Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

KOSKOCA MEDYA GRUBUNA KOSKOCA CEZA !..

 

 

 

 

Darbeci mantığı da aynı şekilde işliyordu... ’Koskoca’ysa olmazdı !..

Koskoca general...

Koskoca rektör...

Koskoca profesör...

Koskoca gazeteci...

Koskoca... ?!..

Neyle suçlanıyorlar ?.. Terör örgütü kurmak, hükümete karşı halkı silahlı isyana tahrik, darbe planı yapmak..vs,

Olur muydu öyle şey ?!..

Onlar, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş kişilerdi !... Yani onlar koskoca saygın insanlardı, netekim yargılanamazlardı !

***
Şimdi de koskoca Doğan Medya grubuna kocaman bir vergi cezası kesilmiş... 3,7 milyar TL..

Olacak iş değil.., olmaz.., olamaz.. Kimse böyle bir şey yapamaz koskoca Doğan Medya Grubu’na..,

Ama vergi kaçırmışlar ?!...

Olsun.., En kocaman vergiyi onlar verdi ya, dolayısıyla en kocaman vergiyi kaçırmak onların hakkıdır ...

***

Atatürk’ün kurduğu koskoca CHP’nin koskoca lideri Baykal da, o kocaman cezaya itiraz ediyor ; ’ Cezanın asıl hedefi demokrasidir..’

Her türlü demokratik açılıma kapalı olan Baykal, Ergenekon sanıklarına kocaman bir selam çaktıktan sonra sapına kadar demokrat oluveriyor !...

***
Koskoca ’amiral gemisi’nin ’yarım hacı’ kaptanı ise ; ’destuur !’ çekiyor...

Gemisinde, koskoca ’Ergenekon Davası’nı küçücük hale getirmek için çaba gösteren onca tayfayı unutan kaptan, Arupa Birliği ve demokrasiyi hatırlıyor...

Nuh’un gemisinden kaçmış tayfa da kaptanına destek veriyor : ’Bir yere gitmiyorum.. Sonuna kadar mücadele vereceğim..’
( Nuh gemisi kaçkını kim mi ?.. Biliyorsunuz canım.. Şu en eğlenceli(!) ümre ziyaretlerinin biricik rehberi, çakma ’Nişantaşılı’dan söz ediyorum..

***

Bunlar da çok hoş yahu !..

Mahalle baskısı’nı kendileri icat ettiler..

Şimdi de ’Maliye baskısı var’ diye feryat ediyorlar..

Bir de koskoca yazar olacaklar !...

 ...

hikmetgenc@haberx.com

 

Devamını Oku

TASFİYE EDİLECEK SİYASETÇİLER

 

 

 

 

Yeniden merhabalar...

Yaklaşık bir aydır ne doğru dürüst gazete okudum, ne de ’internet’te gezindim... Televizyonun düğmesine dahi dokunmadım...

Anlayacağınız, ’sırça köşkümde’ geçirdim son bir ayımı...
Şimdi bazı allameler ; ’yandaş yazarlar’ işte böyle köşklerde otururlar..’ diyebilirler !...

Yok be yahu.. Bizimkisi iki oda, bir salondan ibaret fakirhane..

’Uzlet’teydik demek istiyorum, yani diğer bir deyişle inzivadaydık... Bu irticai kelimelerden hazzetmeyen laik arkadaşlar için de şöyle açıklayayım ; ’Bir süre kendimi çevreden soyutlayıp, ruhsal gönenç için iç dünyamla başbaşa kalmak istedim.., o kadar ..

Nedenini sormayın.. Belki ileride, yazılarımın birinde anlatırım..

Bu arada, Ekrem Dumanlı’nın ’tasfiye edilecek gazeteciler’ açılımına atıfta bulunarak;

’Hayrola.., tasfiye mi edildin yoksa ?..’ diye soranlar bile oldu !.. Ben de onlara ; ’Biz daha gazeteci olamadık be birader, ne tasfiyesi ?..’ dedim...

Herneyse, neticede tasfiye edilmedim.. Yıkılmadım ayaktayım !... Hamdolsun...

***

Biz inzivadayken memlekette neler olmuş neler !...

Başbakan demokratik açılımı patlatmış, ortalık olmuş toz duman...

Statükonun biricik bekçileri, ’devlet partileri’ CHP ve MHP şiddetle karşı koymuşlar bu açılıma...

CHP ve MHP’nin demokratik açılım karşısında ortak tepki göstermeleri de bir hayli ilginç..

Yani o kadar farklı(!) iki siyasi görüşün ( biri ulusalcı, diğeri ise milliyetçi ! ) benzer tepki göstermesinden söz ediyorum.. ( Öyle ya, ulusalcı ’ulus’ odaklı siyaset yapar, milliyetçi ise ’millet’ odaklı !.. O derece farklılar yani !!!... )

Başbakan ’bedeli ne olursa olsun biz bu süreçten geri adım atmayacağız..’ diyor.. Siyaseten bir risk gibi görünüyor.. Ama kazın ayağı öyle değil..

AK Parti halen alternatifsizse, kerameti bu tür risklerde aramak gerekir... Nitekim statükoyla uzlaşmaya, ’Ankara partisi’ olmaya meylettiği anlarda irtifa kaybetmiştir AK Parti..

Göreceksiniz, iktidar, önümüzdeki seçimlerde bu açılımın ekmeği yiyecektir..   

Faşizan tutumlarını sürdüren CHP ve MHP için fazla bir şey söylemeye gerek yok.. Yine ana ve yavru muhalefet olarak yerlerini garantilediler !..

Aslında Ekrem Dumanlı keşke bir de ’tasfiye edilecek siyasetçiler listesi’ hazırlasaydı da, Baykal ve Bahçeli’nin durumunu görebilseydik..
( Cindoruk için böyle bir şey söz konusu olamaz.. Zira o, Demirel ekolünden gelme bir siyasetçi.. Binaenaleyh!, siyasetçi için tasfiye diye bir şey yoktur !.)   

Bu arada Baykal’ın hakkını da yememek lazım.. O da en azından bir ’karşı açılım’ gerçekleştirdi...

’Yugoslavya açılımı !...’

Neymiş efendim ?.. Bu açılım bizi Yugoslavya’ya benzetirmiş..

Ne memleketmiş be !... Hep birilerine benziyoruz...

Başörtülü üniversiteye girerse Malezyalaşıyoruz !...

İmam Hatipli başbakan olursa İranlaşıyoruz !...

Demokratik haklar verilirse Yugoslavyalaşıyoruz !...

Kim demiş ; ’biz bize benzeriz’ diye ?!..

Biz herkese benzeriz !..

