Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
  • Doğum tarihi 01 January
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Saadet Partisi Diyarbakır aday adayı başvurusu

Saadet Partisi Diyarbakır'ın büyük ilçelerinden Kayapınar belediyesi belediye başkan aday adaylığı için ilçenin eski belediye başkanı merhum Hanifi Kılıç'in oğlu Mahmud Yahya KİLİC iki yüzden fazla imza desteği ile baş vuruda bulundu.

"Aday gösterildiği takdirde başarılı" olacağını belirten Mahmud Yahya KİLİC "görev beklediğini, seçilmesi halinde farklı bir belediye anlayışi ile" hizmet edeceğini belirtti.

Devamını Oku
Saadet Partisi Diyarbakır aday adayı başvurusu

Zekat Ve Önemi

Ülkemizde unutulmaya yüz tutmuş, önemini yitirmiş, devletin hatırına gelmeyen ve Ramazan ayında cılız biçimde hatırlanan ibadetlerin başında Zekât gelir.
Sosyal barışın oluşmasında etkili, toplumun huzuru için elzem, zengin ve fakir arasında sevgi köprüsü olan zekât Allah'ın emridir.
Bediüzzaman:
"Cenab-ı Hak tarafından verilen maldan hem bereket, hem fakirlerin hased ve beddualarından kurtulmak için, ya on'dan veya kırk'tan birisini kendi fakirlerine vermek ağır bir şey midir ki, emr-i zekatı ağır görüp İslâmiyetten çekiniyorlar? Bunların tekzibleri ehemmiyetsiz olmakla beraber, hakları tokattır. Cevab vermek değil...(Sözler)
Kuran'da namaz ile beraber 130 dan fazla ayette beraber emredilen, malı temizleyen, bereketlendiren ve karşılığı ahirette 700 kat daha fazla verilen maddi bir ibadettir.
Bakara Suresi, 277. ayet:
"İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin Katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır."
İslam'ın şartları (rüknü) sayıldığında bilinen, ilmihal kitaplarında detaylı biçimde yazılan Zekat, maalesef az yerine getirilen malı bir ibadettir.
Bediüzzaman;
"Halbuki zekat, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyyattır. Zekatı vermeyenin herhalde elinden zekat kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır." (Mektubat)
Zenginin fakire bir lütfu, minneti olmadığı gibi, fakirin de aldığında kimsenin minnetine girmediği Allah'ın bir lütfudur.
Mudessir süresi 42-44;
“Sizi Sekar’a (cehenneme) ne soktu?”
"Onlar şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan değildik.”
"Yoksula yedirmezdik.”
Toplayıp yemedigimiz, biriktirip zekâtını vermediğimiz mallarimiz bizimle ahirete gelmiyecektir.
Varisler keyfini sürerken hesabını vermen de biz olacağız.
Tevbe 35 ayet:
"O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek.(Diy. Meal)
Zekat vermekle kişi fakir olmadığı gibi zekâtın verilmesinden öncülük eden devlette de huzur ve güven artar.
Birinci Dünya savaşı ve yaşananları manevî bir bakış açısı ile izah eden Bediüzzaman:
"Zekâtı vermede cimrilik ettik; Allah, birikmiş zekâtı (savaş giderleri, fakirlik ve mahrumiyetle) elimizden aldı."
Zekat rıza-i ilahi için verilmeli. Asrımızın manevi hastalığına çare olan Risale-i Nur hizmetinde bulunan muhtaç kimseler görüp gözetilmelidir.
Bediüzzaman;
"İhsanlar zekat namına olmazsa, üç zararı var. Bazan da faidesiz gider. Çünki Allah namına vermediğin için, manen minnet ediyorsun; bîçare fakiri minnet esareti altında bırakıyorsun. Hem makbul olan duasından mahrum kalıyorsun. Hem hakikaten Cenab-ı Hakk'ın malını ibadına vermek için bir tevziat memuru olduğun halde, kendini sahib-i mal zannedip bir küfran-ı nimet ediyorsun. Eğer zekat namına versen; Cenab-ı Hak namına verdiğin için bir sevab kazanıyorsun, bir şükran-ı nimet gösteriyorsun. O muhtaç adam...duası senin hakkında makbul olur. Evet zekat kadar, belki daha ziyade nafile ve ihsan, yahut sair suretlerde verip riya ve şöhret gibi, minnet ve tezlil gibi zararları kazanmak nerede? Zekat namına o iyilikleri yapıp, hem farzı eda etmek, hem sevabı, hem ihlası, hem makbul bir duayı kazanmak nerede" (Mektubat)
Selam ve dua ile.

