Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
  • Doğum tarihi 01 January
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Orucun Bozan Şeyler

İslamiyet; uyulması kolay olan bir dindir. Kişinin gücünden fazla sorumluluk vermediği gibi fiyatı da ucuz değildir.
Ibadet dediğimiz görev ve sorumluluklar Allahın emir ve yasakları deyip hikmetlerinden sual etmeden uyarsak nefsimize zor gelmeyecek ve bize biraz daha basit gelecektir.
Namaz, oruç, hac... ve benzeri ibadetleri Allah yerine getir dediği için yerine getirmek, faiz, zina, yalan, içki... gibi yasakları da O yasakladığı için terk etmek en doğru olanıdır. Yanı Allah ne demişse o.
Oruç ta hikmet ve faydalarından çok Allahın emri olduğu için tutarız. Nasıl tutmanız gerktiğini Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem vesilesiyle bize bildirmiştir.
Oruçlunun dikkat etmesi gereken bir konu da orucu bozacak davranışlardan uzak durmasıdır.
Orucu bozan şeylerden bazıları:
   1) Burun, ağız, kulak, ön ve arka gibi bir menfezden veya mideye, boğaza, beyne ve mesaneye açılan yara yoluyla bilerek, her hangi bir maddenin içeriye sokulması. Rüzgâr ve koku gibi madde olmayan veya sinek ve sivrisinek ve toz gibi kendisinden korunması mümkün olmayan şeyler, ağza girseler, orucu bozmadıkları gibi, mideye, boğaza, beyne ve mesaneye açılan yaradan başka, her hangi bir yaraya konulan ilaç ve mesamattan giren su da orucu bozmaz.
   "Ha" harfinin mahrecini tecavüz edip dişin hududuna giren balgamı yutmak orucu bozar. Fakat onu atmağa fırsat bulamayıp da tekrar yutarsa zarar vermez.
Oruçlu olduğunu unutularak bir şeyi yemekle, içmekle veya cinsel ilişki ile oruç bozulmaz. Bu hususta farz ile vacip ve nafile oruçlar arasında fark yoktur.
Uyku halinde bir şey yemek veya içmek orucu bozar. Bu yanılma mesabesinde değildir.
Karsi cinslerin yalnız tutmakla, öpmekle, oynamakla oruç bozulmayacağı gibi sadece bakmak ve düşünmek neticesi olarak meni akmakla da bozulmaz.
     Bir erkek hanımını veya bir kadın kocasını öpüp de, erkekten meni veya kadından bir yaşlık belirse, orucu bozulmuş, kendisine kaza lazım gelmiş olur. Kadın, bu öpme neticesinde bir yaşlık değil, bir lezzet duyacak olsa, orucu İmam Ebu Yusufa göre bozulur, İmam Muhammed'e göre bozulmaz. Okşamak, el tutuşmak, boyna sarılmak da öpme hükmündedir. (Büyük İslam İlmihali)
   Yemek pişiren kimse, tuzun durumunu öğrenmek için yutmadan yemeğin tadına bakarsa orucu bozulmaz.
   2) Boğazına bir şey geri dönmese dahi kasten kusmak. Fakat isteği haricinde kusarsa veya oruçlu olduğunu unutup kusmak için çalışırsa orucu bozulmaz.
   Bir kimsenin, arzusu dışında, boğazına zararlı bir şey girerse onu çıkarabilirse çıkarsın, ama sonra bir gün kaza etmesi gerekir. Çıkaramazsa bir şey lâzım gelmez.
   3) Bilerek cinsi mukarenette bulunmak. Ramazanı hatırladığı halde, tenasül aletinin sünnet yeri, bir insanın veya hayvanın ön veya arka tarafına duhul ederse, orucu bozulduğu gibi kendisine kefaret de lazım gelir.
   4) Bütün gün baygın veya sarhoş olmak veya bir lahzacık dahi olsa, delirmek sûretiyle şuurunu kayb etmesi. Fakat fecirden akşama kadar da olsa, uyumak veya günün bir kısmını baygın veya sarhoş olarak geçirmek orucu bozmaz.
   5) Günün her hangi bir kısmında, hayız veya nifas görmek.
   6) Kan olmasa da, doğum yapmak veya çocuk düşürmek.
   7) Küfrü gerektiren bir fiil veya bir kelime ile İslâm dininden riddet etmek. (Dinden çıkmak)
Şafii İlmihali
Selam ve dua ile.

