Hakkında
Ph.D, Akademisyen, Bursa Teknik Üniversitesi, BTÜ Otomotiv Uygulama Merkezi Müdürü, Girişimci, Mühendis, Okur, Yazar
  • İlgi Alanları: Siyaset,spor,sinema
  • Ph.D
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Şehir Bursa
  • Doğum tarihi 09 April
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

15 Temmuz’u anlamak

15 Temmuz Türkiye Cumhuriyeti Devletini işgal ve darbesinin 4 sene-i devriyesindeyiz.

Lakin kısa ve öz konuşmakta fayda var.

Milletimiz 15 Temmuz’un ne olduğu ve ne olmadığını tam olarak kavrayabilmiş değil.

15 Temmuz sürecine sadece sadece 2016 yılından bakarsak ya da 2020 yılında gördüklerimizle yorum yapmaya çalışırsak büyük hata yaparız.

15 Temmuz tohumları 1960’lı senelerde atılan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine boyun eğdirmeye çalışan derin ve stratejik planın sadece bir bölümüdür.

Şimdi bu derin ve stratejik planın kasedini başa saralım.

27 Mayıs 1960 milletin iradesi ve hükmüyle Başbakan seçilmiş. Devlete ve millete elinden gelen neyse hizmet etmiş Adnan Menderes’e ve milletin iradesine darbe yapıldığı tarih.

1960 darbesinin arkasında CHP ve zihniyetinin hiç utanmadan sayısız iftirasının, yalanının medyaya servis etmesi bulunmaktaydı.

Aklın izah edemediği yalanlara bir örnek vermek gerekirse “Menderes üniversite öğrencilerini öldürtmüş, cesetlerini Ankara’da asfaltların altına gömmüş” yalanıdır. Hatta bu yalanı öyle sündürmüşlerdir ki 1960 darbesinden sonra öğrenci cesetlerini arayanlar olmuştur. Elbette bir şey bulamadılar ve elbette herşeyde olduğu gibi ağızlarından çıkan herşey yalandı.

1960 darbesinin CHP ve 15 Temmuz’u planlayan zihniyet için önemi büyüktür. Zira 18 sene Türkçe okunan ezanı Menderes her türlü tehdide rağmen aslına çevirmiştir. Bu CHP’yi dizayn eden ve 15 Temmuz’u planlayan akıl için kabul edilemezdir.

1960 darbesi yapılmış. Adnan Menderes YALAN VE İFTİRALAR ile tamamen HUKUK dışı uygulamalar ile şehit edilmişti.

Menderes’i şehit edenler 15 Temmuz’da milletin üzerine kurşun yağdıranlarla aynı saftadır. 1960 darbesini yapanlar 15 Temmuz’un arkasında aklın o günkü maşalarıydı.

Dertleri belliydi %90’ı müslüman olan bir millet ezanı aslı gibi okuyamazdı. Milletin inandığı, seçtiği, devletine hizmet eden bir Başbakan kabul edilmezdi. İstedikleri Türkiye’yi onların istediği gibi yöneten kişilerin başta olmasıydı.

Seneler akıp geçiyor ve yıl 1970 olduğunda Türkiye çok garip bir toplantıya şahitlik ediyordu.

Reinhard Gehlen’in yetiştirdiği yani CIA temsilcisi olan MİT Müsteşarı Fuat Doğu, Fetullah Gülen ve Vehbi Koç bir araya geliyordu.

Bu toplantının detayları hakkında her hangi bir bilgi yok ama Latif Erdoğan’ın iddiasına göre Doğu ve Vehbi Koç Gülen’den bir cemaat kurmasını istemiş.

Peki istedikleri kişi kim? İzmir Kestane Pazarında akli dengesinden şüphelenilen hakkında şikayetler olan Fetulah Gülen. Bu toplantıyı buraya bırakalım ve tarihin akışına devam edelim.

Yine bir darbe hikayesi 12 Eylül 1980

ABD Başkanın odasında ABD’li General şu ifadeyi kullanıyordu.

Our boys did it..!!!

Evet yine bir darbe, yine Türkiye’ye atılan bir çelme

Millet ve devlet yine iradesinin dışında bilinmeyen bir aklın yönetimine giriyordu.

Çok gariptir. 1971’de Doğu, Koç ve Gülen arasındaki toplantıya katılan Gülen 12 Eylül Darbesinden her kesim payına düşeni almasına rağmen zarar görmeden tereyağından sıyrılır gibi sıyrılarak yoluna devam ediyordu.

Mesela ilginç bir ayrıntıdır. FETÖ lideri Fetulah Gülen, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Sızıntı Dergisi’nde yayınlanan ‘Son Karakol’ başlıklı yazısıyla Kenan Evren ve darbecilere olan desteğini dile getiriyordu. Darbe sonrasında ise hakkında yakalama kararı çıkmasına rağmen yakalanamıyor ve ilginç bir biçimde askeriyeyi defalarca kez ziyaret ediyordu.

Yine bir el Gülen Terör Örgütünü devlet içinde koruyor ve kolluyordu.

Takvim yaprakları günbegün erirken millet yine içinden birini Başbakan yapıyordu. Millet Özal’ı seçiyordu. Özal devlete ve millete çağ atlatırken Çankaya Köşkü’nde namaz kılan, milletin mukeddesatına sahip çıkan, her fırsatta ve imkanda devletini, milletini düşünen bir devlet adamı oluyordu. Özellikle Büyük Türk Birliğini kurmk adına hayalleri, ABD’nin demokrasiyi bahane ederek işgal ettiği Irak’ta “Musul-Kerkük bizim hakkımızdır” düsturunu ortaya koyan bir devlet adamıdır.

Lakin ne hikmetse 1993 yılında Turgut Özal gibi düşünen millet evladı Eşref Bitlis Paşa’nın, Adnan Kahveci’nin, Uğur Mumcu’nun ki FETÖ’ye dikkat çeken biridir öldürülmesine şahitlik ettik.

Belki bu sefer darbe yapmıyorlardı ama suikastlerle devlete ayar vermeye çalışıyorlardı.

Ve tesadüfe bakın ki Özal milletine himet ederken, ülkeye çağ atlatırken 1984 senesinde ABD beslemesi PKK terörü ile karşılaşılaşıyorduk.

Her 10 yılda bir darbe yapan akıl stratejisini değiştiriyor, PKK gibi neidüğü belirsiz bir kalleşler sürüsünü kullanmaya başlıyordu.

PKK yüzünden Türkiye yatırım yapamıyor. Ekonomik zorluklar yaşıyordu.

Peki her 10 yılda bir darbe yapan zihniyet neden strateji değiştirdi?

Aslında cevap basit böylelikle daha az yorulacaklardı.

Ayrıca PKK, Büyük İsrail hedefine Türkiye içinde yapılacak bir darbeden daha fazla hizmet edecekti.

Siyonizm için Büyük İsrail ya da hepimizin bildiği “Vaadedilen Topraklar” hedefi yaklaştıkça üst akıl stratejiini değiştiriyordu.

 

Bu stratejisinin en önemli basamağı Türkiye’dir.

 

1. Türkiye güçlü olmamalıdır.

2.Türkiye milli bir akılla yönetilmemelidir.

3.Türkiye her daim gerek yurtiçinde ve gerekse yurtdışında türlü güya parti, terör örgütleri ile meşgul edilmelidir.

