Hakkımızda
Gazetelerin Köşe Yazarlarından Derlemeler
  • Gündem
Üyeler
Henüz üye yok!

ABBAS GÜÇLÜ: Tek tip öğretmenlik

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk edilen Öğretmenlik Meslek Kanunu bu hâliyle beklentileri karşıladı mı?

Evet demek zor. Hâlâ tartışılıyor olması da zaten bu yüzden!

Öğretmenlik Meslek Kanunu, sadece kariyer odaklı olmamalı; öğretmenlerin sosyal ve mali haklarını, bütün boyutlarıyla ele almalı, her açıdan yeniden yapılandırmalı ve olabildiğince geliştirmelidir.

Unvan ayrımı olmaksızın tüm öğretmenlerin özlük ve mali hakları güçlendirilmeli ve tek tip öğretmenlik olmalıdır.

On binlerce Başöğretmen olmaz. O tektir ve öyle kalmalıdır.

Başta kırsal bölgeler ve büyük kentler olmak üzere çalışma güçlüğü çekilen yerlerde çalışan öğretmenlerimize ek ödenek olanağı sağlanmalı, parçalanmış öğretmen aileleri bir an önce birleştirilmelidir.

Eğitim sistemini sınav bataklığından kurtaralım derken, öğretmenlerimizi de bu sürece dahil etmeyelim!..

Bu kapsamda özel öğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerimiz de asla unutulmamalıdır.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ABBAS GÜÇLÜ: Tek tip öğretmenlik

YALÇIN BAYER
Balkanlar nereye gidiyor?

SEDAT ERGİN: YENİ POLİTİKANIN KAÇINILMAZ SONUCU

Temaslı olup semptom göstermeyenlere PCR testi yapılmaması meselenin yalnızca bir boyutudur. Bir başka problemli yönü, geçen 15 Ocak tarihinde yayımlanan ikinci bir genelgeyle aşısız olan insanlardan konser, sinema gibi toplu mekânlara girerken, şehirler arası tren ve otobüs gibi ulaşım araçlarını kullanırken PCR testi isteme uygulamasına da son verilmiş olmasıdır.

Okullardaki durum daha az sıkıntılı değildir. Önceki uygulamada aşılı olmayan öğretmenlerin ve diğer eğitim personelinin okula gidip ders verebilmeleri ya da çalışabilmeleri için haftada iki kez PCR testi yaptırmaları zorunlu kılınmıştı. Artık istenmiyor. Kritik soru şudur: Çocuğunuzu aşısız ve kontrolü yapılmayan bir öğretmenin ders verdiği sınıfa gönderir miydiniz?

Bu gibi soruları artırmak mümkündür.

Bütün bu soruların hepsinin geldiği nokta, COVID-19’a karşı test politikasında bir gevşemeye işaret etmeleri, bu durumun da salgınla mücadeleyi zafiyete sokması ihtimalidir.

Tabii, önemli bir mahzur daha var. Devletin bu politikasının kaçınılmaz bir sonucu, vatandaşların COVID-19 olup olmadıklarını öğrenebilmeleri için test aşamasında gerçeği yansıtmayan ifadeler kullanmak durumunda kalmalarıdır.

Temaslı insanların test yaptırabilmek için öksürmediği halde öksürdüğü yolunda beyanda bulunmak zorunda bırakılması başlı başına düşündürücüdür. Salgınla mücadele derken, bakın karşımıza bir de böyle bir mesele çıktı.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
SEDAT ERGİN: YENİ POLİTİKANIN KAÇINILMAZ SONUCU

ABDULKADİR SELVİ
Bir ayağı Meclis’te bir ayağı PKK kampında

AHMET HAKAN: EDİ... EDİ... EDİ... BİR ACAYİP BAŞBAKAN

CUMHURBAŞKANI Erdoğan’ın Arnavutluk gezisinden bir video gördüm. Şöyle bir video:

Yemişim Swap’ını

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Erdoğan’a vazoyu andıran bir sanat eserini gösteriyor ve şöyle diyor: “Bunu ben yaptım.” Erdoğan şaşırarak, “Senin böyle maharetlerin var mı?” diye soruyor. Bunun üzerine Edi Rama, “Ben ciddi bir sanatçıyım” yanıtını veriyor.

*

İki metre boyuyla dünyanın en uzun boylu lideri kabul edilen Edi Rama’yı pek tanımıyordum ama enteresan bir kişilik olduğuna dair izlenim alıyordum.

Şöyle bir araştırınca, Ahmet Kaya’nın “Suphi... Suphi... Suphi... / Bir acayip adam” şarkısını çağrıştıran bir kişilikle karşı karşıya kaldım.

