklı çıkarmak için çırpınıyor sanki. G.Saray’da ciddi problemler var. Birkaçına bakalım isterseniz…

1- Burak-Umut ikilisinin bir arada oynayamayacağını, hele de Umut’un bu takımın ilk 11 oyuncusu olamayacağını cümle alem gördü. Meğer göremeyen bir kişi varmış!!!

2- Burak’ı bu maçta nihayet sahada tuttu Hamzaoğlu. Ama Yasin neden tercih edilmez anlayamıyorum. Umut’un bizim göremediğimiz, Hamzaoğlu’nun gördüğü ne gibi artıları var? Ya da Yasin ne yaptı da kulübeye çakıldı?

3- Melo tıpkı Juventus’la bonservis probleminin yaşandığı ve sezon öncesi kamp çalışması geçirmediği pozisyonunda. Yetersiz, antrenmansız, güçsüz… Hadi futbol bilgisi belli bir yönetim var. Hamzaoğlu da garip bir ruh halinde. Peki, 3 yıl öncenin antrenmansız Melo’sunu hatırlayıp akıl veren birileri de mi yok bu kulüpte? Hem adamı zamanında getiremiyorsun, hem ödül verip sözleşme uzatıyorsun. Şunu söyleyeyim. Bu yıl Melo’dan çok bir şey beklenmesin. Eğer İnter halen talipliyse hiç düşünmeden satılsın.

 

KONYA YETERSİZ

Konyaspor kadro kalitesini bir türlü yükseltemiyor. Bu sezon da zayıf bir kadro kurulmuş. Meha iyi bir şutör. Attığı golün yanı sıra attığı muhteşem şutlarla da bu işte ne kadar yetenekli olduğunu gösterdi. Kaleci Kaya’yı ilk izlediğimde 3. Lig’de bile oynaması zor diyordum. Konya bu kalecide neden bu denli ısrar eder? Al iyi bir kaleci koy kalene. Oradaki sıkıntıyı da anlamak mümkün değil. Konya bu kadroyla ne kadar gider bilmem. Ama düşünün bu Konya bile G.Saray’ı hallaç pamuğu gibi attı. Defans zaten yol geçen hanı. Chedjou’nun sakatlığının Milli maç arasına denk gelmesiyse G.Saray için büyük şans.

 

 

enginkonca@gmail.com 

Devamını Oku

Shaktar nasıl geçilir?

F.Bahçe zor kura çekti. Kabul. Henüz uyum sorununu aşamamış F.Bahçe daha ilk maçta turu Saracoğlu’nda bırakabilirdi. 0-0 verilen net pozisyonlara göre çok iyi bir skor. Ukrayna’da atılabilecek bir gol turu getirir. Pereira üst düzey yıldızlara sahip. Yalnız karşıda Luce gibi bir taktik ustası varsa o parıltılı yıldızlar işlevsiz kalabiliyor. Peki, F.Bahçe adını bir üst tura yazdırabilir mi? Turu geçmek için neler yapılmalı?

 

ŞİFRE ORTA SAHADA

Shaktar’a karşı ofansif bir anlayışla oynarsanız faturayı ağır ödersiniz. Savunmada verilecek boşlukları değerlendirme üstadı Luce daha maçın başında işi bitirebilir. Onun için Pereira’nın savunmaya yaslanmadan; ancak kontrolü de rakibe bırakmayacak bir şablonda oynaması gerekiyor. Burada en kilit nokta orta saha. Kalabalık bir orta sahayla başlamalı sarı-lacivertli takım. Defans yapmadan oyunu orta sahaya sıkıştırmalı. Golü de bulduğunda her şey çok daha kolay olur. Doğru hamleler gol bulmak zorunda olan Shaktar’ı çaresiz bırakabilir.

 

NASIL BİR 11?

