Hakkımızda
Gazetelerin Köşe Yazarlarından Derlemeler
  • Gündem
Üyeler
Henüz üye yok!

ABBAS GÜÇLÜ: LGS’de zor yıl!

Öğrencilere de, ailelerine de sonsuz sabır diliyoruz. Çünkü bu yıl hemen her açıdan farklı bir yıl olacak.

Bakan Yardımcısı, yerleştirmeye ve 210 bin kontenjanın dağılımına girmemiş.

- Örneğin bu kontenjanların ne kadarı fen ve sosyal bilimler liselerine, ne kadarı Anadolu liselerine, ne kadarı da imam hatip ve meslek liselerine yönelik olacak belli değil!

 

- Geçen yıl olduğu gibi bazı okullar boş kalırken, bazıları yine merdiven altlarına kadar dolu mu olacak?

- Çok programlı lise uygulaması yaygınlaşacak mı?

- Mahallesinde istediği okul olmayan öğrenciler ne yapacak?

- Öğrenciler yine açık lise ya da kolejlere gitmeye mecbur bırakılacak mı?

- İkinci yarıyıldan soru sorulmaması nedeniyle, aynı puanda yığılmaların önüne nasıl geçilecek?

- Zor sorular sorularak mı yoksa zaman baskısı yaratılarak mı ayrıştırma yapılacak?

- Kolejlerde KDV indirilecek mi?

- YKS, LGS’den sonra olmasına rağmen ertelendi, LGS neden ötelenmedi?

Umarız, hafta içerisinde bu sorulara da açıklık getirilir.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ABBAS GÜÇLÜ: LGS’de zor yıl!

EMİN PAZARCI: Virüsten tehlikeli…

Ülkede seferberlik hali var. Devlet-millet el ele, çırpınıyor herkes. Gazetelere “Evde kal, sağlıkla kal” ilanları veriliyor.

Aşısı da ilacı da yok çünkü bu illetin. Bulaşmasını engellemenin en etkili yolu, sosyal hareketliliği azaltmak ve hastalarla sağlamlar arasındaki tecridi sağlamak! Bunu ne kadar etkili yaparsak, o kadar çabuk atlatırız sıkıntıyı.

Ama ciddi engeller var önümüzde. Bazı hastalıklı çevreler, korona ile mücadeleye savaş açmış durumda. Yaşadığı evi ateşe vermeye çalışan hain evlat gibiler. Her şeye olumsuz kulp takmak için çırpınıp duruyorlar…

Devlet ve işin uzmanları “evde kal” çağrıları yaparken, onlar, “Evde oturana kimse para vermez” haberleri yapıyorlar! “Ne yiyecek bu insanlar?” diyerek mücadeleyi sekteye uğratmaya çalışıyorlar!

Devlet, evde kalanlar ve evde kalmasını istediği 65 yaş üstü insanlarla ilgili tedbir üstüne tedbir alıyor. Ama onları görmüyorlar. Nerede istismar edilecek bir nokta var, onun üzerine gidiyorlar. Yaraları kaşıyıp kanatmak için çırpınıyorlar.

Kucağımızda oturup sakalımızı yolmaya çalışanlar bunlar!


***
Öylesine kötü niyetliler ki!..

Hem “Ne yiyecek bu insanlar?” diyorlar; hem de sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi gerektiğini söylüyorlar. Maden ocakları ile ilgili olarak “Üretim dursun, önce sağlık” başlıkları atıyorlar.

Olaylara sadece karalama amaçlı baktıkları için derin çelişkiler içindeler!

Sanki el ele vermiş, koronavirüsle birlikte çalışıyorlar. Alınan tedbirleri sekteye uğratmak için çırpınıyorlar. İçişleri Bakanlığı, genelge yayınlayıp toplu taşım araçlarında sosyal teması azaltmaya çalışıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise sefer sayılarını kısıtlıyor. Halkı kucak kucağa işe gidip gelmeye zorluyor.

Devlet seferberlik ilan edip, kamu çalışanlarının görevlerinde değişiklikler yapıyor. Bunlar, adı sanı, kim olduğu belli olmayan kamu görevlileri adına gazetelerde “Bizi ölüme gönderiyorlar” manşetleri atıyorlar.