Devamını Oku
Zekat Ve Önemi

Diyarbakır Ceylan Karavil AVM basın açıklaması.

Güneydoğu'nun en büyük  Avm si olan Diyarbakır Ceylan Karavil AVM deki esnaf kira artisini pritesto anaciyla basin açıklaması yaptılar. Detaylar fotoğraf da.

Diyarbakır Ceylan Karavil AVM basın açıklaması.

Ekonomik Kriz

Hukümet emekliye vereceği zammı düşürmek için enflasyonu düşük gösterse de ekonomik kriz dayanılacak durumda değildir.

Diyarbakır ve Güneydoğu'nun en büyük AVM sı olan ceylan Karavil esnaf'ı düzenledikleri basın toplantısında bunu net biçimde dile getirdiler.

Ticaretin düşmesi kira zamları ile zor durumda kaldıklarını beyan eden esnaf devletten olaya müdahale etmesi talebinde bulundular.

Enfalyon düşmemiş orta ve küçük ölçekli işletmeler, esnaf, asgari ücretli, emekli, işsiz feryad etmektedir.

Medya görmesede hükümet çare bulmasada enflasyon düştü densede Allah biliyor o yeter.

Devamını Oku
Ekonomik Kriz

En Önemli İbadet

Müslümanın kırmızı çizgisi, "dinin direği", "gözün nuru" ”imandan sonra en büyük hakikati" ve "miracı" olan Namaz, müminin olmazsa olmaz olanıdır.
Namaz; kişinin Allah'a kendini en yakın his ettiği zaman dilimidir.
Günde beş defa yıkanan kimse nasıl ki kirden temizlenir "beş vakit namazı kılan da günah kirinden" temizlenir.
"Müslüman ile kâfiri bir birinden ayıran", "hayasizliktan ve kötülükten koruyan", Allah'ın rızasını kazanan ibadetin başında "huşu içinde" kılınan namaz gelir.
Bediüzzaman:
"Paşa, Paşa! İslamiyette, îmandan sonra en yüksek hakîkat namazdır. Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur"(tarihçe-i hayat) demesi Namazın dinimizce ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır.
En zor şartlarda, savaş meydanında, düşman hattında ve çarpışma esnasında bile namaz terk edilemez.
Hasta olup ayakta duramayan oturarak, bunada gücü yetmeyenin uzanarak bunu da yapamayanın başıyla, yapamıyorsa kalbiyle de olsa namaz kılınmalıdır.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
"Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Azîz ve Celîl olan Rabb'i: 'Kulumun nâfile namazları var mı, bakınız?' der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir." (Tirmizî, Mevâkît 188;
Ebû Dâvûd, Salât 149; Nesâî, Salât 9; İbni Mâce, İkâmet 202)
İmam bir arkadaşımın gençlerle sohbeti vardı beraber gitmemizi istedi, kırmadım onunla yirmiye yakın üniversite öğrencisinin bulunduğu yere gittik.
Tanışma faslından sonra kısa konuşma ve karşılıklı soru sorma biçiminde sohbet yapılıyordu.
Gençler soruyor hoca efendi cevap veriyordu. Biri "hocam müsaden varsa hoca da bize sohbet etsin" demesi arkadaşımın ısrarı ile Namaz konusunu anlattım.
Kısa bir konuşmadan sonra Risale-i Nur dan;
"Eğer yüz kuruş bir gündelik ile çalışsan; sonra biri gelse, dese ki: "Gel on dakika kadar şurayı kaz, yüz lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın." Sen ona: "Yok, gelmem. Çünki on kuruş gündeliğimden kesilecek, nafakam azalacak" desen; ne kadar divanece bir bahane olduğunu elbette bilirsin. (21 söz) ile başlayıp sonra beşinci sözü rehber ederek önce namazın önemini sonra tekrar yirmi birinci sözu anlattım. Özellikle:
"Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir! Hiç kat'î senedin var mı ki, gelecek seneye belki yarına kadar kalacaksın? Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebediyettir. Keyf için, ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun...
Acaba her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu? Madem vermiyor; Çünki ihtiyaç tekerrür ettiğinden, usanç değil belki telezzüz ediyorsun...
Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir, ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz çalışırsın...(21 Söz)
Gençlerin çok hoşuna gidiyordu. Pür dikkat dinliyorlardi.
Bu sohbette; Gençlerin dinini öğrenme özellikle hakaiki imaniye konusunda sıkıntılar yaşadığını gördüm.
Dinimizi asrımızın idrakina sunmanın en doğru ve hikmetli yolu Risale-i Nur olduğunu bir daha anladım.
Selam Ve Dua ile.

