Hakkında
Akademisyen, girişimci, yazar...
  • İlgi Alanları: Siyaset,spor,sinema
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Doğum tarihi 09 April
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Neden saydırmadılar

31 Mart yerel seçimlerinin en kritik ve atlanan sorusu yazımın başlığıdır.

Oyları neden saydırmadılar.

Yani hukuka müdahale ederek, il seçim kurulu hakimi yetkilerini aşarak başlamış olan sayımı neden durdurdu?

Ak Parti itirazlarıyla sayılan %10 oyda 29000 olan oy farkı 13000’e gerilemişti. Geriye kalan %90 oyda ne vardı da sayıma engel olundu?

Eğer oylar sayılmış olsa bugün seçim olmayacak ve İstanbul Başkanını seçmiş olacaktı.

23 Haziran için ayrılan bütçede millet yararına başka yerlere harcanacaktı.

Asıl soru seçimin neden tekrarlandığı değil TEKRAR  SAYIMIN NEDEN ENGELLENDİĞİDİR.

Bundan sonra yazacaklarımı Devlet yetkilileri iyi okumalıdır.

Evet 23 Haziran öncesi yine 31 Mart seçimi öncesi olduğu gibi seçime müdahale planları yapılıyor.

Planın en büyük parçası VESAYETTE yerini kaybetmek istemeyen BÜROKRASİ.

Gelelim neden saydırmadılar sorusunun cevabına

Geri kalan %90oy sayılmadı. Eğer sayılsaydı bugün seçimde görev almaması gereken çok kişi tespit edilmiş olacak ve 23 Haziran’da görev alamayacaklardı. Hırsızlığın nereye ve kime dayandığı daha net görülecekti.

Yüzde doksan içinde saklamaları gereken kişiler vardı ve saydırmayarak  hırsızlık organizasyonunun büyük bir kısmını korumuş oldular.  Organizasyonun içinde bizim gördüğümüz sadece İl Seçim Kurulları ve bazı ilçe seçim kuruları vardı. Peki ya tespit edilmeyenler?

İşte bu halı altına süpürülen grup 23 Haziran’da  yine iş başında olacak. Mesela bildiğimiz üzerinde büyük şaibe olan ilçe seçim kurulu hakimleri yerinde duruyor.  Tekrar ediyorum bu sadece bildiklerimiz yani bilmediklerimiz hala orada…

Bugün Türkiye Gazetesi haberinde yer alan 75 yaşında, okuma yazma bilmeyen kişilere sandık seçmen temsilcisi tebligatı yapılması bu yazdıklarımı doğrular niteliktedir.

Bu işin içinde cidden çoğu devlet memuru olan bürokratik vesayet var. 23 Haziran’da yine iş başında olacaklar.

Ayrıca seçsis sistemine siber saldırı yapacakları konusunda ciddi istihbaratlar var. Rusya ve Çin’de bazı hacker gruplarına FETÖ ilişiği olan kişilerin para ödediği biliniyor.

23 Haziran için Devlet ve AK Parti bütün organlarıyla uyanık olmalı zira bunların yaptığı en iyi şey HİLE

Devamını Oku

Düpedüz küfür etti

Yok yok düpedüz “İT” dedi.

Evet CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem M. Devletin Ordu Valisine dümdüz küfretti.

Daha öncede Arnavutköy’de bir esnafa el-kol hareketleriyle küçümseyici tavırlar göstermiş ve UKALA demişti.

Velhasıl CHP İBB adayında seviye deniz seviyesinin altına indi.

Bir başka deyişle MASKE DÜŞTÜ.

Öyle bize satıldığı gibi güleryüzlü ve masum biri olmadığı ortaya çıktı.

31 Mart sürecinde de sürekli FETÖ misali HOŞGÖRÜ kelimesini diline pelesenk eden kişi son 1 aydır yalanına yalan katarken artık buna hakaret, küfürleri de ekledi.

Aslına bakarsanız Ekrem beyin maskesi çok önce düşmüştü ama bu maskeyi düşürmek istemeyen BEYAZ TÜRKLERE yamanmak isteyen MUHAFAZAKAR kimlikli EZİK yazarlar, çizerler maskeyi tutmaya çalıştı.

Halbuki bir arada olamayacak tavır, davranış, söz ne varsa Ekrem M.’de toplanmıştı.

Mesela seçim sürecinde sürekli dini ifadeler kullanan ve çok garip bir şekilde tıpkı FETÖ ağzı gibi “hepimiz bir aradayız, hoşgörü, sevelim, sayalım, 16 milyonu buluşturacağız” diyen kişi diğer tarafta FETÖ’den ceza almış Atilla Taş’ın “Ekrem abi” seslenişine Güleryüz gösteriyor, 60000 insanımızı şehit etmiş PKK’yı savunan, Yasin Börü’nün şehit edilmesine sebebiyet veren Demirtaş’ı beğeniyordu.

Hatırlarsınız belki; mazbatayı aldığı günlerde meydanlarda FETÖ’nün darbe sloganı haline gelen “Yurtta sulh” tezahüratlarını yapıyordu.

Yani bu denli zıt kutuplarda olup hoşgörüden bahsetmek hele hele bir terör örgütü destecisi ve mensubunun siyasetini beğenmek nasıl bir sevgi, saygı, hoşgörü barındırabilir.

Diğer tarafta Ramazan ayı boyunca muhafazakâr kesime iyi görünmek adına iftarda, sahurlarda boy gösterdi lakin diğer tarafta milletin inandığı “Allah’a”, inandığı dine sövenlerle beraber aynı yolda yürüyordu. Bu da bize Türkiye’de Müslüman görünüp Vatikan’da Papa elini öpenleri hatırlatmıştı.

Peki, burada bir çelişki yok muydu? Aranızdan hangi Müslüman Canan Kaftancıoğlu ile aynı safta olabilir yâda Yeni Zelanda’daki Hristiyan Teröründen sonra Müslümanları ve İslamiyet’i suçlayan Kemal Kılıçdaroğlu ile yanyana durabilir?

