Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

ZEHİRİN YENİ ADI: BONZAİ

Yazılı ve görsel basında "bonzai" olarak duymaya başladığımız yeni nesil uyuşturucu madde, Amerika Birleşik Devletlerinde, 2006 yılından buyana, özellikle esrar kullananlar arasında yaygınlaşmaya başlamış, “akıllı marketlerde” satışı yasal olan, “spice” adıyla da bilinen bir baharat karışımı olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye'de de son günlerde adından sık söz edilir olmasının ardındaki en önemli etmen, çok ucuz ve kolay temin edilebilir olmasıdır. Ucuz temin edilebilir derken, okul harçlığıyla alınabilecek kadar ucuz olmasını kast ediyorum. Uyuşturucu kullanımı, "Bonzai" ile birlikte ilköğretim çağına kadar inmiştir. Bugün, ilköğretimde günlük okul harçlığının ortalama 1 Türk Lirası kadar olduğu varsayılırsa, "bonzai" ücretini de tahmin etmek güç değil. Yapılan araştırmalar, ABD'de "Bonzai" kullanım yaşının 9-10 yaşa kadar indiğini göstermektedir. Küçük yaşlarda bonzai kullanımının artışında kolay ulaşılabilir ve ucuz olması en önemli etmendir. İnternet üzerinden satışının yapılıyor olması, ulaşılabilirliğini daha da kolaylaştırmaktadır elbette.
Eczacılık Fakültesi öğrencilerime "madde bağımlılığı" konusunu anlattıktan sonra, “en tehlikeli bağımlılık sizce hangisidir ?” diye sorduğumda, genellikle aldığım yanıtlar, morfin ve eroin bağımlılığı, uçucu çözücü (bali vb) bağımlılığı gibi, kullanımlarının sonucunda ölümcül olabilecek veya tedavisi güç olan bağımlılıklar olur. Oysa, en tehlikelisi en kolay ulaşılabilendir bence; Alkol gibi, sigara gibi...Ve… "Bonzai" gibi.

Nedir bu “Bonzai”? 

Bonzai, kimyasal adı "1-naftalenil metanon", diğer adıyla JWH-018 grubu sentetik kannabinoid, bonzai ağacının yaprakları dışında, herhangi bir bitkinin yapraklarına hatta adaçayı gibi bitkilere de emdirilerek kullanılan genellikle sıvı halde bir maddedir. Bonzai emdirilmiş kuru bitki yaprakları esrarda olduğu gibi sigara şeklinde içilmektedir.
Sentetik kannabinoidler, esrarın etken maddesi olan “tetra hidrokannabinol (THC)”e benzer etki gösteren maddelerdir, laboratuvarda sentez yoluyla elde edilirler ve 20’nin üzerinde sentetik kannabinoid tanımlanmıştır. Kısacası, bonzai ve diğer sentetik kannabinoidler “yapay esrar”dır ancak, esrardan 100 kat kadar daha güçlü etkilere sahiptirler. Esrarın etkisini artırmak amacıyla esrarın içine katılarak da kullanıldığı tespit edilmiştir. Ayrıca, sentetik kannabionidlerin bitkisel tütsü karışımlarına ve elektronik sigaraların su filtreli kartuşlarında nikotine karıştırılıyor olması tehlikenin boyutlarını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Almanya ve İspanya’da, sentetik kannabionid kullanımının 15-18 yaşlar arasındaki öğrencilerde düşük oranda olduğu gözlemlenirken, 2008 yılından itibaren her yıl yapılan araştırmalarda, aynı yaş gruplarında sentetik kannabinoid kullanan sayısında artışlar olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, genel olarak bonzai kullananların esrar ya da internet kullanıcılarının büyük bir bölümünü oluşturduğu bildirilmiştir.

Türkiye’de Bonzai ne durumda?

Ülkemizde, 13.02.2011 tarih, 27845 sayılı resmi gazetede yayınlanan 07.01.2011 tarih, 1310 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile “Bonzai”, uyuşturucu ve uyarıcı maddeler listesine sokulmuştur.
Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nın (KOM) "2012 Faaliyet Raporu"ndan derlediği bilgiler, son günlerde “bonzai” türü uyuşturucuların giderek yaygınlaştığını ortaya koymaktadır. Ülkemizde, 2011 ve 2012 yılında yapılan bonzai yakalamalarının büyük bölümü, ülkenin batı illerinde gerçekleşmiştir. Oysa, 2014 yılında, İzmir, Zonguldak ve Malatya illerinde düzenlenen uyuşturucu operasyonlarında ele geçirilen uyuşturucular arasında bonzainin de bulunması, bugün ülkenin her bölgesine hızla yayılmış olduğunun en önemli göstergesidir. Bonzai, Türkiye’ye banyo tuzu, bitkisel gübre, koku giderici, tütsü, havuz temizleyici gibi adlar altında ithal edilebilmektedir.

Bonzai kullananlarda ne tür etkiler görülür?

Bonzai, esas olarak esrar gibi psikoaktif bir maddedir. Özellikle şizofreni benzeri psikozlara neden olduğu bildirilmiştir. ABD’de, akut böbrek hasarı ile bonzai kullanımı arasındaki bağlantılar araştırılmaktadır. JWH-018 (bonzai) kullanımının iskemik inme (dokuların oksijensiz kalmasına bağlı felçler) ile bağlantısı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca; bulantı, kusma, nefes darlığı, depresyon, bunaltı, aşırı stres , yüksek tansiyon, kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, potasyum düzeylerinde düşme, kas seyirmeleri, iç sıkıntısı, intihar düşüncesi, bilişsel bozukluklar (zekanın işleyişinde bozulma) gözlemlenmiştir. Kişi, gençler arasında "ölüm tribi" ya da "bad trip" diye bilinen duruma girdiğinde, kriz genellikle ölümle sonuçlanmakta.

Çocuğunuz “bonzai” kullanıyor mu?

Bonzai’den ölümlerin artması üzerine çocuklarının bu maddeyi kullanıp kullanmadığını öğrenmek isteyen aileler için Çin’den ‘test’ler ithal edilmeye başlandığını öğrendim. İnternet siteleri üzerinden satışa sunulan bazı ucuz testler ile 5-10 dakika içinde kişinin uyuşturucu kullanıp kullanmadığının tespit edilebileceği iddia edilmekte. Diğer taraftan, özel hastanelerde veya laboratuvarlarda bu amaçla yapılan testlerin ne derecede güvenilir olduğu ayrıca soru işareti. Bu testlerin güvenilirlikleri tartışmalıdır elbette. Çünkü, bunlar anladığım kadarıyla basit tarama testleridir ve uyuşturucu maddenin “var” ya da “yok” olduğunu tespit eder, hangi düzeyde olduğunu göstermez. Ayrıca, bazen alınan ilaçlar, tüketilen gıdalar ya da çevresel etmenler de sonucun yanlış çıkmasına yol açabilmektedir. Dolayısıyla, bu tür testlerde yanılma payı her zaman vardır. Bonzai kullanan kişi, çok kısa sürede ortaya çıkan etkileri nedeniyle kendisini zaten saklayamayacaktır. Bonzai bağımlılığının özel bir tedavi şekli yoktur, kişide ortaya çıkan belirtilere yönelik destek tedavi sağlanır.

SONSÖZ: Bonzai, gerçekte modern bir “kimyasal silah” tır. Belki de, 3. Dünya Savaşının yeni silahlarından biridir. Çok geç olmadan, ülkemizi, gençlerimizi ve çocuklarımızı bu sinsi katilin pençesinden kurtarabilmek için sadece ulusal değil uluslararası düzeyde mücadeleyi artırmak gerekir. Bu mücadelede başta sağlık otoriteleri, siyasetçiler, üniversiteler, sağlık personeli, sivil toplum kuruluşları ve basın camiası olmak üzere hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.

