Hakkımızda
Gazetelerin Köşe Yazarlarından Derlemeler
  • Gündem
Üyeler
Henüz üye yok!

Yalçın Akdoğan: Liderlik Buhranı

Geçen gün İstanbul Aydın Üniversitesi Batı Platformu’nun düzenlediği “Dünyada ve Türkiye’de Liderlik” konulu sohbet toplantısına katıldım. Birbirinden değerli akademisyen, işadamı, bürokrat ve sivil toplum temsilcileriyle uluslararası gelişmeleri değerlendirdik. Kimisi ‘Ne olacak bu İslam dünyasının hali, Müslümanlar liderlik sergileyemeyecek mi” türünden sorular sordu, kimisi de “Ne olacak bu dünyanın hali, bu kötü gidişata liderlik yapacak bir ülke, kurum çıkmayacak mı” gibi sorular sordu.

Gerçekten da günümüz dünyası bir yandan kuantum fiziğini, nano teknolojiyi, uzay araştırmalarını, küresel ısınmayı falan konuşuyor diğer yanda ise insanlık tarihinden ilk dönemlerinden beri değişmeyen kronik sorunlar olan açlık, kıtlık, sefalet, cehalet, katliamlar, savaşlar ve terörizm gibi konuları…

Ortaçağ’ın haçlı zihniyetinin modern dönemde yeniden hortladığına şahit oluyoruz.

Karanlık çağların soykırım ve tehcir uygulamalarını andıran vahşetlerin tekrar tekrar yaşandığını görüyoruz.

Üstün ırk anlayışının veya beyaz olmanın hala yüceltildiği, farklı olanın varlığına tahammül edilemediği bir ayrımcılık rüzgârıyla sarsılıyoruz.

Onlarca asır öncenin intikamını almak için bugün masum sivilleri katleden yobaz bir zihniyetin yeniden nüksettiğini görüyoruz.

Tüm bunlara karşı hangi devlet adamı, din adamı, siyaset adamı veya uluslararası kurum, kuruluş, birlik etkili bir liderlik sergileyebiliyor?

Geleneksel dünyanın etkili kanaat önderleri yerini sosyal medya fenomenlerine bıraktı.

AB’nin ne göçmenler konusunda, ne Ortadoğu’da yaşanan krizler ve katliamlar konusunda, ne de Mısır’daki gibi darbeler konusunda bir varlık ortaya koyamadığını, kendi yücelttiği değer ve ilkelerin gereklerini yapamadığını gördük. Türkiye’ye ‘idam gelirse ilişkiler kesilir’ diye ahkâm keserlerken, daha yeni onlarca genci idam eden Sisi’nin ayağına gidip, darbeciyi bağırlarına bastılar.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Yalçın Akdoğan: Liderlik Buhranı

Ahmet Kekeç: İki Ekrem

Kamuoyu, sorulara cevap vermeyerek kendi kendini iptizale uğratan Ekrem İmamoğlu’nun “mağduriyeti”ni tartışıyormuş...

Haksızlık yapılmış bu değerli Samanyolu TV programcısına...

Nasıl haksızlık yapılmış?

Ülke TV’de katıldığı televizyon programında, istediği ve beklediği sorular sorulmamış.

Ne sorulmuş?

HDP ve PKK sorulmuş.

Böylece, İmamoğlu’na çok ayıp edilmiş.

Bir partiden belediye başkanlığına adaylığınızı koyuyorsanız, o partinin politikalarını beğeniyorsunuz ve benimsiyorsunuz demektir. Dolayısıyla o “politikalar” sizi bağlar ve o çerçevede sorgu(lama)ya tabi tutulursunuz.

Ekrem İmamoğlu, “bağımsız” bir aday değil...

CHP’nin adayı...

Bu demektir ki, CHP’yi seviyor, politikalarını benimsiyor.

Dolayısıyla, CHP’nin, kamuoyu tarafından da yakından bilinen politikalarını ve tutum alışlarını benimsemek, onların savunucusu olmak durumundadır.

Ekrem İmamoğlu ne yapıyor?