Yetmiyor, doktorların ve sağlık çalışanlarının şevkini kıracak haberler yapıyorlar. Felaket tellalı gibiler. Tek bir olumlu söz çıkmıyor ağızlarından
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
EMİN PAZARCI: Virüsten tehlikeli…

OSMAN MÜFTÜOĞLU: Kazanan-kaybeden

İLK BEŞ

1- BİLİM KURULU kazandı, palavracılar korosu kaybetti.
2- BİLİMSEL TIP senfoni orkestrası kazandı, alternatif tıp mızıkacıları kaybetti.
3- AŞICILAR kazandı, aşı karşıtları kaybetti.
4- İLAÇLA TEDAVİ EDENLER kazandı, durumu otla çöple idare edenler kaybetti.
5- ECZACILAR kazandı, aktarlar ve aktar doktorlar kaybetti.

İKİNCİ BEŞ


1- KOLONYACILAR kazandı, parfümcüler kaybetti.
2- PARASETAMOL kazandı, ibuprofen kaybetti.
3- LAHANA/KARNABAHAR/SARIMSAK kazandı, kelle paça kaybetti.
4- EVE GETİRENLER kazandı, dükkanda bekleyenler kaybetti.
5- GELENEKSEL MEDYA (gazeteler, TV’ler) kazandı, sosyal medya kaybetti.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
OSMAN MÜFTÜOĞLU: Kazanan-kaybeden

SEDAT ERGİN: TEST YAYGINLAŞINCA TANI SAYISI DA ARTIYOR

Altı çizilmesi gereken bir durum, test sayısındaki artışla birlikte tespit edilen vaka sayısının da buna paralel bir şekilde artmış olmasıdır. Geçen hafta toplam 45 bin 101 test yapılmıştır. Bu süre zarfında konan yeni tanı sayısı ise 7 bin 981’dir. Bir başka anlatımla, testlerin yüzde 17.69’u pozitif çıkmıştır. Hafta içinde en yüksek tanı 27 Mart Cuma günü konmuştur. Yapılan 7 bin 533 testin 2 bin 69’u (yüzde 27.46) pozitif çıkmıştır.

Günlük dökümler 16-22 Mart haftasında her gün için verilmediğinden bir hafta öncesinin tam ortalamasını hesaplayamıyoruz. Ancak rakamların açıklandığı bazı günler için test/tanı oranı 8.5/9.5 aralığında seyrediyor.

Yine geçen haftanın rakamlarına bakıldığında şu tespiti de kayda geçirmeliyiz. Önceki akşam itibarıyla toplam 9 bin 217 koronavirüs tanısı konduğu ve kayıp sayısı da aynı süre zarfında 131 olduğuna göre, Türkiye’nin koronavirüsle sınavında toplam vaka içinde ölüm oranı yüzde 1.42’dir.

Bu yönelişlere baktığımızda, vaka sayılarındaki yukarı doğru çıkış eğrisinin geometrik bir şekilde artarak bir süre daha devam edeceğini söylemek mümkündür. Şu an koronavirüsün tırmanma dönemini yaşıyoruz. Önümüzdeki günlerin en önemli sorusu, bu artış eğrisinin ne kadar bir zamanda baskılanarak, Çin Halk Cumhuriyeti, Güney Kore gibi ülkelerin yaptığı şekilde düz bir çizgiye doğru çekileceğidir. Alınan önlemlerle bu gerilemenin yakın bir zamanda meydana geleceğini ümit edelim.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
SEDAT ERGİN: TEST YAYGINLAŞINCA TANI SAYISI DA ARTIYOR

AHMET HAKAN: Organize dangalaklık

Biz her gün...

“Virüs dünyayı değiştiriyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ezberler bozulacak. Dayanışma artacak. Eski tür siyasi çekişmeler anlamsız kalacak. Yeni bir siyaset dili devreye girecek” falan derken...

İstanbul’un orta yerinden bir iddia yükseldi.

Çok tuhaf bir iddia...

*

İddia şu:

*

Güya sayıları 40-50 civarında olan bir grup “AK trol”... Örgütlenmişler, pazar günü sabahın altısında bir durakta buluşmuşlar ve gelen ilk belediye otobüsüne doluşmuşlar.

Organize dangalaklık


Amaçları şuymuş:

“Otobüsler tıklım tıklım, Ekrem İmamoğlu durumu idare edemiyor” algısı yaratmak.

*

Dün gün boyu bu iddia tartışıldı.

- Bir taraf şoförleri konuşturarak “organize kötülük” diye bas bas bağırdı.

- Öbür taraf “Görüntüleri yayınla, yalan söylüyorsun” diye bas bas bağırdı.

Her kafadan ayrı ses çıktı.

*

Eğer ortaya atılan bu iddia doğruysa...

