Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
  • Doğum tarihi 01 January
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

CHP Ve Covid-19 affı

Corona virüsünün yayılmasını önlemek için alınan tedbirler ve bu tedbirler neticesi alınan kararlar doğu ve elzemdir. 

Ancak, kararlar çerçevesinde kurallara uymayanlara uygulanan cezalar adilane olmadığında, var olan sıkıntıların yanında yeni mağdurların oluşmasına sebep olmuştur.

Daha önce çıkarılan af yasaları ile nice suçlular af edildiği gibi; birbirimizin duasına ve yardımına daha fazla ihtiyaç duyulduğu günümüzde Corona cezalarının affedilmesi ve mağduriyetlerin sonlandırılması iyi olacağı fikrindeyim.

Ana muhalefet partisi CHP’li Zeynel Emre “Covid-19 cezaları iptal edilmeli, ödemesi yapılan cezalara ilişkin paralar da iade edilmeli” yönündeki kanun teklifini, başta iktidar ve diğer partilerin de uzlaşacağı bir metin ile kabul edilmesi doğru olacağı görüşündeyim.

Partilerin, teklifin CHP den gelmesi yerine, siyasi düşünceleri bir kenara bırakarak teklifi desteklemeleri gerektiği kanaatindeyim. Hastalıkla boğuşan vatandaşların bir de ceza ile uğraşmaları faydadan çok zarar olacağı gerçeğidir.

Doğrudan yana olmak, tarafgir olmaktan kat be kat iyidir. Doğru olanın kim veya kimler tarafında söylediği değil, doğru olduğu için destek verilmelidir. Doğru olan, siyasi veya şahsi çıkarımıza aykırı olsa da doğrudan taraf olmak bir erdemlik, insanı ve İslami bir değerdir.

Tanıdığım birisine misafir olmuştum. Ev sahibimin 100 yaşına dayanmış babası vardır. Güngörmüş, sohbeti hoş bir adamdı. O konuşuyor ben dinliyordum bir ara “Hocam eskiden buralarda aşiretler vardı. Toplumun düzenini onlar sağlıyorlardı. Köyümüzün aşiret reisi çok adil idi.” Ben ona “Onun adaletinden bir örnek gösterebilir misin?” o “Evet çok örneklerden bir tanesini anlatayım” diyerek sözü şöyle devam ettirdi. “O zamanlar böyle bol su yoktu. Köyün bir çeşmesi vardı. Çeşmenin önüne havuz yapılmış, (aklınıza borulu beton lu havuzlar gelmesin her şey doğal) sular orada birikir, kadınlarımız sıra ile bu kıt suyu evlere getirirlerdi. Bazen işi acil veya huysuz olanlar sıra alamayınca bu suyu bulandırır kavgalar çıkardı. Olaylar bir türlü önlenemiyordu. Bir gün aşiret reisi köylüleri toplayarak ‘Kimin hanımı bundan sonra suyu bulandırır ise büyükbaş bir hayvan kesecek ve etini köylülere dağıtacak’ diye karar aldı.

Reis aynı günün akşamı hanımına baskı kurarak yarın erken gidip suyu bulandırmasını istedi. Hanımının tüm ısrarları fayda etmedi. Sabah millet suya gidince ağanın hanımı gelip biriken suyu bulandırdı. Çeşmede sesler yükselmeye başlayınca ağa olay yerine gelip vatandaşları toplayıp aldığı kararı hatırlatarak yaverine; ‘madem eşim suyu bulandırmış o zaman cezasını vermem lazım. Git sürüde en iyi öküzümü getir, kes ve etini köylüye dağıt.’ Ve öylede yaptı. Eşine kestiği bu ceza çeşme başındaki olayların bitmesini sağladı”

Şimdi iktidarın, kongreleri, törenleri, ziyaretleri… Esnasında kurallara uymayanlara cezai işlem yapmayıp ve kongrelerdeki doluluğu “leba leb” diyerek övünülmeseydi, vatandaş tedbirlere uyma konusunda daha bir titiz olur belki de cezai işlemler istisna olur af teklifinin yapılmasına bile gerek kalmazdı.

Madem böyle yapılmadı. O zaman kurallara uymayan kişilere kesilen cezaları af ederek bir nebze de olsa iktidarın vicdanları rahatlatması gerekir.

Selam ve dua ile.  

Devamını Oku

İtikâf

Gaziantepteki Cami de itikâfa girenlere polis müdahalesi, paylaşılan videolarda biber gazinin kullanılmaş olması bizleri derinden üzmüştür. 

Bu olayın vuku bulmasi sonrasi gündeme gelen "İtikâf" meselesi ve yorumları ise hayli ilginçtir.

