Hakkımızda
Gazetelerin Köşe Yazarlarından Derlemeler
  • Gündem
Üyeler
Henüz üye yok!

OSMAN MÜFTÜOĞLU: GEÇ KALDIK!

GERİYE bakmayı pek sevmem. Zira “hayat hocam ve mentorum” 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel, bana şu öğüdünü adeta ezberletmiştir: “Arkana bakarak önünü göremezsin.” Kesinlikle inandığım ve uyguladığım iyi hayat yaklaşımlarından biridir bu. Ama iyi bilirim ki zaman zaman da geleceği planlarken şöyle bir arkaya dönüp bakmak ve geçmişteki hataları belirleyip, ders alıp o hataları tekrarlamamak da önemlidir. Pandemi sürecinde de bazı hatalar yaptık. İlk hatalarımızdan biri ise daha en baştan maske meselesinin önemini kavrayamamamız oldu. Ben dahil pek çok uzman -aramızda istisnalar olsa da- hijyen ve sosyal mesafe meselesini vurgularken, “Maskesiz olmaz arkadaş” demekte bir hayli geç kaldık. İtiraf edelim ve kabullenelim: Bu geç kalma yanlışını sadece biz değil, yetkililer de yaptı. Ayrıca bu büyük yanlışa sadece biz düşmedik. Hemen her ülke aynı yanlışı yaptı. Ve ne yazık ki bu mühim yanlış herkese pahalıya patladı. Kanaatim o ki pandeminin bu kadar uzaması ve ağırlaşmasında maske takmada geç kalma yanlışımız da çok etkili oldu. Peki, şimdi ne yapmalıyız? “Zararın neresinden dönerseniz kâr sayılır” deyimine sadık kalmalı, maskelerimize sıkı sıkı sarılmalı, “Maskesiz olmaz arkadaş!” cümlesini her gün en az on defa tekrarlamalıyız.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
OSMAN MÜFTÜOĞLU: GEÇ KALDIK!

