Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

BAYRAM MESAJI

Kuran’da ki “De ki” ayetlerini “Bana ne ki” diye algılayan ve tüm Müslüman alemi birbirini yerken kavurma yeme derdine düşenler; İnandığınız o tanrıları "İhlas Suresi" ile teraziye koyun da artık kurban keseceğinize nefsinizi kesin, hala nefes alıyorken… Kesin ki; sokaklarda kırmızı eti bir "masal kahramanı" sanan bir tas sıcak çorbaya muhtaç, titreyen insanların olduğunun farkına varın… Farkına varın; Kurban’ın "kavurma partisi" olmadığının, kan akıtarak yapılan putperest bir "ayin" olmadığının, fedakârlık yaparak paylaşmak, paylaşarak yakınlaşmak olduğunun... 


Hac 37; Allah'a ne onların etleri, ne de kanları ulaşır; O'na ancak sizin erdemli davranışınız ulaşır.


Ayetlerin yerini adetlerin aldığı ve ailecek “GUT” olmanın bir iman göstergesi sanıldığı bu günlerde; İslam'ın “nakil değil, akıl dini” olduğunun farkına varıp ibadetini fedakârlık yaparak paylaşanlara "SELAM” eder, bu ibadet yılda bir gün değil her gündür diyerek paylaştığınız her anın bayram olması dileği ile büyüklerin "kanlı" ellerinden, küçüklerin "umutsuz" gözlerinden öperim…

 

Hüseyin KOCABAŞ 

e-mail : huseyin@huseyinkocabas.com 


w.site  : www.huseyinkocabas.com 

f.book : www.facebook.com/kocabashuseyin

Devamını Oku

MÜSLÜMAN KİMLİKTE YAZINCA OLUNMAZ!

 

Müslüman; kimlikte yazınca olunmaz, doğuştan olunmaz, zorla olunmaz, kelime-i şahadet getirerek olunmaz, Müslüman erkekle evlenilince olunmaz, sünnet olunca olunmaz, olunmaz da olunmaz...

Müslüman; Allan’ın varlığına, bütün peygamberlerin onun peygamberi olduğuna, bütün kitapların onun kitabı olduğuna ve din (ahiret) gününe inanılarak şirk (ortak) koşmadan iman edildiği ve yalnız ve de yalnız Allah’a teslim olunduğunda olunur.

 

Bakara 136; Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilenlere, Musa'ya, İsa'ya verilene ve tüm peygamberlere Rab'leri tarafından verilenlere inandık. Onların hiçbiri arasında ayırım yapmayız. Biz sadece O'na teslim olanlarız, deyiniz.

 

Bu kadar mı zannettiniz?

Bir de rehberimiz Kur'an-ı Kerim'i “OKU”mak, sürekli okumak gerekir. Okurken akletmek, düşünmek gerekir. Okuduktan sonra da uygulamak gerekir, hakkı ile uygulamak içinde “ERDEMLİ” olmak gerekir.

 

Al-i İmran 138; Bu (Kur’an); İnsanlara bir bildiri, “Erdemliler”e de bir yol gösterici ve öğüttür.

 

Erdemli Müslüman olmak için ise; Allah’ın dinini sürekli desteklemek, aynı zamanda bu desteği sosyalleştirerek zihni ve mali yönden dayanışma ve yardımlaşma içinde hayra ve barışa yönelik mücadele ederek her daim ayakta tutmak gerekir.

Dünya hayatının bir imtihan olduğunun farkında ahirete iman eden ve karşılığını yalnız ahirette alacağını bilerek malından, parasından, zamanından, sahip olduğu değerli herşeyden hiçbir dünyevi karşılık beklemeden vazgeçebilen ve bu yolda kendi ile yarış halinde olan, aynı zamanda bu duruş ve kimlik ile de topluma örnek ve destek olabilen kişiden daha erdemli kim olabilir…

 

Bakara 177; Yüzlerinizi doğu veya batı yönüne çevirmeniz iyilik değil. İyiler o kimseler ki Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanırlar; akrabalara, yetimlere, muhtaçlara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altındakilere seve seve para yardımında bulunurlar; salatı (destekleşme/yardımlaşma/dayanışma) gözetir, zekatı (ihtiyaçtan fazlasını) verir, sözleştikleri vakit sözlerinde dururlar; zorluğa, sıkıntıya ve zulme karşı direnirler. İşte doğru olanlar onlardır, “Erdemli” olanlar da onlardır.

 

Kişi hikayeleri önemlidir, örnektir, vesiledir... Bu yola samimice çıkan ve kendini bu yola adayan, sindire sindire aklederek iman eden birinin, kendi samimi sözleri ve nasılları, niçinleri ile “erdemlilik” yolunda Müslüman olurken attığı ilk adımlarını belki birilerine de vesile olur dileği ile sizlere aktarmak istiyorum.

 

 

Ben Olena, Ukrayna’da doğdum ve Hristiyan bir ailede büyüdüm. Bütün bildiklerimi annemden ve çevremdekilerden öğrendim. Annem inançlı bir insandır. O hep dua eder, düzenli kiliseye gider, kendine göre dinine olan sorumluklarını yerine getirirdi. Komünizmin egemenliğindeki o dönemde bile beni kiliseye giden, duaları bilen, bayramları kutlayan, hatta paskalyada yumurtaları ailede en iyi süsleyen biri olarak yetiştirmeyi başardı.

İncil mi? İşte onu hiç okumadım, herkes gibi atalarımın dinini öğrendim, İncil’de yazanı değil. Benim taptığım, dualarımı ettiğim kutsalım peygamberimdi. Tanrı ile aramda hep o ve diğer kutsallar vardı, bu durumda zaten Tanrı’ya da pek gerek yoktu.

Birgün eşimle tanıştık, kendisi Müslüman’dı fakat duyduğum bildiğim gibi değildi.  Enteresandır; Hz.İsa ve kitabımız İncil hakkında benden bile daha fazla bilgiye sahipti, dinime de saygı duyuyordu. Bana hiçbir zaman müslüman olmam konusunda baskı yapmadı. Ama her zaman Hz.İsa’nın Tanrı’nın oğlu olmadığını, ibadetin yaratılana değil yaratana yapılacağını anlatıyordu ve sebeplerini açıklıyordu.  Kuşkusuz duyduklarım mantıklıydı, hatta o güne kadar duyduğum en mantıklı şeylerdi fakat bütün inanç sistemimi temelinden sarsıyor, yerle bir ediyordu.

Düşündüm çok düşündüm. Sonra mı? Nihayet kalbimle beynimi buluşturabildim. Tanrı’nın bir oğlu olamayacağını, ibadetin bizim gibi yaratılmış bir insana yapılamayacağını, arada aracılar olamayacağını içime sindirdim. Ve dinimi Tanrı’ya has kılarak yaşamaya başladım. Bunlar benim ilk adımlarımdı.

Artık farkındaydım; Eskiden inandığım ve doğru bildiğim bütün kutsalların aslında bizi Tanrı’dan uzaklaştırmak için sonradan dinimize sokulmuş palavralar olduğunun. Farkındaydım o gizemli peygamber hikayelerinin, masallarının İncil’in kapağını açmamam için uydurulduğunun ve Tanrı’nın evi diye gittiğim o kiliselerin ikonasından mumuna, vaftizinden dualarına kadar birer ticarethane olduğunun.

Çünkü artık aklımı kullanıyordum, düşünüyor ve sorguluyordum…

Daha sonraki adımlarımda; Hepimizin aslında aynı Yaradan'a taptığının, varoluş sebebimizin ve tek gerçeğin tek olan Allah’a samimi bir kul olmak olduğunun, aslolanın ise ahiret olduğunun farkına varıyordum.

Ve öyleyse kabul ve iman da etmeliydim son kitabının Kur’an-ı Kerim olduğuna.

Artık zamanı gelmişti yıllardır evde rafları dolapları dolaşan o Rusça Kuran’ı elime alıp, okumaya başlamanın. Bende başta zannediyordum herkes gibi, okumanın zor olacağını okuyup anlamayacağımı. Oysa okuyunca anladım ki eğer samimi isen ve gönülden istersen Allah gözlerindeki o perdeyi kaldırıyordu, beynindeki kilidi, kalbindeki mührü söküp atıyor ve ayetlerini mucizelerini sana göstermeye başlıyordu.

Artık tamamen teslim olmuştum, Allah var ise ondan daha önemli ne olabilirdi ki; Ben mi, sen mi, ne?

Hayat hiçbir dönem kendimi böyle hissettirmemişti bana, çünkü hayatımın içi dolmuştu artık.

Kuran’ı okudukça “erdemli” insan olmanın öneminin farkına varıyordum. Okudukça onu, esas ibadetin hayra barışa yönelik işler yapmak, paylaşmak, destek olmak ve güzel ahlak olduğunun mesajını veriyordu bana.

Adımlarım da büyümüştü artık; Nihayet mesajı ve ne yapmam gerektiğini daha net anlıyordum.  Dinimi Allah’a ortak koşmadan, rehber Kuran’a göre yaşamam gerektiğini ve ahirette sadece Kuran’dan hesaba çekileceğimi biliyordum, ve artık “namaz”da kılıyordum.

Herkesin hayatında Yaradan’a yaklaştığı bazen de uzaklaştığı dönemler olur, sıkıntıya düştüğünde dualara sarılıpta sonrasında unuttuğu gibi, biz onu unutsakta o bizi unutmuyor demek.

Aklınızı kullanın, düşünün ve sorgulayın; Bizi ve herşeyi yaratandan başka, kim verebilir en iyi yaşam reçetesini bize?

Öyleyse deneyin bir kez olsun bu adımları atmayı, o hep yanıbaşınızda olana yaklaşmayı.

Unutmayın; Önemli olan ilk adımlardır, haydi durmayın atın o adımları…

 

 

Dileğim bu adımları bu güne kadar atamayanlara o’nun hikayesi ışık olsun. O’na da erdemlilik yolunda Allah yardımcı, Kur’an rehber, aşağıdaki ayet ise müjde olsun. Selam ile...

 

Bakara 277; İnanıp “Erdemli” bir hayat sürerek salatı (destekleşme/yardımlaşma/dayanışma) gözetenlerin ve zekatı (ihtiyaçtan fazlasını) verenlerin ödülleri Rab'leri katındadır. Onlar için korku yoktur ve onlar üzülmezler.

 

Hüseyin KOCABAŞ 

e-mail : huseyin@huseyinkocabas.com 

w.site  : www.huseyinkocabas.com 


f.book : www.facebook.com/kocabashuseyin

f.group: www.facebook.com/groups/ahirettesurprizolmasin

 

 

 


Devamını Oku

ARTIK “İBLİS” ÇIPLAK!

ARTIK “İBLİS” ÇIPLAK!

 

Hiç düşünmediniz mi; "OKU!" diye emredenin, birgün "OKUDUN MU?" diye soracağını!