İşimize gelmediği için, bir tek Avrupalaşamıyoruz !..

...


hikmetgenc@haberx.com 

 

Devamını Oku

ERGENEKONCU ’AİLE DOSTU’YSA MESELE YOK !

 

 

 

Fıttıracak gibi olduğunuz öyle anlar vardır ki, derdinizi anlatmak için, değil makul bir cümle kurmak, tek bir kelime bulmakta dahi zorluk çekersiniz... Kontrolünüzü kaybedersiniz ve ağzınızı açıp gözünüzü yumarsınız...

İşte ben böyle bir haleti ruhiyye içerisindeydim bu yazıyı yazarken...

Sebebi HSYK üyesi ve ‘korsan kararname’nin mucidi Ertosun’un yaptığı açıklamalar...

‘Yavuz hırsız ev sahibini, korsan hakim de hukuku bastırırmış..  Gel de fıttırma...

...

Ertosun, Ergenekon sanığı Engin Aydın’la beraber çekilmiş fotoğraf için ne diyor ?

‘Kendisiyle ailevi ilişkilerimiz vardır ve buluştuğumuz yer gizli bir mekan değildir..  Biz onunla çok gizli bir yerde buluşabilirdik..’

Vay be.. Günahını almışız mazlumun !..

Meğer Ergenekon sanığı, HSYK üyesi Ertosun’un aile dostuymuş.. Yahu nerden bilelim.. İnsan bunu baştan söyler..

Güzel.. Allah muhabbetinizi arttırsın da.., madem gizli bir mekanda buluşmuyorsun ( ki istesen çok gizli bir mekanda da buluşabilirmişsin! ) neden o fotoğrafa kızıyorsun ?...

Ertosun kendisini savunmaya devam ediyor;

‘ Üzerinde durulması gereken bu fotoğrafın neden ve kimin tarafından çekildiğidir... Bu fotoğraf devlet görevlileri tarafından çekilmişse daha vahimdir !..’

Tabi ya.. Vahim olan, fotoğrafın çekilmesidir !...  Velev ki Kızılay Meydanı’nda olsun.. ( Koskoca HSYK üyesi Kızılay Meydanı’na gelmiş.. İnsan güvenlik kameralarını kapatır be.. Ayıptır, ayıp !.. )

Yoksa Ergenekon Davası’na bakan savcıları değiştirmek isteyen bir HSYK üyesinin, Ergenekon sanığı ile Kızılay’ın göbeğinde buluşması hiç vahim değildir !...

...

Ertosun Kent Oteli toplantılarına katıldığını da itiraf ediyor ;

‘Kent Otel’de bazı toplantılara katıldım.. Ama bunlar hiç bir zaman örgüt toplantıları mahiyetinde değildir, açıktır.. Ankara’nın ortasında yapılan bu toplantılara nasıl bir niyet, gayretle örgüt toplantısı deniliyor anlamıyorum...’

O toplantılara kimler katılıyor ? 

Toplantıların genel sekreterliğini Ergenekon sanığı Engin Aydın yapıyor..

Diğer bazı tanıdık isimler ise Ergenekon’un üst düzey yöneticisi olarak suçlanan Hurşit Tolon, Şener Eruygur, İlhan Selçuk ve Levent Ersöz..

Ertosun ; ‘bunlar hiç bir zaman örgüt toplantıları mahiyetinde değildir..’ diyor  

Lakin ‘Kent Oteli Toplantıları’nın dışında bu kadroyu bir tek Ergenekon duruşmalarında bir arada görebilirsiniz.. Tesadüfe bakın !...

Ertosun, toplantıların mahiyeti hakkında bilgi de veriyor;

‘ Bazen tarımdan, bazen hukuktan konuşuyorlarmış..’ ( Hay Allah.. Biz de başka bir şeyler konuşuyorlardır diye boşuna şüphelenmişiz..)

Hukuktan konuşmaları gayet normal bence..

O kadar Ergenekon sanığı bir araya gelmişse.., dertleşecekler elbette ; ‘N’olucak şu Ergenekon’un hali ?..’ diye

Toplantılarda tarımdan(!) konuşmalarının sebebini ise tahmin edebiliyorum...

Hani hep diyorlar ya ; ‘Cumhuriyetin gerçek sahipleri, kurucu unsurları bizleriz’... E, tabi adam, memleketi ‘babasının çiftliği’ zannediyor.. Hah, işte o yüzden tarımdan konuşuyorlardır... Babanın çiftliği varsa tarımla ilgileneksin usta.. O kadar !...

...

Ertosun coştukça coşuyor...Ergenekon savcılarının görevden alma girişimiyle ilgili bir soruya şöyle cevap veriyor;

‘Açılım yapıyoruz..’

Hadi canım, yetti bu kadar açılım yahu.. Bu tür ‘hukuka çeki düzen verme açılımları’nı çok gördük biz...

‘Susurluk Açılımı, Şemdinli Açılımı.., bunlardan bazıları...

Ama Ergenekoncuları Ergenekonculara yargılatma operasyonunu ille bir ‘açılım martavalı’ ile yutturmak istiyorsanız, adını da koyalım bari; ‘ Aile Dostluğu adına Korsan kararname Açılımı..’

...  

Derken o vakit geliyor ve Vakit Gazetesi muhabirinin sorusuyla Ertosun, sadme-i nâgehana düçar oluyor;

Soruyu hatırlayalım ;

‘Genç hakimlerin de suçlularla görüşmesini tavsiye eder misiniz ?..’

Muhabir önce yaka paça dışarı atılıyor, sonra salona geri alınıyor.. Yaşanan arbededen sonra Ertosun nezaketen cevap vereceğini söylüyor..

Ama Ertosun’un verdiği o nazik cevaptan kimse bir şey anlamıyor... Görüşsünler mi, görüşmesinler mi ?...

Bana sorarsanız görüşsünler !..

Mümkünse aile dostu olsunlar.., kanka olsunlar !...

Ne bileyim fırsat buldukça bir araya gelip ‘tarımdan’ falan konuşurlar !...

...

hikmetgenc@haberx.com

 

Devamını Oku

SON KOZ, ’YARGI SİLAHI’ TUTUKLUK YAPTI

 

 

 

 

 Bir kaç gün önce Vural Savaş Antalya’da katıldığı bir panelde ’demokrasi’ dersi verdi ;

Panelin oturum başkanlığını ise Sabih Kanadoğlu yaptı..

( Vural Savaş, Sabih Kanadoğlu ve demokrasi ??.. Evet, evet.. bence de çok absürt.. )

Şöyle diyor Vural Savaş; 

" Sandık başına giderek demokrasicilik olmaz.."