Ekrem bey’in çelişkileri bitecek gibide değil..!

“Bizi ayrıştırıyorlar, bizi düşman ediyorlar” diye mesaj atan Ekrem M., PKK-FETÖ’ye tek kelime edemezken devletin valisine HAKKI OLMAYAN VIP HİZMETİ verilmedi diye KÜFREDİYOR.

“Yahu biride çıkıp Ekrem Bey’i ikaz etmeyecek mi, bu ne haldir?” derken bugün malum spiker arkadaşı isyan etti. Dikkat et Ekrem ayağın kayıyor dedi.

Bu kadar çelişki ve gitgeller arasında kalmış birinden bahsediyoruz.

Çocuk gibi esnafa el kol hareketi yapan, hakkı olmayan yere giremeyince şımarık POP Şarkıcıları gibi artistlik yapıp küfreden birinden bahsediyoruz.

Öfke kontrolü olmadığı gibi çok rahat yalan söyleyip, küfredebiliyor.

Böyle bir karakter diyor ki, 16 Milyon buluşacak..!!

Ekrem bey, bence sen 16 milyonu kendi işlerine karıştırma ne İstanbul ne de Türkiye PKK-FETÖ ile aynı safta yürüyen, Devletin Valisine küfreden, vatandaşa hakaret eden seninle pek buluşmak istemez.

Gördüğün ve sana gösterilen rüyadan uyandığında sende çelişkilerini göreceksin eminim.

Bu arada Trabzon ziyaretinde Eren Bülbül’ün kabrini neden ziyaret etmedin yada edemedin gibi bir soruyu buraya bırakıyorum ÜZÜLME..!

Hatılatmakta fayda var. Edepsizliğin, şımarıklığın, hırsızlığın ve küfürün MAĞDURİYETİ OLMAZ.

31 Marttan sonra MAĞDUR olmuş tek taraf vardır MİLLETTİR.

CHP sandıkların tekrar sayılmasına engel olmasaydı bugün seçim konuşmuyorduk. Sandıkların saydırılmaması kararı geri kalan %90 sandıkta yapılan hırsızlığı unutturmak, göstermemek için miydi?

Mağdur millettir çünkü verdiği oy organize bir suç örgütü tarafından başkasına yazılmıştır.

Mağdur Arnavutköy’de Ekrem Bey’in ukala dediği kardeşimizdir.

Mağdur "antrikot olmaz herkes gibi kapuska" diyen birinin HERKES GİBİ olmayıp hakkı olmayan VIP’den geçemediğinde küfrettiği valimizdir.

Mağdur millettir çünkü bu kadar yalanı ve seviyesiz davranışı çekmektedir vesselam...

Devamını Oku

Basitlik ustalıktır

Sadece hayal edin…

Amerika’da hayatınızı idame ettiriyorsunuz ve bulunduğunuz eyalette Belediye Başkanlık seçimleri var.

İki aday var. Biri o eyalete ve ABD nezdinde Devlet adamlığı yapmış referansları olan biri olsun diğeri ise El-Kaide terör örgütünün ve dahi Rusya’nın açıktan desteklediği biri olsun. Sizce hangi aday kazanır? Daha doğrusu ABD sistemi El-Kaide’nin ve Rusya’nın açıktan desteklediği birinin aday olmasına izin verir mi?

ABD’de böyle bir adaya destek veren bir köşe yazarı bir televizyoncu, medya uzmanı bulabilir misiniz acaba?

Bakın daha o adayın El-kaide ağzıyla konuşmasına, Rusya’dan gazete manşetleri ile destek bulmasına, Rusya Büyükelçiliğinin malum adaya açıktan destek veren açıklamalarına, El-Kaide’nin bir mağaradan o aday için "ABD adayımıza oy versin" gibi bir açıklamasına, Hristiyanlığa ve kiliseye her türlü hakareti yapanlarla malum adayın yanyana olmasına daha gelmedik bile…

Mesela Almanya şu sıralar artan Müslüman nüfusuna karşı ileride Almanya’nın başına bir Müslüman’ın geçme ihtimalini masaya yatırmış ve alınacak tedbirleri tartışmakta.

Durum tespiti böyleyken kökü ve özü ABD, İngiltere, Almanya’dan daha öte olan ülkemizde 31 Mart yerel seçimleri öncesinde ve sonrasında çok garip şeyler oluyor.

İstanbul’u baz alarak konuşacak olursak bir aday açıktan “tarihte İzmir’den denize döktüğümüz iddia edilen” kadim düşman YUNAN tarafından açıktan destekleniyor. Aday “ben Rum değilim, Pontus değilim, Yunan’a ne oluyor?” diyemiyor. Yine aynı aday Türkiye’de 60000 binden fazla insanı katleden hala milletimize kurşun sıkan PKK TERÖR örgütü dağ ve şehir militanlarınca destekleniyor. Yasin Börü’nün katline yol açan azmettiricinin siyasetini çok beğeniyor.

Müslüman bir millete ve değerlerine hakaret ve küfreden bir toplulukla aynı safta yer alıp camilere oy için “samimiyetsiz ve riyakar” ziyaretler yapıyor.

15 Temmuz darbe ve işgal girişimi gecesinde her ne hikmetse Belçika’dan tıpkı FETÖ teröristleri gibi “SULH” mesajları atıyor.

FETÖ Belediyeler sorumlusu ile projeler yapmış, FETÖ kanalında yorumculuk yapmış ama gelgelelim “Ben FETÖ nedir bilmem, görmedim, tanımam” gibi insan aklını hiçe sayan bir açıklama yapıyor.

Ama Türkiye’de bu adaya tek kelime edemiyorsunuz çünkü çok üzülüyor. Sorularının sonuna ÜNLEM koyup zaman geçiriyor.

Biri de çıkıp bu adayın sırtını yasladığı PKK-FETÖ üzerinden eleştiride bulunduğunda “bizi ayrıştırmayın” diyen kör cahil bir yapıyla karşılaşıyorsunuz.

Sizce böyle bir adayın yada böyle bir aday çıkaran partinin derdi proje ve hizmet olabilir mi?

