Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
  • Doğum tarihi 01 January
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Rahip Baransu Serbest Bırakıldı

Atalarımız "Büyük lokma ye büyük söz söyleme" Şimdi ne denilecek?

Bunca laf söyleyen yargıyı etkileme sucu ile hakkarinda dava açilacak mı?

Mahkemenin kararı sonrası Rahibe iftira atanlar hakkinda dava açılacak mı?

İfadesini geri çeken gizli tanik yalan beyanları ne olacak?

İktidarı, Cumhurbaşkanını yanıltanlar ne olacak?

 

Hz Süleyman Camisi

27 Sahabini medfum olduğu Hz Süleyman Camii tuvaletleri bedava olsun.

Tarihi yapisi ve doğal kaynak suyu olan burasına İş kurdan eleman verildimmi olur biter.

Sn. Büyük Şehir belediye başkan Cumali Atilla bey.

Ankara Hacı Bayram-i Veli, Darendedeki Somuncu Baba külliyeleri mükemmel yapilmiş, çevre duzenlemesi manevi atmosfere uygundur. Tuvaletleri de bedavadir.

Sizden, buralarda yapilay kadar hizmet istemiyoruz.

Sadece Hz. Süleyman camidindeki tuvaletler temiz ve bedava olsun.

Sanirim bu kadarı basit ve yerine getirimesi kolay bir talebi olumlu bulursunuz.

 

Devamını Oku
Hz Süleyman Camisi

Abdurrahman Dilipak Ve McKinsey

McKinsey ile yapılan anlaşmanın ekonomik, siyasi ve askeri boyutu hepimizi ilgilendirse de işin ahret boyutu yanı hayır ve sevabı kısmı sadece iktidar ve destek verenleri ilgilendiği bir gerçektir.

İslami! bir yazar kimliği ile bilinen Abdurrahman DİLİPAK ın ve yine dindar bir kanal! Olarak kendini lanse eden Akit TV de yayınlanan ‘Derin Gerçekler’ adlı programda gündeme dair açıklamalarında: “İMF gelse bundan daha kötü olmaz” diyen DİLİPAK “Ya ben kendimi inkar edeceğim ve AK Partililere şirin gözükeceğim ya da susacağım. Bu iktidara hep destek oldum ama yanlışa karşı çıkarım. McKınsey’in FETO’dan farkı yoktur. ENRON’a danışmanlık yapan bir kirli şirketi Türkiye’ye sokamazsınız. Bunu yapamazsınız. Sokarsanız Cehennemin dibine kadar yolunuz var… Türk ekonomisi batacak. Eğer önlem alınmazsa Türkiye’ye de Tayip Erdoğan’a da yazık olacak” demesi gerçekten çok manidardır.

Yazının analizine yapmadan önce kendilerini İslam’ın temsilcisi Ülkenin de sahibi gören bu zevat ve sahip oldukları kuruluşlara bir çift sözüm olacak.

Yüce Allah(cc) Maide suresi 8 ayet:

Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutun, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakını.  Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (diy. Mea)

Bu ve buna benzer ayetler adaletin ne kadar önemli olduğu, kendimize değil düşman kabul etiklerimize karşı dahi adil olmayı emir ettiği bir gerçektir.

 Sn. DİLİPAK ve onu avaneleri Allah’ın emri olan adalete hiç dikkat etmişler midir ki kendilerini İslami STK olarak kabul ediyorlar.

Destekledikler partileri için, ülkenin yarısına karşı attıkları iftiralar, ayrıştırıcı dil, kafir, munafık, hain… ve daha nice söz ve eylemlerini “Elinde ve dilinden insanların emin olduğu kimse” olan Müslümanlıkla ve İslam’la nasıl izah edilebilir.

İslam dini açısında günahları şirkten(Allah’a ortak koşmaktan) ve İnkardan sonra en büyük günah olan; İçki, kumar, Faiz ve benzerlileri ile Kul Hakkı ihlalleri konusunda İktidarın politikalarına karşı mücadele etmeyen birisi, cemaat, tarikat, basın ve yayın kuruluşu nasıl İslami STK lar olabilir.

