Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Yazarımızdan Vali Toraman'a ziyaret...

Haber X Köşe Yazarı Güngör Avcıoğlu, Kütahya Valisi Dr. Ömer Toraman'ı ziyaret etti. Valilik makamında gerçekleşen ziyarette, Yazarımız Kütahya Valisi'ne İnternet Sitemiz ve çalışmaları hakkında bilgiler sundu. Vali Toraman, Yazarımızı dinledikten sonra, şunları söyledi: -''Bir engelli olarak çalışmalarından ve cesaretinden dolayı seni kutluyorum. Programlarımdan fırsat buldukça, Bende yazılarını okumaya çalışacağım''. Ziyarette, ayrıca Simav'a yapılacak olan Organize Sera Bölgesi de konuşuldu.

Devamını Oku
Yazarımızdan Vali Toraman'a ziyaret...

Aferin Delisi

Başlıktaki tabir, başkaları tarafından övülmekten hoşlananlar ve sırf bu amaca yönelik iş yapanlar için kullanılır. Bu tipler var ya bu tipler... İnsanlardan övgü, takdir, alkış alamazsalar yaşayamazlar...

Eğer, aferin delisi nasıl olur diye merak edenler varsa, pazar akşamı Binali Yıldırım'la, CHP adayı arasındaki, TV düellosunu yöneten Küçükkaya'nın tavırlarına bakıversinler. Kendisi hiç kusura bakmasın, bugün bir hemşeri korumacılığı yapmayacağım. Malum, dost acı söyler...

Elbette, bir hemşerisi olarak, İsmail Küçükkaya'nın bu programdan yüz akıyla çıkmasını bende isterdim. Elbette, yıllar sonra, o tarihi programı benim hemşerim yönetti diye bende gururlanmak isterdim. Maalesef, kendisi yaptığı tatsız tuzsuz programla, o tarihi anların değerini ve kıymetini düşürmüştür.

Eğer sen, programı yönetirken, belirgin olacak şekilde kendini ön plana çıkarmaya çalışırsan, birileride sana "aferin delisi" der.

Eğer sen, programın ağırlıklı bölümünü magazin sorularına ayırırsan, işte böyle adayların İstanbul'a yönelik vaatlerini anlatmaya vakitleri kalmaz.

Eğer sen, program öncesi, tartışmaya katılacak adaylardan biriyle otelde gizlice buluşursan, ahada böyle rezil olursun.

Kıymetli okuyucularım, 16 Haziran akşamından ne yapılması gerektiğini değil, ne yapılmaması gerektiğini öğrendik. Mesela, rakipler arasında yapılacak benzer programların haddinden fazla abartılmaması gerektiğini öğrendik. Mesela, bu tür programlarda, katılımcıların konuşma sürelerinin kısa olmaması gerektiğini de öğrendik. Mesela, bu tür programlarda adayların hiç tartıştırılmamasının doğru olmadığını da öğrendik. Kimse kusura bakmasın, bu tartışma işleri azıcık heyecan olmadan olmuyor.

16 Haziran akşamı, öğrendiğimiz bir diğer konuda, CHP zihniyetinin piyasaya saldığı korkuların tamamının boşa çıkmasıdır. Yani, öcücüler yine yanıldılar. Hatırlayın, bunlar programda adaylarına tuzak kurulabileceğini bile öne sürmüşlerdi.

Adamlar, yayın öncesi, ekrandaki kajelerden tutun, stüdyo ışıklarına kadar her şeyi fobi haline getirmişlerdi. Bunlara göre, İstanbullular iki üç kajeyle kandırılabilirlerdi. Dahası İstanbullular adayın ekran görüntüsüne bakıp karar verebilirlerdi.

Sonuç olarak diyeceğim şudur: Pazar akşamı dağ fare doğurmuştur. Galiba, o fare bizim hemşerinin başına bela olacak...

Devamını Oku

Survivorlı Eğitim

Kıymetli okurlarım, ben bizim kuşağın toplumsal hayatımızda bir sınır taşı olduğunu düşünüyorum. Çünkü, o eski bayramların tadını biz yaşadık. Çünkü, tüp, margarin, şeker kuyruklarını biz gördük. Çünkü, televizyonun tek kanallı olduğu dönemlerde biz vardık.