Kaynaklar

1. http://www.uyusturucumaddeler.com/Bonzai.aspx (Erişim Tarihi: Ekim 2014). 

2. http://www.radikal.com.tr/saglik/bonzai_bir_laboratuvar_kazasiydi-1200012 (Erişim Tarihi: Ekim 2014).

3.http://www.independent.ie/regionals/newrossstandard/news/cannabis-and-bonsai-are-used-by teenagers-29605082.html (Erişim Tarihi: Ekim 2014). 

4. Demir, B. Bonzai Nedir?, Türkiye Kimya Derneği, Kimya &Sanayi, 44 (232): 22-25, 2014 (ISSN: 0368-7163).

 

 

Devamını Oku

TEDAVİ ETMEYE ÇALIŞTIĞINIZ HASTALIK, KULLANDIĞINIZ BİR İLACIN YAN ETKİSİ OLABİLİR

Geçtiğimiz aylarda annem, baş ağrısı, sıcak basmasında artma ve  kalp çarpıntıları nedeniyle doktora giderek muayene oluyor.  Gerekli tahliller ve tansiyon ölçümü yapıldıktan sonra "yüksek tansiyon" tanısı konuluyor ve ilaç veriliyor. Verilen ilaç, tıbbi olarak  "beta blokör" olarak adlandırılan bir ilaç grubundandı. İlacı almaya başladıktan sonra annem, tansiyonda aşırı düşme (örneğin tansiyon 95/55 ve nabız 55-60 çıkıyordu), aşırı halsizlik, baş dönmesi ve göz kararması nedeniyle uzun süre ayakta duramaz, yürüyemez duruma geldiğinden şikayetçi olmaya başladı. Ayrıca, bir süre sonra açlık kan şekeri ölçümleri de yüksek çıkmaya başladı.   Doktora gitmeyip kendi kendine tuzlu ayranlar içerek tansiyonunu düzeltmeye çalışıyor, halsizliği için vitaminler alıyor, tatlı tüketimini azaltıyordu kendince. Durumundaki geçici düzelmeler onu yanıltıyordu  ve  kendi kendine tedavi zaman kaybına yol açıyordu elbette.  Sonuçta, doktoruna giderek hem ilaç grubunu değiştirdi hem ilacın dozu azaltıldı ve rahatladı.

 

 Bu anlattıklarım birçok kişiye tanıdık gelebilir.  Beta blokör ilaç grubundaki tansiyon ilaçlarının karbonhidrat metabolizmasını bozucu yan etkileri kan şekerinizde artışa ya da diyabet hastasıysanız ve diyabet tedavisi  görüyorsanız tedavinin başarısız olmasına neden olabiliyorlar.  Tüm tansiyon ilaçlarının ortak yan etkisinin hipotansiyon olduğunu yani tansiyonun normalin altına düşmesine neden olabildiklerini unutmamalısınız. Başağrısı ve halsizlik bu grup tansiyon ilaçlarının bilinen diğer yan etkileridir.

 

"Anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörü" olarak  adlandırılan ilaç grubundaki tansiyon ilaçlarının en yaygın görülen yan etkisi ise özellikle sabahları görülen kuru ve gıcık bir öksürüktür. Yüksek tansiyon tedavisi görüyorsanız ve eğer uzun zamandır geçmeyen öksürükten yakınıyor ve farenjit olabileceğinizi düşünüyorsanız, doktor doktor gezip avuç avuç antibiyotikler, öksürük kesiciler ve allerji ilaçları kullanıyorsanız ancak tüm bunlara karşın bir türlü öksürüğü kesemiyorsanız,  bir durup düşünün. Belki de bu kuru öksürüğünüz, kullandığınız tansiyon ilacınızın yan etkisidir. Hastaların ve hasta yakınlarının çoğu ne yazık ki bu öksürüğü tedavi etmeye çalışarak epey bir zaman kaybederler.    Tedavisi ne diye soracak olursanız; öksürük yaşam kalitenizi etkileyecek derecede rahatsız ediyorsa, doktorunuzdan  ilacınızı değiştirmesini isteyebilirsiniz. Ben öyle yaptım ve rahatladım.

 

Kalp ritmindeki bozukluk nedeniyle "antiaritmik" bir ilaç olan "propafenon hidroklirid" i kullanan bir yakınım ise,  görme bulanıklığı için göz doktorlarına gitti, kaşıntılı döküntüler (kurdeşen) için allerji ilaçları kullandı, halsizlikleri için   vitamin takviyesi yaptı, bulantı ve hazımsızlık gibi mide sorunları  için mide ilaçları kullandı. Ne zaman ki eczacısına danıştı, ilacının yan etkisi olduğunu öğrendi. Bu nedenle, siz siz olun,  ani başlayan sağlık sorunlarınızın bir ilaç ( hatta bir gıda, bir bitkisel ürün) kullanmaya başladıktan sonra mı ortaya çıktığını iyi düşünün, boş yere uzun ve zahmetli tedavilerle zaman ve para kaybetmeyin. 

İlaçlara olan duyarlılık kişisel farklılıklar gösterebileceğinden sizde görülen bir yan etki diğerinde görülmeyebilir. Kimi zaman ise, ilacınızı bir süre kullandıktan sonra yan etki azalabilir, o nedenle doktor ve eczacınıza danışmadan ilacınızı bırakmayın ya da ısrarla kullanmayı sürdürmeyin.

 

SONSÖZ:   İlaçlarınızı alırken eczacınızdan ilacın yan etkileri hakkında ayrıntılı bilgi isteyin, karşılaştığınız sağlık sorunlarınızın kullandığınız ilaçla ilişkisi olup olmadığının ayırdını iyi yapın, yan etki olduğunu tespit ettiğiniz sorun yaşam kalitenizi düşürüyor ve günlük yaşamınızı etkiliyorsa, doktorunuza giderek ilacınızı değiştirmesini isteyebilirsiniz. Unutmayın, ilaçlarımızı daha  sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebilmek için kullanıyoruz.  Her sağlık sorununuzun, kullandığınız bir  ilaçla ilişkili olabileceğini düşünerek  bu konuda  uyanık olmalısınız.

 

Sağlıklı günler dileğiyle...

 

 

Devamını Oku

İLAÇ VE ECZACILIK TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

 

Günümüzde çeşitli bilim   terimlerin Türkçeleştirilmeleriyle ilgili olarak yapılan çalışmalarda karşılaşılan en önemli sorun, söz konusu terimlerin tanımlarının henüz yerli yerine oturtulamadığı durumlarda yaşanmaktadır.   Türkçeye yeni giren yabancı kavramların zaman kaybetmeden Türkçe karşılıklarını bulmak ve kullanılabilirliğini sağlamak dilimizi zenginleştirmenin en önemli yollarından biridir.    Gelişmiş ülkelerde, anlamayı ve öğrenmeyi kolaylaştırmak amacıyla, yeni buluşları için daha çok kendi öz dillerinden, günlük halk dilinden sözcükler alarak bunlara terim niteliği kazandırılır. Türkçeye girmiş ve halk dilinde yerleşmiş   terimlere en güzel örnekler   "cankurtaran",  "çekyat", "bilgisayar"dır.  Esasen tarihimize baktığımızda,  Divanü Lügati’-t-Türk’de (Kaşgârlı Mahmud) Türkçenin de bir bilim dili olabileceğini gösteren pek çok tıp ve eczacılık terimleri vardır. Ör.: atasagun (doktor, hekim), bukuk (et ile deri arasında oluşan gudde), em (ilaç), sem (ilaç), kabargan (sivilce), sökel (hasta), kavuk (mesane), oğulcuk (rahim), uzluk (kol kemiğinin kalın yeri) vb.  

 Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından 1932’den itibaren başlayan süreçte bilim terimlerine Türkçe karşılıklar önerilmiş, bunlar terim sözlükleri olarak yayımlanmaya başlanmıştır. Ör.: Dirilbilim (Biyoloji) Terimleri (1948),  Teknik Terimler (1949),  Türe (Hukuk) Terimleri (1949),  Coğrafya Terimleri (1949),  Tarım Terimleri (1949) gibi. Çok daha kapsamlı ve geniş katılımlı terim sözlükleri 1980’li ve 1990’lı yıllarda ortaya konmuştur.  Matematik Terimleri Sözlüğü, Biyoloji Terimleri Sözlüğü, Nükleer Enerji Terimleri Sözlüğü örnek olarak verilebilir.  2005 yılında başlatılan yeni projeler kapsamında ise,  İlaç ve Eczacılık Terimleri Çalışma Grubu, Tıp Terimleri Çalışma Grubu, Veteriner Terimleri Çalışma Grubu, Diş Hekimliği Terimleri Çalışma Grubu, İktisat Terimleri Çalışma Grubu gibi bilim kurulları oluşturularak Batı kökenli terimlere Türkçe karşılıkve tanımlar bulmak için yapılan araştırmalara hız kazandırılmıştır. Çalışma gruplarının başlıca özelliği üyelerinin tamamının alanla ilgili öğretim üyelerinden oluşmasıdır. Her çalışma grubunda bir de Türk Dili uzmanı yer almaktadır.

TDK İlaç ve Eczacılık Terimleri Çalışma grubu şu üyelerden oluşmaktadır:

 Prof. Dr. Erdem Yeşilada:  Yeditepe Üniv., Ecz. Fak., Farmakognozi AD,İstanbul.

Prof. Dr. Hamza Zülfikar :Türk Dil Kurumu Temsilcisi, Ankara Üniv., Dil,Tarih ve Coğrafya Fak.,Türk Dili ve Edebiyatı Böl., Ankara.

Prof. Dr. Rahmiye Ertan: Ankara Üniv., Ecz. Fak., Farmasötik Kimya AD, Ankara.

Prof. Dr. Cengiz Yakıncı: İnönü Üniv., Tıp Fak., Pediyatri AD, Malatya.

Prof. Dr. Göknur Aktay: İnönü Üniv., Ecz. Fak., Farmakoloji AD, Malatya.

Prof. Dr. Bahar Tunçtan: Mersin Üniv., Ecz. Fak.,Farmakoloji AD, Mersin.

Prof. Dr. Yalçın Özkan:GATA Eczacılık Bilimleri Merkezi, Farm. Teknoloji AD, Ankara.

Prof. Dr. Ahmet Aydın:  Yeditepe Üniv., Ecz. Fak., Farmasötik Toksikoloi AD, Ankara.

Prof. Dr. İlkay Küçükgüzel:Marmara Üniv., Ecz. Fak., Farmasötik Kimya AD, İstanbul.

Doç. Dr. Ayhan Savaşer:GATA Eczacılık Bilimleri Merkezi, Farm. Teknoloji AD, Ankara.

Yrd. Doç. Dr. Kemal Buharalıoğlu:Uluslararası Kıbrıs Üniv., Ecz. Fak., Farmakoloji AD, Kıbrıs

 Günümüze kadar eczacılık terimleri; tıp, biyoloji, kimya gibi bilim dallarına aitbaşvuru kaynaklarının içinde ele alınmaya çalışılmışsa da mesleğin özgülterimlerinin çoğunu kapsamayan bu sözlükler, ihtiyacı tam olarak karşılamaktan uzak kalmıştır. Daha önemlisi, yapılan tanımlar da eczacılık alanındaki kullanım ve anlamlarını gereği gibi yansıtamamaktadır. Bu eksiklik ve gereksinimden yola çıkarak esasen 2002 yılında üç öğretim üyesi ile başlatılan çalışmamıza 2005 yılından itibaren TDK çatısı altında çalışma grubumuzu oluşturup üye sayımızı artırarak devam ettik ve Temmuz 2014 itibariyle 12 000  terim ve tanımdan oluşan sözlüğümüzü tamamladık. Sözlüğümüze, TDK ağ sayfasından arama motoru ile ulaşılabilecektir. Ayrıca, TDK kitaplarının satış merkezlerinden temin edilebileceği gibi, doğrudan TDK dan da temin edilebilir. Sözlüğümüzde yer alan terimler ve karşılıklarına örnekler:

orbital :yörüngemsi, kovalan : ortaklaşım bağı, türbidimetre : bulanıklıkölçer, şelasyon:kıskaçlama, hacim:oylum, homojen : bağdaşık, heterojen:ayrışık, ambulans:cankurtaran, kontaminant: bulaşkan, gut : damla hastalığı, enflamasyon:yangı, biyopsi : parça alma, anemi:kansızlık, epilepsi:tutarık, astım:yelpik, anjiyografi: damar görüntüleme, adrenal:böbrek üstü bezi, uterus:döl yatağı, asimetrik:bakışımsız, simetrik:bakışımlı, anot: artı uç, katot : eksi uç, egzema : mayasıl, dejenerasyon: yozlaşma, ven: toplardamar, arter: atardamar, amorf: biçimsiz

Ulusal bilim dilinin güçlenmesi için;

- Üniversiteler, Türkçenin eğitim, bilim ve sanat dili olarak gelişmesinde ana sorumluluğun kendilerine düştüğünün bilincinde olmalıdır.

- Akademik yükseltmelerde Türkçe yayınlar yabancı dille yapılan yayınlardan daha az değerli sayılmamalıdır.

- Türkçe bilimsel yayınlarda, Türkçesi bulunmuş ve benimsenmiş yeni Türkçe sözcüklerin kullanılmasına özen gösterilmeli ve özendirilmelidir.

- Terim üretmenin ne denli büyük bir sorumluluk olduğunu vatandaşlık bilinci içinde bilmeli ve ulusal bilim dilimizin yerleşmesi konusunda duyarlı olunmalıdır.

 İlaç ve Eczacılık Terimleri Sözlüğü, gerek ulusal dilde yazılmış bir bilimsel sözlük niteliğini taşıması açısından, gerek çalışma grubu üyelerinin tamamının konularında uzman  akademisyenler olmaları, gerek tanım yapma ve sözcük üretmede bir Türk Dili uzmanının da çalışma grubunda yer alması ve  gerek  sözlüğü okuyan her bireyin çok zorlanmadan anlayabileceği şekilde hazırlanmış olması nedeniyle; TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA BİR İLK DENEMEDİR.

Sonsöz: Sözlüğümüz, 12 yıllık bir emeğin ürünü olmasına karşın, eksiklerimiz elbette vardır. İlaç ve Eczacılık Terimleri Çalışma Grubu olarak ilkemiz; "Eksiksiz değil, yanlışsız bir ürün hazırlamak" olmuştur.

 

Kaynak: Prof.Dr. Göknur AKTAY, Türk Dil Kurumu İlaç ve Eczacılık Terimleri Sözlüğü, Türk Dili Dergisi, TDK yayınları, sf:704, 2010.

 

Devamını Oku

KISKANÇLIĞA İYİ GELEN DOĞAL VE BİTKİSEL ÇÖZÜMLER !

 

   Kıskançlık, Türk Dil Kurumunun  sözlüğünde şu şekilde tanımlamaktadır;

  "Bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum, günücülük, hasetçilik, hasetlik, hasutluk".  

 

          Kıskançlık aslında insanın doğasında olan bir duygudur, burada ele aldığım konu esasen  aşırı kıskançlık durumudur. Daha çok özgüven eksikliğinden kaynaklanan "aşırı" kıskançlık, kişinin  ikili ilişkilerinin yanısıra  sosyal ilişkilerinde de büyük sorun oluşturan olumsuz bir duygu durumudur. İnsanlar, korktukları  ya da gıpta ve haset ettikleri kişileri kıskanırlar. Kıskanan kişi, kendisiyle barışık olmayan kişidir aynı zamanda.

 

 İnsanoğlu, sosyal yaşamı içinde kıskanılan olmak ister için için.  Çünkü;

 

 

 "Bizi kıskananların sayısı, becerilerimizi doğrular".

