Hakkımızda
Gazetelerin Köşe Yazarlarından Derlemeler
  • Gündem
Üyeler
Henüz üye yok!

EKREM KIZILTAŞ: Ezberler bozuluyor…

Diyarbakır'da çocukları dağa kaçırılan annelerin başlattığı ve katılanların sayısı gittikçe artan eylem, son zamanların en ezber bozan girişimlerinden birisi.

Bütün risklerini göze alarak HDP binası önünde oturan annelerin eylemine saygı duyan ve gönülden destek olanların çoğunlukta olduğu şüphesiz. Ancak, muhtemelen 'hazırlıksız' yakalandıkları için şaşıran ve dolayısıyla ne yapacaklarını bilemeyenlerin sayısı da oldukça fazla.

Şaşkınların başını HDP çekerken, müttefiki CHP ve İP de aynı durumda. Şaşkınlar kervanına Değişik sebeplerle AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a husumet duyanların eklendiklerini de söylenebilir.

Eylem karşıtı kümede bulunanların tamamı, yapılanın son derece makul ve mantıklı bir iş olduğunun farkında. Terör örgütüne karşı tavır aldıkları için, annelerin ve ailelerin tehlike ile karşı karşıya olduklarının ve dolayısıyla korunmaları gerektiğinin de tabii…

Ancak, HDP'nin canını sıktığı açık olan bu durum, işbirlikçilerinin de ciddi şekilde canlarını sıkıyor belli ki. Ne yapacaklarını bilmedikleri için de, bulabildikleri bütün argümanları seferber edip, annelerin eylemini sonlandırmak ya da en azından mümkün olduğunca itibarsızlaştırmak için çareler arıyorlar.

HDP il binası önünde oturan annelerin güvenliklerinin sağlanmış olması, karşı çıkanların öncelikli meselesi. Aksi durumda kolaylıkla oradan gönderileceklerini bildikleri için olsa gerek, devlet destekli olduğu iddiası ile eylemi itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.

İşin garibi, eylemin ilk günlerinde çocukları dağa kaçırılan annelere adres olarak devleti gösterenlerin, şimdi eylemin sivil olmadığı iddiasına sarılmaları.

HDP'nin, meseleyi TBMM'de kurulacak bir komisyona havale etme çabası da, 'yapılmasını istemediğiniz işleri komisyona havale edin' mantığının bir uzantısı belli ki. Böyle bir komisyon kurulsa bile, amaca ulaşabilmek için yapabileceği herhangi bir şey olmadığını en iyi HDP'liler biliyor çünkü.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
EKREM KIZILTAŞ: Ezberler bozuluyor…

ERGÜN DİLER: Gaz sıkışması

BİRAZ geri çekilip uzaktan bakınca Amerika Birleşik Devletleri'nin Çin'i rakip olarak gördüğü ve önünü kesmek için adım attığını anlarsınız. Aynı frekansta RUSYA ile çeşitli nedenlerle karşı karşıya gelse de bir şekilde görünmeyen ittifakla yol aldıkları da ortada… Genel fotoğraf bu olunca Kraliyet Ailesi de, İran da, Afganistan da, Pakistan da, Suriye de, Doğu Akdeniz de, Macron da herkes ama herkes işin içinde kendini buluyor.
TÜRKİYE de… Haliyle Suudi Arabistan da… ABD iki kez Irak'a girdi vurdu.
Arkasına bakmadan girdiği topraklardaki temel amacı ÇİN'in enerji ile buluşmasını engellemek kontrol altına almaktı.
İKİZ KULE saldırılarından sonra genel gidişat buydu.
New York'ta uçaklar kulelere giriyor, ABD soluğu AFGANİSTAN'da alıyordu!
Nedeni çok sonra anlaşıldı.
Amaç ÇİN'i kontrol etmekti… Garip gelecek ama TÜRKİYE'de son 15 yılda yaşanan pek çok şeyde bu çizgi ile ilgiliydi. Türkiye'nin konumu tutumu önemliydi!
ABD gelip kapıya dayandı istediğini yaptırmak istedi ancak operasyonlara rağmen başarılı olamadı… Yaşananları listeleyin görürsünüz… Fenerbahçe ŞİKE operasyonundan 17-25 Aralık'a, OSLO'dan 15 Temmuz'a kadar… Aradakileri siz doldurun… Washington'un hedefindeki Çin'in süper güç olması ABD'nin atacağı adımlar kadar kendisinin ve ittifak yaptığı ülkelerin kararlılığıyla da ilgili. ARAMCO'yu yazdım.
Onun kadar önemli olan bir proje daha var.
Çin için… Irak'ın Diyala eyaletinde yer alan ve İran sınırına yakın bir konumda bulunan MANSURİYA, Çin için en az ARAMCO kadar önemli.
Amerikan kaynaklarına göre burada yaklaşık 5 trilyon metreküp doğalgaz olduğu kayıtlara geçirilmiş durumda.
Başka kaynakların araştırmalarına göre ise Mansuriya'da 8 trilyon metreküpü aşan bir doğalgaz rezervi var.
Soru şu! Mansuriya'da hangi ülkeler var!
Doğal olarak Irak, sonrasında Türkiye, Güney Kore ve Kuveyt… Çin, Tahran'la yaptığı anlaşma ile Mansuriya'dan çıkacak doğalgazı, İran ve Afganistan üzerinden kendi topraklarına ulaştıracak bir boru hattının tüm çalışmalarını tamamladı.
Yani ÇİN gazı kendine bağlamak için start verdi bile… Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Kuwait Energy Corporation (KEC) ve Korean Gas Corporation (Kogas), da Çin'in bu projesini kabul etti.
İddialar bu yönde!
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ERGÜN DİLER: Gaz sıkışması