Cehalet her daim ve her konuda iyi bir şey değil.

Bilmedigi bir konu hakkında, ahkam kesilmek, bilgiçlik taslamak, hüküm vermek cehalettin üst boyutudur.

Maalesef itikâf konusu müslümanlar tarafından tam bilinmemektedir.

Değersiz veya gereksiz görüşü müslümanlar! arasında yaygin hale gelmektedir.

Hatta nanaz kıldığı halde; "1400 yıl önce..." ile başlayan eleştiriler yapabilmektedir.

Kelime anlamı "kendini bir konuya verme, bağlama, dünya işlerinden vaz geçip bir yere kapanma" olan itikâf, dini bir terim olarak Şafii mezhebinde; Akil, baliğ ve temiz olan bir Müslümanin cuma namazi kılınan bir camide niyet ederek bir süre kalmasıdır.

Bu süre Şafii mezhebine göre niyetten sonra en azı "subhanAllah" diyecek kadardir.

Çoğu için bir sınırlama yoktur.

İtikâfa giren kişi, zaman ve mekan belirtmişse uymak zorundadir.

Her zaman sünnet'i müekkede olan itikaf Ramazanın son on günü daha müekkede bir ibadettir. (Şafii ilm. Fi fik İs. Mugni...)

Hanefî mez. Akıl, baliğ, müslüman ve temiz olan birisinin herhangi bir mescitte (cuma namazi şartı yok) niyet ederek, kadınlarda evlerinin bir bölümünde itikâfa girilir. En az vakti Ebu Yusufa göre bir gün, Ebu Muhamedde göre bir saattir.

Kışı nezir etmiş ise ona vacip, Ramazanın son on günü müekkede sünnet diğer zamanlarda ise mustahaptir. (Büyük isl. Ilmih.)

Unutulmaya yüz tutmuş itikâf ibadeti cok önemli bir ibadettir.

Hz Aişe (ra) rivayetle: "Resulüllah sallahu aleyhi ve sellem vefat edinceye kadar Ramazanin son on gününü itikâfa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini Ramazanin son on gününde arayin." Resulüllah sallahu aleyhi ve sellem'in vefatindan sonra, zevceleri de itikâfa girerdi." (Buhari, Müslim)

Her camiye girdiğimizde "itikafa girmeye niyet ettim" niyeti ile bir miktar kalırsak bu sunneti elde etmiş oluruz. Zamanı uzatır, dünyevi işlerle meşgul olmaz hatta yatarsak bile bu sevabı kazanırız.

Itikaf'ta iken ihtilam yani cenabet olan kimse camiden çıkıp yıkanması gerekir. Bu kişi itikaf için zamanı belirtmiş ise yıkandiktan sonra tekrar itikâfa devam edip zamanını doldurmasi gerekir.

Itikâf'lının; baygin olması, yatması hatta deli olması itikafıni bozmaz.İtikâf esnasında, koku sürmesi, güzel elbise giymesi ve oruclu olmasi sikinti değildir. Çocuğunu öpmesi, saçını taraması, evlenmesi, evlendirilmesi, elbise giymesi, alış-veriş yapması, dikiş ve yazi ile meşgul olası yemek yemesi caizdir. Mubah olan söz söyleme, uyuma ve uzanman da caizdir.

Ramazanın sonlarına yaklaştığımız bu günlerde müekkede olan itikâf sunettini yerine getirmeye çalışalım.

Selam ve dua ile.

Devamını Oku

Boğaziçi Üniversitesi

Rektör ataması sonrası cereyan eden hadiseler ve nahoş olaylar bizleri derinden üzmektedir.

İşsizligin, fakirligin, cinayetlerin, hırsızlığın, hukuksuzluğun... giderek artığı ülkemizde, çözüm için çareler konuşulması gerekirken; "Rektör atamasi" gündemi işgal etmesi hiç de hoş değilidir.

Bu olay iki güç güsterisi üzerinden; hayvanların dahi tiksindigi, lut kavminin helakina sebep olan Erkeğin erkekle cinsi ilişkisini organize eden, onları bir dernek altında toplayan LGBT destek, müslümanların kutsallarına hakaret ve diğer kesimin de "oy oranımı" nasıl artırırım çabasıdır.

Hak talebi değil Hakkı istismar olayıdır.

Öğrencilerin "demokratik hak", "kayyum rektör..." ve benzeri taleplerini samimi bulmuyor, makyaj malzemesi ve kamoyuna yönelik mesaj olduğuna inanıyorum.

Neden mi?