 

Kıskançlık hakkında okuduğum en ilginç ve kulağa hoş gelen söz ise;

"Haset, demokrasinin temelidir".

 

          Olumlu ya da olumsuz tanımlansın, sonuçta "aşırı" kıskançlık, kıskananı da kıskanılanı da yaralar ve yıpratır. Kadın-erkek ilişkilerindeki kıskançlık ayrı bir psikolojik sorun,  işyeri ve meslek içi kıskançlık ayrı bir psikolojik sorundur. Kadının kadını kıskandığı en ağır duygu bozukluğu ise, en kadınca kıskançlık olup   aynı zamanda en acımasız planlar hatta entrikalar  üzerine kurulu olur.   Ekşi sözlük'te bile "kadın kıskançlığı" ayrı bir kategoride yer almaktadır. Gariptir ki, kıskanan kadınların, kıskanılan kadınları  en ağır darbeleri indirseler bile onları daha güçlü kıldıklarını anlamaları biraz zaman alır.  

 

          Uzmanı olmadığımdan bunların analizini yapmayacağım ancak, temeli ne olursa olsun kıskançlığa iyi gelebilecek doğal ve bitkisel çözüm önerileri sunarak biraz olsun özgüven noksanlığının yanısıra kıskançlığın yarattığı yürek daralmasını, karamsarlığı, kin ve nefret duygularını, karşı tarafa duyulan korkuları azaltabiliriz.

 

Bazı bitkilerin kişideki bazı olumsuz duygusal özellikleri azaltıp  olumlu  

özellikleri arttırdığı bilinmektedir.     

Bu tip bir tedavi alternatif tedavi kapsamına girer ve  tedavide,   o materyal ya da

bitkinin biyolojik  etkisinden çok   enerjisini kullanarak kişinin enerjisi olumlu yönde

değiştirilmeye çalışılır.  

 

 Kısaca bunlara bir göz atacak olursak; 

 

Peridot (Zebercet) Olivin Peridot taşı: Olivin mineralinin bir çeşididir. Taşın sahibine başarı, şans ve barış getireceğine inanılır. İletişim güçlüğü çekenlere iyi gelir, duygusal aşırılıkları dengeler. Beden ve zihin dengesini sağlar. Bu mineral, mücevher olarak da tarih boyunca kullanılmıştır. Kıskançlık duygusunun esiri olmuşsanız bu taşı yanınızda taşımak işe yarayabilir, denemeye değer.

          Gelelim işin en büyülü kısmına. Homeopati üzerine çalışan  Dr. Bach tarafından, insanın olumsuz ruhsal ve fiziksel durumunu  düzeltmek için kullandığı 38 bitkinin değişik karışımlarından oluşan farklı reçeteleri günümüzde de uygulama alanları bulmaktadır. Tedavide 38 bitkinin tamamı değil, hastalığın durumuna göre bitkilerin değişik  karışımları kullanılmaktad

Devamını Oku

TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ ECZACI ANILARI YARIŞMASI

 

ANLAŞMALI ECZANELER LİSTESİ

Öğrenimimi tamamlamış, gençliğimin ve kendi ayaklarımın üzerinde durabilmenin verdiği heyecanla eczanemi açmış ve her şeyin eksiksiz bir şekilde ilerlemesi için bütün gayretimle çalışıyordum. Bir an önce her şey yoluna girsin, eczanem herkes tarafından tanınsın istiyordum. Kurumlarla tek tek anlaşma yapma sürecim başlamıştı. Eczanemi açtığım yıllarda şimdikinden çok farklı uygulamalar vardı, eczanelerin kurum anlaşmaları şimdiki gibi değildi. Sigorta, Emekli Sandığı, Karayolları, Asker Hastaneleri gibi her bir kurumla ayrı ayrı protokoller imzalamak zorundaydınız.
Tüm kurumlarla anlaşmalarımı yapmıştım. İşimi geciktirmek istemiyordum, ne de olsa yeni mezun genç bir eczacıydım ve mesleğimle ilgili büyük ideallerim vardı. Zaman zaman çelişkiler de yaşamıyor değildim. Okulda öğrendiklerimle uygulamalar arasında şaşkınlıklar yaşadığım oluyor, gün geliyor ne kadar çok şey biliyorum diye övünürken bir başka gün yeterince bilgim olmadığını fark edip üzülüyordum.
O kadar şaşkın ve deneyimsizdim ki ne söylerlerse inanıyor, sürekli her konuda benden daha deneyimli olduğunu düşündüğüm meslektaşlarıma ne yapacağımı soruyordum. Bir gün eczaneme hayırlı olsuna gelen bir meslektaşım, eczaneme yakın olan hastane ve polikliniklere uğrayıp anlaşmalı olduğum kurumları hatırlatmamın iyi olacağını söyledi. Mantıklı gelmişti bu öneri. Öyle ya, benim anlaşmalı olduğum kurumları kim, nereden bilecekti. Tanıtmalıydım onlara eczanemi.
Bu heyecanla kartvizitlerimi alıp en yakınımda olan SSK hastanesine gittim ancak kime uğramam gerektiğini bilemediğim için oradaki memurlardan birine durumumu anlattım, beni başhekime yönlendirdi. Başhekimin odasına gidip kapıyı çaldım, içeri girdim. Masada oldukça kilolu, çatık kaşlı, kısacık saçlı, beyaz önlüklü bir bayan oturuyordu. Kafasını bile kaldırmadan önündeki dosyaları imzalamaya devam etti. Ben, bana bakmasını beklerken gürleyen bir ses tonuyla ne için geldiğimi ve neden konuşmadığımı sordu. Çekingen bir tarzda ve elimden geldiğince kibar bir ses tonuyla derdimi anlattım. Hastanenin girişinde anlaşmalı eczaneler listesini gördüğümü, eczanemi yeni açtığımı, kurumla anlaşmam olduğu hâlde listede eczanemin adının bulunmadığını, eczanemin adını listeye eklemelerini istediğimi nazik bir ifadeyle anlattım. Kartvizitimi masasına bırakmıştım ki aynı gürleyen sesin sahibi, yüzüme sert bir ifade ile bakıp “Sanki başka işim yok da senin eczanenin listeye eklenmesiyle uğraşacağım öyle mi? Beni yazı işleriyle karıştırdın herhalde?” diye azarladı.
İlk kez bu kadar azarlanmış, ilk kez bu kadar küçük düşürüldüğümü hissetmiştim. Oysa ben çok nazik davranmıştım ona, tepkisi bu olmamalıydı. Dışarı çıkarken yaşadığım durumu sindirememiş, gözyaşlarıma engel olamamış, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım. Neden bu kadar kaba davranmıştı, bir türlü anlam veremiyordum. Hastane çıkışında hemen girişte asılı olan “anlaşmalı eczaneler “ listesine tekrar baktım. O listede nasıl yer almıştı bu eczaneler, onlara da bana davranıldığı gibi mi davranılmıştı? Bu işin usulü bu muydu?