Korkmayın korkmayın size değil; Siz nasılsa iman ettiniz bihaber, içinde ne yazdığını bilmeden, merak etmeden, anlamadan. Hem de hep huşu içinde okudunuz akustik tınıları tam ve mükemmel…

Okudunuz hep türbelere, kabirlere, cenazeye. Sık sık da okuyup üflediniz evinize, işyerinize, çoluğunuza, çocuğunuza, kimi zaman da pirince, tuza, suya, şekere. Okudunuz nazardan korunmak için, okudunuz şifa niyetine hastalara, birebirdi her türlü cilt rahatsızlığına siğile, çıbana, yaraya. Okudunuz zihni açılsın diye çocuğunuza, para kazansın diye kocanıza, hatta okuyup hediye bile gönderdiniz ölmüş yakınlarınıza. Elinizden düşürmediniz kandillerde, mevlütlerde, perşembe gecelerinde…

Saygıda da kusur etmediniz; Üç kere öpüp başınıza koydunuz, abdestsiz dokunmadınız, belden aşağı tutmadınız. Okumadınız başınızı örtmeden, keza lohusa iken, hayızlıyken ise aklınıza bile getirmediniz. Gerektiğinde üzerine el bastınız, icabında da çarpmasını beklediniz…

Kesinlikle hayatınızın hep içindeydi; Evinizde duvarda kılıflı kutsal bir duvar süsü, arabada torpidoda full kasko, üzerinizde birkaç ayeti yazılı cevşen hayat sigortası…

Sayesinde ahirete de yatırım yaptınız; Sevap kazandınız, günahlarınızı sildirdiniz,  dünyalık işlerinizi bile hallettiniz, 41 kere şunu, 72 kere bunu, 1000 kere de öbürünü okudunuz. Hatta başkalarına bile faydanız oldu türlü şekiller ile bilmem kaç kere okudunuz, okutturdunuz, adrese teslim gönderdiniz…

Riske dahi girmediniz; Anlamam ulemalar anlatmadan, kesmez eksiktir hadisler olmadan, zaten hepsini bilmeye ne gerek “üç kuluvallah bir elham” yeter de artar bile…

 

SİZ; Kitabımıza yüz çevirdiniz, içeriğine değil varlığına iman ettiniz!

SİZ; Yalan söylediniz, okumadığınız kitaba inandığınızı söylediniz!

SİZ; OKUMAK YERİNE MEYDAN OKUDUNUZ!

 

Şura 204;Onlar, hâlâ cezamıza karşı meydan mı okuyorlar?

 

O çok yücelttiğiniz, yere göğe sığdıramadığınız, el etek öptüğünüz, şefaat beklediğiniz “evliyalar, gavslar, şıhlar, şeyhler, hocalar, alimler, efendiler” hepsi elbirliği ile bu hale getirdiler sizi, acımadan yaptılar bu suikasti ahiretinize. Oysa ne diyordu kitabımızda;

 

Müddessir 3; SADECE RABBİNİ YÜCELT

Yunus 18; Allah'ı bırakıp, kendilerine ne zarar ne de yarar veremeyenlere tapıyorlar ve "Bunlar, Allah yanında bize şefaat edecekler," diyorlar. 

 

Önce içini boşalttılar kitabımızın, sonra üstünü örttüler, en sonunda da tedavülden kaldırdılar. Size inandığınız, iman ettiğiniz, bildiğiniz ve uyguladığınız herşeyin, her ibadetin, her kutsalınızın “Kur’an-ı Kerim”de yazdığını zannettirdiler.

 

Al-i İmran 78; Onların bazısı, kitapta olmayanı kitaptan sanasınız diye dillerini bükerek kitaba benzetmeye çalışır ve Allah katından olmadığı halde, "Bu Allah katındandır," derler. Bile bile, Allah adına yalan söylerler.

 

Sizleri uydurma, ritüellere dayalı aciz birer “Ayin Dini” mensubu yapıp robotlaştırdılar, sonsuz şirke sevkettiler. Demiyor mu sizin velilerinizden birisi; Kuran’ı Türkçe anlayarak okumak değil, Arapça ağlayarak okumak sevaptır.

Hakarete bak; Hem size, hem kitabımıza…

 

FUSSİLET 44;Onu yabancı dilde bir Kuran kılsaydık, "Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi?" diyeceklerdi. İster yabancı dil, ister Arapça olsun, de ki, "O, inananlar için (dilleri sözkonusu olmaksızın) bir rehber ve şifadır. İnanmıyanların ise kulaklarında ağırlık vardır. Onlara sanki uzak bir yerden sesleniliyor gibi onlara kapalıdır."

Kamer 40; Andolsun, biz Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

 

Bir kere açıp baksaydınız kitabımıza, görecektiniz inandıklarınızın yazmadığını, hepsinin şirk olduğunu, cehenneme birer bilet olduğunu. Ama teslim olmuştunuz ruhunuzu kaplayan şeytani cerahate, artık mühürlüydü kalpleriniz, şirk dolu safsatalar ile örülüydü kilitli beyinleriniz.

O beyinleriniz ki "ŞİRK"ten içi "SİRK"e dönmüştü, haberiniz dahi yoktu… 

 

Bakara 79; Kitab'ı elleriyle yazdıktan sonra onu ucuz bir fiyata satmak için onun Allah'tan olduğunu söyleyenlerin vay haline. Ellerinin yazdığından dolayı vay haline onların. Kazandıklarından dolayı vay haline onların! 

 

Siz kitabımızı dünya işlerinizi kolay yoldan halletme, ahiretteki riskleri ortadan kaldırma  aracına döndürdünüz. Siz kitabımızı mezarlık kitabına, ölülerle iletişim kitabına çevirdiniz. İçeriğini bilmediğinizden akledemediniz, düşünemediniz; Diriye gelmiş olan Kur-an'ı ölüye okumanın, trafik kazasında ölmüş birinin cesedine trafik kurallarını söylemeye benzediğini.

  Ama çaresizdiniz; Sizi Allah’a yakaran değil, türbe önlerinde cesetlerden medet uman, cesetlerin iktidarındaki türbelerden yönetilen, ölülerin egemen olduğu bir toplum haline getirmişlerdi.

 

Rad 14; Gerçek dua O'na yöneltilendir. O'nun dışında çağırdıkları ise onlara hiç bir şekilde karşılık veremezler. 

 

Sizi, dinin gereğiymiş gibi Yunan mitolojisini sollamış, mendilsiz seyredilemeyen eski Yeşilçam filmleri tadındaki evliya masalları, ha(va)disler, rivayetler, mesneviler, risaleler, külliyatlar ve daha bilmem neler neler ile uyuttular.

Sizi, Allah ile cehennem ile korkutup, size bedelle cenneti pazarladılar...

Sizi, Allah ile ticarete soktular; Beş vakit namaz ile günlük, cuma ile haftalık, oruç ile aylık, hac ile yıllık günahlarınızı, diğer uydurma formüller ile de kalan günahlarınızı sildirdiler. Sizi SMS ile Fatiha gönderen, japon icatları ile tesbih çeken, başına helal kelimesini ekleyip helal oje, helal bilmem ne satın almak için kuyruğa giren cahil müslümancıklar yaptılar.

Dini sadece belli gün ve gecelere has kıldılar. 365 gün yaradana dua edebileceğinize ve af dileyebileceğinize, sizi daha tasarruflu ve rantçı  bir duruma geçirerek yılda birkaç kere uydurma kandil gecelerini ibadetle geçiren, arada cumalara giden, bayramları kaçırmayan aciz kullar yaptılar.

Ama size ne bunlardan şimdi değil mi; Allah içinizi biliyor ya, kalbiniz temiz, niyetiniz de…

 

Ankebut 2; İnsanlar, sadece "İnandık, İman ettik" demeleriyle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sanıyor?

Bakara 214; Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler gibisi sizin de başınıza gelmeden (Allah yolunda uğraşıp didinmeden, sabretmeden) cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz?

 

Allah’ın vahyettiği 114 sure yetmez oldu da,  mübarek kitabımız Kur'an'da olmayan saçma-sapan evliya masalları, hadisler ve gereksiz bir yığın teferruat ile beyinlerinizi yıkayıp ve  sözde dini liderler ile bazı kitapları kutsallaştırıp, "Ata" merkezli “Gelenek Dini”ni icat ettiler.

Sizi, siz farkında olmadan günah işlemeye, insanlıktan yavaş yavaş çıkmaya sevkettiler...

 

Hucurat 16; De ki “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz?”

Bakara 170; Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun," dense, "Hayır, biz atalarımızın izlediği yolu izleriz," derler. Peki, ataları bir şey düşünemeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?! / Şeytan kendilerini alevli ateşin azabına çağırıyor olsada mı? (Lokman 21) 

 

Hiç farketmediniz mi; Dindarlık artarken ahlakın, adaletin, barışın, ilmin  azaldığını yerine cehaletin ve savaşların arttığını. Dinimize mezhepler, tarikatlar, fırkalar ekleyerek sizleri birbirinize kırdırdıklarını, tekbir tezahüratları ile birbirine saldıran gözü dönmüş holiganlara benzettiklerini…

 

Rum 32; Onlar ki dinlerini parçaladılar ve mezhep mezhep oldular. Her parti kendine ait (imam ve kitap) larla sevinip övünmektedir. 

En’am 159; Dinlerini parçalara ayırıp grup grup olanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır; sonra onlara durumlarını haber verecektir.

 

Hiç dikkat etmediniz mi; Bir taraftan cebini dolduran, diğer taraftan sağa sola fetvalar savuran o alim takımının bir kere Allah’ın ismini zikrederek Kuran’dan tek bir ayet dahi okumadığını, sizi aklınızı vicdanınızı kullanmaya sevketmediğini. Varsa yoksa; Doğaüstü olaylar eşliğinde kendi tasarladıkları tanrılaşmış peygamber şöyle buyurdu, böyle buyurdu deyip bidatlarla kendilerine biat ettirmeleri…

 

Maide 44; Allah'ın indirdiği ile hüküm vermeyenler inkarcıdır.

Tevbe 34;  Ey inananlar, din bilginlerinin ve din adamlarının çoğu halkın parasını hakketmeden yerler ve Allah'ın yolundan saptırırlar. Altın ve gümüşü yığıp Allah yolunda harcamayanlara acı bir azap müjdele.

 

Anlamadınız mı hala; Sizi Allah’ın sünneti olan Kuran’dan ve yaradandan kopardıklarını, kendi kurguladıkları sözde kainatın efendisi olan insanüstü peygamberin sünneti diye ne isterlerse yaptırdıklarını, kuklaya çevirdiklerini.

Sizi “YARADAN’A DEĞİL YARATILANA, İNDİRİLENE DEĞİL UYDURULANA” iman ettirdiklerini...

 

Şura 6; O'nun dışında veliler edinenlere gelince, onlar üzerinde gözcü de Allah'tır.

En’am 148; Ortak koşanlar, "Allah dilemeseydi, ne biz, ne atalarımız ortak koşmaz ve hiçbir şeyi de haram etmezdik," diyeceklerdir. Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar aynı şekilde yalanlamışlardı. De ki: "Yanınızda bize göstereceğiniz herhangi bir bilgi var mı? Siz ancak “ZAN”na (şüpheli ve çelişkili rivayetlere) uyuyorsunuz ve siz sadece tahminde bulunuyorsunuz."