4.Türkiye kökünde bulunan Osmanlı Aklına ulaşmamalıdır zira bu akıl Büyük İsrail hedefine büyük engel olacaktır.

 

Bütün bu hedefler doğrultusunda Türkiye’de gerektiğinde darbe gerektiğinde terör örgütü oluşturmuş bir üst akıldan bahsediyoruz.

1993’ten ilerleyelim. Terörle geçen seneler, dizlerinin üzerine çökmüş bir Türkiye.

Yıl 1995 olduğunda yerel seçimlerle geldiği belli olan Refah Partisi iktidar oluyor ve yine Menderes, Özal gibi millete hizmet etmeye başlıyordu.

Erbakan, D8 gibi projelerle milli bir yürüyüşü başlatıyordu. Ama yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı Erbakan gitmeliydi. Erbakan o güne kadar devlet içindeki israfı engellemiş. Bugün dahi yapılamayan maaş zamları yapıyordu.

Ve ne tesadüftür ki millete hizmet eden Menderes, Özal ve Erbakan gibi isimler muhafazakar insanlardı.

Bütün bunlar olurken FETÖ 1960 senesinden itibaren devlet içinde GİZLİ BİR EL tarafından korunuyor, kollanıyor ve büyütülüyordu.

Özal suikastinde FETÖ elini yıl 2018 olduğunda ancak görebiliyorduk.

Ve FETÖ 28 Şubat’ta aynı 12 Eylül’de olduğu gibi milli iradenin yanında durmuyordu. 28 Şubat Post Modern Darbesinde müslümanları bölmek adına her zaman olduğu gibi antidemokratik uygulamaların yanında saf tutuyordu.

Her seçim zamanı kendi içinden milli bir ismi çıkaran bu aziz milletin içine atılan fitne tohumuydu FETÖ

PKK’yı Vadedilmiş Topraklar için kuran akıl FETÖ’nün 70li senelerde tohumunu atıyordu.

PKK sınır içi ve dışında silahla devleti meşgul ederken, FETÖ milli ve muhafazakar milleti manuple etmek için devlet içinde besleniyordu.

Ve tesadüfe bakın ki aynı 12 Eylül 1980’de olduğu gibi 28 Şubat Darbesinde de Gülen Terör Örgütü tek bir zarar görmeden süreçten güçlenerek çıkıyordu.

Milletimiz FETÖ’nün varlığını 28 Şubat’tan sonra daha net görüyordu. Fakat kendisi olmak dışında herşey olan bu terör örgütü MÜSLÜMAN kılığında her türlü pisliği yaptı.

Zamanın Başbakanı Bülent Ecevit’in Gülen’i nasıl övdüğünü hepimiz hatırlıyoruz.

Velhasıl FETÖ 1960lı yıllardan günümüze devlet içinde yuvalanmış CIA uşakları ve etki ajanlarıyla korunmuş en derin istihbari terör örgütüydü.

28 Şubat’tan sonra güçlenerek ve MÜSLÜMAN görünerek beslendi ve yapması gerekeni yapacak hacme ulaştı.

15 Temmuz 2016’da darbeye katılan rütbelilerin askeri liselere giriş yılı 1997 yıllarını işaret etmektedir. Yani 28 Şubat süreci...

FETÖ büyürken iktidar olan bazı isimleri sayarsak

Özal, Demirel, Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Erdoğan

Peki bu isimler FETÖ’yü mü korudu. Elbette hayır ne Özal ne Ecevit ne de Erdoğan hiçbiri FETÖ’yü beslemedi.

FETÖ sistemden beslendi. FETÖ devlet içinde yuvalanmış ve hala varlığı süren CIA klikleri sayesinde her daim korundu.

27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı planlayan akıl PKK’yı 1984’te peydahlarken her daim milli ve maneviyatı olan birini iktidar yapan milleti manuple etmek için FETÖ’yü kurdu ve büyüttü.

Evet hala aramızdalar ve hala dertleri Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalanmış, bölünmüş kolay yönetilen ve Büyük İsrail’e engel olmayacak bir yönetim şekline sokmaktır.

Eğer 15 Temmuz’da başarılı olaydılar bugün Libya’da bir darbeci vardı. PKK Vaadedilmiş Topraklar adına Irak ve Suriye’de bir hat oluşturmuş olacaktı.

Bütün tarihe baktığımızda 1960 darbesinden bu yana darbelerden zarar görmeyen hatta darbeleri destekleyen TEK parti var o da CHP’dir.

CHP-PKK-FETÖ yptıkları herşey ile Siyonizmin hedefine bizzat ve gönüllü hizmet etmiştir.

1960 senesinden beri Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde korunan ve kollanan FETÖ Terör örgütünün içine sızan Erdoğan bütün planları bozmuştur.

Dikkatleriize sunarım ki FETÖ’nün emniyet uzantıları ile destekledikleri GEZİ TERÖR sürecinde Erdoğan’dan uzaklaşan isimler Abdullah Gül, Davutoğlu ve Babacan velhasıl beyler, bayanlar

15 Temmuz sadece birgündü. İçimize, devletimizin damarlarına, sokaklarımıza sızmış başka bir devletin hizmetkarı ya da direk ifade edelim SİYONİZMİN uşağı olan niceleri var.

Bize düşen zifiri karanlıkta ak sütün üstündeki ak kılı görmektir.

Bu savaş ne 15 Temmuz’da bitti nede yarın biter.

Mesela 15 Temmuz’dan önce TESADÜFE bakın ki darbecilerle aynı dili kullanan Meral Akşener herhangi bir savcı tarafından ifadeye bile çağrılmadı.

60000 insanımızı katleden PKK’nın yanında duran bile, isteye teröre destek veren CHP ve vekilleri hakkında soruşturma dahi yok.

Evet lafı eğip, bükmeyelim hala korunuyorlar hala dokunulamıyorlar.

FETÖ nasıl korunduysa bugün destekçileri sosyal medya üzerinden, çeşitli kurumlarca korunuyor.

15 Temmuz’dan sonra FETÖcülerin avukatlığını yapanların çoğu CHP tandanslı avukatlar biz bunları TESADÜF olarak gördükçe 15 Temmuz’u anlayamayız.

Biz 27 Mayıs 1960 ile 28 Şubat’ı ayrı tutarsak 27 Nisan Muhtırasını 15 Temmuz ile ayrı tutarsak her daim kaybeden oluruz.

Hürmetler

Devamını Oku

Dillerinden zehir akıyor

İki kişiden biri oy verir. Sandıktan millet iradesi ile çıkar ama DİKTATÖR derler.

Oy verirsin ne cahilliğin ne koyunluğun ne de aptallığın kalır.

Avrupa’ya gider “ya Avrupa’da bir yollar var şaşarsın” der.

Adam aynı yolun kat kat iyisini yapar.

Bu yol benim neyime yarayacak der.

Peşinden gittiği ormanı talan eder üniversite yapar, diğeri site yapar, bir diğeri ormanlık araziye villa yapar ama ağaç düşmanı, doğa düşmanı sen olursun.

Belhüm Adal çıkar sıfatı, kimliği, görüşü ne olursa olsun bir kadına aşağılıktan aşağılık bir şekilde küfreder ama o zevat susar.

Zira kadın onların görüşünde değildir.

Onlar için kadının görüşü önemlidir zira bazı kadınlara küfretmek serbesttir onlar için hele hele AK Partili ise herşeyi hakediyordur.