ERGÜN DİLER: Dijital savaş

COVID-19'LA birlikte ÜÇÜNCÜ BÜYÜK SAVAŞ'ın içine atıldığımızı çok kişi görmedi. Yaşanılan, SALGIN görünümlü SAVAŞTI.
Savaşlar bizlere söylenmese de PARA için yapılırdı. Tarihe bakın görürsünüz. Elbette başka başka motivasyonlar vardır. Ancak en büyük gerçek ZENGİNLİK ve PARADIR.
HAÇLI SEFERLERİ'nden DÜNYA SAVAŞLARINA kadar uzanın.
Kitlelere başka duygularla yükleme yapılsa da amaç PARA ve zenginliğe ulaşmaktı. Son iki büyük savaşa odaklanın!
Amerika Birleşik Devletleri AVRUPA içinde yaşanan İKİ BÜYÜK savaşa müdahil olmuş ve kendi sistemini kurmuştu.
DOLAR savaşın sonunda TEK HAKİM oluvermiş, Washington oturduğu yerden dünyayı yönetmeye başlamıştı.
BRETTON WOODS buydu.
DOLAR'ın imparatorluğunun kabul edildiği masa... DOLAR altın karşılığında basılacak ve patron olacaktı. Öyle de oldu.
Ancak filmlerden hatırlarsanız savaş sonrası AVRUPA'da taş üstünde taş kalmamıştı. ABD üretiyor satıyor, parasına para katıyordu. Her yıl cari fazla veriyordu. Bu da devamlı artış gösteriyordu.
Avrupa, ABD'nin savaştan sonra Birleşmiş Miletler- IMFDünya Bankası ve DOLAR ile kurduğu imparatorluğu görünce ses çıkarmaya başladı. Oyunu bozma niyetini ortaya koydu.
ABD bunun üzerine TEK KAZANAN görünmemek için önce kredileri artırdı. Faizleri düşürdü. Sonra AVRUPA'ya ve JAPONYA'ya SERMAYE ENJEKTE etti. Beraberinde teknoloji tabii ki. Çin için de aynı şeyler geçerliydi. Ancak EKONOMİSTLER ABD siyasetini çözmek için zaman harcamadığı için KURGU anlaşılmıyordu. ABD ya da başka bir güç YÖNETMEK ve kazanmak isterdi. İşin doğası buydu.
ABD bunu DOLAR üzerinden ve meydana getirdiği ULUSLARARASI KURUMLAR üzerinden yaptı. Ancak Başkan Nixon'la birlikte oyunu değiştirdi.
ALTIN'a bağlı basılan DOLAR artık karşılıksız basılıyordu.
Ve ABD kağıttan yani DOLAR'dan bir imparatorlukla hükmediyordu. Her yere...
Haliyle enflasyon-Dolar'ın değer kaybı-altın fiyatlarının artması gibi dalgalanmalar oluyordu. Petrol krizleri de bunu besliyordu. Zaten bunun böyle gitmeyeceğini en iyi ABD biliyordu. Bir BALON vardı ve patlayacaktı. Patlamadan önce de PANDEMİ başlatıldı. Yeni oyuna yeni kurguya geçmek için... Açalım biraz daha...
ABD'nin ORTA DOĞU'ya ya da ORTA ASYA'ya müdahalesinin ana nedeni, muhtemel rakipleri kontrol etmek ve etkisiz kılmaktı.
Küresel FİNANS değişikliği yapacak bir gücün kendi kendine yetmesi OLMAZSA OLMAZDI! ABD'de petrol de vardı gaz da. Kapılarını kapattığı an kimseye muhtaç olmadan yaşayıp giderlerdi. Bu durumda başka da ülke yoktu.
Irak'a girmeleri de Afganistan'a inmeleri de ÇİN'i kontrol etmek içindi. ENERJİDEKİ patronluğunu sürdürmek içindi...
Bunu yapınca da DOLAR'ın egemenliği devam edebiliyordu.
En azından ömrünü uzatıyorlardı...
Devam...
Dijital Dolar, Yeni Dünya Düzeni'ne en çabuk entegre olacak rezerv para birimi.
Evet! Doların bugünkü gücü ile orantılı olması planlanan Dijital Dolar'dan gidelim yine...
ABD'de pratiği başladı bile.
Tatbikatlar hızla devam etmekte.
Akıllı para-dijital dolar-sanal para her ne ise GELECEK OLAN O! Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası, Dijital Para Birimi'nin yakın bir tarihte en büyük rezerv para olacağını kabul etti.
Tartışmanın en can alıcı yeri burası değildi! Beni ilgilendiren de burası değildi. SORU ŞU:
DİJİTAL PARALARIN karşılığı ne olacaktı? Her ülke bugün kağıtmadeni para çıkarıyor ve bir karşılık tutuyordu. Peki her ülke şimdi olduğu gibi DİJİTAL PARA çıkartırsa bunların karşılığı ne olacaktı? Kavga, gürültü, kıyamet, fırtına burada kopuyordu. Biz PANDEMİ ile uğraşırken dünyanın tepesinde bunun savaşı vardı. Iskalanan da buydu.
ALTIN!
DİJİTAL PARANIN karşılığı altın olabilirdi. Çok da normaldi. Bence en doğru seçenek buydu. Ancak ALTIN rezervinde İngiltere'nin lider konumu, bu görüşü sıkıntıya itti.
Çünkü ABD'nin altın rezervi en yüksek gibi görünse de gerçek pek öyle değildi...
PETROL!
Bu seçenek önerildiği gün geri çevrildi...
Amerika Birleşik Devletleri'nde Yeni Dünya Düzeni'nin en önemli çalışması olan Coin-para'yı hazırlayan ekip, DİJİTAL PARANIN karşısına DİJİTAL DOLAR'ı hazırladı. Bu, DOLAR'ı dijitalde de rezerv para birimi yapıyor, tek gücü Washington'a taşıyordu. Çin, Almanya ve Fransa buna karşı. Doğal olarak... Günümüzdeki gerilimlerin asıl nedeni bu.
Çin, bunu kabul etseydi belki Covid-19 adlı virüsle tanışmayacaktık. Ekonomilerin büyük bir çöküş yaşaması AKILLI ya da SANAL PARALARIN piyasaya çıkışını öne çekti. Plan da buydu. Rusya önceleri dijitali kabul etti. Sonra vazgeçti. Geçen yıl tekrar kabul etse de, pandemi sürecinde yine vazgeçti. Şimdi Washington'ın karşısında bir Moskova var.
Moskova, Pekin ile DİJİTAL DOLAR'ın güçlü olarak hayata geçmesini engellemeyi planlıyor. Tabii ki, Çin'in kripto para birimi DCEP'in de ABD'nin dijital oyuncusuna karşı en büyük engel olduğu ortada. Önümüzdeki günlerde "pandemi sonrası dünya" raporları medyaya sızacak.
Çin'le iş birliği yapan birçok önemli isim deşifre olacak.
Trump'la başladılar zaten...
Bu dijital para sürecini daha da hızlandıracak. Covid-19'u dijital rezerv para savaşı olarak görmediğimiz takdirde, sonuçlarını da sebeplerini de anlamakta zorlanırız.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ERGÜN DİLER: Dijital savaş

