Hakkımızda
Gazetelerin Köşe Yazarlarından Derlemeler
  • Gündem
Üyeler
Henüz üye yok!

HİKMET GENÇ: Bizim iktidarımızda her ‘hıyarım var' diyenin tuzu olacak!..

Biz iktidara gelirsek THK'yı uçuracağız" diyor muhalefet. Vaade bakar mısınız!..

Hatta CHP'li vekiller "verin uçakları biz tamir ettirelim" dediler. (Önce şu İstanbul'daki otobüsleri tamir ettirin, sonra tamir edilecek uzay aracı bile bulunur icabında.)

Çöp konteyneri karıştıran birini buluyorlar. Kılıçdaroğlu "milyonlarca insan çöpten besleniyor" diyor. Kimsenin sayacak hali yok tabii. Kaç milyon acaba?..

Biri açım diyor. Muhalefet beslemesi basın manşetten veriyor. Sonra o kişinin aç olmadığı ortaya çıkıyor...

"Müftü karısı", "viskici teyze" tiyatroları fiyaskoyla neticeleniyor. Ama yeni versiyonlarını çekmeye devam ediyorlar...

Fondaş'ı, beslemesi "Yurt yok öğrenciler sokakta haberi" yapıyor.

Öğrenciler sokakta perperişan halde fotolar paylaşıyorlar. Öğrenciler yurt eylemi yapıyor.

CHP ve dostları hemen atlıyor;

"Biz iktidara gelince her öğrencinin yurtta bir odası olacak..."

Tabii ki yurt meselesi ve eylemler mutat yalan ve kurgu...

CHP'nin de tek umudu!..

İstanbul'da 'Barınamıyoruz' eylemlerine katılan 127 kişinin neredeyse tamamının hiçbir barınma sıkıntısının olmadığı ortaya çıktı... (73'ü zaten İstanbul'da ikamet ediyor. 28 öğrencinin de başka illerdeki üniversitelerde okuduğu tespit edildi...)

AK Parti döneminde yapılan yurt sayısı, burs sayısı, öğrenci desteği de cumhuriyet tarihinde rekor seviyeye çıkmış. Yurt sayısı 20 yıl içinde nüfus artışının çok üzerinde, 4-5 kat artmış...

Gelgelelim CHP buradan siyaset üretmeye çalışıyor. Yalan, dolan, kurgu, tiyatro.., falan hiç önemli değil. Mevzu sloganlarla bağırıp çağırmak...

Siyasetten anladıkları bu...

Aslında bu yüzden hiç kazanma şansları yok.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
HİKMET GENÇ: Bizim iktidarımızda her ‘hıyarım var' diyenin tuzu olacak!..

FATİH ALTAYLI: Mecburi din dersi 12 Eylül emri

Din dersine girmek istemeyen öğrencilerden başka bir dine mensup olduklarını kanıtlamaları isteniyormuş.

Komedi.

İnanç dediğin şey kalptedir.

Değilim diyorsan değilsindir.

Kime ne!

Zaten bizim mektepte okuduğumuz zamanlarda öyle idi.

“Ben din dersi almak istemiyorum” dediğin zaman din dersinden muaf oluyordun.

Hangi dine mensup olduğunun bir önemi yoktu.

İslam dinine mensup olup, devletin resmi İslam'ını öğrenmek istemiyor bile olabilirdin.

Beğenmedikleri eski Türkiye öyle bir yerdi.

Sonra aşağılık bir darbe yapıldı.

Evet terörü bitirdi ama ülkeyi de bitme yoluna soktu.

Darbecilerin yaptığı ilk iş Yunanistan’ı NATO’ya geri kabul etmek oldu.

O kadar vatanseverdiler.

İkinci iş ise ne oldu biliyor musunuz?

Din derslerini mecburi hale getirmek.

Evet aynen öyle.

Mecburi din dersi Kenan Evren ve saz arkadaşlarının bu ülkeye armağanıdır ve bir 12 Eylül uygulamasıdır.