Devamını Oku

Orucun Farzları

Yerine getirdiğimiz ibadetin nasıl yerine getirmemiz gerektiği konusunda bilgi sahibi olmamız lazım.
Başka bir tabirle "ma vecebe aleyh" dediğimiz kişinin yapmakla mükellef olduğunu ve nasil yapması gerektiği konusunda bilgi sahibi olması gerekir.
Yapmamız farz olan ibadetlerden biri de Ramazan orucu olduğunu değinmiştim.
Oruç: Tutmaya ehil kimselerin niyet ederek fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar, orucu bozan şeylerden korunması ile tutulur.
Hanefi mezhebine göre orucun farzları:
1-Niyet etmek
Kişinin yapacağı ibadeti kalp ile tesdik etmesidir.
Herhangi bir oruca kalb ile niyet kâfidir.
Oruç için sahura kalkılması da bir niyet demektir. Fakat niyetin dil ile de yapılması menduptur.
Eda edilen Ramazan-ı şerif, zamanı tayin edilmiş adak, herhangi bir nafile oruç için niyetin vakti güneşin batışından, yani gecenin başlangıcından istiva-kaba kuşluk zamanına kadar devam eder.
Bütün kaza, keffaret ve zamanı tayin edilmemiş adak oruçları için niyetin geceleyin veya ikinci fecr (şafak)ın tam ilk kısmında -başlangıcında- yapılması şarttır. Ve bunları niyette tayin etmek de lazımdır.
Ramazan-ı şerif'in her günü için ayrıca bir niyet lâzımdır. Çünkü araya geceler girmektedir ve her günün orucu başlıca bir ibadet bulunmaktadır.
2- Hayız ne nifas olmamak.
Bu durumda olanlar kadınlar temizlendiklerinde yıl içinde uygun bir zamanda yedikleri gün kadar oruçlarini kaza etmeleri gerekir.
3-Orucu bozan hallerden uzak durmak.
Yeme, içme, cinsi ilişki, hayız ve nifaz gibi.
Şafii mezhebi:
1- Müslüman olmak
Müslüman olmayanlara oruç farz değildir.
2-Akıllı olmak.
Delilere de oruç farz değildir.
3-Hayız ve nifasli olmamak
4- Niyet etmek.
   Niyetin şartları:
   a - Kalb ile olması. Sadece dil ile getirilir ve kalb ondan gafil olursa sahih değildir. Hem kalb, hem dille getirilirse daha iyidir.
   b - Tayindir. Yani Ramazan, veya nezir gibi.
   c - Gece vakti getirmek. Şayet gece vaktinde getirmezse Hanefi mezhebini takliden zevaldan evvel getirsin, bilahare bir gün kaza etsin.
   d - Niyetin kesin olması. Binaenaleyh bir kimse Şabanın otuzuncu gecesinde: Yarın Ramazan ise farz orucumu niyet ettim, dese bu niyet muteber değildir.
Bu şartlara uygun davrananlar fikhen oruç tutmuş olurlar.
Fikhen orucu bazmasada bazı davranış ve sözler orucun sevabını azaltabilir.
Yalan söylemek Allahın çirkin gördüğü ve müslümanın yapmaması gereken bir davranmışken oruçlu için bir başkadır.
Peygamber sallahu aleyhi ve sellem: 
“Her kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa, o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına Allah’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Savm, 8)
Gıybet dedikodu ve kötü söz söylemekte oruçluya yakışmaz.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.
Oruç ile bedenimizi terbiye ederken ruhumuzu, hissimizi ve duygularımızı da oruç ile güzelleştirmeliyiz.
Bediuzzaman:
"Nefis Rabbisini tanımak istemiyor, firavunane kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azablar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir. Abd olduğunu bildirir.
   Hadîsin rivayetlerinde vardır ki: Cenab-ı Hak nefse demiş ki: "Ben neyim, sen nesin?" Nefis demiş: "Ben benim, sen sensin!" Azab vermiş, Cehennem'e atmış, yine sormuş. Yine demiş: "ENE ENE, ENTE ENTE." Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: "MEN ENE VEMA ENTE?" Nefis demiş:
ﺍَﻧْﺖَ ﺭَﺑِّﻰ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢُ ٭ ﻭَﺍَﻧَﺎ ﻋَﺒْﺪُﻙَ ﺍﻟْﻌَﺎﺟِﺰُ

