Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

MÜLAKAT SORULARI VE İŞ GÖRÜŞMELERİ

 

Mülakatlar ve iş görüşmeleri, üniversiteden yeni mezun olup, iş hayatına yelken açacak olan pırıl pırıl ve bir o kadar da fişek gibi olan gençlerin adeta korkulu rüyası gibidir. Bu görüşmelere katılacak olan gençler, meslek sahibi olmak için -onların söylemi ile- kendilerine iş mülakatlarında sorulacak “deli sorular”a odaklanırlar. İşte bu makalemizde bu soruları ve onlara verilecek cevapları beraberce masaya yatıracağız.

 

Bu makaleyi okumadan önce, bu konu ile bağlantılı olan “Nasıl davranmalı, nelere dikkat edilmeli ve ne giyilme(me)li” içerikli bundan önceki 2 makaleyi okumanız, konunun daha genişlemesine anlaşılmasında katkı sağlayacaktır.

 

Şimdi de bir adım daha atarak ilerleyelim ve; mülakatlarda muhtemel gelebilecek sorular nelerdir ve bunlara nasıl cevaplar verilmelidir?

 

1. Bize biraz kendinizi anlatır mısınız?

İş ve profesyonel yaşama dair bilgi, beceri ve donanımlarımızdan bahsedilir. Kesinlikle ukalalık yapmamalı ama ezik bir görüntü de verilmemelidir. Bu aşamada çok tevazu gösterip özelliklerimizi ve birikimlerimizi de asla gölgelememeliyiz. Net, anlaşılır, ama abartısız ve kesinlikle yalansız olmalıyız. Sadece doğruları ifade etmeliyiz. Sorulmadıkça çok özel, parasal, siyasi konulara girmemeliyiz. Çok uzatmadan gereksiz ayrıntılara girmeden tık-tık, net bir şekilde anlatacaklarımızı tamamlamayarak bize yöneltilen sorulara odaklanmalıyız.

 

2. Eğitim ve iş tecrübeleriniz nelerdir?

Burada diplomalarımızın dışında katıldığımız sertifika programlarına da vurgu yapmalıyız. Özellikle başvurduğunuz spesifik bir bölüm var ise, o konuda olan tecrübelerimizi kesinlikle göz ardı etmemeliyiz. Çünkü bunlar bizi diğer adaylar arasından tercih sebepleri olacaktır. Birlikte çalıştığımız, bize referans olacak ve işinde iyi, güvenilir olduğuna inandığımız, sektörün dürüst ve tanınmış isimleri varsa bunlardan bahsetmeyi de ihmal etmemeliyiz.

 

3. Neden üniversite de bu bölümü tercih ettiniz ve bu mesleği seçtiniz?

Okuduğumuz bölümü bilinçli bir biçimde tercih ettiğimizi ve buna göre gerekçelerimizi ikna edici bir şekilde sunmamız önemli ve etkilidir. Ancak bunda da dürüst olmalıyız. Kariyer hedeflerimizden de bahsetmemiz kesinlikle artı puan kazandıracaktır. Sadece gelecekten değil geçmişteki birikimlerimiz ve bilinçli donanımımız ile gelecek hedeflerimiz arasında güçlü bir köprü kurmayı da sözlerimiz ve cümlelerimizle sağlamalıyız.

 

4. Son çalıştığınız iş yerinden ayrılma gerekçeniz neydi?

İşte burada yapılabilecek en büyük hata ayrıldığımız iş yeri veya kişiler ile ilgili olumsuz sözler söylememiz olacaktır. O yüzden bu kesinlikle yapılmamalıdır. Öyle bile olsa, bu durum alabildiğine nazik ve saygın bir şekilde anlatılmalıdır. Bizi yüzde yüz haklı, karşı tarafın ise haksız olduğu en son nokta da bile kelimelerin sihrinden yararlanıp, en olumsuz olay ve kişileri bile daha pozitif ve asla yargılama / suçlama yapmadan önyargısız ve insani bir yöntemle anlatmalıyız.

 

5. Neden bizi tercih ettiniz ve neden buradasınız?

Burada kendi eğitim, tecrübe, bilgi ve becerilerimizle, şirketin politikaları arasındaki uyumdan söz edebiliriz. Bunu yaparken de asla şişirme yapmamalı ve yalan söylememeliyiz. Aksi halde istemediğimiz bir iş koluna alınır ve sonrasında da sevmediğimiz bir işi Üstün Dökmen’in anlatımıyla; ‘sevmeyerek yaptığımız şeylerden dolayı, bir ömür boyu mutsuz olunabilir’. Yine kariyer hedeflerimize ulaşmak noktasında birlikte atacağınız adımların karşılıklı faydaya dönüşeceğine de vurgu yapabiliriz. Burada da kendi yeteneklerimizi karşı tarafa fark ettirmemiz gerekli olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

 

6. Tüketici neden bizimle çalışmak istesin, sizin bize bu konuda katkınız ne olacak?

İşte bu soru çok önelidir. Aman dikkat! Çünkü eğer görüşme öncesinde şirket kültürünü, amacını ve görevlerini öğrenmemişsek ve sürekli “ben, ben, ben” diyecek olursak, başarılı olamayız. Ama konuya ön hazırlık yapılmışsa işte o zaman karşılaşılacak her somut olayda nasıl bir yöntemle bunu aşacağımızı da biliyor oluruz ve tüm bunları birleştirip görüşme sırasında sunabiliriz. Burada kendi tecrübelerimizle de o kuruma nasıl fayda sağlayabileceğimizi de anlatarak ‘bingo’ yapabiliriz.

 

7. Zayıf ve güçlü yönleriniz nelerdir?

Burada söyleyeceğimiz özelliklerimiz; uykuyu çok severim veya bol bol seyahat ederim olmamalıdır. Çok rahatımdır, dünya yansa umurumda olmaz. İş yaşamında karşılaşılan bir kriz karşısında “yapacak bir şey yok” şeklinde düşünürüm gibi de asla söylenilmemelidir. Daha doğrusu böyle bile olsa, bunları kendi sır hazinemizde saklamalı ve kimseciklerle söylememeliyiz! Çünkü; bu özelliklerimiz profesyonel iş dünyasının olumsuz olarak değerlendirdiği edinimlerdir. Evet, ‘hep doğruyu söylemeliyiz’ demiştik ama ‘her doğruyu her yerde söylemenin de doğru olmayacağını da aklımızdan çıkarmamalıyız…’

 

8. Bizden ne kadar ücret istiyorsunuz?

Din, dan, don! İşte tehlike çanları şimdi çalıyor. Sakın bu tuzağa düşmeyelim. Genelde iş arayanların en tutuk oldukları veya acabaları ve keşkeleri çok olan bir soru size. Cevaba gelince: Sakın ama sakın uçmayalım ve şirket politikasına ve pozisyonuna uygun miktar neyse onu söylemeye çalışalım. Bu konuda iş piyasasında gerçekten öne çıkan özelliklerimizden ve iş tecrübemizden dolayı bir birikiminiz var ise, bu durumda makul ve kararlı ama piyasa şartlarını da göz önünde tutarak ifade etmeliyiz. Burada asla; ‘ben yıllarımı verdim bu işe. Benden iyisini bulamazsınız. Ben bu konuda en iyilerden birisiyim’ şeklindeki bir “ben” girdabına girmemeliyiz ve bunu yapıyorsak da boğulmanıza çok az kalmıştır bu iş görüşmesi girdabında diye düşünmeliyiz. Kısacası, öyle bile olsak; makul, mütevazı naif ve davranmakta fayda var. Ancak gerçekten işin ehli iseniz bir Fransız gibi çok nazik bir o kadar yaptırımcı olabilirsiniz. Bu konuda gerçekten hiçbir fikriniz ve tecrübeniz yok ise bu konuda takdiri İ.K. uzmanına bırakmak riske girmemek olacaktır.

 

9. İşimiz çok streslidir bu ortamda çalışabilecek misiniz?

İşte bir tehlikeli soru daha. Hatta size önerim, görüşmelere gitmeden bence bir İK’cı kadar olmasada, mülakat çeşitlerine de bir göz atmanızda yarar vardır diyebiliriz. Hayatın her noktasında ve insan ilişkilerinde işimize oldukçayarayacaktır. Tekrar geri dönecek olursak; pozisyona uygunluğumuzu ölçmek amaçlı olarak bize “Stres Mülakatı” uygulanıyor olabilir.

 

İşte böylesi bir durumda,bizim de çok bilinçli ve rahat olmamız gereklidir. Elbette bir o kadar da samimi olmak kaydıyla. Neden mi? Çünkü biz eğer burada rol yaparsak ve öylesi bir pozisyona alındığımızda, çok kısa bir zaman içerisinde bu yöntem bize sıkıntı yaratacaktır. Bu iş bizi boğacak ve başarısız, mutsuz bir ferde dönüşmemizi sağlayacaktır. İşte bunun için, yine bu tutuma göre normal şartlarda verilecek tepki kontrollü olarak verilmelidir. Stresin aslında tüm yaşamı kapsadığından da böylesi bir durumda söz edilebileceğini de aklımızdan çıkarmamalıyız.

 

10. Grup çalışmasını mı yoksa odaya kapanıp tek başınıza mı çalışmayı seversiniz?

Bu soruda yine riskli olan bir diğer sorudur. Burada cevap aslında çok nettir. Her ikisinin de gerektiği ortamlarda çalışabilme, kendimizi bunlara uyumlamaya çabamız söz konusudur.

 

11. Sosyal yönünüz nasıldır? İnsanlarla iletişim yönünüzden bahseder misiniz?

Alın işte bir tuzak soru daha. ‘Ben asosyalim aslında. Hep iş odaklı çalışıyorum’ diye bir palavra bizim aslında o iş için iletişime açık bir kişi olarak çağrıldığımızdan bi-haber olarak verebileceğimiz en kötü cevabımız olacaktır. İşte burada da, yine şirketin kültürü, iş pozisyonuile ilgili bir ön hazırlığın gerekliliği yeniden karşımıza çıkmaktadır.

 

Gelebilecek muhtemel sorular veya benzeri sorular olarak hemen hemen aynı yönde olacaktır. Sorular ve cevaplar elbette çok önemli ancak diğer ayrıntıları da atlamamak gerekir. İşte bu ayrıntıları daha önceki yazılarımızda dile getirdiğimiz şekliyle bu 3 makaleyi sıralamış bulunmaktayız.

