Hakkımızda
Gazetelerin Köşe Yazarlarından Derlemeler
  • Gündem
Üyeler
Henüz üye yok!

ABBAS GÜÇLÜ: Zor karar!

Üniversite tercihleri yarın başlıyor. Milyonlarca aday, zor hem de çok zor bir karar arifesinde! Ya hayalini kurduğu mesleği seçip işsiz kalma riskini göze alacak ya da iş bulma şansı yüksek alanlara yönelip mutsuz olacaklar!

Tercih listelerinin hazırlanması, üniversiteye giriş maratonunun en zor süreci. İsteklerinizle, kontenjanların örtüşme olasılığı yüzde 10’nun altında.

Bu yüzden, adayların 1’i sevinecek, 10’u üzülecek. Oysa eğitim gençleri hayata küstürmek için değil, kazandırmak için var! Ama nedense, bunu bir türlü anlayamadık!!!

Milliyet olarak, bu zor dönemde, yine adayların yanı başında olacağız. Bugün başlayan yazı dizisinin yanı sıra yarın ücretsiz olarak tüm okurlarımıza armağan edeceğimiz 2019 Üniversiteler Tercih Rehberi, bu alanda hazırlanan çalışmaların en iyisi! Bayinize bugünden söyleyin! Yoksa, çok aramak zorunda kalabilirsiniz…
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ABBAS GÜÇLÜ: Zor karar!

BÜLENT ERANDAÇ: Ömür biter, CHP tezgahları bitmez

23 HAZİRAN İstanbul seçimi bitmiş, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ilk basın toplantısına çıkıyor. Herkes seçim sonuçları üzerine konuşmasını beklerken, o "Tarafsız Cumhurbaşkanı için referandum'" teklifinde bulunuyordu.
Hemen ardından, Avrupa, ABD basını, Meral Hanım, Karamollaoğlu, HDP destekliyordu. 'Tarafsız Cumhurbaşkanı' tezgâhı bir tuzaktı.
Detayları üzerinde çalışılmış New York-Londra-Berlin/Batı Projesi'ydi.
Erdoğan'ı, AK Parti'den koparma oyununu sahneye koyarak, şeytani hedefe yürümek istiyorlardı. Erdoğan'ı sandıkla gönderemeyeceklerini düşünen siyasal mühendisler, tarafsız Cumhurbaşkanı dümeniyle Erdoğan'ı AK Parti liderliğinden koparma rüyası görüyorlar. İlginçtir. Daha önce, Çankaya'dan inmekte olan Abdullah Gül ve Başbakan iken Ahmet Davutoğlu, AK Parti'nin direksiyonunu ele geçirme tezgahı içine girmişlerdi.
Başarılı olamamışlardı. Siyasi tecrübesi yüksek Erdoğan, Gül ve Davutoğlu tezgahına müdahale etmişti. Aynı tezgah yeniden çalıştırılıyor. 31 Mart seçimleri sonrası, Avrupa (Londra- Berlin) tezgahını koçbaşı Kemal Kılıçdaroğlu olan elemanlar çalıştırma sevdasındalar. Çeşitli manevralar içine girmiş durumdalar. CHP-HDP-İP-SP, yani Batı sufleleri ile yürüyen ittifakın, 'Erdoğan'ın elinden AK Parti'yi almak, AK Parti/Beştepe ayrılığı yaratmak, nihayetinde Erdoğan'ı tasfiye etmek' tezgahı başarılı olabilir mi? Hayır.
Ancak, Kılıçdaroğlu'na emir yüksek yerlerden geliyor. Dıştan bölemedikleri AK Parti'yi içten bölme hamleleri kapalı kapılar ardında sürdürülüyor.
Kılıçdaroğlu ve Karamollaoğlu'nun bilgisi dahilinde Gül, Babacan, Davutoğlu'nun AK Parti'yi bölme harekatı, bu tezgahın parçası olarak gündeme sokulmuş bulunuyor.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
BÜLENT ERANDAÇ: Ömür biter, CHP tezgahları bitmez

AHMET KEKEÇ: Hiç yakışmadı Sayın Ahmet Bey... Hiç!

Nerden başlayacağımı bilemiyorum...

Başbakanlığı döneminde hangi “basın özgürlüğü” performansını sergilediğini bilmediğimiz (hoşa gitmeyen bazı gazetecilere “uçak ve seyahat yasağı” koyduğunu çok iyi biliyoruz ama) Sayın Ahmet Davutoğlu’nun acul bir gayretle yaptığı açıklamadan mı?

Öyle yapalım...

Sayın Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı talihsiz (aslında çirkin) açıklamadan başlayalım...