İşine geldiğinde “partizanca” tepki koyan ve CHP politikalarını temellük etmiş bir “siyasi” gibi davranıyor, işine gelmediğinde (daha doğrusu “siyaseten” sıkıştırıldığında) politikayla hiç alakası bulunmayan “teknik adam” rolleri kesiyor.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ahmet Kekeç: İki Ekrem

Fatih Altaylı: Hayret, aynı fikirdeyim

Bir gün Bülent Arınç’la aynı fikirde olacağımı rüyamda görsem inanmazdım.
Ama aynı fikirdeyim.
Arınç, tecrübeli, önemli görevler üstlenmiş, devlet birikimine sahip olmuş eski politikacıların veya liderlerin, devlet tarafından değerlendirilmesinin ülke adına doğru olacağını söyledi geçenlerde.
Arınç’ın kastettiği Gül’ün, Babacan’ın, kendisinin ve benzeri birtakım başka politikacıların bir kenara atılmaması gerektiği.
Üstelik dönem, Arınç’ın bu önerisine çok uygun.
Cumhurbaşkanlığı sisteminde bakanların yanında ya da üzerinde birtakım politika kurulları var.
Bu kurullar bazı deneyimli eski politikacıların, deneyimli üst düzey eski bürokratların hizmete devam etmesi ve deneyimlerini genç kuşaklara aktarması için çok önemli ve çok değerli yerler olabilir.
Çünkü o deneyimler genelde devlete çok pahalıya mal olmuş oluyor.
Çöpe atılması kaynak israfından başka bir şey değil.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Fatih Altaylı: Hayret, aynı fikirdeyim

Kurtuluş Tayiz: Binali Yıldırım HDP seçmeninin oylarına da talip

HDP yöneticileri İstanbul’da ilçe ilçe dolaşarak CHP ve İP’nin ortak adayı olan Ekrem İmamoğlu’na oy isterken Binali Yıldırım’dan sürpriz bir atak geldi. AK Parti adayı Binali Yıldırım İstanbul’da aday çıkarmayan HDP’nin oylarına da talip olduğunu açıkladı.

Ancak bunun için HDP’ye değil, İstanbullu seçmene seslenen Binali Yıldırım (önceki gün katıldığı bir televizyon programında) “Ben HDP’ye geçmişte oy verenlerin bu belediye seçimlerinde bana oy vereceğini düşünüyorum. Ben İstanbul’da 15 milyonun geleceği için çalışacağım. Bir de Kürtlerin tamamını HDP’ye oy verenler olarak tanımlamak da yanlış. Birileri masaya oturmuş, oyları taksim ediyor. Bu oy kullanacakların iradesine saygısızlık” dedi.

HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli’nin “Ekrem İmamoğlu’na 3 milyon Kürt’ün oyu gidecek, bilecek ki…” diye başlayan sözlerini herkes hatırlıyordur. Eskiden içindeki insanlarla beraber toptan köy satılırdı, şimdi de HDP’li yöneticiler seçmenlerini toptan satacak duruma gelmiş durumda. Milletin iradesini “toptan” satışa çıkarıyorlar. HDP’den beklenmeyecek bir hareket değil tabii bu; çantada keklik gördükleri oyları CHP ve İP’in adayına peşkeş çekmekten çekinecek siyasi bir ahlaka sahip değiller şüphesiz.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Kurtuluş Tayiz: Binali Yıldırım HDP seçmeninin oylarına da talip

Ekrem Kızıltaş: ‘Döküntü’ ittifakı…

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Cumhur İttifakı'nın AK Partili ve MHP'li ekipleri kampanyalarını yoğun bir şekilde sürdürüyor.

Kampanyaların ana konusu büyükşehir, il, ilçe ve beldelerin mevcut durumu ve buradan hareketle de gelecekleri ile ilgili. Hemen her yerle ilgili titiz çalışmalar yapılarak ihtiyaçların tespiti ve buna göre bir seçim stratejisinin oluşturulması, Cumhur İttifakı'nın ortak vasfı.

Cumhur İttifakı partilerinin yönettiği belediyelerin yönetiminin bundan böyle de sürdürülmesi ve başka partilerce yönetilen belediyelerden birçoğunun kazanılması, temel hedef…

Bu yüzden olsa gerek, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere büyükşehirlerle ilgili adeta nefes kesen projeler söz konusu. Bunların sadece vaat olmayıp gerçekleşeceklerinin garantisi de, AK Parti'nin şimdiye kadar yapmayacağı hiçbir şeyi vaat etmeyip, vaat ettiklerinin tamamını da yapmış olması.