Burada sistem kadar sahaya çıkacak 11’de kimlerin yer alacağı da önemli. Peki, Portekizli çalıştırıcı nasıl bir 11 kurmalı? Elbette Volkan banko. Sağ bekte Gökhan’ın yokluğu büyük kayıp. Şener elbette Gökhan kadar verimli bir oyuncu değil. Ancak geçen sezonki performansını sergilerse bu eksikliğin etkisini minimize eder en azından. Tandemde Kjaer-Alves ikilisi olacaktır. Gün geçtikçe daha da uyumlu hale gelen bu ikili Ukrayna’da daha güven veren bir noktaya ulaşacaktır. Gelelim sol bek pozisyonuna. Normal sezonda hiç kuşkusuz iyi bir Caner’i tercih ederim. Ama bazı maçlarda belli noktalarda değişikliğe gitmek gerekir. Savunması ofanstaki becerisi kadar iyi olmayan Caner’i sol bekte düşünmemeli Pereira. Hele de savunması henüz oturmamış bu kadroda… Sol bekte savunma yönü güçlü bir isme ihtiyaç var. H.Ali veya Kadlec tercihi daha doğru olacaktır. Bu maçta Kjaer-Alves ikilisinin verebileceği açıkları kapayan, ters kademe yapabilen bir oyuncu tercih edilmeli. Kadlec sanki daha doğru bir tercih olur. Orta sahada M.Topal’ın yeri garanti. Topal’a eşlik edecek oyuncu sayısı kilit nokta. Diego sezona çok iyi bir giriş yaptı. Ama bu maçta 3’lü bir orta saha olmalı. Diego da bu maça kulübede başlamalı. Orta saha 3’lüsü de M.Topal-Meireles-De Souza (Alper) üçlüsünden oluşmalı. Bu 3’lü tur için olmazsa olmaz bence. Sağda Nani tamam. Ama sol kanat için ne Stoch, ne de Sow derim bu maç için. Bana göre H.Ali veya Kadlec’in önünde Caner olmalı. Eğer bu orta saha ile çıkılırsa oyun bu noktaya sıkışır. Ve Pereira son 35-40 dakikada yapabileceği hamlelerle oyunu çözer. Forvet hattındaysa RVP ile başlamak büyük hata olur. Her ne kadar istekli de olsa hazır değil. Elindeki forvetler de sıradan oyuncular değil. O halde bu riski almanın anlamı ne?  Fernandao da olabilir; ama benim forvet adayım Sow. Çünkü son haftalarda müthiş bir formu var. Faydası çok olur. 2. devre. Müthiş bir hamle zenginliği olan Pereira ekstra bir sakatlık v.s. olmazsa yapabileceği Diego, Fernandao ve RVP hamleleriyle skor olarak geride bile olunsa maçı çevirebilecek bir kulübe zenginliğine sahip.

 

BİR “SÜLEYMNAN HURMA” HİKAYESİ

Onur olayında konuşulan çok şey var. Belki de haksız olan Onur’dur. Bilmiyorum. Ancak Süleyman Hurma’nın artık eskisi kadar verimli olduğunu ve olacağını düşünmüyorum. Mesela bundan 5 yıl önce yaşanan bir olay Süleyman Hurma hakkındaki pozitif düşüncelerimi alt üst etmişti.

Olay şu: O dönemin yıldızlarından Mısırlı Mido ile ilgilendi Kayserispor. Gidildi, gelindi, konuşuldu. Transferdir. Olur veya olmaz. Her görüştüğün oyuncuyu alacaksın diye bir kaide yok! Süleyman Hurma Mido’yu kafasında bitirmiş. Yani bu transfer olmayacak. Ama bir ders vermek istiyor. Ve oyuncuyu Kayseri’ye kadar getirtiyor. Ardından Mido’ya şehri gezdirtiyor; sonrasındaysa “seni istemiyoruz” deyip Mido’yu gönderiyor. Şehri gezdirmesinin nedeniyse oyuncuya neler kaybettiğini göstermek! Hurma Mido’yu Kayseri’ye getirmeden bunları planlayıp tasarlıyor ve oyuncuya kendince bir ders vermek istiyor. Neden? Mido sormuş orada nerede kalacağım diye? Ne var bunda? İki günlük tatile giden biri bile sorar nerede kalacağını. Bunun için ders vermeye kalkılır mı? Adamı Kayseri’ye kadar getir, sonra postala. Almayacaksan. Seni istemiyoruz, gelme dersin olur biter.