Dahası, tarla nasıl ekilip biçilir, biz öğrendik ve yaptık. Maalesef, bu konudaki tecrübelerimizi, bizden sonraki nesillere aktarmada zayıf kaldık. Biz zayıf kaldığımız içinde, onlar bu işlerden yavaş yavaş elini eteğini çekmeye başladılar.

Kıymetli okuyucular, günümüzde tüm aşamalarıyla çiftçilik yapabilecek genç sayısı çok fazla değildir. Aslına bakarsanız, bu söylediğim, önümüzdeki yıllar için, ülkemizde tehlike çanlarının çaldığının göstergesidir. Evet, bugün imkanlarımız yerinde olduğu için, bazı şeylerin sıkıntısını yaşamıyor olabiliriz.

Ancak, yarın ülkemiz büyük bir felaketle karşı karşıya kalsa, bu kadar insan nasıl karnını doyurur? Milyonlarca kişiye kim bakar? Allah göstermesin, böyle bir felaket durumunda halimizin ne kadar perişan olacağını düşünebiliyor musunuz?

Siz çift çubuk işinin usulünü bildikten sonra, her türlü karnınızı doyurabilirsiniz. Motorunuz olmaz... Hayvan gücünden yararlanırsınız... Modern tarım aletleriniz olmaz... Kara sabanla işinizi görürsünüz...

Farkındayım... Anne babasının ismini öğrenirken, tablet kullanmasını da öğrenen bir nesile, bu çift çubuk işlerini öğretmek kolay değil... Vakitlerinin büyük bir bölümünü ekran başında geçiren evlatların, tarlaya götürülmesi oldukça zor...

Ama bizimde bir yol, bir yöntem bularak, çiftçilik konusunda çocuklarımızı kara günlere hazırlamamız gerekiyor. Mesela, Survivorlı Eğitim bir yöntem olabilir. Sevgili Acun Ilıcalı gençlerimizin eline tohumlar vererek, onları yarıştırabilir.

Survivor yarışmasıyla, gençler arasında oluşacak olan merak, bizim vermek istediğimiz eğitime bir vasıta olabilir. Gerçekten Tarım Eğitimi ihmal edilmemelidir. Gençler yarınlara hazırlanırken, verilecek eğitimlerin en başında Tarım Eğitimi gelmelidir.

Efendim, çok eski devirlerde Padişahın birinin oğlu çingene kızına aşık olmuş. Padişah ne yaptıysa oğlunu bu sevdadan vaz geçirememiş. En sonunda, çaresizce kıza dünür göndermek zorunda kalmış.

Dünürler, kızı Padişahın oğluna istemeye vardıklarında, babası kızı vermek için bir şartının olduğunu söylemiş. Oda, şehrin en meşhur meydanında Padişah oğlunun dilenmesiymiş.

Tabii, Padişah bu şarta da çok direnmiş. Fakat, oğlunu sevdasından vazgeçiremeyince çaresizce şartı kabul etmiş ve oğlu meydanda bir gün boyunca dilenmiş. Şart yerine getirilince de, çingene kızıyla Padişah oğlu evlenmişler.

Düğün yapıldıktan sonra, Padişah çingene dünürüne neden böyle bir şart sunduğunu sormuş. Çingene dünürde şu ibretlik cevabı vermiş: "Padişahım, saltanatınızdan kaynaklı bugün imkanlarınız yerinde olabilir. Ama yarın ne olacağı belli olmaz... Allah korusun, önümüzdeki günlerde elinizden bu imkanlar gittiğinde, benim kıza kim bakacak? Ama şimdi dilendi ya... Bu saatten sonra dilenerek de olsa benim kızı aç bırakmaz..."

Devamını Oku

Su bulanmayınca durulmaz

Kıymetli okuyucularım, ABD'yle Türkiye'nin ilişki grafiğinde , bugüne kadar hep dalgalı bir seyir izlendi. Aynen doların durumu gibi oldu. Zaman zaman inişe geçildi. Zaman zaman da çıkışa... Bazen de yerinde sayıldı.