Sizce Avrasya Tüneli, Marmaray, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Kanal İstanbul, İstanbul Havalimanı CHP ve adayının umurunda mı?

Malum adayın İstanbul için hiç projesi yok diyoruz. Aslında bu bizim saf tarafımız. Hanımefediler, beyefendiler terör örgütlerinin açıktan desteklediği birinin veya partinin MİLLET menfaatine dayanan ne projesi olabilir Allah aşkına?

Tek proje seçimi kazanıp söz verdikleri şer odaklarına milletin hakkını paylaştırmak.

Tarihinde ve derin geçmişinde millete hizmet referansı olmayan ama belli bir zümreye hizmette sınır tanımayan bir parti İstanbul’a hizmet edebilir mi?

Dertleri, düşünceleri hiçbir zaman millete hizmet olmadı, olmayacak!

İstanbul için açıklayacakları bir tek projeleri yok ve hiç olmayacak!

31 Mart’ta yaptıkları OY HIRSIZLIĞI ile SANDIKTA darbe girişimi yaptılar.

Millet ve devlet uyandı.

Hatta dün YSK 31 Mart seçimlerinde yapılan bu organizasyona “SUÇ” diyerek yapılanı tescilledi.

23 Haziran seçimleri ile hedefledikleri şey, 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin hedefiyle aynıdır.

Basitlik ustalıktır der bir Çin atasözü öyle çok stratejik düşünmeye gerek yok...

Malum adayın projesi yok çünkü kendisi projedir.

Herşey bu kadar net..!

Devamını Oku

Ekrem ne diyebilir ki

Aslında soru çok basit ve net ..!

Haber Türk yazarı Mehmet Akif Ersoy öyle lafı eveleyip gevelemeden açık bir dil ile soruyor.

“PKK'ya, FETÖ'ye, yabancı basının özellikle İstanbul seçimleri üzerinden yürüttüğü, tartıştığı meselelere ilişkin yorumunuz nedir? “

Büyük puntolarla yazdım ki hani soruyu daha dikkatli okuyun diye…

Şimdi bu sorunun cevabında takdir edersiniz ki, PKK terör örgütü Dağ kadrosunun Ekrem’e verdiği destek, FETÖ’nün can hiraç şekilde Ekrem’e verdiği destek, Yunan basınının öncelikli olmak kaydıyla Ekrem’e verdiği destek hakkında bir yorum isteniyor. Zira bu adı geçen odaklar Binali Yıldırım’a destek vermiyor.

NET bir dil ile Ekrem’e destek açıklamaları yapıyorlar.

Soruda anlaşılmayacak bir şey yok zaten cevabın başlangıç kelimeleri ile Gazeteci Mehmet Beyin şaşkınlığı yüzüne vuruyor. Belli bir akıl ve zeka kapasitesine sahip biri bu basit soruyu gayet iyi anlayabilir.

Peki cevap nasıl geliyor.

“Ne diyebilirim ki..!” diye başlayan cümle ile karşılaşılaşıyoruz.

Ne mi diyebilir?

Mesela “FETÖ bu ülkede 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi yapmış bir terör örgütüdür. Böyle bir örgütün beni desteklemesi bana utanç veriyor. Bu ülkenin düşmanı benimde düşmanımdır. “ diyebilirdi.

Mesela “PKK bu ülkede 60000 insanımızı katletmiş bir terör örgütüdür. Hükümetin terörle vermiş olduğu mücadeleyi destekliyorum. Seçildiğim takdirde bırakın terör örgütü üyesini sempatizanlarını bile belediye kapısından içeri almayacağım” diyebilirdi.

Mesela “Yunan basının beni Yunanlı gibi göstermesi beni çok incitti. Ben Türküm ve bu ülkenin, bu toprakların özüne bağlı biriyim. Denize döktüğümüz Yunan’ın bu açıklamalarından dolayı milletimden özür dilerim” diyebilirdi.

Mesela “Bana verilen ABD ve Avrupa menşeili destek ile ne yapmaya çalıştıklarını bilmiyorum. Ben Batı’dan ülkeme gelecek her tehdide karşı devletimin yanındayım. S-400 dahil” diyebilirdi.

Yani Ekrem’in diyeceği ve diyebileceği çok şey varken ne dedi?

Sorunun içinde geçen FETÖ, PKK, Yabancı basın ifadelerini görmezden gelip, “es” geçip hatta sanki ona sorulan soru çok başkaymış gibi “Gelin Türkiye’yi beraber yönetelim” diyerek sorudan fersah fersah uzak bir cevaba girişti.

Evet NET olan tek gerçek şuydu:

Ekrem FETÖ’ye TEK kelime edemiyor..!

Ekrem PKK’ya TERÖR örgütü diyemiyor..!

Ekrem “İstanbul’u bir Yunan kazandı” manşeti atan ve bir gününü ayırdığı Yunan medyasına TEK kelime edemiyor.

Hal böyle olunca aslında Ekrem haklı, Ona destek veren FETÖ’ye, PKK ve siyasi uzantısına, belli ki kan bağı olduğu malum çevreye NE DİYEBİLİR Kİ..!

Ama mesela Ekrem İBB’de bir genel müdürle ilgili ASILSIZ VE MESNETSİZ ithamlarda bulunabilir. Resmi evrakla ve Genel Müdürün resmi açıklamasıyla iddia çürütülse bile Ekrem 24 Haziran sabahı sana ispatlarım diyerek Müdür’e garip bir göndermede bulunabilir.

Peki Ekrem bey iddiası doğruysa neden şimdi hemen iddiasını ispatlayamıyor?

Ekrem geçen hafta CNNTürk içinde aynı ithamı yapmıştı. Kameramanlar işten atılmış demişti. Şirket yetkilileri Ekrem’i yalanladı. Yıldıray Oğur iddiasının yalanlandığını bir röportajda yüzüne söylediğinde verdiği cevap cidden acıklıydı.

“Öyle olsun bakalım”

Nasıl öyle olsun Sayın Müdafa..!