 

Allah’a, peygamberimize ve kitabımıza iftira atan bu sözde alimlerin dolarları hesapsızca cebe indirdikleri tv ekranlarında veya başka bir platformda  hiç şahit oldunuz mu sadece Kuran diyen bir muvahhid ile tartışabildiklerini? Hep kaçsınlar köşe bucak… Size dayattıkları batıl dine bir kez olsun kitabımızdan delil getirebildiklerini? Nerdee, devam hep aynı masallara…  

 

Bakara 159;  İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti (biz kitapta açıkladıktan sonra) gizleyenleri hem Allah ve hem de tüm lanetleyenler lanetler.

Ankebut 51; Bu kitabı sana indirmiş olmamız ve kendilerine okunması onlara yetmez mi? Bunda inanan bir toplum için bir rahmet ve öğüt vardır. 

 

Ey, kitabından habersiz beynine kilit vurulmuş gelenek dini mensupları; Artık vahim tezgahın  bilincindeyseniz, karar verin kıblenize!

Hesap sorun, isteyin ahiretinizi geri! Bilsinler dünyalıklarının biteceğini, rantın gelirlerin kesileceğini, onları şefaatçi yapanların artık olmayacağını! Bilsinler artık yalnız Kuran’ı dinin kaynağı kabul eden anlayışın gerçek “İslam” olduğunu öğrendiğinizi! Bilsinler gerçek İslam’ın tek öğretisinin rehber “Kur’an-ı Kerim” olduğunu kabul ettiğinizi! Bilsinler ahirette hesap vereceğimiz herşeyin kitapta yazdığını ve yalnız ondan hesaba çekileceğimize iman ettiğinizi!

Bilsinler artık kitabımızı Arapça ağlayarak değil, Türkçe anlayarakokuyacağınızı, erdemli olacağınızı ve artık “Hakk’ı Halka” uydurmaya çalışmayıp “Halkı Hakk’a” yönlendireceğinizi!  

 

Zümer 3; Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır. O'ndan başkalarını veliler edinerek, "Biz onlara, yalnız bizi Allah'a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz" diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü vercektir.

Zuhruf 44; Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.

 

Farkettiniz değil mi; Hz.İsa’yı putlaştıran hristiyanlara dahi, peygamberimiz Hz.Muhammed konusunda nal toplatan o müşrik takımının, o dini afyon olarak kullanan din rantçılarının artık günümüzde utanmadan sıkınmadan, Yaradan’dan dahi korkmadan fütursuzca son çare olarak “Kuran Müslümanlığı” asrın fitnesidir, sapıklıktır, küfürdür diye tepinmeye başladıklarını. Hazır olun, yakında da “Işid”irsiniz kulaklarınızla muvahhidlere kafir dediklerini.

Firavun kalksa yerinden, boynuz kulağı geçmiş deyip ayakta alkışlardı bunları şüphesiz…

Tarihe not düşün! Belki de farkındalar artık sonlarının geldiğinden, yakında tedavülden kalkacaklarından. Korkuyorlar şüphesiz Allah’ın nurunu tamamlayacağından. İnsanların barışa, adalete, huzura, mutluluğa ve bolluğa kavuşacağından. Hurafelerden, batıldan arınmış, ritüellere dayalı olmayan, destekleşilen, yardımlaşılan, zalimliğin olmadığı, insan haklarına saygılı, arı-duru gerçek “İslam”ı yaşayacağından, korkuyorlar elbet…

 

Saff 8; Allah'ın ışığını ağızlarıyla söndürmek isterler. İnkarcılar hoşlanmasa da Allah ışığını tamamlayacaktır.

Nur 55; Allah, inanıp erdemli davrananlarınızı, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da egemen yapacağına, kendileri için seçtiği dini yerleştireceğine ve korkularını güvene çevireceğine söz vermiştir. 

 

Bilsinler artık maskeler düşüyor. Bilsinler artık “Kral” değil, o müşrik efendiler suretindeki “İBLİS ÇIPLAK!”

 

Biliyorum bu makaleyi okuyan bir çoğunuz isyan edecektir. Ama bilin ki; Bütün isyanınız ve meydan okumanız bu makaledeki paragraflara değil, paragraf aralarındaki Allah’ın ayetlerinedir.

Bu konularda konuşmak, yazmak; Allah adına konuşmak, yazmaktır. Eğer Allah adına konuşuyor ve yazıyorsanız; Kesinlikle Allah’ın kitabından konuşmak ve yazmak zorundasınızdır!

 

Sonra ahirette bi sürpriz olmasın! Bilin istedim, Selam…

 


Hüseyin KOCABAŞ

w.site  : www.huseyinkocabas.com

e-mail : huseyin@huseyinkocabas.com

 

Devamını Oku

İNDİRİLEN DEĞİL UYDURULAN DİN; “ZAN” DİNİ

İNDİRİLEN DEĞİL UYDURULAN DİN; “ZAN” DİNİ

 

 “Zan”nediyorsunuz ki;  “Hadisler olmadan Kur’an anlaşılmaz” diyerek “Yaradan’a değil yaratılana” iman edecek ve “Allah”a iftira edebileceksiniz. 

“Zan”nediyorsunuz ki; “Sünnet Allah’ın değil Peygamberindir” diyerek Sünnetullah’a değil Sünnetulnebi’ye uyacak ve “Peygambere” iftira edebileceksiniz. 

“Zan”nediyorsunuz ki; Allah’ın vahyettiği helallerine helal, haramlarına haram, günahlarına günah, farzlarına farz katarak “Kur’an- Kerim”e iftira edebileceksiniz. 

“Zan”nediyorsunuz ki; Allah’ın dinine mezhepler, fırkalar, sünnetler, olmayan namazlar, bayramlar, kandiller gibi bilumum uydurma eklemeler yaparak “İslam”a iftira edebileceksiniz. 

“Zan”nediyorsunuz ki; “Kur’an Müslümanlığı sapıklıktır” diyerek Allah dostları “Muvahhidlere” iftira edebileceksiniz.

 

“Zan” Ehli; Siz Yaradan’a değil, yaratılana tapıyorsunuz, indirilene değil uydurulana iman ediyorsunuz… 

“Zan”nettiğiniz şey aslında; İnandığınız, iman ettiğiniz, bildiğiniz ve uyguladığınız herşeyin “Kur’an-ı Kerim”de yazdığını “Zan”netmeniz…

 

Yunus 36; Onların çoğu, ancak “ZAN”na uyarlar. “ZAN” ise gerçeğin yerini tutamaz. Allah onların yaptıklarını bilendir. 

 

“Zan”nediyorsunuz ki; Peygamberimizi “Kainatın Efendisi” ilan edecek, onsuz zikri bile eksik sayarak Allah’a eş tutabileceksiniz. Onsuz Kur’anı bile eksik sayarak, Allah’ın kitabında katiyyen yazmadığı o düzmeceleri güya peygamber diliyle, sanki Allah’tanmış gibi yutturabileceksiniz. Farkınız var mı sizin Hz.İsa’yı tanrılaştıranlardan ya da diğerlerinden?

 

“Zan”nediyorsunuz ki; siz Kur’an ehli muvahhidlere “Hadis inkarcısı” diyerek etrafınızdakileri (maalesef size körü körüne inanmış zavallı müslümancıkları) onlara düşman edecek ve foyanız meydana çıkmasın diye onlara şüpheli ve çelişkili aslı astarı belli olmayan ha(va)disleri dinin olmazsa olmazı gibi göstererek “Kur’an-ı Kerim”den uzak tutmayı başarabileceksiniz.

 

En’am 148; Ortak koşanlar, "Allah dilemeseydi, ne biz, ne atalarımız ortak koşmaz ve hiçbir şeyi de haram etmezdik," diyeceklerdir. Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar aynı şekilde yalanlamışlardı. De ki: "Yanınızda bize göstereceğiniz herhangi bir bilgi var mı? Siz ancak “ZAN”na (şüpheli ve çelişkili rivayetlere) uyuyorsunuz ve siz sadece tahminde bulunuyorsunuz." 

 

“Zan”nediyorsunuz ki; Hadisler Kuran'ın açıklamasıdır. Haşa Allah'tan daha iyi açıklamaktadır çünkü Allah açıkladım demesine rağmen, size göre bunu başaramamıştır ve aciz kalmıştır.

 

Kamer 40; Andolsun, biz Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

 

“Zan”nediyorsunuz ki; Yaradan bize ayetleri ile bir çok yerde “eksiksiz, detaylı, kolaylaştırılmış, anlaşılır, açık açık izahlı ve tamdır” diyerek Kur’an ı Kerim’i tasvir etmişken siz Allah’ı hatalı, Kur’an-ı Kerim’i de yetersiz ve hadissiz anlaşılmaz gösterme çabasına girerek, Allah’a hakaret edecek ve kitabımızı tamamlanmamış bir kitap olarak gösterebileceksiniz. Size göre “Yaradan” bu konuda yetersiz ve eksik kalmış olacak ki bu boşluğu sizin ”yaratılan” alimleriniz, sözde Hak “mezhep”leriniz ve ha(va)disleriniz dolduracak.

Cehaletinize kendinizi o kadar kaptırmışsınız ki kendinizi aklamak için bakın nasıl da gülünç duruma düşüyorsunuz; Sahih yani doğru hadisleri anlamak için Kur’an’ı baz aldığınızı, hadisin doğruluğunu Kur’an’la test ettiğinizi ifade ediyorsunuz. Kısaca “anlaşılamayan Kur’an’ı anlamakta kullandığınız hadis”in doğruluğunu anlayamadığınız Kur’an’a onaylatıyorsunuz. Demek ki size göre “Anlaşılamayan şey, anlaşılan şeyi onaylıyor”. Vah, vah ki ne vah!

 

Rum 32; Onlar ki dinlerini parçaladılar ve mezhep mezhep oldular. Her parti kendine ait (imam ve kitap) larla sevinip övünmektedir. 

 

“Zan”nediyorsunuz ki; o zavallılar, Allah’a yakınlaşabilmek için peygamberleri, ehlibeyti, sahabeleri, şıhları, şeyhleri, mezhep imamlarını, tarikat liderlerini, cemaat başlarını, hocaları yada “Sizi”  kendilerine veliler ve şefaatçiler edinecekler yada araya köprü yapacaklar.

 

Şura 6; O'nun dışında veliler edinenlere gelince, onlar üzerinde gözcü de Allah'tır.

Zümer 3; Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır. O'ndan başkalarını veliler edinerek, "Biz onlara, yalnız bizi Allah'a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz" diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü vercektir. Şu bir gerçek ki, Allah yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.

 

“Zan” Ehli; Ya kitabımızı anlayarak okumuyor, ağlayarak okuyorsunuz ya da sadece seslendiriyorsunuz, ya gözlerinizde perde, ya kalplerinizde mühür, ya da beyinlerinizde kilit var, ya da atalarınızın dinine uyuyorsunuz, ya da fevkalade "bir rantın, bir dünyalığın" peşindesiniz.

 

Bakara 7; Allah kalplerini ve kulaklarını mühürler. Gözlerinde perde vardır ve büyük azap onlar içindir.

KEHF 104; "Onlar, iyi iş yaptıklarını “ZAN”nettikleri halde dünyadaki çabaları boşa çıkanlardır."