Sağlıklı düşünen bir insanın yapacağı bir iş mi bu? Bu hikaye benim için çok önemli. Ben yönetici olsam böyle bir adamla asla çalışmam. Hakan Arıkan gönderilsin. Onur kadro dışı bırakılsın. Ve gel Avrupa arenasına tecrübesiz bir kaleciyle çık. Yenen gol için kimse karşı karşıyaydı, her kaleci yer falan demesin. O pozisyonu çok kaleci kurtarabilir. Adam geliyor; Ama kaleci yerinde çakılı bekliyor. Çık açıyı daralt. Yok! Yerinde çakılı beklersen kim olsa atar o golü. Hayır, genç bir kaleciyi suçlamıyorum. Burada en son suçlanacak kişi bile değil Uğurcan. Belki yıllar sonra çok büyük işlere imza atacak. Ama sen sportif direktör olarak bu maça bu kaleciyle çıkıyorsan ne oluyoruz diyeceksin. Sen demiyorsan yönetim sana diyecek. Onur yoksa güçlü bir yedeği olacak. Hem olayı çözemiyorsun. Hem kaleyi tecrübesiz bir isme bırakıyorsun. Yarın tur kaybedildiğinde kim verecek bunun hesabını? Oynanan rezil futbolu yorumlamıyorum bile… Efendim eksikler varmış denmesin. Sanki karşıda ManU, Barça, Milan var da eksiklerden bahsedelim.

Devamını Oku

Nasıl başardı?

Yurt dışına açılmaya cesaret edebildiğin için…

Yapamaz! Başaramaz!  Ha ha Arda??? Ha ha İspanya??? türü laf sokuşturmalarına asla prim vermediğin için…

Yapamadı, beceremedi gibilerden olası sataşmaları aklının ucundan bile geçirmeyip denediğin için…

Türkiye’nin o boğucu medya atmosferinden geç de olsa kaçabildiğin için…

Kontenjan abukluğuna mahkum takımların bol sıfırlı tekliflerini elinin tersiyle itebildiğin için…

La liga’da Süppper Lig’den az kazanmayı asla bir eksiklik olarak görmediğin için…

La liga’nın yorucu temposunu Süppper Lig’in uyutan atmosferine tercih edebildiğin için…

Küçük başarıları yeterli görmeyip daha fazlasını istediğin için…

G.Saray performansının değil Barça, orta sınıf La liga takımlarına bile yetmeyeceğinin farkına varıp kendini geliştirdiğin için…

Başardın Arda…

La liga’da kabul ettirdin kendini. Başaramasın da dönsün diye elini ovuşturan nicelerinin heveslerini kursaklarında bıraktın. Ve işte tüm bunları yapabildiğin için değerini 3’e katladın.

Neymar’ların, Messi’lerin olduğu takımda oynamak kolay değil elbet. Ama kabul edelim ki, Barça’nın radarına girebilmek bile az iş değil.

 

BİRKAÇ ADIMDA ŞOTA

Süleyman Hurma’nın Kayseri macerasından bazı dersler çıkardığını sanıyordum. Yanılmışım. Tak diye Şota dedi. Peki, Şota ne mi yapar?

Geldi, başladı.

- İlk haftalar oynattığı futbol beğeni toplar.

- Birkaç hafta sonra “wow bu takım ligin tozunu atar!” dedirtir.

- Devrenin sonu, ya da 2. devrenin başında düşüş başlar.

- Güç bela ligi bitirir. (ya da o bile olmaz)

- Gelecek yıl kalırsa tam takır hapı yutar Trabzon.

