Hakkımızda
Gazetelerin Köşe Yazarlarından Derlemeler
  • Gündem
Üyeler
Henüz üye yok!

BÜLENT ERANDAÇ: MİLGEM stratejisi

AKDENİZ'DE, Ege'de donanmamızın dalgalandırdığı Türk bayraklarını, Suriye'de paçavraya çevrilen ABD-İSRAİLPKK koridorlarını görmeyenleri, kulakları duymayanları, ağzı olup konuşmayanları Allahımız ıslah etsin.
Günlük olayları daima, o olayların tarihimizden bize çağrıştırdığı benzerleri ile birlikte işlemeye çalışmakta büyük yarar var. Günümüzün en önemli olayı ne? Kuşkusuz, Türkiye'nin AKDENİZ DOKTRİNİ ile Libya ile deniz anlaşması yapması, Kıbrıs'tan Girit Adası açıklarına kadar Doğu Akdeniz'de söz sahibi olması, sismiksondaj gemileriyle TÜRK BAYRAĞI DALGALANDIRMASIDIR.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan-Türk Devlet Aklı, eğer MİLGEM (Milli Gemi) ve Sismik-Sondaj gemileri alımı yapmasaydı, bugün Türkiye'miz Akdeniz'de yanmıştı.
Yani, emperyalist devletler ve onların kuklaları Doğu Akdeniz'de cirit atarken, Türkiye Antalya Körfezi'nden dışa çıkamazdı.
Türkiye bugün güçlü donanması, kendi malı olan Sismik-Sondaj gemileriyle Akdeniz'de denklem değiştirmektedir. ABD-Avrupa-İsrail'in tezgahladığı, Doğu Akdeniz gazına el koyma taktiklerini bozmaktadır.
TÜRKİYE'NİN BARBAROS'UN
TORUNLARI OLDUĞUNU
GÖSTERMESİNDEN GURUR
DUYMALIYIZ.
DİKKAT EDİNİZ... TARİH 2004...
Tayyip Erdoğan ilk defa, Doğu Akdeniz'den bahsederek, günümüzde büyük senaryolara konu olan AKDENİZ DENKLEMİ'NDEN Aziz Milletimizi haberdar etti. Dedi ki: Doğu Akdeniz'deki doğal kaynaklarının adeta gasp edilmesine yönelik girişimleri kabul etmeyeceğiz. Kimsenin hakkında, hukukunda, toprağında gözümüz yok.
Biz sadece kardeşlerimizin haklarını koruyoruz. Denizlerdeki haydutlara meydanı bırakmayacağız.
Başbakan Erdoğan, MİLGEM PROJESİ'Nİ başlattı. Uzun vadeli AKDENİZ-EGE STRATEJİSİ'Nİ uygulamaya soktu.
2004'ten bu yana yakın takip altında tutulan savunma sanayi faaliyetleri bir gerçeği gösterdi. Bu gerçek de Türkiye'nin gerekli irade ortaya konulduğunda altından kalkamayacağı hiçbir iş olmadığıdır.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
BÜLENT ERANDAÇ: MİLGEM stratejisi

EMİN PAZARCI: Şaka gibi

Beklenen gün geldi. Muharrem İnce, bugün kameraların karşısına geçecek. Ankara’da basın mensuplarına “Parti kurmuyorum, hareket başlatıyorum” sözlerinin ne anlama geldiğini açıklayacak. Tabi ki CHP yönetimini hayli sıkıntıya sokacak bazı bilgiler de verecek.

CHP’de nefesler tutulmuş durumda.

Biliyorsunuz, CHP’de “ağır ağabey” rolündeki Hikmet Çetin ve Murat Karalayçın, bir süre önce Muharrem İnce ile görüştüler. Kendisine yeni bir parti girişiminin doğru olmayacağı mesajını verdiler. Özellikle Murat Karayalçın görüşmenin ardından ağır ifadeler kullandı. Muharrem İnce’yi adeta bölücülükle suçladı.

Durum bu olunca, geçmişte yaşananlar aklıma geldi.

1995’te Murat Karayalçın SHP’nin, Deniz Baykal da CHP’nin başındaydı. O günlerde de “bölünme” ve “bütünleşme” tartışmaları yapılıyordu. Nihayet her iki parti kurultayları toplandı ve “bütünleşme” kararı alındı.

Murat Karayalçın da Atatürk Spor Salonu’ndaki SHP Bütünleşme Kurultayı’nda, “Görevimden ayrılıyorum” dedi:

-Doğru olan bütünleşmedir.