Yani: "Sen benim Rabb-i Rahîm'imsin, ben senin âciz bir abdinim." (Mektubat)
Selam ve dua ile.

Devamını Oku

Vaiz Ve Vaizeler

Dinin/dinsizliğin siyasete alet edilmesi çirkin bir davranıştır ve engel olunmasi gerekir.
Dini veya dindizlegi siyasete alet edenler biri diğerine saha açmakta, imkanlar sunmakta ve karşı gibi görünselerde bir birbirini yardimci olmaktadırlar.
Bu kısır döngünün kırılması bir ihtiyaçtır.
Ülemizdeki diyanetin varligi, güçlü ve özerk olması bu kısır döngünün giderilmesi için önemli bir görev verilmiştir. 
Yasal olarak da siyasete bulaşmamalari, toplumun her kesimine eşit mesafede ve islami doğru anlatma görevi varılmıştır. 
Bazı mensuplarının siyasete bulaşmaları, vaaz ve hutbelerde siyaset yapıp tarafgir olmaları bu gerçeği değiştirmemektedir. 
Müslümanlar var oldukça, vecibelerin yerine getirilmesi, dinini doğru öğrenmesi ve ibadetlerin düzgün yapması için diyanet işleri başkanlığına ihtiyacın olacağıdır. 
DIB eleştirme, tartışma yerine, güçlü hale getirme ve siyasetin etkisinden nasıl kurtulacağını tartışmak daha doğru olacağıdır.
Müftü, vaiz, imam ve din hizmeti sunan personele ilmi yönde yeterli eğitimi vermek, arapça olmak üzere en az bir dil bilecek seviyeye getirmeye çalışmaktır.
Bunlar yapılmış mıdır?
Maalesef eksik bırakılmış.
DIB Toplumun tüm kesimini kucaklayıp manevi ve ahlakı yönde ileri bir seviyeye getirmişlermidir?
Diyanetin; yasal olarak din konusunda tek merci olmaları, persolenini bütçeden maaş almaları, tv ve radyoya sahip olmalarına rağmen başarılı oldukları tartışma konusudur. 
Toplumda artan manevi boşluk, camilerdeki cemaat eksikliği, ahlakı çöküntü, Deizim, hadis inkarı, faiz, kumar, zina, içki gibi kötülüklerle mücadele konusunda diyanetin etkili olmadığıdır. 
Dini bir çok konuda farklı kesimlerin farklı görüşleri, hurefa ve yanlış bilgilere karşı diyanetin etkili olduğu kuşkusu vardır. 
Her kesim ve kişilerin saygı gösterdiği Din hizmetleri personeli herkes ve her kesime aynı mesafede olmaları gerektiğidir. 