Karşı cenahta ise işler karışık… Son ana kadar adayların tespiti ile ilgili problemlerle baş etmeye çalışan CHP ve İP, ilan etmeseler de varlığını artık herkesin bildiği HDP ile ittifaklarını gözlerden gizlemek için çabalıyorlar daha çok.

Herhangi bir projeleri olmadığı için de, önümüzdeki 5 yıl için yerel yönetimlerde yetki istedikleri insanımızdan üzerinde çalışılmamış bir takım vaatlerle oy talep ediyorlar…

Millet İttifakı yerine, özellikle de HDP ile işbirliği sebebiyle 'İllet' veya 'zillet' olarak anılan ittifak mensupları, bazı yerlerde insanların 'elleri mecbur' kendilerini kazandıracaklarından çok eminler. Diğer yerlerle ilgili olarak da, insanların kafalarının karışık olmasını ümit ediyorlar…

Küskünlere bağlanan ümit…

Üyesi bile olmaya tenezzül etmeyen Mansur Yavaş'la Ankaralıların karşısına çıkan CHP, İstanbulluların karşısına da, ileride genel başkanlık yarışına girmeyeceğini umulan Ekrem İmamoğlu ile çıktı. Söz konusu adayın dikkat çekici tarafı başarısızlıklarından başka anlatabilecek bir hikayesi olmayışı.

Fi tarihinde bir kasabada belediye başkanlığı yapmış, isminden başka söyleyebileceği bir şey olmayan CHP adayıyla ilgili olarak Başkent Ankaralıların ne yapacaklarını göreceğiz. Yavaş'ın, bulaştığı karmaşık meseleden sıyrılabilmek adına 'vergi kaçakçılığı' yaptığını itiraf etmesi ve kendisine destek vaadinde bulunan HDP'lilere diyet ödemek zorunda olması, ayrı bir bahis…

İstanbul'un ilçelerinden birisine başkan seçilirken söz verdiği 37 projeden sadece ikisini yaptırabilen ve kampanya çalışmalarını da 'reklamın kötüsü olmaz' mantığıyla sürdüren Ekrem İmamoğlu, İstanbulluların imtihan vesilesi.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ekrem Kızıltaş: ‘Döküntü’ ittifakı…

Ergün Diler: Savaş kapıda!