Bekleyip görelim isterseniz… Adım adım…

enginkonca@gmail.com

Devamını Oku

Bilic & Güneş korelasyonu

Bilic gitmek istedi. Yönetimse kalmasını istemedi. Doğru muydu? Elbette değildi. Emirates’te, Anfield Road’da Beşiktaş’a bu futbolu kaç teknik adam oynatabilir ki? Hele de bu kadroyla? Avrupa’da daha iyisini yapabilir miydi? Yapabilirdi; ama Avrupa karnesine de kırık not vermek adilane olmaz. Ligde 3. olması başarı mı diye soruluyor. Sıralamaya bakılırsa değil. Bu kadar kötü bir F.Bahçe ve sezona çalkantılarla giren bir G.Saray varken daha iyi bir netice alınabilirdi. Ancak Beşiktaş’ın son raunda kadar bu işi iyi götürdüğünü, ne olduysa ligin son haftalarında olduğunu da not düşmek gerek. Bu halin nedeniyse takımın lige erken giriş yapması kanımca. Lige erken giriş yapmanın yan etkileriyle Karabük küme düştü mesela. Beşiktaş son düzlükte sendelemese şampiyonluğa uzanabilirdi rahatlıkla. Hadi en kötü 2.’lik biletini elini kolunu sallayarak almaz mıydı?

Elindeki kadro da aman aman değil hani. Sadece Muslera’yı Beşiktaş’a, Beşiktaş kalecilerinden seç beğen al, herhangi birini G.Saray kalesine koy. Sonuç çok daha farklı olmaz mıydı? Sezonu kalecisiz tamamladı Bilic. Ve elbette statsız bir sezon. Necip’le, Serdar Kurtuluş’la, ağır sakatlıklar yaşayıp futbolları geriye giden Ersan-Mustafa Pektemek’lerle bir şeyler yapmaya çalıştı Hırvat teknik adam.

İyi izler bırakarak gitti Bilic. Başarısız oldu diyenler ya futbolun gerçeklerinden bi haber, ya da art niyetliler.

 

GÜNEŞ RUHU

Bilic ile devam etmemek hata; ama Bilic’i gönderiyorsan alabileceğin en uygun teknik adam da Şenol Güneş hiç kuşkusuz. 2 farklı Şenol Güneş var benim için:

1- Güney Kore’den öncesi…

2- Güney Kore’den sonrası…

Önceki Güneş ile sonraki Güneş arasında uçurum var. Uzakdoğu tecrübesinden sonra daha bir olgunlaştı, daha bir farklılaştı Güneş. Özgüveni de yerinde artık. Trabzonspor’a son gelişinde bitmiş denen bir Burak Yılmaz’a çağ atlattı. Selçuk’u olgunlaştırdı. O dönem orta sınıf bir stoper olan Egemen’den ideal bir stoper çıkardı. Yine Güneş’in önemli bir marifeti de kaleci sorununu çözmesi olmuştu. Hatırlayın Trabzon’a geldiğinde yetersiz Tony Sylva vardı kalede. Herkes Trabzon’a kaleci lazım derken Şenol Hoca “asla kaleci istemiyorum!” dedi. Onur ve Tolga’ya şans verdi, güvendi ve geliştirdi bu isimleri. Güneş öncesi bu takıma acilen kaleci lazım yorumları yapılırken, Güneş sonrası kalede en rahat takım Trabzonspor yorumları ön plana çıktı. Bursa’da da gelir gelmez İnter tecrübeli Frey’i kesti. Ve benim asla büyük bir kaleci olduğuna inanmadığım Harun’a şans verdi. O da Tolga ve Onur gibi Milli Takım’a yükseldi. Şimdiyse benzer bir sorun Beşiktaş’ta var. Trabzon’da, Bursa’da bu sorunu rahatça çözen Güneş kalecilik tecrübesini siyah-beyazlılara da taşıyacaktır. Gelecek sezon Milli Takım’a yükselen bir Cenk olacağına, Tolga’nın farklılaşacağına, Günay’ın bile daha iyi olacağına inanıyorum ben.

 

TRANSFER ŞART!

Bitmiş Burak Yılmaz’ı Trabzonspor’da, tükenmiş Volkan Şen’i Bursaspor’da yıldızlaştıran Şenol Güneş’in Beşiktaş’ta G.Töre-Olcay’a nasıl bir çıkış yaptıracağını varın siz düşünün. Ancak Beşiktaş’ın transferde karavana atmaması şart! Paraya kıyılacak. Necip-Mustafa Pektemek gibilere umut bağlanmayacak. Kanatlar alternatifli hale getirilecek. Demba Ba’ya ayak uyduracak bir yıldız alınacak. Devamlılığı olmayan Sosa’ya bel bağlamadan önce düşünülecek. Doğru adımlar atıldığında Şenol Güneş’in çok şey başaracağına inanıyorum.