Doğru ya !... Sandıkla demokrasinin ne alakası var değil mi ?!... Yıllardır şu masum halkı kandırıp dururlar.. Yok seçimmiş, halkın iradesiymiş, falanmış, filanmış..

Bunlar, cumhuriyetin temel değerlerini içselleştirememiş, laiklik kültürünü henüz geliştirememiş, gariban batı toplumlarında bulunur...

Onlarda demokrasi ’statik’tir !.. Bizde ise dinamik !...

Yani bizim demokrasimiz onlarınki gibi yerinde duramaz, oynaktır!.. Sürekli oynadığı için de balans ayarı bozulur... Bu yüzden arada bir ayar çekmek elzem olur !...

Demokrasi dersi veren Vural Savaş konuşmasının devamında ;

"En iyi yasaları askerler yapmıştır..." diyor ve ekliyor; "28 Şubat sürecinde rövanş alınmıştır.. Bu sürece benim de katkım olduysa ne mutlu bana.."

Alın size demokrasi dersi !...

Demek ki demokrasi öyle sandıkla falan olmazmış !.. Halk oy verip bir iktidar belirler daha sonra asker ve oligarşik bürokrasi el ele verip iktidara ayar çekermiş, gerekirse de yeni anayasa yaparlarmış ( hem de en iyisini ) !...

Demokrasi, işte böyle bir şeymiş... Yerseniz tabi !...

...

Gündem HSYK olur da Vural Savaş’tan bir açılım gelmez mi ?!.. HSYK’da ’korsan kararname’ krizinin devam ettiği o sıralarda (yani tam zamanında!.) gerekli açıklamayı yaptı Vural Savaş...

Mesajı oldukça netti ;

"HSYK son koz.."

Bu mesaj, orada bulunan Sabih Kanadoğlu’nun sözlerini hatırlattı bize.. O ne demişti ? ;

"Yargı elimizde kalan son silah.."

Son koz.., Son silah.., Rövanş !.., ( milli mücadele ruhu böyle bir şey olsa gerek !..)

Ama ne oldu ?

Ergenekon savcılarının yeri değişmedi..

Yani ergenekoncuları ergenekonculara yargılatma planı altüst oldu..

Diğer bir deyişle; “mahkemelerin tamamını ’bizden(!)’ yapma operasyonu” başarısız oldu..

N’olucak şimdi ?!...

Bu plan da tutmadı... Sırada başka plan var mı ?... Başka koz, başka silah ?!..

HSYK kararlarını şikayet edecek başka yüksek yargı merci kaldı mı ?...

...

Gelişen demokrasi kültürü ve uluslararası konjonktür bu ülkede darbeye izin vermez artık...

Darbesever arkadaşlar anlamak istemiyorlar ama gerçek bu...

Bunca darbe görmüş millete ‘Sandıkla demokrasi olmaz’ demek hamakattir...

Metotları demode...

Silahları da ‘çakaralmaz’ herhalde...

Baksanıza, tutukluk yaptı yine !!..

...

hikmetgenc@haberx.com

 

Devamını Oku

AHMET HAKAN’A ÇOK AÇIK MEKTUP !...

 

 

 

 

 Bak Ahmet Hakan...

Ben de senin gibi bir ‘İmam Hatipliyim’...

( Normal şartlarda size ‘sen’ diye hitap etmezdim, lakin bu tür ‘bilmem kime açık mektup’ yazılarda ilgili şahısa çakılması mukadderdir... Çakacağın adama ‘siz’ diye hitap etmek ise garabettir... Mecburen ’size’, ’sen’ diye hitap ediyorum... Anladınız ‘siz’ onu !... )

Valla ne diyeyim, gına geldi artık şu ‘Ben İmam Hatip’te okurken...’ yazılarından..

İkide bir “...ben eskiden şöyleydim.., ben o mahalledeyken böyleydim.., o dinciler zaten ‘şöyle böyle’dirler.., ben onların ciğerini okurum..diyerek kaleme aldığın yazıların bıkkınlık veriyor artık. Bilmem farkında mısın ?...

Hele şu yaşadığın ‘farkındalık’tan sonra , ‘vay be, ne aykırı adam oldum.., nasıl da ‘hergele’yim ama !.. diye övünerek yazdığın yazıların hiç tadı tuzu kalmadı...

Peki ya sen ?..  Sen hala ‘eski mahallenin’ dedikodusunu yapmaktan usanmadın mı ?

Yoksa bütün mesele, eski mahalleden yeni mahalleye dedikodu taşıyan ‘Gammaz Yazar’ olmak mı ?

Ahmet Hakan’ın bütün parıltısı bu mu ?...

Bak, yanlış anlama, bu satırları yazan İmam Hatipli kardeşin Teşvikiye doğumlu...

Yani ben de Nişantaşılıyım.. ( Lakin senin gibi sonradan olma ‘Çakma Nişantaşılı’ değilim...)

Bu mahallede otururken, öteki mahallenin okulunda okudum...

Beyaz Türk’tüm, ama zencilerin okulundan mezun oldum !...

Bununla da gurur duyuyorum...

Hadi diyelim ki, bizim içinde büyüdüğümüz o parıltılı, burjuva hayatıyla geç tanıştın ve bazı gerçeklerin(!) farkına sonradan vardın.. Eziklik hissettin, kayıp yıllarına kahrettin !...

Ama bu, sürekli geçmişine sövmeni gerektirmez ki...

Ha, ‘ben, geçmişime.., çıktığım kabuğa söverek buralara geldim’ diyorsan, ona diyeceğim bir şey yok..

Hatta doğrudur...

Çalıştığın gazete seni onun için parlattı...

Statükocu medya, arada bir mütedeyyinlere çakan, sürekli İmam hatipli iktidara çatan, bir İmam Hatipli bulmuş bırakır mı.., parlatır tabii..

Ben onların ciğerini okurum deyip duruyorsun...  

Karşı mahalleden gelip de İslamcıların(!) kirli çamaşırlarını ortaya dökmen seni bulunmaz hint kumaşı yapıyor elbette... Netekim çok büyüdün, Kemalist ağabeylerinin nezninde...

Aman ha, sakın demokrasiden neyin bahsetme !...

Yıllarca darbesever Kemalist ağabeylerinle aynı köşeleri paylaştığın için doğal bir etkileşim süreci geçirdin sen...

Ergenekon Davası sürecindeki duruşun, bunun en büyük ispatı...

Davayı sulandırmaya çalışan Ergenekon yandaşı darbeci ağabeylerinden hiç de geri kalmadın...  

Peki şu senin yapmacık delikanlı tavrına ne demeli ?..  ‘Ona çakarken buna da çakıyormuş’ gibi yapma numarasını yutturduğunu mu sanıyorsun ?