 

Son olarak, yapılan bilimsel araştırmalara göre; işe alımlarda öne çıkan etkenler; başvuru yapan kişinin donanımının ardından; iletişim becerileri, kişisel sunumu, kıyafet seçimi, kıyafet seçimlerinin yerindelik ilkesine uyumu, hijyeni, kendisine ve işine gösterdiği özen, sosyal yaşamı ve iş hayatında ki nezaket kurallarına hakimiyetinin önemi ve önceliği kendini göstermektedir. Sunum teknikleri, yazılı ve sözlü ifadeleri, diksiyonu, telefonla iletişimi ve e-posta kullanımı konusunda da yetenek düzeyinin önemine işaret etmektedir. Tüm bunlar işe alımda adayları öne çıkartan etkenler ve o işe alınmaya katkı sağlayan özelliklerdir.

 

Size açılacak yeni iş kapıların anahtarları aslında bütünüyle sizin elinizde. Bilgi, beceri ve donanım anlamında heybemizi çok iyi doldurmaya bakmalıyız.

 

Unutmamalı ki; fişek gibi iş dünyasında yerini alan “y” gençliği ve onları takiben gelmeye başlayan “z” gençliğine de başarılar temennisiyle…

 

ZARAFETLE…

 

 

Devamını Oku

İŞ GÖRÜŞMELERİNDE VE MÜLAKATLARDA NE YAP(MA)SAK!

İŞ GÖRÜŞMELERİNDE VE MÜLAKATLARDA NE YAP(MA)SAK!

İş imajımız bizim kartvizitimizdir, değil mi?..

Ne güzel söyler, Cenap Şehabettin; ‘Üzerinizdeki kıyafetimiz bizim en güçlü referans mektubumuzdur’ anlatımıyla… Bir diğer anlatımla; kıyafetimizin dili, bizim nereye gittiğimizi bir adım öncesinden söyleyebilmelidir… Aslında bu sözlerin üzerine fazla söze de gerek yok!

Görünüşümüz, kim olduğumuzun adeta resmi değil yağlı boya tablosudur! O zaman giyim tarzımız, iş görüşmesine gittiğimiz yerin kültürüne göre tercih edilmeli. Kıyafetleri taşımamız ve dış görünüşümüzün temiz, düzgün ve firmaya uygun olması; geldiğimiz yer, statümüz, ruh halimiz, zevklerimiz ve kültürel alt yapımız tamamıyla giyindiklerimizle ve kıyafetlerimizle kendimizi sergiler.

Bir iş görüşmesine giderken o işe ne kadar hazırlandığımız ve bu işi ne kadar ciddiye aldığımız, giyindiğimiz kıyafetlerimizden rahatlıkla anlaşılır. Biz özen gösterip kendi saygınlığımızı ortaya koyarsak, karşı tarafın tavrı da buna göre değişkenlik gösterecektir. Bu yüzden o çok istediğimiz işe kabul edilmemizde kıyafetimizin ve verdiğimiz ilk ön izlenimin önemi çok büyüktür. Ayrıca ilk görüşmede kıyafetimize verdiğimiz önem, işverene de güven aşılar. Onun bize vereceği görevi ne kadar iyi yapabileceğimiz konusunda bizim kıyafetlerimiz, adeta önden giden bir haberci / bir temsilci gibidir.

İş görüşmesine gittiğimiz şirketin kurumsal kimliğine uygun giyinmek önemlidir. Şirket kültürünü göz önünde bulundurmaya paralel giyilecek kıyafetler ile oluşturacağımız ilk intibanın adeta işe başlamanın ilk reçetesi gibidir de denilebilir.

Genel prensiplere ve sektörlere göre baktığımızda, giyim tarzı çok değişkenlik gösterebilir. Bir banka çalışanı, bir magazin dergisinde veya bir gazetede çalışanına göre çok daha resmi giyinmesi gereklidir. Yine bir reklam ajansında çalışan, birçok farklı sektörler de çalışanlara göre çok daha yaratıcı giyinebilir. Bu sebeple, iş görüşmesine gittiğimiz kurumsal kıyafet yönetmeliği hakkında bilgi edinmek, bize kesinlikle artı bir değer katacaktır. Eğer bununla ilgili elimizde hiç bir bilgi yoksa işi riske atmamalı ve her durumu kurtaran ve daha ciddi, daha genel olan kıyafetler tercih edilmelidir. Böylelikle, hem profesyonel davranılmış, hem de işverende güven uyandıran bir izlenim bırakılmış olacaktır.

Gideceğim yer bir reklam firması veya bir magazin dergisi, bir tv kanalı diyerek savunmaya geçen danışanlarım oluyor. Tamam, yaratıcılık, renkler, hayal dünyası hepsi tamam. ‘Smart Casual’ olsun, çok daha rahat oluyorum diyenler. Serbest ve rahat giyineyim mi? Çünkü; “Business Casual” tercih eden bir firmaya iş görüşmesine gidiyorum diyenler... Bu durumda dahi; dağınık, rahat, tıraşsız, özensiz bir giyim hiçbir zaman doğru değil. Silikon Vadisi giyiminin bile kendi içinde kuralları var. Evet rahat olabilir ama bu özenli olunmasına asla engel değil. ‘Peki o zaman nasıl olacak bu?’ diyorsanız, buyrunuz…

İş görüşmelerine gidilen firma yaratıcı bir firma bile olsa, asla allı güllü kıyafetler, çiçekli böcekli desenli çoraplar tercih edilmemelidir. Renkli, hatta nazar boncuklu ve her parmağın farklı ojelerle süslendiği durumlarda, ‘acaba biz neyin yaratıcılığını sergiledik?’ diye yıllar sonra bile kendinize sorar ve kendi kendinize gülerek utanırsınız. Pırıl pırıl parlayan renk ve desenler ile göz alıcı kumaşlar da iş görüşmeleri için önerilmeyecek tercihlerdir.

Kıyafet tercihinde; gri-mavi jean veya yerine kanvas bir pantolon tercihi çok şık durabilir. Ancak; üzerine kazak veya ağzı yüzü bir yerlere kaymış penye bir tişört yerine, bir blazer veya hoş bir gömleğin tercih edilmesi her zaman çok daha yerinde bir tercih. Bu arada manşet ve kol düğmesini de kesinlikle ihmal etmemeliyiz. Artık serbest giyim içinde bile renkli kol düğmeleri, stil sahibi bir erkeğin farkını ortaya koyan ince bir detay. Süs mendilleri de aksesuarda vazgeçilmez olan bir diğer ayrıntı. Unutmayalım; kalite ayrıntıda gizlidir! Bir beyaz, bir de mavi siz mendili de bizi her durumda kurtaracak olan aksesuarlar. Ama sakın bunu bir marul marul sarkmış olarak kullanmayalım! Kısaca yaratıcı firmaya gidiyorum diye sandık eskilerinizi üzerimize geçirmeyelim. İşte bize işi kaybettirecek bir sebep, sandık eskisi ve dağınık, özensiz kıyafetler.

Daha ciddi bir iş görüşmesine giderken beyefendilere jilet gibi giyinmiş olmak acaba bütün kapıları açar mı? Evet çoğu zaman açar. Stil sahibi bir erkek için, gündüz giyimi lacivert bir takım elbise ile beyaz/mavi gömlek ilk tercih olmalıdır. İkinci sırayı antrasit dediğimiz -ama lütfen gri demeyin çünkü- koyu olan bir renk takip eder. Füme bir takım da oldukça hoş durur. Üçüncü tercih ise ki biz bunu iş görüşmelerinde ve iş giyiminde ilk üçün en sonuna koyarız, siyah takım elbise. Elbette; siyah/beyaz asaleti ve resmiyeti asla tartışılmaz…

 

Koyu renk takım elbise, tercihen beyaz veya mavi gömlek. Desensiz, düz bir gömlek ve buna uygun bir kravat durumunda ise kravat rengimiz mesaj verir konumdadır. Resmi giyimler koyu rengi tercih eder. Kırmızı veya bordo ise dominanttır. Giyiminizde göze ilk hitap edecek olan bir tek şey olacaksa, tercihimiz kravattan yana kullanılmalıdır.

 

Takım elbisenin ayakkabısı ise deri ve bağcıklı olarak tercih edilmelidir. Ayakkabı boyalı ve temiz bir ayakkabı olmalıdır. Takım elbise için dört derinin renk uyumu dediğimiz bir uyum vardır. Bunları, ayakkabı, kemer, çanta ve saat olarak sıralayabiliriz. Takım elbise her zaman deri kordonlu bir saat ister! Ayrıca traşlı, temiz, abartısız ve mümkünse jölesiz bir saç stili ile iş görüşmesine gidilmesi de bize artı değerler katmış olacaktır…

 

Şimdi de genç arkadaşlarıma yani “Slim Fit İtalyan Kesim” tercih edenlere seslenmek istiyorum. Paçaların darlığını ve kısalığını abartarak bebek mezarı gibi ayağınızı ortaya çıkarmak konusunda çok başarılı olmanıza gerek yok!..

 

Hanımefendiler ise; etek-ceket veya pantolon-ceket tercih edebilirler. Ceket her zaman kıyafeti ciddi gösterir. Hanımefendiler açısından döpiyes veya tayyör her durumda ciddi, şık ve güven veren bir giyim tarzıdır. Tayyör içine de gömlek veya bluz giyilir. Döpiyesin içine bluz giyilmez. Aralarındaki temel fark budur. Takım elbise altına ise kesinlikle burnu kapalı ayakkabı tercih edilmelidir.

 

Hanımefendiler açısından elbette kıyafetle uyumlu, sade bir ayakkabı da çok önemlidir. Ayakkabınızın modeli de bir o kadar önemli olan diğer ayrıntı. Düz veya platform topuk ayakkabılar iş görüşmeleri açısından kötü birer tercih sayılır. İş görüşmesi dışında profesyonel iş yaşamında da mümkünse dolgu ve platform topuklar tercih edilmemeli. Açık ve düz ayakkabılardan uzak durmalı. Evet ‘ya rahatlığımız?’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Elbette bunlar ile daha rahat olabilir. Ancak böylesi durumlarda resmiyetten ve zarafetten de fersah fersah uzaklaşılmış olunur. Onun yerine stilettolar kurtarıcı ve zarif bir tercih olacaktır.