Rektör atamaları ile ilgili yasal düzenlemeler yapılırken "susmaları" "demokratik haklarını kullanmamaları..." samimiyetsizliklerine en büyük delildir.

Yine LGBT'lileri "tercihlerine saygi..." için destek verilirken, Müslümanların tercihi olan "Kâbe'ye saygisizliklari" ise ne ile izah edilebilir?

Müslümanın "tercihine" saygısızlığı bir hak göreceksin, "tercihime saygi gösterilmeli" talebinde bulunacaksin.

Prof ERBAKAN dediği gibi: "haydi oradan"

Diğer ülkelerdeki üniversite öğrencileri musbet fen ve ilimde terakki edecek, dinime, namusuma dil uzatacak ve buna "demokratik hak diyeceksin"

Ögrencilerin! Bu hareketi; iktidarın oylarının düşmesi, ülkeyi yönetmekteki başarısızlığı ayukka çıkmasına karşı "can simidi" olmaktan öteye bir davranış değildir.

LGBT bayrakları ve eş cinselliği meşrulaştıran Ak Parti, MHP, CHP ve HDP olduğu gerçeğiyle; iktidarin da "Kutsallara karşı saygısızlik" konusunda hiç de masum olmadığıdır.

Avrupa bakanlığı, AB uyum yasaları... için gereken düzenlemeleri yapacaksın sonra çıkardığın yasalara uymayacaksin.

Yaman çelişki.

Gerici, yobaz, çağdışı, kominist, dinsiz, alevi, sünni, Türk, Kürt... kısır döngüsüyle "Müsassir medeniyet" seviyesine çikmadik. 

Artık bu tiyatrodan bıktık.

Ülkenin daha büyük sorunları var.

İşsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, insan haklari, adalet... bunlara çözüm bulalım.

Üniversiteleri musbet fen ve ilim yuvaları haline getirelim.

Eller uzaya giderken üniversitelerimiz kutsallarımızla uğraşmayı bıraksın.

Dinimizi; siyasetin kirli amacına alet etmekten ve din sömürüsünden vaz geçilsin.

Selam ve dua ile. 

Devamını Oku
Boğaziçi Üniversitesi

Sn. Cumhurbaşkanı Ve Oğuzhan Asiltürk Görüşmesi

Sn. Cumhurbaşkanı  ERDOGAN'nın S. Oğuzhan ASİLTÜRK'ü evinde ziyaret etmesi ve sonrasi "İttifak" söylemi ve söylentileri, ülkemiz gündeminde yer almıştır.

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı olan sn. ASILTÜRK'ün evinde olan bu ziyaretin "yeni ortaklıklar" olabileceği, "Millet itifakinda" yer alan Saadet Partisinin "cumhur ittifakına" geçebilecegi ihtimalleri gündeme gelmistir.

Sn. OĞUZHAN bey her nekadar YİK başkanı olsa da Saadet Partisi genel baskani T. KARAMOLLAOĞLU olduğu da bir gerçektir.

KARAMOLLAOĞLU'nu takip edenler onun üslup ve mizacını bilenler yani onu tanıyanlar bilirlerki o "Ülkenin çıkarı", "yapici eleştiri" ve "herkesle diyalog" kurma çabası ile hareket eder.

Bu görüşme ile ilgili muhabirin KARAMOLLAOĞLU'ya sorusu üzerine: "Biz her görüşten, her siyasi partiden ve her anlayıştan insanlarla ülkemizin sorunlarını görüşmeye ve çözüm yolları aramaya bundan sonra da devam edeceğiz. Çünkü biz bu ülkenin ve milletimizin derdini, sıkıntısını iyi biliriz. Ülkemizin ve tüm insanlığın yaşadığı acıları ta kalbimizden his ediyoruz. Sn. Cumhurbaşkanının, YİK Başkanımiz Oğuzhan ASİLTÜRK Bey'i ziyaretini bu çerçevede değerlendiriyoruz. Bir diyalog kurulmuş, bir adım atılmış, bir ziyarette bulunulmus, bunu ne çok küçümsemeye ne de abartmaya gerek var." Demiştir.

Sn Cumhurbaşkanımızın Sn. ASILTÜRK'Ü evindeki ziyareti; nezaket ziyareti veya iktidarla muhalefet arasında istişare için olsaydı daha doğru olurdu.