 

Siz değilmiydiniz; yüzyıllardır zulmeden, türlü türlü ritüeller uydurarak uygulanması imkansız hale gelmiş bir ayin dini yaratan, araya sizler gibi sözde alimler monte ederek kulu Allah’tan uzaklaştıran...

Siz değilmiydiniz; türlü türlü fetvalar vererek padişahları bile parmağında oynatan, kardeşi kardeşe, oğulu babaya kıydıran, recm uygulatan, idam uygulatan...

Siz değilmiydiniz; ayetleri hadisle nesh eden, hükmünü kaldıran veya değiştiren, mezhep savaşları çıkartan, müslümanı müslümana katlettiren …

Bilin ki; bütün isyanınız Allah’a ve gizlediğiniz ayetlerinedir!

 

Bakara 170; Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun," dense, "Hayır, biz atalarımızın izlediği yolu izleriz," derler. Peki, ataları bir şey düşünemeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?!

Şura 6; O'nun dışında veliler edinenlere gelince, onlar üzerinde gözcü de Allah'tır. 

 

“Zan”nettiğiniz gibi İslam ritüellere dayalı “ayin dini” değildir. İslam Kur’an ile açıklanan ahlaka dayalı bir yaşam biçimidir, bir duruştur. Kur’an çarpan değil, çarpıklıkları gideren bir kitaptır. İslam temel ibadeti namaz, olmazsa olmazı Cuma, kaçmazsa kaçmazı bayram namazları olan bir din değildir. Oysa ki namaz, Allah’ın huzurunda ne dediğini bilerek “O”nu yüceltme, şükretme, arınma, destek ve talep duraklarımızdır. Esas ibadet ise “Erdemli” olmaktır. Allah’a iman etmek ve teslim olmak, ayetlerine karşı kör olmamak, Allah’ı birlemede şirke düşmemek, Allah’ı yüceltmek, hesap gününün olduğuna ve ahirete inanmak, ihtiyaç sahiplerine malından parandan vermek, yardımlaşmak, zulme direnmek, adaletli olmak, güzel ahlaklı olmak, dürüst olmak, insanlara iyi davranmak, kimsesizlere sahip çıkmak, mazlumların yanında mücadele etmek ve daha niceleridir…

 

Enfal 22; Allah katında, yaratıkların en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği göremeyen) sağır ve dilsizlerdir.

 

“Zan”nediyorum ki; Abdest alırken çok titizsiniz, kılı kırk yarıyorsunuz. Oruç tutarken, vatkin girip girmediği ile ilgili sorup duruyorsunuz. Doğrusunu yapmak için kılı kırk yarıyorsunuz. Vakit girdi mi, girecek mi, girmiş mi, nerede girmiş, ne zaman girmiş? Tüm bunları sorup duruyorsunuz... Namazı kılarken, elli bin dereden su getiriyorsunuz. Akustik tınıları tam ve mükemmel  yapmaya çalışıyorsunuz. Hiç Cuma kaçırmıyorsunuz veya ayda 1-2 kere. Hac ile ilgili tüm incelikleri öğrenmeye çalışıyorsunuz. Ama iş “ERDEMLİ İNSAN” olmaya gelince;  Yoksulu yedirip giydirmeye gelince? Her ne olursa olsun Hakikati söylemeye gelince? Yardımlaşmaya gelince? Affetmeye gelince? Nefsini öldürmeye gelince? İnsanlara iyi davranmaya gelince? Zulme karşı olmaya gelince? Bunun doğruluğunu teyid edebilecek bir zihin yapısı inşa etmeye gelince?

Yok. Yoksun. Yoksunuz! Siz sadece ritüeldesiniz. Çünkü toplumda ödüllendirilen şey neyse, ilk ona kayıyorsunuz. Kur’an-ı Kerim’den haberiniz bile yok.

 

Ankebut 51; Bu kitabı sana indirmiş olmamız ve kendilerine okunması onlara yetmez mi? Bunda inanan bir toplum için bir rahmet ve öğüt vardır.

 

“Zan”nı terkedin; Kur’an ehli olun, aklını az kullanan aciz kullar olmayın, Kur’an’dan başka rehber edinmeyin, kitabımızı kendi dilinizde anlayabilmek için okuyun, kitabımızın kapağına değil içindekine saygı duyun, peygamber ne buyurdu diye değil Allah ne emretti diye saf tutun, atalarınızın putlarını kırın, geleneklerinizi inancınızdan sökün atın, namazları Allah için kılın, Allah’ın farz kıldığı namazları kılın, Allah rızası dışındaki namazları kılmayın, abdesti Allah’ın istediği gibi alın, İslam’da ruhban sınıfı olmadığı için  Allah’ın yasakladığı mezhepleri fırkaları terk edin, tarikatlar ve cematler ile ilişkinizi kesin, kutsallarımız belli iken dinimizde olmayan mübarek(!) uydurma geceleri kutlamayın, cimri olup zekatınızı kırkta bir vermeyin, hayızlı kadınlara herşeyi yasaklamayın, zorla kimsenin başını örttürmeyin ve kızlarınızı iffetlerini korumaları için tesettüre  zorlayacağınıza oğullarınıza ahlaklı olmayı öğretin, unutun bugüne kadar size servis edilen haramları helalleri sevapları günahları, mekruhtu vacipti müstehaptı bilmem neydi gibi icatlar çıkarmayın, Allah’tan başka yasa koyucu aramayın, mübarek gecelerde TV’lerde din sömürüsü yapan kimi müşriklerin beyninizi yıkamasına izin vermeyin, sermayesi din olanların peşinden gitmeyin, Allah’ın diriye gönderdiğini ölüye okumayın, şefaatçi aramayın, cesetlerden medet umup türbelerde helak olmayın, Yaradandan isteyeceğinize ölmüşden istemeyin, hurafelerle mücadele edin, erdemli olun, şirki terk edin, gelenek dinini terk edin, “Zan”na uymayın ve teslim olun, “İslam” olun…

Olun ki; “çoğunun” dünyadaki çabalarının boşa çıkacağı gibi, sizde ahirette azabı tatmayın. Sakın ha; Allah içimi biliyor, benim niyetim belli, bugüne kadar böyle alışmışım, kalbim temiz, vicdanım rahat derseniz ve devam ederseniz, artık amelleriniz boşa çıkar! Çünkü artık “UYARILDINIZ!”.

 

En’am 116; Yeryüzündekilerin “ÇOĞUNA” uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak “ZAN”na uyuyorlar ve onlar sadece tahminde bulunup saçmalıyorlar.

 

Hadissiz, yalnız Kuran’ı dinin kaynağı kabul eden İslam anlayışı, sonradan azınlığa düşmüş bir anlayış olsa da baştan beri var olan gerçek “İslam”dır. Gerçek İslam’ın da tek öğretisi rehber “Kur’an-ı Kerim”dir. Unutmayın; Bizim ahirette hesap vereceğimiz herşey kitaptadır ve yalnız ondan hesaba çekileceğiz! Rehberimiz “Kur’an-ı Kerim”i Arapça ağlayarak değil, Türkçe anlayarak OKU!’yun ve artık Hakk’ı Halka uydurmaya çalışmayın, Halkı Hakk’a yönlendirin.



UYDURULAN DEĞİL, İNDİRİLEN DİNE UYUN!

 

Zuhruf 44; Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz. 

 

Okuyunda; Ahirette bi sürpriz olmasın! Bilin istedim, Selam…

 


Hüseyin KOCABAŞ

w.site  : www.huseyinkocabas.com

e-mail : huseyin@huseyinkocabas.com

Devamını Oku

ŞİRK ve MEZARLIK KARDEŞLİĞİ

ŞİRK ve MEZARLIK KARDEŞLİĞİ

 

Hangi yatır, hangi türbe “kaça kaç” veriyor?

Hangisi  “koca”sı olmayana koca, “işi” olmayana iş buluyor?

Hangisi “jinekolog”, hangisi “psikolog”?

Hangisi “KPSS”ye, hangisi “ÖSSY”ye bakıyor?


Her işe ölülerin baktığı, cesetlerin iktidar olduğu, türbelerden yönetilen bir toplum! Alın size “Mezarlık Kardeşliği”


Korku filmi falan değil, GERÇEK...


Ölülerin egemen olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Her işe onlar bakıyor, her kapıyı onlar açıyor… Genci, yaşlısı, erkeği, kadını kapısında kul olmuş, mermerine elini yüzünü sürüyor, öpüp okşuyor, avuçlarını açmış yardım diliyor, dua ediyor, önünde sabahlıyor, önünde iftarını açıyor. Ve gerçekten güveniyor, yürekden inanıyor, hatta eşine dostuna tavsiye bile ediyor. Bu nasıl bir sevgi, bağlılık ve sadakat. Bu nasıl bir inanç?


Bilseniz, mezarda kemikler bile kalmamış, belki de içerisi bile bomboş, ceset bile yok! 


RAD 14; Gerçek dua O'na yöneltilendir. O'nun dışında çağırdıkları ise onlara hiç bir şekilde karşılık veremezler. 


Ey, dini bütün “Mezarlık Kardeşliği” mensupları; “Eyüp Sultan”ı kutsal topraklar ilan ederek her özel gününü ve ibadetini oraya giderek taçlandıran, “Telli Baba”sız düğünü, “Hızır”sız hıdırellez’i  “Oruç Baba”sız ramazan’ı geçirmeyenler; Neden, Allah bu kainatı ve bizi yaratmışken, şah damarımızdan dahi bize yakınken, her an yanımızda, her an bizi görüp gözetliyorken “O”na güvenmiyor ve “O”ndan istemeyi akledemiyorsunuz?

NEDEN?


Hiç ölmeyecekmişsiniz gibi şirk içinde, Allah’a envayi çeşit ortaklar koşarak, uydurma bir dini yaşıyorsunuz ya, birde gün gelip o türbelerde, mezarlarda yatanlar gibi öleceğinizi, hesap vereceğiniz günü ve neden hesaba çekileceğinizi düşünün. İşte o gün gelip çattığında, bazı soruların size sorulacağını ve ne cevap vereceğinizi düşünün…..

NASIL MI?


Yaradan, Nisa Suresi 43. ayette  “…ne dediğini bilinceye kadar… namaza durma” diyor… Namazını ne dediğini bilmeyerek “anadilinle” kılmadığın için sana şu soru sorulacak;

Neden namazlarında  Allah’ın huzuruna çıktığında  ne dediğini bilmiyordun?

NEDEN?


Allah, kılmamız gereken namazları “OKUYUN” dediği kitabında açık seçik belirtmişken, CİN Suresi 18. Ayette  Mescidler sadece Allah'a aittir; öyleyse Allah ile birlikte hiç kimseyi çağırmayın” diye emretmişken ve sen, sadece ve sadece “ALLAH RIZASI” için namazlarını kılmıyorsan, herhangi bir isim altında niyet ederek namaz kılıyorsan, emredildiği gibi, “dosdoğru” ve “zamanında” kılmaya çalışmıyorsan, sana namaz konusunda aşağıdaki sorular sorulacaktır;

Neden kılmadığın namazların kazasını kıldın? 