Bilic gitti; ama yerine gelebilecek en uygun isim geldi. Bekleyelim… Görelim…

enginkonca@gmail.com

Devamını Oku

Dört 4’lük şampiyon!

Sezon bitti. Büyük umutlarla gelen Prandelli’ye veda edildi. Hamzaoğlu gelip bu takımı şampiyon yaptı. Ben Prandelli’nin halen 5 para etmez bir teknik adam olduğu fikrinde değilim. Evet, geldi, başarısız oldu. Hem de başarısızlığın dibini gördü. Evet, G.Saray için 4’erli mağlubiyetler sıradanlaştı O varken… Birçok sorun oldu. Takım bütünlüğü, elle tutulur bir oyun sistemi bile yoktu. Ancak benim için kötüler sınıfında değil bu İtalyan. Belki birkaç yıl sonra üst düzey bir başarıya imza atarken göreceğiz O’nu. Belki devler liginde bir yarı final oynarken, belki kupa finalisti olarak, belki de o kupayı kaldırırken göreceğiz kim bilir? Ama bu topraklarda yapamadı, başaramadı bir şekilde. Kalsa bu takım şampiyon olur muydu? Çok zor. Peki, bu şampiyonluk nasıl geldi ona bakalım…

 

ALBAYRAK & DÜRÜST A.Ş.

Yanlışları elbette olabilir. Eleştirilecek yanları da var mutlaka. Ama G.Saray’da bu ikili varsa başarı bir şekilde geliyor. Öyle veya böyle geliyor. Bu ekip işin sırrını çözmüş yani. Ünal Aysal, bu ikili+Terim varken başarılıydı. Ancak; Aysal işin sırrının kendinde olduğuna öyle inanmış, öylesi bir başarı sarhoşluğuna kendini kaptırmıştı ki, ben varsam başarı da olur havasındaydı. Bu masala o kadar inanmıştı ki, gözü hiçbir şey görmüyordu. Terim-Albayrak-Dürüst olmadan da ben bu işi elimi kolumu sallayarak yaparım diyordu. Ne de olsa Drogba-Sneijder ikilisine imzayı attırarak rüştünü ispatladığını düşünüyordu. Ve önce Albayrak-Dürüst ikilisini uzaklaştırdı kulüpten, ardından Terim’e darbeyi vurarak kendi ipini çekti bir manada. Bu ekip dağılınca da düşüş başladı. Ne bel bağladıkları, büyük teknik adam muamelesi çektikleri Mancini kurtarabildi Aysal’ı, ne de Prandelli. Aysal başarısızlığa, dağ gibi borca dayanamayıp kaçınca işler düzelmeye başladı. Yarsuvat ideal bir başkan mı? Asla değil! Ama; önemli bir artısı var. Albayrak-Dürüst ikilisini bu takıma geri getirdi. Onlar da gelince bir şeyler düzelmeye başladı. Özbek ne yapıp edip bu ikiliyi takımda tutmalı.

 

HAMZAOĞLU SIRADAN BİR ADAM DEĞİL!