Son seçimlerde çalıştığın gazetenin çizgisi doğrultusunda Kılıçdaroğlu’nu cilalayan kaç yazı yazdın, saydın mı hiç ?...

Hele bir de gerektiğinde (!) Aydın Doğan’ın avukatlığını yapmıyor musun, ona ifrit oluyorum işte...

Yahu koskoca(!) Amiral Gemisi’nin Kaptanı varken, senin gibi Nuh’un gemisinden kaçmış ‘tayfa’ya mı kalmış ‘patron yalakalığı’ ?..

Şimdi bütün bunları yazmak nerden icap etti onu da söyleyeyim...

‘Aykırı Mezundan İmam Hatipli Ağıdı’ başlıklı yazın beni zıvanadan çıkarttı da ondan...

YÖK’ün katsayı uygulamasını kaldırması ile ilgili şunları söylemişsin ;

“ ... Şimdi bizim eski mahalle topyekûn, “ Helal Olsun Tayyip Bey’e ... İmam hatiplarin önünü açtı...” diyor, başka bir şey demiyor...  “

.........

 “ Dolayısıyla bugün yapılan, bir eski hatırayı yad etmekten, kitlenin gözünde ‘bakın nasıl muktediriz’ havası atmaktan öte bir şey değildir..”

Hadi içinde bitmez tükenmez bir İmam Hatip kini var orasını biliyoruz...

Amma..

Darbecilerden yadigâr, ‘katsayı zulmü’ yüzünden sadece İmam Hatiplilerin değil, tüm meslek lisesi öğrencilerin mağdur edildiğini bilmiyor musun ?...

Katsayı uygulamasının neresi demokrasinin eğitimde fırsat eşitliği ilkesiyle örtüşüyor ?..

Hani demokrattın... Hani doğru nerden gelirse gelsin kabulündü ? Hani delikanlıydın ?

İmam Hatipli Başbakan’a çakacam diye anti demokratik bir uygulamanın kaldırılmasını ‘tiye’ almak senin gibi ‘çakma’ da olsa Nişantaşılı demokrat bir yazar’a yakışıyor mu ?!...

Bak Ahmet Hakan...

İmam Hatipler, genellikle çok erken yaşlarda toplumsal sorunlarla ilgilenen, oluş çabası içinde olan, çözümler üreten, engel ve engelcilere karşı mücadele eden, sürekli tartışan, vizyon sahibi öğrenciler yetiştirdiler..

Belki farkında değilsin ama İmam Hatip sana çok şey verdi... Senin retorikte ve polemikte iyi olmanın sebeplerinden biri İmam Hatipli olmandır...

Ayrıca, yukarıda bahsettiğim gibi, karşı mahalleden gelip (üstelik bir İmam Hatipli olarak) karşı mahalleye sövdüğün için statükocu, ulusalcı medya seni parlattı...

Yani İmam Hatipli olmanın ekmeğini yiyiyorsun...

El-insaf yahu... Bir insan bu kadar mı vefasız olur ?...

Bak Ahmet Hakan...

Bu yazı da sana kapak olsun !...

Üstelik bir İmam Hatipliden...

...

hikmetgenc@haberx.com

 

Devamını Oku

ERGENEKONCULARI ERGENEKONCULAR YARGILARSA !

 

 

 

 

Bu ülkede herşeyin ‘korsan’ını bulmak mümkündür...

Korsan kaset, korsan CD, korsan yazılım, korsan yayın, korsan afiş, korsan kitap, korsan emlakçı, korsan doktor, korsan rakı, korsan gösteri, korsan taksi, Karayip Korsanları !..vs, ( yok, bu olmadı.. Zira ’Karayip Korsanları’nın orjinali de korsan !.. )

( Ah ulan.. Şimdi Yılmaz’ınki gibi yazmak vardı.. Her bir korsan çeşidini birer satır halinde alt alta yazacak, yazıyı da yarılamış olacaktım !...)

Lakin son günlerde, şimdiye kadar hiç duymadığımız, görmediğimiz bir ‘korsan’ türü peyda oldu...

 ‘Korsan Kararname !...’  Mucidi; HSYK..

Yargı yoluna baş vurarak herşeyin korsanıyla mücadele edebilirsiniz...

Peki, yargının en tepesindeki ‘korsan’la nasıl baş edeceksiniz ?!...

Korsan hukukla mı ?...

( Bakın, ortalama Türk yazarları gibi ‘ya tuz kokarsa !..’ klişesini kullanmadım.. Derdimi bu şekilde anlattım.. Böylece ‘Fikri Akyüz’ün eleştiri okundan da sıyırmış oldum !..)

...

Bildiğiniz gibi o kararname HSYK üyesi Ali Suat Ertosun tarafından gündeme getirildi...

Kuruldan ayrı olarak, nerede ve nasıl hazırlandığı belli olmayan ve hiç bir gerekçe içermeyen korsan kararname görüşmeleri kilitledi...

Peki ne var bu korsan kararnamede ?

Ergenekon, KCK ve faili meçhul cinayetlerin soruşturmasını yürüten başsavcı ve savcıların değiştirilmesi...

Bağımsız yargı ha ?...

HSYK, çetecilerle, darbecilerle, mücadele eden savcıları neden değiştirmek isteyebilir ?

Yargıya balans ayarı çekmek için mi ?!...

...

İster istemez insanın aklına Susurluk Davası geliyor... 3,5 yıl boyunca davaya bakan hakim, HSYK tarafından başka göreve atanmış ve yerine Metin Çetinbaş getirilmişti..  Davanın yeni hakimi, 2-3 ay içinde davayı sonuçlandırmıştı...

Peki şimdi ne yapıyor Metin Çetinbaş ?

Kemal Alemdaroğlu ve Güler Kömürcü’nün, yani Ergenekon sanıklarının avukatı... ( Anlayacağınız, o hakim şimdi Baykal ile aynı görevi yürütüyor !...)

Metin Çetinbaş, dün yargıladığı çetecilerin bugün avukatlığını yapıyor... Kısmete bakın !...

...

Şemdinli Davası’nı da unutmamak gerek...

Sen misin Büyükanıt hakkında suç duyurusunda bulunan... Al bakalım !..   

Yargıya bir ayar da Şemdinli’de çekildi.. Lâkin bu sefer, savcının görev yeri değiştirilmedi.. Savcının hayatı değiştirildi !!..  HSYK savcıyı görevden azletti, avukatlık belgesini de iptal etti... Ne yani, koskoca kuvvet komutanı yalan mı söylecekti ?!...

...

Şimdi tekrar gelelim şu korsan kararnameye...

Kararnameyi gündeme getiren Ali Suat Ertosun’a..