*

Heykeltıraş bir baba ile doktor bir annenin oğlu olarak 1964’te dünyaya gelmiş Edi Rama. Dinamo takımında basketbol oynamış, milli takıma kadar yükselmiş. Sanata yönelmiş, ressam olmuş. New York, Paris, Frankfurt, Sao Paulo’da sergiler açmış. Bir sergisi de 2015’te İstanbul’da Tophane-i Amire’de açılmış. Komünist Enver Hoca rejimine karşı düzenlenen gösterilerde yer almış. Ama siyasette sosyalist çizgide. Tiran Belediye Başkanlığı yapmış. Sosyalist Parti’nin başkanı olarak başbakanlığa yükselmiş. Eşi Müslüman ama kendisi Katolik. Siyasette yaşadıklarını “Kurban” adlı bir kitapta anlatmış. Bu kitap, İletişim Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırılmış.

*

Başbakan olarak Edi Rama’nın mottosu aşağı yukarı şöyle: Her ülkeyle iyi geçinirim ama Türkiye’yle biraz fazla iyi geçinirim.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
AHMET HAKAN: EDİ... EDİ... EDİ... BİR ACAYİP BAŞBAKAN

KEREM ALKİN: Kapitalizm ve tekno-feodalizm

HAŞMET BABAOĞLU: Hepsi politika hepsi plan!

Altı hekim birleşip çarpıcı bir şey söylese ve medyada çıksa, derhal peşine düşüyoruz...
Altmış hekim, uzman, sağlık çalışanı kalkıp bir bildiri imzalasa ve medya da bildiriyi köpürtse, artık orada söylenenler bizim için mutlak doğru halini alıyor.
Yalan mı?

***

Ama altmış bin uzman tıpçı...
Sayıyla yazayım; tam 60.000 tıpçı...
Hem de daha Ekim 2020'de toplanıp The Great Barrington Deklarasyonu'nu imzalayıp "ağır kısıtlamalar ve kapanma önlemlerinin virüse karşı etkili olmayacağını; geliştirilmekte olan aşılar yerine risk gruplarına odaklı bir sağlık politikasının daha doğru olduğunu, aksi takdirde sosyal yapının ciddi zarar göreceğini" açıklamıştı ya...
Haberiniz bile olmadı.
Peki neden?
Bunu hiç düşündünüz mü?
***

Çünkü iş size, bize ve hatta devletlere gösterilmeye çalışıldığı gibi sadece bir sağlık krizinden ibaret değildi...
En başında da, bugün de öyle değil.
Mesele baştan aşağı politik.
Mesele (sanılanın aksine) bir hegemonik söylem ve irade meselesi...
Mesele, "The Great Reset/Büyük Sıfırlama" planının bir parçası...
Toplumlar, ülkeler, devletler bunun için hizaya sokuldu.
Ve biliyorlar ki, global ve yerel medyalarda üç çaçaron profesör iş görmeye yetiyor.
Buna hâlâ tam uyanabilmiş değiliz.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
HAŞMET BABAOĞLU: Hepsi politika hepsi plan!

NİHAT HATİPOĞLU: Kapına geleni sakın azarlama

ENGİN ARDIÇ: Ucunda 1 milyar dolar var

Ne küfür etmişlerdi Özal'a, Türkiye'ye mangoyu ve kiviyi tanıttı diye...
Çünkü benim emekçi halkımın böyle meyvelere ihtiyacı yoktu.
Elma, armut nesine yetmiyordu?
Frenk peyniri getirtti, salata sosu getirtti, ona da sövdüler.
Ankaralı memur kafası böyle çalışıyordu.
Çünkü dövizcikler gidiyordu...
Döviz harcamak için mi kazanılırdı?
Üstüne yatmak için kazanılırdı. İsmet Paşa öyle yapmıştı.
Sonra aradan zaman geçti, bu sefer de "ejder meyvesine" taktılar...
Ejder meyvesi ve "çarkıfelek"...
İlle bir kusur bulacaklar ya, Beştepe'de konuklara ejder meyvesi ve çarkıfelek kokteyli ikram edilmiş...
Bu ne rezaletmiş?
Ejder deyince çağrışımla canavar akla geliyordu ya, bu kötü bir şeydi.
Oysa iki bin beş yüz liraya lüks baskı kitap alanlar bunları da merak edip yemek isteyebilirlerdi... Kendi adamları yani...
Halkımız açlıktan kırılıyordu ya...

***

Antalya'da 44 çeşit tropikal meyve üretiliyormuş.
Vay pis burjuvalar vay. Üretecek başka şey bulamamışlar da...
Başta muz tabii, sonra mango, avokado, papaya, çarkıfelek, liçi, ejder meyvesi, longan... (Longan nedir yahu? Liçi severim de longan duymamıştım.) Birkaç yıl içinde bunların ihracatının 1 milyar doları bulması bekleniyormuş.
Ama bize dolar lazım değil ki...
Bize devrim lazım...
Sovyetler Birliği'nde domates mi vardı, portakal mı vardı? Demek ki kara ekmek ve hıyar turşusuyla da yaşanabiliyordu.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Devamını Oku
ENGİN ARDIÇ: Ucunda 1 milyar dolar var

HİLAL KAPLAN: Balkanlar’ı ısıtan Türk rüzgârı