Terim’e hiç de hak etmediği bir muamele yaptı Aysal. Gidince de geri dönmesi mümkün olmadı Terim’in. Ama Terim ekibinden birini bu takımın başına geçirmek en akıllıca işti. Hamzaoğlu kısıtlı bütçelerle Akhisar’da önemli işlere imza atmıştı. Bir şansı hak ediyordu en azından. Ama Hamzaoğlu gibilere bu şans her şey yolundayken verilmezdi. İyi bir takım ancak Schuster’lere, Mancini’lere, Rijkaard’lara emanet edilirdi bu ülkede. Hamzaoğlu gibilerse ancak bir şeyler kötü gittiğinde parasız pulsuz dönemlerde akla gelirdi. Hamzaoğlu da bunu biliyordu. Geldiğinde bir enkaz devraldı adeta. Kondisyon sıkıntısı had safhada, takım içi sıkıntılar tavan yapmış, moral denen olgudan eser yok, başarısızlık zaten en dip noktada, maddi sıkıntı desen o da azımsanmayacak ölçüde… Hamzaoğlu ağlamak sızlamak yerine işe koyuldu. Önce o boğuk havayı değiştirdi. Sonra bu kadroyu elinden geldiğince iyi kullanmaya çalıştı. Kimseyi dışlayıp ötekileştirmeden yaptı bunu. Trabzonspor’da bile tutunamayan Yasin’den bir star çıkardı mesela. Hakan Balta-Sabri gibilerin tecrübesinden sonuna kadar yararlandı. Sneijder’in etinden, sütünden, yününden yararlandı deyim yerindeyse… Son virajda “sabır” kelimesini ezberletti takıma. 1-0’larla da olsa topladı 3 puanları. Hata yapmadı mı hiç? Tabii ki yaptı. Ama doğruları bulmasını da bildi. Asla yanlışta ısrar etmedi. Perde arkasında Terim etkisi de oldu mutlaka. Belki Terim’in nefesini ensesinde hissetti; ama bu başarıda Hamzaoğlu etkisini asla pas geçemeyiz. Cesar’ın hakkı Cesar’a yani. 4’er 4’er gerileyerek mavra konusu olan bu takımı şampiyon yapmak az iş mi?

 

SNEİJDER-MUSLERA-YASİN

Tamam çok ismin emeği var. Birkaç kişiyle gelmedi bu başarı. Ancak takımdan 3 futbolcu öne çıksa bunlar Sneijder-Muslera-Yasin olurdu kanımca. Sneijder zekasını, futbol becerisini, iş bitiriciliğini konuşturdu. Uruguay’lı eldiven güven verdi kalesinde, en kritik maçlarda takımın gardının düştüğü noktalarda devreye girdi. Yasin’den hiçbir şey olmaz diyenlerdendim ne yalan söyleyeyim. Ama O beni ve benim gibileri yanılttı. İyi ki de yanıltmış. Hem G.Saray’ın önemli bir eksiğini giderdi, hem de Türk futbolunda az olan yıldız oyuncu ihtiyacına cevap verebileceğini gösterdi. Biraz daha gelişme gösterir, enerjisini 90 dakikaya yaymayı başarırsa Devler Ligi arenasında da adından sıkça söz ettirebilir.

 

YILDIRIM & KARTAL

Hiç şüphesiz bu şampiyonlukta onların da payı azımsanmayacak ölçüde. G.Saray ha bire 4’lük olup umutlarını kaybetmek üzereyken, tutmayan Prandelli aşısının yan etkileriyle boğuşurken, Beşiktaş kısıtlı kadrosuyla 3 arenada mücadele ederken aradan çok rahat sıyrılabilirdi sarı-lacivertliler. Elde oturmuş bir kadro, maddi anlamda en azından hissedilen bir sıkıntı yok, arkanda muhteşem bir taraftar. Ancak sen, ben istemiyorum siz buyurun diyorsun. Olacak ş değil gerçekten… Aziz Yıldırım’ın bu şampiyonluğa Duygun Yarsuvat’tan daha fazla katkısı olduğu kesin. İsmail Kartal da Hamzaoğlu kadar çalıştı.

Hangi G.Saraylı bu ikilinin gitmesini ister ki?

enginkonca@gmail.com

Devamını Oku

Bu kez sıçrayamadı

F.Bahçe son haftalarda hiç de iyi oynamıyor. Gerçi sezon başından bu yana inişli çıkışlı bir grafiği var; ancak son haftalarda iyice dibe vuran bir performans var. Es-Es karşısında neredeyse pozisyonsuz tamamladılar maçı, hedefsiz Balıkesir önünde güç kurtardılar maçı, Sivas karşısında da rakip gol yolları ve final paslarında biraz becerikli olsa, ya da son bölümde oyundan düşmese maçı çevirebilir miydi Kartal’ın öğrencileri? Bu maçta da sönük bir F.Bahçe izledik. Aslında rakip kağıt üzerinde rahat geçilebilecek türdendi. Golü de erken bulunca rahat bir galibiyet olabileceği sinyalini verdi sarı-lacivertliler. Ancak oyunun ilerleyen bölümü hiç de öyle olmadı. Ligde kalması neredeyse imkansız olan Erciyes karşısında bile inanılmaz güç durumlara düştüler. Rakibin direkten dönen topları, değerlendiremediği pozisyonlar var. Volkan’ın formsuz olduğunu futbolla az buçuk ilgisi olan insanlar bile görüyor; ama takımın teknik direktörü görmüyor. Yani Mert sadece ceza ve sakatlık durumlarında mı geçecek kaleye? 2. devre direkten dönen toptaki pozisyonu Volkan’ın durumunu alenen ortaya koyuyor. Kuyt deseniz çoktaaan koparmış takımla olan bağını. Sahada var mı yok mu belli değil.