Tabii, bu dalgalanma Türkiye'nin Rusya'dan S-400 savunma sistemleri almasına kadar devam etti. Şimdi ABD'yle ilişkilerimiz çok farklı boyutlarda... Artık, dip yaptığı seviyeden yükselişe geçemiyor.

Hatta, ABD işi tehdit boyutuna kadar da götürdü. Neymiş efendim, S-400'ler alınırsa, Türkiye F-35 programından çıkarılacakmışmış. Yani, F-35 uçakları bize verilmeyecekmiş. İnsan bu tehdidi görünce, alın uçaklarınızı başınıza çalın demeden edemiyor.

Neymiş efendim, S-400'ler alınırsa, Amerika bize yaptırım uygulayacakmışmış. Bunu görende, Türkleri Amerikanlar doyuruyor zannedecek. Yahu sizin yaptırım dediğiniz şey nedir? Türkiye'yi ekonomi üzerinden diz çöktürme yöntemi değil mi?

Eyyy Amerika! Dünya öyle senin istediğin gibi at oynatabildiğin tek kutuplu dünya değil. Günümüzde artık her şeyin bir muadili, bir alternatifi var. İşte bak, bize Patriot'leri vermediğinde, biz hava savunma sistemsiz kalmıyoruz. Patriot'lerin yerine S-400'leri alıyoruz.

Kıymetli okurlarım, ben öteden beri, Amerika'yla anladığı dilden konuşulması gerektiğini savunanlardanım. Çünkü, bunların her istediğini yapsanız da istekleri son bulmuyor. Taviz, taviz de nereye kadar taviz? Bunun bir sınırı olmayacak mı?

Şu İslam Dünyası'nın ABD'den çektiği çile de işin bir başka boyutudur. Yahu adamların coğrafyamıza yapmadıkları kötülük kalmadı. Onlar Müslümanları dövmekten usandılar... Biz dövülmekten usanmadık...

Halk arasında, "İnsan dövüle dövüle dövmesini öğrenir" denir. Peki, bunu İslam Alemi ne zaman öğrenecek? Bırakın, dövmesini, biz İslam Dünyası olarak, dövülmemeyi öğrenebilecek miyiz?

Bir TC. Vatandaşı olarak, devletimizi yönetenlerden, Amerika'nın tehditlerine pabuç bırakmamalarını istirham ediyorum. Hele görelim bakalım, Türkiye Rusya'dan S-400 aldı diye ne yapacaklar? Döküversinler şu eteklerindeki taşları...

Belki de S-400 kararlılığımız, bizi ABD'nin tehditlerinden kurtarır. Malum, su bulanmayınca durulmaz...

Devamını Oku

Küçükkaya'nın moderatörlüğü, Yıldırım'ın cesaretini gösterir

Kıymetli okurlarım, pazar akşamı saat 21.00'de CHP'nin İstanbul adayıyla, Binali Yıldırım arasında televizyon düellosu olacak. Tüm kanallara açık olan bu canlı yayını, FOX TV sunucusu İsmail Küçükkaya yönetecek.

Öncelikle, bu aşamaya nasıl gelindiğini, şöyle bir hatırlayalım. Efendim, bu düello daveti CHP'nin İstanbul adayından geldi. Davet Sayın Yıldırım'a hatırlatıldığında, gerekli istişareleri yaptıktan sonra, kararını vereceğini açıkladı.

İstişare kültüründen bihaber olanlar, bu sözü hemen propaganda malzemesi yapmaya başladılar. Yok efendim, Binali Yıldırım, CHP'nin adayının karşısına çıkmaya cesaret edemezmişmiş. Yok efendim, Kendisi Saray'a sormadan adım atamazmışmış.

Binali Yıldırım'ın, Uğur Dündar'ın Moderatörlüğünde düelloya hazırım demesiyle, bu önyargılı yorumları yapanlar anında ters köşe oldular. Uğur Dündar ise, önce teklifi kabul eder gibi oldu. Sonra da Moderatörlük yapmaktan vazgeçti.