TÜRKİYE konumu gereği büyük savaşın tam ortasında.
Kaçış yok. Mücadele edeceğiz.
Zaten bizi buna zorlayacaklar.
Aksini düşünen büyük yanılgı içindedir! Amerika Birleşik Devletleri Trump'a rağmen savaş kararı aldı. Çin hedef!
Çin ile yürüyen ülkeler de...
İngiltere ve Türkiye de bu kategoride. Amerika'daki ÜÇ ÖNEMLİ İSİM BÜTÜN ANALİZLERİ yaptı. Şimdi savaş karargahına çekildiler. Gelin orada ne olup bittiğine bakalım...
Amerika Birleşik Devletleri'nde bazı isimler yıllarca gizli görevlerde imkansızları başarır. Bu isimlerden ikisi de kuşkusuz ABD eski Savunma Bakanı Jim Mattis ve Trump'ın Ulusal Güvenlik eski Danışmanı H.R. McMaster... Trump, kendisine özel toplantılarda hakarete varacak kadar ağır sözler söyleyen H.R. McMaster'ı defalarca görevden almak istedi, alamadı. Sonra H.R. McMaster yeni görevi için istifa etti ve California merkezli Hoover Enstitüsü'nde işbaşı yaptı.
Hoover, STANFORD'un bir koludur! Önemli koludur! Hoover Enstitüsü, dünyada savaşların zamanını belirler.
ZATEN ÖNEMİ DE BURADAN GELİR! Bu Condoleezza Rice'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olduğu günlerden beri değişmedi. 11 Eylül 2001 saldırıları da bu enstitüde kararlaştırıldı. Bizzat o saldırılarda Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Condoleezza Rice, her detayı ilk bilen kişiydi. Bu saldırılar sonrasında Afganistan ve Irak operasyonları da Hoover Enstitüsü'nde hazırlandı.
Condoleezza Rice, Hoover Enstitüsü'nün hala en güçlü isimlerinden biridir. H.R. McMaster'ı da Mattis'i de isteyen kişi bizzat kendisiydi. Mattis de Rice için aile dostuydu çünkü.
Colorado'daki Cherry Hills Village'daki bir Kız Katolik Lisesi'nde eğitim alırken, kendinden birkaç yaş büyük Jim Mattis'le tanışmıştı. Condoleezza Rice, Hoover Enstitüsü'nde 2001 saldırıları sonrası Afganistan ve Irak operasyonlarında komutanın Mattis'te olmasını istiyordu. Mattis de o gün Rice ile Hoover Enstitüsü'nde masada yan yana oturuyorlardı. 11 Eylül sonrası Afganistan'ı işgal eden Pentagon'un Özel Kuvvetler Komutanı da Jim Mattis'ti. 2 yıl boyunca Afganistan'da çok önemli işlere imza atan Mattis, Rice'ın ricasıyla Irak Felluce'ye geçti. Irak işgalinde çok önemli bir rolü olan Felluce'nin önemli komutanı da Mattis'ti. Şimdi Rice resmi olmasa da Mattis'le birlikte Hoover Enstitüsü'nde çalışacak. Yanlarında da McMaster olacak.
ABD Genelkurmay Başkanı Dunford da yakında Hoover Enstitüsü'nde yerini alacak.
Hoover Enstitüsü, Mattis, Rice ve McMaster'ın Akdeniz, Ortadoğu ve Karadeniz'le ilgili fikirlerini aldı. Bu öngörüler sonrasında hazırlanan savaş raporunu tekrar Rice, Mattis ve McMaster'a sunacak. Ardından da ABD; yeni işgaller için silahı çıkaracak.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ergün Diler: Savaş kapıda!

Engin Ardıç: Ankara canlanacak

Gençliğimizde Ankara'da bir tek diskotek vardı: Apple... Bir de Kulüp Feyman vardı da, oraya gidenlerin yaş ortalaması azıcık daha yüksekti.
Bu kadar. Başka bir eğlence yeri yoktu, Nümune Pavyon'u saymazsanız.
Ankara, akşam saat sekizde "ölü şehire" dönüşürdü. Çünkü bir memur şehriydi ve insanlar ertesi sabah erken kalkıp "daireye" gideceklerdi...
Gezmek için de Hitit Müzesi ve o zamanlar çok döküntü bir yer olan Kaleiçi...
Bu kadar. Ha, bir de Anıtkabir tabii.
Ne ki Anıtkabir bir gezinti yeri değil, kutsal bir "ziyaretgah" sayılırdı. Arkeolojik eserlerin de "eğlence" niteliği taşıdıkları söylenemezdi herhalde.
Bundan başka, her bahtı karanın görmek isteyeceği bir yer falan değildi.
"Grubun varsa çok eğlenirsin" derlerdi, bu da kendi aralarında memur çocuklarının avuntusuydu. İstanbul'dan gelenlerin grubu yoktu ve olamazdı. Grup dedikleri esas olarak "evlerde toplanmaya" dayalıydı.
Ankara'da "hayat yoktu" ve Yahya Kemal'in dediği gibi en güzel yanı İstanbul'a dönüşüydü.
Eh, "zoraki başkent" de bu kadar olurdu.

***
Sonra Ankara gelişti, iyi kötü bir burjuvazi oluştu, öğrenci kitlesi kimlik değiştirdi, bunun sonucu da gece kulüpleri arttı.
Buna bir de büyük otellerin lobi ve barları eklendi. Buralara politikacılar takılırlardı ve bunlar da paylaşılmıştı: DYP'liler Hilton'un barında, ANAP'lılar da Sheraton'da eğleşiyorlardı.
Bunlar "alafranga" insanlar içindi. Alaturkalara her zaman bol kebapçı ve meyhane vardı tabii. En çulsuzlara da kokoreççi.
Bendeniz en çok "Liman Lokantası", "Yakamoz Restaurant", "Körfez Bilmemnesi" gibi yerlere gülerdim ama gerçeği sonradan anladım: Ankara'da balık yemek İstanbul'a nazaran hem daha kolay hem daha ucuzdu.
Buna "eğlence" demek için de ancak Babıali'de magazin muhabiri olmak gerekir.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Engin Ardıç: Ankara canlanacak

