Hakkımızda
Gazetelerin Köşe Yazarlarından Derlemeler
  • Gündem
Üyeler
Henüz üye yok!

Ahmet Kekeç: Gündüz gözüyle bu kurnazlık çekilmiyor

HDP’li Ahmet Türk’ün, CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bir ricası var: “İyi Parti’yle nasıl görüşüyorlarsa, bizim partinin genel başkanlarıyla da bir araya gelsinler...”
Bu açıklamayı okuyanlar, ilk anda, “Ahmet Türk, CHP’ye ittifak önerisinde bulunuyor” değerlendirmesini yapacaktır.
Öyle midir?
Gerçekten de Ahmet Türk, CHP’ye ittifak önerisinde mi bulunuyor?
Saf yurdum insanı, bu soruya, sanki iki parti arasında ittifak mutabakatı bulunmuyormuş gibi, “Evet, Ahmet Türk ittifak önerisinde bulunuyor” cevabını verecektir.
Sonra da, Kılıçdaroğlu’na “Bravo” diyecektir...
Bravo...
Çünkü HDP’nin açık teklifine rağmen ittifaka sıcak bakmıyor.
Peki, CHP’nin ittifaka sıcak bakmadığını/bakmayacağını nereden anlıyoruz?
Nereden olacak? Yine Ahmet Türk’ün sözlerinden...
Çünkü Ahmet Türk, “Biz CHP’ye katkı sunmak istiyoruz ama kendileri bu katkıyı reddediyor” diyerek, CHP’nin katkıdan kaçtığı intibaını uyandırıyor.
Bunu özellikle yapıyor...
Ki, saf yurdum insanı, “Ne ittifakı? Adamlara iftira atıyorsunuz. Kılıçdaroğlu, HDP genel başkanlarıyla görüşmeyi bile reddediyor!” diyebilsin.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ahmet Kekeç: Gündüz gözüyle bu kurnazlık çekilmiyor

Şebnem Bursalı: Ya olacağız ya öleceğiz...

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Salı günkü Meclis grubunda CHP Lideri Kılıçdaroğlu'na yönelik söylediği söz gerçekten çok doğru; "YSK'yı tanımıyorsan seçimlere de girme o zaman!" Neden söylüyor bunu; Meclis Başkanı'nın istifasıyla ilgili neden resmi tek makam olan YSK'ya başvurmadığını, "YSK'ya güvenmiyorum" gerekçesiyle açıklayan Kılıçdaroğlu'na yapılacak en doğru hatırlatmaydı aslında; Seçimlerin hakemi konumundaki tek makam olarak 'YSK'ya güvenmiyorum' demek, seçimleri de şimdiden saymıyorum demekle neredeyse eş anlamlıdır. Gerçi bu tutarsızlıkları ilk değil Kemal Beyin. 10 yıl öncesine gidip "Genel Başkanlık için kesinlikle aday olmayacağım" demesinin üzerinden daha 24 saat geçmeden kurultayda aday olan da kendisi değil mi?
Kah hükümete kah Başkan Erdoğan'a hem kişisel hem devlet kararlarıyla ilgili onlarca doğru çıkmayan iddiayı ortaya atıp sonra ya çark eden ya da hiç o sözleri söylememiş havasına bürünen ya da bu iftiraları mahkeme salonlarında ispatlayanlara ödeyeceği tazminatı milletvekillerine ödetecek fonu kurdurtan da kendisi değil mi?
Türkiye ve Orta Doğu son 5 yıldır sırat köprüsünden geçer gibi bir süreç yaşıyor.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Şebnem Bursalı: Ya olacağız ya öleceğiz...