Bebek hani daha bir günlük bile olmayan Hamza bebek ama Ak Partili birinin ya da geçtim AK Partiyi muhafazakar birinin evladı olduğu için her türlü hakareti hakediyor onların terazisinde bu ezelden beri böyle

Hatırlayın askerde yemin törenimize annemiz giremezdi. Neden çünkü annemizin başı örtülü yani onlar için vatandaş olma şartlarını dahi tam sağlamıyor.

Hatırlayın 28 Şubat’ı hatırlayın başı örtülü diye nice kadın sokaklarda sürüklendi. Puanları kesildi nicesinin eğitim hakkı elinden alındı.

Daha sonra CHP vekili olan profesör ikna odalarını açarak kendi inandığı gibi yaşamak isteyenlere hakaretler ederek başını açmadan okuyamazsın gibi kara cahilliği bu ülkede sergiledi.

Üniversitede doçentlik sınavında, profesör ataması gelmiş insanlara pantolon diz izine bakılarak kadrloları senelerce bekletildikten sonra verildi.

Şanlı Türk Ordusuna hizmet eden nice vatan, millet, bayrak sevdalısı Subay eşinin başıörtülü ya da namaz kılıyor diye mesleğinden men edildi.

1000 yıl sürecek diyerek kimseye yaşam hakkı tanımadılar.

Hakaretleri, iftiraları, yalanları, antidemokratik uygulamaları, insanlık dışı davranışları hiç bitmedi.

Menderes’e, üniversite öğrencilerini kıyma makinasından geçirmiş asfaltın altına gömmüş iftirasını atıp bu iftirayı mahkeme dosyasına koydular.

Ne iftiraları bitiyor ne edepsizlikleri bitiyor.

Geçmişte ne ise hala aynılar.

Yalanları, iftiraları, hakaretleri değişmiyor.

Menderes, Özal, Erdoğan hepsine sırayla hep sövdüler, sövüyorlar.

Müslüman bir toplumda Kurban Bayramlarında sanatçı görünümlü müsvettelerin dini vecibemize etmedikleri hakaret kalmadı. Peki sorayım siz Almanya’da Aziz bilmem ne gününe dil uzatsanız ne olur?

Sonuç dillerindeki fikir özgürlüğü değil sadece bir dine kin kusmak ve cahillik.

Hal böyleyken karşılarında sosyal medyada yazana inanan bir nesilde çıkınca bütün zehirlerini neslin damarlarına akıttılar.

60000 insanımızı katletmiş TERÖR örgütünü nesle özgürlük savaşçısı diye satmaya başladılar.

Terörist başının heykelini dikmeye meraklı, dağdaki PKK’lıdan emir alan birini nesle demokrasi aşığı biri olarak tanıtıp, Silivri’den kurtarma derdine düştüler.

Herşeyden önemlisi nesillere dinini, imanını unuturdular.

Bugün Gusül Abdesti nasıl alınır diye sorsanız birçok genç doğru cevap veremez.

Fıkıh nedir? Tefsir nedir? Farzı Kifaye nedir? Mübah nedir diye sorsanız cevap veremeyecek genç sayısı aklınızın almayacağı kadar yüksektir.

Bugün herkes Z nesli diyor.

İşte Z nesli dediğiniz nesil bunların yalanlarına inanıyor.

Bunların hakaretleri ile büyüyor ve bu hakaretlerin normal bir şey olduğunu düşünüyor. Çünkü daha dün Esra Albayrak’a söven aşağılıklar gibi evde annesi, babası aynı şekilde evde sövüyor, hakaret ediyor.

Nefreti her an her dakika her mecrada aşılıyorlar.

Yıllar önce Erdoğan’a kindar nesil yetiştiriyor diye tenkit yapanlar bugün KİNDAR nesli kendi elleriyle oluşturuyor.

Z nesli, 60000 insanı kadın, bebek, yaşlı demeden katleden terör örgütüne methiler düzen birinin yani insan canına gram değer vermeyen birinin bir ağaç için duyarlı olacağına inanıyor.

Velhasıl dilleri hep pisti hiç doğru düzgün konuşmadılar.

Hakaretleri, iftiraları sayılamayacak kadar çok ve artık ellerini yıkasalar bile geçmeyecek pisliğin içindeler.

 

 

Devamını Oku

Türkiye CHP Diktasından Kurtuluyor

Evet başlığı yanlış okumadınız.

Türkiye 2002 yılından bu yana yani, AK Parti iktidarı ile başlayan süreçte yüzyılı aşan süredir demokrasi karşıtı olmuş, darbeci, diktatör, milletin ne kadar mukaddesatı varsa ona bilerek, isteyerek DÜŞMAN olan bir zihniyetten kurtulmak için çabalıyor.

Evet 2002 yılından beri ÖZGÜRLÜĞÜNE kavuşmak için, insan gibi yaşamak için, demokratik ve huzurlu bir ülkede yaşamak için Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde savaş veriyoruz, mücadele ediyoruz.

2002’den öncesini hatırladığınızda gazeteci kılıklı birileri televizyon ekranlarında okulda namaz kılan öğrencileri Dünyanın en aşağılık işini yapıyorlarmışcasına yerden yere vuruyordu.

Ana akım medya sahipleri milletin oy verip bir şekilde iktidar yaptığı partilerin Genel Başkanlarını kölesini ayağına çağırır gibi ayağına çağırıyor ve istediklerini yaptırıyorlardı.

28 Şubat sürecinde başıörtülü insanların okuma, eğitim hakları ellerinden alınıyor. İkna odaları denen aşağılık mekanizmalar ile MÜSLÜMAN bir MİLLETİN EVLATLARI her türlü haktan mahrum bırakılıyordu.

Demokrasi karşıtı ve diktatör olan bu zihniyetin adı CHP zihniyetidir.

Peki 2002 yılından beri verilen bu mücadelede gerçekten özgürlüğümüzü kazandık mı?

Burada bir parantez açalım. Bahsi geçen mücadele, Sakarya’nın, Hilal’in, Kızıl Elma’nın Hak’ın mücadelesidir. Ve bu mücadele 1800’lü yıllardan beri verilmektedir.

Mesela Rahmetli Adnan Menderes Ezanı orijinal diline çevirdi diye o kadar hakarete, iftiraya ve sonunda şehit olmaya yürümüştür.

Mesele Rahmetli Özal bir milleti ayağa kaldırıyor, Cennet Mekan Abdulhamid Han’ı savunuyor diye sevilmiyor ve yerden yere vuruluyordu.

Bir millet düşünün Müslüman ama başındaki diktatör zihniyet ezanına, başındaki örtüye, Kuran’nına, orucuna DÜŞMAN.

CHP bu ülkede iktidar yüzü görmeyecek inşallah fakat demokrasi karşıtlığı, diktatör tavırları bitmeyecek.

Ülkenin bütün kurumlarında zamanında yaptığı kadrolaşma özellikle hukuk sisteminde kendini hergün belli ediyor.

Yine üniversitelerdeki kadrolaşması sayesinde yıllarca muhafazakar insanlara Doçentlik, Profesörlük ünvanları verilmedi.

2002 yılı ile başlayan Ak Parti iktidarında insanlar özgür kaldıkça nefes almaya başladı. Geçen 18 seneye rağmen daha daha 1-2 ay önce başıörtülü bir Cumhuriyet Savcımız oldu.