Müftülerimiz, yardımcıları, ımam-hatip ve müezzinlerimizin istisnalar olsada mesaiye bağlı kalmaksızın görevlerini fazlasıyla yaptıkları bir gerçektir. 
Ancak vaiz ve Vaizeler için aynı şeyi söylemek doğru değildir. 
Kahvehanelerde, taziye yerlerinde, düğünlerde, dernekler... kısaca günde en az üç yerde vaaz ve nasihat yapıyorlarsa baş tacıdırlar derim. 
Azalan cami cemaatini nasıl artırırım, gençlere nasıl ulaşır milli ve manevi değerleri onlara öğretir, ahlaklı bir neslin yetişmesinde nasıl katkım olur? Kisaca "iyiliği emir kötülükle mücadele konusunda elinden gelen gayreti gösterenlerden de Allah razı olsun derim. 
Hiç çaba harcamıyorsa haftada bir cuma günü camide vaiz veriyorsa ve camide toplanan cemaata "kahvede oturup namaz kılmayanlar..." diye başlayıp namaza gelmeyenleri cemaata şikayet ediyorsa görevini hakkıyla yaptığını söyleyemeyiz. 
Birde vaiz kürsüsünde veya minberde bazi hatip ve vaizlerin siyaset yapmaları ise yanlış yaptıklarıdır. 
Camide, vaaz veya sohbetlerde vaiz veya vaizelerin siyaset yapmalari faydadan çok diyanete ve dine zarar verdikleridir.  
Dogru olan ya siyasi bir partide yer almaları veya siyaset yapmamalaridir. 
Diyarbakır ulu camide sabah namazlarında  ilmi seviyesi yuksek sohbetlerin yapilmasi, tefsir ve hadis dersleri verilmesi takdire şayandir. 
Benimde vakıf olduğum bir sabah sohbetinde pür dikkat il müftümüzü dinlemiş, takdir etmis ve ona dua etmiştim. 
Yine ulu camide cuma namaz öncesi ilçe müftümüzü dinlemiş, istifade etmiş ve sevinmiştim. 
Ancak sıra hutbeye geldi hatip hutbenin orta yerinde siyaset yapması da beni üzmüştü. 
Camide, vaaz kürsüsünde, minberde ve mihrapta siyaset yapmak gerçekten doğru değildir. 
Vaiz ve vaize DIB teşkilatı içinde olması gereken bir kadri ve görevdir. 
Bu görevde olanlarda; dini doğru öğretme, irşad faaliyetleri yapma ve insanlara dini sevdirme gayreti ve çabası içinde olmalıdırlar. 
Kimseyi dışlamadan, siyasette taraf ve karşı taraf olmadan, gönül kırmadan her kese ve kesime ulaşmaları gerekir.
Selam ve dua ile.