Temiz ve dağınık olmayan saçlar da bu görüntümüzü kuvvetlendir. Bu yüzden de sade bir saç modeli her zaman tercih edilmelidir. Görüşmeye abartısız bir makyajla gidilmesi de ayrıca önemlidir. Hanımefendiler içinde takım elbise renkleri aynı şekilde geçerlidir. Penye elbise ve tişörtlerden de, leopar desenler file ve örgülü giyimden de uzak durulmak gereklidir. Görüşmeye gideceğimiz firma çok yaratıcı olsa da, asla ama asla geyikli, çiçekli böcekli tayt veya çoraplar bu görüşme için tercih edilmemelidir.

Kullanılan aksesuarlar mümkünse çok sade ve az sayıda olmalıdır. Hareket ettikçe ses çıkaran bilezik ya da avize gibi küpeler ve uzun şelale kolyeler profesyonel yaşamda çok tercih edilmemelidir. Yüzümüzde piercing olmamasının gerektiği gibi, elimizin veya yüzümüzün görünen bir yerinde dövme de bulunmamalıdır. Bunlarla vedalaşmadan iş görüşmesine mümkünse gidilmemelidir ve günlük iş yaşamımızda da bunlara izin olmadığını da aklımızdan çıkarmamalıyız.


Yine kişisel bakım konusunda da çok özenli olunmalıdır. Örneğin, çok abartılı parfüm asla kullanılmamalıdır. Çünkü parfüm çok kişisel bir seçimdir ve görüşeceğimiz kişi bizim kullandığımız parfümden hoşlanmıyor olabilir. Yapılacak iş görüşmelerimizde en iyisi çevredekilerin hissedebileceği herhangi bir koku kullanılmamalıdır. Eğer ille de kullanılacaksa o zaman hem çok hafif kokulardan olmalı, hem de az kullanım tercih edilmelidir.

Sonuç olarak eğer işi görüşmesine gittiğimiz bu işi almak ver orada çalışmak istiyorsak ve çok özgür ve yaratıcı bir firma ile iş görüşmesine gittiğimizden de emin değilsek, kesinlikle koyu renkli elbiseler tercih etmekte yarar olacaktır. İş görüşmeleri için takım elbiselerde lacivert veya antrasit olanlar en iyi tercihlerdir. Çok resmi, sade ve bir o kadar asil görünmek istiyorsak, o zaman da siyah-beyaz takım elbise tercih edilmelidir...

 

Unutmayalım!

 

Ne kadar sade, o kadar şık, ne kadar şık o kadar asil ve zarif…

 

Zarafetle efendim…

 

Devamını Oku

İŞ GÖRÜŞMESİ – MÜLAKAT İÇİN KENDİMİZİ HAZIRLAMAK!

 

 

İŞ GÖRÜŞMESİ – MÜLAKAT İÇİN KENDİMİZİ HAZIRLAMAK!

İnsanlarla iletişimde ilk saniyelerin ne denli önemli olduğunu hepimiz biliriz. Tanışmalarda ilk saniyeler altın değerinde kıymetlidir. Çünkü bir kez daha tanışmanın ikinci bir şansı yoktur. Bir diğer söylemle; “İlk intiba son intibadır!”

İşte bu tanışmaların ve görüşmelerin en önemlilerinden birisi de iş görüşmeleridir. Yani ter döktürülen mülakatlardır. Belki ömrünüz boyunca çok severek sahip olacağınız bir iş için unutamayacağınız tatlı bir esinti. Belki de hayatınız boyunca hiç sevmeden sadece para kazanmak amacıyla yapacağınız işiniz için açılan zorunlu bir kapı. Ya da size; ‘kötü bir anınızı anlatır mısınız?’ dediklerinde yüzünüz kızararak başlayacağınız ve; ‘bunu ben yapmış olamam’ diyerek kendinizin bile inanmak ve hatırlamak istemeyeceği o kabus anlarınızdır. İşte bu mülakatlar aslında kısacık ama bir o kadar da hiç bitemeyecekmiş gibi uzun gelen dakikalardır…

Peki böylesi bir mülakatta, bu iş için en uygun aday benim mesajını vermek için bize düşenler nelerdir? Gelin isterseniz şimdi de madde madde bunları sıralayalım.

1.Elimize iletişimin ve yüreklerin altın anahtarını almayı asla unutmamalıyız ki; bu da yüzümüzdeki tatlı, naif ve bir o kadar da ölçülü ve zarif tebessümümüz. Bu tebessüm kesinlikle samimi ve içten olmalıdır…

2.En güzel kıyafetimiz üzerimizdeki özgüvenimiz olmalıdır. Hangi konu olursa olsun, o konudaki bilgimiz / bilgi birikiminiz de özgüvenimizi artıran en önemli unsurdur. Gözlerde ki korkular, o konudaki bilgi ve tecrübe eksikliğinin en temel göstergesidir. ‘Biliyorum da yapmıyorum’, ‘bu benim kendi tercihim’ noktaları bile bir çeşit özgüven sergiler.

3.Başvuru yapmadan önce özgeçmişimiz çok özenli bir şekilde hazırlanmış olmalıdır. Hatta iş pozisyonlarına yönelik olarak bizle ilgili önemli ve gerekli ek bilgiler gerekiyorsa bunlar da eklenmelidir. Çünkü mülakata çağrılmadan önce, profesyonel, güncel ve söz konusu pozisyona uygun olmanın gerekliliği aşaması her zaman ilk turu geçmemize vesile olmaktadır. Düzgün, özenli, profesyonel ve kurumsal hazırlanmış bir özgeçmiş ilk hazırlanan dosyanın içindeki bilgilerin incelenmesi aşamasındaki elemede ve sonrasında gerçekleşecek olan mülakatta bize katkı sağlayacaktır.

4.Gidilecek kurum, şirket veya iş yeri hakkında mutlaka bir ön araştırma yapılmalıdır. Bu kurumun kültürü mutlaka bilinerek gidilmelidir.

5.Nezaket Kuralları çerçevesinde davranmakta bu görüşmede bir diğer artı unsur olarak kendini gösterir. Her durumda ve her ortamda olduğu gibi, önce “selam” sonrasında da “kelam” olmalıdır. Ve hatta olumsuz geçtiğine inandığınız bir görüşmeden sonra bile kesinlikle teşekkür ederek ayrılma ihmal edilmemelidir. Bunu yapmak bizim kendi kalitemizi sergiler. Kalite ise asla tesadüf değildir! Önce usul, sonra üslup ve son olarak esas gelir. Bu konuda bunu unutmadan özenli olunması bize çok artı değer katacaktır.

6.İş görüşmelerine olası ise en az 15 dakika önce gitmelidir. Erken gidilip orada fiziki ve psikolojik olarak kendimizi ortama hazır hale getirmek bize katkı sağlayacaktır. Yapılacak en büyük hata ise görüşmeye geç kalmaktır. Böylesi bir durum bizim disiplinli olmadığımızın bir göstergesidir.

7.Görüşmeye mümkünse telefon ile girilmemelidir. Eğer yanımızda ise mutlaka kapatılmalıdır. Titreşimde dahi olması olumsuz bir izlenim olacaktır.

8.İş görüşmesine giderken yanımızda kalem ve kâğıt bulundurmalıyız. Görüşme esnasında görüşülen konularla ilgili kısa notların alınması, hem kendimizin söz konusu pozisyonla ilgili daha iyi değerlendirme yapabilmemize katkı sağlar, hem de karşı tarafta olumlu bir izlenim bırakır. Ancak bu her konuşulanı yazmak şeklinde değil, gerektiğinde not almak şeklinde uygulanmalıdır. Keza göz temasını kaçırmış oluruz.

9.Cüzdan, gözlük, anahtar, cep telefonu gibi özel eşyalarımız varsa bunlar asla toplantı masasının üzerine konulmamalıdır. Böylesi davranmak, bizim iş görüşmesine verdiğiniz önemi, kişilere saygıyı ve nezaketli duruşumuzu sergiler.

10.İş görüşmesi esnasında bize içecek bir şey ikram edildiğinde, mümkünse kabul edilmemeli, bu olmuyorsa çay veya su gibi içecekler istenilmelidir. Bu bizim mütevazı bir karaktere sahip olduğumuzun bir göstergesidir. Yapılacak en büyük hata ise ‘Sade bir Türk kahvesi olsun lütfen’ demiş olmamızdır. Muhtemelen bu içecekleri içmeye bile zaten zamanımız olmayacaktır. Ayrıca heyecanımızdan içeceklerin üzerimize dökülmesi, akabinde yaşanabilecek odaklanma ve motivasyon bozuklukları gibi problemler de söz konusu olabilir. Ayrıca içeceğimizin tabağını, asla İ.K. uzmanının veya ilgili yöneticinin masasına da koymamalıyız.

11.Görüşme esnasındaki konuşma tarzımıza ve ses tonumuza da dikkat edilmelidir. Konuşmalarımız argo kelimelerden uzak durulmalı. Açık, anlaşılır, tutarlı ve güven veren üslupta olmalıdır. Çok yavaş ya da çok hızlı konuşulmamalıdır.

Ayrıca günlük hayatta çok sık kullandığımız “hımm, hee, eee, yaa ” gibi asalak seslerden de uzak durmalıyız. Diksiyon eğitimi mümkünse üniversite yıllarında veya yapılamamışsa iş yaşamına başlamadan önce alınmış olmalıdır. Aynı gereklilik ‘adap, nezaket ve protokol’ eğitimleri içinde geçerlidir.

12.Mülakat esnasında dürüst, samimi, tutarlı, nazik ve samimi ama laubalilikten uzak bir üslup kullanılmalıdır. Ayrıca karşı tarafın sözünü kesmemeye de dikkat edilmelidir. Asla yanlış bilgi verilmemeli ve bilgi de saklanmamalıdır.

13.Görüşme gerçekleştirilirken vücut dilimizin karşı tarafa verdiği mesaj çok önemlidir. Görüşmede dik bir şekilde oturarak, karşı tarafla sürekli ve rahatsız edici olmamak kaydıyla göz teması kurulmalıdır. Geriye yaslanarak, ayak ayak üstüne atarak, kolları birleştirerek oturmak ise genellikle olumsuz bir izlenim bırakabilir. Genelde insanlar mülakatın stresinden dolayı ellerini nereye koyacaklarını bilemezler. Ellerimizi kesinlikle masanın altına veya cebimize götürmemeliyiz. Konuşma esnasında da mümkünse ellerimiz ve başımız da sözlü iletişimi destekler biçimde kullanılmalıdır.