Devamını Oku
En Önemli İbadet

Adalet İyilik Ve Akrabaya yardım

Müslümanların çoğunlukta yaşadığı ülkelerde olması elzem olan; Adalet, İyilik ve Akrabaya yardım konusu mumla aranır hâle gelmiştir.
Oysa imandan sonra İslam'ın omurgasını bu üç esas teşkil eder.
İslam'ın rükünları olan; Namaz, Oruç, Zekât, Hac ve kelime-i şehadet bunların önemini hatırlatır.
Müslüman; adıl, İyilik sever ve akrabaya daha bir önem verir.
Ya günümüzde? Maalesef...
Ükemizde; son on altı yılını muhafazakar bir partinin tek başına iktidarda olmasına rağmen bu değerler giderek azalmaktadır.
Her cuma hutbesinde okunan ayette Allah'ın kesin emri olduğunu hatibin söylemesine rağmen; Adalet, İyilik ve Akrabaya yardım önceliğimizden çıkmıştır.
Adalet: herkese ve kesime lazım.
Sevdiklerimiz, yandaşımız, fikirdaşımız, dindaşımız, akrabamiz için olması güzel olsada bunların dışındakiler için de istemek daha güzeldir.
Kişilerin adil olması önemli ancak devletin adil olması daha önemlidir.
Hz Ömer (Ra) "Adalet mülkün temelidir" derken adaletin olmadığı yerden mülkün de olması zordur.
Güçlü devletler güçlü adaletle oluşur. Yıkılan devletlerin büyük çoğunluğu adaletten uzaklaşlamari sonucudur.
İhsan, iyilikte bulunmak adaletin bir gereğidir. Karşılık beklemeden, kim ve kimler olduğuna bakmadan iyilikte bulunmak dinimizin ve insanlığın bir gereğidir.
Atalarımız "İyilik yap denize at balık bilmezse halık bilir." Diyerek olması gerekenin özetlemişlerdir.
Fitneyi önleyen, kardeşlik hukukunun geliştiren, zengin ve fakir arasındaki muhabbeti artıran ihsan yani iyilik yapmaktan başkası değildir.
Bakara 177 Ayet:
"İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin..."( Duy. Meal)
Akraba; kan bağımiz olan kimselerdir. Ayni dine de mensup işek "nurun ala nur" dur.
"akrabanın yaptığı akrep yapmaz", "kim gözünü çıkarmış? Akrabam, onun için derin çıkarmış" birer Yahudi sözü ve dinimizde yeri yoktur.
Dinimize göre olması gereken; iyi günde, kötü günde akrabanın yanında, sevincine ortak olmak ve sıkıntısını gidermeye yardım etmektir.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
"Akrabalık, Arş’ta asılıdır. Der ki: “-Beni gözeteni Allah gözetsin; beni terk edeni Allah terk etsin." (Müslim, Birr ve Sıla, 17)
"Akrabalık bağlarını kesip koparan kimse Cennete giremez. (Buhari, Edeb, 11)
"Her kim rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini istiyorsa akrabasını görüp gözetsin." (Buhari, Edeb, 12)
"Ey insanlar, birbirinize selâm verin, akrabanızı gözetin, yemeği yedirin! Geceleyin insanlar uyurken namaz kılın ki selâmetle Cennete giresiniz."( Tirmizî, Et’ime, 45)
Selam ve dua ile.

