Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

DİLENEN SURİYELİLER (NAWARLAR)!

Her millettin bir yüz karası tabakası olur. İnsanları kategorize etmek etik değil; ama hayatımızın her yerinde insanları kategorilere ayırırız istemsiz olarak: Elit-cahil, cana yakın-soğuk vs. bir topluma baktığınızda da sosyoekonomik olarak en atta bulunan kesim olan Çingeneler bulunmaktadır. Bunlar göçebe hayatı yaşarlar bazıları da dilenir.


Suriye halklarında da en alt tabakada bulunan yaklaşık toplumun %1-3 oluşturan Nawar olarak adlandırılan Çingene benzeri tabaka bulunmaktadır. Genelde insanlardan iş-aş-para dilenen ve yaptıklarından utanmadan onur duyabilen göçebe yaşayan insanlardır.


Ülkelerinde bulunan iç savaş yüzünden Türkiye ve diğer dış ülkelere akın eder Suriye halkı bulunmaktadır. Bazıları hala memleketlerini bırakamadıkları için ölümü göze alıp vatanları için savaşmaktadır. Bazıları da dayanamayıp sevdiklerinden, mallarından vatanlarından ayrılıp göç etmektedir bilmedikleri diyarlara. Bu olayda en rahat davrananlarda Nawarlardır. En rahat diyorum çünkü ülkelerinde kaybedecekleri pek bir mal varlıkları yok ve göçebe yaşadıkları için mülteci yaşamak onların avantajına olmaktadır. Savaş başladığından beri ilk ülkeden ilk ayrılanlar da bunlar olmuştur.


Türkiye’ye sığınan bu kesim özgür hayat yaşadıkları için kamplarda yaşamayı reddetmişlerdir. Çünkü bunlar yerleşik hayata alışkın değiller ve yabancı ülkede olmaları onlara kamp dışındaki hayat daha cezp edici gelmektedir. Kamplardan ayrılıp kenar mahallelerde çadırlarını kurup eski yaşamlarına devam etmek hoşlarına gidiyor. Aynı zamanda ülkelerinin düştüğü durumu fırsat bilip kendilerini acıtarak sokaklarda dilenmektedirler. Oysaki kamplarda devletimiz tarafından onlara yeterli kadar aş ve kalacak yer verilmekte.


Nawarları diğer göç edilmeye mecbur bırakılan normal Suriyelilerden ayırmak lazım. Normal Suriye halkı erkekleri cephelerde Esad güçlerine karşı özgürlük mücadelesi vermekte, kadın ve çocukları ise kamplarda yaşamlarını sessiz sakın sürdürmektedir. Alt tabakadaki dilenen insanlara bakarak tüm Suriye halkı hakkında bir önyargıda bulunmak çok yanlış olur. Normal Suriye halkı kamplarda yaşadığı için sokaklar Nawarlara(çingenelere) kalıyor. Biz bu nedenle sokaklarda hep dilenenlerle karşılaşıyoruz.


Her millette olduğu gibi bizimde yüzümüzü kara çıkarabilecek insanlarımız mevcut olduğunu unutmayalım. Bu insanlarımız da Türkiye vatandaşı, sadece bunlardan hareketle 75 milyon insanımız hakkında öngörüde bulunmak yanlış olduğu gibi Suriyeliler hakkında da birkaç kişiden yola çıkarak değerlendirmede bulunmak yanlış olur.


Ne Çingeneleri küçümsemek gibi bir amacım ne de onların yaşam tarzına karışma gibi bir niyetim var; sadece toplumun küçük tabakasın yüzünden büyük tabakasının zarar görmesine karşıyım.


Ayrıca Şebbiha(Esad’ı savunan silahlı halk)lar tarafından bilinçli olarak kamplara gönderilen bazı kişiler insanları kışkırtarak kamplarda isyanlar çıkarmaktadır. Amaçları mültecileri, devletimiz karşısında vefasız duruma düşürmektir. Bununla ilgili kamplarda: her öğün aynı yemek veriliyor diye; Suriyelilerin verilen yemekleri yememesi ve taşkınlıklar çıkması gibi sorunlar yaşanmıştır. Bu durum birkaç kamplara sızmış Şebbihalar tarafından organize edilip ezilmiş psikolojisi içinde bulunanları galeyana getirerek kandırmaktadırlar. Vatandaşlarımızdan olaylara daha geniş açıdan bakmasını rica ediyorum. Hem genetik hem de sosyolojik olarak kardeşlerimiz olan Suriye halkı ne dilenci ne de vefasız, sadece içlerinden birkaç sütü bozuklar var ve onların borusu ötüyor.