14.Görüşmeye yalnız gitmeyi tercih etmeliyiz. Yanımıza dışarda bekleyecek bile olsa kimseyi almamaya özen göstermeliyiz. Anne kuzusu izlenimini vermemek adına!

15.Pozitif bir başlangıç için mülakatı yapan kişinin eli uygun biçimde sıkılmalı ve abartılı olmayacak şekilde de gülümsenmelidir. Ne eldiven ile tokalaşma, ne ölü balık usulü, ne de kurban pazarlığı tutuşu biçimindeki gibi çok sert el sıkışması yapılmamasına da özen gösterilmelidir.

16.İkram edilse dahi sigara içilmemelidir. Bu beraberinde bir tuzak teklif olabilir.

17.Mülakat esnasında saate ve camdan dışarıya bakılmamalıdır. Çok sıkıldım gitmek istiyorum, mesajını verir.

18.Mülakat öncesinde elinize sürdüğümüz kremden dolayı vıcık vıcık bir eli tokalaşma için eminim uzatmayız. Yine ellerin terli ve ıslak olmaması konusunda gereken tedbir alınmalıdır.

19.Mülakata gideceğimiz gün ağız kokutacak gıdalar yenilmemelidir. Hijyene de dikkat edilmelidir. Öncesinde yenilmiş veya içilmiş ise mutlaka dişler fırçalanmalıdır.

20.Ağzımızda mini minnacıkta olsa, asla sakız bulunmamalıdır.

Not: Daha sonraki yazımızda; mülakatlarda muhtemel gelen/sorulacak sorular ve kıyafet konusunda nelere dikkat etmemiz gerektiğini ele alacağız. Neler neler yapıyoruz bu konuda birlikte okuyup, eğlenerek öğreneceğiz…

 

 

Devamını Oku

KADIN ‘IN’ BAYAN ‘OUT’ MU?

 

‘Kadın’ veya ‘bayan’ söylemleri arasındaki farkı ayırt etmem ciddi bir tecrübe ile sabitlenmişti. Doktora jürisi için herkesin 10 dakikada çıktığı kapıdan içeriye girdiğimde 45 dakikada çıkacağımı asla tahmin dahi edemezdim. İlk saniyelerin önemini bilirsiniz mülakatlarda. Çok güzel başladı ve devam ediyordu, taaa ki protokol ve adap kitaplarında hanımefendilerin önceliklerini belirtirken neden hem kadın hem bayan kelimelerini kullanmışım diye feminist ama bir o kadar da tatlı bir öğretim üyesi hocam sazı eline alana kadar.

 

 

 

Ben hiç durur muyum. Kendime göre ne haklı açıklamalar sıralıyorum. Kadın kelimesi, kaba bir söylem algısı uyandırdığı için kullanılabiliyor. O yüzden ben de; hem kadın hem bayan kelimesini bilinçli olarak kullandım. Bizim toplumumuzda kadın demek ayıptır diyorum. Gel de ikna et, ne mümkün. Tüm bu açıklamalar sonunda nuh diyerek peygamber demeyen bir hoca. Eee turnikeye sizden önce girdiği aşikar. 1-0 önde başlıyor sizinle iletişime. Çünkü hoca. Hocalar her bir şeyi bilir, hem de en iyisini mantığı geçit vermez bir gerçek, akademisyen dünyasında! Hal böyle olunca şimdilerde çok ama çok güzel ilişkimizin olduğu canım hocamdan “Kadın olmak” üzerine alınan bir dönemlik ders!!!

 

 

 

İşte böyle başlar ikisinin arasındaki ayırımın aslında ne anlama geldiğini tam kavramış olmam diyelim. Şimdilerde;

 

 

 

1. İ.K. cıların hızla iş yaşamına davet ettikleri ve 21. yüzyılın erkeği kadar kadını da iş hayatında olmalı dediği “kadın”,

 

 

 

2. İş yaşamında üst yönetimde cam tavan sıkıntısı yaşayan “kadın”,

 

 

 

3. Yönetici kademede ağzıyla kuş tutsa dahi ‘elinin hamuru ile erkek işine karışma’ denilen “kadın”,

 

 

 

4. İş yaşamında tepe yönetime ulaşma yolunda ilerlerken annelik içgüdüsü ile mola veren fedakar “kadın”,

 

 

 

5. Zaman zaman siyaset ve çalışma yaşamında erkeklerle mücadele etme psikolojisini aşamadığı için maskülen hallere girmek zorunda kalabilen “kadın”,

 

 

 

6. Mükemmel anne olmak için yeri geldiğinde kendisinden vazgeçen ve yaşamını çocuğu odaklı düşünmek zorunda kalan “kadın”,

 

 

 

7. Yüreğine yerleştirdiği kişiye tam teslim olan “kadın”,

 

 

 

8. İyi bir eş ve iyi bir ev hanımı olmak isteyen “kadın”,

 

 

 

9. Yok saysak dahil hala tüm hizmetlerine rağmen şiddet gören “kadın”,

 

 

 

10. Fedakar, cefakar, işçi “kadın”

 

 

 

‘Bu kumaştan bu elbise çıkmıyor, istediğiniz kadar güzel modeller hayal edin’ söylemleri kadına yapılan büyük bir haksızlık olur. Bence çok güzel işler başarıyor günümüzün üreten kadını.

 

 

 

İşte bunlar bizim kadınlarımızdır…

 

 

 

Kadının çalışması hiçbir zaman sadece para kazanması için değil. Bir çağrı faktörü var bir de statü arayışı ve dahası kimlik olgusu. ‘Çocukta yaparım, kariyer de’ söylemi var ya, işte aynen öyle!.. Evet, evet biraz heder oluruz ama her ikisini başarmak konusunda elle gösterilecek bir başarı grafiği de sergileyebiliriz azmedersek eğer… Yeter ki isteyelim ve kendi kendimize ket vurmayalım.

 

 

 

Kadına yapılan yatırım topluma geri dönütü mutlak olacak bir yatırımdır. Kadını eğitirseniz, bir toplumun kodlarını ele geçirmişsiniz demektir. Üretken, başarılı, nazik, akıllı kadınlar, bir sonraki bahara böyle bir toplumun oluşmasının kurucu unsurlarıdır. Asil bir toplumun mimarı ancak asil bir kadın olabilir.

 

 

 

Kadın candır, kadın hayattır, kadın annedir, kadın arkadaştır, kadın dosttur, kadın kardeştir, Kadın melektir! Kadın prensestir. Kadın eştir. Kadın sultandır. Kadın mimardır. Kadın zarafettir. Kadın sevgidir. Kadın işçidir. Kadın köledir. En önemlisi de peygamber efendimizin (sav) söylemiyle; ‘cennetin ayağının altında olduğu anamızdır’. Kısaca kadın her şeydir.

 

 

 

Ve kadınlar günümüz kutlu olsun.

 

 

 

Twitter.com/aytacyasmin

 

protokolkurallari@gmail.com

 

Devamını Oku

KELEBEĞİN RÜYASI…

ŞİİR; AŞK; SEVGİ; HÜZÜN; EDEBİYAT; İDEOLOJİ, ACIIIIIII KOKULU BİR FİLM…

Bir film düşünün ki; içerisinde hem aşk hem de şiir olsun. Ama en keskin yaşayacağınız duygusu verem acısı olsun. Verem acısı, hem de nasıl bir acı, öyle böyle değil! Filmi seyrederken içiniz acıyacak ve canınızın çok yandığını hissedeceksiniz. Film sevginize ve yaşamınıza sarılma duygunuzu da fazlasıyla artıracak. Daha devamı yok mu? Bu benim yaşamım diyerek, sevdiğimize ve yaşamımıza daha fazla sarılacaksınız. Filmi seyrettikten sonra ki yaşamımız sanki bize sunulan / hediye edilen ikinci bir yaşam gibi oluyor. Kısacası şok bir sorgulamaya giriyor insan filmi seyrederken…

 

Hikaye ve görüntüler eleştiriye açılmayacak kadar başarılı. Her ne kadar hikaye “Kömür Karası”dan çalıntı söylemleri dolaşsa da, Yılmaz ERDOĞAN imzası özgün bir çalışma olarak, beyaz perde de bize sunuluyor.

 

Zonguldak’a, şairlerimize, şiirimize ve edebiyatımıza olan vefa borcunu ödemiş Sn. ERDOĞAN. Tanıtımı çok iyi yapılan bu film, gerçekten de çok ilgi gördü. Basın da filme iyi sahip çıktı. Seyirci ise merakla bekledi ve beklediğine de değdi…

 

Kıvanç TATLITUĞ’a aslında şair Muzaffer demek çok daha yerinde olacak. Bir oyuncu ancak bu kadar girebilir canlandırdığı karakterin içerisine. Adeta sanatçı o kimlikte yaşıyor gibi diyebiliriz. Kambur yürümeyi bile doğallığa dönüştürmesi ve yediği tırnaklarıyla dahi böylesi bir bütünleşmeyi bize göstermekte… Kısacası tüm hünerlerini sergiliyor döktürdükçe döktürüyor yakışıklı oyuncu filmde canlandırdığı karakter ile beraber… Filmi seyrederken su gibi akıp gidiyor zaman. Uzun film eleştirilerine inat, onun oyuncuğunu izlemeye doyamıyorsunuz. Hatta; ‘yok canım, ben yanlış hatırlıyorum, mankenlikten gelme ve oyunculuğu kamera karşısında öğrenmiş olamaz’ dedirtiyor, üstüne basa basa!