Eczaneme dönerken yol boyunca kafamda başhekimin çınlayan sesi yankılanıyor ve her yankılanışında kendime söz veriyordum: “Bir gün, evet, bir gün mutlaka o listeye beni başhekimin kendisi ekleyecekti, benim eczanemin adını vererek bana hasta yollayacaktı. Bunu sağlayacaktım, bunu mutlaka görecekti o.” Sürekli tekrarladım durdum bu cümleleri. Mutlaka olacaktı bu.
Zaman ilerledikçe eczanem daha çok tanınmaya başlıyordu, işe alışmaya başlamıştım. Eczaneme gelen reçeteler arasında yatan hasta reçeteleri çok oluyordu. Birçoğu da majistral reçetelerdi. Ancak laboratuvarımda borik asit çözeltisi, rivanol, gümüş nitrat gibi preparatları hazırlamak dışında donanımım yetersizdi. Bulunduğum semtte hizmet veren diğer eczanelerin bu gibi reçeteleri Kızılay’daki bir eczaneye yönlendirdiklerini öğrenmiştim. Ben de bir süre sonra sık gelen bu reçeteleri aynı eczaneye yönlendirmeye başladım.
Üç beş reçeteden sonra dönüp şu soruyu sordum kendime “Ben ne yapıyorum?” dedim kendi kendime. “Ne yapıyorum ben?” Yaptığımdan utanmalıydım. Neden başka eczaneye gönderiyor da ben yapmıyordum bu ilaçları? Eczacı değil miydim, yıllarca bunun eğitimini boşuna mı almıştım? Üşenmeden kolları sıvadım. Bundan sonra gelen reçeteleri başka eczaneye yönlendirmeyecek, ben hazırlayacaktım. Öncelikle reçetelerdeki etken maddelerin listesini çıkardım. Gerekli cam ve plastik malzemeler, spatüller ve havanları hazırladım. Eczanemin arkasında donanımlı bir laboratuvar ortamı oluşturdum. Gelen majistral reçeteleri kabul etmeye başladım. Her geçen gün reçete sayım artmaya ve reçetelere yeni formüller yazılmaya başlanmıştı. Laboratuvarımın donanımı gün geçtikçe artıyordu. Ek dolap ve raflarla işi büyüttüm. Öyle ki artık reçeteleri sıraya koyuyordum. Reçeteler hazır olduğunda ilaçların sahiplerini telefonla arıyor, haberdar ediyor, neredeyse tüm zamanımı laboratuvarda geçiriyordum. Hastane personelleri de öğrenmişlerdi eczanemi. Yatan hasta reçeteleri dışında kendileri için de değişik formüller getirip hazırlatıyorlardı. Dışkapı semtinde namım almış yürümüştü. Artık Yenimahalle’den, Aydınlıkevler’den, Etlik’ten hatta Bahçelievler ve majistral reçete gönderdiğim Kızılay’daki eczaneden bile hastalar geliyordu eczaneme. İnanılmaz bir keyif yaşıyordum. Çevremde çok sayıda eczane vardı ancak hiç biri benim yaptığım işi yapamıyordu, majistral reçeteleri karşılamaya başlamış olmam beni diğer eczanelerden farklı kılıyor ve eczanem için çok büyük bir açılım sağlıyordu.
Bir gün hastanın biri elinde bir reçeteyle geldi eczaneme, pek umutlu olmayan bir ses tonuyla “Acaba bu reçeteyi hazırlayabilir misiniz eczacı hanım?” dedi. Reçetede  “Soufrémixture…..100g ” yazıyordu. Durakaldım önce. Bir ofisinal reçete olmalı, dedim. Hastaya dönüp reçeteyi ertesi güne hazır edebileceğimi söyledim. Elimdeki “Tıbbi ve Kozmetik Formüler” kitabına sarıldım. Ayrıca farmasötik teknoloji ve kozmetoloji ders notlarımı çıkardım. O zamanlar internet ortamında araştırma yapmak gibi bir şansınız olmadığı gibi, bırakın interneti bilgisayar bile yoktu. İşim zordu yani. Oturup ders notlarımdan ve formüller kitabından açık formülü öğrendim. Ertesi gün hastaya reçetesini teslim ettim.  Hasta, ilacı hazırladığımı görünce sevinmiş ve bir itirafta bulunmuştu, meğer ilacı yazan doktor, yanındaki doktor arkadaşına dönerek “Göreceksin bu reçeteyi hiçbir eczane hazırlayamayacak.” demiş. Konuşmaya şahit olan hasta, eczaneme gelirken buna hazır olarak girmiş, çok da umutlu değilmiş yani.


Bir başka gün, beyaz önlüklü üç bayan özel bir otomobilden inip eczaneme girdiler. Her birinin elinde bir majistral reçete vardı. Reçetelerin birinde yatan hastada oluşan derin yaralar için hazırlanacak “Huile de cade” içeren 2 kg pomat isteniyordu. Diğerinde jinjivit tedavisi için bir diş hekiminin yazdığı formül vardı, bir diğeri ise akne tedavisi için hazırlanacak bir kremdi. Reçeteleri alıp büyük bir merakla nereden geldiklerini sordum. Bana SSK hastanesinde çalıştıklarını ve kendilerini başhekimin yönlendirdiğini söylediler. Başhekim, yeni uzman doktorlarına “Yalım Eczanesine gidin, bu civarda majistral çalışan tek eczane o.” demiş. Kulaklarıma inanamamıştım. Doktor hanımları oturtup çay ısmarladım. Arka tarafa geçip kısa bir gözyaşı döktüm. Başarmıştım. “Başardım, nihayet başardım! Kendime verdiğim sözü tuttum” dedim. Gururla ve sevinçle doktorların yanına döndüğümde reçetelerini ertesi güne hazır edebileceğimi ve kendilerine göndereceğimi söyleyip başhekime de selamlarımı ve saygılarımı iletmelerini istediğimi özellikle ifade ettim. Anlaşmalı eczaneler listesine girmek için meslekte farklı olduğumu ortaya koymak zorunda kalmıştım ama hiç şikâyetçi değildim bu durumdan. Derin bir nefes alıp kollarımı sıvadım ve havanda tozu ezmeye başladım. Ertesi gün hastaneye ilaçları kendi ellerimle götürdüm. Girişte anlaşmalı eczaneler listesine baktım, en alta eczanemin adı yazılmıştı. On ay önce bu kapıdan ağlayarak çıktığım günü hatırladım. Gülümsedim, on ay her şeyi değiştirmişti. Ağlayarak çıktığım hastaneye gülerek girmiştim. İlaçları doktor hanımlara teslim ettim. Başhekimle tanıştırdılar beni. Hiçbir şey söylemedim, hatırlatmadım kendimi. Zaten hatırlayacağını da zannetmiyordum. Birer çay içtik odasında, bana teşekkür etti, beni tanımaktan memnun olduğunu söyledi. Ne zaman istersem bir çayını içmeye gidebilirmişim. Daha sonra başhekimin yanına gittim mi gitmedim mi hatırlamıyorum ama yaşadığım bu tecrübe bana bir kez daha şunu öğretti: Yaptığınız işi hakkıyla yaptığınızda, farklılığınızı ortaya koyduğunuzda mutlaka karşılığını alırdıınız. Çok çalıştım, laboratuvarlarda geçti günlerim, yoruldum ama başardım. Sonra akademik ortamda devam ettim çalışmalarıma, hep gurur duydum mesleğimle, hep anlattım öğrencilerime çalışmalarının karşılıklarını doğru yolları seçmişlerse  mutlaka alacaklarını. Üzerinden uzun yıllar geçse de bu anım zihninim tozlu raflarında kaybolmadı, müsaade etmedim kaybolmasına, eczacılık fakültesinin sıralarından geçen yüzlerce öğrencime her sene gururla anlattım bu anımı, içlerinden bir ya da birkaçı mesleğine bir yenilik getireceklerse bu bile kazançtır diye düşündüm…

Devamını Oku

VİTAMİN, MİNERAL VE GIDA TAKVİYELERİ İLE İLGİLİ ŞAŞIRTAN BİLGİLER (2)

 

Geçen yazımın devamını yazma konusunda gecikmiş olmam, konunun güncelliğinden bir şey kaybettirmeyecek diye düşünüyorum. Bu vesileyle, yazıma kaldığım yerden devam etmeden kısa bir hatırlama yapalım.

 

Geçen yazımda hangi konu başlıklarını vurguladım ?