Biliyorsunuz, Sayın Davutoğlu’yla röportaj yapan Rus yayın mecrası Sputnik’in üç Türk çalışanının işine son verildi.

İşten atılanlar, alışkanlıkla (daha doğrusu büyük bir pişkinlikle), kabahati Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yıktılar.

Bu kervana, ne yazık ki, Sayın Davutoğlu da katıldı.

Hatta Sayın Davutoğlu daha da ileri gitti, “Her kapıyı kapatsalar da biz yeni kapılar açacak, susmayacağız...” diyerek, işi şahsileştirdi ve basın özgürlüğü konusundaki iyileştirmeleri istikbaldeki “iktidarlarına” havale etti. (Böylelerine “fırsatçı” mı diyorlardı?)

Hadi inşallah diyelim...

Fakat, gerçek, işlerine son verilen üç gazetecinin ve “krizi” fırsata çevirmeye çalışan Sayın Davutoğlu’nun ileri sürdüğü gibi değil... Yani, konunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’la, SETA raporuyla bir ilgisi bulunmuyor. Bilakis, SETA raporu doğrulanmış oluyor.

Ne diyordu SETA raporu?

Hiçbir yabancı devlet, gazeteciler daha özgür çalışsın, basın özgürlüğü sınırsız olsun ve “Türkler daha iyi haber alsın” diye Türkiye’de yatırım yapmaz.

Bir Rus yayın mecrası olarak Sputnik’in amacı, Rusya devletini savunmaktır.

Bu üç arkadaşımız, durumun böyle olduğunu bilmiyor mu?
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
AHMET KEKEÇ: Hiç yakışmadı Sayın Ahmet Bey... Hiç!

AHMET HAKAN: BU TEPKİYİ KOYAN CHP’LİLERİ HARARETLE TEBRİK EDİYORUM

KARABURUN’un CHP’li belediye başkanı...

Şöyle bir şey yaptı:

Belediyenin bir şirketine kendini müdür atadı.

Böylece hem başkanlıktan, hem de müdürlükten maaş almaya başladı.

Çifte kavrulmuş lokum yani.

*

Belediye başkanı, kendisine gösterilen tepkiler üzerine...

“Falanca yasanın falanca maddesinin falanca bendine göre... Ben böyle bir işlem yapabiliyorum... Alacağım çifte maaşımı... Kesin sesinizi...” demeye getiren yazılı bir açıklama yaptı.

*

Bu yazılı açıklama karşısında...

Sosyal medyada CHP’li olduklarını ifade eden birçok kişi...

Bu belediye başkanına milim sahip çıkmayıp...

“E hani etik? Etik ne oldu? Sen en iyisi partiden istifa et! Bize yakışmıyorsun!” falan diye mesajlar yolladılar.

Keşke bütün partilerin tabanları, kendi partilerinde yaşanan arızalar karşısında bu denli duyarlı olabilseler.

Keşke siyasette kırılan kollar, hiçbir biçimde yen içinde kalmasa...
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
AHMET HAKAN: BU TEPKİYİ KOYAN CHP’LİLERİ HARARETLE TEBRİK EDİYORUM

KURTULUŞ TAYİZ: Erbil suikastının hedefi...

Erbil’de Türk başkonsolosluk çalışanlarına yönelik suikastın baş faili, MİT’in de yardımıyla çok geçmeden yakalandı. Saldırganın terör örgütü PKK ve HDP bağlantılı çıkması, suikastın “faili meçhul” kalmasını da engelledi. Güvenlik birimleri, şimdi bu saldırının şifrelerini çözmeye çalışıyor.

PKK’nın, Erbil’deki Türk misyonunu hedef almasının iki önemli sebebi var. Birincisi Pençe-2 operasyonu. TSK, bölgede yürüttüğü kapsamlı askeri harekatla Kandil’i köşeye sıkıştırdığı gibi alan daraltarak, örgütü hareket edemez hale getirdi. Gidişat, Kandil için alarm veriyor.

İkinci sebep, Kürt Yönetimi’nin Pençe-2 operasyonuna yol vererek Türkiye’yle yaptığı işbirliği.

Suriye’nin kuzeyi PKK için çok önemli ama örgüt için Irak’ın kuzeyi çok daha önemli ve öncelikli. Çünkü Kuzey Irak, PKK için hem Türkiye hem de Suriye’ye “geri cephe” işlevi gören, “karargah” konumunda olan bir saha. TSK’nın Pençe-1 ve Pençe-2 operasyonuyla Kuzey Irak’ta alan kontrolünü arttırması, PKK’yı Kandil’e hapsetmesi terör örgütünü çıkış aramaya itiyor. Çemberin daraldığını hissettikçe de tepki veriyorlar.

