Hakkımızda
Gazetelerin Köşe Yazarlarından Derlemeler
  • Gündem
Üyeler
Henüz üye yok!

Şebnem Bursalı: Dünyaya yön veren lider Erdoğan

FARKINDA mısınız? Dünya politikasına bir süredir Türkiye ve Başkan Erdoğan yön verir hale geldi.
Pazartesi Rus Devlet Başkanı Putin, Türk Akımı boru hattının deniz kısmının tamamlanmasıyla ilgili İstanbul'a geliyor.
26 Kasım'da Katar Emiri geliyor. 6.
Stratejik Konsey Toplantısı yapılacak.
Ayrıca; İSEDAK toplantısına başkanlık yapacağız. Ay sonunda da G-20 Zirvesi için Arjantin'e gidiyor Başkan Erdoğan.
Bütün bunlara gelene kadar; 8 yıldır süren Suriye iç savaşında ABD'nin etkisini neredeyse tamamen yitirmesi, bunun tam tersine Türkiye'nin olacakları belirlemesi bütün dünyanın gözü önünde ve Türkiye'nin şekillendirdiği biçimde oluyor. İdlib Ateşkesi, İstanbul'da Başkan Erdoğan ev sahipliğinde toplanan Rusya, Fransa ve Almanya devlet başkanlarından oluşan dörtlü zirve bunun zirveye çıktığı somut gelişmeler.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Şebnem Bursalı: Dünyaya yön veren lider Erdoğan

Murat Çelik: Bir Adaylik Kriteri Olarak; Tevazu

Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, geçen hafta yaptığı bir açıklamada, AK Parti’nin belediye başkan adaylarını belirlerken aradığı özellikleri; ehliyet, liyakat, sadakat ve tevazu olarak sıraladı.

Kurtulmuş’u arayıp sordum:

● İlk üçü tamam da, ‘tevazu’yu kriterler arasına koymanızdan ne anlamalıyız?

● Halkın en çok dikkat ettiği hususlardan birisi bu. Gerçekten mütevazı, kendisiyle birlikte oturup yer sofrasında çorbaya kaşık sallayan, mahallesinde, kahvesinde onlarla oturup dertlerini dinleyen, cenazesinde, düğününde onla birlikte olan, başı sıkıştığında yanında bulabildiği insanlar olması...

● Tevazu vurgusuna özellikle ihtiyaç duymanız, bu anlamda bir eksiklik tespit ettiğiniz anlamına mı geliyor?

● Bu bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor. Makamlar, mevkiler insanları bir şekilde bu duygulardan uzaklaştırabilir. Tabii ki hepsinde demiyorum ama bazı arkadaşlarımızda iktidarın vermiş olduğu bir rahatlık, gevşeme söz konusu olabilir.

● Ve bu yüzden böyle bir uyarıda bulunmaya gerek gördünüz, öyle mi?

● Bu bir temenni, bir tavsiyedir. Halkın mütevazılığa çok dikkat ettiğini biliyoruz. Aynı şekilde adaletli olunmasına... Adaletli olmanın yerel siyasetteki göstergelerinden biri şudur: Diyelim şehrin garibanından biri geldiğinde ondan yüz çevirip; şehrin eşrafından zengin, güçlü biri geldiğinde onu kapıda karşılamak adaletsizliktir. Bunlara insanlar çok dikkat ediyor. Bizlerin de dikkat etmemiz lâzım.

Numan Kurtulmuş’un bu sözleri, anlayana çok şey ifade ediyor aslında.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Murat Çelik: Bir Adaylik Kriteri Olarak; Tevazu

Ertuğrul Özkök: İnsani Ziyaret Tamam da İlmi Yoruma İtirazim Var

ADALET ve Kalkınma  Partisi Sözcüsü Ömer Çelik, Diyanet İşleri Başkanı’nın, fesli adama yaptığı ziyareti savunurken “bunun hasta bir kişiye insani bir ziyaret” olduğunu söyledi. Bu cümleye hiç itirazım yok. Desem desem “Keşke bu 10 Kasım’a rastlamasaydı” derim.