Devamını Oku

Beraat Kandili

Beş parmağınız bir olmadığı gibi günler ve aylarda bir değildir.
Insanlara tövbe etme, günahlardan kurtulma ve çokça ibadet için Allah bazı gün ve aylarda fırsatlar sunmuştur.
Recep, Şaban ve Ramazan ayları, bu aylardaki bazı gün ve geceler özeldir.
Usabe B. Zeyd sormuş:
-Ya Resulullah! Hiç bir ayda Şaban ayında tuttuğunuz oruç kadar (nafile) bir oruç tutmuyorsunuz, neden?
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
-Bu ay, Recep ile Ramazan arasındaki Şaban ayıdır. İnsanların ehemmiyetini anlamadığı bir aydır. Ki o ayda ameller alemlerin Rabbine, kainatın Yaratıcısına kaldırılır, arz olunur. Ben istiyorum ki benim amelim, ibadetim ben oruçlu iken Cenab-ı Hakka arz olunsun. (Ahmet bin hambel V/201; nesei 70)
Nisan bereketi, toprağa hayat veren hayat veren yağmuru gibi Şaban ay'ı da maneviyatimiza hayat vermeli amelimize bereket getirmelidir.
Bu ay ve icinde barindirdigi Beraat kandili ise can suyu gibi gecmisin manevi kirinden kurtulma geleceğimize yön verecek gece olmalıdır.
Allah nasip ederse Şabanın on beşinci yani Cumayı Cumartesiye bağlayan 20 Nisan 2019 geçesi Beraat kandilini idrak edeceğiz.
Berat kelimesinin aslı "Beraettir" Sözlük manası; Borçtan kurtulma, temize çıkma, ceza ve sorumluluktan kurtulma, bir zorluktan kurtulma ve beri olma manasına gelir.
Bu gecenin Meşhur olan "Leyle-i Beraa" (berat gecesi) dışında üç ismi daha vardır ki bunlar; "Leyle-i mübareke", "Leyle-i rahmet" ve "leyle-i sakk" dır.
Peygamber'imizle sallallahu aleyhi ve sellem:
"Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve gecenin gündüzünde oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah'u Teala o andan fecir oluncaya kadar: "Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızk isteyen yok mu onu rızklandırayım. (Bir bela ile) müptela olan yok mu, ona kurtuluş vereyim" diye buyurdu." (İbn. mace)
Bu gecede beş güzellik vardır.
1-Her hikmetli iş karara bağlanır.
2-Bu gecedeki ibadetin fazileti hesapsızdır.
3-Bu gecede rahmet iner, Allah, bu gece Kelp kabilesi koyunlarının kıllarının sayısınca kullarına merhametle muamele eder.
4- Allah mağfireti ile beş zümre dışındaki (tövbe etmedikçe) bütün müminleri bağışlar ki bunlar;
a-Kahinler.
b-Büyü yapanlar.
c-Kinciler.
d-İçkiyi devamlı içenler.
e- Ana-Babaya asi olanlar
f-Zinaya devam edenler.
5- Bu gece Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme şefaat hakkının tamamı verilmiştir.
Bu geceye mahsus namaz ve ibadet olduğunu belirten zayıf hadisler varsa da itibar edilen kitaplarda belirtilmemiştir. Kazası olanlar kaza namazını olmayanlar da bolca nafile namazı kılsın.
İyilik, ibadet ve hasene konusunda bu gece daha fazla yapsın. Darda olanlara imkanları dahilinde yardım edilsin.
Kendisi, ana-babası, akraba, komşusu ve tüm islam alemine dua etsin.
Dünya nimetlerinden iyi olanını, hasta olanlar için şifa, borçlu olanlar için borçta kurtulmaları.
Özelde ülkemize genelde tüm İslam alaeminin içinde bulunduğu fitneden kurtulması.
İftiraya uğrayan, sıkıntılara düşen, yardıma muhtaç, ahiretin kurtuluşu ve dünyanın saadeti için bolca dua edilsin.
Kur'an okunsun, büyüklerin, hastaların, misafirlerin, mazlumların ve komşuların duasını kazanma yoluna gidilsin. Yetimler, fakirler, miskinler ve darda kalmışlara yardım eli uzatılsın. Sabahında da oruç tutulması unutmasın.
Hazreti Aişe annemiz:
- Ya Resulallah, Allahü Taalanın en sevgili kulusun! buna rağmen niçin kendini yoruyorsun?
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
-Ey Aişe, ben şükredici kul olmayayım mı? Ey Aişe, sen bu gecede, ne olduğunu bilirmisin?
Hz. Aişe (ra)
-Bu gecenin diğer gecelerden üstünlüğü ne dir Ya Resulallah?
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
-Bu sene içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu sene öleceklerin isimleri bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip edilir. Bu gece herkesin ameli ve işleri Allah'a arz olunu.
Selam ve dua ile.