Devamını Oku
Adalet İyilik Ve Akrabaya yardım

Evlenmek

Neslin sağlıklı biçimde devamı, veraset hukuku ve huzurlu bir yaşam için evlenmek/evlilik çok önemlidir.
Her ne kadar "Evlilik sultanlık" denilse de yaş ilerledikçe aynı yastığa baş koyacağımız karşı cinsten birisine duyulan istek ve arzu bu sözün yanlış olduğudur.
Evlilik; cinsel arzunun helal dairesinde tatmini olmakla beraber, maddi ve manevi çok faydaları olduğu gerçeğidir.
Dinimize göre ibadettir.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
"Evleniniz, çoğalınız, çünkü ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." (Beyhakî, VII/81)
Ya günümüzde?
Çağdaşlaşma, batılılaşma ve modern yaşam adı altında evlilik önemini yitirmek üzeredir.
Batı'nın musbet ilmini alamadığımız, muasır medeniyetler seviyesine çıkmadigimiz gibi, kanser gibi Avrupa'yı bitiren kokuşmuş ahlakını ve yaşam tarzını kendimize rol model olarak almışızdır.
Evlilik, ömür boyu birlikte yaşama yerine ilk anlaşmasizlikta ayrılma, iyi ve kötü günde bir birine destek yerine cinsel arzular ve fantaziler, ahlak güzelliği yerine fiziki güzellik, guven yerine sadakatsizlik ve iffet yerine bedeni teşhir almıştır.
İyi mi olmuştur?
Bana göre çok yanlış olduğudur.
Toplumun huzuru, ülkenin bekasi, neslin sağlıklı devamı için evlilik önemli hem de çok önemli olduğudur.
Furkan 74:
(Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! derler.(Diy. Vakıf.)
Mutlu bir evlilik için eş seçimi de önemlidir.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
"Kadın, dört şeyi için nikah edilir; malı, soyu, güzelliği ve dini; sen dindar olanını seç ki, evin bereket bulsun." (Buhari)
1991 yılında Edirne Suleoğlunda asteğmendim. Çok sevdiğim bir üsteğmen:
"Şafii mezhebine göre bir baba kızına sormadan evlendirebiliyor, bu adaletli değildir. Siz ne dersin?" Dedim ki:
"Aşka dayalı, mantığa dayalı veya hem aşkın ve mantığın olduğu evlilik sizce hangisi daha iyi ve adıl?" O
"Elbette Aşkın ve mantığın olduğu evlilik en iyi ve adıl olanıdır." Ben:
"Siz de İmami şafinin görüşünü beğendiniz" o
"Nasıl!" Ben:
Kız evladının babası nezdindeki değeri ve sevgisini, babanın kızına karşı şefkati, oğlunun değil kızının evliliğinde daha bir hassas olduğunu... İşin fitiratini, baba ve evlâd arasındaki bağını anlattıktan sonra:
"Kızı birisini sevmiş, aşık olmuş, aklı değil duyguları hakim olmuştur. Babası mantıklı bir araştırma yapması iyi değil mi? Yanı kızın aşkı, babanın mantığı.
Veya babasının kızına münasip gördüğü birisini kızına tavsiye etmesi, danışmasi kızının da rızasını alması yani babanın aklı kızının aşkı olursa iyi olmaz mı?" O
"Hocam kızına sormadan başlık parası karşılığı veren..." Dediğinde.
"Bu dinin gereği, İmami şafinin görüşü değil babanın babalık görevini yapmamasıdır."
Günümüzde boşanmaların çoğalması, çocukların anne-babanın sevgisinden mahrum olması, evliliğin azalması iyi değildir.
Evlilik dünya ve ahiretin saadeti için çok ama çok önemlidir.
Görücü usulü evliliği önemsiz görmeyelim, babanın rızasına değer verelim.
Selam ve dua ile.