 

Mert FIRAT ise Rüştü karakteri ile bize tam da bir oyunculuk bu işte dedirtiyor. Bir tarafta okullu olmadığı halde yıkıp geçen bir Kıvanç TATLITUĞ başarısı, diğer yanda ise bu işin mekteplisi böyle olur dedirten bir başka başarılı oyuncusu. Şimdilerde ise biz ‘intikam’ dizisindeki karizması ile tanıyoruz onu. Mert Fırat, Haluk BİLGİNER’in tiyatrosunda, usta oyuncuyu dahi gölgede bırakırcasına bir oyunculuk sergiliyor. Tüm karakterleri silip baş köşeye oturan güçlü bir yetenek olan Sn. FIRAT beyaz perde başarısı ile taçlandırıyor oyunculuğunu…

 

Belçim BİLGİN ise “Aşk tesadüfleri sever” filmindeki olağan üstü başarısından sonra, yine beyaz perdede de genç bir sinema oyuncusu olduğunu ispatlıyor. Oyunculuğuna da denilecek olumsuz hiçbir şey yok. Ancakkk ben Belçim’in ERDOĞAN olmasının önüne geçemeyen bir algının içindeyim her nedense. ‘Lise öğrencisi olma yaşını geçtiğinden midir?’ nedir bilemiyorum. Tüm sevimliliği ile zengin evin şımarık lise öğrencisi olma rolünü başarıyla oynuyor oynamasına ama hafif Özcan DENİZ’in ‘Evim Sensin’ de oynayan Fahriye EVŞEN’ini getirmekte gözümün önüne.

 

Farah Zeynep ABDULLAH ise “Öyle Bir Geçer Zaman ki” dizisinin Aylin’i. Filmin ikinci bölümünde gördüğümüz bu sanatçının da oyunculuğu çok başarılı. Filmde; hastalığının, acısının, yuvasına ve eşinin sevgisine gölge düşürmeme gayretiyle koşuşturmasına, seyredenlere evliliğin kutsallığı işte bu dedirtiyor. “Ağrım belki acımı unutturur” anlatımı da filmden aklımda kalan acı ama çok anlamlı bir söylem!

 

Veeee Yılmaz ERDOĞAN da Behçet NECATİGİL’i canlandırıyor. Her cümlede ‘Hocam, hocam, hocam’ denilen ağır abi. Entel, dantel ve de akil abi / hoca görünümünde bir kişilik… Sadece genç şairlerimizin hocası değil. Aynı zamanda filmin de akıl hocası. Akil ve her şeyi bilen ama bir o kadar da genç şairlerimize kol kanat geren bir şair. Sn. Erdoğan alışılmışın dışında bir karakter ile karşımıza çıkıyor bu filmde de. Sanat ve şiir adına dokunaklı bir emek var filmin içinde. Filmin içinde zaman zaman ve hatta sıklıkla; sanat, ideolojiye mağlup edilse de ilginç bir film seyrediyoruz. Filmde ise hala dayatma ile kurgulanan ve sonrasında da insanların silip attığı Türkçe ezana vurgu yapması da gerçekten de çok önemli!..

 

Filmi seyrederken aklıma takılan şu sorulara da yanıtlarını bulmakta zorlanıyorum;

1. Neden yürüyüşler sırasında parti bayrakları göze sokulurcasına kullanılmakta acaba?

2. Neden ‘kara elmas’ işçilerinin hikayesi çok gerilerde bırakılmakta acaba?

3. Ah keşke dediğim nokta ise; 1940’ların Zonguldak’ın da, burjuva bir ailenin şımarık kızı için tango bile tamam anlaşılabilir ancak tenis oynamaları filmde absürt durmuş. Komik olmuş ki ben buna gerçekten keşke hiç olmasaydı diyorum!..

Film sonunda, Beçlim BİLGİN ve Kıvanç TATLITUĞ’un başarılarının önüne geçen ve yüreklere seslenen mütavazılıklarını da burada övgü ile bahsetmeden geçmemeliyim. Bu değerlere artık çok hasret kaldığımız için, bunu bulduğumuz kişilerin sayılarının hep artmasını arzulamaktayız aslında. Yılmaz ERDOĞAN ise, hümanist yanını hiç ama hiç kaybetmeden hala ve her şeye rağmen koruyanlardan…

Film bitiminde salondan çıkan genç kızların yüzlerinde hayranlık ve dillerinde genç şairlerin isimlerini tatlı bir tebessüm ile mırıldanmalarına şahitlik ediyoruz.

Yılmaz ERDOĞAN yaptığı her yeni işi, bir öncekini aratmayacak kadar iyi yapıyor. Bu özelliği de ayrıca takdire şayan. Behçet NECATİGİL’e vefa ödemesi ayrı bir güzellik. Hep güzel işlere imza atmasına ve emeğine saygılı olmak için, bize düşen ise gişe rakamını yükseltmek düşüncesindeyim.

Kısacası bundan sonrasında da böylesi daha iyi filmleri seyretmek için, bu filmi izlemeye hemen gitmeye ne dersiniz?..

Twitter.com/aytacyasmin

protokolkurallari@gmail.com

Devamını Oku

TELEFON ADAB-I: VODAFONE, AVEA, TURKCELL

TELEFONLARIMIZ!..Teknoloji harikaları! Vazgeçilmezlerimiz! Artık bizim elimiz kulağımız!..

 

‘Alo’, ‘alooo’, ‘alooooo’ kadar basit olmaktan çıkan, zaman zaman hayatımızı kurtaran, bazen bizi rezil eden, bazı anlarda da bir araba parasını yatırarak aldığımız ve bizimle adeta aynı bedende yaşayan telefonlarımız! Ne dersiniz haksız mıyım?

 

Sabah evden çıkarken arabamızla işe gidiyorsak, evde cüzdanımızı dahi unutmuşsak çok da sorun değil ve bir şekilde çözümü bulunur. Ama telefonumuzu unutmuşsak! İşte o zaman tam bir kargaşa…

 

Neden mi? Çünkü telefonlarımız artık bizim not defterimiz, rehberimiz, dünyaya açılan iç dünyamız, sosyal medyamız, internet ile hayat bağlantımız ve bir de günlük yaşam bağlantısı işte! Eee daha ne olsun?

 

Verdiğim eğitimlerimde bu bölümü işlerken sınıfça bir çalışma yapıyoruz ve inanın katılımcıların neredeyse % 90’nı bundan sınıfta kalıyor. Soru şu: Eşinizin, çocuğunuzun, annenizin, babanızın ve kardeşlerinizin yıllardır kullandığı cep telefonu numaralarını yazar mısınız? Siz düşünün sonucu…

 

İşte bu kadar alıştırdı bizi kendisine bu teknolojinin göz bebeği olan telefonlar. Tamam buraya kadar sıkıntı yok. Peki bu güzel aletin yaşamdaki adab-ı ya da telefonun görgülü kullanılmasının da bir biçimi olmaz mı?

 

Gelin şimdide bu konunun püf noktalarını beraberce inceleyelim diyeceğim ama buna başlamadan önce gelin şu videoyu beraberce izleyelim;

http://www.youtube.com/watch?v=-tGIuF8I-_Y

Yok artık daha neler demek yok! Çünkü ben günlük yaşamda bunun gerçek örneklerine inanın çoklukla tanıklık ediyorum. Peki ya siz?

 

1. Telefonu açan kapatmalı denilse de; Telefonla aramayı kim yaparsa yapsın, kapatırken yaşı büyük olanın öncelikle kapatması beklenir.

 

2. Konuşanlardan biri erkek diğeri kadınsa, önce kadının telefonu kapatması beklenmeli.

 

3. Ast-üst iletişiminde konuşma bitiminde üst telefonu önce kapatır, ast ise onun telefonu kapatmasını bekler.

4. Cep telefonları en fazla 3 kez çaldırılmalı.

 

5. Cevap vermiyorsa aynı gün içerisinde ardışık arama yapılma(ma)lı.

 

6. Aramalarda 10.00-22.00 zaman diliminde aramaya özen gösterilmeli.

 

7. Samimi değilsek ve ertesi güne kalabilecek bir iş ise Pazar günü rahatsız etmemeli.

 

8. İzin istemeden kimsenin cep telefonu bir başkasına -3. Kişiye- verilme(me)li!

 

9. Öncelikle telefonu ilk açtığımızda selamlama sözcüğü; Günaydın, Merhaba, Selam. İyi günler. Telefonu kapatırken ise yine aynı hassasiyet gösterilerek kapatılmalı.

 

10. Karşı tarafın müsait olup olmadığı sorulmalı.

 

11. Sonrasında kendimizi karşıdaki kişiye tanıtmış olmak ve karşı taraftaki bizi daha öncesinde tanımadığımız bir kişi ise aradığımız kişi olduğundan emin olmak amacıyla teyit etmek. “Emir beyle görüşüyorum değil mi efendim?” gibi.

 

12. Samimi olduğumuz bir kişi ise hal hatır sormak.

 

13. Değil ise hemen konuya girmek.

 

14. Konuşma başladığında ben maddelendirme yöntemini kullanıyorum. (Söylemek istediğim iki konu var.)  Keza zaman kıymetli ve telefonlar sohbet araçları olmadığı gibi, karşı taraf da bunun için uygun olmayabilir düşüncesiyle bu yöntemi size de öneririm.

 

15. Gün içerisinde aradığımız kişi cevap vermiyorsa, onu ardışık olarak yeniden aramamak ve mümkünse onun dönmesini beklemek.

 

16. Çok önemli bir durum var ise mesaj göndermek.

 

17. Telefonumuzu akşama kadar açmadığımız durumlar olabilir. Çalıştay ve tüm günlük eğitimler gibi durumlarda eğer mümkünse gün bitmeden, arama saati geç olmuşsa kayıtlı numaraya ertesi gün dönülmesi en uygun şeklidir.

 

18. Kayıtlı olmayan numaraları karşı taraf açmadığı takdirde, mesaj atmak daha uygundur. Çünkü kayıt dışı numaralara tüm kullanıcılar geri dönüş yapmayabilir.

 

19. Sosyal bir arama ise ünvan ve statülerimiz kesinlikle söylenme(me)li, iş için bir görüşme ise o zaman da abartmadan söylemelidir.

 

20. Son zamanlarda ben de kurumsal aramalarda artık uyguluk durumuna uyulmadığı şikayetlerini çokça alıyorum ve gözlemliyorum. Arama mesai saati dışında; bankalar ve- operatörlerinde arama(ma)ları ve geç saatlerde mesaj çekmeleri nezaketen uygun olandır.

 

21. Cep telefonundan arayıp asla “sen kimsin” ile söze başlanılmamalı.

 

22. Telefon ile konuşurken asla bir şeyler yenilmemeli.

 

23. Telefon ile konuşurken ilk öncelik konuştuğumuz kişinindir. Bunu bile bile ikinci aramaya alınmamalı!

 

24. Telefon ile konuşurken başka bir kişiyle farklı bir konuşma yapmamalı, yapılacaksa dahi bunu karşı taraftan bir dakika müsaade istemeli ve özür dileyerek devam edilmeli.