Dilerim Allah’tan iç savaş biter ve halkın geleninin istediği insanlar başa gelir. Mülteciler de sağda solda sürünmekten kurtulur evlerine geri döner. 

 


Devamını Oku

MİLLETİN AYNASI; DİL

Milliyetçilik kavramı birçok olguyu içinde barındırır. Bunlar dil, kültür ve çeşitli motifler içermektedir. Bunların içerisinde dil en önemlisidir. Diğer unsurlar ise dile bağlı olarak tarih içinde oluşmuştur. Bu bağlamda bir topluluğun varlığını sürdürebilmesi için dil olmazsa olmazlardandır. Bir toplumu yok etmek için dilden başlamak en iyi ve en kolay çözüm yoludur. Çünkü dil milliyet kavramının içerdiği diğer unsurların taşıyıcısı ve varlığını sürmesinin yegâne yoludur. Eğer dili yok ederseniz diğer öğeler zaten yok olmaya mahkûmdurlar.

 


       Türkiye’de yaşayan Arap toplumu, Cumhuriyetin kuruluşundan beri bir dil erozyonuna mahkûm kılınmıştır. Bu süreç içinde Arapça dilimiz iyice bozulmuş ve artık insanlarımız kendilerini Arapça konuşarak kendini ifade edemez hale getirilmiştir. Artık konuştuğumuz kelimelerin neredeyse üçte biri Türkçe olmuştur. Bununla birlikte Arapça sandığımız kelimeler aslını kaybetmiş ve yozlaşmaya maruz kalmıştır. Günlük hayatımızda bunu çok bariz bir şekilde görüyoruz. Mesela okula gönderdiğimiz çocuklarımızla Arapça konuşurken onlar bizlere Türkçe cevap veriyorlar. Telefonla konuşurken bile tıkanınca hem konuşmaya Türkçe devam ediyoruz.

 

Rakamları zaten Arapça söyleyebilenimiz bile bir elin parmak sayısını geçmemektedir. Bunun nedeni ülkede uygulanan Türk milliyetçi politikalarıdır. Bu politikalar uygulanıyor. Bu uygulamalara da Arap toplumu ise bunlara çanak tutmakta ve işlevini yerine getirmesine için aktif veya pasif şekilde yardımcı olmaktadır.

 


       Arap toplumu uygulanan politikalar karşısında bir duruş gösteremeyerek bunlara pasif bir şekilde yardım etmektedir. Pasif derken bunu Kürtlerden yola çıkarak anlatabiliriz. Kürtler nesillerini bir yandan okutarak iyi yerlere getirirken bir yandan da çocuklarını kültürel anlamda eğitmektedirler. Bu şekilde de benliklerini kaybedilmesine engel olmaktadırlar. Kürt toplumu bu sayede çok iyi bir nesil yakalamış ve bunların meyvesini almaktadırlar. Örneğin bazı kamu kurumlarında artık Kürtçe tercüman bulunuyor ama maalesef Arapça tercüman bulunmamaktadır. Oysa Arapların bir tercümana daha çok ihtiyacı var.

 

Çünkü Kürt toplumunun zaten çoğu gayet düzgün şekilde Türkçe konuşuyorken,  Arap toplumu ise düzgün bir şekilde Türkçe konuşamamaktadır. Aynı şekilde TBMM’ de bir varlıkları olmasına rağmen maalesef Arapların öyle bir yapılanması yoktur. Bu bağlamda şunu da söyleyebiliriz. Toplumumuz bir şey yapmayarak kendini bir nevi kendi eliyle ikinci plana atmış ve kendilerini bilerek yozlaşmaya maruz bırakmıştırlar.