Daha önce Saadet Partisi'ni "yedinci ok", "particik", "tabela partisi"... diye ağır elestiriler yapan iktidarin seçim zamanı olmadığı halde böyle bir buluşma ve ardından "itiffak" söylentileri şık olmamıştır.
Nitekim bu görüşme parti tabanında rahatsızlığa neden olmuş, partinin eski genel başkanı ve GİK üyesi Prof. KAMALAK: "Vebali büyük olanla ittifak olmaz" demis ve devamla "Bence Ak Parti ile kesinlikle ittifak olmamalı. Çünkü Ak Parti politikasi hep gerilim üzerinedir, ülkeyi kutuplaştırıyor. Bu durumda kanaatimce ülkeye hayır gelmez."

Sadet Partisi genel başkan yardımcısı ve parti sozcüsü sn. Birol AYDIN:"Burada bir ittifak çıkarmak doğru değildir. Sayın Cumhurbaşkanının böyle bir arzusunun, böyle bir fayda umması yürüttüğü siyaset açısından pek tabiidir. Böyle bir Ak Parti ve Saadet partisi arasinda bir ittifak görüşmesi şeklinde bunu değerlendirmek doğru değildir."

İktidar olmanın gücüyle; HDP ile ittifak bahanesiyle "Hayın ve bölücü" eşi üzerinden "ingiliz ve ajan", Çanlıca camisi üzerinden "cami düşmanı", CHP üzerinden "Camilerde yuhlatılan" Saadet Partisi ile Ak partinin itifak kurmasi çok zordur.

Ülkemiz siyasetinde herşey mümkün oldugu halde, şimdilik tabanin büyük rahatsızlık duyduğu "İttifak" söylentisi gerçekleşeceğini söylemek pek mümkün değildir.

Selam ve dua ile 

Devamını Oku
Sn. Cumhurbaşkanı Ve Oğuzhan Asiltürk Görüşmesi

Tehlikenin Farkındamıyız

Kırmızı et alırken haram olmasi ihtimaline karşı tehlikenin farkındamıyız?

Temel gıda ihtiyaclarımızdan biri de kırmızı ettir.

Zamlar, alım gücümüzün düşmesi, ekonomik durumumuz kirimizi et'i almakta bizi epey zorlamakta.

Bazıları etsiz yemek yemezken, günde, haftada, ayda veya bayramdan bayrama kirmizi et'i sofrasinda az da olsa görenimiz de var.

Sağlığımızı ilgilendiren boyutunu uzmanına birakarak islam dini açıdan sizinle paylaşmak isterim.

"Domuz etinin kasaplik et" (tarim bak. 4 mad c bendi. Resmi gazete) statüsüne ve de et ithalatindan sonra kırmızı et'e daha şüpheli bakmalıyız.

Ak Parti iktidarı öncesi müslümanlar daha hassas, yedikleri ve içtiklerine dikkat eder, helal veya haram olmasi konusunda tittiz davranırlardı.

Herkes bilgisi dahilinde tüketilen gıdaları araştırır dini sakıncası olanları paylaşır, kamuoyu bu paylaşımi dikkate alırdı.

Bu paylaşım öyle güçlü olurdu ki ilgili firma veya iktidar açıklama yapmak zorunda kalırdı.

Müslümanların hassasiyetleri onları; "helal gida", "domuz yağı yoktur", "ıslami usule göre kesim" gibi etiketlerin sattikları mallar üzerne yapıştırma zorunda bırakırdı.

İktidarlar değişse de Allah'ın emri, helal ve haramın değişmediğidir.

Iktidarda Ak Parti var. Lideride dindar, güzel de Kur'an okuyor, mütedeyyin insanlar da bu partiye destek veriyor... bunlar işin iyi olan yönü. 

Peki yeterli mi?

Oysa kanunlar değişmemiş, büyük firmalar daha bir büyümüş, çıkarılan yasalar da dini hassasiyete önem veren yasalar pek olmamıştır. 

Dinimize göre en büyük necaset; Domuz, Köpek ve bunlardan peyda olanlardır.

Islama göre etin helal olmasi için, kesilen hayvanin eti yenilen cinsten olmalı ve kesimin uygun olmasıdır.

Uygun kesim; kesim esnasında besmele söylemesi, nefes ve yemek boruları ile iki şah damarı veya bu damarlardan birisinin kesilmesi gerekir. 

Bu kesimin bir defada yani kesme işlemi başladıktan sonra bıçağı kaldırmadan, değiştirmeden sonuna kadar götürmek gerekir.

Müslüman bir ülkede ve müslüman bir kişinin kesiminde aksi ispatlamadıkça o kesim helal kabul edilir.

Ancak müslüman olmayan bir diyardan ( ithal edilen etler) aksi ispatlannadikçka kesilen et helal kabul edilmez.