Sözcü diyor ki, “FETÖ’ye karşı mücadele eden bir ilim adamıdır...”

Ama arkasından eklediği bir cümle var ki, işte bu cümlenin iki tarafına da itirazım var.


Türk Dil Kurumu sözlüğünde “ilim” kelimesinin karşısında “bilim” yazıyor. Araştırdım, bu zatın bilime ne katkısı olmuş diye baktım. Ben bir şey bulamadım. Yine de o tarafını sorgulamayacağım.

İtirazım şu yanına... Eğer ölçü FETÖ’ye karşı mücadele ise bu ülkede o çeteye karşı en büyük mücadeleyi verenlerin başında Atatürkçüler vardır.

Bu ülkeyi, ortasına kadar işgal etmiş ülkelere karşı büyük bir Kurtuluş Savaşı vererek kurtarmış, bu Cumhuriyet’i kurmuş bir insanın öldüğü gün
“Anıtkabir’e gideceğinize kenefe gidin” diyen bir insanın ilmi, irfanı olsa ne olur...

Yani sözcüden bu terbiyesizce lafa küçük bir dokundurma beklerdik.

Bu ülkenin vefa bilir, kahramanlarına saygılı insanlarının ona söyleyeceği tek söz vardır.

Bak kardeşim madem sen inançlı bir insansın, şunu da çok iyi bilmen gerekir.

Bu ülkenin 90 bin camisinde her gün beş vakit ezan okunuyorsa o büyük insan sayesindedir...

Bu ülkede bugün ay-yıldızlı bayrak dalgalanıyorsa senin kafandaki adamlara karşı da bağımsızlık mücadelesi veren o insan sayesindedir. Biz sana eleştirme demiyoruz... İstersen eleştir... Ama biraz saygı, biraz minnet, biraz vefa...
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ertuğrul Özkök: İnsani Ziyaret Tamam da İlmi Yoruma İtirazim Var

Ahmet Hakan: Bilim insanlarımızın yurda dönüş projesine darbe!

Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Mustafa Varank, büyük bir ihtimamla, büyük bir şevkle, büyük bir heyecanla...
15 Aralık’ta hayata geçirecekleri bir projenin müjdesini vermişti.
Bakan Varank’ın bütün ayrıntılarıyla ortaya koyduğu proje şunu amaçlıyordu:
Yurtdışına gitmiş olan bilim insanlarımızın yurdumuza dönüşlerini sağlamak!
Bazıları dudak bükseler de...
Yetişmiş parlak beyinlerimizin, ülkenin geleceğine katkı sunsunlar diye yurda dönüşlerini sağlamak için atılan bu adımı her türlü takdirin üzerinde görmüş ve pek kıymet vermiştim.
Tam da...
Vatanseverlik işte budur!
Milliyetçilik işte budur!
Millilik işte budur!
Falan diye haykırıp Bakan Mustafa Varank’ı da canıgönülden kutlayacaktım ki...
Bir de ne göreyim!
İki değerli akademisyen hocanın ve bir grup aydının evlerine şafak vakti polis operasyonu düzenlendiğinin haberini aldım.
Tam da Bakan Varank’ın yetişmiş parlak beyinlerimizin ülkemize dönmeleri ve ülkemizde bilim üretmelerini sağlamak için çırpındığı bir günün sabahında yaşanan bu gelişme, Bakan Varank’ta nasıl bir etki yaptı bilmiyorum ama bende şu etkileri yaptı:
Şevkim kırıldı biraz.
Biraz da heyecanım tükendi.
Bir miktar da umudum söndü.
İlk bakışta çok esaslı gerekçelere dayanmadığını gördüğüm bu polis operasyonu, Bakan Mustafa Varank’ın vatansever girişimine vurulmuş esaslı bir darbe gibi geldi bana.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ahmet Hakan: Bilim insanlarımızın yurda dönüş projesine darbe!