Buna karşılık Karayalçın da Baykal da ellerindeki gücü bırakmak istemedi. Her iki isim de birleşmenin kendi partilerinin çatısı altında olması gerektiğini savundu. Sonunda “Hikmet Abi” formülü bulundu. Birleşme CHP çatısı altında gerçekleşti. Hikmet Çetin de CHP’nin Genel Başkanı oldu.

Deniz Baykal ise aradan bir yıl geçmeden koltuğu geri alıp bıraktığı yerden CHP Genel Başkanlığı’na devam etti.

Şimdi sıkı durun. Murat Karayalçın ne yaptı dersiniz? İşler beklediği gibi gitmeyince 2002’de SHP’yi yeniden açtı. Partinin Genel Sekreterliğine de Fikri Sağlar’ı getirdi. Daha önce savunduğu “doğru olan bütünleşmedir” tezini bir kenara attı. Kendisine yeni bir söylem buldu:

“Solda çözüm, birleşme değil yenileşmedir!”
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
EMİN PAZARCI: Şaka gibi

MUHARREM SARIKAYA: İNCE’YE “PARTİNİN HUKUKUNU SAKIN OLA İHLAL ETME” MESAJI

Muhalefetin muhalefetinde de CHP içinde “hareket” başlatan Muharrem İnce’nin bu sabah düzenleyeceği basın toplantısı var.

CHP’nin eski Genel Başkanları Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın, Kılıçdaroğlu’nun ardından önceki akşam kendisiyle görüşüp partileşme sürecine girmemesini istedi.

Nitekim hem Çetin, hem de Karayalçın ile dünkü sohbetimden çıkardığım şu ki İnce “Bir hareket başlattığını ve ayrılmayı şu aşamada düşünmediğini” bildirmiş.

Kendisine bunun yeterli olmayacağı, iktidarın zayıfladığı bir dönemde CHP ve yönetimine yönelik sert eleştirilerin de tabanda tepki toplayacağına vurgu yapılmış ve bugün düzenleyeceği basın toplantısında sert sözler sarf etmemesi gerektiğine vurgu yapılmış.

Bu aşamada Kılıçdaroğlu ile yapılan görüşmeden elde edilen hava da kendisine aktarılmış.

Kılıçdaroğlu’nun geçmişte “Partide Atatürk düşmanları var” ve “Bu partiyi çeteler yönetiyor” yönündeki sözler için herhangi bir adım atmadığı, ancak bu ve benzeri söylemlerin devam etmesi halinde de “Partinin hukukunu kimseye ihlal ettirmeme kararlılığında olduğu” kayda geçirilmiş.

CHP tabanının parti yönetimine olan desteğini anımsattı...

Bunun bir disiplin sürecine yol açacağının altı çizilmiş…
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
MUHARREM SARIKAYA: İNCE’YE “PARTİNİN HUKUKUNU SAKIN OLA İHLAL ETME” MESAJI

ABDULKADİR SELVİ: Erdoğan’ın altı dönemi
Metropoll’ün temmuz ayı araştırmasında, “Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı görevini yapış tarzını onaylıyor musunuz?” sorusuna ankete katılanların yüzde 50.6’sı onaylıyorum yanıtını veriyor. Onaylamıyorum diyenlerin oranı ise yüzde 43.3’te kalıyor. 6.1 oranında ise fikrim yok yanıtı verilmiş.

OSMAN MÜFTÜOĞLU: Bu gidiş kötü gidiş

Eldeki veriler net ve açık olarak gösteriyor ki bu gidiş iyi değil. Pandemi meselesini kontrol altına almakta zorlanıyoruz. Sadece bizde değil, hemen hemen her ülkede COVID-19 salgını direnmeye devam ediyor.

Çok değil 8 ay kadar önce, ocak ayının sonlarında 15-20 bini bile geçmeyen vaka sayısı bugün 20 milyonu aşmış durumda. Kısacası “pandemi gündemi”nin sonlarına yaklaşmak bir yana, henüz ortasında olduğundan bile şüphe ettiren işaretler var. Pandemi dünyanın her noktasında, her ülke, iklim ve ekonomisinde tedbirlerinizi azıcık gevşettiğiniz anda, anında “Ben buradayım!” diyor. Pençesini acımasızca önce akciğerleriniz, pıhtılaşma sisteminiz, sonra da bütün bedeninize atıveriyor. Özetle, eğer akıllı davranmazsak gezegenimizi saran bu belalı virüsten değil tamamen kurtulmak, onu kontrol altına alma ihtimalimiz bile şimdilik tatlı bir hayalden ibarettir. İçinde bulunduğumuz rüyadan çıkalım ve lütfen ve hem de hemen, yeniden probleme bir kez daha odaklanalım.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
OSMAN MÜFTÜOĞLU: Bu gidiş kötü gidiş

AHMET HAKAN: MUHARREM İNCE’Yİ HAREKETE GEÇİREN ŞEY

OPTİMAR’dan Hilmi Daşdemir, yaptığı son araştırmanın sonuçlarını gönderdi.