Erbil suikastı bu tepkinin ürünü ve TSK’nın Kandil’e yürüyüşünü durdurmayı hedefliyor.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
KURTULUŞ TAYİZ: Erbil suikastının hedefi...

ENGİN ARDIÇ: Ektiğinizi biçiyorsunuz

Türkiye'de "konu sıkıntısı çekiyorum" diyen gazete yazarını döverler.
Hiç öyle "bugün ne yazsam" diye derin düşünmeye gerek yoktur, açarsın gazeteleri, nasıl olsa her gün birkaç rezillik seni beklemektedir.
Son zamanlarda bu rezilliklerin başını "dolandırıcılık sektörü" çekiyor.
Evet, doksanlı yıllarda havadan para kazanmak için bir "tazminat sektörü" oluşmuştu, şimdilerde de dolandırıcılık bir sektör haline geldi. Elbette bu sektörde kazanılan büyük paralar hiçbir resmi göstergeye yansımıyor. "Vergisiz enayi tuzakları" bunlar.

***
Gene bir yaşlı kadıncağıza bulaşmışlar.
Evinde bulundurduğu 40 bin lira, 1800 dolar ve 20 gram altınını almışlar.
Altını istemelerinin gerekçesi şu: "Üzerindeki FETÖ parmak izlerini" araştıracaklarmış...
Kadının aklına, "evladım, benim yıllar önce kuyumcudan aldığım altının üstünde kimin parmak izi ne arar" demek gelemiyor...
Evini de sattırmışlar.
5 milyon liralık tripleks villa, 1 milyon 600 bine gitmiş.
Bir villası daha varmış, o da tripleks, az kalsın onu da yok pahasına elden çıkarıp parasını teslim etmek üzereymiş... "Tapu Müdürlüğü'ndeki FETÖ üyelerini böyle deşifre edeceklermiş"...
Teyzede gayrımenkul gani ama basiret sıfır.
Gazeteler hemen her gün çarşaf çarşaf yazıyorlar bu tür rezillikleri ama teyze gazete okumadığı için bunlardan haberdar olamıyor.
Polis cep telefonlarına düzenli olarak mesaj gönderiyor, "biz kimseden para istemeyiz, aldanmayın, kanmayın" diye ama teyze herhalde cep telefonu da kullanmıyor. Ya da cep telefonunu yakınlarına kedi fotoğrafı göndermek için kullanıyor.
Ama döviz ve altın biriktirmeyi biliyor. Avukatı da varmış.
Ben bunları eskiden yalnızca kıt akıllı yaşlı kadınlara musallat sanırdım, birkaç profesör de böyle kazıklanınca YÖK'ten profesörlere zeka testi uygulanmasını istedim.
Ama olay yalnızca "psikolojik" değil, aynı zamanda "sosyolojik"...
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ENGİN ARDIÇ: Ektiğinizi biçiyorsunuz

KEREM ALKİN: Yedek akçe mi, borçlanma mı?

2004-2008 döneminde, Türkiye'de önemli bir teknik tartışma konusu, her yıl ortalama yüzde 22,5 seviyesinde olan merkezi yönetim bütçesinin milli gelire oranını, zaman içerisinde yüzde 18,5'e çekmek ve bu sayede bütçe gelirlerini de 2-2,5 puan arasında azaltarak, bütçe açığını 1-1,5 puan düzeyinde, yani Avrupa Birliği (AB) Maastricht kriterlerinin yarısı bir seviyede tutmaktı. Önemli altyapı yatırımlarına ağırlık vermiş olan Türkiye, son 15 yıl, doğal olarak, bütçe giderlerinin milli gelire oranını yüzde 18,5'lere çekemedi.
Bununla birlikte, aynı zaman diliminde, ekonomik aktivitenin güçlü olması sayesinde elde edilen bütçe gelirinin de güçlü olması sayesinde, bütçe açığımız, zaman zaman AB bütçe açığı kriteri olan yüzde -3'ün yarısının da altında, kimi zaman yarısında veya 1 puan altında tutmayı başardık. Bütçe dengesi kriterinde Türkiye, gerek G-20 ülkeleri, gerekse de AB ülkeleri arasında bir başarı grafiği yakaladı. Bu noktada, 2013 Gezi Olayları'ndan başlayarak, son 6 yıldır, bir tarafta tüketici güvenini, diğer tarafta reel sektör güvenini, temelde Türkiye Ekonomisi'nin makro ekonomik dengelerini bozmaya yönelik sistematik bir saldırının da ortasındayız.
Bu nedenle, yurt içi ekonomik aktiviteyi belirli bir düzeyde tutarak, büyümeyi korumaya gayret sarf ederek, Türkiye Ekonomisi'nin makro dengelerini koruma gayretindeyiz. Bu noktada, 2018 yılının merkezi yönetim bütçesi giderlerinin milli gelire oranına bakıyorum; 1980'lerden bu yana süregelen teknik tartışma doğrultusunda, gerçekleşme yüzde 22,4 olmuş.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
KEREM ALKİN: Yedek akçe mi, borçlanma mı?