 

25. Unutmamamız gereken nokta, karşı tarafın bizi görmediğini bilmemiz!..

 

26. İş görüşmeleri mesai saatleri içerisinde yapılmalı, çok acil değilse muhataplar yolda ya da evdeyken meşgul edilmemeli.

 

27. Telefonun sesi ortama göre ayarlanmalı ve başkalarına rahatsızlık vermemeli.

 

28. Okul, hastane, kütüphane, gibi mekanlarda telefonlar -titreşim- konumuna alınmalı.

 

29. Telefon bırakılarak odadan çıkmak gerektiğinde sessizde bırakılmalı. Israrla çalan telefonlar oda arkadaşlarına eziyet olmamalı.

 

30. Toplantı esnasında / sırasında, telefon sessiz modda ise, karşı tarafa -imkân varsa- bunun için bilgi mesajı göndermeli ve telefon elimizden bırakılmalı. Toplantı ya da görüşmelerde telefonla, e-postalarla, internet ile asla fazla ilgilenilme(me)li. Hele hele twit hiç atma(ma)lıJ

 

31. Telefon seslerinin çok abartılı olmaması gerekli. Keza bunlardan kişilik tahlilinin dahi yapıldığı söyleniyor.

 

32. Opera, sinema ve camilerde telefonlarımızı mutlaka kapatmalı. Opera ve sinemada ekrana bakarak sessizde dahi olan telefonumuzun yanımızdaki kişileri ışığı ile rahatsız etme(me)li. Özellikle de camilerde; horon veya envai çeşit müziklerle insanlar Cuma namazı kılmak istemediklerini söylüyorlar. Kısacası “Hakla irtibat için halka irtibatı kesmeli.”

 

 

33. Toplu taşıma araçlarında mümkünse telefonu kullanmamak. Eğer konu acil bir durum ise açıp, çok alçak bir ses ile ve ağırlıklı olarak karşı tarafı dinleyecek şekilde kısaca konuşmak.

 

34. Kalabalık ortamlarda veya yemek masalarında kafamızı kuma gömer gibi (deve kuşu modeli) konuşmak yerine, mevcut salon veya odanın dışına çıkarak konuşmak ve daha sonrada yeniden masaya dönmek, özür dileyerek oturmak... Kalkarken mimiklerimiz ile izninizle demeyi ihmal etmediğinizi bildiğim için bu konuya değinmiyorum nezaket sahibi okuyucularım!J

 

35. Sosyal ortamlarda masaların üzerine hava olsun diye bırakılan son model telefonlara bakın hiç girmiyorum! Hiç düşündünüz mü şimdiye kadar telefonların zil sesleri değiştiriliyordu, şimdilerde ise bu ‘iphone’ların zil sesleri neden hiç değiştirilmedi acaba? Ne dersiniz?

 

36. Medeni bir toplumun, saygılı fertleri olarak, bu teknoloji harikası telefonları kullanma adabına uymazsak, bu durum bizim en kibarından görgü eksiği olduğumuzun resmi değil yağlı boya tablosu olarak geri dönecektir?

 

Bilindiği gibi ideal olan gülüş, mutlaka sese de yansır! Yoksa siz hala telefon -kişiliğinizi- oluştur(a)madınız mı? Mimiklerden ve jestlerden mahrum bu iletişim aracı için enerjimizi, ışığımızı, vurgumuzu, tonlamamızı, samimiyetimizi, resmiyetimizi, ölçümüzü, nezaketimizi, zarafetimizi, saygımızı ve hatta sevgimizi yansıtabilecek tek kanal sesimiz…

 

Twitter.com/aytacyasmin

protokolkurallari@gmail.com

 

Devamını Oku

NEZAKET SİZ-Mİ-Sİ-NİZ?

NEZAKET SİZ-Mİ-Sİ-NİZ?

Asil kelimelerin anlamını yitirmeye başlandığını ve hatta bunun çok bilinçli bir oyun olduğunu düşünüyorum. Siz ne dersiniz? Atalarımızdan bize kalan en değerli miras adab-ı muaşeret kurallarımız değil mi? Onları özenle saklamalı, sahip çıkmalı ve koruyup yaşatmalıyız ki biz de onlara karşı vefa borcumuzu ödemiş olalım.

 

Kökler sağlam diyorum ya. İşte size bunun için somut bir örnek. Eskiden büyüklerimiz büyüklerine karşı hitap ederken, cümlelerin aralarına saygı belirtme kelimesi olan “efendim” sözcüğünü zikrederlerdi. Peki şimdilerde ne oldu? Ne oldu da şimdi bu kelimeyi kullandığımızda karşı taraf kendisini “efendi” gibi hissedip hemen söyleyeni ezme ve hükmetme çabasına giriyor? Kaçımız, çocuklarımızın yanında büyüklerimize bu şekilde hitap ediyor artık. Peki yetişen bu “y” gençliği rol-model olarak bizlerden öğrenmezlerse bu saygı ve nezaket sözcüklerini acaba nereden öğrenecekler?

 

Sıklıkla kurumlardan arıyorlar; Protokol ve Nezaket eğitimi için. Eğitim ihtiyaç gerekçelerini ise şöyle açıklıyorlar. Çift dilli, üniversite diplomalı, master ve hatta doktoralı gençleri işe alıyoruz. İş başı yapıyorlar asıl sorunu o anda yaşamaya başlıyoruz. Bir büyüğü veya üstü, makam sahibi odaya girdiğinde ayağa kalkmasına ve oturmasına çeki düzen vermesini ve hatta konuşurken elini cebinden çıkartmasını bile bilmeyenler oluyormuş. Bu yüzden de acil bir eğitim diye sesleniyorlar. Peki ya bu eğitimlerin verilmesi, bir ferdin o kurumda işe girmesine kadar beklenmeli mi?

 

İsterseniz buna tersinden bakalım ve bu eğitimler için işe girmesi beklenildiğinde topluma yansımaları nasıl olur onu beraberce irdeleyelim. Kurumlarda veya büyüklerin yanında saygıdan süklüm püklüm olmak ve yolda karşılaştığımızda dahi, omuzlar aşağıda, eller bağlı ve duvar kenarından sığıntı gibi yürümek, aslında saygı ifadesi değil bir özgüven eksikliğidir. Bu nedenle sanıyorum saygı ile ezikliği karıştırmamakta fayda var. Mütavazılığa evet ezikliğe hayır.

 

Nezaketi nezaketsizlerden öğrenen bir toplum olmaktan kurtulmak dileğiyle buyurun beraberce bir göz atılım isterseniz.

 

Dünyada en çok söylenen kelimenin `teşekkür ederim` kelimesi olduğunu biliyor musunuz? Artık bugün bu kelime, medeni dünyanın parolası ve şifresi olmuş. Parola ve şifreyi bilmeyenler ise içeri giremiyorlar. ‘Teşekkür ederim’ cümlesi sihirli kelimeler arasında en baş sıralarda bulunuyor ve tüm nezaketi ile kendini gösteriyor. Çünkü söyleyene hiçbir zarar yok ve fakat sayılamayacak kadar çok faydası var.

 

Her teşekkür aslında kendimize yaptığımız bir yatırım. Her teşekkür bir teşvik. Aslında kendimize iyilik yapılmasının kapısını aralama noktasında iksir gibi bir anlatım ‘teşekkür ederim’. Nerede, ne zaman, neye teşekkür edilir? Her yerde, her zaman, her şeye teşekkür edilebilir. Peki o zaman siz bugün kaç defa teşekkür ettiniz? Ve size kaç defa teşekkür edildi? Yatarken lütfen bir düşününüz. Bugün teşekkür edecek bir durum ile hiç karşılaşmadınız mı? Teşekkür edecek hiçbir hareket de yapmadınız mı? O zaman ne kötü bir gün geçirmişsiniz demeliyim. Gün bitiminden sonra kendi değerlendirmenizi yaparken aman bu sonuç sizi üzmesin! Üzülmeyin hiçbir şey için geç değil. An itibariyle yaşamı teşekkür noktasından değerlendirmeye başlamaya ne dersiniz?

 

Nerede, ne için, ne sebeple olursa olsun, size teşekkür edildiğinde mutlaka cevap vermek gerekir. Susmak olmaz! İçinizden sessizce cevap vermek de olmaz! Samimi bir iki kelime ile cevap vermek şarttır. Susmak teşekkürü kabul etmemek demektir. Böyle bir kabalığı biz size yakıştıramayız. Teşekküre cevap vermek zor bir iş değildir; “Ben de teşekkür ederim”, “rica ederim”, “bir şey değil” gibi birkaç kelime söylemekle, nezaket ve kibarlığımızı göstermiş oluruz…

 

Unutmayalım! Başka hiçbir zaman bu kadar kısa bir, iki kelime ile nezaket ve kibarlığınızı gösterme şansını bulamayız.

 

İletişimde, bir şey isterken, bir şey verirken, hatta emir verirken dahi söze mutlaka `lütfen ` ile başlamalıyız. “Lütfen verir misiniz?” “Lütfen alır mısınız?” “Lütfen yapar mısınız?”. Lütfensiz konuşmak ise hiç kimseye hiç bir şey kazandırmaz. Bir `Lütfen` ise size çok şey kazandırabilir. Çünkü lütfen kelimesi, kibarlığın ve nezaketin temelidir. Nasıl ki temelsiz bina olmaz, aynen öyle de lütfensiz kibarlık ve nezaket de ol(a)maz. Hepimiz gönülleri bir adet `Lütfen` ile fethedebiliriz!

 

Tanışmalarda mutlaka ama mutlaka karşımızdakine ‘siz’ diye hitap edilmeli! Samimiyet artıkça veya müsaade isteyerek ‘sen’ diye de değiştirebiliriz. Sadece yaşça çok küçüklere ‘sen’ denilmeli.

 

Samimiyet olmayan ilişkilerde ise, sosyal alan iletişiminde veya kamusal alanda ast-üst ilişkisi hariç, kulağa en hoş gelen ses, kişinin kendi ismidir. Dünyada hiç kimse, isminin unutulmasını veya yanlış söylenmesini hoş karşılamaz. Bu sebepledir ki, tanıştığınız kimsenin ismini unutmamakta yarar var. Eğer, tanıştığımız kimsenin ismini ilk söylenişte kaçırmış, anlayamamış ve öğrenememişsek yumuşak bir ses tonuyla tekrar sormalıyız. Tekrar sormalıyız ki bu asla ayıp olmaz.