*

Kapsamlı araştırmada benim en çok dikkatimi şu bölüm çekti:

*

Optimar, “Sizce CHP Genel Başkanı kim olmalıdır” sorusunu vatandaşa sormuş.

*

Cevaplar şöyle:

Muharrem İnce: Yüzde 41.0

Kemal Kılıçdaroğlu: Yüzde 28.7

Canan Kaftancıoğlu: Yüzde 6.7

Ümit Kocasakal: Yüzde 1.7

İlhan Cihaner: Yüzde 1.7

Tolga Yarman: Yüzde 1.7

Mansur Yavaş: Yüzde 1.1

Ekrem İmamoğlu: Yüzde 1.1

Aytuğ Atıcı: Yüzde 0.8

Diğer: Yüzde 1.8

Cevap yok/Fikrim yok: Yüzde 11.3

*

Bu sonuç var ya bu sonuç...

Hem Muharrem İnce’nin neden harekete geçtiğini hem de CHP’deki en temel sorunu bütün netliğiyle ortaya koymakta.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
AHMET HAKAN: MUHARREM İNCE’Yİ HAREKETE GEÇİREN ŞEY

HINCAL ULUÇ: Galata Kulesi “İstanbul’un Eyfeli” olacak!..

ENGİN ARDIÇ: Bardak, su ve fırtına

Artık nefesler tutuldu...
Öyle derler ya, maç başlamadan önce...
Oysa kimsenin nefesini tuttuğu falan yoktur.
Zorlu mücadele başlıyor... En dandik maç bile zorlu mücadeledir maşallah.
Bir de "son hazırlıklar yapılıyor" derler hani, kimsenin hazırlık mazırlık yaptığı yoktur, çocuklar yerlerini almışlar, kazık gibi öylece durup hakemin düdüğünü beklemektedirler...
Bugün de Muharrem İnce'nin zorlu mücadelesi bekleniyor, basın nefesini tutmuş.
İnce bugün ne söyleyecek?
Hiçbir şey söylemeyecek.
Topu taca atacak.
Daha maçın ilk dakikasında...

***

Kendilerini CHP'yi "kurtarmakla" görevli hisseden Murat Karayalçın ve Hikmet Çetin, önce Kılıçdaroğlu'yla, sonra da İnce'yle görüşmüşler, iki tarafa da "itidal" tavsiye etmişler.
Kılıçdaroğlu pek fazla yüz vermemiş.
İnce sanki daha bir yumuşak ve esnek davranmış.
Bugün "parti kuracağını" açıklamasını bekliyorsanız daha çok tutarsınız siz o nefesi...
"CHP'yi zan altında bırakacak" ifadelerden kaçınacakmış.
O zaman niçin kalkışıyorsun böyle işlere?
Partiyle köprüleri atmayacakmış.
Masayı devirmeyecekmiş.
Ne anlatacak peki, kuantum fiziği mi?
Seçim gecesi olup bitenleri anlatacakmış.
O gece sarhoş olup yamulmamış, bu lafı Tuncay Özkan çıkarmış.
Eee? Bize ne bundan?
Aradan iki yıldan fazla zaman geçmiş, o gece yerlere düşmüş olsa ne olur, sabaha kadar ayakta durmuş olsa ne değişir? "Adam kazandı" mı?
Kazandı. İnce'ye alkol muayenesi yapılsaydı o mu kazanmış sayılacaktı?
Malum, "çeteyi" suçlayacak.
Bu da hiç yeni sayılmaz.,
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ENGİN ARDIÇ: Bardak, su ve fırtına