Ergenekon İddianamesinde ’örgüt toplantıları’ olarak nitelenen ’Kent Otel Toplantıları’na tam 13 kez katılmış Ertosun.. Kent Otel Toplantıları’nın sekreterliğini Ergenekon sanığı Engin Aydın yapıyormuş...

Ertosun’un Ergenekon sanığı Engin Aydın ile birlikte olduğunu gösteren fotoğrafları gazetelerde yayınlandı... 

Ne istiyordu Ertosun ; “Ergenekon, KCK ve faili meçhul cinayetlerin soruşturmasını yürüten başsavcı ve savcıların yerleri değiştirilsin.."

Nedir şimdi bu ?...

Bu yargıya müdahele değil midir ?

Ergenekoncuları ’iyi çocuk yapma’ operasyonu mu başlatılmıştır ?

Ergenekon savcılarının değiştirilmesini isteyen HSYK üyesi Ergenekoncularla aynı karede !... Onun için işte o soru insanın beynini bir kurt gibi kemiriyor ;

Yüksek yargının en kritik kurumlarından biri olan HSYK’da durum böyleyken, acaba Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay’da da ’korsan hukukçu’ var mıdır ?

Son yazımda Sabih Kanadoğlu’nun o sözünü hatırlatmıştım;

Ne demişti Kanadoğlu ; ’elimizde bir tek yargı silahı kaldı..’

Silahın menşei de belli olduğuna göre, beklenti ne ?

‘Yargı darbesi’yle faşizan statükoyu ayakta tutmak, dolayısıyla ‘Ergenekoncuların Ergenekoncular tarafından yargılanmasını’ sağlamak...

Aman ha elinizdeki silahı çok dikkatli kullanın..,

Zira o silahla demokrasiye sıkacağınız tek atımlık barutunuz kaldı...

...

hikmetgenc@haberx.com

 

Devamını Oku

ORDUCU SOSYALİST CHP AVA GİDERKEN AVLANDI

 

 

 

 

‘Ergenekon Davası’ asrın davasıydı.. Çeteciler, darbeciler, Türk Gladiosu yargılanacaktı.. İşte bu sebeple davanın başladığı gün, ‘bu bir milattır’ dedik...

( Tabi ki herkes böyle demedi.. Zira bazıları için bu dava bir ’milat’

değil, ‘mevt’ti !.. )

Askere sivil yargı yolunu açan yasa Meclis’ten geçince de acayip sevindirik olduk...

Zira bu da başka bir milattı..  Resmen ve göz

göre göre demokratikleşiyorduk !...

Bir çok yazar ve çizerden de benzer yorumlar dinledik ;

‘Zaten darbe dönemi kapanmıştı, yeni düzenlemeyle birlikte bu gerçek, perçinlenmiş oluyordu...’

‘Yaşasın !.. Artık darbe olmayacak...’ diye sevindik..

...

Durun bakalım.. Biz neye seviniyoruz yahu ?..

Çağdaş demokratik(!) hukuk devletinde ‘Darbeciler, çeteciler yargılanıyor, bundan böyle yargılama süreci daha da iyi işleyecek’ diye mi seviniyoruz ?...

Şu halimize bakın hele.. Güleriz ağlanacak halimize..

Şöyle bir geriye doğru baktığımızda ‘ne entipüften bir demokrasi ile yönetildiğimizi’ bir daha idrak ediyor insan...

Demokrasi ile yönetilen bir ülkenin, ‘Yaşasın !.. Artık darbe olmayacak...’ diye sevinen vatandaşlarıyız bizler !...

Unuttuk bir an darbelerin perişan ettiği halkı... Şimdi seviniyoruz, düzeliyor diye demokrasimizin hal-i perişanı !..

...

Tabii ki bu süreçten herkes memnun değil.. Üzülenler de var elbette...

Örneğin CHP..

Askere sivil yargı yolunu açan yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürdü...

Darbecilerin çetecilerin avukatlığını yapan Baykal, aynı zamanda askeri vesayet rejiminin de bekçisi olduğunu gösterdi...

Darbecilere yargı yolunu açan yasayı mahkemeye götüren Baykal’ın darbeci olduğu böylece tescillenmiş oldu...  ( Yalçın Küçük’ün

’orducu  sosyalist’ tanımının ne manaya geldiğini de öğrenmiş olduk ayrıca..)

Herneyse, top yine Anayasa Mahkemesi’nde...

Kapatma davasında ‘ne şiş yansın ne kebap’ kararı çıkmıştı... 367’den de hukuk rezaleti !..

Başörtüsü serbestisi ile ilgili anayasa değişikliğini, halkın iradesine rağmen ve yetki gasbıyla iptal etmişti mahkeme..

Bakalım yüksek yargı böyle bir imtihandan bu sefer başarıyla çıkabilecek mi ?

Bakalım Anayasa Mahkemesi, askeri rejim vesayetini idame ettiren darbe anayasasının, dolayısıyla statükonun teminatı olma vazifesini mi ifa edecek, yoksa çağdaş demokrasi normlarına uygun bir karar vererek orducu sosyalistlere ’dur’ mu diyecek ?...

Bekleyip göreceğiz...

...

CHP durumu ise oldukça vahim...Bir MHP taktiği uyguladı ama başarılı olamadı..

Başörtüsü sorununu gündeme getirip, ’madem çözmek istiyorsunuz, hadi bakalım, biz varız.. yiyiyorsa buyrun...’ demişti MHP..

İktidarın böyle bir teklifi reddetmesi, kendini inkar etmesi, dolayısıyla intihar etmesi demekti.. Sonuçta iktidar ketenpereye gelmek zorunda kaldı.. Ve böylece kapatma davası için tüm hazırlıklar tamamlanmış oldu...

Taktik tuttu ama konjonktür müsait olmadığı için iktidar partisi kapatılamadı.. ( Bu da iyi !.. Demokratik hukuk devletiyiz ya, ’iktidar partisi kapatılmadı’ diye seviniyoruz !!..)

CHP de benzer bir taktik uyguladı...

Bir yandan Ergenekon Davası sürerken diğer yandan askerin demokratikleşme sürecine müdahele etme ihtimalinin günbegün zayıflaması CHP’nin işine gelmiyordu..

Zira bir darbe ya da ara rejim ile anti demoktarik bir süreç oluşmadıktan sonra CHP’nin yarım asırlık iktidar hasreti bitmeyecekti...

Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu iddia edilen belgenin ortaya çıkması, daha sonra Askeri Mahkeme’nin albayı temize çıkarması ve ardından da Genelkurmay’ın ’kağıt parçası’ çıkışı CHP için fırsat oldu...