 

-Reçeteye giren, ilaç ya da bitkisel ürün ve benzeri  takviyelerin yüzde yüz güvenilir olmadığını, 

-Üstünde bile durmadığımız bazı ilaç kullanma alışkanlıklarımıza ilaveten beslenme alışkanlıklarımızın, farkında olmadan ihtiyacımız olandan fazla  vitamin ya da mineral alımına neden olabileceğini ,   

-Ürünlerin bitkisel kaynaklı olmasının ve vitamin ya da mineral taşımalarının  tamamen zararsız oldukları anlamına gelmediğini....

 Devam edelim;

4-  Ürünlerin üzerindeki  uyarı ya da bilgilendirme  etiketlerine güvenemezsiniz.

Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), gıda takviyeleri ile vitamin ya da mineralleri taşıyan ürünlerde - demir içerenler hariç- herhangi bir uyarı etiketini gereksiz bulmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde, marketlerde ve internet üzerinden satılan 233 adet ürünün  etiket bilgilerinde büyük farklılıklar ve tutarsızlıklar olduğu görüldü.  Bu nedenle, eğer sağlığınızı korumak istiyorsanız, ürünün üzerindeki etikete güvenmeyip doktor veya eczacınıza, aldığınız ya da almayı düşündüğünüz reçeteli veya reçetesiz  temin edilebilen  her türlü ürünü danışmalısınız. Özellikle, en sık kullanılan gıda takviyeleri, bitkisel ürün veya vitaminlerin etkileştikleri ilaç ve gıdaları öğrenin. Ülkemizde, Sağlık Bakanlığının etkileşimlerle ilgili bir listesi bulunmaktadır.

 

5- Vitamin, mineral ve gıda takviyelerinin kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu oldukları kanıtlanmamıştır.

Kalp hastalıkları ve kanser riskini azalttığı düşünülerek antioksidanlar ve Omega-3 hapları oldukça yaygın kullanılmaktadır. Ayrıca, milyonlarca kadın kemiklerini korumak için düzenli olarak kalsiyum takviyesi yapmaktadırlar.  Ancak, son  çalışmalar bu ürünlerin düşünüldüğü kadar güvenli ve etkili olmadığını düşündürmektedir.  

Balık yağı haplarının kardiyovasküler hastalıkları önlediğine dair yaygın inanış, diyabete yatkınlığı olan veya diyabeti olanlar ile  yüksek kalp krizi ya da  felç riski olan 12,500 (oniki bin beşyüz) kişide yapılan bir araştırma ile altüst olmuştur. Bu çalışmada, hergün 1 gram balık yağı hapı alan grup ile balık yağı almayan grup karşılaştırılmış ve gruplar arasında  ölüm  ve kalp hastalıkları görülme sıklığı açısından bir fark bulunmamıştır.

Benzer şekilde bir darbe de, kalsiyum takviyesinin faydalarıyla ilgili bilgilerimize vurulmuştur. Alman ve İsveçli araştırıcıların 24,000 kişide 11 yıl boyunca yaptıkları bir araştırmaya göre, düzenli kalsiyum   kullananlarda, kalsiyum takviyesi yapılmayanlara  göre kalp krizi riski  %86 daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları Haziran 2012 yılında , sağlıkla ilgili önemli bir dergi olan "Journal Heart " dergisinde yayınlanmıştır.

 

 

SONSÖZ;  Antioksidanları bırakın. Kanser olma riskinizi güvenli bir şekilde azaltmak için, sigaradan kurtulun , fazla alkol tüketmeyin;  taze sebze- meyve, kuru yemiş, tahıl ve baklagillerden oluşan sağlıklı  bir beslenme programı ile kendinizi korumaya alın :)  

 

Kaynak:

http://www.washingtonpost.com/national/health-science/vitamins-and-nutritional-supplements-may-contain-unexpected-hazards/2012/11/05/ee82230c-f130-11e1-adc6-87dfa8eff430_story.html

(Erişim: Nisan 2014).

Devamını Oku

VİTAMİN, MİNERAL VE GIDA TAKVİYELERİ İLE İLGİLİ ŞAŞIRTAN BİLGİLER (1)

Birçok konuda olduğu gibi hastalıklar ve İlaç kullanımı konusunda Amerika Birleşik Devletlerinde ayrıntılı ve geriye dönük çalışmalar çok yapıldığı için bilimsel verilerin de çoğu ABD kökenli araştırmalara aittir. Yazılarımda verdiğim  bilgi ve bulguların çoğu da dolayısıyla ABD de yapılmış olan araştırmalara ait verilerdir. Ne yazık ki ülkemizde kurumsal geçmişlerimizle ilgili arşivleme, bilgi depolama ya da geriye yönelik araştırmalar son derece yetersiz olduğundan, kültürü, yaşam tarzı, ilaç kullanma alışkanlıkları ve hatta en sık görülen hastalıkları bile ülkemizdekinden farklı olan bir ülkenin verilerinden hareketle kendimize bir yol haritası çizmeye çalışmışızdır yıllarca. Sanırım son 10-15 yıldır birçok kurum özellikle kalite ve standardizasyonun önemi öne çıkmaya başladıktan sonra son hız kendi kurumsal hafızasını oluşturacak çalışmaları başlatmıştır. Yine de bu yazımda vereceğim bilgiler ABD de yapılmış çalışmalara aittir ancak, genel bilimsel veriler olmaları nedeniyle ülkemiz insanı için de uyarı niteliğini taşımaktadır.

 

            Son yıllarda gittikçe artan bir vitamin ve gıda takviyesi kullanımı ülkemizde de dikkat çekmektedir. Yıllarca avuç avuç vitamin, mineral ve gıda takviyesi kullanan Amerikalılar, aslında bu ilaçların hiç de sağlıklı olmaya yardımcı olmadıklarını hatta zararlı bile olabileceklerini anlamaya başlamışlardır. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, sağlığa yararlı olduğu düşünülen bu ürünlerin temel 10 zararını ortaya koymuşlar ve "ConsumerReports.org (Tüketiciraporu.org) " sitesinden yayınlamışlardır.

1- Vitamin, mineral ve gıda takviyesi içeren ürünler tamamen zararsız değillerdir.

2007-2012 yılları arasında tüketicilerden elde edilen geri bildirimler böbrek ve karaciğer sorunları, ağrı, sancı, bulantı, kusma, alerji, halsizlik başta olmak üzere, 10,300 tüketici raporu ile  115 ölüm, 1000 ciddi hastalık durumu, 900 civarında acil müdahale gerektiren durum bildirilmiştir. Bu istenmeyen durumların bir kısmı reçetelerdeki ilaçlardan kaynaklanmakla  birlikte, güçlü bir ilaç ile tedavi yaklaşımından kaynaklanan güçlü yan etkiler olduğu gözlenmiştir. Sadece vitamin kullanımına bağlı olarak geri bildirim yapılan 7 tüketici raporunda, A ve D vitaminlerinin normalin çok üstünde kullanılmalarına bağlı ciddi yan etkiler olduğu ortaya konmuştur.

2- Gıda takviyelerinin çoğu reçetelenebilen ürünlerdir.

Gıda takviyesi üreticilerinin en büyük satış reklamları, ürünlerinin reçeteye girdiği, yani güvenilir ürünler oldukları yönündedir. Oysa, 2008 yılından buyana, vücut geliştirme, cinsel güç artırıcı ve kilo verdirici olarak reçetelerde yer alan 400 kadar ürün geri toplatılmıştır. Kaldı ki, cinsel gücü artıran sildenafil (viagra®) ve zayıflama ilacı sibutramin (reductil®) gibi reçeteye giren ilaçlar bile kalp krizleri ve felçlere neden oldukları için 2010 yılında geri çekilmiş ilaçlardır. Diğer taraftan, reçetemizdeki ilaçların, kullandığımız vitamin, mineral veya gıda takviyeleri ile etkileşime girebildiğini de unutmamak gerekir.

3- Vitamin ve mineral kullanırken  doz aşımına neden olabilirsiniz.