Yine bazı basın ve yayın kuruluşlarının onları topluma “İslami kesimin yazarı” diye takdim etmeleri ayrı bir garabettir.

Sn. DİLİPAK ın McKinsey eleştirisine gelince, yangından mal kaçırırcasına aceleci, trajik komik bir açıklama. Yanlışı bilen, yanlış yapanı bilen ancak iki yüzlülük yapıp hedef saptırmaya yönelik bir açıklama.

Ak Partinin tek başına iktidar olmasında, Millet meclisinin işlevselliğini yitirmesinde, tek kişinin atama ve kararların alınmasında ve kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisine sahip başkanlık sisteminin kurulmasında sizin hiç mi etkiniz olmadı.

McKinsley ile yapılan anlaşmayı hangi hükümet ve hangi lider atadı veya bu anlaşmayı durdurabilecek iptal edebilecek kim? Açık ve net neden söylemiyorsunuz?

“Türkiye ve Sn ERDOĞANA yazık olur” diyorsunuz. Kim ve hangi güç ona yazık edebilir? Sorular ve sorular

Bana göre McKinsley ile yapılan anlaşma Sn. ERDOĞAN ve ekibinin danışabilecek dürüst kimseyi çevrelerinde bulmamalarından kaynaklandığıdır.

Özellikle Mücahitlikten müteahhitliğe terfi edenlerden bıktığını, onların istek ve ihtiraslarına karşı bu yolu seçtiğini düşünüyorum.

Sn. DİLİPAK ve onun gibi sivri dilli olanların, ayrıştırıcı ve kin kusan söylem ve eylemlerinin iktidar üzerindeki baskılarının azalacağından bu tür açıklamaların artacağıdır.

Sn. DİLİPAK vatan ve din için değil saltanatlarının devamını istedikleridir. Bunu için dir ki Sn. Cumhur başkanımız ERDOĞAN kendi saflarına çekmek “Türkiye ve Sn ERDOĞANA yazık olur” cümlesini ve etki alanlarına müdahale olan McKinsey anlaşmasını iptali edilme çabası olarak düşünüyorum.

Selam ve dua ile

Devamını Oku

Demokrat bir adam Süleyman DEMİREL

Ulkemizin yonetiminde söz sahibi olan, siyasetin etkili, yetkili ve demokrat lideri olan sn. Demireli bilmek anlamak lazım. 

Savaşlar neticesi  cihan imparatoru Osmanlı yıkılmış, tebasi kurtuluş savaşı verimiş, omanlı hanedan mensupları ülkende gönderilmiş, hilafet makamı kaldırılmaiş, harf devrimi… Yeni bir anlayış ve yönetim biçimi olarak Türkiye cumhuriyeti kurulmuştu.

Yeni devletin almış olduğu ekonomik, siyasi, stratejik kararlarının doğru ve yanlışları geniş biçimde ele alınmasını işin uzmanına bırakacağım. Şu kadarını belirteyim ki; ülkede ekonomik sıkıntıların ve siyasi çalkantıların giderilmesi için alınan sert tedbirler pek faydalı olmamıştır.

 Milli şef dönemi ile sıkıntılar had safhaya ulaşmış, demokrasiye büyük ihtiyaç duyulmuştu. Gidişata bakıp, direnmenin daha büyük sıkıntılara sebep olacağını tahmin eden dönemin iktidarı Sn. İsmet İNUNU şartları kendi lehine olmak şartı ile çok partili seçim ile kısmı de olsa 1945 yılında Demokrasi’ye geçmenin önünü açmıştır.

Ben o dönemi yaşamadım, ancak anlatılanlar, yaşanılan sıkıntılar, baskı ve sindirme had safhada olduğu, ABD, Avrupa, Çin, Japonya… Gibi ülkeler ilim, fen ve teknolojik gelişmelerle uğraşırken maalesef bu yıllar ülkemiz için kayıp yılları olduğudur.