MEHMET BARLAS: Batı dünyası “Erdoğan’sız Türkiye”nin rüyasını görmeye başladı

Türkiye'yi yorumlamaya çalışan yabancıların ana sorunu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın toplumdan kopuk tek başına yaşayan bir diktatör olduğunu zannetmeleridir. Erdoğan'ın yılların birikimi olan ezikliği ve teslimiyetçiliğe "Hayır" dediği için her seçimden ve referandumdan zaferle çıktığını bunların anlaması kolay değildir.
The Guardian
İngiliz The Guardian gazetesinde dış haberler editörü olan Simon Tisdall imzası ile yayınlanan yazıya göz atarsanız, ne dediğimi kolayca anlarsınız...
"-Erdoğan yalnız bir yolda mahvetmek için yürüyor. Türkiye'yi de kendiyle beraber alaşağı edecek mi? Erdoğan gücünü yeni Türkiye'yi kurmak için kullandığını söylüyor. Fakat eski olan (Türkiye) ondan hızlıca yorulmuşa benziyor."
Amerikan generali
Ya Amerika'nın konuşkan sözcülerine ne demeliyiz? Mesela ABD'nin Avrupa'daki eski Kara Kuvvetleri Komutanı Ben Hodges, Türkiye'nin NATO'dan çıkarılmasını isteyenlere itiraz ederken, "Erdoğan'dan sonrasını düşünerek hareket etmeliyiz" ifadelerini kullanmış.
2014-2017 yılları arasında ABD ordusunun Avrupa'daki kara kuvvetlerinin komutanlığını yapan Ben Hodges bir radyo programında şöyle konuşmuş:
Erdoğan sonrası
"Erdoğan'dan sonrasını düşünerek hareket etmeliyiz. Türk-ABD ilişkilerinin 1.0 versiyonu muhtemelen bu yaz ölecek. Türk-ABD ilişkilerinin 2.0 versiyonunu ve Erdoğan'dan sonraki hayatı düşünmeye başlamamız gerekiyor."
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
MEHMET BARLAS: Batı dünyası “Erdoğan’sız Türkiye”nin rüyasını görmeye başladı

HASAN BASRİ YALÇIN : Yeni bir stratejik düşünce ihtiyacı

İçinden geçtiğimiz bu yeni dönemde Türkiye için yeni bir ulusal güvenlik stratejisine ve yeni bir askeri doktrine ihtiyaç var. Soğuk Savaş sonrası şekillenen güvenlik algıları ve askeri ezberler bozulmak zorunda.
Artık tepede bir hegemonun bulunduğu ve tüm çatışma bölgelerini dondurduğu bir dönemde değiliz. Aksine hegemonun ilgisizliği nedeniyle gevşek bir uluslararası sistem doğdu. Bu gevşeklik güç boşluğundan kaynaklandığı için fırsat ve tehdit alanlarında artış var. Güvenlik kaygıları ön plana çıkıyor. Ekonomik büyümenin değil çatışma riskinin arttığını görüyoruz. Doğan boşluk alanlarını bir devlet doldurmazsa başka bir devletin dolduracağını biliyor. Dikkat ederseniz dünyada sınırlar bile değişmeye başladı.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
 HASAN BASRİ YALÇIN : Yeni bir stratejik düşünce ihtiyacı

Mahmut ÖVÜR : Hakan Atilla ve “kontrollü yargılama”

ABD'de New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi'nde Rıza Sarraf davasından yargılanıp 28 ay hapis yatan eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla, önceki gün tahliye edildi. İnşallah bir aksilik olmaz ve önümüzdeki günlerde Türkiye'ye döner.
Bu dava, aslında bugünlerde yaşadığımız S-400 ve F-35 krizinden, Fırat'ın doğusunda teröre açık destek verilmesinden ya da Akdeniz'de Türkiye'nin dışlanmak istenmesinden ayrı ele alınacak bir olay değil, Onların ilk adımıydı.
Ve 2010'lara kadar uzanan kirli bir geçmişi var bu kumpasın... Bir ucu CHP'ye kurulan kaset kumpasına, öteki ucu Türkiye ve Brezilya'nın ortak hareket edip, İran'ın nükleer meselesini çözme girişimine kadar uzanıyor.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Mahmut ÖVÜR : Hakan Atilla ve “kontrollü yargılama”