İki şey söyleyeceğim:

*


- BİR: Virüse yakalanmayı ve virüsü bulaştırmayı göze alarak böyle bir organizasyon yapmak... “Organize kötülük” değil, tam anlamıyla “organize dangalaklıktır”. Öyle bir dangalaklıktır ki “Herkes evlerine kapanmışken pazar günü sabahın köründe nereye gidiyor bunlar?” sorusunun akıllara gelebileceğini bile hesaba katmamıştır. Öyle bir dangalaklıktır ki pazar günü sabahın köründe bu kadar insanın işine gücüne gidiyor olmasının, İmamoğlu yönetimindeki belediyeden ziyade AK Parti hükümetini zor durumda bırakacağını hesaba katmamıştır. İnanılır gibi değildir yani. Benim aklım almıyor en azından.

*

- İKİ: Organize dangalaklığın diğer tarafında ise belediyenin otobüslerden sorumlu birimi bulunmaktadır. 40-50 kişi aynı anda senin sorumlu olduğun otobüslere biniyorsa... Bu durumda otobüs şoförlerinin ne yapacağı belli değil midir? Otobüsün kenara çekilip ilgili mercilerin aranması gerekmiyor mu? Ya da başka bir şeyin yapılması? Ne yani? Herhangi bir kural belirlenmedi mi böyle durumlar için? Sınırlamalara uyulmadığında şoförün ne yapması gerektiği belli değil mi? İnsan hayatı söz konusu, insan hayatı! Organize ya da değil... Otobüslerde meydana gelebilecek herhangi bir yığılma karşısında aciz mi kalınacak?

*

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
AHMET HAKAN: Organize dangalaklık

OKAN MÜDERRİSOĞLU: Kovid19’a karşı ‘Akıl, İman, Sabır’

"İçinden geçtiğimiz sürecin en zorlu yanı nedir?" diye sorulacak olsa, hemen hepimiz "belirsizlik" deriz. Türkiye son 18 yılda, "risk yönetti, kriz yönetti, şimdi küresel salgını ulusal ölçekte yönetiyor ve nihayet belirsizlik yönetimiyle" de sınanıyor.
AK Parti iktidarlarının ülkemize kazandırdığı önemli yetkinliklerden biri, "orta-uzun vadeli düşünebilme, planlama yapabilme ve çalışabilme" kapasitesi oldu. Bugünlerde ise "kısa vadenin idaresi" önem kazanıyor. Ancak, sıkıntılı bu ortamda dahi geleceğe dair umut, beklenti ve hedeflerin canlı tutulması hayati değer taşıyor.

***

Cumhurbaşkanlığı kabinesi, bir yandan salgının boyutlarını ve kontrol edilebilirlik sınırlarını gözetiyor, diğer yandan ekonomiye ve hayatın dinamizmine ilişkin önlemler alıyor.
Salgının yayılmaması, can kaybının az olması, sağlık kurumlarının hastalara yetişebilmesi ne kadar kritik ise üretimin, istihdamın, yani hayatın çarklarının hiç olmazsa çevrilebilir düzeyde tutulması da o kadar kritik görünüyor.
Bireyler, aileler, kurumlar, devletler ve küresel organizasyonlar büyük bir imtihandan geçiyor. Sarsıcı dönemlerle başa çıkılabilmesi ise "akıl, iman ve sabır" gerektiriyor.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
OKAN MÜDERRİSOĞLU: Kovid19’a karşı ‘Akıl, İman, Sabır’

HAŞMET BABAOĞLU: Biyolojik silah

"İnsanlık salgınlardan çok çekti ama unutuyoruz. Dünya hala virüsler karşısında ne yapacağını bilmiyor."
Bu lafı 2000'lerin başında bir kenara not etmişim...
ABD'de teröristlerin bu kez de virüs saldırısı yapacağı paniğinin yayıldığı günlerdi.
İçinde çiçek hastalığı virüsü bulunan minik paketlerin New York'un kalabalık yerlerine bırakıldığından korkuluyordu.
Newsweek dergisi de Sovyetler döneminin emekli biyolojik silah uzmanı Gennadi Lepyoşkin'i bulup böyle konuşturmuştu. Lepyoşkin 1971'de bir kaza sonucu etrafa çiçek virüsünün yayıldığı laboratuvarda çalışmıştı. Bölgede karantina yıllar boyu sürmüş ve tabii Sovyetler bütün iddiaları yalanlamıştı.