MUHARREM SARIKAYA: İYİ Parti tabanı

ŞU cümleyi AK Parti ve CHP’nin kamuoyu oluşturma süreçlerinde yer alan yetkin isimlerinden duydum:

“İYİ Parti’nin sosyolojik tabanı diğerlerinden farklı…”

Nedenini sorguladığımda da bana verilen yanıt aslında birbirinden de çok farklı değildi.

Hatta örneklemeleri dahi:

“İYİ Parti seçmen kitlesinin en önemli özelliği oldukça katı bir yapıları olması; HDP seçmeni gibiler, partilerinden hemen vazgeçecek durumda değiller. Bütün kamuoyu araştırmaları da bize bunu veriyor. İYİ Parti yönetimi gücünü, AK Parti ve MHP’ye itirazdan alıyor…”

“O TABAN GELİR Mİ SANIYORSUN?”

Cumhur İttifakı’na katılacağına yönelik sözler çıktığında da İYİ Parti lideri Meral Akşener ile konuşurken aynı yaklaşımı duymuştum:

“Böyle bir şey olmaz ama, haydi deyin ki ben gittim; o taban benimle gelir mi sanıyorsunuz? Bunu söyleyenler bu tabanı tanımıyor…”

Akşener'in bu sözlerinin teyidi de dünkü ziyareti sırasında ülkücü hareket içinden gelen Yozgat Yenifakılı Belediye Başkanı Soner Yalçın'ın imkansızlığı anlatmak için kullandığı şu sözleriydi:

"Bazı vatandaşlar bize gelip AKP’ye geçecek misiniz? diye soruyor. Ben de onlara 'TKP’ye geçeriz AK Parti’ye geçmeyiz' diye cevap veriyorum...”

Hem genel hem de yerel seçim döneminde Türkiye’yi dolaşırken aynı gözlemi yapmıştım.

Bu denli badireden geçmiş olmasına karşın kamuoyu yoklamalarında hala etkili bir şekilde çıkıyor olmasının gerisinde yatan neden de bu olsa gerek.

Madem sosyolojik tabanı bu denli sağlam…

Bu durumda bir süredir iki tarafın da birbirine karşı denediği ittifak çatlatma oyununda, İYİ Parti üzerinde yoğunlaşan gelişmelerin nedeni ne?

Görünen o ki Millet İttifakı içinde merkez sağdaki en güçlü halka…

Bunu kırmak için önce İYİ Parti yönetimini ikna süreçleri çalıştırıldı, olmadığı görülünce tabanına yönelik çabalara girişildi.

İYİ YÖNETEMEDİ

Bu süreci Genel Merkez de iyi yönetemedi; kongre sürecinde karşıt güçler arasında dengeyi koruyamadı.