Devamını Oku

Dava Ve Sadakat

Müslümanın tek davası vardır o da dini mübin islamdir. Yani; Insanlara hakkı tavsiye edip kötülükten alıkoymaya çalışmaktır.
Kendisini bağlayan, frenleyen ise Kur'an ve Sünnettir.
Günümüz müslümanlarına baktığımızda yukarıdaki açıklama bizi ürkütebilir, korkutabilir ve endişelendirebilir.
Haksız da sayılmayız.
İslam, adalet ve insan hakları anlayışı öyle bir hal almiş ki "elinden  ve dilinden emin olma" manasına gelen müslümanlardan korkar olmuşuzdur.
Siyaset ve rant için dini değerlerin nasıl kullanıldığını midemiz bulanarak izlemekteyiz.
El emin olan bir peygamberin ümmeti ile günümüz müslümanları aralarında dağlar kadar fark var.
Kur'an ve sünnette sadakat ise çıkar ve menfaatler dışında uyulduğunu görmek nerede ise imkansızdır.
Peki bu hal doğru müdür?
Hud süresindeki "Emir olundugun gibi dosdoğru ol" ayeti ile doğruluk konusunda peygamber uyarılıyorsa, peygamberlerin amcaları, çocukları, babaları ve eşleri dahi ayrıcalıklı değilse " kızım babana güvenme" deniliyorsa, yanlış olduğu bir gerçektir.
İslamin özü, müslümanlığın esasi ve Allahın kesin emri adalet ve adil olmadır.
Adaletin olmadığı bir yerde dinden söz etmek nerede ise imkansızdır.
Toplulukları yıkan ve ya yücelten şey adalettir.
Mülkün temeli olan adalet islamın ta kendisidir.
Adalet ve insan hakları kişiye veya siyasi görüşe göre farklılık gösterilirse adalet değil zulümdür.
Hz. Ömer(ra) çok sevdiği dostunu Mısıra vali tayin etmişti.
Vali islamın şiarı olan bir cami inşa eder. Caminin bir kısmı yahudi kadının arazisine girer. Vali tüm tekliflere rağmen kadını ikna edemez ve camiyi inşa eder.
Ücreti fazlasıyla aldığı halde arazisi üzerinde cami yapıldığı için kadın çok üzgündür. "Kimi kime şikayet ederim" mantığı ile çaresizdir. Durumdan haberdar olan diğer müslümanlarda bu durumdan rahatsızdırlar. Halife Hz. Ömer(ra) şikayet etmesi için kadını ikna ederler.
Çaresiz kadın ümitsiz biçimde müslümanların tavsiyesine uyar Medine'ye gidip halifenin huzuruna varır ve durumu anlatır. 
Hz. Ömer(ra) ona "ben Noşirevandan daha adilim" yazılı bir ferman verip valiye götürmesini söyler.
Yazıyı görünce bunca zahmetin boş olduğu zanina kapılarak dahada ümitsiz olur ve evine kapanır.
Komşularının ısrarı ile mektubu valiye götürür.
Mektubu alan vali rengi sararır ve bulunduğu yere yığılır. Kadın hayretler içinde kalır. Kendine gelen vali kadına " beni af etmen için ne istersin?" Kadın şaşkındır bir şey demez ve vali "getirdiğin mektup ne manaya geldiğini bilirmisin? Kadın "hayır" deyince vali kendisi ile Hz. Ömer in ticaret için gittikleri Nuşirevanin memleketinde başlarına gelen olayı ve adalet için Nuşirevanin oğlu ile vezirini idam ettiğini anlatarak "bu mektup benim idam fermanım  seni basil razı ederim?" Diye kadına yalvarır.
Şaşkınlığı dahada artan kadın "dininden olmayan bir yahudi ve de cami için valisini feda eden bir din ve ona sadık Insanlar der iman getirir müslüman olur ve arsayı camiye bağışlar.
İslam tarihine baktığımızda bu ve buna benzer olayları fazlasıyla görmek mümkündür.
Ya günümüz?
Maalesef
Dava ile cüzdan söz konusu olduğunda cüzdanı tercih edildiği gerçeğidir.
Makam sahibi olan nice mücahitlerin müteahit olduğu, kat, yat, saray ve gemicikler yetmez halde geldiği bir gerçektir.
Insanların adalet için avrupa insan hakları mahkemesine başvurması ve davayı kazanmaları ise en utanılacak bir durumdur.
Dini kullanıp varlıklar elde edenlerden elbette Allah hesap soracaktır.
Adaletten sapan bir düzeninin başındaki kişi evliye da (ki evliya böyle bir duruma asla müsade etmez) olsa islamla alakası ve davaya sadakati yoktur.
Islam günümüze kadar gelmesi ve insanların hidayetine vesile olmasını altında yatan gerçek adaletten taviz vermemesidir.
Korkarım ki islami omuzladıklarını, hizmet etiklerini ve davaları olduklarını söyleyenlerin adaletten uzak durmaları islamdan uzaklaşmaya vesile olacak ve bunun vebalı da ahirette çetin olacağıdır.
Adalet: dostların, yandaşların, gönüldaşlarin yanında düşmanların da "adil idi" dediğidir.
Selam ve dua ile.