Genellikle, vitamin ve mineral kullanırken günlük alınması gereken dozlarını sormaya pek gerek duymayız. Çünkü, vitamin, mineral ve gıda takviyelerinin sağlık için yararlı, güvenilir ürünler olduklarını düşünürüz. Bu nedenle, bu ürünleri olması gereken miktarların çok üstünde almakta bir sorun görmeyiz. Ancak, A, D, E ve K vitamini gibi yağda çözünen vitaminlerin yüksek dozlarda alınmaları bazı sağlık sorunlarına yol açabilir. Hatta, normal dozlarında alınsalar bile birlikte alındıkları diğer ilaçlarınızla etkileşme riskleri daha yüksektir.

Toplumda mineral kullanımıyla ilgili olarak sıklıkla yaşanan diğer bir sorun en çok kalsiyum (Ca)  ve demir  (Fe) içeren ilaçları kullanırken yaşanır. Şaşırtıcı bir şekilde, bu mineralleri kullanırken   kolaylıkla ve fark etmeden  yüksek dozlara çıkabilirsiniz. Şöyle ki,  yaklaşık 1000mg   kalsiyumu tahıl ağırlıklı bir kahvaltıdan sağlarken, gün içinde içtiğiniz bir fincan sütten 150mg, köpüren kalsiyum ilacınızla 500mg ve  vitamin takviyesi olarak da bir multivitamin (çoklu vitamin takviyeleri ortalama 300mg kalsiyum içerir) alıyorsanız,      günlük   2000mg civarında kalsiyumu almış oluverirsiniz. Kalsiyum için günlük alınması gereken en yüksek miktar 2000mg dır.  Kısacası, fark etmeden düzenli olarak, günlük alınması gereken miktarın üst sınırında  kalsiyum tüketiyorsunuz  demektir. Eğer doktorunuz   gıdalardan aldığınız bir vitamin ya da mineralin yeterli olmadığını söylüyor ve takviye gerekiyor diyorsa, sadece eksik olanı yerine koymanız, tek bir vitamin ya da mineral içeren ilacı kullanmanız yeterlidir.

 

Devamını Oku

GÜZELLEŞTİREN BİTKİLER

Bahçenizden topladığınız bazı bitkilerin sizi güzelleştirebileceğini hiç düşündünüz mü? Evde salata yaparken soyduğunuz salatalığın kabuğunu yüzünüze yapıştırmanın cilde güzellik kattığını bilmeyen yoktur herhalde. Çilek, muz, ananas gibi birçok meyvenin kimi zaman ezilip doğrudan, kimi zaman ise süt, yoğurt ya da balla karıştırarak maske halinde yüzünüze sürüldüğünde ortaya çıkan olumlu değişikliği de deneyimlemiş ya da gözlemlemiş olabilirsiniz.
Günümüzde, insanlar gerek hastalıkların tedavisi gerekse kozmetik amaçlı, doğal ürünlere yönelmeye başladılar. Kozmetik ürünlerin içinde onlarca kimyasal madde bulunması ve bunların bir kısmının alerjik reaksiyonlara yol açmaları, hatta deride geri dönüşü olmayan ciddi zararlı etkiler oluşturabilmeleri nedeniyle doğal ve bitkisel kozmetiklerden yararlanma eğilimi artmaktadır.
Bugün, kozmetik amaçlı kullanımı  olan bitkilerden bahsetmek istiyorum. Aşağıda verdiğim bitkileri taze ya da kuru olarak temin edip veya bahçenizden toplayarak güzelleşmek için kullanabilirsiniz. En kolay kullanım şekli, 1-2 bardak suda demlenmiş bitki çayını süzerek pamukla cildinize sürme veya banyo suyunuza katarak kullanmaktır.
 Bay leaves (Defne yaprağı): Ciltte kan dolaşımını artırıcı ve sakinleştirici.
Calendula flowers (Aynısafa çiçeği, altıncık, nergis): Kuru ciltler için yatıştırıcı. Bu çiçeğin, piyasada satılan "Calendula balsam" kremi mevcuttur.
Chamomile flowers (Papatya çiçeği):Doğal antienflamatuvar (yangı giderici) olarak bilinen bir bitkidir. Tahriş olmuş ciltte kaşıntı giderici, dinlendirici olarak kullanılır.
Ginger root (Zencefil kökü):  Cildi uyarır, kan dolaşımını artırır, banyo suyuna eklendiğinde vücuda enerji verir. Rendelenerek hindistancevizi yağı ile karıştırıldığında hem cildi pürüzsüzleştirici hem nemlendirici bir etki yapar.    
Horsetail,  Equisetum (Atkuyruğu): "Yaşayan fosil" olarak da bilinir. Mineral açısından oldukça zengin ve cilt gözeneklerini sıkılaştırıcı etkisinden dolayı tonik amaçlı kullanılır. Saç ve tırnakları besleyici etkisi vardır.
 Lavander (Lavanta): Antimikrobiyal ve antienflamatuvar (yangı giderici) etkisinden dolayı özellikle yaralı ve tahriş olmuş cildi iyileştirici bir etkisi vardır. Ayrıca, sinirleri yatıştırıcı etkisi olup  rahat bir uyku almaya yardımcı olur
Lemon balm (Oğulotu): Temizleyici ve yatıştırıcı etkisi vardır.
Rosemary (Biberiye): Banyo suyuna eklendiğinde saç ve vücudu uyarıcı ve tazelik kazandıran  etkisi vardır. Ayrıca, kas rahatlatıcı banyosundan yararlanılır.
 Rose petals (Gül yaprakları): Bahçenizdeki gülün çiçek yapraklarını toplayıp gül banyosu yapabilir, gülün güzel ve rahatlatıcı kokusundan yararlanabilirsiniz.Sage (Adaçayı): Cildinizi derinlemesine temizleyici  ve cilt gözeneklerini sıkılaştırıcı etkisi olan iyi bir antiseptiktir. Peppermint (Nane): Antienflamatuvar (yangı giderici), serinlik ve ferahlık hissi veren, uyarıcı, kan akımını hızlandıran, zindelik veren etkisi vardır. Sizlerin de bildiği ve kullandığı özel formülleriniz varsa bizimle paylaşırsanız memnun olurum.

SONSÖZ: Tıbbi amaçla kullanılan bazı bitkilerin yanısıra yediğiniz  meyve ve sebzeleri ezerek yüzünüze sürebilirsiniz. Ancak, hassas, kuru ve alerjik bir deriye sahipseniz önce küçük bir miktarı sürerek denemenizi öneririm.  Elbette dengeli beslenme v dengeli bir yaşam tarzı sağlıklı bir cilde sahip olmanın en önemli etkeni olduğunu unutmamak gerekir.

Kaynak:

 http://spiritualityhealth.com/articles/herbs-home-beauty-treatments

Devamını Oku

ECZACILIK VE NANOFARMAKOLOJİ

Nanoteknoloji, nanometre ölçeğindeki fiziksel, kimyasal ve biyolojik olayların anlaşılması, kotrolü ve üretilmesi amacıyla materyal, cihaz ve sistemlerin geliştirilmesiyle ilgilenir. Eczacılık alanıyla yakından ilgili olan nanofarmakoloji ise ilacın vücut içinde hedeflenen bölge ya da dokuya dağılımı, en yüksek etkinliğe ulaşması, en az yan etkiyle tedavi etmesiyle ilgilenir. Kısacası, nanofarmakolojide,  bireye özgü tedavi için en uygun ilacın üretilmesi ve yeni ilaç moleküllerinin geliştirilmesi için nanoteknolojiden yararlanılır. Tüm nanoteknolojik gelişmeler, tablet, şurup, losyon gibi ilaç şekilleri gibi bilindik ilaç şekillerinin yanı sıra  farklı ilaç taşıyıcı sistemlerin geliştirme, hastalıkları  önceden tespit etme, hastalılardan korunma ve hastalıkları önlemek amacıyla ilaç endüstrisini daha fazla yatırım yapmaya zorlayacaktır elbette.   