Mehmet Barlas: Yerel seçimler dolayısıyla çek-senet mafyası kavramını hatırladık

Ankara'daki yerel seçimlerdeki adaylardan birinin adının karıştığı sahte imzalı çek ve milyon dolarlık senet tahsilatı dolayısıyla, unuttuğumuz bir kavram yeniden gündeme geldi... Bu kavram "Çek-senet mafyası"dır. Her konuda bilgisine başvurduğumuz "Google Amca"ya, "Çek-senet mafyası hakkında ne bilgiler var" diye sordum. İlgi çekici bilgilere ulaştım.
Babam mafya mı?
Mesela bir genç kız "Babam çek-senet işi yapıyor... Bu haram para mı olur" diye sormuş ve şunları anlatmış:
"Mesela birini dolandırdılar ve dolandıranlar da mafya veya eli kolu her yerde olan insanlar... Adam parasını alamıyor. Babama geliyor, babam da "Alırım ama şu kadarını bana vereceksin"gibi bir anlaşma yapıyor. Sonra babam o adamı dövüp parayı alıyor ve sahibine veriyor. Bu legal bir iş değil değil mi? Biz mafya filan değiliz ama sülale çok büyük. Herkes tanıyor ve korkuyor bizimkilerden. Zengin filan da değiliz. Bu haram para mı olur?"Bu genç kız açıkçası çok güzel anlatmış olayı. Ama çek-senet mafyası ile ilgili bilgiler bu kadar değil. Google Amca'dan alıntılayarak devam edelim...
Orman Kanunu uygulanır
"Banka ödemesi yoluyla karşılığı verilmeyen çekin/senedin, Ticaret, Borçlar ya da Ceza Kanununun ilgili hükümleri uyarınca, tahsil edilmesi için avukata değil; 'Orman Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca, tahsil edilmesi için başka birine verilmesi geleneği ile teşekkül etmiş, geleneksel yapılanmadır. Ormanın diliyle konuşan çek senet mafyası, sözün yetmediği yerde kullanabilsin diye; muşta, haydar, çakı, bıçak, tabanca vb. gibi ekipmanlarla donatılmıştır. Donanımını kullanıp tahsilatı yapar ve yüzdesini alarak, doğal çevresi içinde hayatını sürdürür. Bir dönemin 'Topuğuna sıkarım" jargonunu dillere pelesenk yapmış mafya."
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Mehmet Barlas: Yerel seçimler dolayısıyla çek-senet mafyası kavramını hatırladık

Emre Kongar: Terörizm faşizmdir Faşizm terörizmdir

Terörizm ve Faşizm birbirine eşittir.
Terörizm ve Faşizm birbirini doğurur.
Kısacası, Terörizm ve Faşizm, aynı sapkınlıktan, aynı kaynaklardan doğar, aynı kaynaklardan beslenir, ayrıca karşıt görüşlerden de kaynaklansa, birbirlerini doğurur ve beslerler.

***

Terörizmi de Faşizmi de doğuran sapkınlık:
Kendi kimliğini öteki kimliklerden üstün görmek, göstermek ve bu yolla insanları aldatarak baskı altına almak, öldürmek ve sömürmektir.
Tarih boyunca Kapitalizm ve Emperyalizm, günümüzde de NeoKapitalizm (NeoLiberalizm) ve NeoEmperyalizm, Terörizmi ve Faşizmi sürekli olarak kullanmış ve kullanmaktadır:
Kimi zaman doğrudan kendi karnında büyütüp doğurarak, kimi zaman başka ülkeleri taşıyıcı anne olarak kullanıp üreterek, kimi zaman bizzat benimseyerek, kimi zaman da onlarla aynı yöntemleri kullanmak için, karşıymış gibi görünüp düşmanını koruyup abartarak.
Teröristler Faşistleri, Faşistler Teröristleri sever ve beslerler.