Firma resmi bilgilendirme yapıyor. SGK kayıtlarından bile tespit edilebiliyor. Ama siz söylediğiniz yalana öyle inanmışsınız ki “Öyle olsun bakalım” diyorsunuz.

Ben şahsım adına ciddi problemleri olan biri ile karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek isterim.

Ne sorulan soruyu anlıyor ne de ithamları RESMİ yazı ve belgelerle yalanlanınca hala kendi yalanına inanıyor.

Artık burada söz bitiyor. Anlayana..! ÜNLEM

Devamını Oku

Algıya yenilmeyin

Dün Şehidimizin cenazesinde vahim bir hadise cereyan etti.

Şehidimizin ailesinin ve yakın akrabalarının cenazede HAKLI olarak görmek istemediği Kemal Kılıçdaroğlu cenazeye katılıyor. Geleceği yönünde her hangi bir haber dahi vermiyor.

Veee…bahsi geçen cenazede Kemal beye provakatif bir saldırı gerçekleşiyor.

Öncelikle her kim olursa olsun darp, şiddet asla savunulamaz. Protesto şiddete devşirilmedikçe haktır ve hukuksaldır.

Sonuçta devletin güvenlik birimleri tedbirleri alıyor ve şükür ki Kemal bey bölgeden zarar görmeden uzaklaştırılıyor.

Hadisenin ardından Ak Parti ve MHP kanadından, toplumun her kesiminden saldırıya tepkiler çığ gibi büyüdü.

Peki yetti mi? Elbette hayır...!

Saatler içinde sosyal medyada İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ve dahi topluluğu sakinleştiren Savunma Bakanının istifası istenmeye başladı.

Biz Kemal beye saldırı oldu aman dikkat edelim provakasyonlara gelemeyelim diye sükûnet tavsiye ederken çok garip şekilde CHP kanadı toplumu germeye, ayrıştırmaya devam etti.

Yineliyorum…Şiddet savunulamaz ve kınıyoruz. Sorumlular tespit edilip hukuka teslim edilmelidir ki soruşturma devam ediyor.

Garip olan şudur ki, bir kişide çıkıp “Bakın Kemal bey bu provakatif saldırıyı kınıyoruz ama sizde terörist cenazelerinde ağlayan vekillerinizi, TV ekranlarında “PKK silah bırakamaz” açıklamalarınızı, HDP ile ortaklığınızı lütfen gözden geçirin” niye demiyor?

Ülkemizin Güneydoğusunu Siyonist bakış açısı ile “Vaat edilmiş topraklar”   olarak gören Temelli ile neden yanyanasınız lütfen bunu yapmayın diye neden hiçbir gazeteci Kemal beye serzenişlerde bulunmuyor.

Pekiiii..!

CHP’ye oy verenler neden demokratik tepkisini ortaya koyup Kemal beye gidip “CHP’yi militarize ettiniz CHP bu değildir. CHP, FETÖ partisi değil, PKK partisi değildir lütfen toplumu ve bizi terörle yanyana getirmeyin” demiyor?

Evet kimse bunu dile getirmiyor. Ama eğer biri çıkıp CHP-HDP ortaklığını ortaya koyunca, S.Temelli’nin NET ifadesinden yola çıkarak seçimlerde CHP Terör destekçileri ile ortak oldu deyince bunu söyleyenler ayrıştırıcı, gerilim çıkarıcı oluyoruz öyle mi?

Yooook efendiler..!

Türkiye’de ne sokak olaylarının ne de şiddetin tarafı oluruz. Ama kimin kim olduğunu, kimin kimle iş tuttuğunu, İBB’de “Gülen” yüzün arkasına saklanmış şeytani planı her yerde ve her fırsatta anlatacağız.

Şahsım adına yazıyorum. Twitter hesabımdan Ekrem’i eleştirdim ve FETÖ bağlantıları ortaya koyduğum için, yürüttükleri algıya yenilmeyip gizledikleri planı ifşa ettiğim için hesabım sahip olduğum bütün elektronik cihazlarımdan engellenmiş durumdayım. Yine öğrendiğim kadarıyla Ekrem belli gazetecilerin susturulması için bazı mercilere başvuru yapmış. İşte size “Gülen” yüz ve şeytani planı….

Devamını Oku

Mücadeleye devam…

İstanbul İl Seçim Kurulu,  Maltepe İlçesi sayımları tamamlanır tamamlanmaz.

Mazbata yazım aşamasını videolara çekerek ve TARAF olduğunu gizlemeyerek İBB Başkanlığı Mazbatasını Ekrem’e verdi.

Öncelikle net ifade edeyim proje gereği yetiştirilen ve alışa gelindiği üzere mütedeyyin kesimi kandırmak adına yerleştirilmiş bir soy ismini kullanmayacağım.

Zira Türkiye yakın tarihi kendini soy isim değişikliği ile gizlemiş şer odaklarından gördüğü zararlar ile doludur.

Yani mazbata bir şekilde verildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “olağan üstü başvuru” sürecine atıf yaparak “süreç YSK’da bekleyip kararı bekleyeceğiz” dedi.

Tarihinde sayısız hukukçunun HUKUKU göz göre göre çiğnediği günleri hatırlayan biri olarak sonucu çokta merak etmiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bölünmez bütünlüğüne açıktan saldıran terör destekçileri ile bir arada olan “PARTİ” Ak Parti olsaydı şimdiye kadar HUKUK çemberinde kıstırılmış ve belkide kapatılmıştı.

Parti kapatmayı hoş görmeksekte dünyanın hiçbir ülkesinde o ülkenin topraklarına “VADEDİLMİŞ TOPRAK” göndermesi yapan hiç kimse, askerine kurşun sıkanlarla elele yürüyen hiçbir parti barınamaz, barınmamalıdır.

Hal böyle olunca Türkiye’de bazı kesimlere suç işleme, söylediği hukuka aykırı bile olsa söyleme lüksü veren bir hukuk sistemi var ve bu oldukça rahatsızlık verici bir durum.