Devamını Oku
Evlenmek

20 Kasım Dünya Çocuk Günü

Geleceğimizin teminatı, canimizdan bir can, Allah'ın bize Lütfü ve emaneti olan evlatlarımız; güzel olan herşeyi hak ediyorlar.
İyi bir gelecek iyi nesillerin yetişmesiyle o da çocukların hak ettiği sevgi ve ahlakla mümkündür.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
“Bir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha üstün bir miras bırakamaz” (Tirmizî, Birr 33)
Sevginin en iyisini hak eden çocuklarımız, eğitimli, ahlaklı ve bilgi sahibi olmaları, devlet ve anne-babanin görevidir.
Şimartilan, sorumluluk almasını bilmeyen, zorluklarla nasıl baş edeceğini öğrenemeyen çocuk, gelecekte sıkıntı yaşayacağıdir.
Dinimiz İslam; renk, dil, din ve cinsiyet ayırımı yapmadan tüm çocukları müslüman kabul eder.
Hz. Peygamber (asm.)'in, “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî)
Arapların örflerine bağlılıkları, kati gelenekleri, çocukların sevilmesi, kucağa alınması ayıp sayıldığı, hatta kız çocukların utanç kabul gördüğü cahiliye devrinde çocuklara önem vermek zordur.
Ama O sallâllâhu aleyhi ve sellem zoru başarmış, inatçı Arapların kalplerini iman nuru ile yumuşatmıştır.
"Çocuklarınızı çok öpün, her öpüşte Cennetteki dereceniz yükselir."
"Çocuk kokusu Cennet kokusudur."
"Çocuk dünyada nur, ahirette sürurdur."
"Çocuk sevgisi, Cehennem ateşine karşı perdedir. Çocuklara iyilik etmek, Sıratı geçmeye sebeptir. Onlarla beraber yiyip içmek, Cehennemden kurtuluştur."
Ve daha nice hadisler dinimizin çocuklara ne kadar önem verdiğidir.
Torunlarını kucağına alıp sevdiği bir anda Arabın bir "benim on çocuğum var hiçbirisini kucağıma almadım/sevmedim" demesine "Merhameti olmayana Allah merhamet etmez"demesi çok önemli ve manidardır.
Çocuklarla oynaması, namazdan dahi sırtına binen çocuklar rahatsız olmasın diye uzatması, yetim çocukları sevmesi, evine getirip ikram etmesi ve:
"Çocuklarının hepsini aynı derecede tutup, yetime haksızlık eden Allah’tan uzaklaşmış olur. [İbni Asakir]
"Yetimlerin, fakirlerin geçimini üstüne alan, Allah yolundaki bir mücahid gibi veya gündüz saim, gece kaim sevabına kavuşur." (Buhari) daha nice hadisler çocuk ve yetimlere ne kadar önem verdiğini gösteriyor.
Dünyada çocuk hakları dendiğinde dinimizin akla gelmemesi, düşündürücü ve üzücüdür.
Günümüz İslam dünyasına baktığımızda insan hakları ihlalleri artması, çocuk haklari giderek azalması İslam'ın değil, İslam'da uzaklaşmanın sonucudur.
Dünyada, 1857 Haziranında Dr. Charles Leonardo nun girişimi neticesinde "Gül Günü', "Çiçek Pazarı"ve sonunda "Dünya Çocuk Günü"olarak anılmaya başladigidir.