Hatta bu tutumu nedeniyle özellikle liberal sağ seçmen tabanını da üzdü.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
MUHARREM SARIKAYA: İYİ Parti tabanı

ERTUĞRUL ÖZKÖK: Benim fikriyatım iktidarda olsaydı

Önceki akşam bir televizyon kanalının haber bölümünden aradılar.

Konu Cumhurbaşkanı’nın konuşmasıydı.

“Fikriyatımız iktidarda değil” demişti ve benim bu konudaki görüşümü soruyorlardı. “Mümkün olduğunca siyasi konulara girmiyorum artık, o nedenle sorunuza cevap veremeyeceğim” dedim.

Benim fikriyatım iktidarda olsaydı

“Peki hiç olmazsa kimin fikriyatı iktidarda, o konudaki görüşünüzü söyleyin” dediler.

“Hayır o da siyasete girer” dedim...

“Peki sizin fikriyatınız iktidarda mı” diye ısrar ettiler.

“Vallahi kimin fikriyatı iktidarda hiç fikrim yok” cevabını verdim.

Sonra da “Onu bilmem ama şunu biliyorum” dedim şu cevabı verdim:

 

“Eğer benim fikriyatım tek başına iktidarda olsaydı bu ülkede yaşamak istemezdim.”

Tabii arkasından beklediğim soru geldi:

“Neden?”

“Çünkü çok sıkıcı bir ülke olurdu” dedim ve siyasetin tamamen dışındaki samimi düşüncemi hiç sansürsüz anlattım:

*

“Düşünsenize bir...

Ülkenin her tarafında sadece rock’n roll, caz veya arya çalıyor...

Nereye gitsen Rolling Stones, Dire Straits, Kings of Leon, The Weeknd...

Wagner, hem de Tannhauser...”

*

“Under My Tumb” “İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar”ın yerini almış.

‘Satisfaction’, neredeyse ülkenin milli marşı haline gelmiş...

Herkes birbirine bakıp ‘Tatmin olamıyorum’ diye haykırıyor...

*

“Her akşam saat 18.00’de bir kadeh viski mecburi...

İçki içmeyeni hapse atmasalar da içmeyene geri zekâlı muamelesi yapılıyor...”

*

“Televizyon kanalları David Fincher, Antonioni ve Scorsese’den başka kimsenin filmini göstermiyor...

Spotify dinlemeyene meydan dayağı çekiliyor...

‘Gusto’ kelimesinin manasını bilmeyene maskesiz gezenden daha fazla ceza kesiliyor...”

*

“Gri renk yasak...

Restoranda tandır isteyene tuhaf tuhaf bakılıyor...

Hele hele cağ kebabı isteyene kapı gösteriliyor... Bir yerde halay mı çekildi... Anında polis geliyor...

*

Burası böyle bir ülke olsaydı... Başka bir yere giderdim...”

*

Son soru şu oldu:

“Nereye giderdiniz?”

 

Hiçbir fikrin tek başına iktidarda olmadığı, fikirlerin, tarzların, zevklerin, renklerin birlikte yaşadığı, yan yana yaşadığı, kimsenin kimseye kapıyı göstermediği, herkesin herkesin fikrine katılmasa da saygı duyduğu bir ülkeye...

Orası neresiyse işte oraya...”

*

Evet benim apolitik fikrimin özeti şu:

Benim fikriyatımın tek başına iktidar olduğu ülke benim yaşayabileceğim bir ülke olmazdı.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ERTUĞRUL ÖZKÖK: Benim fikriyatım iktidarda olsaydı

AHMET HAKAN: Ümit Özdağ’a karşı İYİ Parti ne yapmalı

Ümit Özdağ ismi, İYİ Parti açısından sıradan bir isim değildir.

Kimdir Ümit Özdağ?

İYİ Parti’nin iki kurucusundan biridir.

İYİ Parti’de genel başkan yardımcılığı yapmıştır.