Büyük firmaların (bim gibi), marketler zincirinin, avm lerdeki ithal ettin helal kesim olduğu şüphesi vardir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: "Şurası muhakkak ki haramlar apaçık bellidir, helal da apaçık bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli olanlar vardir. İnsanlardan çoğu bunu bilmezler. Bu durumda kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da tebrie etmiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluga düşebilecek durumudur...(Buhari, Muslim, Ebu davud, Tirmizi, Nesei..)Tehlikenin farkina varalim.Kasabimizi ve bakalimizi tercih edelim.Selam ve dua ile 

Devamını Oku
Tehlikenin Farkındamıyız

Derman Aramak

Aldığımız nefes, içtiğimiz su, güneş, atmosfer, sindirim sistemlerimiz, göz, kullak... kisaca her şeyimizle Allah'a muhtaciz.

Lütfüde, kahrida, nimetleride, musibetleride, verdikleride ve aldıklarıda hep güzeldir.

O'ndan gelenden yine O'ndan yardım dilemeliyiz.

Gavur dediğimiz batili ülkelerin musbet ilim ve fende ileri olmalari dinlerinin bir gereği değildir.

Müslümanların yoğun yaşadığı ülkelerde ki geri kalmışlığın, idarecilerinin köşkler, saraylar, israf ve şatafat merakı da İSLAM dini ile alakası yoktur.

Allah dert ve hastaliği, derman ve şifası ile beraber vermiştir.

Bize düşen dertlere deva, hastalilkara şifa bulmaya çalışmaktır.

Ebu Derdadan rivayetle, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah, hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç var etmiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeylerle tedavi olmayin."(Ebu Davud)

Günümüzün en büyük dertlerinden biri de Corana virüsüdür. 

Elbette bu derdin devasi yanı ilacı var ve dermanı da bulunacaktır.

Bilim insanlari deva ve ilaç bulmak için çaba harcamaları, devlet de onlara olanak ve imkanlar sunması, bize düşen ise işin ehli ve devletin tedbirlerine uyumaktır.

Herkes işini yaparsa başarı da olunacağıdır.

Aşı çalışması yapılmakta, olumlu haberlere sevinnekle beraber, bizlerin de evde kalma, maske takma ve sokaklara çıkmama tedbirlerine uyumalıyız.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:"Meclislerin en kötüsü çarşılar, sokaklardır. Eniyisi de CAMİLERDİR. Camilerde oturamazsan evinizde oturun." (Taberani:Vasile "R.A.")

Bilim kurulunun tavsiyelerine azami derecede uyalım. 

Zaruret dişinda evimizden ayrılmayalım. İşimizi en kisa zamanda bitirip eve dönelim. 

Ihtiyaclarimizi en yakın bakkal veya marketten gidermeye çalışalım. 

Kalabalık yerleri tercih etmeyelim. AVM lere hiç uğramayalım. 

Abdestimizi yine sünnette uygun alıp, namazlarımızı sünnetleriyle beraber kılalım.

Bakara153 ayet:"Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardim dileyim. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir."(dib meal)

Selam ve dua ile 

Devamını Oku

Mevlid Kandili Ve Çocuğumuza Hediye

Canımızdan bir can, geleceğimizin teminati, malımızın varisi ve neslimizin devamı.Allah'ın bize lütfü ve emaneti.Sevinince sevindiğimiz, ağlayınca üzüldüğümüz, yemediğinde yemediğimiz, uyumadan uyuyamadığımız evlatlarımız.Ebeveyn olarak görev ve sorumluluklarımızı hiç düşündük mu?Onların dünyası için çaba harcarken ebedi hayatlari yani ahiretleri için gerekli fedakarlıği yaptık mı?Eğer "ben müslümanın onlarda müslüman" ve "Allah gafuru Rahimdir" der, helal ve harama önem vermiyor ahirete hazırlık yapmıyorsak hata edenlerdeniz derim.Tahrim suresi 6 ayet:"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakiti insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun..."İman edenlerden olsak bile yapmamiz ve korumamız gerekenlerin de var olduğu gerçeğidir.Sosyal medyanin cazibedar tahribati, çocuklara yönelik milli ve manevi değerlerden koparan yayın ve görseller ile şeytan ve avanelerinin boş durmadığıdır.Bunca tahribata karşi birşeyler yapmamız dini bir vecibe olduğu gerçeğidir.Ne yapabilirim?Derim ki "emanetinde olan" ailene karşı görevlerini yap. Dünyaları için gösterdiğin çaba ve fedakarlığı ahiretleri için de harca.Onları "felaket asrın" zulümatina karşı iman nuruyla ile aydınlatmaya çalış.Nasil?Derim ki; Kur'an'ın asrimizdaki tefsiri olan Risale-i nuru okumak, okutmak, anlamak, anlatmak, yaşamak ve yaşatmakla derin.Emekli bir büyüğüm " eskiden hiç boş zamanım olmazdı. Pandemi döneminde evde kaldığımdan bos zamanımın olduğunu gordum. O boş zamanımı Risale-i nur ile değerlendiriyorum". Demesi "Fırsattan istifade" deyip bizlerde bu günleri değerlendirebiliriz.Corona hastalığı, uymamiz gereken kurallar ve evde kalmanın gerekliliğini firsata çevirebiliriz.İslamin ilk emri olan "oku" emrine uyarak, zamanimizi ibadet ederek, sevap da kazanabiliriz.Özellikle bizimde istifade edeceğimiz, çocuklarımızın da zevkle okuyacakları Yeni Asya gazetesinin basim ve dağıtımıni yaptiği, Hayretin EKMEN'nın çizgi romon formatinda ve sahih hadislere dayanilarak yazdigi "Peygamberimizin hayati" adli eseri almanizi ve okumanızı tavsiye ederim. (İrtibat Ayhan Şahin 05306567473)Kutlu doğum gününe hediye niyetiyle alsak, ailece okusak güzel olmaz mı?Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemi dogru bilirsek severiz, seversek O' (sav)nu kendimize örnek alırız.O zama "Yakacaği taş ve insan olan" cehennem ateşine karşi kendimizi ve ehlimizi koruma adina doğru bir iş yapmış oluruz.Selam ve dua ile.