Kıymetli okuyucular, Uğur Dündar kabul etmeyince, AK Parti'yle CHP FOX sunucusu İsmail Küçükkaya üzerinde anlaşmaya vardılar. Ha, ikisi arasında bir fark var mı? diye sorarsanız. Ben kesinlikle yok derim.

İkisininde, AK Parti'ye karşı nasıl bir bakış açısına sahip oldukları, kamuoyunun malumudur. Mesela, canlı yayını yönetecek olan İsmail Küçükkaya'nın, bir seçim programı sunarken, seçimi AK Parti'nin kazandığını öğrendiğinde suratının nasıl şekil değiştirdiğini hepbirlikte gördük.

Efendim, İsmail Küçükkaya, 2014 yılında yanıma gelmişti. İşyerinde gerçekleşen o ziyarette, ben kendisine ekran okuma programıyla nasıl köşe yazısı hazırladığımı göstermiştim. Oda sosyal medya aracılığıyla, beni dünyaya tanıtacağını söylemişti.

Tabii, bu güzel sohbet, benim AK Parti'yi destekleyen bir yazar olduğum anlaşılıncaya kadar devam etti. Bu durum anlaşıldıktan sonra, beyefendi işlerinin olmasını gerekçe göstererek, anında yanımdan ayrıldı.

Ne var bunda, adamın işi olamaz mı? diyebilirsiniz. Elbette olabilir... Lakin, Küçükkaya'nın benim AK Partili olduğumu öğrendikten sonra tavır değişikliğine girdiği, sadece bana ait olan bir tespit değildir. O ortamda bulunan bir arkadaş, "AK Partili olduğunu söyledin, adamı kaçırttın" dedi.

Hiç kusura bakılmasın, AK Parti ve AK Partililerden haz duymayan kişi tarafsız bir isim değildir. Böyle bir ismin de programı nasıl yöneteceğini pazar akşamı göreceğiz. Ancak, şu an itibariyle görünen bir şey var ki oda Binali Yıldırım'ın cesaretidir. Aslında, şu kıyas bu cesareti net olarak ortaya döküyor: Sayın Yıldırım'ın, İsmail Küçükkaya'yı kabul etmesi, diğer adayın Cem Öğretir'i kabul etmesi gibidir.

Hani, ortalığı düello, düello diye inletenler var ya... İşte onlar Binali Yıldırım'ın cesaretini gösteremediler. Hatta, devletin televizyonunun ekranından bile kaçtılar.

Devamını Oku

Varsın Kemal Bey Düşünsün

Kıymetli okurlarım, bu köşede, sizinle iki günde bir buluşmama rağmen, gündemin hızına yetişmekte zorluk çekiyorum. Ülkemizin gündemi o kadar hızlı ilerliyor ki yetişebilene aşk olsun... Bende bu yüzden, gündemi geriden takip etme kararı aldım.

Bugün geriden değerlendireceğim konulardan biride, CHP'nin İstanbul adayının bayramda yaptığı Karadeniz ziyaretidir. Hemen konunun başında söyleyeyim, bana göre bu ziyaret, bir slay-i rahim yapmaktan ibarettir.

Eğer, adayın ziyaretini slay-i rahimden öteye götürürsek, o zaman farklı şeyleri konuşmamız da gerekir. Mesela bu aday hangi sıfatla Karadeniz'de sözde büyük mitingler yapmıştır? Acaba kendisi 23 Haziranda seçimi kazanamadığında, Kılıçdaroğlu'na halef mi olacaktır?

Hiç kusura bakılmasın, muhalif basının adayı parlatırken söylediklerinde, böyle bir niyet var gibi... Neymiş efendim, Aday Karadeniz'de eşi benzeri görülmeyen bir ilgiyle karşılanmışmış. Hele bugüne kadar, oralarda böyle büyük mitingler yapılmamışmış.