Bu verilerden yola çıkarak düşüncem. Bu kadar BÜYÜK bir tezgâhı kuran yapının YSK aşamasını atladığını pek düşünmüyorum.

Neyse sonuçta beklemek ve görmek gerekecek.

Ekrem mazbata verildikten sonra gerçek yüzünü göstermeye başladı.

Öncelikle izlediği yol bizlere pek yabancı değil. Bu yolu muhafazakâr kesimi 40 sene kandırmış, başında takke ile Müslüman taklidi yapmış bir yapının izlediğini gayet iyi biliyoruz.

Riya ve samimiyetsizliğin en üst düzeyine şahitlik ediyoruz.

Çay ocağında  ANTRİKOT tiyatrosu yapıp öğle yemeğinde 1.800 TL fatura ödemek, gece çatışmada şehit olan askerlerimize güya rahmet okuyarak Şehitlerimize dil uzatan Canan ile yan yana olmak, 15 Temmuz’un sembol mekânlarından biri olan İBB binası önünde terör yandaşlarına gönderme yapmak ama ağzına tamda orada şehit olan insanlarımızı anmamak ve tabi hepimizin bildiği Ömer Halisdemir düşmanlığı…

İbretlik günler yaşıyoruz. 40 Sene milletimizi kandırıp vatanımızı işgal etmeye ve siyoniste satmaya çalışan bu yapıyı tespit etmek zor olmuştu lakin MÜSLÜMAN aynı yerden iki kere sokulmamalı..!

Seçim süreci YSK’da sürüyor ve orada sonuçlanacak.

Biz gelelim milletin beklediği meseleye yani Ak Parti Teşkilatlarında yapılacak temizliğe…

Millet, FETÖ ile mücadele kapsamında yan çizenleri, fetöcü bilinenlere kefil olan teşkilat mensuplarını biliyor ve artık görmek istemiyor.

Ayrıca özellikle hukuk sisteminden bir şekilde kurtulmuş, tahliye edilmiş ve ciddi manada fanatik fetöcüleri görüyor ve duyuyor. Bu çok büyük bir rahatsızlık oluşturuyor.

Sayıştay, Maliye Bakanlığı, Üniversiteler konusunda ciddi iddialar var.

Genel itibari ile sürekli yazdım ve Cumhurbaşkanına teklifimdir.

Fetö ile mücadele şehir bazında kurulacak masalarda yapılmalı. Şehir şehir damarlar temizlenmeli partilerle organik bağı olmayan kişiler bunu yürütmelidir.

Diyeceksiniz ki her şehrimizde hakimler, savcılar var.

Peki soruyorum millet bu kadar tahliyeden sonra sisteme güveniyor mu sanıyorsunuz?

Bugün seçimde HIRSIZLIĞI konuşuyorsak ve BELLİ KESİMLER hırsızlığa hırsızlık diyemiyorsa (özellikle bazı gazeteciler) bu BEKA mücadelesinin ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir.

Not: Yine doğruları yazdığımız için Twitter hesabımı kapattı. Hiçbir elektronik aygıttan kendi adıma hesap açamıyorum. Ekrem’in FETÖ ilişkisi ve FETÖ bağlantıları konusunda ısrarlı paylaşımlar yapınca hesabınız kapanıyor. Sonra bu yapı karşınıza çıkar ifade özgürlüğünden bahseder.

Hürmetler

Devamını Oku

Devlete operasyon devletin memurundan

31 Mart üzerindeki sis perdesi hala kalkmış değil.

Buda bize 31 Mart’ın çok detaylı ve ince ayrıntılarına kadar planlandığını gösteriyor.

Şimdi biz diyoruz ki; efendim İP hiç belediye kazanamadı.

Soru: Sizce İP’nin hedefinde bir belediye kazanmak var mıydı?

Cevap: KESİNLİKLE YOKTU.

Mesela Saadet Partisi oy oranlarında dibi gördü diyoruz.

Soru: SP partisinin İstanbul’da Büyükşehir Belediyesi için aldığı oy %1,21 peki bu oy oranı Binali Yıldırım’da olsaydı ne olurdu?

Velhasıl İP ve SP üzerlerine düşen görevi harfiyen yerine getirdi. Bu iki parti İHANET mi etmiştir. İhanet sizden olan birinin başkasına çalışmasıdır. Peki bu iki partinin BİZDEN olduğu konusunda ne kadar eminsiniz?

Geriye kalan 2 YAPI biri CHP diğeri HDP…

İkiside birbirinin yedeği olan iki ODAK.

S.Temelli’nin vaadedilen topraklar tezine sıkı sıkıya bağlı iki ORTAK.

Temelli SİYONİST ağzıyla konuşur, “GÜNEYDEKİ ÜLKEYE HAYRAN” olanların ADAYI mazbata fetişizmine düşer.

Tamda burada 31 Mart gecesi olanları daha iyi idrak edebilmek için 15 Temmuz’u hatırlayalım.

15 Temmuz gecesi Genel Kurmay Başkanlığına gelen Binbaşı darbe bilgisini verdiğinde bilgiyi doğrulamak, darbe girişiminin nasıl olabileceği konusunda inceleme yapılırken hadisenin vehameti ortaya çıkmıştı.

31 Mart SANDIK DARBESİNDE ise saat 02:00’den sonra Binali Yıldırım’ın oyları GARİP şekilde düştüğünde Ak Parti teşkilatlarınca fark edilen geniş çaplı operasyona ancak tepki gösterildi.

Yine 15 Temmuz gecesi millet sokaklara dökülürken sosyal medya hesaplarından “evlerinize dönün”, “askere karşı koymayın”, “sulh içinde olun” gibi paylaşım yapanlar çok garip 31 Mart’tan sonra “MAZBATA MI VERİN” paylaşımlarını yaptı.

Gelinen noktada Ak Parti yapması gereken muhasebeyi yapar ve yapmalıdır. Burada söylenecek sözlerimizi ve haklarımızı saklı tutuyoruz.

Lakin karşımızda siyasi plandan çok sosyal, psikolojik, stratejik bir plan var.