Devamını Oku
Mevlid Kandili Ve Çocuğumuza Hediye

A'raf

Her şeyin tümseği yüksek yer, burç, sırt, tepe, örfler, adetler, iki şey arasında kalan arf kelimesinin çoğuluna Araf denilir. 

Araf, senaryosunu Hakan Bilir ve Bilal Dalkıran yazdığı, 2006 yılı ve2012 yılında senaryosunu Yaşam USTAOĞLU nun yazdığı filim ve şarkılara da konu olmuştur. 

Dini bir terim olarak da “sevapları ve günahları birbirine denk olanların bir süre kalacakları yer”, “Cennet ve cehennem ehlini birbirinde ayıran sınır”, “Gayri Müslim, akıl veya baliğ olmayanların yeniden imtihana tabi tutulacak yer”… Ve benzeri manalar da denilmiştir. 

Mekke de nazil olan, 206 ayetten oluşan; Peygamber kıssalarını en genişçe açıklayan en uzun surenin ismi de A’RAF tır. 

Bu mübarek surede, kıymet gününde meydana gelecek olan bir sahneyi; uç fırka ve aralarında geçen konuşmaları ve münazaraları açıklar. Bu üç fıkra, cennet ehli Müminler, Cehennem ehli olan kâfirler ve Kur’an’da sadece bu surede “A’raf ehli” diye üçüncü fırkadan da söz ettiğinden bu sureye de “A’RAF” suresi denilmiştir. 

İbn Cerir, Huzeyfe’ye A’raf ehli sorulduğunda o “Onlar, sevapları ile günahları eşit olan topluluktur. Günahları cennete, sevapları ise cehenneme girmelerine mani olur. Dolayısıyla, Allah haklarında hükmedinceye kadar, orada, sur üzerinde dururlar. (saf. Tef.) 

Suredeki 44 ayet “Cennetlikler, cehennemliklere: “Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler, “Evet derler. O zaman aralarında bir duyurucu, “Allah’ın laneti zalimlere!” diye seslenir. 

Cennet ehli olan Müminlerin dünya hayatında Allah’ın emrine uymakla neler kazandıkların ve nelerden kurtulduklarını; Ehli cehennem olan kâfirlerin de nelerden mahrum olduklarını daha iyi anlayıp his etmeli bakımından bir buluşmadır. 

Ehli iman: “Firdevs cenneti”, “El değmemiş hurileri”, “Tertemiz zevceleri”, “Taze meyveleri”, “Kuş etlerini”, “İpekten döşekleri”, “Hizmetçi ğılmanları ve huriler”, “Kristal bardaklarda içecekleri”, “Önlerinde nehirler akan köşkleri”, “Allah’ın cemalini”, “Lülü ve mercanları”, “cennet ve yine ikinci bir cenneti”, “Selam’I”, “selamet ve güven içinde olmaları”, “Altında ırmaklar akan köşkleri”, “Altın bilezikler ve inciler takıları, “ipekten elbiseleri”… Aklın idrak edemeyeceği kadar güzellikleri ebedi biçimde ve ebedi bir hayatla yaşamalarını kazanmışlardı. 