 

Ayıp olan, tanıştığımız kimsenin ismini unutmak veya yanlış söylemektir. Konuşma esnasında yeri geldikçe karşınızdaki kimsenin ismini söylemekte kibar bir davranıştır. Kişi kendisini önemli hisseder. Ancak özel ilişkilerde kişi kendi ismini duymak istemez, özel hitaplar ister. Eşlerin birbirine hitabı gibi, ebeveynlerin evlatlarına ve hatta samimi ilişkilerde büyüklerine saygı gösteren ‘anneciğim’-‘babacığım’ diyenler, evlatlarına ismini söylese dahi cümlenin sonuna ‘yavrucuğum’, ‘kuzum’ diye eklemeler yapmaları önemli…

 

Medeni insanlar yanlarına gelen ve yanlarından ayrılan herkese ayağa kalkarlar. Çoğu protokol ve nezaket kitabında kadınlar kalkmayabilir denilse dahi bu bence nezaketin ölçüsü değil. Kalabalık masalarda kalkılamayacak durumlar olduğunda bile bence yarım bir şekilde kalkarak, saygıda kusur edilmemeli. Ayrıca çalışma odamıza her kim girerse girsin, ayağa kalkılır ve oturması için yer gösterilir ve selamlama yapılır. Konuk ayağa kalktığında, ayağa kalkılır ve ayakta uğurlanır. Keza çalışma odalarımız ast-üst ilişkisi hariç aynı bizim evimiz gibidir. Gelen her konuğa, evde nasıl saygı göstereceksek aynı şekilde bir saygı gösterilmelidir.

 

İnsanlar çok eski çağlardan beri selamlaşırlar. İlk çağların sonlarında elin karşı tarafa uzatılması “elimde silah yok, bana güvenebilirsiniz” demek ve samimiyet göstergesiydi. Selam vermek, sevgi, saygı ve nezaket ifade eden asil, kibar ve insani bir harekettir. Erkekler de, kadınlar da, başlarını hafifçe öne eğerek selam verirler. Şapkalı erkekler ise selamlaşmayı şapkalarını çıkararak yaparlar. Tanıdığınız bir kimse ile nerede olursa olsun karşılaştığınız zaman, o kimseye mutlaka ve mutlaka selam vermek lazımdır. Tanımadığınız kimselerle de herhangi bir nedenle konuşacak isek, bu şahsı da öncelikle selamlamakta yarar vardır. Tanımadıklarımıza dahi bir tebessüm eşliğinde selamlama veya baş ile selamlamayı ihmal etmemeli.

 

Selam verirken yerine ve zamanına göre; ‘günaydın’, ‘merhaba’, ‘iyi günler’, ‘iyi akşamlar’ gibi ifadeleri de kullanmak gerekir.

 

Selamlamalarda; Genç, yaşlıya yani küçük büyüğe öncelikle selam verir. Aynı yaştakiler aynı anda, erkek kadına, ancak sokakta ise karşılaşma öncelikle kadından selam beklenir. Kıdemsiz, kıdemliye; gelen, orada bulunanlara, giden, toplantıda kalanlara öncelikle selam verir.

 

Bir toplantıya gidildiğinde önce ev sahibesi selamlanır. Sonra evsahibi selamlanır. Diğer konuklar ise ondan sonra sırasıyla selamlanır.

Hiç kimseye duymasını istemediği bir şey söylememeli.

Çocuğu olmayan birisine bu soruyu sormak veya çocuk vurgusu yapmanın da karşı tarafı incitebileceği düşünülmeli.

Şişmanlıktan şikayeti olanlara kesinlikle `kilo almışsınız` denilmemeli.

Hiç kimseye `anladınız mı?` dememeli, `anlatabildim mi?` demeli.

‘Bu gün sizi çok iyi gördüm’ anlatımı samimiyetle ve sıklıkla söylenilmeli.

Konuşma tekelimize alınmamalı.

Her ortamda hep ben ben ben de denilmemeli.

İmkan dahilinde sıkıcı konuşma konuları değiştirilmeye çalışılmalı.

Maddi konulara da çok girilmemeli.

Tamamen susmamalı ve nerede ve nasıl bir üslupla konuşacağımızı kontrol etmeli.

Konuşmaya başlayınca kendi kendinizi kontrol etmeyi başarmalı.

İyi bir konuşmacının öncesinde iyi bir dinleyici olduğu unutulmamalı

Yeni tanıştıklarınızla konuşurken saygıyı hal dili ve hitaplarda hiç ihmal etmemeli.

Konuşanın sözü kesilmemeli ve aktif bir dinleyici olmanın inceliklerine dikkat edilmeli.

Çatışmaya girilebilecek konulardan yol yakınken dönmeli.

Özel olarak konuşan iki kişiye kulak misafiri olmanın çok ayıp olduğu bilinmeli ve hatta onları yalnız bırakmalı.

Bir toplulukta kendi zenginliğinizden bahsetmenin doğru olmadığını unutmamalı.

Bir hanımefendiye istemediği veya müsaade almadan sade ismiyle ‘hanım’ ekini kullanmadan hitap etmemeli.

Davranışlarımızın, tavır ve hareketlerinizin daima mütevazı, hoş ve zarif olmasının gerektiğini aklınızdan hiç çıkarmamalı.

Bütün konuşmalarınızda `sen` yerine `siz` diye hitap etmeli. Ancak çok yakın, samimi ve yaşıtınız olan kimselere `sen` diye hitap edilmeli.

Bir kişiye de çok sayıda kişiye de emir verirken `siz` şeklinde ve `soru` şeklinde emir verilmeli. ‘Yapar mısınız?’, ‘Gider misiniz?’ kelimeleri, karşınızdaki kişiye sorulmuş bir soru değil, kibar ve nazikçe verilmiş birer `Emir` şeklinde olduğu da asla unutulmamalı

 

Kısacası ‘söz gümüş ise sükut altındır` atasözü, susmanın ve dinlemenin değerini bizlere ne de güzel anlatmaktadır. Kibar ve nazik insanlar aynı zamanda çok iyi birer dinleyicidirler de. Kibar ve nazik bir insan asla kimsenin sözünü kesmez. Çünkü bunun bir kabalık olduğunu bilir. İyi bir dinleyici olmak, sadece görgü ve nezaketin gereği değil, hayatta başarılı olmanın da şartıdır. Etrafımıza baktığımızda, sevilen, sayılan, takdir ve hayranlık duyulan insanların, iyi birer dinleyici olduğu sonucuna kavuşuruz. İyi bir dinleyici olmak, doğuştan getirilen bir özellik değildir. İstek ve irade ile kazanılan üstün bir özelliktir. Dinlerken, yalnız kulağınızla değil, göz, beyin, ruh ve yüreğimizle de dinlenmeli ve kendisini dinlediğimiz kimsenin de bunu fark etmesini sağlamalıyız…

 

Bir sonraki yazımızda kaldığımız yerden yola devam edeceğiz efendim!..

 

Twitter.com/aytacyasmin

protokolkurallari@gmail.com

Devamını Oku

VİZYONDAKİ FİLM: CMYLMZ - CM101MMXI FUNDAMENTALS

VİZYONDAKİ FİLM: CMYLMZ - CM101MMXI FUNDAMENTALS

 

CM101MMXI veee işte yine komedyenlerin duayeni gişeleri alt-üst etmeyi başardı. Üstelik izlediğimiz bu film; 2012 yılı içinde izlenilen gösterilerin toplanmasıyla bir araya getirilen bir yapıt. Sakın ola ki bayatlamıştır bu espriler demeyin. Çünkü gülmeceler sıcacık fırından yeni çıkmış gibi çok lezzetli bir pasta tadında ve kıvamında.

 

Dahası, gösterisini daha önce izlemiş dahi olsanız, size sanki hiç izlememiş gibi bir haz veriyor ve kapalı gişe oynadığı ve oynaması beklenen tüm salonda bulunan seyircileri de gülmekten kırıp geçiriyor. Hem de ne gülme! Tam da bir kahkaha tufanı. Kesintisiz ve nefes almaya bile fırsat bulamadan gülmek ister misiniz? Eğer hala filme gitmediyseniz, buyrun o zaman!

 

Öncelikle kendisinin bu filminin reklamını nasıl yapıyor ünlü komedyen, gelin ona beraberce bakalım.

http://analiztv.aktifhaber.com/video-detay/Cem-Yilmaz----CM101MMXI-FUNDAMENTALS----Fragman-26055.aspx

Bu fragmanda da izlediğiniz gibi kendinden emin ve alanının bir numarası olduğunu bilmenin verdiği özgüvenini Cem Yılmaz adeta sahneden perdeye doğru taşıyor. Ama hem de ne özgüven! Zaman zaman bu öz güven yüklemesi patlamalara bile neden oluyor ve tavan yapa yapa taaa ‘ego’ya kadar ulaşıyor. Saymak isterim size maddeler halinde filmde neler var neler yok diye.

 

‘İn’ & ‘Out’larıyla Cem YILMAZ

OUT: Bel altı ve müstehcen espiriler…

Hepi topu bu ama sizi aldatmasın oyunun tamamına yakınında durum böyle biline!

 

IN: Kadınların erkeklerden üstün olduklarını öğrenmek için!

IN: Gülmek ve yaşama 2,5 saat mola vermek için!

IN: Akıcı bir gösteri izlemek için!

IN: Hiç asalak ses duymadan gösteri izlemek için!

IN: Kendi yaşamımızdan pek çok kareleri izlemek için!

IN: Gösterisine verdiğiniz fahiş bilet ücretini, filmde vermemek için!

IN: Espride kalite nasıl oluyormuş tanıklık etmek için!

IN: Zekamızı test etmek için!

 

Tam bir komedi kurgusunda, 2,5 saat ben beyin fırtınası yapmak istiyorum ve ‘sıkıntılarım var’, ‘depresyondayım’, ‘hayata mola vermek istiyorum’ diyorsanız, mutlaka Cem Yımaz’ın bu filmi çok doğru bir yer, gidilmeli ve izlenilmeli derim. Sorgusuz sualsiz kahkaha tuhafanı için de istikamet bu film. Film de dikkatimi çeken bir başka nokta ise; salonda atılan kahkahaların sahiplerinin çoğunluğunun maalesef ki “hanımefendiler” olmasıydı… Üzgününüm ama realite bu…

 

Twitter.com/aytacyasmin

protokolkurallari@gmail.com

Devamını Oku

ADALET “SİZ” SİNİZ

 

ADALET “SİZ”SİNİZ

Soru şu; Yargı Siyasallaşır mı?