1.Dünya Savaşı’nın sonunda Çocukların Korunması önem kazanınca, 1920 yılında Cenevre’de “Uluslararası Çocuklara Yardım Birliği” adında özel bir örgüt kurulmuş ve bu örgüt 1923 yılında “Cenevre Bildirgesi” denilen bu çocuk hakları bildirgesinde, çocukların “yaşama, gelişme, beslenme, yardım görme, istismardan korunma” hakları güvence altına alınmıştır.
20 Kasım 1959'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni kabul edilmiş ve1990'dan beri Universal Çocuk Günü, BM Genel Kurulu'nun hem çocuk hakları konusundaki beyanı hem de sözleşmeyi kabul ettiği tarihin yıldönümünü kutlar.
Türkiye'de sözleşme Aralık 1994’de Meclisten geçirilerek yürürlüğe girmiştir.
Ancak şu unutulmamalıdır ki kabul edilen bu yasalar Yahudi veya Avrupa ile ABD çocuklarıni daha fazla kapsamakta ve haklarını korumaktadır.
Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Sudan, Filistin... Gibi müslümanların yoğun yaşandığı ülkelerdeki bati destekli çocuk hakları ihlaller az değildir.
Yine dünyanın başka bölgelerindeki diğer dinlere mensup çocukların çektiği sıkıntılarda fazla olduğudur.
Çocuk; masum ve günahsızdır. Yemesi, içmesi, giyimi, ahlakı, mesleği, güzel bir meslek öğrenmesi ve diğer hakları... Devlet ve Anne-Babanin sorumluluğundadır.
"Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun” (et-Tahrîm 66/6)
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz” (Müslim, “İmâre”, 20)
"Bir kimsenin bir kız evladı olsa da, onu İslam adabı ile terbiye etse ve Allah'ın kendisine verdiği nimetlerle büyütse, Allah Teâlâ, o kişiyi cehennem ateşinden korur." (Taberani, Mu’cemu’l Kebir, 9/45, H. No: 10295)
"Bir kimsenin üç kızı olup da, onları besler, merhamet eder, terbiye ederse, cennet ona vacib olur." Ebu Davud, Edep, 120, 121)
BM genel kurulunda kabul edilen “Dünya Çocuklarının İnsan Hakları Yasası”; 18 yaşına kadar olan insanları ‘Çocuk’ olarak niteleyip, onların ‘yaşama, korunma, gelişme ve katılım haklarını güvence altına almaktadır. Özel ilgi ve eğitim gerektiren çocuklar için, özel düzenlemeler ve hükümler öngörmektedir.
İslam anne-baba çocuklarına karşı görev ve sorumluluklar verdiği gibi bu görev devletin asli görevi olarak da kabul eder.
Hz. Ali(Ra) fakir ve geçim sıkıntısı çeken bir aileye görüp ziyaret ettiğinde ev sahibi onu tanımaz ve halife Hz. Ali (Ra) beddua eder. O susar gider sırtına yüklediği yük ile o eve gelir kapıyı çalar ve kadına
- “Çocuklarına yiyecek getirmişim, kapıyı aç!” ve “Senin ve çocuklarının hakkında kusur yaptığımdan dolayı ben sana karşı utanç duyuyorum!” demesi
Anlatılacak çok şey var.
Dinimizden uzak durmamız bize neler kayıp ettiğini bir bilebilksek.
Selam ve dua ile.