Abbas Güçlü: İlk 100 hayali, beyin göçü ve TÜBİTAK

TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, “2023’e kadar ilk 100’e 3 üniversitemizi sokabiliriz” demiş.
Başkası dese inandırıcı olmazdı ama Hasan Hoca söylüyorsa, dikkate almak gerekir.
Köstek değil de, destek olunursa, arkası gelir.
Peki, o 3 üniversite hangisi olabilir?
İşte o tam bir muamma.
En az 20 üniversite akla gelebilir ama bu 3, kesinlikle, akla ilk gelen 3 olmaz!..
Neden?
Çünkü onların pek çoğu kış uykusunda!..
İlle de özgürlük!
TÜBİTAK ve benzeri kurumlar bütün dünyada özgür kurumlardır.
Çünkü bilim özgür ortamlarda kök salar.
TÜBİTAK, bizde bir ara başbakan yardımcılarından birisine ya da direkt başbakana bağlıydı.
Şimdi ise her ne hikmetse Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlamışlar.
Daha önce, kâğıt üzerinde de kalsa, aynı zamanda Bilim Bakanlığı sıfatını da taşıyordu.
Şu anda niye bağlı, anlamak gerçekten zor!
Bilim demek sanki sadece sanayi ve teknoloji demek!..
Dahası, TÜBİTAK’a bir de yönetim kurulu atamışlar.
Sanki KİT!
Hayırlı olsun, bakalım ne katkısı olacak?..
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Abbas Güçlü: İlk 100 hayali, beyin göçü ve TÜBİTAK

Okan Müderrisoğlu: Derin tahlil... Oy geçişkenlikleri

AK Parti'de son aşamaya gelen yerel seçim stratejisi hazırlıkları hayli ilginç sonuçlar ortaya çıkarmış durumda. Son 16 yıldaki tüm seçimlerin kapsamlı şekilde analiz edildiği bu çalışmanın ağırlık merkezini "2 referandum ve 2 cumhurbaşkanlığı seçimi" oluşturdu. 12 Eylül 2010 ve 16 Nisan 2017 anayasa referandumları ile 10 Ağustos 2014 ve 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin neticeler, "tabanda ittifakın" neden ve nasıl mümkün olabileceğine ilişkin önemli ipuçları verdi. Partiler arası oy geçişkenliklerinin de masaya yatırıldığı bu tabloda, AK Parti'nin seçmen profilinin yanı sıra MHP seçmeninin davranış kodları da değerlendirildi. Ve şu görüldü:
MHP'de oldukça dikkate değer bir seçmen kitlesi, kritik zamanlarda, bilhassa krizli siyasi dönüm noktalarında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a desteğini esirgemiyor. MHP'deki bir grup, son düzlükte siyasi duygusallıktan arınarak "istikrardan yana" tavır sergiliyor. Ayrıca... İç ve dış ekonomik operasyonlara karşı duruş, FETÖ ve PKK başta olmak üzere terörle mücadele, devlet sisteminin yeniden inşası gibi hassas başlıklarda da AK Parti ve MHP seçmeni ortak paydada buluşabiliyor.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Okan Müderrisoğlu: Derin tahlil... Oy geçişkenlikleri