Bu sözleri söyleyenlere sormak isterim... Anladık, size göre cilaladığınız aday, Karadeniz'de diğer siyasileri geçti. Peki bu aday Kemal Kılıçdaroğlu'nu da geçti mi? Örneğin Kılıçdaroğlu, oralarda adayın topladığı kadar kalabalık toplayamıyor mu?

Arkadaşlar, kendinize gelin... Bu şahıs, İstanbul seçimlerinde yarışan bir isimdir. Kendisinin Trabzon'da şu kadar, Ordu'da bu kadar vatandaşa seslenmesi, o yarışta beklenen katkıyı sağlamayabilir... Genelde o tür toplantıların harmanı bol, denesi az olur...

Merak ettiğim için soruyorum... CHP'nin İstanbul adayını, partinin Genel Başkanının önüne geçirmeniz biraz ayıp olmuyor mu? Allah aşkına söyleyin, Kemal Bey o partide ne başıdır?

Her birinizin, parti başı dediğini duyar gibi oluyorum. Eğer öyleyse, sizlerde parti içi hiyerarşiye dikkat edin... Birini parlatacağız diye, partinin Genel Başkanını göz ardı etmeyin. Yoksa, yine Kılıçdaroğlu'yla başbaşa kalırsınız.

Aslına bakarsanız, daha önce ben Kemal Bey'i uyarmıştım. Kendisine, partisinin İstanbul adayına, muhalif medyada yürütülen parlatma çabalarına dikkat edin demiştim. Hatta, bunada Muharrem İnce'ye çektiğiniz operasyondan çekin diyede eklemiştim.

Ha Kemal Bey, 23 haziranda beni dinleyip gereğini yaparsa, kendisi kazanır. Eğer dinlemezse de, varsın ötesini Kemal Bey düşünsün...

Devamını Oku

Şarlatanlar artık zihinleri bulandıramıyor

Hani geride bıraktığımız şu Eski Türkiye var ya... İşte o Türkiye'de, Ramazan ve Kurban Bayramları öncesi, şarlatanlar piyasaya çıkarlar ve insanların zihinlerini bulandırmaya çalışırlardı.

Her hallerinden proje ürünü oldukları belli olan bu hoca kılıklı tipler, insanların ibadetlerine yoğunlaşacakları zamanları hiç kaçırmazlardı. Tabi eski medya için onların sözleri, pırlantadan daha kıymetli olurdu.

Evet evet, Yaşar Nuri ve Zekirya Beyazgillerin çok meşhur oldukları dönemlerden bahsediyorum. Yazıyı hazırlamadan önce, şöyle biraz düşündüm de bu hoca kılıklı tipler, nüfusun yüzde 99'u Müslüman olan ülkemizde nelerin konuşulmasına vesile oldular nelerin...

Mesela bu hoca kılıklı şarlatanlar, içki içilerek, cinsel ilişkiye girilerek orucun açılıp açılmayacağının konuşulmasına da vesile oldular.

Mesela bu hoca kılıklı şarlatanlar, tavuğun da Kurban edilip edilmeyeceğinin konuşulmasına da vesile oldular.

Mesela bu hoca kılıklı şarlatanlar, Kurban etiyle rakı içilip içilmeyeceğinin konuşulmasına da vesile oldular.

Mesela bu hoca kılıklı şarlatanlar, namaz vakitlerinin tartışılmasına da vesile oldular.

Kıymetli okurlarım, insan o günlerle günümüzün karşılaştırmasını yaptığında, Allah'a sonsuz hamd ediyor. Dedim ya, o günlerde medyanın ağırlıklı bölümüne, dini hassasiyetleri olan insanlar hakim değildi. Dolayısıyla, bu şarlatanların piyasaya saldıkları fitneyle mücadelede kolay olmuyordu.

Aslına bakarsanız, o günlerde ülkeyi yönetenler de bu şarlatanlarla aynı kafadaydılar. Medya ve iktidarda dini hassasiyeti olan kişiler olmayınca, bu hoca kılıklı şarlatanlara alan açılıyordu. Onlarda bu alanı tepe tepe kullanıyorlardı.