 

Olur mu hiç böyle bir şey? Yok canım, mümkün değil. Olsa olsa tiyatro sahnesinde olur, değil mi? Yargılamalar, haksızlıklar, idamlar ve hatta ardından da özür dileyerek itibarı iade edilenler!..

 

Gazi Mustafa Kemal: “İstiklal, istikbal, hürriyet; her şey adaletle kaimdir” diyor. Ve işte bu söz… AYSA Prodüksiyon, her zamanki disiplinli çalışması ve başarılı gayretleriyle bir güzel işe daha imza attılar. Yer; şimdilerde adı sıkça konuşulan ODTÜ ve sahnede sadece iki sanatçı var ama bu sahne bu iki dev sanatçıya dar geliyor adeta...

 

Oyun tek perdelikti. Zamanı azıcık ama tadı damağınızda kalacak, yüreğimizi burkacak, içimizi acıtacak ve bu mudur adalet dedirtecek bir perdelik dev bir oyun...

 

Galasında olduğu gibi gazetecilerin, sanatçıların ve siyasilerin ilgisi fazla oyuna. Gazeteciler Can DÜNDAR, Utku ÇAKIRÖZER, CHP’den Önder KIRLI, Yaşar OKUYAN ve siyasetin çok tanıdık simaları ve gazeteciler ile oyun öncesi selamlaşıyoruz ve başlıyoruz oyunu seyretmeye acı acı tebessüm ederek…

 

Oyun perde diyor ve Rutkay AZİZ o büyülü ses tonuyla sahnede adeta devleşiyor ve ben buradaki sadece fiziki görünümden bahsetmiyorum. Sesin ve sanatın büyüklüğünden de söz etmem gerekiyor aynı zamanda. Ardından Taner BARLAS etkili bir giriş yapıyor. Pandomim ustalığı ile. Paris’te seyrettiğim tiyatrodaki gibi adeta nefes alışlar bile kesiliyor salonda. Herkes pür dikkat oyuna odaklanıyor…

 

Perde diyen oyunda, yargının siyasallaşmasının sonuçları ile ilgili 3 tarihi yüz karası olay seyirciye sunuluyor. Sokrates, Galileo, Sacco ve Vanzetti’nin yaşamları ve yargı süreçleri sahneye taşınıyor.

 

Rutkay AZİZ usta ve Taner BARLAS usta, güzel oyunculuklarını adeta birleştirmişler  ‘Adalet SİZsiniz’in perdesi için.

1. Yargının siyasallaştığı Atina’da, Beş Yüzler Meclisi’nin ölüme mahkum ettiği düşünür Sokrates,

2. Roma’da Engizisyon’un müebbet hapse mahkum ettiği Galileo,

3. Bostan’da adaletin ölüme mahkum ettiği iki İtalyan göçmen işçi olan Sacco ile Vanzetti’nin hikayeleri.

 

“Adalet SİZsiniz” ile yurttaş ve sanatçı olmanın sorumluluğunu yerine getiriyorlar. Ustalar sadece oyunu oynamıyorlar ve aynı zamanda izleyenlere de “Adalet SİZsiniz” diyerek, onları da oyunun içine davet ediyorlar. İyi ki de ediyorlar. İzleyenlerin büyük çoğunluğu seyrettiklerini adeta günümüze uyarlıyorlar ve izlediklerini onaylarlarken de başlarını sallayarak destek veriyorlar alkışlarının yanı sıra…

 

Masum insanların haksiz mahkûmiyeti ve yıllar sonra haksızlıklarının kabulü neye yarar demeyin sakın. Tarihe şahadet etmesi ve dönüm noktası olması açışı ondan bunların her birisi de adeta birer köşe taşı gibi değer taşıyorlar… Bertolt Brecht’;“Sanatın asıl görevi düşündürerek eğlendirmek ve sanatların en yücesi olan yaşama sanatına hizmet etmektir” derken de aslında aynı konuya parmak basıyor…

 

Yazar Ümit DENİZER de, sanki oyunu sadece kaleme almakla kalmıyor ve oyunun her an içindeymiş gibi bize kendisini hissettiriyor her daim… Sahne tasarımı ve kostümler ise Metin DENİZ imzalı. Mahkûmlara kahverengi takım elbise giydirmesi ise gözlerden hiç kaçmayan bir diğer önemli nokta… Ya heykel heybetinde yapılmış olan kukla uygulamalarına ne demeli? Bülent İŞCAN ise sahnedeki heykellere öylesine bir ruh vermiş ki o adaletin temsilcilerine, sanki her birisi donukluğun, ruhsuzluğun, kaşı çatık devleti ifade etmenin birer şahane göstergesi gibi karşımızda duruyor tüm heybeti ve acımasızlığı ile…

 

Bu kadar güzel olan bir oyun, göz açıp kapatana kadar ışık hızıyla geçiyor ve o da bitiyor her güzel şeyin bittiği gibi... İzleyen tüm katılımcılar 7 den 70 e ayakta alkışlarla bu şöleni taçlandırıyoruz, sanata ve sanatçıya verilen önem gereği dolu dolu ve coşkulu salon ile…

 

Bu oyun sadece izlenmeli demekle kalmıyorum, mutlaka – kesinlikle izlenilmeli, izletilmeli. Tabii adalet siz-siniz diyenlerdenseniz!.. Şiddetle önerilir efendim.

 

 

Twitter.com/aytacyasmin

Devamını Oku

YÜREK DOSTUM HZ. MEVLANA İLE YAPTIĞIMIZ RÖPORTAJ

 

 

Hz. Mevlana dediğimizde hani yüreğimiz sıcacık olur… Hani her derdimize derman olur… Dermanımızı onun yazdıklarında buluruz… Hani dolup dolup taşarız… Hani onun söyledikleriyle hemdem oluruz… İşte o mısraları ile yüreklerimize taht kuran büyük üstad 1207’den bu günlere bize sesleniyor… Üzerinden asırlar geçse de vuslat vuslat diyerek… Ve her asırda onun seslenişlerinden kabımızı doldurup kana kana içiyoruz… İçmesini bilene elbette!..

 

Mesnevi şerhlerinde, Mevlana’nın “ney” ile “insan-ı kamil”i, “kamışlık”lık ile “elestbezmi”ni, “ateş” ile “ilahi aşk”ı sembolize ettiği belirtilir. Ben de onunla yürekten olmasına çalıştığım bu röportajımı yaptım ve bu söyleşimizi de sizinle paylaşmak istedim. Buy(u)run Efendim!..

 

Soru: İnsanı toplumda kâmil noktasına ulaştıran özellikler nelerdir efendim?

 

Cevap: Asalet boyda değil, soyda / Doğruluk sözde değil, özde / İncelik belde değil, dilde / Güzellik yüzde değil, yürekte olmalı…

 

Soru: İnsanların yaşamdaki düsturları neler olmalı efendim?

 

Cevap: Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…

 

Soru: İnsanların dış görünümü kişiliğini ortaya koymaya yeterli midir efendim?

 

Cevap: Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

 

Soru: Din, dil, ırk ve insanların hiç birini bir diğerinden ayırmadan af noktasında nasıl davranmalıyız, bize öğütleriniz nelerdir efendim?

 

Cevap: Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil.

 

Soru: Aşk’ın tanımını nasıl yapmalıyız iç dünyamıza efendim?

 

Cevap: Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur, / Biz aşktan doğmuşuz, annemiz aşktır./ Aşk şeriatı, bütün dinlerden ayrıdır, / Aşıkların şeriatı da Allah’tır, mezhebi de. / Bu dünya pazarında sermaye altındır, / Orada ise aşk ve ıslak iki göz…

 

Soru: Evrensel bakış açınız nedir efendim?

 

Cevap: Tapımızda riyazat yok; Burada hep lütuf var, bağış var. Hep sevgi, hep gönül alış, hep aşk, hep huzur var burada.

 

Soru: Sözlerinizin her biri şifa ve gıda gibi efendim…

 

Cevap: Söz söyleyen kemal sahibi olursa, marifet ve hakikat sofrasını serdi mi, o sofrada her türlü yemek bulunur. Herkes orada gıdasını bulur.

 

Soru: Kötü söz söyleyenlere tavsiyeniz ne olur efendim?

 

Cevap: Güzel üslupla söz söyleyenleriz; / Mesih’in talebesiyiz; / Nice ölülere tuttuk da can üfürdük biz.

 

Soru: Yaradan’ın sevgisinden nasıl emin olabiliriz efendim?

 

Cevap: Günlünde Allah sevgisi arttı mı, şüphe yok ki Allah seni seviyordur.

 

Soru: Geçmişi nasıl değerlendirmeliyiz efendim?

 

Cevap: Düne ait her ne varsa yaşandı gitti cancağazım, / Bugün yeni şeyler yaşamak lazım.

 

Soru: İnsanları kırmanın ölçüsü nedir, sizin katınızda efendim?

 

Cevap: Ya kırdığın gönlü Allah seviyorsa? / Bilemezsin. / Bilseydin, ödün kopardı. / Dokunamazdın…

 

Soru: Sizin dergâhınıza kimler gelebilir efendim?

 

Cevap: Gel, gel, ne olursan ol yine gel, / İster kâfir, ister Mecusi, ister puta tapan ol yine gel, / Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, / Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…

 

Soru: Uzakta olan dostlarımız unutulur derler, siz ne dersiniz efendim?

 

Cevap: Dediler ki:Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki: Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur.

 

Soru: Bize son bir öğüdünüz nedir desem, ne lütfedersiniz efendim?

 

Cevap: Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme. / Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme. / Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı? / Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme. / Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru. / Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme. / Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için... / Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme. / Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi, / Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme. / Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan. / Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme. / Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan. / Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme. / Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer; / Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme. / Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi, / Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme. / Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize, / O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme. / Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme. / Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı. / Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme. / İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil. / Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme

 

Not: Üstadın bu son söylediklerini isterseniz bir kere de aşağıdaki linkinden görsel anlamda seyredelim ve Efendiler Efendisi Hazretleri Mevlana Celalettin Rumi’nin huzurundan edep ile ayrılalım efendim!..

 

http://www.youtube.com/watch?v=_0TXXxUMZCk

 

twitter.com/aytacyasmin

 

Devamını Oku
}