***

Yazıya neden böyle girdim, anlamışsınızdır...
Abuk sabuk komplo teoricileri ne kadar iticiyseler, şu sıralarda her şüphe ve iddiaya "hıh, komplo teoricileri yine coştular" diyerek yaklaşanlar da o kadar can sıkıcı olmaya başladılar.
Epidemiyologların, yani salgın hastalıklar uzmanlarının işlerine odaklanmalarını öveyim derken, işi "biyolojik silah yoktur" diyecek noktaya kadar getirmenin alemi var mı?
Bu tavır serinkanlı nesnellik veya bilimsellik falan değildir.
Bu tavır fazla uzatıldığında, farkına bile varılmadan fesat (konspirasyon) dünyasının bir parçası olunur.
***


Covid-19 tamamen "doğal" bir dönüşümle ortaya çıkmış ve dünyanın globalleşmesinden faydalanarak hızla yayılmış olabilir.
Ancak biyolojik silahlar ve bu silahları üreten laboratuvarların varlığı gerçektir. Oturup işin alfabesinden başlayarak anlatacak değilim.
Ama elbette bu yüzden geçen yüzyılda ülkeler "biyolojik silahların geliştirilip depolanmasının önlenmesi ve imhası" anlaşmalarına imzalar attılar.
İmzalara uydular mı?
Buna inanıp inanmamak bilimin değil, sizin bileceğiniz iş!
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
HAŞMET BABAOĞLU: Biyolojik silah

SALİH TUNA: Zirzop muhaliflere ne oldu?

Malum dijital platformda yayıma giren "Kalifat" (Hilafet) adlı dizide seccade, namaz, tekbir, başörtüsü hülasa İslam'a dair ne varsa şeytanlaştırılıyor.
İslam adeta terörizmle eşitleniyor
Hemen belirtelim: Nasıl ki Hitler'in Yahudi soykırımını üzerinden "Hıristiyanlık soykırım dinidir" denilemez, DEAŞ gibi terör örgütleri üzerinden de İslam dinine bühtan (kara çalma) edilemez.
Bu konularda daha eğlenceli cevapları merak edenler (hazır eve kapanmışken) Ali Atşani'nin yönettiği "Cennet" (Paradise) filmini izleyebilirler.
Biz dönelim "Kalifat" dizisine...
İsveç'teki göçmen Müslümanların "cennet vaadiyle" kandırılarak Rakka'da (Suriye) DEAŞ'a nasıl katıldıkları ve yine bu göçmen Müslümanlar eliyle DEAŞ'ın İsveç'te yapmayı planladığı korkunç terör saldırılarına engel olmaya çalışan İsveç Güvenlik Teşkilatı'nın mücadelesi anlatılıyor.
Lakin, DEAŞ araçsallaştırılmış, asıl dert başka.
Yoksa Müslümanların içinden teröre bulaşanların eleştirilmesine kim ne diyebilir ki?!
Mesela, Nergis Abyar "Dolunay Gecesi" (When the Moon Was Full) filminde mahut terörü "lanetler" ama teröre karşı Müslümanlık adına mücadele edenleri de yok saymaz.
Dedim ya Kalifat dizisinde DEAŞ'a karşı mücadele araçtan ibaret. Esas hesaplaşmaları İslam'la / Müslümanlarla.
O kadar ki, seccadenin altındaki silah planına varıncaya kadar İslam'a dair ne varsa terörle / intihar saldırısıyla özdeşleştiriliyor
Subliminal falan da değil, "kör gözün parmağına" dercesine.
Hülasa, "Müslümanlar teröristtir" demeye getiriliyor.
"Kürtler" hariç tabi.
Zira mahut dizinin son bölümlerinde Suriye'ye kaçırılan gençleri kurtarmak için bir tek "Kürtlerin" yardım edebileceği özellikle vurgulanıyor.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
SALİH TUNA: Zirzop muhaliflere ne oldu?

MEHMET BARLAS: Meğer Birleşmiş Miletler de Avrupa Birliği de kağıttan kaplanmışlar