Ya kâfirler: “Cehennem ateşinde itilip kakılacak olmaları”, “boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu halde sürüklenecekleri” , “cehenneme yakıt olmaları”, “Yurtlarının ateş olması”, “Elleri boyunlarına bağlı olarak dar bir yere atılmaları”, “Kapkara dumandan bir gölge altında olmaları”, “Cehennemde ebedi kalmaları”, “Zakkumu yemeler,”, ”Demir kamçılar”, “Ateş üzerinde azap”, “başları üzerinde kaynar su dökmeler,”, “Katrandan gömlek ve yüzlerinin ateş ile kaplam”, “Kuru diken yemeler”, “İrin yemeleri”, “Kayna su içmeleri”, “Kaçamayacakları”, “Ölüp yok olmayacak”… Akla gelebilecek en şiddetli işkencelerden daha şiddetli işkenceler, azalmayan azap, ebedi olan bir hayat… 

Ayetin devamında “Ve aralarında bir tellal, ‘Allah’ın laneti zalimlerin üzerinde olsun!’ diye bağırırlar.” 

Bir sonraki 45 ayette “Onlar, Allah yolunda alıkoyan ve yolun eğri olması isteyen zalimlerdir. Onlar ahireti de inkar ederler.” 

50 ayette Rahmetten uzak, azabın envai çeşidi tadan ve tatmaya devam eden bu kişilerin çaresizliğini şöyle izah eder; “Cehennem ehli Cennet ehline: “Suyunuzdan veya Allah’ın size verdiği rızıktan birazda bize verin! Diye seslenirler. Onlar da “Allah bunları kafirlere haram kılmıştır.” Derler. 

Belki de en zor ve azabın en şiddetli anlarından bir andır. Allah bizleri bu hale düşmekten muhafaza etsin. 

Selam ve dua ile. 

Devamını Oku

Korona Ve Koruma

Covit 19 hayatimizi etkilemeye, yaşam standardimiza yön vermeye, kalitesini düşürmeye ve tedbirler almaya bizleri mecbur ediyor.

Taziyeler, düğünler, akraba ve hasta ziyaretleri, bayramlar... Artık geçmiştekiler ve corona sonrası olarak denilmektedir.

Dünya bu hastalığa çare bulmak için var gücüyle çalışmakta ve iyi haberler de duyulmaktadır.

Corona gizemlerle dolu garip bir hastalıktır.

Bazen aklın sınırlarını zorlamakta, az tedbir alan değil de çok dikkat edenler hastalannaktadır.

ABD, İspanya, Çin, Almanya...Gelişmiş ülkeler acziyet içine düşerken; Suriye, Irak, Uganda, Somali, Cibuti... Gibi ülkelerde hastaliğa karşı başarılı olduklarıdır.

Bana göre az gelişmiş/gelişmemiş ülkelerin, başarılı olmaları mücadelelerinin sonucu değil Coronanın takdiri olduğudur.

Ülkemizin corona ile mücadelesinde başarı/basarısız olduğunu bir kenara bırakarak ilimiz için başarısına bakmalıyız.

Sağlık emekçilerinin olağanüstü çaba ve fedarliklarina rağmen mücadelenin bölgemizde pek de başarılı olmadığıdır.

Fiziki imkânlar, göstermelik denetimler ve kurallara uymama başarısızlığın önemli nedenleridir.

Sınıf arkadaşım ve Diyarbakır Emlak. der. bas. Sn Mustafa KOÇ un ziyaretine gitmiştim. 

Konu Corona hastalarına gelince ben "Testleri pozitif çıkan bazılarının tedavi ve karantinalarinin evlerinde uyguladıklarını..." söyleyince o "Diyarbakir Form bu hastalıkla mücadeleye tesis edilmesiyle fiziki imkanlarin bir nebze daha iyi olacağını" söyledi.

Gerçekten doğru ve faydali bir teklifti.

Atil durumda olan bir tesisin işlevsel hale gelmesi çok yaralı olacağidir.

Kabullenmek ve yetkilikerin gerekeni yapmasi beklentiden öte icraat olmalıdır.

Covit19 ve diğer hastaların ayni ortamda hizmet görmeleri yerine atıl durumda olan AVM inde bu amacla kullanılması fiziki ihtiyacın giderilmesinde, sağlık emekçilerinin uygun şartlarda daha iyi hizmet sunacakları bir hakikattir.

Yine hasta veya risk taşıyanların evlerine yönlendirme yerine TAZIYE evlerini uygun hale getirip buralarda karantinaya alınması iyi olacağıdır.