Geçen 18 seneye rağmen daha 2016 yılında ilk başıörtülü kaymakamımız oldu.

Geçen 18 seneye rağmen 28 Şubat mağduru insanımız öğretmenliğine başlayalı 7 sene oldu.

Düşünün başıörtülü insanımız üniversiteye girme hakkına ancak 2007 yılında kavuştu.

28 Şubat mağdurlarına iadeyi itibar çalışması daha 2018’de başladı.

Yani hanımefendiler, beyefendiler bir millet CHP zihniyetinin antidemokratik ve insanlık dışı uygulamalarından daha tam kurtulamadı.

Bu günümüzde de tecrübe ediyoruz.

Teröre ve teröriste alanen ve açıktan destek veren CHP vekilleri ya da üyelerine hiçbir savcı dokunamıyor.

CHP vekilleri ağza alınmayacak küfürler, seviyesiz konuşmalar ve dahi iftiralar atıyor ama karşılığını adalet sisteminden görmüyorlar.

Selahattin Demirtaş’ın eşine hakaret edildiğinde insanım diyen herkes karşı dururken, AK Partili bir vekile galiz hakaret, küfreden gazeteci kılıklı hacimsizlere CHP zihniyeti destek veriyor.

Teröriste “ARKADAŞ” diyen biri hakkında tek bir soruşturma açılmıyor.

Velhasıl CHP Diktası ve CHP’nin antidemokratik duruşu hala ülkemizde canlı ve ülkemiz için en büyük tehlike durumunda zira bu zihniyet insani olan herşeye düşman durumunda, kendisinden olmayan özellikle Müslüman ise nefes almasına izin vermiyor.

Sonuç hep beraber olup, sandığa ve demokrasiye sahip çıkıp diktatör görüşlü, antidemokratik CHP ile mücadeleye devam edeceğiz.

Sonunda Türkiye CHP Diktasından Kurtulacak inşallah.

 

 

Devamını Oku

Darbeciydiler hep öyle olacaklar

Genlerinde demokrasi yok..!

Demokrasi üzerine tarihlerinde bir tek örnek yok..!

Millete hizmet etmek, vatandaşınderdiyle dertlenmek gibi bir dertleri hiç ama hiç yok..!

Nerede yolsuzluk, nerede adam kayırmacılık, nerede millet düşmanlığı, demokrasi düşmalığı varsa orada oldular.

Gayet iyi biliyorlar ki; Dinine, mukaddesatına, camisine, mescidine zulmeden ve dil uzatan bir yapıya bu aziz millet asla oy vermez, vermeyecekte..!

Gayet iyi biliyorlar ki; Türkiye düşmanları ile iş tutana, Devleti ve milletini siyoniste peşkeş çekene bu aziz millet asla oy vermez, vermeyecekte..!

Hal böyle olunca CHP’nin darbe ummaktan, antidemokratik beklentiler içinde olmaktan başka çaresi kalmıyor.

Covid-19 salgın sürecini Dünya ülkeleri arasında başarılı şekilde yöneten hem vatandaşına hemde dünya insnalarına insani görevini yerine getiren PARLAYAN bir devletin ve yönetiminin takdir kazanması elbette CHP zihniyetini rahatsız ederdi ve etti de...

CHP ve zihniyetine sahip hemen hemen her kişi;

Erdoğan salgını nasıl bu kadar başarılı yönetir?

Salgın neden büyümüyor?

Büyümesi için ne yapılabilir?

Erdoğan ve Yönetimine nasıl çelme takabiliriz?

Nasıl olurda Erdoğan’ı kötülerizin derdine düştüler.

İftiranın, yalanın, utanmazlığın sınırlarını zorladılar. İsminin önünde Profesör olanlar yalan haber, iftira ve hakaretlere başvurdu.

Lakin salgın dönemini doğru yöneten hükümeti sarsamadılar. Hatta kendi tabanları dahi anketlerde “Erdoğan doğru yönetti” deyince çıldırdılar.

Erdoğan seçimlerde olduğu gibi burada da kaznamıştı. Erdoğan milletin ve Dünya’nın takdirini kazanmıştı. Türkiye İngiltere’ye, ABD’ye tıbbi malzeme yardımı yapmıştı. Velhasıl CHP hemen birşeyler yapmalı ve YÜKSELEN ERDOĞAN ivmesini kesmeliydi,

Peki ne yapabilirdi?

Elbette yine iftira ve yalana başvurdular ve önce Fahrettin Altun Beye sonra Selçuk Bayraktar’a ve son olarakta Berat Albayrak’a saldırdılar.

Eş zamanlı olarak CHP İstanbul İl Başkanı ve CHPli Özgür Özel’den DARBE iması geldi.

CHP’yi tanıyanlar bu hale şaşırmadı ama millet durup dururken “Ne diyor bunlar?” demeye başladı.

Aslında olan belliydi. Erdoğan yönetiminde Ak Parti Hükümeti süreci iyi yönetiyor, takdir topluyor ve en çok rahatsız oldukları Türkiye IMF’ye muhtaç olmuyordu.

Bu hal CHP’yi deli ediyordu.

Sonunda kumpas İngiltere üzerinden kuruldu ve her zaman oynadıkları tiyatro sahneye kondu.

Berat Albayrak yatırımcılarla toplantı halinde iken üç banka Türkiye ekonomisine saldırı düzenledi. Türk Lirası karşılığını vermeyen 3 tasmalı banka piyasadan dolar çekti.

Yani içeride Erdoğan ve Ak Parti hükümetini sıkıntıya sokamayan, güçsüzleştiremeyen CHP’ye sufle İngiltere’den gelmişti. Zaten nereden gelebilirdi?

Velhasıl CHP demokrasi dışı ne varsa desteklemekten, darbeden medet ummaktan başka bir kabiliyeti olmayan bir yapıdır.

Böyle geldiler, böyle gidecekler bunlardan dahasını beklemek bizim saflığımız olur.

 

Hürmetler..

Devamını Oku

Virüs mü, proje mi?

Gözle göremediğimiz düşman Covid-19 İNSANLIĞI sarsmaya devam ediyor.

Haftasonu hava durumunun iyi olacağı üzerine alınan bilgiler doğrultusunda Devletimiz 30 Büyüşehir ve Zonguldak’ta sokapa çıkma yasağı ilan etti.

Sokak yasağının 48 saat geçerli olacağı resmi olarak ilan edildi.

İlerleyen saatlerde yayınlanan genelgeye göre Fırın, Eczane gibi temel ihtiyaç satışı yapan yerlerin açık olacağı ve teslimat yöntemiyle vatandaşın ekmeğine, ilacına ulaşacağı ilan edildi.

Peki bu açıklamada neresi anlaşılmadı ya da idrak edilemedide binlerce insan sokağa döküldü.

İnsanoğlu ne oldu da vahşi doğada hayatını idame ettiren hayvanlar misali içgüdüleri ile hareket eder oldu?

Bunun birinci nedeni elinden telefonunu düşürmeyen sosyal medya bağımlısı olmuş büyük bir topluluk haline gelmemizdir.

Ne alakası var demeyin..!

Devletin Bakanı açıklama yapıyor. Vaka sayısını paylaşıyor fakat insanlar inanmıyor.