Devamını Oku
20 Kasım Dünya Çocuk Günü

Kutlu Doğum

Pazartesiyi salıya bağlayan gece hicrî takvimine göre Rebiulevelin onikinci gecesidir.
Zaman içinde Ay'lar guzeldir ancak Rebiulevel ay'ı bir başka güzeldir. Bu ayın 12'ci gecesi ise bambaşka güzeldir.
Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemın dünyaya teşrif ettiği gece işte bu gecedir.
ﻭَ ﻣَﺎ ﻣَﺪَﺣْﺖُ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺑِﻤَﻘَﺎﻟَﺘِﻰ ٭ ﻭَ ﻟَﻜِﻦْ ﻣَﺪَﺣْﺖُ ﻣَﻘَﺎﻟَﺘِﻰ ﺑِﻤُﺤَﻤَّﺪٍ
''Ben sözlerim Muhammed'i (a.s.m.) övmüş, güzel göstermiş olmadım; aksine Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdan bahsetmekle sözlerimi güzelleştirmiş oldum.''
'Evet şu söz güzeldir. Fakat onu güzelleştiren , güzellerin güzeli olan evsaf-ı Muhammediyedir. (Sözler)
O (sas) tüm güzelliklerin membai, mazlumun ve kimsesizlerin yoldaşı olan bir Nebi idi.
Bedevi, kural tanımaz, kötülüklerden zevk alan bir topluluktan cahiliye adetlerini kaldıran ve şuan bile ulaşamadığı hakkları insanlığa yaşayarak/yaşatarak sunan "alemlere rahmet olarak gönderilen" son peygamberdi.
Allah, O'nu seçmiş, tebliğ görevini ona verecekti.
Bediüzzaman;
Madem yapan bilir, elbette bilen konuşur.
Madem konuşacak; elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak.
Madem zîfikirle konuşacak; elbette zîşuurun içinde en cemiyetli ve şuuru küllî olan insan nev’iyle konuşacaktır.
Madem insan nev’iyle konuşacak; elbette insanlar içinde kàbil-i hitap ve mükemmel insan olanlarla konuşacak.
Madem en mükemmel ve istidadı en yüksek ve ahlâkı ulvî ve nev-i beşere muktedâ olacak olanlarla konuşacaktır. Elbette, dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek istidatta ve en âli ahlâkta ve nev-i beşerin humsu ona iktidâ etmiş ve nısf-ı arz onun hükm-ü mânevîsi altına girmiş ve istikbal onun getirdiği nurun ziyasıyla bin üç yüz sene ışıklanmış ve beşerin nuranî kısmı ve ehl-i imanı mütemadiyen günde beş defa onunla tecdid-i biat edip ona dua-yı rahmet ve saadet edip ona medih ve muhabbet etmiş olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile konuşacak ve konuşmuş; ve resul yapacak ve yapmış; ve sair nev-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır.(mektubat)
Tarih 571'ı, aylar Rebiulevelin 12 günün Pazartesi akşamı ve vakit sabaha yakındı, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemın Şifa hatunun ebeliğinde dünyaya teşrif etmişti.
Bediüzzaman;
"Evet nasılki hayat, bu kâinattan süzülmüş bir hülâsadır ve şuur ve his dahi, hayattan süzülmüş hayatın bir hülâsasıdır ve akıl dahi, şuurdan ve histen süzülmüş, şuurun bir hülâsasıdır ve ruh dahi, hayatın hâlis ve sâfi bir cevheri ve sabit ve müstakil zâtıdır. Öyle de, maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.) dahi; hayattan ve ruh-u kâinattan süzülmüş hülâsatü'l-hülâsadır ve risalet-i Muhammediye (A.S.M.) dahi kâinatın his ve şuur ve aklından süzülmüş en sâfi hülâsasıdır. Belki maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.) -âsârının şehadetiyle- hayat-ı kâinatın hayatıdır ve risalet-i Muhammediye (A.S.M.) şuur-u kâinatın şuurudur ve nurudur. (Sözler)
Babası abdulmutallip oğlu Abdullah annesi Vahep kızı Aminedir.
Sad yurdunda Halime onun süt annesi, altı yaşından sonra amcası ve Hz. Ali'nin babası Ebu Talib in evinde ve himayesinde büyümüştür.
Yirmi beş yaşında ilk evliliğini dul olan Hz. Hatice ile yapmıştır.
Bediüzzaman:
"Ve vahy-i Kur'an dahi, -hayatdar hakaikının şehadetiyle- hayat-ı kâinatın ruhudur ve şuur-u kâinatın aklıdır.
Evet, evet, evet!.. Eğer kâinattan risalet-i Muhammediye'nin (A.S.M.) nuru çıksa, gitse, kâinat vefat edecek. Eğer Kur'an gitse, kâinat divane olacak ve Küre-i Arz kafasını, aklını kaybedecek. Belki şuursuz kalmış olan başını, bir seyyareye çarpacak, bir kıyameti koparacak.(sözler)
Tarih hicri 611, O sallâllâhu aleyhi ve sellem yer Hira mağarasında yanlız ve kırk yaşında idi. Aylardan Ramazan ve 17. günüydü. ( İbn-i Sa’d, I, 194.)
Cebrâîl (a.s.) geldi ve Hazret-i Peygamber’e:
“–Oku!” dedi. (Alak 1-5)
O(sas) tebliğ görevini almış, kıyamete kadar varlığı Allah tarafından koruma altına alınmış olan Kur'an ayetlerinin ilki beşi ile donatılmıştır.
Bediüzzaman:
"Amma mu'cize-i kübra-i Ahmediye (A.S.M.) olan Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan ise, talim-i esmanın hakikatına mufassalan mazhariyetini; hak ve hakikat olan ulûm ve fünunun doğru hedeflerini ve dünyevî, uhrevî kemalâtı ve saadâtı vâzıhan gösteriyor. (Sözler yirminci söz)
Selam ve dua ile.

Devamını Oku
Kutlu Doğum

Hayırlı Cumalar

BEDİÜZZAMAN:
Tabiat; misalî bir matbaadır, tâbi' değil. Nakıştır, nakkaş değil. Mistardır, masdar değil. Nizamdır, nâzım değil. Kanundur, kudret değil. Şeriat-ı iradiyedir, hakikat-i hariciye değil. (Asa-yı Musa)
HAYIRLI CUMALAR

Hayırlı Cumalar