Yapılan seçimde Sn. Menderesin iktidara gelmesi, demokrasinin kısmı de olsa işler hale gelmeye başlaması, halkın yönetimde söz sahibi olması ve ortak akılla (istişare) kararların alınması neticesinde ülke, milli ve manevi alanda gelişmeye, insanlar rahat bir nefes almaya başlamıştı.

Rahmetli Menderesin darbe ile görevinden alınmış, o ve arkadaşları idam edilmiş, siyasi partileri kapatılmış, birçoğu hapis ve işkencelerde geçirilmişlerdir.

Ülke yeniden kaosa suruklenmis, idaresi ehil olmayankarin eline geçmisti.

Ulkenin çikari, milletin selameti ve halkin ihtiyaci olan özgürlüklerin tekrar halka verilmesi icin seçime izin verilmisti.

İşte böyle bir ortamdan, demokratik durusu, Menderes'in övgüsüne mazhar olmuş bir lidere ihtiyaç vardı iste o kisi Sn. Demirel den baskasb degildi.

Sn. Demirel; 1 Kasım 1924 yılında Isparta İslamköy’de dünyaya gelmiştir. İlkokulu köyünde, orta Ortaokulu Isparta’da lise’yi ise Afyonkarahisarda okumuş, üniversiteyi de İTU 1949 Yılında inşat mühendisi olarak bitirmiştir.

1953 yılında Seyhan Barajı inşaatında proje mühendisi olarak görev almış, dönemin Başbakanı Sn. Menderes tarafından 1954 yılında barajlar dairesi başkanlığına, 1955 DSİ Genel müdürlüğüne getirilmiştir.

Sn. Menderesin “Bu çocuğa dikkat edin, geleceğin başbakanıdır.” Demesi, Darbe ve sonrası oluşan olaylar neticesi, demokrasinin önünün açılması sonrası, Sn. Demirel, 1962 yılında Adalet Partisi GİK üyesi olarak siyaset sahnesine çıkmıştır.

10 Ekim 1965 tarihinde yapılan seçimde parti başkanı olarak oyların yüzde 52 alarak tek başına iktidar olmuş, önü tıkanan ülkenin önünü açacak lider olmuştur.

“Demokrasilerde çare tükenmez” sözüyle demokrasinin önemini anlatırken, genç nesiller, medya ve halk pek anlamamıştı.

Yine “Şapkamı alır giderim” sözü onun zafiyeti, korkaklığı olarak değer bulurken, halkı ve demokrasi için feda edilmesi gereken varsa onun da kendisi olduğunu ifade ettiğini pek anlamamıştık.

Dönemindeki tüm baskı ve olumsuzluklara, iftira ve eleştirilere rağmen demokratik duruştan taviz vermemiş, “Çoban Sulo”, “Mason”, “Din Düşmanı”… Diyenleri mahkemeye vermemişti.

Kuvvetler ayrılığına çok önem vermiş, yargı üzerinde asla baskı kurmamış, kışlanın ve caminin siyaset dışında kalması için azamı çaba sarf etmiştir.

İçinde bulunduğumuz durum, KHK ile yaşanan mağduriyetler, özelleştirme ile satılan tesisler, artan işsizlik, kısıtlanan demokratik hakları gördükçe Sn. Demirel ve onun demokratik duruşuna ne kadarda ihtiyaç duyulduğudur.

Selam ve dua ile

Devamını Oku

Kurban Bayramı Ve Tatil

     Bayram; sevinçlerin paylaşılarak çoğaltıldığı, büyüklere saygı ile duaların alındığı, küçüklere sevgi ile gönüllerin kazanıldığı, akraba, komşu, yetim, fakir, miskin, kimsesizleri ihmal edilmeyerek muhabbet ve Allah’ın rızasının kazanıldığı mümtaz günlerdir.Dargınları barıştırmak, düşmanlık, kin ve nefretin yerine, sevgi ve muhabbettin daha fazla olması için çaba harcandığı günler bayram günleridir.

    İslam dinine göre iki bayram vardır. Biri geçmiş olan Ramazan bayramı diğeri de önümüzdeki günlerde kutlayacağımız Kurban veya udhiye bayramıdır.