Gelin görün ki ; insanlar sosyal medyada resmen “dünkü çocuğun” açtığı bir hesaptan yayılan cümlelere ya da her ağzını açtığında yalan üstüne yalan söyleyen gazeteci müsvettelerine inanıyor.

Farkında mısınız bilmiyorum ama son zamanlarda herkes birbirine “şöyle bir şey varmış doğru mu?” diye sormaya başladı.

Neden?

Çünkü Sosyal Medya yalan ve manüpülasyon üreten bir hale geldi.

Belli bir güruh devleti itibarsızlaştırmaya manasız kötülemeye çalışıyor.

Hal böyle olunca Devletin resmi açıklamasını sanki sokağa çıkma yasağı 7 günlük bir yasakmış gibi sokağa dökülenler oldu.

Gece yarısı kilo le patates alanlar mı istersiniz? 1,5 TL’lik ekmeğe 5 TL isteyen fırıncı mı istersiniz ?

Yoksa sokak yasağını duyunca markete koşup bisküvit ve kola alanlar mı?

Hangisini ararsanız dün gece sokaklardaydı.

Hatta sen aldın ben aldım kavgası yapan insanların görüntülerine şahit olduk.

Artık güler misin ağlar mısın?

Nerede kaldı fersetimiz, nerede kaldı Ramazan günü oruç tutan insanımızın sabrı, nerede kaldı bilinç, nerede kaldı Dünya’yı sarsan virüs tehlikesi? İnsanların gözü hiçbirşey görmedi.

Nasıl bir yemek derdidir arkadaş bu yiye yiye doyulmayan?

Can boğazdan gelir diyenleri duyar gibiyim.

Can boğazdan gider arkadaşlar boğazdan...

Az yemek şifadır.

Tam doymadan sofradan kalkmak sünnettir.

Bir hurmayla, bir zeytinle 3 gün oruç tutan ecdadın torunları değil miyiz?

Gelelim asıl meseleye...

Covid-19 projesinin dün gece bir maksadına daha ulaştığına şahit olduk.

İnsanların korkularını besleyen ve tetikleyen, beslediği korkuyla insanları manupüle eden bir halin içine soktular.

Bilincini ve idrakini kapatmış bir toplluğa Dünya’nın en büyük ve göze çarpan doğrularını anlatın inandıramazsınız.

Peki bunu nasıl başardılar?

Kontrolsüz ve tamamen manupülasyonlarla idare edilen toplulukları nasıl oluşturdular?

Önce uyku düzeninizi bozdular.

23:00-5:00 uyuması gereken insanları ayakta tutarak Epifiz Bezi’nin çalışma ritmini bozdular. Böylelikle Melatonin hormunu salgısını bitirdiler.

Melotonin salgısı bağışıklığınızı arttırır. Fakat gerek medya ve gerekse özel yayın organlarıyla empoze ettikleri hayat tarzı gece hayatını özendirdi. Böylelikle insanların uyku düzenini bozdular.

Yine Epifiz Bezimizin salgıladığı diğer bir hormon Serotonin’dir. Bu hormonun salgısını bozarak yıllar önce ismini dahi duymadığımız psikolojik hastalıkların ortaya çıkmasını sağladılar. Korkular, depresyon halleri hiç olmadığı kadar arttı.

Hepiniz hatırlarsınız antidepresanlar son yıllarda inanılmaz satış rakamlarına ulaştı.

Sonra paketlenmiş hazır gıdalar ve fastfood ile insan vücuduna en meşhur ZEHRİ şekeri enjekte ettiler.

Tedavi etmeyen sadece hastalığın belli seviyede kalmasını sağlayan ilaçlarla yıllarca insanları uyuttular.

Sonuçta hem psikolojik hem fizyolojik olarak her hastalığa açık, savunmasız ve söyledikleri her yalana inanan ÖZELLİKLE BOZULMUŞ topluluklar oluşturdular.

Ne okuduğunu anlıyorlar ne de söylenen doğrulara inanıyorlar.

Devletin ne dediğine değil, sosyal medyada garip bir hesabın dediğine inan ve bunu idrak edemeyen garip bir topluluğun oluşmasını sağladılar.

Mesela siyasi hayatta hergün yalan haber üreten, eli kanlı katillere destek veren gazetecilere, siyasilere inan toplulukların varolma nedenlerinden biri de yukarıda saydığımız nedenlerdir.

Hal böyle olunca Covid-19 gibi basit bir virüs bağışıklık sistemi tamamen savunmasız kalan insanları bu denli etkiledi.

İnsanları korku yönetiyor hale geldi. Sokağa çıkma yasağı dediğinizde kontrolünü tamamen yitirmiş insanları görür hale geldik.

Şunu unutmayın sadece bir virüsle karşı karşıya değiliz. Özel tasarlanmış ve birden fazla amacı olan bir PROJE ile karşı karşıyayız.

Son olarak dün Billy Gates her devletin bütçesinin %20’sinin salgın hastalıklara ayırması gerektiğini ve her 20 senede bir salgınların olacağını yönünde açıklama yaptı.

Sizce bir açıklama mı yaptı yoksa itiraf mı etti size bırakıyorum.

 

Hürmetler

 

 

 

 

Devamını Oku

Zaman muhasebe zamanı

Adı Kara Ölüm’dü.

Kaynaklarda Asya’nın Güney Batısından Başladığı Ifade Edilmiş Olsada Aynen Bugün Olduğu Gibi Çin Yine Salgının Merkezi Durumundaydı.

Kara Ölüm, Avrupa’da Sosyal Ve Beşeri Hayatı Tamamen Değiştirdi.

Kara Ölüm Bizim VEBA Olarak Bildiğimiz Hastalığın Ta Kendisiydi.

Bazı Kaynaklara Göre 100 Milyon Insan Öldü.

Kara Ölüm Kıtaları Dolanırken Avrupa’da Büyük Kıtlıklar Oldu. Özellikle Nüfusu Kontrolsüz Artan Avrupa’da Ilk Başlarda Fakir Ve Avrupa’ya Yeni Gelmiş Alt Tabaka Olarak Ifade Edilen Insanlar Öldü.

Lakin, Kara Ölüm Insanlığa Ders Olmadı. 1918-1920 Yılları Arasında İspanyol Gribi Salgını Avrupa’yı Kasıp Kavurdu.

Sadece 18 Ayda 50 Ila 100 Milyon Insanın Ölmesine Sebep Oldu. Hatta Bazı Tarihçilerin Makalelerine Göre 1. Dünya Savaşının Sona Ermesinin En Büyük Nedeni İspanyol Gribiydi.

Adı İspanyol Olsada Bu Grip Virüs Ilk Olarak 1918 Yılında ABD’nin New Mexico Eyaletinde Görüldü.

İspanyol Gribi Covid-19’A Göre Genç Nüfusu Vurdu. Yaşlı Ve Çocukları Az Etkilerken Gençler İspanyol Gribi Ile Yok Oldu.

Bu Iki Ana Akım Salgın Dünya’da Birçok Dengeyi Altüst Etti.

Birinde 1. Dünya Savaşı Sonlanırken Diğerinde Insanlara Zulmün Tavan Yaptığı Ortaçağ Avrupası Yerle Bir Oldu.

Seneler Sonra Dünya Bugün Covid-19 Ile Mücadele Ediyor.

Gözle Görülmeyen Mikron Boyutunda Virüs Milyarlarca Insanı Evine Kapattı.