İYİ Parti’nin var oluşunun temel dayanaklarından biridir.

İYİ Parti’nin milletvekilidir.

Ümit Özdağ’a karşı İYİ Parti ne yapmalı

İşte tam da bu nedenle...

İYİ Parti, bu olayı...

“Partimiz büyüyordu, önünü kesmek istediler” deyip hayali düşmanlara havale ederek geçiştiremez.

*

Şu aşamadan sonra İYİ Parti, şu iki şeyi yapmak zorunda:

*

BİR: Ümit Özdağ’ın ortaya attığı iddialarla sonuna kadar hesaplaşmalıdır. Her ithamına, her suçlamasına tek tek cevap vermelidir. “Öyle olmamıştır, böyle olmuştur” demelidir. Tek bir boşluk bile bırakmamalıdır. “Herkesin ithamına cevap mı vereceğiz?” yaklaşımı, bu durumda asla geçerli olamaz. Çünkü Ümit Özdağ, “herkes” değildir. İçeriden, hem de en içeriden konuşan biridir.

*

 

İKİ: İYİ Parti’den şimdiye kadar gelen açıklamalardan benim anladığım şudur: İYİ Parti yönetimi, Ümit Özdağ’ı... Partinin yükselişinin önünü kesmek için kullanılan bir aparat olarak görmektedir. İktidarın yönlendirmesiyle hareket eden bir hain olarak görmektedir. Bunlar yenilir yutulur şeyler değildir. Partinin böyle gördüğü bir isim hakkında şu ana kadar hiçbir işlem yapmaması akıl alır gibi değildir.

*

İYİ Parti’de şu ana kadar yapması gerekeni yapan tek bir isim var:

Buğra Kavuncu...

*

Ümit Özdağ’ın “FETÖ’cü” suçlamasına maruz kalan İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, mahkemeye gitmiş ve “Ben FETÖ’cü değilim. Ümit Özdağ bana iftira attı” diyerek suç duyurusunda bulunmuştur.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
AHMET HAKAN: Ümit Özdağ’a karşı İYİ Parti ne yapmalı

SEDAT ERGİN: AKTİF VAKA TOPLAMINI HESAPLAYAMIYORUZ

Sağlık Bakanlığı’nın verilerini değerlendirmeye çalışırken önemli bir sorun ‘toplam aktif vaka’ sayısının hesaplanmasında beliriyor. Bunun nedeni, yine vaka sayılarının değil yalnızca hasta sayılarının açıklanıyor olmasıdır. Açıklanan hasta toplamı içinde geriye dönük olarak gittiğimizde vakalar da yer alıyor. Keza geçen yedi buçuk aylık salgın dönemini kapsayan ‘iyileşen hastalar’ toplamının ne kadarının vakalar üzerinden, ne kadarının hastalar üzerinden hesaba dahil edildiğini bilemiyoruz.

O nedenle günlük hasta sayıları üzerinden önümüzü görmeye çalışalım. Önceki gün 1.894 hasta açıklanmıştır. Gün içinde 1.512 hastanın iyileştiği duyurulmuştur. Vefat edenlerin sayısı 74’tür. İyileşenlerle vefat edenleri yeni hasta sayısından düştüğümüzde 308 sayısını buluyoruz. Bir başka anlatımla, salı günü sisteme 308 yeni ‘aktif hasta girişi’ olmuştur. Ancak burada hesaplama hasta sayısı değil COVID-19 testi pozitif çıkmış olan bütün vakalar üzerinden yapılmış olsaydı bunun bir hayli üstünde bir rakamla karşılaşacaktık.

Bu noktada aktif vaka sayıları başlığında yeni tahmin egzersizlerine girişmek istemiyorum. En doğrusu, ülkemizde günün birinde şeffaflık içinde bütün bu rakamların Türk toplumuna açıklanmasını beklemek. Gerçeği ancak o zaman görebileceğiz.