***

Hem Faşizm hem de Terörizm bütün kimlikleri yani her mukaddes değeri kılıf olarak kullanabilir, kullanmaktadır da.
Din, mezhep, ırk ve milliyet, hem Faşizmin, hem de Terörün ortak kaynaklarıdır.
Hangi kimlik, kendisini öteki kimliklerden üstün görüyorsa...
Hangi kimlik, başka bir ya da birden çok kimliği kendi düşmanı olarak görüyor, bir ya da birden çok kimliğe karşı düşmanca davranıyor, onlar için nefret söylemi kullanıyorsa, o kimlik Faşizme ve Terörizme çanak tutuyor demektir.

***

Sadece aynı kimliğe dayalı olanlar değil, farklı kimliklerden kaynaklanan Terörizm ve Faşizm de birbirini destekler ve besler.
Her kimlik içindeki aşırılar, şiddet yanlıları, insanları korkutarak, aldatarak, baskı altına alarak sömürmek isteyenler, karşı tarafın Terörizmini ve Faşizmini abartarak kendi içlerindeki Terörizmi ve Faşizmi beslemeye çalışırlar.
Bu açıdan IŞİD ve El Kaide teröründen dolayı tüm Müslümanları suçlamak ne kadar yanlışsa, Norveçli Breivik ve Yeni Zelandalı Tarrant’tan dolayı o ülkeleri veya tüm Batı’yı (Beyazları/Hıristiyanları) suçlamak da o denli yanlıştır.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Emre Kongar: Terörizm faşizmdir Faşizm terörizmdir

Ergün Diler: Toplu silah

DAHA önce yazdım.
FUTBOLU, SİYASETİ, PARAYI... Türkiye'de pek anlaşılan bir konu değil. Forma aşkı, gerçekleri görmeye engel.
Herkes içinde bulunduğu kabinin gereğini yapıyor. Çoğu kez ufkumuz, içinde olduğumuz yer kadar! Ama gerçek böyle mi? İlişkiler, derin temaslar, kurgular böyle mi? Galiba gözden kaçırdığımız biraz bu!
Gelin bugün, FUTBOL ve DERİN İLİŞKİLERDEN GİDELİM. Ve Türkiye'deki taraftarlığa gelelim... Siyasete de tabii... Bakalım bildiğimiz gibi mi!
FUTBOL şu an itibariyle, büyük savaşın büyük merkezlerinden biri... NET olarak bunu görmek mümkün! Derin Amerika'yı temsil eden silah şirketleri Lockheed Martin, Raytheon, Rockwell Collins, Northrop Grumman ve Boeing, futbolun da patronu olmaya karar verdi. Futbolla yönetilmesi muhtemel kişi sayısı, 3 milyarı aştı! Bu nedenle DERİN AMERİKA'nın dışarıda beklemesini beklemek, hayalden öteye geçmezdi! Peki sadece büyük silah şirketleri mi? Suudi Arabistan Kralı Selman, Birleşik Arap Emirlikleri'nin patronu Nahyan Ailesi de çok özel bir futbol turnuvası için 25 milyar dolarlık bir fon kurdu. Bu fon, gizli şekilde yürüyecek.
Büyük operasyon için!
2021 yılından itibaren Dünya Kulüpler Kupası, 24 takımla oynanacak. Katolik dünyasının en büyük futbol temsilcileri olan Real Madrid (Kısmen olumlu), Barcelona, Atletico Madrid, Milan, İnter ve Roma'nın ilk etapta kabul ettiği bu dev organizasyon, FİFA tarafından resmi olarak açıklandı.
FIFA Başkanı Gianni Infantino, 25 milyar dolarlık bu pastayla, takımların güçleneceğini söyledi.
Bu organizasyona davet edilen her takım, yaklaşık 70 milyon doları kasasına koyacak. Şampiyon olan takım ise 450 milyon dolarlık bir gelire ulaşacak. Gianni Infantino, geçtiğimiz haftalarda Türkiye'ye geldi. Acaba Federasyon Başkanlığı'nın değişmesi için baskı kurmaya çalıştı mı?
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ergün Diler: Toplu silah