Yayılma Hızı, Kronik Hastalara Tesir Etme Kuvveti Cidden Korkutucu Ve Insanın Psikolojisini Zorluyor.

Virüsün Nereden Ve Nasıl Ürediği, Ne Kadar Hızla Mutasyona Uğradığı Hangi Aşamalardan Nasıl Geçtiği Ve Panzehiri Bilinmiyor.

Tıp Bilimi Elinden Geleni Yapsada Bazen Eliniz Kolunuz Bağlı Sadece Bekliyorsunuz.

Kimimiz Neden Evdeyiz, Sıkılıyorum, Dışarı Çıkmalıyım Derdine Düşmüşken Bazılarımız Psikologların Telefonlarını Susturmuyoruz.

Tabir Doğru Olursa Minik Minik Panik Olmaya Başladık.

Peki Madolyonu Ters Çevirsek Birde Bambaşka Gözle Baksak, Şöyle Derin Bir Nefes Çekip Evde Geçen Zamanda Internetten Gazete Küpürlerine Baksak, Mesela 2 Eylül 2015’E Gitsek..

Şimdi Tarihi Okuduğunuzda Eminim %99’Umuz Ne Oldu Bu Tarihte Der?

Aylan Bebeğin Cansız Bedeninin Kıyıya Vurduğu Gündür 2 Eylül 2015. Hatırladınız Mı O Hazin Ve Insanın Içini Parçalayan Fotoğrafı?

Peki Aylan Bebek Cansız Bedeni Kıyıya Vurduğunda Onun Ve Onun Gibi Nice Bebeğin, Ailelerinin Velhasıl Mazlumların Ne Çektiğini, Nelerle Mücadele Ettiğini Düşündünüz Mü?

Kaç Kişi Ağladı? Kaç Kişi Lanet Olsun Sana Esed, Lanet Olsun Şu Mazlumlara Zulmedenlere Dedi?

Peki Halep’te Bir Gazeteci Soru Sorduğunda Adını Dahi Hatırlamayan, “Baban Nerede?” Sorusuna Büyük Bir Vakurla “ÖLDÜ” Diyen, “Kahvaltı Ya Da Öğle Yemeyi Yedin Mi?” Sorusuna Ağlayarak Cevap Bile Veremeyen Minik Yavruyu Hatırladınız Mı?

Bunu Da Mı Hatırlamadınız?

Ya Peki, Üzerine Bombalar Yağarken “Biz Esed’e Ne Yaptık?” Diyen “Geceleri Bombalardan Uyumuyoruz” Diye Hıçkıra Hıçkıra Ağlayan Ve “Vallahi Sizi Allah’a Şikayet Edeceğim” Diyen O Yavruyu Hatırladınız Mı?

Suriye’de Utancından 3 Gündür Bir Şey Yemediğini Söyleyen “Abi Bu Savaş Ne Zaman Bitecek?” Diye Soran Çocuğu Hatırlıyor Musunuz?

Ya! Sudan’da, Etiyopya’da, Afganistan’da Bir Tencereden Bir Kaşık Yemek Alıp Arkadaşının Hakkına Girmeyen Çocukları?

Günlerdir Açken Küçük Bir Ekmek Parçasını 4 Arkadaşıyla Paylaşan Çocukları Hatırladınız Mı Peki?

Filistin’de, Arakan’da, Uygur Müslümanlarına Yapılan Zulmleri Hatırladınız Mı? Hadi Bari Bunları Hatırladım Deyin!

Peki Ya Avrupa’nın Petrol Için Ortadoğu’da Döktüğü Kanı, DEMOKRASİ Getireceğiz Diye Kıydığı Canları, Hemen Sınırlamızda ABD Desteği Ile Örgütlenip Türkiye Içinden Destek Bulan 60000 Insanımızı Katleden PKK Köpeklerine Ses Etmeyip Onlarla Iş Tutanları?

Zaman Muhasebe Zamanı Hanımefendiler, Beyefendiler..

Zaman Oturup Keyif Yapma Gidemediğin SteakHouse Için Hayıflanma Zamanı Değil..!

Bu Virüsü Çin Üretmiş, ABD Üretmiş Ya Da Bir Başkası Ne Önemi Var.

Zulme Susarsan, Eli Kanlı Teröristin, Katilin Yanında Olursan, Açın Halinden, Düşmüşün Halinden Anlamazsan, Zulmedene “DUR” Demezsen, Buğzunu Etmezsen, Göremediğin Virüse Iman Edip, Her Haliyle Seni Var Edeni “Görmüyorum” Diye Isyan Edersen Daha Ne Corona’lar Daha Ne Virüsler Takdir Edilir Anlamazsın.

Allah Tıp Bilim İnsanlarımızın, İnsanlığın Yardımcısı Olsun

Kara Günlerden Bembeyaz Günlere Çıkma Duası Ile..

Kalın Sağlıcakla…

Devamını Oku

Muhasebe zamanı

Seçim geçti. Maç bitti. Bu ne ilk maç nede son seçimdi. Kazanmayı bilmek kadar kaybetmeyide bilmek gerektiği ortaya çıktı. Eleştiri yaparken tenkit yoluna sapanlar, eleştiri yapayım derken ağzına yüzüne buluşturanlar dolmaya başladı. Seçimden çıkan sonuç ne acımasız tenkitler nede kendi bilmezlerin algı operasyonu olamaz. Seçim bitti. İmanınız mı zayıfladı? Yoksa artık namaz mı kılmayacaksın? Biri gelip gönderden bayrağımızı mı indirdi? Elbette Fatih Sultan Mehmet Han’ın emanetine leke düşürecek bir sonuç oldu ama böyle savrulmakta zayıflık işaretidir. Şimdi şöyle geriye yaslan eleştiri yaptığın her kalemde haklı olduğunu düşün Mesela mı? Evet danışmanlarda sıkıntı var. Evet Arınç ve Yazıcı niye orada? Evet FETÖ ile mücadelede büyük zafiyetler var ve at izi it izine karıştı. Evet kefillik sistemi ile nice FETÖcü kurtarıldı. Evet Berat bey istifa etsin yada kabine değişsin hatta çok haklısın Adalet Bakanı da değişmeli. Evet iş takibi yapanlar var haklısın. Bak ne çok şeyde haklıyız gördün mü? Rahatladın mı? Mutlu musun? Ben mutluyum çünkü haklıyım. Ne öneriyorsun peki? Mesela Ekonomi bakanı kim olmalı? Mehmet Şimşek geri dönse ne dersin? FETÖ konusunda ne yapmalıyız sence? Bence itirafçı olanları mesleklerini yapmasına izin verelim ne dersin? Kesin olan birşey var millet Arınç’ı ve Yazıcı’yı görmek dahi istemiyor değil mi? Bu konuda ne yapalım? Seçim süreci yanlışlarını yaptıran danışman heyetine de dokunmak şart oldu. Bak bir sürü konu yazdık. Peki kim düzeltecek bunca şeyi..? Tabiki Erdoğan..! Hani şu muhtar bile olamaz dedikleri basamakları teker teker çıkan, milleti satmayan ADAM..! 27 Nisan’da dil duran, 7 Şubat’ta ameliyat masasından Devleti ayakta tutan, 17-25’i, 15 Temmuz’u ve arada atladığımız nice badireye göğüs geren ADAM..!

Sen arkasında durursan yapamaz mı? Nicelerden çıktı bundan çıkamaz mı?