Gerçeği beklerken yazımızı İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Sait Gönen’in önceki gün yaptığı göz açıcı bir tweet paylaşımı ile noktalayalım. Prof. Gönen, “Cerrahpaşa’da vaka sayılarında ve hastane başvurularında iki katına yakın artış var. Kış hepimiz için zor geçebilir” diye uyarıyor.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
SEDAT ERGİN: AKTİF VAKA TOPLAMINI HESAPLAYAMIYORUZ

ABDULKADİR SELVİ: ÜMİT ÖZDAĞ CANLI BOMBA OLMAYI TERCİH ETTİ

MHP’den ayrılırken üç kişiydiler. Yusuf Hayaloğlu’nun şiirinde, “Biz üç kişiydik. Bedirhan, Nazlıcan ve ben” dediği gibi... Meral Akşener, Koray Aydın ve Ümit Özdağ. Üç isim İYİ Parti’nin kuruluşunda yer aldı. Meral Akşener genel başkan, Koray Aydın ile Ümit Özdağ ise genel başkan yardımcısı oldular. Koray Aydın teşkilata sahip olmak istedi. Ve oldu. Onu da bırakmıyor. Ümit Özdağ ikinci aday olmak isterken süreç içinde kendini dışlanmış hissetmeye başladı. 20 Eylül kongresinin kendisi için son durak olduğunu gördüğü anlaşılıyor. Onun için de dağarcığında ne varsa ateşlemeyi tercih etti.

Henüz Koray Aydın sahneden çekilmeden bu kez Ümit Özdağ sahaya indi.

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ’cü olduğunu iddia etti. Meral Akşener’i ise bunu ilettiği halde tedbir almamakla suçladı.

Tekrar yazının başına dönüp o soruyu soracak olursak... Meral Hanım, sizi anlıyorum. Ateşten topu iktidarın kucağına atmak istiyorsunuz. Ama ateşten gülleleri sizin milletvekilleriniz ateşliyor. Yani sizi vuran kurşun yarası iktidardan değil, sizin içinizden geliyor.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ABDULKADİR SELVİ: ÜMİT ÖZDAĞ CANLI BOMBA OLMAYI TERCİH ETTİ

OKAN MÜDERRİSOĞLU: Küresel belirsizlik ve liderlik denklemi

Türkiye'nin büyüklüğü, karşı karşıya kaldığı sınamaların ağırlığı, bölgesel gelişmelerin kaotik seyri ve en önemlisi küresel belirsizliğin derinliği, yönetsel açıdan üç kriteri mutlak anlamda gerekli kılıyor:
1- Liderlik. 2- Orta-uzun vadeli vizyon. 3- Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti çatısı altında refah!
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın önceki akşam kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, gündemin sıcak başlıkları arasında dikkatlerden kaçmaması gereken bazı mesajların altını çizmekte fayda var...
Erdoğan dedi ki...
- İnşallah 2053 vizyonu ile milletimizin karşısına çıkacağız.
-30 yılın yol haritası önümüzde olacak.
- Büyük ve güçlü Türkiye'nin inşasına yeni başlıyoruz.
- Her hal ve şart altında olduğu gibi bu hususta da baktığımız tek yer milletimizdir.
Pandeminin zorlu şartlarında moral ve istikamet arayan ama bu arada kafa karıştıran bilgi bombardımanına da maruz kalan geniş kitlelerin gelecekten emin olması, liderliğe güvenine ve hedeflere ikna olmasına bağlı.
Bir başka bakış açısı ile ele alındığında ise KKTC seçimlerinin sonucu da gösterdi ki tercihe esas faktör ne kadar çok ve hatta tepkisel olursa olsun, günün sonunda kimse macera istemiyor!
Bu yönüyle değerlendirildiğinde de Erdoğan, Türk Devleti'nin birleştirici gücü olmayı sürdürüyor!
Peşinen söyleyeyim...
Erdoğan'la siyasal açıdan ortak paydada buluşamayanlar bile umut bağladıkları "dostlar topluluğunun" ülkeyi yönetebileceğine aslında inanmamaktalar. Ama yine de "çarşı karışsın, sonrasına bakarız!" cephesine mühimmat taşımakla meşguller.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
OKAN MÜDERRİSOĞLU: Küresel belirsizlik ve liderlik denklemi