Neden “Sünnet” namazı kıldın? 

Neden Cuma Namazı’na gittiğinde “Zuhr-i Ahir” namazını kıldın? 

Neden “Vaktin Son Sünneti” namazını kıldın? 

Neden “Teravih” namazlarını kıldın? 

Neden “Bayram” namazlarında saflarda yer aldın? 

Neden camiye gittiğinde iki rekat “Selamlama” namazı kıldın? 

Neden  “ALLAH RIZASI” dışında namaz kıldın? 

NEDEN?


Yüce Rab’bim ne zaman, neden ve nasıl abdest alacağımızı da Kitab’ında açık seçik anlatmış. Sen abdesti de Kur’an’a göre uygulamadığın için, sana abdest konusunda da aşağıdaki sorular sorulacaktır;

Neden abdest alırken ağzına ve burnuna üçer-beşer kez su çektin? 

Neden Kur’an okumadan önce abdest aldın? 

Neden abdest almaya sağ elinle başladın? 

NEDEN?


Her gün en az kırk kez “Senden başka ilah yoktur” ve “Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz” dediğin halde (tabii ki arapça okuyorsan farkında olamayabilirsin)  dileklerini cami yanındaki türbelerde arayanlardan olduğun ve Rab’bimin yanına bir başkasını koyduğun  için sana “istek” konusunda da aşağıdaki sorular sorulacaktır;

Neden “Eyüp Sultan”a gidip mum yakarak dilekte bulundın? 

Neden “Hacı Bayram Türbesi”ne  gittiğinde çaput bağlayıp oğlun için hayırlı bir iş istedin? 

Neden yanına sirke alıp yarım dilim ekmek ile “Oruç Baba Türbesi”nde orucunu açtın? 

Neden “şu efendiden” ya da “bu efendiden” dilekte bulundun? 

NEDEN?

 

Yüce Allah, Kitab’ında kutsallarını belirlemişken (Ramazan ayı, Cuma günü, Kadir gecesi gibi)  Beraat, Regaip, Miraç ve benzeri isimlerde “kandil” geceleri icat ederek kutsallaştırılması ile ilgili sana aşağıdaki soruda sorulacaktır;

Neden bu gecelerde normal ibadetinin dışında “mübarek(!) uydurma kandil geceleri hürmetine ibadet ettin?                       

NEDEN?

 

Allah, “OKUYUN” emri ile okumamızı ve anlamamızı istediği Kitab’ının Zuhruf Suresi 44. Ayetinde “Bu Kitap’taki emir ve yasaklardan sorumlu tutulacaksınız, yalnız ondan hesaba çekileceksiniz” demekte. Sorumlu olduğun ve hesaba çekileceğin başka bir kitap olmadığı için sana aşağıdaki sorular da sorulacaktır;

Neden Kur’an-ı Kerim yerine “Kütüb-i Sitte” okudun? 

Neden hadis üreticilerine değer verdin? 

Neden hadislere uyarak bu sözde dini yaşadın?

NEDEN? 

 

Rab’bim, Kur’an-ı Kerim’de bir çok ayetinde “bölünmeyin, parçalanıp fırkalara, mezheplere ayrılmayın” diye uyarıyor ve emrediyor. Sorumlu olduğun kitap böyle demesine rağmen sana emredilene uymuyorsan aşağıdaki sorular da sorulacaktır;

Neden Sünni’sin? 

Neden Alevi’sin? 

Neden herhangi bir cemaate bağlısın? 

Neden Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli mezheplerinden birisine tabisin? 

Neden Bektaşi, Mevlevi, Nakşibendi tarikatlarıyla ilgin var?

NEDEN?

 

Kur’an-ı Kerim’de “zekat”ın önemine ve gerekliliğine dikkat çekilirken, ibadette namaz ile aynı tutuluyorken ve birlikte tekrar ediliyorken ve işin matematiğine girilmeden “fazlasını” ver diye buyuruluyorken,  şu sorulara da hazırlıklı ol;

Neden imanında herşeyinden fedakarlık ettinde parana kıyamadın?

Neden paranı ihtiyacı olanlara değilde tarikatine, cemaatine veya şeyhine bağışladın?

Neden kitabına değilde rivayetlere uyarak kırkta birini verdin?

Neden yetime, öksüze, muhtaca yardım etmedin, aşını paylaşmadın da firavun gibi öbür tarafa taşıyabileceğini düşündün?

NEDEN?

 

Yaradan, En’am Suresi 114. Ayette “Allah'tan başka yasa koyucu olmadığını ve bize kitabı detaylı olarak indirdiğini” belirtmişken , sen hala kuşkulanarak Allah’a ortak koşar, kendine türlü türlü veliler edinirsen ve kitabımızı yetersiz görürsen sana şu sorularda sorulacaktır;

Neden sermayesi din olan, Allah’ın dinini kendine ekmek kapısı yapan din rantçılarına uydun? 

Neden Allah ile arana birilerini köprü yaptın, medet umdun, fetva istedin, şefaat diledin?  

Neden Allah ne emretti diye değilde, Peygamberimiz ne buyurdu diye saf tuttun?

NEDEN?

 

Ve olmazsa olmazı, kopya vereyim kesin gelecek soru;

Neden ALLAH'ın elçisi, O'nun buyruklarını tastamam, ne eksilterek, ne arttırarak ileten, tek mucizesi Kur’an olan, bizim gibi günahları için af dileyen, hataları olan, tüm insanları sadece ALLAH'a ve tevhide çağıran, kendisine bizi gözet dediğimiz Muhammed Peygamber'e inanacağına ve onaylayacağına; Neden sen, Allah'ın hükümde ortağı ve sevgilisi, şefaatçi, kainatın efendisi, geleceği bilen, türlü türlü mucizeler gösteren, günahsız, insanları kendi sünnetine ve tesniyeye çağıran, hatasız, kendisine raina (bize çobanlık et) denilen Muhammed'e inanıyor ve onaylıyorsun?

  NEDEN? NEDEN? NEDEN?

 

Düşündünüz mü, bu sorulara ne cevap vereceğinizi?

 

Ey sözde dini bütün “Şirk Kardeşliği” mensupları; Yukarıdaki örnekler uzadıkça uzar, ne yazmakla nede saymakla biter.  Eğer siz bu soruların size sorulmasını istemiyorsanız “Rehberimiz “Kur’an-ı Kerim”i Arapça ağlayarak değil, Türkçe anlayarak OKU!’yun” ve unutmayın size sadece ve sadece Kur’an yeter ve yalnız ondan hesaba çekileceksiniz… 


 Zuhruf 44; Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz. 


 Okuyunda; Ahirette bi sürpriz olmasın! Bilin istedim, Selam…

 

Hüseyin KOCABAŞ

Antika ve Sanat Eserleri Uzmanı

 

w.site  : www.huseyinkocabas.com

e-mail : huseyin@huseyinkocabas.com

Devamını Oku

DİYANET SENDE OKU DİN-AYET!

DİYANET SENDE OKU DİN-AYET!

Gene birileri kızacak, birileri rahatsız olacak. Münafık ilan edecek, hadis düşmanı, mezhepsiz, sapık Kur’an Müslümanı diyecek yada özelden tehdit dolu mesajlar atacak.

Ramazandan ramazana, bayramdan bayrama, kandilden kandile, cumadan cumaya Allah’ı ve ona kul olduğunu hatırlayanlar, şeyhlerinin şıhlarının dizi dibinden ayrılmayanlar, hurafelerle yaşamaya alışmış hadis ehli, ümmetçi bilmem neci ve bilmem kimciler, yada onbir ay her haltı yiyip bu ayda geçmiş günahlarının bağışlanacağını sananlar; Sözüm size “Gelenek Dini” mensupları, Kuran’ı terkederken, onu duvarlara asarken, bırak okumayı dokunmak için bile türlü türlü ritüellere ihtiyaç duyarken, anlamak için değil de ağlamak için okurken, vücudundan yüksekte tutarak saygı gösterirken; Asıl saygının ve ibadetin içeriğini anlamak ve onu hayata yansıtmak olduğunu acaba ne zaman anlayacaksınız!…

Ey, kitabından habersiz, beynine kilit vurulmuş şirk dini mensupları; Unutmayın birileri her zaman OKU!’yacak. Ve okudukça, korkmadan kendinize gelin, silkelenin diye sizi ayetlerle (mecazen) tokatlayacak. Niye mi? Çünkü, bizim ahirette hesap vereceğimiz herşey kitaptadır ve yalnız ondan hesaba çekileceğimizi bildiğimizden… 

Ramazan ayı, Kur’an-ı Kerim’in indirildiği aydır. Bu ayda karanlıklar aydınlığa kavuşmuş, batıl paramparça olmuştur. İşte bu yüzden bu ayı oruçlu geçiriyoruz karanlıklar aydınlığa çıktığı için, hakikatin hakimiyetine şükretmek için.

Peki, Ramazanda kitabımızı kendi dilinde anlayarak okuyan kaç kişi var? Kimi TV kanallarındaki nur yüzlü zatların huşu ile anlattığı Yunan mitolojisini sollamış, mendilsiz seyredilemeyen eski Yeşilçam filmleri tadındaki ramazan programlarındaki palavraları dinin gereği saymayan, rehber edinmeyen?  Sağ sola sataşmadan, küfür kıyamet etmeden iftarı gören? Lüks restoranlarda ahbaplarına geleneksel iftar ziyafeti çekeceğine yada evindeki pastırmalarla donatılmış iftar sofraları yerine aşını yoksulla paylaşan? Şirk koşmayan? Salat’ı terk etmeyen?

Dini afyon olarak kullanan din rantçıları, din adına durmadan bir şeyler uyduruyorlar. Diyanet bilmeden doğru bir şey söyledi galiba; “Bu dini değiştirenler kendi kültür, medeniyet, gelenek ve göreneklerine göre şekillendirdiler.”

Kimisi şirk dolu o televizyon programlarında hala neyin orucu bozup bozmadığı tartışılıyor. Cevabını 1400 yıldır bulamayan bir toplumun, din tüccarlarına kurtarıcı gözü ile bakması kadar normal bir şey yok sanırım. Esasen cehalet içinde olduğunuzdan değil, dinin afyonu ile uyutulduğunuzdan gözlerinizde perde,  kalplerinizde mühür var.

Bakara 7; Allah kalplerini ve kulaklarını mühürler. Gözlerinde perde vardır ve büyük azap onlar içindir.

Bildiğiniz veya bilmediğinizi öğrenmeniz için size anlatılan herşeyi kitabımızda yazıyor sanıyorsunuz açıp bakmadan. Açıp bakamıyorsunuz da zaten! Demiyor mu sizin velilerinizden birisi; Kuran’ı Türkçe anlayarak okumak değil, Arapça ağlayarak okumak sevaptır.

Şura 6; O'nun dışında veliler edinenlere gelince, onlar üzerinde gözcü de Allah'tır.

Bu mübarek ayda konuşulacak o kadar çok konu var ki. Biz en kafa kurcalayanından, son günlerde üstüne en çok konuşulanından “İmsak ve İftar Vakitleri”nden bahsedelim. 