 


      Bunların daha kötüsü ise kendi elimizle yaptıklarımızdır. Bir şekilde eğitim almış olup da belli bir seviyeye gelmiş olanlarımız ise aktif bir şekilde uygulanan politikalara yardım etmektedirler. Çocuklarımıza anadilimizi öğretmiyor hatta daha ileri gidip çocuklarını öğrenmelerine bile engel olmaktayız. Sanki Arapça konuşmak gelişmeye engelmiş gibi kültürlerimizi dışlıyor ve ailelerimizden, toplumumuzdan koparmaktayız. Kendimizi inkâr ederek zorlama bir şekilde kendimizi ülkemizde bulunan baskın topluma ayak uydurmaya çalışarak yozlaşmaktayız.

 


      Ayrıca bu nedenlerden dolayı Arap toplumu Kürtlerinde aşağılamalarına da maruz kalmaktadırlar. Kürtler tarafından toplumumuz basit, zevk ve para dışında bir şey düşünmeyen bir varlık gibi düşünülmektedir.
     Tüm bunların karşısında toplumumuzun artık harekete geçmesi gerekmektedir. Ciddi bir siyasi yapılanmaya gidilmesi ve bunun yanında kültürel faaliyetlerle bunların daha çok vurgulanması gerekmektedir. Bu faaliyetlerle de dernekler aracılığıyla desteklenmelidir. Ve en önemlisi aile içi gerekli eğitimin verilmesi gerekmektedir. Çünkü toplumun çekirdeği nasıl olursa, toplum da o şekilde olur.

 


      Bunların yapılması gerekiyor ancak bunlar yapılırken yanlış anlaşılmamaya da dikkat etmek gerekmektedir. Bunların olmasını istiyoruz ama amacımız bunlarla ülkeyi bölmek gibi katiyen bir amaç olmamalıdır. Çünkü amacımız devletimizi, ülkemizi bölmek değil tam tersi toplumlarımızın daha iyi şekilde anlaşılması ve yozlaşmasına mani olmaktır. Bunları demokratik yollarla elde etmeliyiz. Şunu da belirtmek isterim ki istenen şeyler anamızın ak sütü gibi bize helaldir. O yüzden çaba harcarken tereddüde düşüp korkmadan mücadele etmemiz gerekmektedir.

Devamını Oku

ADI KONMAMIŞ RADYA

      Bir radyo hayal edin Anadolu Arapçası ile yayın yapan her şeyi ile yöresel doğal olan. Toplumun aynası, sesi olan. Hiç ön kaygısı olamadan, dinleyeni bir kişi olsa da kendine güvenebilen. Yöresel üslupla güldürebilen, ağlatabilen, düşündürebilen, utamadan kendi yanlışları ile alay edebilen bir radyo…

     Mesela radyodan biri “ya ehlu marhabteyn bikum” dese ne güzel olur değil mi belki de bu cümle hiç kurulmamıştır daha Türk radyolarında. Bir ilk olmak…

     Türkiye'de normal resmi dili kullanan bir radyo açsanız kimsenin dikkatini çekmez; ki zaten bunu yapan bir sürü ulusal-yerel radyolar var böyle bir şey yapmak israftan başka bir şey olmazdı. Ama arapça olsa… birde fasih Arapça değil de yerel Arapçayı kullanan bir radyo açmak bütün ilgileri üstüne toplar. Özellikle Anadolu Arapları bir radyodan ilk kez kendi dillerinde bir ses duymak onların ilgisini nasılda cezbeder.

    Yerel arapça diyorum çünkü devletin açtığı TRT Arapça’yı fasih Arapçayı kullanan diş arap ülkeleri dışında izleyenin olduğunu sanmıyorum; ki onlarda kendi kanalları dururken türkiye’den yayın yapan yabancı tv’yi niye izlesinler ki. Devlet,  Anadolu Araplarının kendi şivelerinden olan bir dil kullansa o zaman  izlenirdi belki kanal. Yine de şükür Anadolu Arapları için olmasa  da olsa bir şeyler yapılıyor devlet eliyle Araplar için.