ENGİN ARDIÇ: Commercial taxi

Ekrem İmamoğlu İstanbul'un trafik sorununa çareyi bulmuş: İngilizce bilen taksiciler yetiştirecekmiş.
"Ticari taksi" yani, commercial cab... Bir de ticari olmayan taksiler var ya...
Demek ki bunca senedir taksi şoförlüğü yapıyoruz da farkında değiliz.
Ama biz İngilizce bildiğimiz için sorun yaşamıyoruz.
Sorun, bu adamların iki kelime İngilizce'yi bir araya getirememelerinden kaynaklanıyormuş.
Böyle 6 bin taksici yetiştirilecekmiş.
Eh, bunlar "okumuş çocuklar" olacakları için oylarını da herhalde CHP'ye verirler.
İstenen elbette "temel İngilizce" canım. Yani Joyce ya da Shakespeare okumalarına gerek yok.
"Jump in bro, let's go" diyebilmeleri yeterli. (Atla abi, gidelim.)
"Ben karşı tarafın taksisiyim" diyebilmeleri için azıcık düşünüp cümle kurmaları gerekecek: "I'm the cab of the other side"...
Fakat İngilizce'de böyle deyince "ahret" anlaşılır ha, Allah korusun...
Neyse ki, Londra'da alışverişe çıkmayacakları için "ben alıcıyım, bana kaça olur" ya da "benim ayağım taraklıdır" cümlelerini tercüme etmeleri gerekmeyecek.
Bazı şoför arkadaşlar "haksız rekabet yaratacağı için" buna karşı çıkmışlar.
Çünkü kendileri bülbül gibi Almanca ve Fransızca biliyorlar ya, niçin İngilizce'ye ayrıcalık tanınıyor?
Bazıları bir de akıcı Türkçe öğrenirlerse bu iş tamamdır.
Belki Internet'ten İstanbul'un sağını solunu da öğrenirler.
Kemal Kılıçdaroğlu'na da öğretsinler.
Kağıthane'den CHP adayı olmuştu ama orayı "Kağıttepe" sanıyordu...
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ENGİN ARDIÇ: Commercial taxi

MEHMET BARLAS: CHP yöneticileri iktidara alternatif olmak konusunda hiç hevesli değiller

Tabii ki hepimiz demokrasiden yanayız. Hasretle 1930'lu yıllara duydukları özlemi seslendirenler de kendilerini demokrat olarak görüyor. CHP'lilerin sözcüleri de, partilerini Türk demokrasisinin kurucusu olarak sunuyorlar.
Anti demokrat tutumlar
Anlaması güç olan durum, anti demokrat tutumlarla demokrasinin nasıl bağdaşabileceğidir. Örneğin demokrasinin vazgeçilmezlerinden olan siyasi partiler birbirleri ile farklı görüşlere sahip olsalar da, asgari müştereklerde mutlaka birleşirler. Bu asgari müştereklerin başında ise şiddete karşı olmak ve ülkenin bütünlüğünü savunmak vardır.
CHP ve HDP
İşte bu noktada CHP'nin özellikle HDP ile yaptığı işbirliği ve İYİ Parti'nin FETÖ ile kuşkulu birlikteliği gündeme geliyor. CHP'nin halkı sokağa dökmeye çağıran PKK'lılara karşı bir ses yükselttiğini pek duyan yoktur. Bu arada FETÖ güdümlü ve Amerikan kaynaklı 15 Temmuz 2016 darbe girişimi konusunda da suskun değil midir? Aynı şekilde Millet İttifakı'nın üyesi İYİ Parti'nin FETÖ ile bağlantıları konusundaki söylemler de ayyuka çıkmamış mıdır?
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
MEHMET BARLAS: CHP yöneticileri iktidara alternatif olmak konusunda hiç hevesli değiller