Doğal olarak büyük çoğunluk diyanetin takvimine uyuyor. Diyanet dediyse doğrudur, hatta bir tv kanalında Allah’ın ayetine fitne diyebilecek kadar gözlerini ve kalplerini karartarak. Kendini, hatta ahiretteki durumunu mezhep imamlarına teslim eden bir toplumdan diyaneti reddetmesini beklemek zaten aptallık olur. 

Ahzab 67; Ve dediler ki: Rabbimiz; biz büyüklerimize ve yöneticilerimize itaat etmiştik. Onlar da bizi yoldan saptırdılar.

Bakara 170; Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun," dense, "Hayır, biz atalarımızın izlediği yolu izleriz," derler. Peki, ataları bir şey düşünemeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?!

Peki neden kitabımızı bu konuda rehber edinmiyoruz da zifiri karanlıkta sahur, aydınlıkta da iftar yapıyoruz! Size hiç garip ve anlaşılmaz gelmiyor mu…

Bakara 187;  Şafağın beyaz ve siyah ipliğini birbirinden ayırt edinceye kadar yiyin, için. Sonra geceye kadar orucu tamamlayın. 

Şafağın/Fecrin siyah ipliği beyazdan ayrılıncaya kadar yiyin için emri var. Allah diyor ki yiyin için. Diyanet ise yemeyi içmeyi kestiriyor. Karar verelim yasa koyucumuz kim?

En’am 114;  Allah'tan başka yasa koyucu mu arayayım? O ki size kitabı detaylı olarak indirmiştir. Kendilerine kitap vermiş olduklarımız onun Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. O halde kuşkulananlardan olma.

Kur’an-ı Kerim’den anladığımız Tan yerinin ağırmasından itibaren oruca başlanır. Doğu ufkuna bakıldığında,  kara parçası ile gök arasında ince bir çizgi belirince ortalığın aydınlanmaya başlamasına İmsak vakti denir. Oruç akşam güneş batıncaya kadar devam eder.  İftar vakti için ise akşam demiyor, güneş batımı demiyor  “geceye yakın” diyor. Ama maalesef zifiri karanlıkda sahur, aydınlıkta da iftar yapıyoruz…

Kur’an Ehli’nin haklı çıkışlarına sessiz kalamayan diyanet konu ile ilgili bir açıklama yaptı ve sözde son noktayı aynen bu kelimelerle koydu; Biz prensip olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak, biz daima “ÇOĞUNLUĞUN” kabul ettiği görüşü esas almışız ve toplumla da bunu paylaşmışız.

En’am 116; Yeryüzündekilerin “ÇOĞUNA” uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece tahminde bulunup saçmalıyorlar.

Kur’an dan başka rehberler edinmeyi bırakarak, Allah’ın emri orucu Allah’ın kuralları ile tutalım. Tavsiyem, Süleymaniye Vakfı’nın alakalı ayet ile uyumlu olan imsakiyesidir. Şehrinize, semtinize, hatta evinize göre imsak ve iftar vakitlerini görebilirsiniz; http://www.suleymaniyetakvimi.net

Artık silkinme, şirkten kurtulma, okuma vaktidir, Allah’ın bize emrettiği dini yaşama vaktidir. Bizim ahirette hesap vereceğimiz herşey kitaptadır!

Zuhruf 44; Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.

Okuyunda;  Ahirette bi sürpriz olmasın! Bilin istedim, Selam…

 

Hüseyin KOCABAŞ   

Antika ve Sanat Eserleri Uzmanı

w.site  : www.huseyinkocabas.com

e-mail : huseyin@huseyinkocabas.com

Devamını Oku

YALAN TARİH İLLÜZYONU

YALAN TARİH İLLÜZYONU

Hazırmısınız; ezberleri bozmaya, size öğretilen doğruları yanlışa çevirmeye, beyinlerinizi kemiren bir sürü soruya cevap bulmaya!

Birkaç yüzyıldır beyinlerini yıkadılar insanoğlunun; evrim teorisi ve bunu merkezine alan bir tarih aldatmacası ile. Kütüphanelerimizde rafları doldurdular, yetmedi okullardaki ders kitaplarına kadar  girdiler.  Marx, Engels, Darwin, Dawkins ve daha niceleri…

Biyolojik tabanlı bir yazı olmadığı için delilleri sıralamayacağım; Lakin komünizm ve faşizm başta olmak üzere insanlığa felaket getiren tüm akımların temel dayanak noktası olan,  yaratılış gerçeğini inkar eden, canlılık için gerekli olan tek bir proteinin bile oluşumunu açıklayamayan evrimcilerin bir tek fosil örneği ile bile temelinden çöken, yerle bir olan bu sistemleri,  insanları gerçeklerden uzaklaştırıp imansız inançsız bireyler olması için tezgahladıkları bir kurgu idi.  

Yaklaşık 150 yıldır, 19.Yüzyıldan beri insanların, öncesi var ama finalinde maymundan geldiğini söyleyen darwinizmin yani evrim teorisinin, günümüzde artık esamesi okunmayan, ilim ve bilim adamları tarafından da çürütülmüş, hiçbir bilimsel delile dayanmayan bir aldatmaca ve kandırmacadan oluşan “komünist ideolojinin materyalist bir illüzyonu" olduğu aşikardır.

Bu gerçeklere rağmen Avrupalı’ların yalnızca %18’i yaratılış gerçeğine, ne acıdır ki geri kalan %82 ise evrim teorisine inanmaktadır. Ülke bazında ele alırsak bu tablo şu şekilde karşımıza çıkmaktadır; Almanya %14, Belçika %10, Danimarka %9, Finlandiya %16, Fransa %18,  İngiltere %20, İspanya %13, İsveç %12, İsviçre %24, Norveç’de ise halkın %19’u yaratılışa yani insanları Allah’ın yarattığına inanmaktadır.

Fakat hikaye daha eski; 17.Yüzyıldan itibaren bu sonuca ulaşmak için bir de tarih uydurdular. Artık maymundan gelmediğini bilen insanoğlu bu tarihide bilmek ve hafızasından çıkarmak zorunda.

Maymundan insana doğru evrimi gösteren şemaları özenle çizen ateistlerin ataları, mağara adamından geldiğimizi kurgulayarak bize aşıladılar.

Doğruydu! Fakat o şekilde değil.

Evet önce ateşi, sonra tekerleği daha sonra elektriği bularak bugünlere kadar bir medeniyet evrimi geçirmiştik ama söylenmeyen  tahmini 4,5 milyar yıl yaşındaki dünyamızda başka medeniyetler olup olmadığı ve bu tip bir medeniyet evriminden geçip geçmediği idi. Eski medeniyetlerdeki tarih ve bilgiler ya kulaktan kulağa yada yazılarak naklediliyordu sonraki kuşaklara. Afetler, savaşlar ve bilmediğimiz bir çok etken bu tarihi onlar ile birlikte bizim medeniyetimize intikalini imkansız kıldı, yada Yaradan öyle istedi.

Herkes bilir Atlantis ve Mu Kıtası’nı,  Kur’an-ı Kerim’de yazan Nuh, Hud, Salih,Şuayb ve Lut kavmini… Yaradan bu medeniyetleri neticelendirmiş ve sonrasında başka kavimler, medeniyetler yaratmıştı. Bizler nasıl bu kadar ileri gidebildiysek pek çok konuda, onlarda bir medeniyet evrimi geçirmişti kuşkusuz.

Rusların Orta Asya’da bulduğu arkeolojik bir keşifte; yüzbin yıl öncesine ait iskeletlerde kalp ve beyin ameliyatı bulgularına rastlanıldı; Demek ki tıpta ne kadar ileri idiler. Güney Almanya’da bir mağarada bulunan 35.000 yıllık beş delikli flüt ki Batı Müziği’nin temel formu olan yedi nota ölçüsünü seslendirmekte; ne kadar gelişmiş bir sanat zevkine ve kültürüne sahip olduklarını gözler önüne sermekte. Piramitleri yapan  Mısırlıların matematikte ne kadar  ileri olduğu ve daha niceleri gibi.

Ama olamaz maymundan ve mağara adamından gelen bir nesil piramitleri nasıl yapabilirdi!

Darwin’in evrim teorisi ve materyalist inanışa sahip fikir akımlarının ortak noktaları ve yegane amaçları dinsizlik ve insanların tamamına Allah’ın varlığını inkar ettirebilmektir.  

Geçmişin kanatları vardır uçup gider, tarih içinde kaybolur, beraberinde de bir çok şeyi götürür. Sadece miraslar kalır. Evvelki uygarlıkların yerini yeni uygarlıklara devretmesi, bu işlem esnasında da tüm tarihini, kültürünü ve döneminin gizemli eserlerini bırakması bizim en büyük mirasımız, korumak ve tekrar bir sonraki nesillere aktarmakda görevimizdir. 

Unutmayalım; Bizim medeniyetimizde neticelenecek; Kıyamet ile! Kitabımızda yazdığı gibi olacak…

Eee şimdi diyecekler ki; O vakit ahir zamandayız mehdi ve mesihin de gelmesi yakındır, yada geldi.

Müjdeler olsun size; Mehdiyet geldi ve dünyaya hakim!

Ama küçük bir farkla adı mehdiyet değil; MEHDİNET…  Kılıcı da basit bir mouse…

Tüm bilgileri alıp kitaplaştırabilseydik; Amerika veya Çin'in yüzeyini 13 kat kitapla kaplayabilirdik oysa ki artık tüm bilgiler sonraki kuşaklar için depolanıyor, küçük bir hareketle o bilgi deryasına dalabiliyorsunuz.

Artık herkes çıplak; dokunulmazlık kalktı, herkes birbirine dokunacabilecek kadar yakın.  Gizli saklı yok, herkesin herşeyin maskesi düştü. Hırsızlarda, din tacirleride, teröristlerde, diktatörlerde, yalancı ve uğursuzlarda herkes ama herkes vitrinde…

Artık önceki medeniyetlerde olduğu gibi tarih bizim kavmimizde kaybolmayacak, artık “MEHDİNET” dünyaya hakim...

Tabii ki Allah izin verirse….


Hüseyin KOCABAŞ   

Antika ve Sanat Eserleri Uzmanı

w.site  : www.huseyinkocabas.com

e-mail : huseyin@huseyinkocabas.com

 

Devamını Oku

AHİRETTE SÜRPRİZ OLMASIN !

AHİRETTE SÜRPRİZ OLMASIN !

Binlerce yıldır insanları ortak zevklerde birleştiren, yaratıcılığın ve estetiğin çatısı altında toplayan “Sanat”tır.  Oysa ki bütün bu değerleri bize sunan, ilham aldığımız unsurların tek bir yaratıcısı vardır ki o da yüce Rabbimizdir. Gerçek ve asıl sanatkar O’dur. Ressamın ölçülerle kısıtlı tuvalinde bize yansıttığı, O’nun şu koca kainatta bize sunduğu resmin yanında nedir ki? Bu sanatı anlamamız, takdir etmemiz ve uygulamamız için bize sunduğu kitabımızda O’nun sanatının en büyük göstergesidir. O, yarattıkları ile bize aklımızın alamayacağı öyle bir görsel şölen ile mucizelerini gösterir ki bize tek düşen görev , şükretmek ve onun ipine sımsıkı sarılmaktır.