Şimdi yiğidi öldürmeme günü. Şimdi ak sütün içindeki ak kılı görme günü. Şimdi imanını koruma, daha dik durma, vicdanını yaralayacak birşey yapmadan doğruları yapma günü..! Bu satırları Erdoğan dahil bütün Ak Parti ve duruşunu bozanlar okusun..!

Hak yolun yolcusu olmak zordur. Davayı öksüz, yetim bırakmak kimsenin hakkı değildir. Mühim olan canın acısada doğruyu söylemektir. Değişim belki can yakacak lakin yenilenme, kabuğu kırma, ecdadın torunu olduğunu gösterme zamanıdır. Zaman kimileri için geri çekilme, kimileri için bayrak bende deme zamanıdır. Unutmayın bizi bizden başka yenen olmadı. Tarih bunu yazmadı, yazdırmadık. Seçim sonucu kazandım diyen 4 benzemez var. Dokuları birbirine uymayanlar var. Emirle bir araya gelmişler var. Bu teker patlar efendiler! Yarın, ertesi gün yada seneye ama patlar. Sen gel kenara otur vakur duruşu koru.. Senin namazın bir, imanın bir, rehberin bir… Sen teksin, müjdelenmiş peygamberin ümmeti, ehli sünnet ecdadın torunusun. Sağa sola bakma şimdi kim var diye hadi öne atıl..! Naylon müslüman değil tek davası ahireti olan müslüman ol..! Muhasebe mahşer günü zor hemde çok zor..! Vicdanı ve cevabı temiz tutmak şart Zalimle, katille bir arada olanın vay haline..! Her işe besmele ile başla, edebinden geri adım atma, başını yere eğme.. Sen katile kucak açmadın. Sen yalan konuşmadın. Sen iftira etmedin. Bir parmağına kıymık battı diye hüzünlenme bırak kan aksın, bırak damarın rahatlasın. Sakarya yokuşlara alışık ama sen davayı sarsma..! Bizim kaderimiz yokuşları yarınlar için düz etmek.. Vazife çetin, vazife zorlu.. Kıldığın namaza güvenme, güneşi ceketinin iç cebinde taşıma..! Alnını koyduğun seccadene sımsıkı sarıl.. Beyniniz zonkluyor biliyorum ama hak davada kim rahat yüzü görmüş. Bize yeni Necip Fazıllar, Akıl ve İlim rehberi Akşemseddinler lazım... Sözüm acizlerin acizi kendim dahil hepimize yarınlara kavuşmak için yarayı kanatıp ileriye bakmak şart..

Hakkınızı helal edin

Devamını Oku

Skandal, rezillik, utanmazlık ve aymazlık

65 Yaşında bir delikanlı Binali bey, muhalefetin YANLI SI ve YANDAŞI olduğu bilinen bir moderatorün açık oturumu yönetmesinde sakınca yok diye meydan okuyor.

İstediğin soruyu sor diyor.

Peki Moderatör ne yapıyor. Açık oturumdan 2 gün önce Ekrem Bey ile toplamda 46 dakika danışmanları ile 54 dakika görüşüyor.

Görüşme İstanbul Taksim’de bir otelin odasında gerçekleşiyor.

Bu hadise ABD’de, herhangi bir Avrupa ülkesinde yada Japonya’da olsa o gazeteci ve siyasinin mesleki hayatı o gün biter.

BasİT bir olay değil..

NET ifadelerle tabir etmek gerekirse Moderatör ve Ekrem Bey karşılarına tek başına çıkan 65 yaşında bir DELİKANLIYA KUMPAS kurmuştur.

Bu bir skandaldır. Bu Modaretörün mesleki kariyerini bitirecek bir rezalettir.

Açık oturum esnasında milletin dikkatini çeken bazı emareler vardı fakat millet hüsnüzan içinde oldu. Fakat işin aslı öyle değildi.

Açık oturum esnasında yanlı ve kumpas görüntülerine şahit olabiliyorsunuz.

Mesele Moderatör Ekrem Bey’e asla ve kat’a tamalayıcı soru sormadı.

“FETÖ ile ilişki” sorusu..

Bu soruya Ekrem bey her zamanki gibi YALAN cevap verdi. Fakat moderatör Ekrem Beye STV görüntülerini, FETÖ Belediyeler İmamı ile olan ilişkiyi tamamlayıcı soru olarak sormadı. Tamamlayıcı soru sormak konunun aydınlatılması maksadıyla gazetecilik açısından önemli bir konudur.

Sadece bu değil elbette...

Diğer bir örnek mesela Ordu’da gerçekleşen vahim hakaret hadisesi yine aynı şekilde sessizce kapatıldı. Moderatör, Ekrem beye Vali’ye hakaret ettiniz mi diye bir soru sordu.

Cevap her zaman olduğu gibi YALANDI.

Fakat Moderatör ağzını açıp “Ekrem bey ham görüntüler var” diye tamamlayıcı bir ifadeye, soruya ihtiyaç duymadı.

Moderatör Ekrem beyin önüne asfalt dökerken Binali beye ne yaptı birde ona bakalım.

Konu Sayıştay raporu…

Moderatör yani gazeteci olduğunu iddia eden kişi, Sayıştay’ın 28.05.2019 tarihli resmi açıklamasını GÜYA okumamış, haberi yokmuş gibi davranarak şu kumpası kurdu.

Modaretör, Binali beye Sayıştay sorusunu sordu. Binali bey’de Moderatöre “Raporu okudunuz mu? Böyle bir durum yok” diye cevap verdi.

İşte burada Vali’ye hakarete, FETÖ ilişkisine tek cevap alıp tamamlayıcı soru sormayan Moderatör ani bir çıkışla varolan ve günler önce RESMi şekilde Sayıştay tarafından yayınlanan açıklamaya bakmadan “Sayıştay yalanlamadı” diye Binali beyin karşısında RAKİP gibi durdu.

Ekrem Bey’e sorduğu sıkıntılı soruları TAMAMLAYICI soru ve cümle kurmadan geçiştiren Moderatör Binali Bey’e karşı YALAN söylemekten ve karşı duruş sergilemekten çekinmedi.

Bunlar sadece birkaç örnek…

Sorular sorulduğunda Ekrem Bey’in soruyu biliyormuşçasına bazı tabloları çıkarması, adayların açık oturumda oturma düzenine kadar planlanmış ve KUMPAS kurmuştur.

Tekrar ediyorum bu durum tek kelime ile SKANDAL, BASİTLİK, DÜŞÜKLÜK, ÇUKURLUK, TERBİYESİZLİK’TİR.

Moderatör ve Ekrem bey DÜRÜST DEĞİLDİR. MİLLETİN YÜZÜNE BAKA BAKA YALAN SÖYLEMEKTEDİR.

Bugün sıradan bir açık oturumda KUMPAS kuranların, PKK destekçisi HDP ile arka odalarda ne konuştuğunu ne sözler verdiğini nereden bileceğiz?

Milletin gözünün içine baka baka YALAN söyleyenlerin kapalı kapılar ardında millete ne kumpaslar kurduğunu  nereden bileceğiz?

İşte size CHP zihniyeti hiç değişmedi, değişmeyecek..!

 

Devamını Oku

Galip Binali Yıldırım

Bütün Türkiye’nin beklediği malum münazara dün akşam İsmail Küçükkaya moderatörlüğünde gerçekleştirildi.