     Bir başka yazımda geniş biçimde izah edeceğim nedenlerden dolayı mümkün mertebe kurban kesim işini vekalet yolu ile yapmamanız, hiçbir kurum ve kuruluşa bağışlamamanızdır.

    Kurban bayramının bir başka özelliği ise, Müslüman, akıl, baliğ ve gücü yetenlerin, Hanefi mezhebine göre vacip, Şafii mezhebine göre sünnet (Şafii mezhebinde vacip bir yerin dışında olmadığında sünnet denilir) olan kurban (Udhiye) kesmektir.

Hz. İbrahim(as) ın sünneti olan kurban kesme, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selemin ümmetine bayram günlerine mahsus özel bir ibadettir.

Hz. Aişe(ra) annemizden rivayetle Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyele buyurmuş:

“insanoğlu Kurban bayramında Allah’a kan akıtmaktan daha sevimli hiçbir amel yapamaz. Kurbanlık hayvan kıyamet gününde boynuzları, tüyleri ve tırnakları ile (Allah’ın huzuruna) gelir. Kurban kesilirken kan yere düşmeden Allah katında yüksek bir mevkie çıkar. Öyle ise kurbanı gönül hoşluğuyla kesiniz.” (İbn Mace, Tirmizi ve Hekim)

Hz. Ali(ra)’in oğlu Hz. Hüseyin(ra)dan peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kim gönül hoşnutluğu ile mükâfatını Allah’tan umarak, kurban keserse bu kendisini cehennem ateşinden korur.” (taberani)

Ebu hureyre(ra): Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Kimin kurban kesmeye gücü yeter de kesmezse namazgâhımıza gelmesin”(hekim)

Kurban bayramı ve ona özgü kurban kesme dini bir ibadet olmasına rağmen, bazıları için; tatil, ticaret ve çıkar kapısı olmuştur.

İnancı olmayanlara diyecek bir şey yok, o tür insanların etrafına bakmalarını, ağaçları, otları, hayvanları, doğayı, atmosferi, gezegenleri… Gözetlemelerini, akıllarını kullanmalarını, tesadüfün geçerli olmadığını, bir nizam ve düzen içinde var olduklarını, doğanın kanunu olduğunu ver olan kanunun kanun koyucusunun olduğunu bunun da Allah olduğuna inanmalarını tavsiye ederim. Yoksa inançsız insanın tövbe etmeden ölür ise gideceği yerin cehennem olacağı gerçeğidir.

İnancı olanlara ise derim ki gereği gibi yaşamaları doğru olanıdır. Bayramlar; bir tatil, ihmal edilen akrabaların gönlünü alma, komşu, fakir, yetim, miskin, ihtiyacı olanlara yardım etme ve ziyaret etme günleridir.

Günümüzde maalesef bayramlar özünden çıkmış, tatile çıkma, kafa dinlendirme, akraba ve komşulardan kaçış oluvermiştir. Gidilen tatillerdeki israf, eğlence ve günahlar ise işin bir başka sıkıntısıdır.

İbn Abbas (ra) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bayram günü şöyle buyurmuş:

“İnsanoğlu bu günde akrabasıyla ilgilenmesi hariç, kan akıtmaktan daha faziletli hiçbir amel işleyemez.” Taberanı)

Kurban kesmenin fazileti düşünüldüğünde, ondan daha önemli ve sevabı daha fazla olanı ise akraba ziyaretidir.

Günümüz şehirleşme, mega semtler, siteler, apartman hayati insanları, yığınla insanlar arasında yalnızlaştırmış, akraba ve komşu ilişkilerini bitirme noktasına getirmiştir.

 Siyaset, cemaat, dernek, tarikat, lokal, kahvehane… ve diğerleri akrabalık bağlarının bitmesinde etkili olmuştur. Bazı akrabaların olumsuz davranışları, kıskanma, eğitim ve maddi farklılık da işin tuzu biberi olmuştur.

Kurban bayramı bir tatil ise bu tatili yakın akrabalarla geçirmeyi, yıl boyu zorunlu oluşan akraba ihmallerinin giderilmesi için bir fırsat bilinmelidir.