Devamını Oku

Saadet Partisi Diyarbakır Çalışmaları

Saadet Partisi Diyarbakır teşkilatı seçim çalışmalarına tam hız devam ediyor. 

Yağmur, çamur demeden Diyarbakır ve ilçelerini gezen saadet partisi halkın tevecuhunden oldukça memnunlar.

Kıt imkanlar bazen imkansızlıklar çalışmaya  mani olmadığını dava aşkının bir çok zorluğu yendiği gerçeğini gösteriyorlar. 

Bu günde Dicle, Kocaköy ve çevreleri ile fıs ovasında çalışmalar yapıldı.

Başarılar dilerim.

Devamını Oku

Siyâset Ve Demokrasi


Siyaset; Arapça seyis kelimesinden türemiştir. Seyis ise atı terbiye etme manasına gelir.
Günümüzde ise “devleti idare (iktidar) etmek için yasal çerçevede faaliyet gösteren temelde aynı düşünceye sahip olan insanların bir araya gelip oluşturduğu toplulukların (siyasi partilerin) yaptığı faaliyetler diyebiliriz.
Hz. Adem(as) ile başlayan insan nesli, bir arada yaşamaya özen göstermiş, toplumun maslahatı için bazı kurallar belirlenmiş ve otoriter bir güç var olmuştur.
İlk insan ve peygamber olan Hz. Adem (as) ilahi iradeyi kullanarak toplumun düzenini sağlamıştır. 
İnsan toplulukların büyümesi, bir arada yaşayanların sayısının çoğalması ihtiyaçlarının farklı olması ve huzur içinde yaşamaları için farklı idare ve otorite biçimleri kullanılmıştır. 
Baba, kabile reisi, aşiret, kral, padişah ve imparatorlar tarafından kullanılan otorite ile topluluklar idare edilmişlerdir.
Tarih içinde değişim geçiren toplumu idare etme yöntemi  günümüzde demokrasi dediğimiz biçimi almıştır.
İslam’ın insanlık için ortaya koyduğu temel prensiplere en yakın olan bu sistem hali hazırda dünyanın gelişmiş ülkelerinin (farklılıklar olsa da) kullandığı yönetim biçimidir.
Demokrasinin üç temel özelliği vardır;
Birincisi; Devlet başkanının seçimle gelip seçimle gitmesi.
Seçilerek gelen devlet başkanı Rey-i vahid yerine meşverete önem vermesi gerekir. Işın ehli olan kişilerle istişare etmeli,
Ben yerine Biz, ben haklıyım yerine bende haklıyım prensibiyle hareket etmelidir. Kişilerin siyasi görüşüne, akraba ve hısıma göre değil ehil ve liyakatine önem vermelidir.
Bunun için görev ve yetkileri yasal olarak belirlenmeli ve bu prensiplere uygun olmalıdır.
İkincisi  devlet işlerinin çözümü için seçilmiş bir meclisin  olması ve belirli aralıklarla yenilenmesi gerekir.
Seçilmiş meclis güçlü olmalı, partinin çıkarı, lidere itaat yerine halkın çıkarını gözetlemeli ve gerekli gördüğünde lideri ikaz edebilmelidir.
Üçüncüsü ise hukuk devletinin  ve bağımsız yargının olmasıdır. Hukukun üstünlüğü ve bağımsızlığı demokrasinin olmazsa olmasıdır.
İnsan’ın fıtratı gereği; benlik, hata yapma ve intikam alma duygusunun kontrol altına alınması için gereklidir. Hukukun üstünlüğü ve tarafsızlığı zedelendiği zaman otoriter ve baskıcı bir rejim oluşur oda tek kişilik yönetim biçimi olur.
Tek kişilik ise; hesap vermeme ve hesap soramama  yanı istibdada yol açar.
İstibdat da  toplumun maslahatı için tehlikeli ve sıkıntılıdır.
Said Nursi istibdadın bir reyi vahid olduğunu  insanlığın insanlığını mahvettiğini, hayvanlıktan gelen bir vahşet olduğunu ifade etmiştir. Hürriyeti ise imanın bir hassası olarak kabul etmektedir.
Günümüz baktığımızda bediuzzaman haklı olduğu görülmektedir.
Siyasetçinin temel ilkeleri ise;  “Doğruluk, Yalan söylememek, Sıdk, ihlas, sadakat, sebat, tesanüd.” Olmalıdır.
Selam ve dua ile. 