    Farklı olunca fark ediliyor çoğu şeyler. Türkiye de etnik farklıkları dikkat çekerek milliyetçi tek millet, tek dil anlayışını yıkıp yöreselliğe yönelerek toplum içindeki farklığı yansıtmak kin nefreti söndürür. Belki de o zaman herkes sahiplenir bu ülkeyi kocaman sorunlar çözülür bir çırpıda.

    Bunu yapmak hayal etmekten zor bir şey olmasa gerek; bir stüdyo, ekip ve malzemeler bu kadar. Sunucuları sokaktan rastgele seçeriz çok da bilgili olmalarına gerek ki zaten kendi seviyesinde insanlara seslenecekler onlardan biri olmaları lazım. Nasıl ki bir yakınınız tv’ye falan çıksa hepimiz üşüşür onu izler neler dediğini merek edersiniz ya. Bizimki de o hesap işte. İçeriği için de zorluk çekmeyiz çünkü; işlenmemiş o kadar çok şeyler var ki Anadolu arapları ile ilgili sadece kendi aramızda konuşsak bile herkese ulaşırız.

    Mesela; Pazar günleri düğünlerden canlı bağlantı yaparız damatın; çiçeği burnundaki eşine olan sevgisini dinleriz hep beraber, belki orijinal şeyler çıkar güleriz ya da ağlariz. Akşamları büyüklerimizden ti’lile(akşam sohbeti) dinleriz. Yemek saatlerinden önce; A’mmuşe teyzemizden yöresel yemek tariflerini alır, gündüzleri; amatör sanatçıların yanında Nancy ajram, amr daib, haifa wehbe gibi tanınmış büyük Arap şarkıcıların parçalarını yayınlarız. Dediğim gibi konu sıkıntısı hiç olmaz bu radyoda.

     Belki de bu sayede çok saygın bir kurum olur aşiretler arasındaki husumetleri çözeriz.  Kan davalarını, başlık parasını kaldırırız. Bir dilek ağacı oluruz aşıklara araya girer kovuştururuz onları yasakçı gelenekleri delerek. Ya da şikayet kutusu oluruz zorla evlendirilmek istenen kızlara.

     Gençlere umut oluruz; bakın işte Araplarda bir şeyler yapabiliyor Türkiye’de, Çıkın o saklandığınız köşeden kendiniz ifade edin ve çekinmeyin arkanızda sizin gibi düşünen çok insanlar var yalnızlığa kapılmayın deyip önayak oluruz onlara. Özgüvenlerini toplar, bu bir kıpırtı olur, uyandırırız onları milletler cemiyetinde. Anlatırız onlara kendini ifade etmenin milliyetçilik, bölücülük olmadığını. Hem Arab’ım hem türkiye’liyim dışardan gelmedim buraya, hep burdaydim ben söyletme cesareti veririz onlara.  O zaman ben Arab’ım dediğimizde hangi ülkenden geldin gibi yersiz soru gelmez. Kabul edip benimserler Anadolu Arapları olduğumuzu

     Anadil insanların doğarken elde ettiği bir haktır, bunu konuşmak, savunmak  milliyetçilik değil bir görevdir, vefadır. Asrın getirdiği kitle iletişim araçları ulusal dilli bile yozlaştırıyor varın siz düşünün azınlık dillerinin hallerini Türkiye’de. Ama belki de bu radyo sayesinde dilimiz unutturmayız, eğitiriz gerekirse. Kendi kendimize açılım yaparız devletten beklemeden. Zaten kimin umrunda ki Arapçanın bir kolu unutulması. Bizi Arap ülkeleri umursadığı yok devletimizden beklememek lazım böyle şeyleri, bunu yapsa yapsa düşünen Arap Gençleri yapar. Milletler kendi dillerini korumak için yasalar çıkarırken biz bunu yapamazsak ayıp olur bize. Yazık olur bu dilin unutulması. Sadece Arapça değil Zazaca Kürtçe Süryanice vs.. bunlarda şu an arapça gibi can çekişiyor. Onlara da ilham oluruz hem…

      Velhasıl: Bu radyo Yılmaz Erdoğan’ın dediği gibi ‘beyaz bir kağıt gibi gibi herşey olmaya hazır’

@hsnkrtsh

www.facebook.com/7asan.karatash


 

Devamını Oku