Devam edecek.

Selam ve dua ile.

Devamını Oku

Saadet Partisi ni yeni sloganı #değiştir oldu

Hükümsüzlugu, adaletsizligi, liyakatsizligi, yolsuzlugu ve OHAL in olağan hele geldiğine vurgu yapan Temel Karamollaoğlu "Bütün bu olumsuzluklari "değitir" ne zamanı geldi" dedi

Saadet Partisi ni yeni sloganı #değiştir oldu

Saadet Partisi Diyarbakır milletvekili Adayları

Ankara ticaret borsası kongre merkezinde Saadet Partisi Diyarbakır milletvekili adaylarını tanıttı.

Buna gogö,

1-Seyit Haşim HAŞİMİ

2-Bulent KSYA

3- Fesih BOZAN

4- Alaaddin ALTAN

5-Hüseyin İhsan YENİCE

6-Mehmet ÖCAL

7-Abdurrahman ERGİN

8- M. Muhyettin KAYA

9-Fatih YOKUŞ

10- Ayşe DAĞ

11-Yunus YILDIRIM

12-Zeki DİLEK

Saadet Partisi Diyarbakır milletvekili Adayları

ORUÇ VE YOLCULUK

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve orucu tutması gerekir.

 Hanefi mezhebine göre amel eden kişide on beş günden fazla kalacağı niyette ettiği yere vardığında seferiliği biter. Yolculuk esnası seferi kabul edilir.

Şayet Şafii mezhebine göre amel eden kişi üç günden az kalacağını niyet ettiği yere veya Hanefi mezhebine göre on beş günden az kalacağı yere vardığında seferilik hükmü devam eder.

Cumhura (tüm mezheplerin ortak görüşü veya çoğunluğun görüşü) göre oruçlu kişinin seferde orucu için, sabah vakti girmeden önce sefere başlamak ve namazı kısıtlamaya başlayacak sınıra kadar ulaşmak şarttır. Bu da bulunduğu beldeden evlerini arkada bırakacak şekilde yol almış olmaktır. Belediye veya köy hudutlarının dışına çıkması gerekir.

Hz. Cabir (ra):

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye çıktı ve “Kura’ul-Gamim (Medine dışında Usfan önündeki bir vadinin adıdır.) denilen yere kadar oruç tuttu. İnsanlar da onunla beraber oruç tuttular. Kendisine “oruç insanları çok bunalttı, insanlar senin ne yapacaklarına bakmaktadırlar” denilince bir bardak su getirerek ikindi vaktinde su içti, insanlarda kendisine bakıyorlardı. Bazı insanlar oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar asilerdir” buyurdu.” (Müslim, Nesei ve Tirmizi rivayet etmiş)

Seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra orucu bozması gerekse bunu yapmak caiz olup Şafii ve Hambelilere göre her hangi bir günah da yoktur.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğer bir zarar görmeyecek seferi olan kimsenin oruç tutması daha faziletlidir. Hanefilere göre yolcukta arkadaşları varsa çoğunluğa uyması daha iyidir.

Seferde oruç tutmanın kendisine zarar veremsi durumunda kişinin oruç tutması haram, oruç bozması ve tutmaması vacip olur. Zarar görmekteki gaye, canının yahut bir uzvunun telef olmasından yahut bir uzvun menfaatinin telef olmasında korkmaktır.

Yolcunun Ramazanda adak ve benzeri Ramazan dışı bir oruç tutması caiz değildir. Şayet yolcu veya hasta oruç tutarsa dört mezhebe göre de farz yerine getirilmiş olur.

İbadetlerde asl olunan rıza-i ilahidir, o nasıl emr etmişse ona uygun ibadeti yerine getirmektir. İbadeti, fazla veya az yapmak sevabı artırmayacağı gibi sıkıntılara sebebiyet verebileceği hatta ibadeti bozacağı gerçeği olduğudur.