Ve 12 Eylül’e en çok sövenler 12 Eylül’ün mecburi din dersi gibi, YÖK gibi kalıntılarından en fazla nemalananlardır.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
FATİH ALTAYLI: Mecburi din dersi 12 Eylül emri

MELİH AŞIK: BIONTECH

Bendeniz 7 Temmuz’da üçüncü aşı olarak BioNTech olmuşum.

Aradan 10 hafta geçti. Dördüncü aşı için 182’yi arıyorum.

Telefona çıkan görevli:

- Aşı süreciniz tamamlanmış görünüyor, yeni bir aşı hakkınız görünmüyor, diyor.

- Ama benim durumumda birçok kişi 4. aşıyı oldu.

- Sizin aşı hakkınız görünmüyor, diye ısrar ediyor 182.

E-Nabız’a giriyorum. Aynı yanıt: Aşı süreciniz tamamlanmıştır.

Aynı durumda birçok tanıdığımıza 4. aşı yapıldı oysa.

Facebook’ta dostlar:

- Yurt dışına çıkacağım dersen 4. aşıya izin veriyorlar, diyorlar.

Neden yalan söylemeye mecbur bırakılıyoruz?

Sinovac’ın etkisinin geçtiğinde herkes hemfikir. Artık tek doz BioNTech ile mi idare edeceğiz? Ne kadar süre idare edeceğiz? Kimine neden yapılıyor? Kimine neden yapılmıyor? Şu anda aşılamanın bir standardı yok. Karmaşa var. Özeti bu.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
MELİH AŞIK: BIONTECH

OSMAN MÜFTÜOĞLU: Sonbahara hazır mısınız

SEDAT ERGİN: ABD’YE KARŞI RUSYA KARTI MI?

Erdoğan’ın sözlerini değerlendirirken, iki saptama yapmamız gerekiyor.

Cumhurbaşkanı’nın Biden’a ve ABD’ye dönük sözleri oldukça ağır eleştiriler içeriyor. Altı çizilmesi gereken bir nokta, özellikle önceki ABD Başkanları ile “iyi çalıştığı” yolundaki sözlerinin, aslında bu yazının başında alıntıladığımız kendisinin geçen 1 Haziran’da TRT’ye açıklamasıyla birebir örtüşmesidir. Erdoğan, Biden ile diyalog kuramamaktan dolayı 1 Haziran’da ve dört ay kadar sonra 23 Eylül’de de açıkça rahatsızlık belirtmektedir.

Bu yönüyle baktığımızda, birinci saptama olarak Türkiye-ABD ilişkilerinde 14 Haziran Brüksel buluşması öncesindeki belirsizlik dönemine döndüğümüzü söyleyebiliriz. Bu çerçevede Erdoğan’ın 14 Haziran’la birlikte Biden ile ilişkilerde yeni bir dönemi başlatma beklentisi de karşılıksız kalmıştır.

İkinci saptama, Türkiye’nin ABD ve Rusya ilişkileri ve aynı zamanda Erdoğan’ın karşılaştırmalı olarak Biden ve Putin ile ilişkilerindeki tezatlarda şekilleniyor. Erdoğan, bir taraftan ABD Başkanı kendisiyle diyaloğa girmekten kaçındığı için hoşnutsuzluğunu dile getiriyor. Bunu yaparken, Rusya liderinin “devlet adamlığını” överek onunla çalışma ilişkisinden hoşnutluğunu ifade ediyor.

Erdoğan’ın bu hamlelerini, Biden’ın kendisine karşı tutumuna bir yanıt, aynı zamanda Beyaz Saray’ı etkilemeyi hedefleyen bir hamle olarak nitelemek mümkündür. Bu açıklamalar, Erdoğan’ın önümüzdeki hafta Putin ile yapacağı görüşmenin uluslararası alanda daha yakından büyüteç altına yatırılmasını da beraberinde getirecektir. Buradaki kritik soru, Biden’ın Erdoğan’ın bu hamlesini nasıl okuyacağı ve ne şekilde karşılık vereceğidir.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
SEDAT ERGİN: ABD’YE KARŞI RUSYA KARTI MI?