Devamını Oku

Saadet Partisi Belediye Başkan adayları STK ları ziyaret etti.

Saadet Partisi  Diyarbakır büyük şehir belediye başkanı adayı Sn  Fesih BOZAN başkanlığında bağlar belediye başkan adayı Fatih YOKUŞ ve Yenişehir başkan adayı Mehmet Furkan ALTMIŞKARA Diyarbakir Tes iş 2 nolu sube ile Kamu sen diyarbakir şubesini ziyaret ederek çalışmaları hakkinda bilgi alış-verişinde  bulundular.

Saadet Partisi Belediye Başkan adayları STK ları ziyaret etti.

Saadet Partisi Diyarbakır Bağlar Belediye Başkan adayı

Söz veriyorum.
Belediyenin yapması gereken tüm hizmetleri eksiksiz, süratli, kaliteli ve herkese eşit biçimde yapacağım.
Rüşvet ve adam kayırımına müsaade etmeyeceğim.
Adama göre iş değil, işe göre adam tercihi yapacağım.
Kentsel dönüşüm projesini Bağlar halkıyla yapacağım.
Yeşil alan, park ve çocuk oyun alanları yapacağım.
Binlerce işsize iş imkanı sunmak için, tekstil önceliğim olacak.
Bunun için;
Profesyonel bir ekip kuracağım. Var olan işletmelerle koordine sağlanacak, tanıtım ve fuarlarla iş talebi/arzı oluşturacağım.
Ara elemanın yetişmesi için iş kurla işbirliği yapacağım.
Profesyonel bir ekip kuracak işsiz üniversite mezunu insanların fon, ar-ge ve uluslararası fonlarla buluşturacağım.
Evlenen gençlere talep halinde çeyiz yardımı ve bir yıllık iaşe vereceğim.
Yeteri oranda okul ve kreş yapacağım.
Sporda iyi bir teknik ekip ile alt yapıyı güçlendirecek ve Bağlar sporu hak ettiği yere getireceğim.
Köylerde seracılığı destekleyecek yerli üretime önem vereceğim.
Köy pazarı kuracağım.
Muhtarlarla istişare içinde olacağım.
İşin ehli ile birlikte Bağları idare edeceğim.
İhtiyaç sahiplerine hizmeti evlerine götüreceğim.
Oy sizden
Hizmet benden
Yardım Allah'tan.

Devamını Oku
Saadet Partisi Diyarbakır Bağlar Belediye Başkan adayı

Diyarbakır Saadet Partisi belediye başkan adaylarını tanıttı.

Saadet Partisi genel başkan yardımcısı İlyas TONGÜÇ un katılımıyla Pırlanta düğün salonunda Diyarbakır Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarını kalabalık bir katılımla tanıtımını yaptı.

Tanıtımda konuş Bağlar belediye başkan adayı Fatih yokuş:

"ERBAKAN hocamızın mirasını yiyen

Davasını kullanarak iktidar olan

Onun sayesinde sefa çekenler değiliz.

Onun davasına sahip çıkan ÇİLE çekenleriz.

Dini kullanan değil.

Dine hizmet edenleriz.

ÇUNKÇ BİZ SAADET PARTİLİYİZ"

Dedidi.

Büyük şehir belediye başkan adayı sn. Fesih BOZAN da yaptığı konuşmada milli görüş davasını önemini anlatti.

Genel başkan yardımcısı Sn. İlyas TONGÜÇ bey de:

Belediyecilik, milli görüş belediyeciliği ve önemi konusunda açıklama yaparak;

Pırlanta düğün salonu adı gibi Pırlanta adaylara" destek verilmesini istedi.

Adayların topluca fotoğraf çekmesi ile programı sonlandı.

 

Devamını Oku
Diyarbakır Saadet Partisi belediye başkan adaylarını tanıttı.
}