İktidarın askerle arasını açmak ve ortamı iyice germek için geçici 15. Maddenin kaldırılması teklifinde bulundu Baykal... Demokrasiden dem vuran iktidarın buna ’hayır’ demesi mümkün değildi...

AK Parti teklife atlayacaktı.. Asker bundan ciddi rahatsızlık duyacaktı.. Oligarşik bürokasi baskı kuracaktı..

Kim bilir, belki de Ergenekon Davası’nda, Susurluk gibi, sürpriz gelişmeler yaşanacaktı...

Neticede AK Parti yıpranacaktı...

Ya CHP ?..

Onlara birşey olmazdı.. Onlar Ankara partisiydi.., ’Devletin partisidir, ne yapsa yeridir !..’ deyip geçerlerdi...

Ama hesaplar tutmadı...

İktidar geçici 15. Madde kaldırılması yerine, Askere sivil yargı yolunu açan yasayı geçirdi.. Hem de geceyarısından sonra, CHP uyurken !..

Valhasıl, CHP ava giderken avlandı... Yine ve mecburen mahkeme kapısının yolu göründü..

Önce darbecileri yargılayalım diyeceksin.., darbecileri yargılayacak yargı tasarısı önüne gelecek, itiraz etmeyeceksin.., tasarı geçtikten sonra da yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuracaksın... Aynı zamanda, darbelere karşısın ve sosyal demokratsın !... 

Bu arada ‘geceyarısı geçirdiler !..’ diye de feryat edeceksin...

( Yahu şu ‘geceyarısı geçirdiler..’ serzenişini de hala anlamış değilim... CHP mahkemeye itirazını yaparken bu argümanı da kullandı mı acaba ?.. Yoksa Anayasa’da ‘geceyarısı saat 12’den sonra Meclis’ten kanun geçmez.. Geçmesi teklif dahi edilemez !..’ diye bir madde mi var ?.. Eğer böyle bir şey yoksa, CHP artık bıraksın şu ‘geceyarısı geçirdiler’ muhabbetini.. Bak, adamlar gece gündüz çalışıyorlar !.. Sen Meclis’te harcadığın vakitten daha fazlasını Anayasa Mahkemesi’nin kapısında nöbet bekleyerek geçirirsen, adamlar da böyle geçirirler !.. )

Mahkeme ne yönde karar verirse versin CHP kaybetmiştir...

Askere sivil yargı yolunu açan yasayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıyarak darbeci olduğunu tescil etmiştir CHP...

Mahkeme yasayı iptal ederse, siyaset yapmak için Honduras’ın yolunu gösteren de çok olur, giymen için asker üniforması gönderen de !...  

367’yi yutturabildiğin kadar yutturursun demokratlığını...  

Mahkemenin itirazı reddetmesi de CHP için hüsrandır...

Zira bu durumda da elde kalan son silah, yani ’yargı silahı’, tutukluk yapmıştır !...

...

hikmetgenc@haberx.com

 

Devamını Oku

’YILMAZ’INKİ GİBİ BİR YAZI DA BENDEN

 

 

 

 

Engin ağabey, Bekir’inki gibi yazmıştı !..

Ben de karar verdim, ‘Yılmaz’ınki gibi yazacağım..

Ne diyor Yılmaz ?,

‘Genelkurmay söylemişse doğrudur..’

Kağıt parçası dediyse kağıt parçasıdır..

‘Çiçek’ masumsa masumdur...

Gül dalında güzeldir !...

Söz konusu vatan ise...,

Falan, filan...vs,

...

Peki o zaman soralım;

27 Mayıs tam teşekküllü darbe..

12 Mart ’tam muhtıra, yarım darbe..’

12 Eylül ’kanlı canlı darbe’..

28 Şubat ’Post-Modern’ darbe...

27 Nisan ’e-muhtıra’...

Bunlar nerede oldu ?

Bu darbeleri yapan, muhtıraları veren Zimbabwe Kara Kuvvetleri’nden birileri miydi ?!...

...

Sarıkız...

Eldiven...

Ayışığı...

Yakamoz ...

Heybeli !...

Burgaz !!...

Bu darbe planlarını yapanlar da ‘Sierra Leone’ Deniz Kuvvetleri’nin darbeci generaller miydi ?

...

Ya silahlar ve mühimmat ?

Karadan ve denizden fışkırıyor..

Tabanca..

Tüfek..

Mermi..

El bombası..

TNT..

Lav...

Roketatar..

Allah bilir bu da ‘Eritrea Silahlı Kuvvetleri’nin darbeci subaylarının işidir !...

...

Genelkurmay ne diyor ?

O ‘lav’lar bize ait değil..

MKE ne diyor ?

‘Biz verdik..’

Yılmaz ne diyor ?

‘Genelkurmay’ın sözüne  inanmayacaksak, bize yazık..’

Soruşturmaya, ‘Hukuk’a ne gerek var’ değil mi Yılmaz ?

Senin hukukun sana, benimki bana !..

12 ve 14. Mahkeme sizden..

13. Bizden !..

...

İyi de neden ‘Genelkurmay demişse doğrudur’ oluyor da..

‘Başbakan ya da Cumhurbaşkanı’ deyince peşinen yalan oluyor ?..

Atanmışa güven..

Seçilmişe güvenme...

Peki Demokrasi bunun neresinde ?...

...

Benimki de soru mu canım ?

‘Ben Kemalist’im, demokrasi de neyin nesiymiş...’ desene !..

...

Cumhuriyetin ‘Yılmaz’ bekçisi !...

Postal yalar durur,

Atanmışla övünür...

...

Seçen ‘bidon kafalı’dır,

Seçilen dövülür...

...

Statükocudur..

Ergenekonculara üzülür..

...

Muhtıra kesmez onu artık,

Ancak bir darbe güldürür..

...

Vay be, ne kadar rahatmış Yılmaz’ınki gibi yazmak..

Bak ne güzel oldu..

30 dakikada yazımı tamamladım...

Yahu ben ne komik adamım böyle !...

Ne ince mizah yaptım ama.., nasıl da ironik anlattım !..

Bu arada asimetrik yazdım, simetrik çaktım !...

Nasıl oldu, valla ben de anlamadım..

Yılmaz’ınki gibi...

Oldu mu acaba ?

Bilmem ki...

Amaan.., n’olucak canım...

Olsa da yazdım, olmasa da..

Neticede;

Zart !..

Ve de zurt !...

...

 

Devamını Oku

HABER VERMEDEN ’GEÇİRMİŞLER’ !...

 

Baykal, 1993’te, Anayasa Komisyonu’na, Askeri Yüksek İdari Mahkemesi’nin kaldırılması yönünde teklif vermiş..