Millet 2 adayı notlayacak ve belki kararsızsa karar verecekti.

Lakin programda moderatör dahil 3 kişi milletten oy aldı.

Önce moderatörden başlayalım.

İsmail bey sınıfta kalmıştır.

Programın ilk anından son anına kadar bitsede gitsek modunda TAMAMLAYICI hiçbir soru sormamış bir moderatöreden bahsediyorum.

Sayıştay raporunu bile gazete manşetlerinden takip etmiş, araştırmamış bir modaretör.

Mesela TAMAMLAYICI olması manasında Ekrem Bey’e yüzeysel bir FETÖ sorusu sordu. Ekrem bey ben görmedim, duymadım, bilmem derken 17-25 Aralık’tan sonra FETÖ Belediyeler imamına verilen ihaleler sorusu gelmedi.

Mesela Türkiye Cumhuriyeti’nin açıktan düşmanı PKK terör örgütünün Kandil’deki elebaşları Ekrem Bey’e açıktan destek veriyor. Bu elzem ve mühim bir sorudur. İstanbullu terör örgütleriyle ilişki durumunu elbette bilmek isteyecektir ama soru sorulmadı.

Mesela Ekrem Bey’in Beylikdüzü Belediye Başkanlığında belediyeyi uğrattığı zarar konusunda hiç soru sorulmadı.

Ekrem bey dün gece sınıfta kalan ikinci kişi oldu. Sınıfta kalmasının ilk sebebi MİLYONLARIN izlediği programda YALANLARINA devam etti. Ekrem bey’in Binali Bey’in dediği gibi bütün Türkiye’den özür dilemesi gerekiyordu.

Hele hele hakaret ettiği Vali’yi suçlaması ayrı bir garabetti. Ekrem Bey’in ünlü DUYUMLARI devreye girdi.

Ekrem bey dün gece yeni yalanlarda türetti. Artık yalanlarının içeriğini burada uzun uzun yazmaya gerek yok. Şapka düştü kel göründü.

Ekrem bey ciddi manada manipülasyon yapabilen biri dün gece İBB araçları üzerinden algı oluşturmaya çalıştı. Şöyle bir ifade kullandı.

“Belediyenin 1800 aracı var işte bunun içinde cenaze araçları, itfaiye araçları ver bakın kişi başı 7 binek araç düşüyor” dedi.

Bu cümle IQ değeri çok düşük değilse insan zekasına hakarettir. Cenaze araçları, itfaiye araçları ve diğer hizmet araçları birden BİNEK araç oldu ve kişi başına hesap yapıldı.

Yine veri kopyalama hadisesinde kanunen suç olan bir hali görmezden gelerek yedekleme adı altında millete satmaya çalıştı. Veri yönetimi işini iyi bilen Binali bey bu bilgisizliğe İLKOKUL öğrencisine anlatır gibi tane tane anlattı ve hem moderatörü hemde Ekrem Bey’i anlattı.

Ekrem beyin sınıfta kaldığı diğer nokta ki en önemli konuların başında gelen proje konularıydı..

Ekrem bey’in ulaşım üzerine içinde “GİRİŞİM” olan ama elle tutulur hiçbir proje yok..!

Hatta Ekrem bey dün akşam hızını alamasa İHALESİNİ VE PROJE TAKİBİNİ BİNALİ  YILDIRIM’ın yaptığı Marmaray’ı başkası yaptı diyecekti ki aslında dedi de…

Dün akşamın en sakin adamı ve yapacaklarını TANE TANE anlatan ve özgüveni yüksek kişi Binali Yıldırım’dı. Kısa ve net cevaplar verdi. Ekrem Bey’e avans verdiği anlar, YALANLARINI yüzüne vurduğu anlar oldu.

Binali beyin ulaşım üzerine sunduğu proje ayakları yere basan bir proje raylı sistemleri temel alan ve teknolojik olarak önemli gördüğüm otonom metrobüsler meselesi çok mühim projelerdi.

Velhasıl herkesin beklediği yayında Modaretör Ekrem Bey’in yumuşak karnına vurmadan, Ekrem Bey’i ÜZMEDEN programı yürüttü. Ekrem bey ise YALANLARINA devam ederek güvenilmez biri olduğunu ortaya koydu.

Sonuçta eline aldığı her işi alnın teriyle, başarıyla bitiren Binali Yıldırım çok rahat yalan söyleyen ve işini iyi yapamayan bir modaretörü sahada yendi.

Devamını Oku

Neden saydırmadılar

31 Mart yerel seçimlerinin en kritik ve atlanan sorusu yazımın başlığıdır.

Oyları neden saydırmadılar.

Yani hukuka müdahale ederek, il seçim kurulu hakimi yetkilerini aşarak başlamış olan sayımı neden durdurdu?

Ak Parti itirazlarıyla sayılan %10 oyda 29000 olan oy farkı 13000’e gerilemişti. Geriye kalan %90 oyda ne vardı da sayıma engel olundu?

Eğer oylar sayılmış olsa bugün seçim olmayacak ve İstanbul Başkanını seçmiş olacaktı.

23 Haziran için ayrılan bütçede millet yararına başka yerlere harcanacaktı.

Asıl soru seçimin neden tekrarlandığı değil TEKRAR  SAYIMIN NEDEN ENGELLENDİĞİDİR.

Bundan sonra yazacaklarımı Devlet yetkilileri iyi okumalıdır.

Evet 23 Haziran öncesi yine 31 Mart seçimi öncesi olduğu gibi seçime müdahale planları yapılıyor.

Planın en büyük parçası VESAYETTE yerini kaybetmek istemeyen BÜROKRASİ.

Gelelim neden saydırmadılar sorusunun cevabına

Geri kalan %90oy sayılmadı. Eğer sayılsaydı bugün seçimde görev almaması gereken çok kişi tespit edilmiş olacak ve 23 Haziran’da görev alamayacaklardı. Hırsızlığın nereye ve kime dayandığı daha net görülecekti.

Yüzde doksan içinde saklamaları gereken kişiler vardı ve saydırmayarak  hırsızlık organizasyonunun büyük bir kısmını korumuş oldular.  Organizasyonun içinde bizim gördüğümüz sadece İl Seçim Kurulları ve bazı ilçe seçim kuruları vardı. Peki ya tespit edilmeyenler?

İşte bu halı altına süpürülen grup 23 Haziran’da  yine iş başında olacak. Mesela bildiğimiz üzerinde büyük şaibe olan ilçe seçim kurulu hakimleri yerinde duruyor.  Tekrar ediyorum bu sadece bildiklerimiz yani bilmediklerimiz hala orada…

Bugün Türkiye Gazetesi haberinde yer alan 75 yaşında, okuma yazma bilmeyen kişilere sandık seçmen temsilcisi tebligatı yapılması bu yazdıklarımı doğrular niteliktedir.

Bu işin içinde cidden çoğu devlet memuru olan bürokratik vesayet var. 23 Haziran’da yine iş başında olacaklar.

Ayrıca seçsis sistemine siber saldırı yapacakları konusunda ciddi istihbaratlar var. Rusya ve Çin’de bazı hacker gruplarına FETÖ ilişiği olan kişilerin para ödediği biliniyor.

23 Haziran için Devlet ve AK Parti bütün organlarıyla uyanık olmalı zira bunların yaptığı en iyi şey HİLE

Devamını Oku