Mehmet Barlas: Kaşıkçı ile FETÖ’yü ilişkilendirmek şeytanın bile aklına gelmezdi

Adam toplumun kabul etmeyeceği çok ayıp bir davranışta bulunmuş. "Neden böyle yaptın" diye hesap soranlara da "Şeytana uydum" diye cevap veriyormuş ki, ortalık aydınlanmış ve şeytan inmiş yere... Adama şöyle bir bakmış şeytan ve "Bu yaptığını ben 40 yıl düşünsem böyle yapmak aklıma gelmezdi. Utanmıyor musun ayıbını bana yüklemeye" demiş.
Kaşıkçı ve Gülen
Bazen bu çeşit şeytanın aklına gelmeyecek durumları insanlar ve özellikle de medya senaryolaştırabiliyor... Buna son örnek Amerikan NBC kanalının Cemal Kaşıkçı cinayeti ile Fetullah Gülen arasında kurduğu ilişki senaryosu değil midir? Buna göre Trump, Türkiye'nin Cemal Kaşıkçı nedeniyle Suudi Arabistan ve veliaht prens Muhammed bin Selman üzerinde kurduğu baskıyı kaldırması karşılığında Fetullah Gülen'i iade etmeyi planlıyormuş.
Keşke olabilse
Eğer Türkiye şeytanın bile aklına gelmeyecek bu senaryoyu sahneye koyduysa ve Fetullah Gülen'in Türkiye'ye teslimini bastırmak için Kaşıkçı cinayeti aracılığı ile Suudi Arabistan veliahdı Muhammed bin Selman'a ve Trump'a baskı yapıyorsa, bu planı yapana sadece "Aferin, amma da ustaca bir oyun kurmuşsun" denilmez mi?
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Mehmet Barlas: Kaşıkçı ile FETÖ’yü ilişkilendirmek şeytanın bile aklına gelmezdi

Ekrem Kızıltaş: Ceza mı, kamuflaj mı?..

Suudi Arabistan Başsavcılığı'ndan Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili yapılan son açıklama, 'evet, ama yetersiz' değerlendirmeleri ile karşılandı.

Kaşıkçı'nın ülkeye dönmesi için ikna etmeye çalışan Suud'dan gelen timin başındaki kişinin emriyle öldürüldüğü, cesedin parçalara ayrılarak görüntülerine kısmen ulaşılan yerel bir işbirlikçiye teslim edildiği, açıklamada yer alan hususlardan.

Kaşıkçı'nın ölümüyle ilgili suçlanan 11 kişiden cinayete katılan ve talimatı veren 5'i için idam cezası istendiğinin yer aldığı açıklama, olayı tam olarak aydınlığa kavuşturmadığı gibi, kendi içinde de tutarsızlıklar içeriyor.

Bir kişiyi ikna etmek için neden 15 kişinin gönderildiği ve bu kişilerin neden bir insanı öldürüp parçalara ayırmada kullanılacak malzemeler taşıdıkları, akla gelen sorulardan bazıları.

Suud gibi bir ülkede, bu kadar kalabalık bir kadroya konsolosluk binasında yapılacak bir operasyon için emir verenin çok üst düzey birisi olduğu açıkken, timin başındaki kişinin suçlanması, meselenin üstünün kapatılmaya çalışıldığının göstergesi.

Önce, 'konsolosluktan çıkıp gitti' yalanına sığınanların, Cemal Kaşıkçı olayı ile yaptıkları son açıklama, ciddi bir mesafe alındığının göstergesi olsa da, sır yumağı henüz bütünüyle çözülebilmiş değil.

Beş kişinin idamlarının Kaşıkçı'yı öldürdükleri için mi, yoksa bu işi yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları için mi istendiği, ciddi bir merak konusu…

En önemli soru işareti de, bu idamlarla olayın üstünün kapatılmak istenip istenmediği…

Suud'dan gelen timin mensupları Kaşıkçı'yı emir almamış olmalarına rağmen öldürmüş olsalardı, İstanbul'dan sonra Suud'a dönmez, uğradıkları Mısır ve Dubai'de kalabilirlerdi mesela.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ekrem Kızıltaş: Ceza mı, kamuflaj mı?..

Sami Kohen: Halk da yanılabilir

Birleşik Krallık, iki buçuk yıl önceki referandumla ilk adımını attığı “Brexit” (AB’den çıkış) yolunda, önceki günkü kararla önemli bir döneme girdi, ama açıkçası bu maceralı yolculuğun bundan sonra nasıl geçeceği pek belli değil. “Brexit” hayali bir serap haline de dönüşebilir.