Ergün Diler: Yakın tehlike

KLAVYENİN başına geçmeden dakikalarca önce MÜNBİÇ'te patlama oldu. Bir çırpıda ne olduğu belliydi. DEAŞ'ın üsleneceğini de biliyordum. Ortada duruyordu zaten.
Ancak yine de bu konuyu yarına bırakayım istedim. Derin çünkü. Ancak Trump'a rağmen atılan adımlar ortada.
Yazdıklarımı doğrular bir gelişme bu.
Maalesef böyle. İnsanlar ölüyor, canlar yanıyor ama YENİ DENGE KURULUNCAYA KADAR BÖYLE...
Neyse...
Yarın detaylı yazarız...
New York Times gazetesi, birkaç gün önce Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın Rusya için çalışıp çalışmadığına ilişkin gizli bir soruşturma yürüttüğünü yazdı.
Nedense burada üstünde duran olmadı. Daha önemli olaylar var belli ki! Münbiç'teki patlama ile Trump hakkındaki dava-soruşturma aynı kavganın ürünüdür. FBI'ın bu araştırması kesinlikle doğru. Hatta sonuçları da önemli kurumlar tarafından biliniyor. SIR da değil...
Önümüzdeki günlerde bunu yansımalarını göreceğiz...
Raporda, "Trump, bilerek ya da bilmeyerek Rusya'nın çıkarları doğrultusunda kararlar aldı. Trump'ın ekibinde birçok önemli ismin Rusya ile yakın olması, bir dönem büyük ortaklık yaptığı Felix Sater'in ABD'den kaçıp Moskova'ya yerleşmesi, Trump'ın Rusya bağlantısını güçlendiren en önemli argümanlar" diye yazıldı. Şimdi Trump, köşeye sıkıştırılıyor. Trump, kesinlikle çok akıllı biri. Bir güç olarak geldiği Beyaz Saray'da daha fazla güç sahibi olmak istedi.
Çatışma halini her tarafla sürdürmeye başladı. Eşi, damadı ve kızıyla da büyük sorunlar yaşayan Trump, kazanan tarafta olacak.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ergün Diler: Yakın tehlike

Erdal Sağlam:‘Merkez’ sıkı durursa

MERKEZ Bankası, beklendiği gibi, dün faiz oranlarını değiştirmedi. Bu zaten beklenen bir karardı ama buna rağmen piyasaların karara olumlu tepki verdiği gözlendi.
Piyasaların Merkez Bankası’nın sıkı duruşun devam edeceğini işaret eden açıklamasının iyileşmede katkısı olduğu açık. Verilerin ekonomik dengelenme eğiliminin belirginleştiğini gösterdiği, finansal sıkılaşmanın etkisiyle iktisadi faaliyette yavaşlama eğiliminin devam ettiği belirtilen Merkez Bankası açıklamasında, enflasyon görünümünde bir miktar iyileşmeye karşılık fiyat istikrarına yönelik risklerin devam ettiği belirtilerek, “Enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar sıkı parasal duruşun korunmasına” karar verildiği kaydedildi.
Açıklamada, “gerekli görüldüğü takdirde ilave parasal sıkılaştırmaların yapılacağı” cümlesinin korunması da sıkı duruşu devam ettirme niyetinin göstergesi kabul edildi.
Özetle; piyasalar zaten faiz indirimi beklemiyordu ama “Mart’ta da faiz indirimi olmayacağına” ilişkin işaret aldığını düşündü. Bu nedenle iyileşme yaşandı.
Merkez Bankası açıklamasında yer alan bu cümlelerden bu kadar kesin bir sonuç çıkarmanın zorlama olacağı, daha iki ay süre olduğu açık.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Erdal Sağlam:‘Merkez’ sıkı durursa

Ahmet Hakan: Yavaş'ın şarkısı da sloganı da çok kötü

- SLOGANI KÖTÜ: Türk siyasi tarihinin en kötü sloganının “Ekmek için Ekmeleddin” olduğunu düşünüyorsanız, durun bir dakika! Daha kötüsü çıktı ortaya... Mansur Yavaş’ın sloganına bakın: “İzan, nizam, irfan”. Şaka gibi değil mi? Memlekette “En kötü sloganı ben bulurum” diye bir yarışma tertiplenmiş sanki.

- ŞARKISI KÖTÜ: Rakibinin Ankaralı olmamasının üzerine gidiyorsun ama rakibin şahane bir Ankara türküsüyle yola çıkmışken sen tutmuş Ankara’ya elektro bağlamayla bile gönderme yapmayan tuhaf bir şarkıyla yola çıkıyorsun... Erik yok, dal yok, fidayda yok, tren yolu yok, bağlar yok...
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Ahmet Hakan: Yavaş'ın şarkısı da sloganı da çok kötü