( İlgili belge gazete ve internet sitelerinde yayınlandı.. Belge Allah’tan Meclis tutanaklarında var.. Aksi takdirde ‘kağıt parçası’ olacaktı !.. )

Çok değil, üç beş gün önce ‘ Anayasa’nın geçici 15. Maddesi kaldırılsın, darbecileri yargılamanın yolu açılsın’ diyen de Baykal...

( İyi güzel de, darbecilerin yargılandığı Ergenekon davası’nın avukatı Baykal değil miydi ?..  Hâlihazırda darbecilerin avukatlığını yaparken,

‘12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını istemek niye ? Yoksa Baykal müvekkillerinin sayısını arttırmak mı istemekte ?!..)

Peki ne oldu da Baykal ‘askerlerin sivil mahkemede yargılanmalarına’  ( bir bakıma darbeci askerlerin yargılanmalarına)  ilişkin tasarının 

geçmesine itiraz etti...

CHP Grup Başkan Vekili Suha Okay ‘düzenlemeden haberimiz yoktu’ diyor..

Lakin ‘kanun değişikliklerinin muhalefet partileriyle müzakere edildiği, düzenlemeye itiraz, soru veya değişiklik önergesi veren çıkmadığı’ Meclis tutanaklarında yer alıyor...

Kemal Anadol ise ‘Anayasaya ,hukuk kurallarına aykırıdır, gece yarısı verilen bir korsan önerge, geçerli değildir..’ diyor..

( Niye ?.. Ne var ki bunda ?.. 27 Nisan bildirisi de gece yarısı yayınlanmıştı..  O zaman ‘bu bir korsan bildiridir’ dememiştiniz.. ‘Çankaya geçilmez’ edasıyla zevkten dörtköşe olmuştunuz..  ‘Asker 

’geceyarısı’ hassasiyetini ortaya koymuştur’ demiştiniz. Hatırladınız değil mi ?... Şimdi de böyle oldu; AK Parti de ’geceyarısı’ geçirdi !.., tasarıyı.. İdare ediverin artık.. )

Kısaca, habersiz geçirmişler !... CHP’nin buna canı sıkılmış... Yoksam CHP darbecilere karşıymış..

Cumhurbaşkanından dönmezse Anayasa Mahkemesi’ne dava açacaklarmış...

Özetleyelim;

16 yıl önce Askeri Yüksek İdari Mahkemesi’nin kaldırılması yönünde teklif veriyorsun, kısa bir süre önce de ‘darbecileri yargıyalayım’ diyorsun.. Şimdi de darbecileri yargılayacak kanunun iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gidiyorsun... Ama bu arada darbeye de karşısın !...

Eh artık yazıyı daha fazla uzatmayalım.. Nasıl olmuş bir kulak verelim;

...

S. Okay    : Başkanım, Başkanım !... Geçirdiler !..

Baykal      : Kim geçirdi ?..

S. Okay    : Kim olacak.., AKP...

Baykal      : Vay anassını yav.. Ulan yine mi ?!.. Bu kaçıncı

yahu ??.. E ben size demedim mi, daha iyi çalışın, halkla bütünleşin.. Çarşaflı bulun, rozet takın.., cüppeli bulun takke takın.., tarikat, cami, cemaat, ne varsa ziyaret edin..’ diye.. Bak gördünüz mü ? Bir seçim daha kaybettik !..

S. Okay    : Ne seçimi Başkanım.. Ne diyorsunuz siz ?

Baykal      : Doğru ya.. Seçimler daha yeni bitti.. Hay Allah.., şey

pardon.., Aman Tanrım.. Peki AKP neyi, nasıl geçirdi ?

S. Okay    : Şu yasa tasarısı var ya.. Hani askerlerin sivil mahkemede

yargılanmasını sağlayacak olan yasa tasarısı.. Hah, işte onu geçirmişler !...

Baykal      : Suha’cım, biz o tasarıya müzakerelerde itiraz ettik

miydi ?

S. Okay    : Etmedik Başkanım..

Baykal      : Emin misin ?

S. Okay    : Nasıl emin olmam Başkanım.. Biliyorsunuz.. Biz bütün

tasarılara itiraz ediyoruz... İtiraz etmediğimiz tek yasa tasarısı bu..

Baykal      : Yahu, geçirdiler, geçirdiler deyip duruyorsunuz... Ne

zaman geçirdiler ? Siz orada değil miydiniz ?..

S. Okay    : Geceyarısı, 01:00 sularında geçirmişler.. Haberimiz

yoktu..

Baykal      : Nasıl haberiniz yoktu ?

S. Okay    : Başkanım, biliyorsunuz hepimiz Anayasa Mahkemesi’nin

önünde nöbet tutuyoruz..

Baykal      : Ulan ben size demedim mi, hepiniz birden Anayasa

Mahkemesi’nin kapısında beklemesin.. İçinizden biri de Meclis’te dursun’ diye..

S. Okay    : Haklısınız Başkanım.. 367’den sonra böyle oldu..

Arkadaşlar Anayasa Mahkemesi’nin kapısında beklemeye fena alıştılar..

Baykal      : Neyse, n’apıcaz şimdi ?..

K. Anadol : Başkanım, tabii ki, Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğiz..

Baykal      : Eh, n’apalım artık, mahkemeye yolu göründü yine... Ne

dersin Kemal’cim, Anayasa Mahkemesi kanunu iptal eder mi ?..

K. Anadol : Eder eder..

Baykal      : Valla o kadar emin olma.. AKP’yi kapatacaklar diye

ümitlenmiştik.. Fena halde ketenpereye geldik...

Ö. Sav      : Başkanım.. Ben ‘dinleniyorum’ galiba..

Baykal      : Önder’cim bir sus ya.. Biz ne diyoruz, sen ne

diyorsun ?.. ‘Dinleniyor’ musun.., İyi yapıyorsun.. Allahaşkına sen git ‘dinlenmeye’ devam et..

K. Kılıçdaroğlu : Başkanım başkanım... Bizi kurtaracak belge burda.. Aha bu dosyanın içinde.. Açtırtmasınlar dosyayı, söyletmesinler kötüyü.. Bak onlar açıklamazsa ben haftaya açıklarım..

Baykal      : Neyin belgesiymiş o ?

K. Kılıçdaroğlu : Nasıl geçirdiklerini belgeledim başkanım.. Aha bu dosyanın içinde..

Baykal      : Yahu sen kafayı mı yedin ?.. Bir taraftan ‘haberimiz

olmadan geçirmişler’ diyoruz, diğer taraftan nasıl geçirdiklerini biz belgeliyoruz.. Git işine yav..