AB ile “çıkış” şartlarını içeren 485 sayfalık anlaşma taslağını imzalayan ve bunu ilk etapta kabinesinde kabul ettiren Başbakan May’ın “Önümüzde daha çok zor günler var” demesi boşuna değil.

Bu anlaşmayı Britanya parlamentosunun, ayrıca 27 AB üyesinin oluşturduğu Konsey’in de onaylaması gerek. Oysa iktidardaki Muhafazakâr Parti’nin bazı üyeleri Brexit mutabakatına karşı çıkıyor. Kuzey İrlanda ile İskoçya da öyle. Yani Birleşik Krallık, bu meselede o kadar “birleşik” değil, tam aksine, kutuplaşmış durumda.

Halka gelince: 2016 referandumu çok tartışmalı geçmiş, sonuç yüzde 52 oranında Brexit lehine olmuştu. Ama referandumdan hemen sonra tereddütler ortaya çıktı, hatta zamanın Başbakanı Cameron da bu yüzden istifa etti.

Son zamanlarda halktan gelen baskılarla birçok politikacı “ikinci bir referandum” isteğini gündeme getirdi. Çok kimse “Pişmanız, o zaman evet oyu vermekle yanıldık, politikacılar bize yalan söylediler” diye yakınıyorlar şimdi...

Bakalım bu pişmanlık fayda edecek mi?
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Sami Kohen: Halk da yanılabilir

Ahmet Kekeç: Bu çocuk aptal mı, bize numara mı yapıyor?

Hemen hatırlatalım:

Erbaş’ın bitirilmesi için sahneye konulan linç kampanyasında başı Demirören Medya Grubu çekiyor.

Daha doğrusu, Demirören grubunda çalışan ve teknede eski patronuna içki servisi yapmaktan sabık bir köşe yazarı.

İsmi Ahmet Hakan Coşkun...

Bu “Coşkun” öyle haksız, öyle utanç verici, öyle önyargılı, öyle terbiyesizce yazılar yazdı ki, Prof. Ali Erbaş açıklama yapmak zorunda kaldı: “Bu bir hasta ziyaretidir. Tamamen insani nedenlerle gerçekleştirilmiştir. Üstelik ziyaretin tarihi 10 Kasım değil, 9 Kasım’dır.”

Böyle bir açıklama tartışmayı bitirir, değil mi?

Hayır bitmiyor.

Devam ediyor Coşkun: “Bunun bir tesadüf olduğunu kamuoyuna çok net, çok açık, çok vurgulu bir şekilde açıklamak durumundasınız. Mesela ‘9 Kasım özenle seçilmiş bir tarih değildir’ demelisiniz... Mesela, ‘Talihsiz bir tevafuk olmuştur’ demelisiniz... Mesela... ‘9 Kasım’daki bu ziyaret herhangi bir ima içermemektedir’ demelisiniz.”

Bu çocuk ya aptal, ya da bize aptal numarası yapıyor...

Nasıl bir tevafuka işaret eder 9 Kasım?

Nasıl bir “ima” içerebilir?

Hadi 10 Kasım’ı anladık...

Ne olmuş 9 Kasım’da?

Bu tarihin özelliği nedir ki, kalkmış, “9 Kasım’daki bu ziyaretin herhangi bir ima içermediğini anlatmalısınız?” şeklinde aptalca cümleler kuruyor?

Prof. Ali Erbaş’ın ziyaretini mesele yaptığı anlaşılan bu çocuk, Kadir Mısıroğlu’nunkinden daha beter cürümlerin sahibi Mehmet Bekaroğlu’yla kaç yıldır “yarenliğe” doymuyor; oturup dedikodu bile yapıyorlar.

Kendisi niçin bu “yarenliğin” talihsiz bir tesadüf olduğunu “çok net, çok açık, çok vurgulu” bir şekilde kamuoyuna açıklamıyor?

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ahmet Kekeç: Bu çocuk aptal mı, bize numara mı yapıyor?