Yakın tarihimizin pek iyi bilinen ve ciddi problemleri olan şahsiyeti İNGİLİZLER ile yaptığı toplantıda kullandığı ifadeler şöyledir.

“Merak etmeyin Türkiye’de ticareti YAHUDİLERE yönetimi ise RUMLARA bıraktım”

Bu söz sarfedilmiş ve günümüze IŞIK tutan bir sözdür. Bu cümle üzerinden geçmişi, bugünü ve yarını okumanız mümkündür.  Geçmişleri incelendiğinde 4lü mekanizmanın bu cümlenin neresinde olduğu çok net görünmektedir.

Müdafa soyismi değiştirilirken akıcı şekilde konuşulan Rumcayı 2016 yılında görmezsen, anne ismi Rabin olanın başına takılan takkeyi ve neşrettiği ZEHİRİ 2016’da görüyorsan problem birazda bizdedir..!

Bugün ASALA’yı, PKK’yı,  S.Temelli’nin SİYONİZM kokan ifadelerini anlamayan, bilmeyen milyonlarca gencimiz ve insanımız var.

İdrak yolları TAM açılmadıkça HAK ile BATIL tam ayrıştırılmadıkça bu savaş kazanılmaz efendiler..!

Aksi takdirde “başına takke takmış ve zihinleri zehirleyen birine” inanan sürülere rastlarız. İslama ve Müslümana her fırsatta hakaret edenlerle beraber olup, seçimlerden önce millete “işiniz gücünüz inanç” diyen birinin Eyüp Sultan’da SAMİMİYETTEN UZAK gösterisine şahit oluruz.

31 Mart’ta bir FETÖ Sandık Darbesi ile karşı karşıya kaldığımızı sosyal medyada ilk ben yazmıştım. Şimdi de şunu yazıyorum. 31 Mart günü DEVLETİN MEMURU, DEVLETİNE OPERASYON çekmiştir.

İşte asıl mesele budur. Kimdir bu DEVLET MEMURLARI?

Kimin emriyle oylar üzerinde oynama yaptılar? Binali Yıldırım seçimi kazandık dedikten sonra saatler içinde oylarla oynayın diye düğmeye kim basmıştır?

Elbette tespit edilecek ve elbette DEVLET aklı bu saldırıya cevap verecektir. Şu an YSK memurları, sandık müşahitleri zan altındadır. Olağan şüpheliler kim olursa olsun devlet bu örümcek ağını çözmelidir.

Lakin çözülmesi gereken ilk cümle ticareti Yahudilere, yönetimi Rumlara diyen zihniyetin kökünün kazınmasıdır.

Bunun için yapılması gereken ilk şey EĞİTİM ve MÜFREDATTIR.

 

Devamını Oku

Sadece hırsızlık değil oyun büyük

Gün geçmiyor ki, şu canım memlekette bir gariplik, bir alavere dalavere olmasın…

Gün geçmiyor ki, şu aziz ve kıymetli vatanımızda MENFAATLERİ zarar görenler sessizliğe bürünüp kuytu köşelerde pusu kurmasın.

Kalemi elime aldığım günden beri söylenmeyeni söyleme, dokunulmayana dokunma derdindeyim.

Seçimler geçti. Dün ve Pazar günü televizyon kanallarını, gazeteleri gözden geçiriyorum.

Ben böyle bir eziklik, riya ve samimiyetsizlik görmedim.

Kimisi OBJEKTİF GAZETECİLİK diyor ama resmen ve alenen ÇALINAN OYLARA, KURULA TEZGAHA “Efendim kaydırma yapılmış” edasıyla yaklaşırken başka bir grup operasyonun büyüklüğünü görmezden gelerek “aday yanlıştı” meselesinin üzerinde duruyor.

Her iki grupta birşeyleri gölgelemeye çalışıyor. Birşeyleri görmeyelim, bakılması gereken yere bakmayalım diye çabalıyor.

İşin doğrusunu ifade etmek gerekirse

AK Parti teşkilatları içinde hemen hemen her ilde BÜYÜK problemler var.

AK Parti içinde FETÖ ile mücadeleyi engelleyen, kefillik sistemi ile FETÖcü kollayan kriptolar var.

AK Parti bazı şehirlerde düşük profilli aday göstermiş olabilir evet bu da doğrudur.

Zaten bu yapılan yanlışların cezasını hangi parti olursa olsun çekecektir ve Ak Parti’de çekecek.

Asıl mesele şudur. Bir şekilde temizlenemeyen ve giderek batak durumuna gelen FETÖ mücadelesinin eksikleri yüzünden 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde gerçekleşen SANDIK DARBESİ girişimidir.

Şimdilerde soğuk kanlı yaklaşılan bu konun biraz zaman geçtikten sonra ciddi ciddi konuşulacağını iddia ediyorum.

Bürokrasi ve teşkilatlarda kripto olarak kalanların haricinde itirafçıların verdiği bazı isimlerin hala görev yerlerinde olduğunu hatta bazılarının terfi aldığını biliyorum.

Hatırlatmak gerekirse 15 Temmuz’dan sonra olan hadise şudur. Darbe ve işgal girişimi geri tepen FETÖ ihraç ve soruşturmaların olacağını gayet iyi biliyordu. Bu sebeple personel daire başkanlıklarında ve kilit pozisyonlarda FETÖcüler pasif durumda olan, hasbel kader onlarla temas etmişlerin ismini ihraç listesine yazdı hatta bazılarını ihraç listelerinden çıkardırlar.

Bakın bazı örnekler vereyim. İtirafçı bir hukukçu ile görüştüm. İtirafçı; “Bizi evine davet eden, Pensilvanya’ya ziyarete gitmiş bir HAKİM bağlantıları yardımıyla ihraç edilmemiş ve hala devletten maaş alıyor” dedi.

Yine başka bir itirafçı ile görüşmemde “bizimle aynı okula giden hatta babası FETÖ gazetesini dağıtacak kadar aşırı fetöcü bir kaymakamın ismini devlete verdim ama ihraç edileceğine vali yardımcılığına atandı” dedi.