EMİN PAZARCI: Kılıçdaroğlu'nun endişeleri

Kemal Kılıçdaroğlu oldukça endişeli! Ben söylemiyorum; CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz öyle diyor.

Bu endişelerini zaman zaman kendisi dillendiriyor. Kimi zaman da kamuoyu ile paylaşmak için parti yetkililerine açıklamalar yaptırıyor. Kemal Bey, Suriye konusunda sürekli olarak endişeler içinde. Fırat Kalkanı Operasyonu ve Zeytin Dalı Operasyonu öncesinde de hayli endişeliydi. Bunları kamuoyu ile paylaşmıştı. Her iki operasyonun da başarı ile sonuçlanması sonucu, daha önce söylediklerini unutup, tavır değiştirdi.

Şimdiki endişesi de Güvenli Bölge ile ilgili…

CHP’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, bu endişeyi açıkça dillendirdi. “Türkiye’nin, Fırat’ın doğusuyla ilgili kendi başına yapmakta olduğu birtakım tasavvurların tehlikeli sonuçlar doğurabileceğinden endişe duyuyoruz” dedi.

Nedir o tasavvur?

T.C. Başkanı Erdoğan açıkladı. ABD’ye Eylül sonu, Ekim başına kadar süre verdi. “İki hafta içinde sonuç çıkmazsa, kendi harekât planlarımızı devreye sokacağımızı” ifade etti.

Kılıçdaroğlu, Çeviköz ve CHP sözcüleri işte bundan endişe duyuyor! Kendi planlarımızı uygulamaya sokmamızın “tehlikeli sonuçlar doğurabileceği” düşüncesi içindeler!

İyi güzel de kendi planlarımızı devreye sokmazsak ne yapacağız? Başkaları tarafından yapılan ve bizi tehdit eden planlara mı teslim olacağız?

Çeviköz ve Kılıçdaroğlu ne demek istiyor anlayamadım!

Dert bizim derdimiz. Sıkıntı bizim sıkıntımız. Tehdit edilen ve geleceği ipotek altına alınmaya çalışılan biziz. Başımızda kimsenin umursamadığı, bakmak zorunda bırakıldığımız 4 milyona yakın Suriyeli var.

Soruna kimse çözüm bulmuyor, hatta sıkıntı daha da büyüme tehlikesi gösteriyorsa, elbette biz adım atacağız.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
EMİN PAZARCI: Kılıçdaroğlu'nun endişeleri

KURTULUŞ TAYİZ: 'Suriyeli sorunu'na en adaletli çözüm bu

Türkiye’nin ev sahipliğini yaptığı Suriyeli sayısı 3 milyon 600 bin. Bugüne kadar 350 bin Suriyeli (Fırat Kalkanı harekatı ve Afrin operasyonu sayesinde) ülkelerine gönüllü olarak geri dönmüş. Suriyeli mültecilerin Türkiye’ye ekonomik maliyeti ise 40 milyar doların üzerinde. Mültecilerin yol açtığı sosyal ve siyasal sorunlar ise ayrı. Türkiye’nin bu ağır maliyeti daha fazla üstlenmesi şüphesiz imkansız değil, ancak bir çözüm üreterek bu maliyetten kurtulması en doğru yol.