Kimse kusura bakmasın, 90'lardan, 2002'ye gelinceye kadar, bu ülkede dindarlar üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gördüler. Herkeste biliyor ki AK Parti ve Başkan Erdoğan'ın iktidara gelmesiyle, ülkemizde bir huzur ortamı oluştu. İşte bu tarihten itibaren de dini hayatımıza fitne salan bu şarlatanlar, piyasadan birer birer silinmeye başladılar.

Bugünde, insanların din ve diyanet adına sorularını cevaplayan din adamlarımız var. Bu Hocalarımızı, geçmişteki şarlatanlardan ayıran en büyük özellik, kendilerinin Allah korkusu taşımalarıdır. Yani Hocalarımız, verilen her cevabın vebalinin farkındalar.

Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim'inde, “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım” diye buyuruyor. Şükretmek, kıymet bilmeyi gerektirir. Ayrıca şükretmek, gereğini yapmayı gerekterir.

Devamını Oku

CHP'li şımarık Bakan Soylu'ya sataşmış

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bayramlaşmak için Trabzon'a geldiğinde, havaalanında CHP'nin İstanbul adayını bekleyenlerde varmış. Sayın Bakan, karşılamaya gelenlerin arasından geçerken, CHP'li adayın taraftarlarından biri "Akıllı ol soylu" diye sataşmış.

Kıymetli okurlarım, ülkenin İçişleri Bakanı'na yapılan bu densizliği, muhalif medya "protesto girişimi" olarak gördü. Şimdi bu bakış açısını doğru varsayarak, Sayın Bakan'ı sözde Protesto edenlere sormak istiyorum.

Siz Süleyman Soylu'yu, başarılı bir İçişleri Bakanı olduğu için mi protesto ettiniz?

Siz Süleyman Soylu'yu, Türkiye'de faili meçhul cinayetler dönemini kapattığı için mi protesto ettiniz?

Siz Süleyman Soylu'yu, PKK ve fetö benzeri terör örgütleriyle amansız mücadele yaptığı için mi protesto ettiniz?

Siz Süleyman Soylu'yu, Polise uyuşturucu satanlara göz açtırmayın talimatı verdiği için mi protesto ettiniz?

Efendim, İmam-ı Şafi'ye sordular: “Fitne zamanı hakkı tutanları nasıl anlarız?” Dedi ki: "Düşman okunu takip ediniz, o sizi hak ehline götürür."

Kıymetli okuyucular, İmam-ı Şafi'nin bu güzel tavsiyesi ışığında şunu söylemek istiyorum: Eğer bugün, memleketin faydasına olan insanları bulmak istiyorsanız, CHP'nin okunu takip ediniz, o sizi hizmet ehline götürür.

Evet evet, CHP kime ve neye düşmanlık ediyorsa, bilin ki o isim de, o icraat ta memleketin hayrınadır. Buna, CHP'nin süleyman Soylu düşmanlığını örnek olarak versem, herhalde konu net olarak anlaşılacaktır.

Maalesef, ülkemizde 31 Marttan bu tarafa, sanal bir rüzgar estirilmeye çalışılıyor. Medyadaki bazı vantilatörler öyle çalışıyorlar ki oluşturdukları rüzgarın etkisine kapılanların ayakları yerden kesiliyor. Birde, bu etkiye kapılanlar, partisini ve adayını birşey zannedip şımarıyorlar.

Evet, ülkenin İçişleri Bakanı'na "Akıllı ol" diyen edepsiz de oluşturulan sanal rüzgarın etkisinde kalan şımarıklardan biridir. Halbuki, bu şımarık bilmiyor ki Süleyman Soylu ondan ve onun ağa babalarından kat kat daha zekidir.

Asıl burada sorgulanması gereken, o edepsizin ülkenin koskoca İçişleri Bakanı'nı tehdit etme cesaretini nereden ve kimden aldığıdır. Peki, Süleyman soylu akıllı olmazsa, bu edepsiz, Bu şımarık, Kendisine ne yapacaktır?