Başka bir hadisede ismi mahkeme tutanaklarına giren Maliye Bakanlığı personeli için bilgiyi veren kişi Bakanlıktan bir Daire Başkanı tarafından aranıyor. Kişi hakkında bilgi istiyor ve bu bilgi telefonda veriliyor. Suçlamadan ziyade araştırın diyor. Ama Maliye Bakanlığındaki Daire başkanı”şimdi kimsenin ekmeği ile oynamayalım” diyor.

Peki itirafçı olan yada bir şekilde FETÖcülerin ismini veren kişiler haklıysa neden hiç araştırma yapılmadan nasıl karar verildi? Yada kim kime kefil olduda terfi alacak kadar büyüdüler. Peki Maliye Bakanlığında Trabzon kökenli olup FETÖ gazetesi aboneliği için insanlara teklifler götüren ve halen daire başkanı olan o kişi kim ve neden hala görevinin başında?

Sadece bunlar değil elbette birde mahkeme süreçlerine el atan FETÖ militanları var. Mesela İTİRAFÇI oldunuz diyelim ve samimisiniz. İsimler ve bağlantıları verdiniz. Verdiniz isimlere dokunulmuyor ve aksine itirafçı olsanız dahi itirafçı olmayanlarla aynı muameleyi görüyorsunuz. Böyle kaç kişi var biliyor musunuz?

FETÖ itirafçı olanlara ceza vermek maksadı ile hepsine 2 senenin üzerinde ceza verdirip mesleklerinden men ettirdi. Peki bu süreçleri kim takip ediyor ve kim Başkan Erdoğan’a bilgi veriyor.

Ben söyleyeyim kimse...!

Şimdi düşünün oluşan mağduriyetleri

İşte bu AK Parti içinde ve Bürokraside kalanlar 31 Mart günü son operasyonlarını çekti. Şimdi ise hakkın aranmasından oldukça rahatsızlar ve bu seferde böyle olsun gibi saçma sapan bir yaklaşım içindeler.

Hayır efendim hak hukuk içinde sonuna kadar aranmalı durum tahmin ettiğinizden vahim. Objektif olmayıp bunu görmezden gelen bütün gazeteci ve yazarlardan, yorumlardan uzak durun derim.

Oyunun içinde bu sefer eli kalem tutanlarda var.

 

Devamını Oku

Teşhis ve şifa

Dün itibari ile 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri geride kaldı. Alınan sonuçlar ders, ibret ve dahi ciddi manada sıkıntılar içeriyor.

İbret ve ders kısmını ayrı, sıkıntı kısmını ayrı incelemek gerekiyor.

Cumhur ittifakı ülke genelinde oy oranını korudu. Belediye başkanlığı manasında koltuk kayıpları, kazanımları olsada ülke istikrarına devam kararı verildi.

Seçimin kazananı tek başına RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DIR.

Diğer kazananı CUMHUR İTTİFAKI’dır.

Bugün genel seçim olsa CUMHUR İTTİFAKI %52 ile ülke yönetiminin geneline sahip olacaktır ve Cumhurbaşkanlığı Yönetim sistemi devam edecektir.

Seçimin kaybedeni rehavete düşmüş, Erdoğan üzerinden nemalanan, FETÖ ile mücadeleyi sulandırmış millete dokunamayan ve dokunamamış AK PARTİ Teşkilatlarıdır.

Fakat her hastalığın, rahatsızlığın şifası önce teşhisi doğru koymaktan geçer.

Önce lafı çok eveleyip gevelemeden söylemek lazım Zillet ittifakı seçmeni hizmete, projeye, yatırımlara yada herhangi bir katkıya oy vermez. Oyunu ideolojik kullanır. Her ne olursa olsun ezbere oy kullanır. Bundan sonrada böyle olacak değişen bir şey olmayacak.

Peki hal böyleyken davayı satan kimdir?

Problem şudur:

  1. FETÖ ile mücadelede Şamil Tayyar FETÖ borsası kuruldu dediğinde, Metin Külünk dikkatleri FETÖ-PKK üzerinden örülen şer ağlarına çektiğinde her ikisine de bir şekilde sistem dışına itildi.
  2. FETÖ ile ilişkili doktorlara yol verilirken itirafçı olan tarafını milletten, vatandan yana konanlara haksızlık edildi.
  3. Yukarıda saydığımız nedenler belli bir kesimin mağduriyetini oluştururken, dokunamadığın yada FETÖ borsası ile korunan yapı kuyu kazdı.
  4. Bunlardan sonra en az bunlar kadar problemli durum AK Parti teşkilatlarıdır. Nemalanma peşinde olan, REİS etiketi ile piyasada dolaşan tipler en az FETÖ kadar tehlike oluşturdu.
  5. En büyük tehlikelerden biride kemikleşmiş ve merkez yönetime meydan okuyan ve millet içinde mağduriyet oluşturan BÜROKRAT KADROLARDIR.
  6. Ve çok konuşulan Beştepe’nin kapılarını şikayet ve millete kapatan DANIŞMANLAR heyeti…artık isimlerini bilen biliyor.

Mesela YÖK verdiği her kararla alt akademik camiada infial oluşturdu. Yrd.Doç için verilen kararlar, yeni doçentlik kriterleri akademik camiada ciddi manada rahatsızlık oluşturdu. Bilgi kirliliği oluştu ve büyük zarar görüldü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu meselelere çok acil eğilmeli ve net tavır ortaya konmalıdır. İstanbul, Ankara, Bursa ve diğer şehirlerde seçimi kazansın-kaybetsin TEŞKİLATLAR istifa etmelidir. Gerçek gönül erleri dümenin başına geçmelidir. Eğer gerekirse YENİ PARTİ  kurulabilir.

Peki bu problemler oluşurken bekleyen tehlikeler nedir?

İşte mesele burada kitleniyor. Siz ne kadar öz eleştiri yaparsanız yapın yüksek tansiyonlu günler ülkeyi bekliyor.