Ö. Sav      : Boşuna tartışıyorsunuz.. Daha önce, kanundan

haberimiz oluyordu, itiraz ediyorduk, Meclis’ten geçerse Mahkeme’ye gidiyorduk.. Bu sefer habersiz geçirdiler !...Hem ne demişler ; ‘Habersiz geçmiş kanunun davası olmaz, hiç bir hakim de bakmaz !..’... Ya, bu arada ben hakikaten ‘dinleniyorum’ galiba !...

Baykal         :   Keeees !!!...

K. Anadol       :   Keeees !!!...

S. Okay        :   Keeees !!!...

K. Kılıçdaroğlu    :   Keeees !!!...

...

hikmetgenc@haberx.com

 

Devamını Oku

KAĞIT PARÇASI VE ASİMETRİK PSİKOLOJİK HAREKÂT

 

‘Genelkurmay’dan sert açıklama !.. Yargıtay’dan muhtıra gibi uyarı !.. Bilmem nerden sert sözler !..., .....’

Nedir bu yahu ?...

Tamam anladık, bir darbe olsa zil takıp oynayacaksınız, kına bulsanız onu da yakacaksınız.. Ama n’olur bir kere de değişiklik yapıp, farklı bir manşet atarak, farklı bir başlıkla darbe heyecanınızı ortaya koyun...

Valla gına geldi aynı klişe manşetleri görmekten!... Hele darbe tehlikesi de olmayınca hiç de heyecan vermiyor..

Bu ne ‘sert mesaj’ merakıdır böyle ?..

( Askeri gaza getirme alışkanlığından hala vazgeçemedi kaşalotlar...)   

Sadece ‘sert mesaj duyurusu’ değil, bir de ‘satır okuma’ merakı var...

Açıklamayı yapanın ne demek istediğini, neyi kastettiğini bir tek onlar bilir !.. Zira ‘satır aralarını okuyabilme’ gibi bir meziyetleri vardır... Özellikle askerin dilinden onlar anlar !.. Bu sebeple askere en anlamlı(!) soruları da onlar sorar...

Bunlar gazeteciden çok fanatik darbe taraftarlerı gibidir.. Genelkurmay Başkanı’nın ağzından sert mesaj almak için provakatif sorular sorarlar..

Askerin sivil otoriteye karşı bindirme yapması için pas atarlar !...

Başbuğ’un düzenlediği basın toplantısına işte o dallamalardan katılanlar oldu.( Engin Ardıç Usta’nın tabiriyle ’Babıali puşları’...)  Ve yine o anlamlı(!) sorulardan sordular...

Bir de kendilerine ’darbesever, Ergenekoncu..vs, denince kızarlar.. ’Biz öyle değiliz, biz işin ’demokrasi ve hukuk’ tarafındayız, ’askeri vesayete karşıyız’ derler.. Yerseniz !.. 

Ve siz ne zaman bunları dile getirseniz yine aynı söylemle eleştirilerinizin önüne set çekerler..

‘TSK’yı yıpratmayın !..’derler.

TSK’yı hiç bir zaman hata yapmayan, sorgulanması, eleştirilmesi mümkün olmayan bir kurum olarak gördükleri için böyle derler... TSK’da bunun böyle olduğuna inanır...

İşte bu yüzden de TSK hata yapar ve kendi kendini yıpratır... Kimsenin bir şey yapmasına gerek yoktur...

Başbuğ’un mutat basın toplantıları ortada...

Daha önce parmağını sallayarak, direktifler veren, medyaya dikte eden Başbuğ, komutanlar eşliğinde yine aynı tabloyu çizdi; ’TSK’yı yıpratmayın.., TSK’dan elinizi çekin !..’

( İyi de sürekli basın toplantısı yaparsan, ikide bir siyasete elini uzatırsan haliyle başkaları da sana bir ‘el’ atar !... Ordunun ‘elini çek’ diyebilmesi için öncelikle basın toplantılarından ve siyasetten elini ayağını çekmesi gerekir..)

...

Bildiğiniz gibi Başbuğ’un basın toplantısı düzenlemesinin sebebi Taraf Gazetesi’nin yayınladığı o belge..

Başbuğ’a göre ‘kağıt parçası’...

( Sen git bir ‘kağıt parçası’ için basın toplantısı düzenle !.. Olacak iş değil..  )

Askeri yargı ‘bizce bir sıkıntı yok, buyurun siz bakın..’ deyip sivil yargıya havale etti...

( Bu durumda, askeri yargı da, sivil yargıya bir ‘kağıt parçası’ göndermiş oluyor !..)

Ergenekon savcısı da Albay Çiçek ile birlikte sekiz subayı şüpheli olarak ifade vermeye çağırdı...

(Hadi bakalım.., Bir kağıt parçası yüzünden Ergenekon şüphelisi oldular..)

Demek ki neymiş ?

Demek ki, geçmişte askeri darbeler ve muhtıralarla hukuk ve demokrasi defalarca yerle bir edilmiş ve halk bunun faturasını en ağır bir biçimde ödemişse...

Ordunun ‘Darbe günlüğü’ tutan komutanı varsa...

Ve bugün, bazı emekli ve muvazzaf askerlerin içinde bulunduğu Ergenekon Davası sürüyorsa, bir andıç belgesi yüzünden ( velev ki o bir ‘kağıt parçası’ olsun ! ) kızılca kıyamet koparmış...

...

Toplantıda Başbuğ ilginç bir ifade de kullanıyor;

‘Asimetrik psikolojik harekât..’

(İlk defa duymuştuk bu harekât biçimini... Askeri jargonu iyi bilenler televizyon ekranlarından uzun uzun ne demek olduğunu açıkladılar da öyle anladık..)

TSK’ya karşı, medya üzerinden ‘Asimetrik psikolojik harekât..’ yürütülüyormuş..

Peki, Genelkurmay Başkanı’nın ‘sistematik’ bir şekilde basın toplantısı düzenleyerek, ‘despotik’ bir tavırla medyaya çeki düzen vermeye çalışması ne oluyor ?

‘Simetrik psikolojik harekât’ mı ?!...

Ya darbeler, muhtıralar için ne diyeceğiz ?

28 Şubat sürecinde gazetecileri andıçlayıp, Sincan’dan tank yürütmekten âlâ ‘asimetrik harekât’ var mı ?!!...

Peki 27 Nisan bildirisi, namı diğer e-muhtıra ?..

O da ‘asimetrik teknolojik(!) harekât’ mıydı ?!...

...

Şu hale bakın yahu.. Neler yazıyoruz...

Bir kağıt parçası(!) yüzünden acayip asimetrik psikolojik ‘hareket çektik’ !!...

...

hikmetgenc@haberx.com

 

Devamını Oku
}