 

Nanofarmakoloji, bize ne gibi yararlar sağlayacaktır?

-Hastalıklar daha hızlı tespit edilebilecek,

-Hastalık etkeni patojenler daha hızlı ve kolay tespit edilebilecek,

-Hastalıkların tedavisi için en uygun ilaçlar seçilebilecek,

-En yüksek tedavi edici  etkiye sahip ilaçlar üretilebilecek,

- En düşük yan etkiye sahip ilaçlar üretilebilecek,

-İlaçların etki etmesi istenen   doku veya bölgelere   hedeflendirilmeleri sağlanabilecek,

 

            Nanofarmakoloji çalışmaları, genlerin tanımlanmasına, işlevlerinin aydınlatılmasına yardımcı olurken, hücrelerdeki etkilerine yönelik olarak ilaçların modellendirilmesine, yeni ilaç moıleküllerinin keşfine de olanak sağlayacaktır. Bir başka deyişle, nanofarmakoloji, ilaç tedavisinde bir standardizasyon da sağlayarak Ar-Ge çalışmalarına da yardımcı olacaktır.

Nanofarmakoloji, eczacılık alanında yeni bir süreç ve yeni bir teknoloji olup, bu alandaki gelişmeleri takip edebilmek için ülkemizde  biyoteknoloji alanındaki altyapı yatırımlarının artırılmasını gerektirir. Nanofarmakolojik gelişmeler öncelikle kanser tedavisi alanında yol katederken kozmetik ürünlerde de nanoteknolojik yöntemlerle geliştirilmiş formülasyonları görmekteyiz.

 

             Biyoteknoloji kapsamında nanofarmakolojisi gelişmiş ülkeler yakından izlenerek onların programlarından yararlanma yoluna gidilebileceği gibi ülkemizdeki üniversitelerde Ar-Ge çalışmalarının bu yönde desteklenmesi yararlı olacaktır.

 

SONSÖZ; Eczacılık alanındaki son gelişmeler bireye özgü ilaç üretimine kadar gelmiştir. Nanofarmakoloji, ilaç endüstrisine her bireyin kendi ihtiyacı olan ilaca ulaşma olanağını sunmaktadır. Hastalık etkeni olan zararlı minicanlılara (patojen mikroorganizma)  ya da hastalıklı bölgeye yönlendirilmiş "güdümlü ilaç molekülleri" ile yakın bir gelecekte, daha kısa sürede, daha düşük dozda ilaç uygulamasıyla ve istenmeyen yan etkileri yok edilmiş yeni ilaç molekülleriyle tedavisi zor birçok hastalık belki de ortadan kaldırılacaktır..

 

 

Devamını Oku

HAFIZA GÜÇLENDİREN BİTKİLER (3)

Önceki haftalardaki yazılarımda, en iyi bilinen hafıza güçlendirici ve öğrenmeyi kolaylaştırıcı   bitkilerden bahsettim. Bu yazılarımın ardından gerek okur gerekse yakın arkadaş çevremden gelen sorular beni oldukça düşündürdü.   Tüm sorular yerli bitkilerimizden bu özellikleri taşıyan bitkilerimiz olup olmadığı üzerineydi. Örneğin, ceviz bunlardan en iyi bilineni. Elbette fındık ve fıstık da bunların arasında. Ya çok güçlü antioksidan özelliği olan siyah üzüm?... Bu arada, havuç, kereviz gibi antioksidan özelliği yüksek sebzeler ile vücutta öğrenme ile ilgili en önemli madde olarak bilinen "asetilkolin" isimli maddenin beyindeki düzeyini artıran ve asetilkolin yapımı için gereken "kolin" isimli maddeyi taşıyan gıdalardan  bahsetmem de gerekirdi belki.  
Ancak, ben esas olarak, aynı zamanda halk ilacı olarak da tarihsel bir geçmişi olan tıbbi bitkiler ve bu bitkilerin özütlerini içeren bitkisel ürünlerden bahsetmeyi amaçlamıştım. Yeri gelmişken öğrenme ve bellek  üzerinde etkileri olan gıdaları da anlatmadan geçmeyelim o zaman. Yumurta, et, et ürünleri, süt, buğday tohumu, barbunya gibi baklagiller "kolin" açısından oldukça zengin besin maddeleridir. Mineral ve vitamin açısından zengin diğer tüm gıdaların da dengeli tüketilmesi bellek üzerinde olumlu gelişmeler sağlayacaktır elbette.
 Ülkemizin,  hafızayı güçlendirmek amacıyla  kullanılan ya da üretilen tıbbi bitki ve ürünleri var mı derseniz, evet var ama üzülerek söylemeliyim ki,  Türkiye’de 350 civarında tıbbi ve aromatik bitki doğadan kontrolsüz ve "vahşi" olarak toplanmakta, yalnızca 30 kadar tıbbi-aromatik bitkinin kültürü ve tarımı yapılmaktadır. Oysa, dünyada her geçen gün artan bir oranda,  birçok bitkinin doğal gıda, kozmetik maddesi ve tıbbi amaçlı kullanımı için kültürü yapılmaktadır.  Tıbbi ve aromatik bitkilerin tarım ve kültürlerinin yapılmasının ülke ekonomisine   önemli katkılar sağladığı düşünülecek olursa,  tıbbi ve aromatik bitki üretiminin devlet tarafından da  desteklenmesi ve teşvik edilmesi gerektiği yadsınamaz. Türkiye'de kültürü yapılan tıbbi bitkileri halk arasında bilinen yaygın olarak kullanılan Türkçe  isimleriyle  sayacak olursak ; Kişniş, kimyon, ekinezya, rezene, meyan, sarı kantaron, lavanta, keten, Alman papatyası, oğulotu, tıbbi nane, çörekotu, anason, hintyağı, Isparta gülü, biberiye, dağ çayı, tıbbi adaçayı, devedikeni, İstanbul kekiği, haşhaş, çemen, ısırganotunu  söyleyebiliriz. Bu bitkiler, dünyada ve ülkemizde, öğrenme ve bellek üzerindeki etkilerinden dolayı değil   farklı tıbbi etkilerinden dolayı kullanılan bitkilerdir. Özellikle 1990'lı yıllardan itibaren tıbbi bitkilerin halk arasındaki kullanılma amaçları dışında farklı tıbbi etkileri olup olmadığı araştırılmaya başlamıştır. Bu bitkilerden bazılarının öğrenme üzerine olan  etkileriyle ilgili   bilimsel çalışmaların ise 2000'li yıllardan itibaren başladığını gözlemledim.  Ticari  ürünleri bulunan   adı geçen tıbbi bitkilerin  bellek güçlendirici, öğrenmeyi kolaylaştırıcı ya da Alzheimer hastalığı için kullanımları  açıkça tanımlanmamıştır. Bununla birlikte, adaçayı, biberiye, kakule, yeşil çay ve  zencefil halk arasında  hafıza zayıflığı ve  unutkanlıkta   kullanılan yerli tıbbi bitkilerimizdir. Bu bitkilerin çaylarını kullanabileceğiniz gibi zencefil ve biberiye  salatalarınıza  değişik lezzetler katabilir, denemeye değer.
SONSÖZ:  Tıbbi bitki  ve halk ilaçları uzmanı olan  hocalarımız,  tıbbi bitkilerin halk arasındaki  kullanımları dışında farklı  etkileri olup olmadığını araştırmanın zaman kaybı olabileceğini ifade ederler çoğu kez.  Ben de, halk ilacı olarak kullanılan  bitkilerin kullanılma amaçları dışında farklı   tıbbi etkileri olup olmadığını araştırmaktan çok,  etki mekanizmalarını aydınlatacak ve bitkisel ürünü markalaştıracak çalışmalarla  yeni ilaç geliştirme aşamalarına ve ülke ekonomisine katkı sağlamanın daha önemli olduğunu düşünüyorum. 
Sağlıcakla kalın.

Devamını Oku