Onun için ibadeti yerine getirmeye çalışırken, amel ettiğimiz mezhebi iyi bilmeli mümkün mertebe mezhebimize uygun ibadet yapmalı, zorluk, sıkıntı veya başka mezhepteki kolaylıklardan yararlanmanın yanı o mezheplere göre ibadetimizi yerine getirmenin hiçbir sakıncasının olmadığıdır.

Devam edecek.

Selam ve dua ile

Oruç tutmak nasıl ki Allah’ın emri ise ve bazı sebeplerden dolayı oruç tutulmamak veya orucu bozmak da yine Allah’ın izniyledir.

Yüce Allah bakara suresi 184 ayette:

“Sayılı günlerde olmak üzere (orucu size farz kıldı). Sizden her kim hasta yahut seferde (yolcu) olursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğe rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu Kur’an ayetini delil olarak kabul eden İslam alimleri ve mezhep imamları, orucu bozmayı mubah kılan sebepler arasına sefer, yanı yolculuğa çıkmayı birinci sebep olarak saymışlardır.

Sefer yanı yolculukta oruç:

İftar etmeyi mubah kılan sefe yanı yolculuk, dört rekatlı namazların kısaltılarak kılınmasını mübah kılan uzaklıktır. Buda takriben yani yaklaşık olarak 83- 89 km. deki bir mesafedir. Diyanet işleri başkanlığı bu mesafeyi 90 km. olarak belirlemiştir.

Misafirlik süresi cumhura göre üç gün üç gece iken Hanefi mezhebine gör bu süre on beş gün ve geceye çıkmaktadır.

Şafii mezhebine göre amel edeceğini kabul etmişse üç günden fazla kalacağını niyet etmiş ise yolculuk bitip gideceği yere vardığında seferilği biter, artık mukim olur ve

Devamını Oku

ORUCUN MEKRUHLARI

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede olan emirleri kasten bile bile ve özürsüz olarak terke etmektir. Yapıldığında ibadeti bozman ancak haram kadar olmasa da yine günahkar olur.

Tenzihen mekruh: Haram olmayan ancak helale yakın veya helal olduğu düşünülen fiil ve davranışlardır. Yapılmaması yapılmasında daha iyidir.

Bu kısa izahattan sonra gelelim orucun mekruhlarına:

1-Peş peşe oruç tutmak(visal orucu): İki gün arasında, yemek-içmek suretiyle iftar açmamak. Şafii mezhebine göre ise bu davranış haramdır. (imkanları olduğu halde oruç açmadan iki gün üst üste oruç tutan için)

2-Öpüşmek ve cinsi ilişki dışındaki hareketlerde bulunmak. Şafi mezhebinde belli yaş üstünde olanlar yani şehvi arzuları azalanlar almış yaş ve üstü olanlar için mekruh değildir. Şehvetli düşünmek ve bakmak da mekruhtur. Boşalma olacağı ihitmalı varsa haramdır. Boşalma olursa orucu bozar. Şafii mezhebine göre eğer şehveti tahrik ederse öpüşmek tahrimen mekruhtur.

3- Gündüzün hoş koku sürünmek, hoş kokulu bir şeyi kullanmak, hamama girmek suretiyle rahatlamak gibi şeylerde aşırıya kaçmak.

4- Yiyecek maddesini veya sakız çiğnemek. Anacak sakız tükürük yapar veya tatlandırıcı ve bu tat anlaşılır ve yutulursa orucu bozar. Yemek yapan aşçı ve kadının yemeğin tadını kontrol etmesi caizdir.

5- Damarda kan aldırmak yahut hacamet yapmak gibi kişinin bünyesini zayıflama ihtimalı olan şeyleri yapmak.

6- İşitme, görme, dokunma, koklama gibi lezzet verici şeylerde aşırıya kaçma. (Şafii mez.)

7- Zeval vaktinden güneşin batışına kadar misvak kullanmak..

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yemin olsun ki, oruçlu kimsenin ağız kokusu Allah katında (Kıyamet gönünde) misk kokusundan daha kıymetlidir.”

8- Ağza ve burna su verirken mubalağa etmek.

Yukarıda kısaca değindiğim şeyler orucun mekruhları olup terkinde sevap ve Allah katında makbuliyetinin daha fazla olacağı gerçeğidir.