Ama nerde?

Bırak şükretmeyi, öne çıkan ihtiyaç ve mecburiyetlerimizden dolayı sadece başımız sıkıştığında, zora düştüğümüzde veya bir şeyin olmasını çok veya çabuk istediğimizde ona koşarız. Oysa ki şah damarımızdan bile bize daha yakındır. 

Önceki bir yazımda bahsetmiştim;  ABD'de 17.500, Almanya’da 6501, İtalya’da 3.790,  İngiltere'de 1850,  İspanya’da 1343,  Fransa’da 1247 müze varken bizdeki müze sayısı kaç dersiniz? 295! Çoğu ülkenin şehirlerindeki müzelerden tüm ülkemizdeki müze sayısı daha az. Lakin üzülmeyelim, ülkemizdeki AVM sayısı müze sayısından, Toplu konut sayısı da müze envanterlerinde kayıtlı eser sayısından fazla.

Peki biliyormuydunuz; Türkiye’deki okul sayısi 67.000’ken cami sayısi 85.000. Hastane sayısı 1220, sağlik ocağı ise 6.300,  demek ki 60.000 kişiye 1 hastane, 350 kişiye ise 1 cami dusuyor! Daha fenası; Doktor sayısi 77.000, Din görevlisi ise 90.000! Kütüphane sayısi 1435, Kuran kursu ise 3852.

En fenası da; 1 opera, 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği varken, Cami yaptırma derneği sayısı 35.000. Unutmayalım “camileri insan yapar ama camiler insan yapamaz”.

 

Peki neden, nasıl böyle olduk? Acaba yüzyıllardır hadislerle, mezheplerle, imam, şeyh ve şıhlarla rüzgardaki bir yaprak misali yaradanımızdan ve O’nun kitabından uzak savrulup gittikte  hep doğruyu yaptığımızı zannederek Kur’an ehli olduğumuzu unuttuk  hadis ehli, ümmetçi, hanefi, şafi,  bilmem neci ve bilmem kimci mi olduk?

En’am 159; Dinlerini parçalara ayırıp grup grup olanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır; sonra onlara durumlarını haber verecektir.

Bize emredilen; putları ortadan kaldırmamız değil miydi? Nasıl oldu da; Peygamberimizi Hz. İsa gibi, hadis yazarları, bazı devlet büyükleri, tekkelerdeki aksakallılar gibi putlaştırıp yaradanın kitabının önüne geçirdik.

Rum 32; Onlar ki dinlerini parçaladılar ve mezhep mezhep oldular. Her parti kendine ait (imam ve kitap) larla sevinip övünmektedir.

Nasıl oldu da; İslamın şartı “5”, İmanın şartı “6” oldu. Ne oldu da; Kur'an  din anlayışımızın merkezinden çıktı, gelenekler inanç halini aldı. Ne oldu da; Din sadece belli gün ve gecelere ait oldu. Namaz  bayramlarda , kandillerde, cumalarda ve teravilerde yapılan bir ibadet oldu.  365 gün yaradana dua edebileceğimize ve af dileyebileceğimize, nasıl daha tasarruflu ve rantçı  bir duruma geçtikde yılda birkaç kere kandil gecelerini seçer olduk. Nasıl oldu da; Allah’tan dilemedik de, Şirk bayramı hıdırellezde Hızırdan medet umduk. Nasıl oldu da; Allah’ın vahyettiği 114 sure bize yetmedi de,  Mübarek kitabımız Kur'an'da olmayan Saçma-Sapan evliya masalları, hadisler ve gereksiz bir yığın teferruat ile beyinlerimiz  yıkandı ve  dini liderler ile bazı kitaplar kutsallaştırılıp “Gelenek Dini” icat edildi. 

Ve sonuçta; Araplaştırılmaya çalışılan, kendisine yapılan haksızlıklara boyun eğen, hurafelerle yaşamaya alışmış, İslam'ın temel öğretilerinden habersiz, zulme sessiz kalmış ve ezilmeyi kader zanneden pasifize edilmiş, duyarsız tepkisiz cahil "Müslümancık"lar oluştu....

 

Peki bu görevleri eksiksiz ve kusursuz yapmak için yarışırken ve öyle sanırken neden rehberimize hiç bakmadık, gerek mi yokdu, yoksa yapanlar daha mı iyi biliyordu. SMS ile Fatiha gönderen, japon icatları ile tesbih çeken, başına helal kelimesini ekleyip helal oje, helal bilmem ne satanlar, el etek öpenler veya anamızdan babamızdan veya kocamızdan böyle gördük diyenler  sözüm size;  İşin aslı bakmadınız, bakamadınız ! Neden mi? Korktunuz, belki de kitabımızda bunların hiçbiri yazmıyor ve emredilmiyordu. 

Ne acıdır ki; Günümüz gençleri arasında “deistlik” oldukça yaygın. Dinleri kabul etmeyip sadece  Allah’a inanan bu inanç sistemi milenyum gençliği arasında hızla yayılıyor. Beynini, aklını, mantığını kullanabilen bu gençlik, toplumun büyük çoğunluğunun inanç sistemini kabul edemiyor ve “böyle din olur mu ya” diyebiliyor ve maalesef yoldan çıkıyor. 

Herkes giyiminde kuşamında özgür dedik ama asıra yakın süre uygulamayı başaramadık.  Belki de yasaklar devrimler doğruydu!  Dünyadan soyutlanmış, aciz olan aciz gibi hisseden, sindirilmiş, aklını az kullanan, sadece kocasına itaat eden,  Allah’ın huzuruna dahi her zaman çıkamayan robotlar haline getirmek için  onlara kapanmayı, örtünmeyi dinimizin en büyük gereği ve göstergesi olarak sunmak; belki de ilk ve en yaptırımcı basamak idi.  Oysa ki asıl tesettürün  “göz ve kalp kapakçıklarında” olduğunu unuttuk. 

Peki hiç düşündünüz mü; Ya yanlış yapıyorsanız…

İslamın ilk emri; OKU!’dur. E peki aciz kul niye okumazsın, niye Allah’ın emrettiklerini  yapmazsın da  kulun söylediğini, kuldan gördüğünü yaparsın. Atanı, ananı, babanı, kocanı, şeyhini, şıhını neden kendine örnek alırsın da; Okumazsın!

Bakara 170; Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun," dense, "Hayır, biz atalarımızın izlediği yolu izleriz," derler. Peki, ataları bir şey düşünemeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?!

Hiç düşünmezmisin; Atan Allah’ın ayetlerine iman edeceğine çoğu uydurma yalan hadislere iman eder, sermayesi din olanların peşinden gider, dini afyon olarak kullananların el eteklerini  öper, medet umar. Yaradandan isteyeceğine, ölmüşden ister! Ama sizde haklısınız öyle gördünüz, öyle yetiştiniz. Allah ne emretti diye değil, peygamberimiz ne buyurdu diye saf tuttunuz. Size hep arada bir köprü olması gerektiği dikte edildi sonuçta şirke sevkedildiniz. Aklınızdan çıkarmayın; Allahtan başkasından medet uman şirk içerisindedir.

 

Kur’an anlaşılacak bir kitap değildir, bizi aracı edinin der bazı aklı evvel din rantçıları ama unuttukları  “Habeşli zenci köle Bilal”in bile anlayabildiğidir!

Şura 6; O'nun dışında veliler edinenlere gelince, onlar üzerinde gözcü de Allah'tır.

Zümer 3; Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır. O'ndan başkalarını veliler edinerek, "Biz onlara, yalnız bizi Allah'a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz" diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü vercektir. Şu bir gerçek ki, Allah yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.

 

Din adamlarına göre Ha(va)disler Kuran'ın açıklamasıdır! Bu teoriyi aslında düşünseler şu manaya geliyor; Hadisler Kuran'ı daha iyi açıklıyor! ama kimden daha iyi açıklıyor? Haşa Allah'tan daha iyi açıklıyor çünkü Allah açıkladım demesine rağmen bunu başaramamıştır ve aciz kalmıştır…. 

Kamer 40; Andolsun, biz Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

 

Unutmayalım;  İslam için en büyük engel, kitabından habersiz, beynine kilit vurulmuş bireylerdir. 

Bakara 7; Allah kalplerini ve kulaklarını mühürler. Gözlerinde perde vardır ve büyük azap onlar içindir.

Bırakın artık dinimizde olmayan şeyleri yapmayı, bırakın yüzyıllardır bize servis edilen helalleri, haramları, sevapları, günahları…

Unutmayın; Hadissiz, yalnız Kuran’ı dinin kaynağı kabul eden İslam anlayışı, sonradan azınlığa düşmüş bir anlayış olsa da baştan beri var olan “İslam”dır. Din hiçbir zaman dinsizlikle savaşmamıştır. Aksine her zaman Din, dine karşı savaşmıştır. Ah be bi “Oku”sanız ne sağı kalır, ne solu, ne önü, ne arkası, ne merkezi, nede paraleli…

Kur’an ahlakı Allah’ın bize emrettiği en önemli görevdir. Artık silkinme, şirkten kurtulma, okuma vaktidir, Allah’ın bize emrettiği dini yaşama vaktidir. Bizim ahirette hesap vereceğimiz herşey kitaptadır!

Zuhruf 44; Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.

Okuyunda;  Ahirette bi sürpriz olmasın! Bilin istedim, Selam….

 

Hüseyin KOCABAŞ   

Antika ve Sanat Eserleri Uzmanı

w.site  : www.huseyinkocabas.com

 

e-mail : huseyin@huseyinkocabas.com

Devamını Oku

SANAT TARİHİNDE 16.YÜZYIL

 

SANAT TARİHİNDE 16.YÜZYIL

 
Sanat Tarihi bakımından 16. Yüzyılın önemini belirtmenin bu paragraflara sıkışabilecek ve hakkı ile izah edilebilecek bir konu olmadığını elbette ki takdir edersiniz. İsa’dan önce 14. Yüzyılda Yunan Medeniyeti dünyada nasıl bir şimşek gibi yanıp söndü ise, 16. Yüzyılda sanat ve bilim âleminde öylece yanıp sönmüştür. 

Bu asrın önemi; sanat ve bilim dünyasında o devrin bütün yaşayanlarının sosyal durum ve görüşlerine göre katılmaları ve bu havanın en uzak Çin ufuklarından tutun da Hint, Orta Asya, Osmanlı, İtalya, Fransa ve daha birçok milletin hep birden sanat aşkıyla çalıştıkları gibi, aralarından çıkan sanatkârların yarattıkları harikalarla adlarını bugüne kadar ulaştırmalarındadır. 

Çin’de Ming devrinin (1368-1643) şaheserlerini 16.Yüzyılda yapılanlar arasında görüyoruz. Erişilmez örnekler hep bu yüzyılda yapılmış ve bir daha bu inceliğe ve güzelliğe erişilememiştir. 