Okan Müderrisoğlu: Büyük devlet, büyük lider diplomasisi

Diplomasi duygusallık kaldırmaz. Öncelik, ülkenin çıkarlarıdır. Bu nedenle kamuoyuna yansıyan konuların arka planında "gerçekçilik" işler. Bu tespiti, Türk- Amerikan ilişkilerinin zorlu süreçlerine uyarladığımızda, sade vatandaşın net sonuçlarına ulaşmasını sağlayabiliriz. Örneğin, ABD Başkanı Trump'ın, Türkiye ekonomisini tehdit eden son tweeti ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın araması sonrasında gerçekleşen ince ayar boyutu. Trump, Suriye'den çekilme kararı aldığında, ABD'deki müesses nizam şoke oldu ama çabuk atlattı. DEAŞ ile mücadelede silahlı aparat olarak kullandığı YPG'li teröristlerin himaye edilmesi gereğini (!) Başkan'a hatırlattı.
Sonra ne oldu?
Türkiye, büyük devlet geleneğine yaraşır şekilde Trump'ın, o çirkin mesajına eşdeğer bir dille tepki gösterdi. Lakin soğukkanlılığını koruyarak el arttırmadı. Neden? Çünkü, Washington'da Dışişleri, Pentagon ve Ulusal Güvenlik Danışmanları Ankara'nın, Suriye'nin kuzeyine ilişkin kaygılarını görmezden gelirken, Trump ilk kez Türkiye'nin önemsediği "çekilme kararını" ilan etti. Yani... Ankara açısından Trump'ın "bağlayıcı kararının" üzerine gidilmesi stratejik bakımdan doğru hamle idi. Tam da bu nedenle ABD yönetimi "güvenli bölge" fikrine dönüverdi. Bir gün önce YPG'yi savunan ABD ertesi gün "Türkiye'nin güvenlik endişelerini anlıyoruz" demeye başladı.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Okan Müderrisoğlu: Büyük devlet, büyük lider diplomasisi

Salih Tuna: Sizin için bu bir işaret olamaz mı?

Puşkin patika yolda yürürken ormanın kenarında gördüğü bir tavşanı "işaret" sayıp yolundan geri döner.
Dostoyevski, şayet yoluna devam etseydi pusu kuranlar Puşkin'i öldüreceklerdi, der.
Böyledir.
Bazen mertek gözünüze girer, basiretiniz kapanır görmezsiniz; bazen de böyle tavşandan "işaret" çıkartırsınız.
Şimdi kemerlerinizi bağlayın...
Dostoyevski'den, Puşkin'den CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na sert iniş yapacağız.
Nasıl mı?
Kılıçdaroğlu'nun geçen günkü akıl almaz gafını şebelek muhalifler için bir "işaret" olarak ele alacağız.
Gaf mı?
Bizim Melih Altınok'un ifadesiyle, "düne kadar Levent Gök olarak tanıdığımız CHP'nin ağır topuna" Sayın Kılıçdaroğlu başka bir şey söyledi ya, onu diyorum.
Bir "işaret" sayılamaz mı bu?!
Hani bir kadıncağız öfkesini dile getirmek için uygunsuz bir ifade kullanmış, "Kılıçdaroğluuuu, Erdoğan'ın (...) gılıııy" demişti.
Şivesini de istismar ederek kadıncağızın sözünün sonuna "-ım" hecesini montajlamışlardı.
"Kılıçdaroğluuu!.." nidasıyla başlayan o ifadesine mezkur heceyi eklemek akla mantığa cümle yapısına ziyandı ama şebelek operatörler için önemli olan algıydı.
Ürettikleri bu algı üzerinden Erdoğan'ı destekleyen herkese matine - suare hakaret ettiler.
Allah'ın sopası yok!..
Siz misiniz öyle edepsizleşen; alın işte Kılıçdaroğlu'nuz "k" harfi yerine "t" yerleştirdi.
Üstelik montaj yok, kurgu yok.
Levent Gök'ünüzü de çaresiz bıraktı. O kadar ki, mahkemeye başvurup adını Deniz Gök olarak değiştirse yeridir.
Elbette gaf insanlık halidir, herkesin başına gelebilir, mavra yapmak hiç yakışık almaz.
Lakin...
O kadıncağızın sözünü çarpıtarak bıkmadan usanmadan yıllarca hakaret etmişseniz, Kılıçdaroğlu'nun yaptığı artık bir "gaf" değil, "işarettir."
Ama tabi gören gözler için.
Öyleleri de var ki, gözleri var görmezler, kulakları var işitmezler. Hiçbir "işaretten" ibret almazlar.
Onlara değil "işaretten" söz etmek, gerçekleri damardan zerk etseniz fayda etmez.
İşlerine gelmeyen maddi gerçekleri bile inkâr ederler.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Salih Tuna: Sizin için bu bir işaret olamaz mı?