ERTUĞRUL ÖZKÖK: Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

AHMET HAKAN: Kürt sorunu diyenlerin gündeminde sadece İKİ SORUN var

Eskiden “Kürt sorunu” dendiğinde aklımıza şunlar gelirdi:

Kürt kimliğinin inkâr edilmesi... Ret ve asimilasyon politikaları... Kürtçe müziğin yasak olması... Kürtçe televizyonun hayal bile edilememesi... Terörle mücadelede sergilenen hukuksuzluklar... Dışkı yedirme... Köy yakma ve köy boşaltma...

*

Bugün itibarıyla “Kürt sorunu” dendiğinde aklımıza bunlar mı geliyor?

Tabii ki hayır.

Kimsenin aklına bunlar gelmiyor.

Çünkü bu sorunlar, zaman içinde çözülmüş sorunlar.

*

Peki o zaman soru gelsin:

Bugün itibarıyla “Kürt sorunu” diyenler, sorun olarak neyi ortaya koyuyorlar?

*

Aradım taradım. Araştırdım inceledim. Bilenlerle konuştum.

Ve çıkardığım sonuç şudur:

Bugün itibarıyla “Kürt sorunu” diyenlerin, sorun olarak dile getirdikleri iki ana konu var.

*

- BİR: Anadilde eğitim.

*

- İKİ: İdari özerklik.

*

Yani bu demektir ki...

Bugün itibarıyla “Ben Kürt sorununu çözeceğim” diye yola çıkanları uğraştıracak iki ana konu budur.

*

Şimdi en temel ve en gerekli soru geliyor:

*

Acaba CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bu iki ana konu hakkında ne düşünüyor?

Kürt sorunu diyenlerin gündeminde sadece İKİ SORUN var


*

Eğer Kemal Kılıçdaroğlu, bu iki konudaki yaklaşımını ortaya koyarsa...

Yürütülen tartışma, estirilen fırtına, içine girilen heyecan dalgası boş mu dolu mu, anlamış oluruz.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
AHMET HAKAN: Kürt sorunu diyenlerin gündeminde sadece İKİ SORUN var

OKAN MÜDERRİSOĞLU: “Başımızı aldınız, eşyaya mı kaldınız?”

HAŞMET BABAOĞLU: ‘Onca şeyin ardından’

CUMARTESİ NOTLARI: ‘Onca şeyin ardından’
Ne o? Yoksa dünya, küresel elitlerin planlarıyla dalgasını mı geçiyor?.. Tam pandeminin arkasına "iklim mücadelesi" eklenecekti ki, işe bakın! Doğalgaz ve petrol fiyatları hızla yükselmeye başladı. Düşük su seviyesi nedeniyle hidroelektrik santralleri çuvallamakta. Avrupa şimdi yeniden kömür santrallerine gözünü çevirdi ve bir yandan da "Fransa nükleer santrallerini tam kapasite çalıştırırsa, bize de yarar mı?" diye düşünülüyor. Nasıl olsa, medya astım spreyindeki "karbon ayak izi" ile bir iki yıl daha oyalar kitleleri...

***

Şu sıralar "toplum sağlığı"na özen göstermekle, "sağlıklı toplum" disiplini arasındaki uçurum üzerine yoğunlaştım. Malum, ikincisi ciddi biçimde totalitarizme açılıyor. Neyse, bu çerçevede ister istemez Nazi dönemine de eğiliyorum. 1937 yılı ilginç. Alman hekimlerin yüzde altmış beşi bu tarihte doğrudan Nazi Partisi'ne kaydolmuşlar. Yetmemiş, birçoğu da iki üç sene içinde seçkin SS birliklerine katılmışlar. Bazı tarihçiler olayı anlatırken, "Hekimler bir meslek grubu olarak ideolojik bağlanmaya yatkındır" notu düşüyorlar.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
HAŞMET BABAOĞLU: ‘Onca şeyin ardından’

ŞEBNEM BURSALI: BM’den çıkan üç mesaj...