Birisiyle İslamiyet üzerine sohbet ediyordum, adamın gerçek niyetini bilmediğim gibi enteresan sorular soruyor ve benim cevap verme aşkımı artırıyordu. Özellikle ahret ile ilgi imanı meseleleri sorması ve benim kıt bilgimle cevap vermemi sizinle paylaşmak istedim.

Adama, “Hocam insanlar çok bozulmuş, kime inanacağımızı şaşırmışız, ne dersin?” Ben, “İnsanlar değişmişse de Allah’ın emri değişmemiş, Kur’an, sünnetle sabit ve yapmamız gerekenler ilmihal kitaplarında yazılı.”

Adam, “Hocam her kafadan bir ses kimin peşinde gideceğimizi bilmiyoruz?” Ben, “Kur’an ve sünnete kafaları karıştıran bir şey yok. Kişilerin değil bu ikisinin peşinde git.”

Adam,” Hocam kıyamet, hesap ve sorgulama diyorsun da var olduğunu nereden bilelim?” ben “Yüz yirmi dört bin peygamberin şahitlik etmesi, milyonlarca velinin bunları tasdik etmeleri, şu anki Hıristiyanların papazları, Yahudilerin hahamları ve Müslümanların Alim ve şeyhleri ahretin var olduğunu söylüyor yetmez mi?”

Adam, “Hocam hiç kimse ahretten gelmiş mi?” Ben, “ Ahrette imanı olan ve Allah’ın rızasını kazanarak ölenler, orada gördükleri nimet ve ikramları karşısında orayı terke edip gelmiyorlar. İnanmayan ve Allah’ın rızasına kazanmadan ölenler ise gelmek istiyorlar bu defa zebani denilen cehennem melekleri onları bırakmıyorlar.” Arakasında şu ayeti okudum ve ayrıldık.

Muddessir suresi 27-30 ayetleri:

“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerede bilirsin.”

“O ne geri bırakır ne de azaptan vazgeçer.”

“İnsanın derisin kavurur.”

“Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır”

Devam edecek

Selam ve dua ile

Mekruh, kelime olarak, iğrenti, tiksindirici, iğrenç… gibi manalarına gelmektedir. Dini terim olarak ta: Dince yasaklanmamış olmakla birlikte yapılmaması istenilendir. İbadeti bozmaz ancak sevabını azaltır.

Mekruh, yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla beraber, Kur’an’i kerimde, açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirilmesiyle anlaşılmış olan yasaklardır.

O da iki kısma ayrılır, Tahrimen ve tenzihen mekruh.

Tahrimen mekruh: Haram olmayan ancak harama yakın veya haram olduğu zan edilen fiil ve davranışlardır. Dinde vacip ve Sünnet-i Müekkede ol

Devamını Oku

Oruç Ve Niyet

Önceki yazımda farz konusuna değinmiş, farz-ı ayn ve farz-ı kifaye olarak iki kısma ayrıldığını, farz-ı kifayenin bir mükellefin yerine getirmesiyle diğer mükellefler sevap kazanmamakla beraber sorumluluklarının kalktığına değinmiştim.

Farz-ı ayn ise, mükellef olan kişinin, zamanında, oranında(Zekat gibi) ve uygun biçimde yerine getirmesi getirir. Unutkanlık, tembellik veya her ne ad altında olursa olsun yerine getirmediği Farz-ı aynı en kısa zamanda kaza ve tövbe etmelidir.

       Farz, Allah’ın emri olduğu için, O’nun tarafından takip edilmektedir. Yine, kişi özerine farz olan ibadeti yapıp yapmadığını kayıt altına alınması içinde Kiramen kâtibin denilen melekleri görevlendirmiştir. Her kişinin sağ ve sol omzunda bulunan bu melekler yerine getirilmeyen her farz sol melek tarafından amel defterimize günah olarak yazılmaktadır.