 

KARTAL ALT LİG HOCASI

İsmail Kartal’ın bu takımı yönetemediğini, F.Bahçe’nin kendisine 2-3 gömlek fazla geldiğini görmeyen yok sanırım. Ama Aziz Yıldırım ısrarla ve inatla arkasında. Hoş bu saatten sonra o ısrar ve inat da olmayacak sanırım. Ama bu saatten sonra Kartal gitse ne olur kalsa ne olur? Aziz Yıldırım yine 1-2 hamle yapıp koltuğu bırakmayacaktır.

Kaleci Gökhan’ın performansı da tek kelimeyle muhteşemdi.

Hakem Mete Kalkavan’ı vasat buldum. Yalnız son bölümde Diego’nun pozisyonu için verdiği karar doğruydu. Pozisyonun penaltıyla uzaktan yakından alakası yok. Bu saatten sonra G.Saray şampiyonluğu kolay kolay bırakmaz. Ancak F.Bahçe’nin ilerleyen haftalarda da sürpriz kayıplar yaşayacağını öngörmek zor deği

enginkonca@gmail.com l

Devamını Oku

Bir aptalın işi mi bu?

Bir an için gözlerinizi kapayıp düşünün. Zor; ama bir an için… Caner’in, Gökhan’ın Alper’in cansız bedenlerinin denizden çıkarıldığını… Sow’un Kadlec’in, Alves’in yine cansız bedenlerinin ülkelerine gözyaşları arasında gönderildiğini… Türkiye’nin yurt dışında ne şekilde anlatıldığını, yabancı basının neler neler yazdığını, bu ülkede turizmi sekteye uğratmak için nasıl bir propaganda yapıldığını, Türkiye ve terör sözcüklerinin yan yana geldiği onlarca makalenin döşendiğini… Biliyorum zor bunu düşünmek. Yazmak mı? İnanın o daha da zor. Ama gerçekleşebilirdi tüm bunlar. Çok şükür olmadı böyle bir şey. Ne denli büyük bir olayı geride bıraktığımızı uzun uzadıya düşününce daha iyi anlıyor insan.

Tamam, Türkiye’de raydan çıkmış bir fanatizm var. Daha önce bin tane farklı farklı olay cereyan etti. Taraftarlar birbirine girdi, sahaya atılmadık şey kalmadı. Bıçaklar, satırlar havada uçuştu. Gazeteciler vuruldu. Ama böyle bir katliam? Hayır, hayır! Bu kadar canileşemez bir taraftar. Ne Trabzon’lu bir taraftar F.Bahçe için düşünür bunu, ne bir F.Bahçeli G.Saray’lı futbolcuların toplu katliamını aklından geçirir. Ne de bir Bursaspor’lu Beşiktaş için yapar bunu. Bugün G.Saray için aynı durumu tasavvur edin. Sneijder, Muslera, Burak için benzer senaryoyu düşünün. Hangi F.Bahçe’li ister bunu? Ya da denize uçurulacak bir otobüste bulunanların Demba Ba, Olcay, G.Töre olduğunu. Bunu düşünebilecek, aklından geçirecek bir taraftar olur mu? Ben bu olayın bir aptalın işi olduğuna asla inanmıyorum. Olay profesyonel bir beynin tasarladığı bir durum. Korkunç senaryo gerçekleşse Türkiye’de nasıl bir hayat olurdu? Futbolu geçtim, insanlık ne duruma gelirdi? Canileşen beyinler, insanlıktan nasibini almamış yaratıklar oturdukları koltuklarından bu hazin tabloyu nasıl keyifle izlerdi bir düşünün. Ama ALLAH bu ülkeyi çok büyük bir beladan kurtardı. Ve hain eller emellerini gerçekleştiremedi.