OKAN MÜDERRİSOĞLU: Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dair…

Bugün, AK Parti'nin 19. kuruluş yıldönümü törenleri kapsamında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "manifesto niteliğindeki" konuşmasını dinleyeceğiz.
AK Parti'nin siyasi yolculuğunda "önemli dönüm noktaları, kırılma anları ve büyük meydan okumalar" yaşandı.
Aradan geçen zaman, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dair özgün yorumlamayı gerekli kılıyor.
Neden?
Çünkü...
Ülkeye, siyasete veya partiye ilişkin herhangi bir konuda, "Şu hususu Cumhurbaşkanı'na iletmek lazım", "Cumhurbaşkanı, şunu şöyle yapsa" biçiminde tespit ve temennilere sıkça rastlanıyor da ondan. Bir başka ifade ile o kadar çok Cumhurbaşkanı tasviri ve tasavvuru üretiliyor ki şaşmamak elde değil.
Kanımca, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la ilgili gözlem ve değerlendirme yapılırken şu "4 kritik eşiği" ve yansımalarını ele almak gerek...
1-Nisan-Haziran 2013: Türkiye'de ekonomik refahın ve siyasi istikrarın zirve noktasını takiben patlak veren Gezi olayları... Hedef kitleleri tahrik ederek sokak hadiseleri üzerinden iktidarı değiştirme girişimleri... Erdoğan için geliştirilen "Yedirmeyiz" söylemi...
Gezi'nin iç ve dış dinamikleri kadar, AK Parti'deki çalışma arkadaşlarının sergilediği duruşun da Erdoğan üzerinde izler bıraktığını kabul etmek zorundayız. Ve tabii o günden sonra Cumhurbaşkanının yönetsel çekim alanına yerleşen yeni aktörleri ve etkilerini de unutmamalıyız.
2- 17-25 Aralık emniyet ve yargı darbe teşebbüsü: Yolsuzluk kılıfı giydirilmiş, doneleri üretilmiş, zaman ayarlı bu planın da Erdoğan'ı tasfiye amacını güttüğü çok açıktı. 17 Aralık hamlesi kabineye dönüktü ve Erdoğan, hükümetini devirmeye çalışan bir dizi girişimi hep akamete uğratmayı başarmıştı. Ama 25 Aralık, Erdoğan'ın en büyük hassasiyetine, yani ailesine ve mahremine açık saldırıydı. Söz konusu operasyon karşısında kimin ne tarz tavır takındığı da Erdoğan açısından unutulmaz göstergeler oluşturdu.
3- 15 Temmuz hain darbesi: Cumhurbaşkanına, "Benim yanımda sadece milletim var" dedirten o karanlık gece ve sonrası... Yoruma açık olamayacak kadar net ve keskin bu ifadenin beraberinde getirdiği insani ve siyasi artçı şoklar!
4- Ve nihayet, Mart-Haziran 2020: Yani, pandemi şartları gereği yüksek düzeyli önlemler nedeniyle Cumhurbaşkanının Huber Köşkü'nde ikamet ettiği, "zihni ve politik detokstan" geçtiğini düşündüğümüz dönem.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
OKAN MÜDERRİSOĞLU: Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dair…

HAŞMET BABAOĞLU: Komplo değil, komple...

Öyle çok eski zamanda değil...
On yıl önce mesela...
Birileri deseydi ki...
Gün gelecek, bütün dünya bir virüs yoluyla hizaya sokulacak.
Tereyağdan kıl çeker gibi bir rahatlıkla insanlar evlerine kapatılacak...
Koşuşturmaktan bitkin düşen gündelik hayat aylarca duracak...
Bütün devletler ekonomik sorumlulukların altında ezilmeye başlarken global piyasaların büyük oyuncuları servetlerini ikiye katlayacak... İnanır mıydınız?
Hayır!
Bu kadarına inanmazdınız.
Bir TV dizisinin, bir bilim kurgu filminin senaryosundan söz edildiğini düşünür, ötesini ciddiye almazdınız.
Ama oldu hepsi!

***

Denseydi ki...
ABD en tepe ağızdan "küreselcilik dönemi"nin kapandığını ilan edecek ve ondan sonra olaylar çorap söküğü gibi ilerleyecek...
Denseydi ki...
20. yüzyılın hegemon devleti gün gelecek bir virüs yoluyla perişan olacak, toplumsal hücrelerine kadar ayrışacak...
Denseydi ki...
Her yıl çeşitli laboratuvar ve düşünce kuruluşlarında "salgın tatbikatları" yapılan ABD, salgının gerçeğine hazırlıksız yakalanacak; her gün binlerce insanı Covid-19'a kurban gidecek, yeni işsizlerin sayısı 20 milyonu aşacak...
Hatta denseydi ki...
K. Kolomb'un başı kesilen heykeli yıkılıp sokaklarda sürüklenecek...
İnanır mıydınız?
Asla inanmazdınız ve iddia edenleri "sersem komplo teorisyenleri" veya aklını Hollywood senaryolarıyla bozmuş birileri olarak sınıflandırırdınız.
Ama hepsi oldu, hem de bir çırpıda...
***

On beş yıl önce denseydi ki...
Doğu Akdeniz meğer dev bir petrol ve doğal gaz yatağıymış...
Sadece doğal gaz rezervi 3.7 trilyon metreküpü buluyormuş...
Gün gelecek, bu yataklar üzerindeki haklar ciddi biçimde devletleri karşı karşıya getirecek...
İnanır mıydınız?
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
HAŞMET BABAOĞLU: Komplo değil, komple...