Koronavirüs salgının ne zaman geride kalacağını ve dünyalıların evlerinden korkmadan çıkıp günlük yaşamlarına ne zaman dönebileceklerini kesinlikle tahmin eden kimse henüz yok... Global bir krize yerel hükümetlerin kendilerine özgü farklı yöntemlerle mücadele etmeleri, her ülkede farklı sonuçlar veriyor. Ama olay sadece sağlıkla ilgili değil... Krizin ekonomik yanı, bu kriz sona erdikten sonra daha iyi anlaşılacak. Dünya eskisi gibi olamayacak.
Eski kurumlar
Yani koronavirüs sonrası dünyasında eski kurumlar ve anlayışlar herhalde rafa kaldırılacak.
Örneğin Türkiye'de de gerek devletin gerekse bireylerin gelirleri azalırken, harcamaların artması ve sosyal içerikli kamu harcamaları yüzünden enflasyonun çarpıcı rakamlara dayanması herhalde kaçınılmaz olacak.
Enflasyon tercih edilebilir
Ekonomist Ali Serim bu durumda "İşsizlik ve sosyal bunalım bir yanda dururken, ben enflasyonu tercih ederim" diyor. Ona göre devletin İMF'den kredi alıp bununla kamu bankalarını desteklemesi ve bu yapı içinde özel kesim işletmelerini fonlaması, tutulması doğru olan yol olacak...
Varlıklarını hissettiremediler
Koronavirüs sonrası dünyada Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi, 2'inci Dünya savaşı sonrasında oluşturulan kurumlar, bu dönemde varlıklarını hissettiremediler.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
MEHMET BARLAS: Meğer Birleşmiş Miletler de Avrupa Birliği de kağıttan kaplanmışlar

BÜLENT ERANDAÇ: Corona sonrası su ve gıda savaşları

İNSANLIK II. Dünya Savaşı'ndan beri yaşanan en büyük felaketle yüzleşiyor. Dünyanın Coronavirüs sonrasında hem siyasi hem de ekonomik olarak yeni bir hal alacağı konusunda kimsenin şüphesi yok.
Salgının sebep olduğu kritik bazı gelişmeler sadece önümüzdeki ayları etkileyeceği gibi olası savaşları da gündeme sokmaya aday görünüyor.
Corona sonrası SU VE GIDA SAVAŞLARINI tetikleyecek yeni gelişmelere dikkatle bakalım...
1) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Coronavirüs salgını nedeniyle su tüketiminde yaşanan artışa işaret ederek, vatandaşlara bir dizi tasarruf önerisinde bulundu.
DSİ'den yapılan açıklamada, suyun daha önce hiç olmadığı kadar kıymetli hale geldiği belirtilerek, aşırı nüfus artışı, kontrolsüz sanayileşme, plansız kentleşme ve kirliliğin, sınırlı su kaynaklarının üzerindeki baskıyı giderek artırdığı vurgulandı. AKAN SUYU 1 dakika azaltarak kişi başına yıllık 18 ton su tasarrufu sağlayabiliriz.
2) TARIMDA NİSAN AYI ÇOK ÖNEMLİ: Nisan'da turfanda patatesin ekim ve gübreleme işlemi yapılır. Biber, domates ve patlıcan fideleri, çileklerin ilkbahar çapası, bamya, fasulye, hıyar, kabak, karnabahar, lahana ve soğan tohumları, kavun, karpuz tohumları dikilir. Fidelerin dikiminden 1-2 hafta sonra, birinci çapa yapılır.
SALGIN NİSAN VE MAYIS'TA ETKİLİ OLACAĞI İÇİN AMAN DİKKAT. FİDELERİ TÜRKİYE, MUHAKKAK AMA MUHAKKAK EKMEK ZORUNDADIR.
3) Koronavırüs gösterdi ki kimse kimseye yardım etmiyor.
İtalya Avrupa'dan yardım istedi, Avrupa Birlliği yardım etmiyor.
Bugün sağlıkta yarın GIDA VE SU talebi artarsa ne olacak? YARINLARDA, GIDA VE SU ALMAK İSTEYENE KİMSE YARDIMCI OLMAYACAK.
4) ORMAN ve Su İşleri Eski Bakanı Veysel Eroğlu 4 yıl önce "Gelecekte su kıtlığı olacak. Önümüzdeki dönemde doğal felaketler artacak.
Şehirler arasında su savaşları çıkabilir... İnsanlar diğer şehirlere ve ülkelere giden su borularını kesme durumunda kalabilir'' demişti.
5) Dr. Ramazan Kurtoğlu, Küresel Hegemonya Savaşları'nda gelecek tehlikeye işaret ediyordu.
6) Tüm bunları doğrulayan gelişme ise Rusya'da yayandı. Rusya tarihinde ilk kez buğday fiyatı, petrol fiyatlarını geçti.
20'inci yüzyıl, savaş, kan, gözyaşı, acı, yoksulluk ve kirlilikle geçtı...
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
BÜLENT ERANDAÇ: Corona sonrası su ve gıda savaşları