 

GERÇEK FAİLLER BULUNUR MU?

Bu olayda tetiği çeken cani değil; arkasındaki hainler önemli. O ellere ulaşmak asıl mesele. Lakin bu olaydan da bir ders çıkarmak gerek. F.Bahçe ile Trabzon arasındaki rekabet yıllarca devam etsin. Hatta daha da sıkı bir rekabet olsun; ama düşmanlık bitsin. Bu noktada da iş kime düşüyor? Elbette yöneticilere. Artık taşın altına ellerini koyma zamanı geldi de geçiyor bile… Elbette sıkı fıkı olmalarını beklemiyoruz. Yalnız düşmanca bir tutuma da son nokta konmalı.

F.Bahçe’nin gerçek failler bulununcaya kadar maçlara çıkmama düşüncesi de realitede mümkün değil! Failler bulunsun elbet. En ağır şekilde de cezalandırılsınlar. Lakin tak diye çözülür mü bu olay? Kolay değil. Bu olayın çözülmesinin uzun yıllar aldığını düşünün. O zamana kadar maçlara çıkılmayacak mı? Yani maçlara çıkmama kararı uygulanamaz bir karar.

enginkonca@gmail.com

Devamını Oku

İhanet diyenler neredesiniz?

Uzatmaya hiç niyetim yok. Eveleyip gevelemeden söyleyelim o zaman…

Ey! Bu yabancı sınırını kaldırmak Türk futboluna ihanettir diyenler

Ey! Bu sınırlamada bir esneme olduğunda ortalığı yangın yerine çevirenler…

Ey! Felaket tellallığı yaparak korku salmaya çalışanlar…

Ey! Öldük, bittik, mahvolduk naraları atanlar…

Tolga’yı izlerken…

Ya da Cenk Gönen’i…

Normal şartlarda PTT 1. Lig’de bile oynayamayacak Necip’i izlerken…

Serdar Kurtuluş’u…

Süper Lig’i, PTT 1. Lig’i geçtim. 2. Lig’de oynayıp oynayamayacağı meçhul Mustafa Pektemek’i izlerken…

Halen bu kural ihanet. Yandık, bittik edebiyatı yapıyor musunuz?

 

 

 

 

                                   ŞOTA’DA BOŞUNA ISRAR EDİLDİ

Bir teknik adamda az yanılgı yaşayan biri olarak en büyük yanılgılarımdan birisinin Şota olduğunu söylemeliyim. Van Gaal’in yanında iyi bir tecrübe kazanmış, birçok elit futbolcunun piyasaya sürüldüğü Hollanda’da uzun yıllar kalmıştı. Kayseri macerasına başladığında iyi işler yaptı ilk günlerde. Ama sezon sonuna doğru bocaladı. Olurdu böyle şeyler. Birkaç olumsuz sonuç başarısız yapmazdı bir teknik adamı. Tam böyle düşünürken 2. sezonunda da düşük bir grafik çizdi sempatik Gürcistanlı. 3. yılındaysa tam bir hayal kırıklığıydı. Kendisine çok güvenen Süleyman Hurma bile çok duramadı arkasında.

Şota’nın Kasımpaşa macerası da benzer başladı. Lige göz kamaştıran bir giriş… Damakta tak bırakan bir futbol… Peki ya sonra?

Evet, sonra Kayseri’deki durumun tam bir kopyası. Geçen sezonun sonlarına doğru bocaladılar. Bu sezonsa iki ileri bir geri modunda… Ne izlerken keyif aldığımız bir futbol vardı, ne de performansları zirve yapan futbolcular…

Sanırım Şota için yapılacak son tahlil şu: Sempatik, işine odaklı… İyi bir teknik adam olması içinse daha çoook çalışması gerek…

Kasımpaşa boşa kürek çekti bunca zaman. Bu imkanlarla çok daha fazlası yapılabilir…

 

 

enginkonca@gmail.com

Devamını Oku