Izalasyon, hastalığı kontröl altına alma ve mücadele için bunlarda birer artıdır.

Bulaşıcı bir hastalik olan corona ile mücadele ince detaylara dikkat edilip ihtimaller değerlendirilmelidir.

Tedbirleri gevşetmeye ve mucadeleyi sekteye uğratacak her şeyden kaçınılmalıdır.

Birebir mucadele, tam pres ve dar alan uygulayarak CORONA ya karşı başarı saglayacağımız kanatindeyim.

Selam ve dua ile. 

Devamını Oku

Ölüm Ve Kabir

Muvakkatten iskân edildiğimiz ve imtihan olacağımız dünya; mükâfat değil çalışma yeridir. İçindeki nimetler ise Allah’ın bizlere ikramıdır. 

Dostun dosta (ehli iman olanlar) kavuştuğu, ebedi saadetin yaşanacağı yer ise ahiret yurdu ve cennettir. 

Dünyaya gelirken kendimizle hiçbir şey getirmediğimiz gibi giderken de kendimizle bir şey götürecek değiliz.  

Dünya bir han; gidenler(ölüm) olacak ki gelenlere yol açılsın. Gelenler bitti mi, gitmesi gerekenler de gitti mi dünyada insan nesli kalmayacak ve kıyamet kopacaktır. 

Her canlı gibi bizde sıramız geldiğinde, zamanımız dolduğunda ölüm şerbetini tadacak, fani dünyadan ebedi olan ahiret yurduna gidenlerden olacağız. 

Ölüm; Kaçanın kurtulamadığı, tedbir alanın çare bulamadığı, zengin, fakir, makam, hasta, yaşlı, genç, ihtiyar… Ayırımı yapılmadığı kaçınılmaz bir olaydır. 

Nasreddin hocaya sormuşlar: “Hocam nereden geliyorsun?”  Hoca “Cehennemden?” diye cevap vermiş oradakiler “Hocam Cehennemde ne işin vardı?” hoca “Ateş almaya gittim” onlar “Ateşi getire bildin mi?” Hoca “Hayır herkes ateşini dünyada getirmişti.” 

Cennetin de, cehennemin de kazanıldığı yer dünya yurdudur. Ona göre davranmak ve yaşamak gerekir.  

Biz başıboş değiliz. Hareket, söz ve düşüncemizi kayıt altına allan Allah’ın iki meleği var ve sürekli izlenmekteyiz. 

Ölüm yok olma değil; başka âleme gitmektir. Bu âlem; ehli iman için ebedi kurtuluş, günahkârların cezasını çekeceği hapishane veya imansızların ebedi kalacakları cehennem yani idam yeridir. 

Kabir dünya için son çıkış kapısı iken ahiret yurdu içinde giriş kapısı ve ilk sorgunun yapıldığı yerdir. Buradan selametle geçtik mi gerisi çorap söküğü gibi kolay ve basittir. 

Dünyayla irtibatımız ölüm ile kesilir. Akrabamız, malımız, makamımız, dost ve ahbabımız kabir kapısına kadar bizimle gelir.  

Kabirde amelimizle baş başa kalırız. Orası bizim için ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukur oluverir. 

Kabirleri ve mezarlıkları sık sık ziyaret etmek lazım. Dünya lezzetinin ağızdan gitmesine vesile olan ölümü her dem zihnimizde taze tutmak ve hatırlamak gerekir. 

Kişinin “Günümüzü gün etme”, “felekten çalma” gibi düşündüğü bir yaşam tarzı yoktur. Dünyanın lezzeti geçici ve zevalinden sonra elemi vardır. 

İhtiyar olma, hastalık, imkânsızlıklar, sınırsız istek ve arzulara karşı sınırlı imkânlara sahip olma, tatmin edilen arzu ve isteklerin yerine yeni arzu ve istekler iman çerçevesinde değerlendirilmez ise sıkıntıların kaynağı olur. 

Helal dairesinde yaşamak; keyfe kâfi geldiğinden hayatımıza mana katar. Nefsin, şeytanın, kibrin ve gururun esiri olmaktan bizi kurtarır. 

Berzah âleminde başlayan yolculuğumuz, babamızın sırtına oradan anne rahmine, oradan da dünyaya gelişimiz, ölüm ve kabir hayatıyla devam etmektedir. 

Bu yolculuğun dünya durağında Allah; bize hakkı hak bilip hakka tabi olmayı ve batılı batıl bilip batıldan uzak durmayı nasip etsin. 

Kabir bizlere cennet bahçelerinden bir bahçe olsun. 

Selam ve dua ile. 

Devamını Oku