Mehmet Barlas: Biz krizleri çözüme aktarıyoruz ama İngiltere Brexit krizini aşamıyor


Zor günler zorlu bir iradenin ve ortak aklın işbirliği sayesinde kolay atlatılacağa benziyor. Üç gün önce Trump'ın garip tweeti yüzünden Türkiye ile Amerika'nın arasındaki ilişkilerin kopma noktasına geldiğini düşünürseniz, bugünün dünden ne kadar farklı olduğunu kolayca görebilirsiniz.
Brüksel'de buluşma
Düşünün ki dün Brüksel'de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Joseph Dunford, Amerika'nın Suriye'den çekilme sürecinin Türkiye açısından ne anlama geldiğini görüşüyorlardı. Tabii ki ana konu, Türkiye sınırında oluşturulacak güvenli bölgenin nasıl ve hangi süreçte gerçekleştirileceğiydi.
Lavrov da konuştu
Bu güvenli bölge sade Brüksel'de konuşulmuyordu. Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Lavrov da Moskova'da düzenlediği basın toplantısında, ABD Başkanı Donald Trump'ın gündeme getirdiği ve Türkiye'nin ilk etapta olumlu baktığı güvenli bölge planına ilişkin AA muhabirinin sorusunu yanıtlıyordu...
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Mehmet Barlas: Biz krizleri çözüme aktarıyoruz ama İngiltere Brexit krizini aşamıyor

Abbas Güçlü: Telafi eğitimi, hukuk ve veteriner fakülteleri?

Karne tatili yaklaştıkça, eğitimde tansiyon yükseliyor.
Günlerdir pek çok ilde okullar tatildi.
Kar yağışı bazı bölgelerde önümüzdeki günlerde daha da artacağı için, görünen o ki kar tatilleri uzadıkça, uzayacak.
Yarıyıl tatili de zaten kapıda. Ama arada pek çok ilde, karne notunu belirleyecek sınavlar tamamlanamazsa, hiç şaşırtıcı olmaz.
Daha da önemlisi, telafi eğitimi yapılacak mı?
Temel Eğitim Yasası’na göre, ülkemizde yıllık eğitim-öğretim süresi 180 iş günü.
Yani okullar, öyle ya da böyle bir şekilde kapanırsa, kapalı olduğu gün sayısı kadar gün eklenip, telafi eğitimi yapılması gerekiyor.
Peki, bugüne kadar yapıldığına şahit olduk mu?
Evet demek çok zor!
Bu yıl yapılır mı?
Bekleyip göreceğiz...
Yapılması gerekir mi?
Evet, yapılması gerekir.
Çünkü zaten eğitim süremiz çok kısa ve üstüne üstlük bir de yarım gün eğitim yapılıyor.
Hızlandırılmış eğitim ya da hafta sonu birkaç saatlik eğitimle 8-10 günlük açık kapatılmaz.
MEB, umarız bu konuda da yine günü kurtarmaya yönelmez...
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
Abbas Güçlü: Telafi eğitimi, hukuk ve veteriner fakülteleri?

Ekrem Kızıltaş: Avuçlarını yalasınlar!..

Bir zamanlar para ile para kazanmanın adeta zirve yaptığı bir ülkeydi Türkiye. Nasıl yapılacağını iyi bilenler, düşük faizlerle bankalarına yatırılmasını sağladıkları bazı devlet kuruluşlarının paralarını, paraya ihtiyaç duyan başka devlet kuruluşlarına çok daha yüksek faizlerle satıyor ve böylelikle akılları sıra 'ticaret' yapıyorlardı.

Bu arada az sayıda da olsa doğruyu yapan, yani yatırım ve dolayısıyla üretim yapanlar da vardı. Ancak mesela 90'ların ortalarında ülkemizdeki en büyük firmaların karlarının yüzde 85'i faaliyet dışı alanlardan oluşuyordu. Faaliyet dışı alanlar sözünden de, bahsi geçen şirketlerin üretim yapmak yerine faizle uğraştıkları anlaşılıyordu.

Cumhurbaşkanımız geçtiğimiz günlerde bir konuşmasında 1989'dan günümüze ülkemizdeki enflasyon rakamlarını verdi. Geçtiğimiz yıl yaşadığımız ekonomik saldırı sebebiyle 2018 enflasyonunun yüksek çıkmasına yönelik eleştirilere cevap sadedindeki hatırlatmaya baktığımızda, 'ne günler yaşamışız' dememek mümkün değil.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

.

Devamını Oku
Ekrem Kızıltaş: Avuçlarını yalasınlar!..