Geldiğimiz aşamada ortaya çıkan en sağlıklı formül Suriyelilerin gönüllü temelde ülkelerine dönmeleri. Ne var ki, bu gönüllülüğün oluşması tamamen güvenlik kriterine bağlı. Fırat Kalkanı harekatı ile Afrin operasyonu belirli bir güvenlik ortamını sağladığı için yarım milyona yakın Suriyeli evine dönebilmişti.

Bahse konu olan çözüm formülü aylardır hatta senelerdir konuştuğumuz ama ABD ve Batı’nın itirazıyla karşılaştığı için bir türlü gerçekleşmeyen “güvenli bölge” çözümüdür. Türkiye’nin ağırlığını koymasıyla 100 kilometre uzunluğunda bir hatta (derinlik konusu hâlâ bir muamma) “güvenli bölge” oluşturulmasında ABD ile nihayet bir mutabakat şekillendi.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
KURTULUŞ TAYİZ: 'Suriyeli sorunu'na en adaletli çözüm bu

ABBAS GÜÇLÜ: Cumhurbaşkanı’nın vakıf uyarısı, ek yerleştirme ve üniversiteden kaçış!

Üniversite ek yerleştirme sonuçları açıklandı! On binlerce kontenjan yine boş kaldı!

Bu, bir milli servet israfı ve öngörüsüzlük değil de nedir?

Tek kayıt dahi alamayan, kontenjanın yarısını bile dolduramayan fakülte ve yüksekokulların açılışına kim izin verdi?

Kapıda 2.5 milyon aday varken, böylesi bir tablo niye?

Üniversite giriş sınavlarına bu yıl 2.5 milyon aday başvurdu. Yani aday çok, onlara hitap eden fakülte yok. Öyle olmasa, 120 bin kontenjan boş kalır mıydı?

YÖK, önceki yıllarda, kontenjanını dolduramayan fakülte ve yüksekokulların kontenjanlarını azaltmış ve boş kontenjan kalmaması için elinden geleni yapmıştı. Ona rağmen hâlâ on binlerce kontenjan boş kalıyorsa, herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir. Çünkü ortada bir yanlış var ve sorumluları her kim ise ortaya çıkartılmalı ve gereği yerine getirilmelidir.

Gereği yerine getirilsin derken, sorunun kişilerden değil, sistemden kaynaklandığı göz önünde bulundurulmalı ve sistemi düzeltmek için her ne gerekiyorsa, o yapılmalıdır.

Günümüzün en önemli sorunu işsizlik. Gençler kendilerine iş olanağı sağlamayan bölümlere üste para da verilse yönelmek istemiyorlar.
Uzmanlar önümüzdeki yıllarda mevcut mesleklerin yüzde 60’tan fazlasının yok olacağını söylüyor ve üniversiteler kendilerini yenilemiyor. Yenilemedikleri için de o kontenjanlar boş kalıyor.

Şapka düştü, kel göründü ama herkes, kendi keline değil, karşısındakinin keline bakıp ona akıl veriyor!..
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ABBAS GÜÇLÜ: Cumhurbaşkanı’nın vakıf uyarısı, ek yerleştirme ve üniversiteden kaçış!

Abdulkadir Selvi: Erdoğan, parti içi tartışmalar için ne dedi?

AK Parti’de çok önemli gelişmeler yaşanıyor.
Partide şimdiye kadar alışık olunmayan tartışmalar çıkıyor. Ahmet Davutoğlu ile hareket eden eski milletvekili ve il başkanlarından oluşan bir grup, parti ile yollarını ayırıyor. Kasım ayında kuracakları yeni partide görev almak üzere kolları sıvıyorlar. Abdullah Gül-Ali Babacan partisi ise sessiz ama derinden çalışmalarını sürdürüyor.