Zira karşıdaki yapı sırasıyla EKONOMİK VE SOKAK OLAYLARI ile karşımıza çıkacak bekleyin görün.

Devamını Oku

Yerelden Golan Tepelerine

Bugün Dünya hukuksuzluğa, haysiyetsizliğe ve dahi Devlet eliyle teröre şahitlik ediyor.

ABD, Trump gibi tedaviye muhtaç biri aracılığı ile HUKUKU ayaklar altına alarak, masumları katletmesi için TERÖR devleti İsrail’e yol veriyor.

Masumlar bombalanırken fotoğrafın bütün detaylarını görebilen kaç kişi varız sizce?

Biz 31 Mart’ta YEREL seçime giderken; ABD, GENEL savaşı çıkarma derdine düşmüş durumda.

Zira tek dertleri Siyonist Yahudilerin ve Evanjelistlerin maksatlarına ulaşmasıdır.

BEKA derken sadece sınır dâhilindeki hadiselerden, terörden, kalleşlerden ve düşmanlardan bahsetmiyoruz. BEKA; bölgenin, müslümanın, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve dahi 7’den 77’ye KADİM Devletimize ihtiyaç duyan bütün masumların BEKASIDIR.

Siyon uşakları içeride KİRLİ VE PİS KOKAN bir ittifak ile milletin iradesine, hürriyetine, ekonomisine, vatanın bayrağına saldırırken FİLİSTİN’de masumlara bomba yağdırıyor.

Pekiiii..!

Yeni Zelanda’da Müslümanları katleden Hristiyan Terörünü göremezden gelip İslam alemine kabahat bulan Genel Başkan sizce Netanyahu’ya terörist diyebilir mi? Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde milyonlarına milyon katan o malum iş adamları ağızlarını açıp Tel-Aviv’e sallayabilir mi?

Lafı gevelemenin yeri değildir. Şimdi doğruları dosdoğru söylemek şarttır..!

Bu ülkede hatırı sayılır bazı iş adamlarının ve belli bir kesimin göbeği Tel-Aviv’de kesilir. Onların Başkanı Netanyahu’dur. Bugün BEKA dediğimiz varolma, bağımsız olma mücadelemizin karşısındaki yegane ve kadim düşman Siyonist ve Evanjelist Terördür.

Dört benzemesi bir araya getiren, 60000 şehidi gözümüzden kaçırmaya çalışan, sabah akşam Millete yalan söyleyen, listelerinde teröre sahip çıkanlar, Güneydeki çok sevdikleri ülkeye secde etmektedirler.

AK Parti-MHP ittifakını ve dahi istikrarı bozup, SİYON destekli bir imza ile “Güneydoğu Anadolu Türkiye’nin değildir” kararı çıkarmalarına seyirci mi kalmak istiyorsunuz?

Hani varmış ya KÜSKÜNLER..!

Neye küstülerse artık Erdoğan’ın İsrail’e çektiği “one minute” mi? Sınır ötesinde, berisinde bayrak, ezan ve vatan düşmanlarına söktürdüğü köke mi? Bürokratik yanlışlar olsa da FETÖ’ye dünyayı dar etmesine mi?

Meselenin Erdoğan-Bahçeli olmadığı görünen ve yegâne gerçektir. Memleketi, Golan Tepeleri misali ona buna peşkeş çekeceklere karşı durulacak ilk gün 31 Mart’tır.

Küstüm demek nefsanidir. Bu vatan için dağda, ovada, Çanakkale’de, 15 Temmuz’da ŞEHİT olanlar, Gazi olanlar kime küsmüş ki sen şahsına özel Erdoğan’a kızıyorsun.

Bazılarıda Ankara’da LİYAKAT derdine düşmüş. İyi de etmiş.

Lakin LİYAKAT diye bağıran adamın çek-senetçiye, terör destekçisine oy vermesi küskünlük değil düpedüz hainliktir. Ayrıca sen LİYAKATI hangi diploma ile istiyorsun onu da ayrı konuşmak lazım..!

Kapalı kapılar arkasında, masa altında iş çeviren particik kurma derdine olanlar..!

Golan Tepelerinin bir günde saçma sapan bir imza ile neye sebep olduğunu görüp yarın bunun bizim başımıza gelmeyeceğini garanti edebilirler mi?

Trump gibi biri bunu çok rahat yapabilir ki benzerlerini yapıyor. Peki bunu yaptığında başımızda Bahçeli yada Erdoğan olmasa sizce sonumuz ne olur?

Zaman nefsin, kişisel çıkarların peşinde koşma zamanı değildir. Okyanus ötesinden bir terörist aşağılık bir şekilde 31 Mart’ta şuna oy verin diyorsa ve bizde MİLLET olarak teröristin, siyon uşağının desteklediğine dersini vermiyorsak

ÇANAKKALE hiç olmasaymış..!

15 Temmuz’da tankların önüne kimse yatmasaymış..!

Okyanus ötesindeki neidüğü belirsiz Haçlılar sizin evinize ilişmez dediğinde Yeni Zelanda’da Cuma Namazı esnasında Müslümanlar katledildi. Bir FETÖ teröristi “Güneydeki benim sevdiğim ülke” göndermesiyle kıblesini belli ederken o terörist ülke imzayı bahane edip Filistin’e bomba yağdırır oldu.

Hala gözünü açmayanlara sesleniyorum. Artık silkelenin zira bu millet bu kadar ihaneti bu kadar çukurluğu kaldırmaz.

Şimdi şu vitaminsiz kafalar Yerel seçimi Golan Tepelerine bağladılar diyebilir.

Yenikapı’daki 1.600.000 kişiyi 100 TL’ye bağlayan bir zekanın 31 Mart ile Golan Tepeleri arasındaki bağlantıyı görmemesi doğaldır.

Velhasıl gözü açmak şarttır.

Zaman ZİFİRİ KARANLIKTA AK SÜTÜN İÇİNDEKİ AK KILI görme zamanıdır. Önce 31 Mart’ı sonra Golan’ı sahibine teslim etme zamanıdır.

 

Devamını Oku
}