Bir köşe yazarı çıkmış, ülkenin İçişleri Bakanı'nın tehdit edilmesini, normal bir olaymış gibi göstermeye çalışıyor. ''Burası İçişleri Bakanı’nın yüzüne karşı "Akıllı ol" denebilen ve bu dendiği için de başa hiçbir şey gelmeyen bir ülke olmalıdır'' diyor. Oldu canım kardeşim... Edepsiz tehdit ettiği gibi, bir de hakaret etsin mi? Arzu ettiğin özgürlüklerin arasında, buda var mı?

Hiç kusura bakılmasın, bir TC. Vatandaşı olarak, Sayın Bakan'ın böyle tehdit edilmesini kabullenemiyorum ve Savcılarımızı kısa zamanda konuyu soruşturmaya çağırıyorum.

Devamını Oku

Allah sayılarını artırsın

Kıymetli okurlarım, bu sene bayramın birinci gününü çok farklı bir şekilde geçirdim. Simav'da bayramlaşmaları tamamlar tamamlamaz hemen yola koyuldum.

Analiz Programına konuk olmak üzere, önce Kanal 43 Televizyonu'na uğradım. Katıldığım yayının linkini sitemizde paylaştığım için, programda konuşulanları yeniden yazmıyorum. Ancak, şunu belirtmem lazım... Kanal 43 TV, Ege Bölgesi'nin en güçlü sesi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Bahtiyar Ersoy yönetimindeki televizyonda, bir yılda hatırı sayılır mesafe alınmış. Yayın öncesi, Bahtiyar Bey'le hedef ve projeleri hakkında konuştuk. Kendisi Kütahya'nın var olan güzelliklerini Kanal 43'le dünyaya aktarmayı planladıklarını söyledi.

Ne yalan söyleyeyim, Bahtiyar Bey'i dinlerken, hem sevindim, hem umutlandım. Değerli hemşerilerim, Kütahyalılar olarak bizler bu projelere destek vermeliyiz. Çünkü, biz yıllarca uyduda kendi ismimizi taşıyan bir kanalın özlemini duyduk. Birde, Kütahyamızı hep başkalarının televizyonları üzerinden tanıtmaya çalıştık.

Kıymetli okuyucular, televizyonda işim bittikten sonra, En Büyük Dedemiz Ertuğrul Gazi'yi ziyaret etmek üzere tekrar yola koyuldum. Tabi bayramlaşmaydı, program çekimiydi derken, karnımız acıktı. Bizde şoför arkadaşla birlikte yemek molamızı, Bozüyük'teki Köfteci Yusuf'ta verdik.

Köfteci Yusuf, ülkemizin önemli başarı hikayelerinden biridir. Hatta, en önemlisidir desem, abartılı olmaz... 1996 yılında İznik'te bir kasap dükkanında başlayan hikaye, bugün Türkiye'nin dört bir tarafında şubeler zincirine dönüştü.

Bozüyük şubesi ve diğer şubelerde dikkatimi çeken en büyük özellik, yapılan hizmetin de yenilen içilenlerin de hep aynı standartta olmasıdır. Belkide, Köfteci Yusuf'u Türkiye'nin en önemli markası yapan özellik, işte bu özelliktir.

Bak buraya yazıyorum, Köfteci Yusuf'un şubeleri yurtdışında da açılmaya başlasın... oralara hakim olan, hamburger kültürü anında değişir. Hem adamlar doya doya lezzetli bir köfte yemenin keyfine varırlar.

Efendim, ikindi vakti gibi Söğüt'teydik. Hiç vakit kaybetmeden de En Büyük Dedemiz Ertuğrul Gazi'nin manevi huzuruna vardık. Orada gördüm ki bizim gibi birçok kişi bayramın birinci gününü Dedelerinin huzurunda geçirmek üzere türbeye gelmişler.

Malum gerçektir, ecdadına ve geçmişine sahip çıkanların sırtı hiçbir zaman yere gelmez...

Devamını Oku

Bayramların ritüelleri masal olacak...

Yazarımız Güngör Avcıoğlu, Kanal 43 Televizyonu'nda katıldığı Analiz programında eski bayramları değerlendirdi.

}