Bu süreçlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavrını çok belirleyici buluyorum. Bir anlamda suyun akışını değiştirecek bir güce sahip. O nedenle Erdoğan’ın politikalarındaki değişiklikleri ve yapmayı planladığı hamleleri dikkatle takip etmeye çalışıyorum.

23 Haziran İstanbul seçimlerinden sonra Erdoğan çok ciddi bir sorgulama ve istişare sürecine girdi. Yeni sürecin etkileri görülmeye başlandı ama sonuçlarını alabilmek için henüz erken.


31 Mart yerel seçimleri ve tekrarlanan İstanbul seçimlerine giderken kutuplaştırıcı söyleminin dozunu arttıran bir Erdoğan vardı. Belki yeni sürecin ilk işareti Erdoğan’ın bu tarzı terk etmesi oldu. Bir anlamda bir kırılma yaşanıyor.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Abdulkadir Selvi: Erdoğan, parti içi tartışmalar için ne dedi?

ERTUĞRUL ÖZKÖK: O aynı maklubeye kaşık sallamayan bir kişi var

AHMET HAKAN: SINANMAMIŞ BAŞKALDIRI

AK Parti’nin eski Diyarbakır milletvekili Cuma İçten, Ahmet Kaya’nın şarkısını hatırlatırcasına...

“Başkaldırıyorum ve AK Parti’den istifa ediyorum” demiş.

*

Sınanmamış başkaldırılar, sınanmamış dostluklar gibidir.

Mesela Tayyip Erdoğan, bir telefon açsa...


“Cuma” dese, “Gel” dese, “Yine beraber çalışalım” dese, “Seni etkili ve yetkili bir abi yapalım” dese...

Cuma İçten’in başkaldırıdan vazgeçip vazgeçmeyeceğinin garantisi yok.

*

İşte tam da bu yüzden...

Başkaldırıların da dostluklar gibi sınanmaya şiddetle ihtiyacı vardır.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
AHMET HAKAN: SINANMAMIŞ BAŞKALDIRI

KEREM ALKİN: FED kuyruğu dik tutsa da

Küresel ticaret ve kur savaşlarının yanı sıra, küresel jeopolitik gerginliklerin de tırmandığı son bir yılda, dünyanın önde gelen merkez bankalarının küresel zorluklardan ve olumsuzluklardan ülke ekonomisini korumak adına önemli bir rota değişikliği gösterdikleri ifade edilebilir.
Bu konuda, göreve geldiği ilk günden itibaren, Almanya ve Hollanda gibi 'tutucu' ülkelerin baskılarına rağmen, Avrupa'yı belirli bir büyüme dinamizmi içinde tutabilmek için 'genişletici', 'destekleyici' para politikası konusunda ısrarını sürdüren ender merkez bankası başkanı Mario Draghi'ydi.
Bu dönem içerisinde, İngiltere, İsviçre, Kanada, Japonya, Çin, Avustralya, Hindistan merkez bankaları 'genişletici' para politikası patikasına yakın durmayı tercih ettiler veya bu yöne doğru meyil ettiler. Ancak, ABD Merkez Bankası'nın (FED) 2018'in şubat ayı başına kadar başkanı olan Janet Yellen'ın kararlı tutumuyla, FED 'sıkılaştırıcı' para politikası geçiş anlamında, 2018'de 4 kez faiz arttırmasının yanı sıra, bilanço küçültme adımlarını da devam etti. Bu nedenle, tam bir yıl önce, küresel finans piyasalarının profesyonelleri ve finans kurumlarının ekonomistleri 2019'da FED'in parasal sıkılaştırmayı kararlı adımlarla sürdüreceğine ve diğer merkez bankalarının da önünde sonunda bu adımlara ayak uydurmak zorunda kalacaklarına kanaat getirmişlerdi.
Bu nedenle, euro-dolar paritesinin 2019 yılının sonbaharında 1,05 dolara kadar gerileyeceği, altın fiyatlarının güçlü dolar karşısında varlık gösteremeyeceği dillendiriliyordu.
Bir yılın sonunda, anlı şanlı uluslararası finans kurumlarının neredeyse tümü 'ters köşe' oldular, 'ofsayt'a düştüler.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
KEREM ALKİN: FED kuyruğu dik tutsa da

BURHANETTİN DURAN: İran savaşı başladı mı?