Yine sağımızda bulunan melek ise hayır ve hasenelerimizi kayıt altına alır. Hayır ve şerlerimizin yazılı olduğu bu kitap bize kıyamet gönü verilip tüm alemlerin huzurunda okutulur ve ona göre ya ceza yada mükafatlandırılırız.

Kehf suresi:

48-“Ve hepsi sıra sıra Rablerinin huzuruna çıkarılmışlardır. Andolsun ki sizi ilk defasında yarattığımız şekilde bize geldiniz. Oysa size vaat edilenlerin tahakkuk edeceği bir zaman tayın etmediğimizi sanmıştınız, değil mi?”

49- “Kitap ortaya konulmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. “Vay halimize! Derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!” Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.”

Bu kısa değerlendirmeden sonra gelelim orucun farzlarına.

Önceki yazımda orucun farzlarını iki mezhebe (bölgemizde yaygın olduğu için) başlıklar halinde yazmış şimdide detaylı yazmaya çalışalım.

Niyet: Yapacağı ibadeti kalben tayın etmektir. Bir şeyi kast etmek manasına da gelen niyet, kalpten bir işi yapmaya inanmak ve o işe tereddütsüz olarak azmetmektir.

Kişi yapacağı ibadeti kalbi ile bilmesi niyet için kâfidir. Dil ile söylemesi sünnettir. Örneğin sahura kalkıp yarın oruç tutacağını bildiği halde, dil ile söylemez ise kişinin niyeti geçerlidir.

Bütün mezheplere göre orucun bütün çeşitlerinde niyetin istendiği konusunda ittifak etmişlerdir. Hanefi, Hambeli ve Maliki mezheplerinin racih görüşe göre Niyet şarttır. Şafii mezhebine göre de Rükündür.

Oruca geceden niyetlenmek tüm mezheplere göre şarttır. Hanefi mezhebine göre: Bütün oruçlarda mümkün olursa sabah vakti girmeden önce yahut geceden niyet etmek en faziletlisidir.

Bir kimse, sabah vakti girdikten sonra niyet ederse, eğer oruç borç ise, icma ile caiz değildir. Eğer bu onun farz olan Ramazan orucu veya nafile oruç ile belirlenmiş bir adak ise, bunu yapmak caizdir. ( fik. İs. Zuhey. 2)

Şafii mezhebi:

Ramazanda farz oruç için yahut kaza ve adak gibi oruçlar için geceden niyetlenmek şarttır. Sahih olan görüşe göre gecenin ikinci yarısında niyetlenmek şart değildir. Niyetten sonra, yemek, içmek, cinsi ilişkide bulunmak veya yatmak gibi orucu bozan şeyleri orucun başlama zamanı olan fecre kadar sıkıntı olmaz.

Vacip olan oruçta niyeti tayin etmek Cumhura göre vaciptir. Kişi ramazan ayında başka bir oruca niyetlenirse bunlardan hiç birinin yerine geçmez.

Niyetin cumhura göre kesin olması gerekirken Hanefi mezhebinde, belli bir zaman ile kayıtlandırmamış olan oruçta niyetin kesin olması şart değildir.

Bir kimse “İnşaAllah yarın ben oruç tutacağım” der de dileme kelimesinden eğer niyetinde tereddüt ve şüphe bulunduğunu kast ederse kesin olmadığı için bun kişinin niyeti bozulur. Eğer bu kelimede tereddüt ve şüphe değil de bilakis mübarek olma manasını kasteder yahut hiçbir şey kastetmezse niyeti bozulmaz. (a.g.e)

Her gün için ayrı ayrı niyet etmek Şafii, Hanefi ve Hambeli mezhebine göre şarttır. Hanefi mezhebine göre: Ramazan orucu ile zamanı belirlemiş adak oruçlarını mutlak bir niyet ile tutulması sahihtir.

Şafii mezhebi: Ramazanda yapılan niyetin kamil manada tam olması için bu yılın Ramazan’ın farzını Allah rızası için eda etmek üzere, ertesi gün oruç tutmaya niyet etmek gerekir.

Malikilere göre. Ramazanın başında tek bir niyet yeterlidir.

Devam edecek

Selam ve düa ile

Devamını Oku