Orta Asya’da Timur’un çocuklarının kurduğu Herat Medeniyeti bize bir Behzad, bir Mir Ali, bir Hüseyin Baykara ve Uluğ Bey tanıtır ki; minyatür, yazı ve bilim üstatları olarak bu dört ismi bütün dünya asırlardır takdir etmektedir. Hüseyin Baykara’nın sarayında toplanan sanatkârlar adeta birbirleriyle rekabet eder gibi çalışmışlardır. Bu devirde bilhassa Herat hat ve tezhip sanatının kabesi halinde idi. Mir Ali’nin talik olarak yazdığı kitapları, Behzad’ın zengin minyatürleri süslerdi. 

Hindistan ve İran’da minyatürlerin en güzelleri, halı ve kumaşların en inceleri, oymaların en zarifleri bu yüzyıla rastlar. 

Batıda Mikelanj (1475-1564), Leonado da Vinci (1452-1519), Rafael (1483-1520) gibi heykel ve resim üstatları da yine bu yüzyılda yaşamışlardır. 

16. Yüzyılda sanat dünyasına muhakkak ki en çok Türkler hizmet etmiştir. Bu asırda bize Osmanlı Medeniyeti bir “Sinan” vermiştir. Bu dahinin kurduğu okul, mimari sanat tarihimize yepyeni bir yön verdi. Mimaride, tezyinatta bir daha erişilmesine imkan olmayan harikalarıyla sanat dünyasında başta gelen yeri almış olduk. Bu yüzyıl her alanda kumaştan halıdan tutunda, çini, bakır …vs.. akla ne gelirse en güzeli ve bir daha yapılamayacak kadar emsalsiz olanına tanık oldu. 

Leh Kralı, kızının çeyizini hazırlatmak üzere kumaş, kadife ve kemha aldırmak için Bursa’ya heyetler gönderiyordu. O devirde saraylarda giyilen bütün elbiselerin kumaşları Bursa’da dokunurdu. Kumaşlara lazım gelen ipek böceği Bursa köylerinde yetiştirilir, altın ve gümüş sırmalar yine Bursa Simkeşhaneleri’nde çekilirdi. 

İznik ve Kütahya’da yapılan çini avani bugünkü tekniklerle bile başarılamayacak renk ve işçiliğe sahipti. Bu yüzyılda yaşayan ve rivayete göre ismi İbrahim, lakabı sarhoş olan bir usta bize mercan kırmızısı rengini hediye ederek; İznik çinilerini yirmi beş sene kadar bu renkle bezemiştir. Fakat ne yazık ki sırrını kendi ile beraber mezara götüren İbrahim Usta ile bu mercan kırmızısı da ölmüştür. Bursa’da Muradiye, Kanuni’nin oğlu Mustafa Sultan Türbesi, İstanbul’da Rüstem Paşa, Sultan Ahmet, Piyale, Tekkeci Camileri ile Manisada’ki Muradiye Camii, Edirne Selimiye Camii ile Topkapı Sarayı’nın mühim kısımlarında ki çiniler üzerinde bu kırmızı rengin en güzel örneklerini taşır. 

Lale, karanfil, sümbül, bahar çiçekleri, enginar yaprakları, üzüm salkımları ve nar çiçekleri İznikli kaşi sanatkârlarının ilham kaynakları olmuş, kökünden çıkan bir lale yine aynı saka muvazi sarmaşıklaşan bir karanfilin mevzun ahenklerle kucaklaşması seyrine doyulmaz bir tablo yaratmıştır.

Tarihler Lale Devri’ni; III.Ahmed zamanına yani 18.Yüzyıla mal ederler. Hayır! Lale 16.Yüzyılda gördüğü rağbeti 18.Yüzyılda görmemiştir. Kumaşlar, kadifeler, kemhalar, dibalar, çiniler, halılar, bakırlar, tezhipler, nakışlar hep lale motifi ile süslenirdi. Lale ve karanfil o devirde sanatkar zevkinin müşterek malı idi. 

16.Yüzyılda Türk ustalar ne yaptı ise işinde tam bir sanatkar olarak çalışmıştır. Dünya müzelerini süsleyen Türk eşyaları arasında en çok aranılanlar bu asra ait olanlardır. Üzülerek eklemek isterim ki bu gün ülkemizde bu devre ait eser çok az kalmıştır. Avrupalılar bu sanat eserlerinin değerini 200–250 sene önce takdir ederek ülkemizden ucuza toplatarak taşımışlardır. 

Bu devirden sonra, dünya sanat alemine çöken kabus 17.Yüzyılın sonlarına doğru tesirini daha fazla göstererek tam bir inhitat devrine sürüklemiştir. Bu bütün dünya için ayni akıbetten kaçınılması imkansız bir hal almış ne Çin’de o sanatkar kalmış, ne batıda Mikelanj’ın, Leonardo’nun yerini tutacak bir dahi yetişmiş ve ne de bizde yetişmiştir.

Dünya bilim ve sanat alemi bir 16.Yüzyıl yaşamakla asırlarca övünse azdır.  

 

Hüseyin KOCABAŞ   

Antika ve Sanat Eserleri Uzmanı

w.site  : www.huseyinkocabas.com

e-mail : huseyin@huseyinkocabas.com

Devamını Oku

BÖYLE TUVALE; BÖYLE FIRÇA!

BÖYLE TUVALE; BÖYLE FIRÇA!

Bizde yarım, dünyada sanat piyasasının bütçesi neredeyse 75 milyar dolar!

ABD'de 17.500, Almanya’da 6501, İtalya’da 3.790,  İngiltere'de 1850,  İspanya’da 1343,  Fransa’da 1247 müze varken bizdeki müze sayısı kaç dersiniz? 295!

Çoğu ülkenin şehirlerindeki müzelerden tüm ülkemizdeki müze sayısı daha az. Lakin üzülmeyelim, ülkemizde AVM sayısı müze sayısından, Toplu konut sayısı da müze envanterlerinde kayıtlı eser sayısından fazla.

Eskiden koleksiyoncular vardı bu işe gönül veren tutku ile bağlı. Araştırma yapan, müze gezen, kitap okuyan, hatta günün bir kısmını antikacıları, eskicileri gezerek mesaisini harcayan entelektüel ve aristokrat meraklılar vardı.  Eskiden mezatlar, antikacılar, piyasanın duayenleri,  antika pazarları, antikacılar çarşısı, iç bedesten, kuledibi, çınaraltı vardı. Vardı da vardı.

O eski, işten anlayan antikacıların birçoğu gitti; yerine prestijli semtte milyonlarca dolarlık antika showroom’u ve galeri sahibi muteber zatlar geldi. Piyasanın dört bir yanını danışmanlar, tekel eksperler, tefeciler, kaçakçılar, hırsızlar, mafya tuttu.  O mezatların yerini beş yıldızlı otellerin balo salonunda yapılan Meydan Larousse edasındaki kataloglara sahip müzayedeler aldı.  O piyasanın duayenleri yerini duayen danışmanlara, tekel eksperlere bıraktı.  

Eskiden bir eser çıktımı herkes heyecanlanır birbirine haber verir, üstüne sohbetler yapılır, koleksiyoncular gelir, inceler sever okşardı. 

Şimdi mi?

Eser sıkıntısı yok. Muteber antikacı ve galerilerde nereye baksanız bir başyapıt. Müzayede kataloglarının hangisinin sayfalarını çevirseniz onlarca başyapıt.

Nasıl mı?

Şimdilik sahte eserleri ve tekel eksperleri bir kenara bırakalım. Çünkü öyle kısaca yazılıp geçiştirilecek bir konu değil. Etraflıca başka bir yazımda sizlere bahsedeceğim.

Bu memleketi yüzyıllardır soymadılar mı, sanat eserlerimizi, kültür varlıklarımızı yurtdışına kaçırmadılar mı?  Şimdi de gözü müzelere, camilere, tekkelere diktiler.  Yazık değilmi, Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi’nden 300’e yakın eser çalmışlar son yıllarda. Bu eserleri alan koleksiyonculara, bilmeden satışlarına aracılık edenlere yazık değil mi?

Gerçekte sanat piyasası her geçen gün ölüyor.  Birilerine sorsanız piyasa çok canlı, dünya standartlarına ulaşmış. Fuarlar çoğalmış, müzayedeler artmış.  Birilerine sorsanız antika ve sanat eserleri en önemli yatırım aracı olmuş. 

O birilerine sormak lazım, peki nerede o gerçek koleksiyoncular, nerede o eski antikacılar, galericiler,  çarşılar, pazarlar. 

Koleksiyoncular tek tükte kalsa yerini toplayıcılara bıraktı. Toplayıcılar mı kim, onlar değişken. Dönem zenginleri, hortumcular, birilerinin yandaşı kısa yoldan köşeyi dönenler. Onlarımı kim yönlendiriyor; o meşhur danışmanlar, tekel eksperler ve lüks semtteki prestijli galeriler ve antikacılar.

Dünyanın neresinde görülmüş yaşayan bir sanatçının fiyatı bir iki senede ona, yirmiye hatta yüze katlıyor. Dünyanın neresinde görülmüş bir müzayede de “X” eser yüze, diğerinde yüzbine ya da daha fazlaya, belkide milyona...

Bir böbürlenme bir böbürlenme; Türk resmi hak ettiği seviyeye ulaştı.  İsteriz tabi, isteriz tamam da çıtayı o seviyeyi kim kimlerle nasıl çıkartmış. Müzayede de kim o bayrağı kaldırmış.  Olsun, sorun değil gene TMSF el koyar, alınanın onda birine eserler el değiştirir, piyasa canlanır!

Soruyorlar ne alalım?

Cevap veremiyorum çünkü benim uzmanlık alanım değil, hatta haddime bile değil. Nasıl cevap vereyim.  Tuğralı gümüş satılmıyor; Neden? Çok sahtesini piyasaya sürmüşler yakın tarihlerde, fiyatlar yerlerde. Koleksiyoncu tablo almaya korkuyor; Neden? Hangisi müzeden çalıntı belli değil. Tombak satılıyor, fiyatları da uçtu; Neden? İstanbul Kadıköy yakasında oturan zat-ı muhterem yaşlandı artık sahtelerini yapmıyor.  Aivazovsky uçtu, fiyatları dünya fiyatları ile aynı seviyede; Neden? Sahtelerini satan terk-i diyar etti ülkeyi de ondan. Türk Hat Sanatı altın çağını yaşıyor; Neden? Bu da iktidar dönemi zenginlerinin bir hediyesi,  artık para ayakkabı kutularına sığmıyor birazda sanata eğilelim.

Böyle tuvale, böyle fırça…

Sert oldu değil mi? Bence olmadı, biz bu ülkede alışığız böyle şeylere. İşin içine kültür sanat gibi laflar girince sert ve uzak gözüktü sizlere; ama banka hortumlamakta, borsa manipülasyonlarında, ihalelere fesat karıştırmakta, rüşvette, yolsuzlukta duysak?

Sözüm herkese değil tabii ki. Dedim ya tek tükte kalsa gerçek koleksiyoncular,  özel müze kuranlar,  bu işe gönül veren antikacı, galerici ve müzayede organize edenler var. Az da olsa…

 

Hüseyin KOCABAŞ

Antika ve Sanat Eserleri Uzmanı

 

w.site  : www.huseyinkocabas.com

e-mail : huseyin@huseyinkocabas.com

Devamını Oku